kim kilarcıbaşı tarafından ve dış sakkâbaşı tarafından üçer âdem beher yevm alt …
Anlar dahi Eski Sarây dâhilinde olan uyûn-ı Şem‘ûn'u cümleden hafîf ü mu‘tedil serî‘u'l-hazm bir âb-ı hayât buldular. Ve bundan gayrı uyûnların âb-ı sâfîlerin beşer miskâl olmak üzre pembeler ile berâber vezn edüp mevzûn pembeleri vezn olunmuş âb-ı rakîklere ilkâ edüp mezkûr pembeler beşer miskâl suları cezb edüp ba‘dehu pembeleri âfitâb-ı âteş-tâbda kurudup cümle pembeyi vezn edüp bu ayn-ı Şem‘ûn'da ıslanan pembe cümle pembelerden hafîf gelmek ile kavl-i hukemâ gâyet latîf su olduğundan Ebü'l-feth Sultân Mehemmed dâ’imâ ol âb-ı nâbdan nûş ederdi. İlâ hâze'l-ân cümle pâdişâhlar andan nûş ederler kim kilarcıbaşı tarafından ve dış sakkâbaşı tarafından üçer âdem beher yevm altı kişi üçer seyishâne yükü yigirmişer vukıyye gelir gümüş güğümlere ol âb-ı nâbdan leb-ber-leb edüp su nâzırı huzûrunda kilarcıbaşının mu‘temedün-aleyh âdemlerinin mührüyle kırmızı balmûmları ile güğümlerin ağızların mühürleyüp pâdişâha her bâr götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
… st havzı değildir. Cânib-i erba‘ası mermer kafeslerdir. Cemâ‘at âb-ı hayâtından
nûş ederler
. Üstü yassı kurşum örtülü alçak kubbedir. Ammâ garâyib bu kim cemî‘i havzın şâz …
Ve bu harem-i beyâzın tâ vasatında bir havz-ı ibret-nümûn vardır. Bu dahi vâcibü's-seyr sihr-i i‘câz bir havz-ı murabba‘dır. Ammâ âbdest havzı değildir. Cânib-i erba‘ası mermer kafeslerdir. Cemâ‘at âb-ı hayâtından nûş ederler. Üstü yassı kurşum örtülü alçak kubbedir. Ammâ garâyib bu kim cemî‘i havzın şâzrevânları aşağıdan yukaru pertâb etdüğiyçün şâzrevân derler. Ammâ bunun âb-ı hayâtı kubbesinden aşağı Selsebîl-âsâ cereyân eder. Garâyib temâşâdır kim im‘ân-ı nazar ile temâşâ eden hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 44a ·
metinde göster ·
… d pâyelerde Süleymâniyye'deki gibi çeşmeler vardır, cemâ‘at tecdîd-i vuzû’ edüp
nûş ederler
.
Ve cümle (---) pençereler eyle müzeyyendir kim cümle kanatları sadefkârî murakka‘ kapaklardır ve cümle kat-ender-kat reng-â-reng billûr ve necef ve moran (---) câmlardır. Ve gerüdeki iki aded pâyelerde Süleymâniyye'deki gibi çeşmeler vardır, cemâ‘at tecdîd-i vuzû’ edüp nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 60a ·
metinde göster ·
… Meyhor kimesneler zeyt yağıyla pişirüp yâhûd limon ile çiğce tenâvül edüp bâde
nûş ederler
, ta‘âm-ı tarabdır. Ammâ bâde içmeden de bir âdem beş on gün ol istiridyeden ten …
Ol mahallin deryâsında bir gûne deryâ mahlûku çıkar, başka sayyâdları vardır, istiridye derler, incü sadefi hurdesi-misâl beyâz kabuk içre zî-rûh bir mahlûkdur. Meyhor kimesneler zeyt yağıyla pişirüp yâhûd limon ile çiğce tenâvül edüp bâde nûş ederler, ta‘âm-ı tarabdır. Ammâ bâde içmeden de bir âdem beş on gün ol istiridyeden tenâvül etse her gece ehliyle ve nâ-ehliyle beşer onar kerre cimâ‘ eder. Bu gûne bir mahlûkdur kim Tershâne bâğçesi önünde hâsıl olan gâyet memdûhdur. Bâğçe üstâdına sayyâdları senevî on bin akçe avâ’id verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124b ·
metinde göster ·
… ırz tâ’ifesi atlar ve arabalar ile {gelüp} bundaki dırahtlar sâyesinde ayş [u]
nûş ederler
. Ve,
Bu mahalde niçe çemenzâr soffalar vardır, mahfîce sohbet murâd edinen ehl-i ırz tâ’ifesi atlar ve arabalar ile {gelüp} bundaki dırahtlar sâyesinde ayş [u] nûş ederler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146a ·
metinde göster ·
… re komuşlardır, aslâ bir katre akmaz böyle koyu bozadır. Ekser ulemâ ve meşâyih
nûş ederler
. Hâmile hâtûnlar içse batnında evlâdları ten-dürüst olup vaz‘-ı hamlden sonra n …
Esnâf-ı tatlı bozacıyân: Pîrsizleri yine Salsâl'dır. Dükkân kırk, neferât 105, bunlar Tekirdağı'nın darısından bir gûne beyâz süd gibi boza yaparlar kim gûyâ bir kâse cüllâb-ı hoş-güvârdır. Niçe kerre tecrübe içün makremelere komuşlardır, aslâ bir katre akmaz böyle koyu bozadır. Ekser ulemâ ve meşâyih nûş ederler. Hâmile hâtûnlar içse batnında evlâdları ten-dürüst olup vaz‘-ı hamlden sonra nûş etse südü çok olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212b ·
metinde göster ·
… ldur kim, yedi yıllık ve bir yıllık keskin şarâbı âteşde müselles gibi kaynadup
nûş ederler
. Bir filcân içen Arapça mertebesine varır. Müsellesciler dahi eylece alayda d …
Esnâf-ı müsellesciyân: Dükkân 10, neferât 50. Mü’ellifi imâm Züfer'dir derler. Ammâ müselles oldur kim üzüm şırasın bir kazana koyup germâ-germ âteşde kaynarken bir çubuğu kazan içindeki şıraya berâber kesüp çubuğa üç aded kertik kertüp kaynaya kaynaya ol şıra ol çubuğun iki kertiği zâhir olup üçüncü kertik nümâyân olduğıyçün ana müselles derler. Zîrâ üçün ikisi mahv olup biri kaldıkda helâl [ü] zülâl müselles-i şer‘î olur. Öyle ise müselles dedikleri bekmezdir. Ammâ İslâmbol müsellesi oldur kim, yedi yıllık ve bir yıllık keskin şarâbı âteşde müselles gibi kaynadup nûş ederler. Bir filcân içen Arapça mertebesine varır. Müsellesciler dahi eylece alayda dükkânların şîşe ve kadehlerle zeyn edüp ubûr ederler. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b ·
metinde göster ·
… zurûm kal‘asının sâhib-i tab‘ olan ahâlîsi ekseriyyâ bu mâ-i Furât'dan getirdüp
nûş ederler
ammâ yine kal‘a-i Erzurûm içre Cennetbınarı derler bir aynu'l-hayâtdır, çoğu an …
Bu Erzurûm kal‘asının sâhib-i tab‘ olan ahâlîsi ekseriyyâ bu mâ-i Furât'dan getirdüp nûş ederler ammâ yine kal‘a-i Erzurûm içre Cennetbınarı derler bir aynu'l-hayâtdır, çoğu andan nûş ederler kim âdeme hayât verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286b ·
metinde göster ·
… â yine kal‘a-i Erzurûm içre Cennetbınarı derler bir aynu'l-hayâtdır, çoğu andan
nûş ederler
kim âdeme hayât verir.
Bu Erzurûm kal‘asının sâhib-i tab‘ olan ahâlîsi ekseriyyâ bu mâ-i Furât'dan getirdüp nûş ederler ammâ yine kal‘a-i Erzurûm içre Cennetbınarı derler bir aynu'l-hayâtdır, çoğu andan nûş ederler kim âdeme hayât verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286b ·
metinde göster ·
… cereyân eder. Gâyet mu‘tedilü's-suhûndur. Ba‘zı kimesneler gözeler içre sovudup
nûş ederler
. Gâyet azb u şîrîndir. Cüzzâm ve felç ve barasa ve hafakâna ve zâtü'l-cenbe, bi …
Evsâf-ı germâb: Şehr-i Ilgın'ın hârici garbında ve bayır dibinde bir uyûn-ı hârradır. Sultân Alâ’eddîn nikrîs marazına mübtelâ olup bu hummâda ifâkat bulduğu içün bu uyûn-ı hârra üzre müfîd ü muhtasar bir kubbe ve câmekân ve bir havz-ı azîm binâ edüp iki yerden mermer esed başı eşkâlinden âb-ı germâb havza cereyân eder. Gâyet mu‘tedilü's-suhûndur. Ba‘zı kimesneler gözeler içre sovudup nûş ederler. Gâyet azb u şîrîndir. Cüzzâm ve felç ve barasa ve hafakâna ve zâtü'l-cenbe, bi-emr-i Hudâ gâyet nâfi‘dir. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 9b ·
metinde göster ·
… erler. Ve tâ’ife-i Yahûd Hazret-i Mûsâ bu aynda gasl etmişdir deyü ziyâret edüp
nûş ederler
. Ammâ gâyet müsta‘mel etmişler. Bu iki uyûnun "Ni‘meteyn" ismiyle müsemmâ olmas …
Bu dahi ana karîb bir vâsi‘ bi’r-şekilli nerdübân ile inilir bir aynü'l-hayatdır. Ta‘amda Kuds-i Şerîf'de Âb-ı selvâ'nın lezzetindedir. Ekseriyyâ bu aynda Hazret-i İsâ gasl etmişdir deyü millet-i Nasârâ ve Efrenc tâ’ifesi nûş edüp gasl ederler. Ve tâ’ife-i Yahûd Hazret-i Mûsâ bu aynda gasl etmişdir deyü ziyâret edüp nûş ederler. Ammâ gâyet müsta‘mel etmişler. Bu iki uyûnun "Ni‘meteyn" ismiyle müsemmâ olmasın "Manzara-i Enhâr-ı Uyûn ve Bi’r-i Germâb" nâm târîhinde, bizzât Hazret-i Risâlete sehhârlar sihr etdiklerinde ilhâm-ı Rabbânî ile Hazret-i Resûl, Şâm kurbunda Busrâ şehrinde ticârete geldikde şehr-i Busrâ'da Buhîra nâm bir râhib var idi. Ol eydür: "Yâ Muhammed! Sende sihir alâmeti var. Durma, Akka'da Ni‘meteyn derler iki uyûn vardır, birine Hazret-i Mûsâ girüp Fir‘avnîler sihrinden emîn olup bahr-i Kulzüm kenarında Fir‘avnîlere gâlib olup cümle Fir‘avnîler gark-ı âb olup Mûsâ Nebî sihr-i murâ‘inelerden halâs oldu. Birine Hazret-i İsâ Nebî girüp sihr-i İsrâ’îl'den halâs olup âsumâne urûc etdi. Yâ Muhammed! Sen de Akka'da ol uyûnlara girüp gasl eyle. Benî Kureyş kabîlesi sihrinden emîn olup onlara alâ-gâlib ile galebe edesin. Ve yâ Muhammed! Akka'da uyûn çokdur. Her kankı ayn sana 'Ene'n-ni‘meteyni'l-huld' derse anlara girüp gasl eyle" deyince Hazret-i Resûl, Buhîra râhibin ta‘lîmiyle Akka'ya gelüp deverân u seyerân ederken bu iki uyûn "Yâ Muhammed! Ene'n-ni‘meteyni'l-huld biziz!" dediler. Hazret Bismillah ile bu iki aynda gasl edüp cümle sihirden emîn olup "Hâzâ ni‘meteyn" buyurmuşlardır. Cemî‘i elsine-i muhtelife tevârîhlerinde bu Ayn-i Ni‘meteyn mastûr olduğundan mâ‘ada bizim niçe yüz kütüb-i mu‘teberelerimizle evsâfı mastûrdur. Anınçün cemî‘i memâlik-i mahrûselerde niçe bin meshûr ve sevdâ-zede ve sarı‘a zahmetine mübtelâ âdemler bu ni‘meteynlere girüp bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulup gider. Hakîr bir niçesine vâkıf-ı esrârım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43b ·
metinde göster ·
… -ı temmûzda at ile ubûr olunmak mümkündür. Cümle Divriği halkı bu âb-ı hayâtdan
nûş ederler
.
Divriği kal‘asıyla bu Kestigân kal‘ası mâbeyninde nehr-i Furât cereyân edüp andan kal‘a-i Eğin'e, andan Arabkîr'e, andan kal‘a-i Çemişkezek'e varup anın kurbundan Çat nâm mahalde nehr-i Furât'a mahlût olup niçe kılâ‘lara uğrayup andan Birecik'e andan yigirmi konakda Basra kurbunda kal‘a-i Kurna dibinde nehr-i Şatt'a munsab olup Şattü'l-Arab olduğu nehr-i Furât'ın tulû‘u Erzurûm'da olduğu mahalde gurûbuna dek nehr-i Furât'ın evsâfı nass-ı kâtı‘la ve hadîs-i şerîf ile ve kelâm-i Alî mufassal tahrîr olunmuşdur. Zîrâ Arz-ı Mukaddes içre bu nehr-i Furât ile nehr-i Âsî'den gayri ulu su yokdur. Ammâ bu kal‘a-i Divriği'ye geldüğü mahalde dahi ibtidâlarıdır, nehr-i azîm olmayup mâh-ı temmûzda at ile ubûr olunmak mümkündür. Cümle Divriği halkı bu âb-ı hayâtdan nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 80b ·
metinde göster ·
Mu‘tâd-ı latîf-i ahâlî-i Sofya: Sâhib-i tab‘ olan kimesneler pâk destiler ile bu bana suyundan doldurup sermâ olunca nûş ederler. Zîrâ âb-ı hayâtdan nişân verir. Cemî‘i ılıcaların suları kükürd veyâhûd zırnıh kokup gümişin reng-i rûyin mütegayyir eder. Ammâ bunda aslen ve kat‘an eyle râyiha ve tagayyür-i reng-i ma‘âdin etmek yokdur. Altuna ve gümüşe gâyetü'l-gâye cilâ verüp berrâk eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140a ·
metinde göster ·
Ve bu şehrin yaylası hâlâ Sübhân dağıdır kim Bingöl yaylasından sonra bu Sübhân dağı yaylasıdır. Üç bin aded süd sarnıcı var imiş. Koyun ve keçi ve câmûs ve sığır ve atlarının südlerin sağup eğer koyun südü ise her gûne hayvân südünün bir gûne sarnıçları var. Herkes südünü mezkûr sarnıçlara döküp aşağı şehir içre yedi bin aded süd çeşmeleri var imiş. Süd sâhibinin âdemleri şehre haber getirüp sahrıca dökdüğü südü aşağı şehir içre süd çeşmelerinden alup öşrün Mâhân pâdişâhına verirlerdi. Öşr-i sultâniye çün [ü] çerâ olmayup kendülerinde dahi aslâ hilâf yok idi. Anınçün bu şehre müverrihîn Dârü'l-Büleh derler. Ve ol kadar ulu âdemler var imiş kim bir teveccüh-i tâm {ile du‘â} etseler cemî‘i hayr murâdâtları min indillah hâsıl olurmuş. Ve hâlâ süd çeşmelerinin ta yaylaya varınca yollara âşikâredir. Hatta Alî Kay Câmi‘i kurbünde tûlu üç bin adım bir sûk-ı sultânî vardır, üç bin dükkândır. Cümle sırma ve kılabdân çârsûsu imiş ve her çârsûnun dervezeleri üzre bâzâr-ı sarrâc ve bâzâr-ı cüllah ve bâzâr-ı gazzâz, deyü taşlarda esmâları tahrîr olunmuşdur. Hatta koyun südü çeşmesi ve keçi çeşmesi ve baytal çeşmesi deyü nâmları yazılmış. Baytal çeşmesi, ya‘nî kısrak südü çeşmeleri vardır. Andan ma‘lûm oldu kim bu kavim Tatar imiş kim at südü nûş ederlermiş. Zîrâ ta binâların târîhleri lehce-i ibâretleri cümle hatt-ı Tatar-ı Çağatayîdir. Ve bu şehrin zamân-ı imâretinde atdan gayrı bu şehre bir hayvân girmezmiş ve zî-rûh kısmı boğazlanmazmış. Cümle taşrada boğazlanup şehre getirirlermiş kim yedi bin hemân kassâb dükkânları var imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 240a ·
metinde göster ·
… çeküp içine Şatt dibinden buz pâresi gibi âb-ı hayât su dolup taşra çekerler ve
nûş ederler
. Ammâ gûyâ buz pâresi komuşlardır. Hakkâ ki Şatt'ın dibi gâyet sovukdur. Ammâ b …
İbret-nümâ-yı diğer-i musanna‘: Bu şehr-i Bağdâd'da gâyet şiddet-i hâr üzre olduğundan nehr-i Şattu'l-Arab hammâm 343b suyu gibi cereyân eder. Bağdâd'ın sâhib-i tab‘ olan kimesneleri bu kumkumanın ağzını berkidüp kapağına bir ip ve kumkumanın boğazına bir ip bâğlayup bir taş dahi bâğlayup kumkumayı Şatt'a atup ka‘rına inince mezkûr kumkumanın kapağına bâğlı ipi çeküp içine Şatt dibinden buz pâresi gibi âb-ı hayât su dolup taşra çekerler ve nûş ederler. Ammâ gûyâ buz pâresi komuşlardır. Hakkâ ki Şatt'ın dibi gâyet sovukdur. Ammâ bir kulaç kadar suyu germâ ve bî-sermâdır. Ve Bağdâd'ın önünde Şatt'ın ka‘rı yigirmi ve on beş ve on yedi zirâ‘dır ammâ aşağılarda deryâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 343a–343b ·
metinde göster ·
… n [u] bîrûnunda hân ile sâkin olanlar bu bi’r-i zülâlden dollâblar ile su çeküp
nûş ederler
ve gayrı levâzımâtlarına mâ-i zülâlden isti‘mâl ederler. Ve bu sarây-ı azîmin c …
Sitâyiş-i imâret-i kal‘a-i İmâdiyye: Şâhbender defteri üzre derûn-ı kal‘a-i İmâdiyye'de cümle (---) aded hânedân u sarây-ı âlîler u tahtânî vü fevkânî kârgîr binâ büyût-ı ra‘nâlardır. Ve cümle kireç ve cir u cıbıs ve hâk-i pâk ile mestûr külbe-i ahzân-ı ma‘mûrlardır. Cümleden Hân Sarâyı Muzurî kapusunun iç yüzünde bir köşeye vâki‘dir. Bu sarây-ı azîm gûyâ İmâdiyye kal‘asına iç kal‘a vâki‘ olmuşdur. Yüz elli aded hücre-i ma‘mûrlar ile ârâste ve dîvânhâne ve hammâm u kâ‘alar ile pîrâste olmuş sarây-ı azîmdir. Bin on seneden berü gelen hân-ı hânân mülûk-ı selâtîn-i Abbâsiyân'ın her biri birer âsâr-ı binâ zamîme ederek kasr-ı Havernak-misâl bir sarây-ı pür-kemâldir. Ve bu sarây içinde bir meydân-ı azîmin bir köşesinde bâğ-ı İrem-misâl bir bâğçesi var ve anda iki aded sebz-gûn zümürrüd-misâl serâmed serv dırahtları var kim her gören "Sübhânu'l-Hallâk!" deyü engüşt ber-dehen edüp ta‘accüb eder. Ve bu bâğçe kurbünde seng-i hârâdan Sultân Hüseyin İmâdiyye'de sikke ve hutbe sâhibi iken bir çâh-ı mâ kazdırmış, umku yetmiş zirâ‘-ı Mekkîdir ammâ âb-ı hayâtdan nişân verir. Cümle sarâyın enderûn [u] bîrûnunda hân ile sâkin olanlar bu bi’r-i zülâlden dollâblar ile su çeküp nûş ederler ve gayrı levâzımâtlarına mâ-i zülâlden isti‘mâl ederler. Ve bu sarây-ı azîmin cümle revzenleri cânib-i (---) küşâde olup cihân-nümâ maksûreler ile müzeyyen bir taht-gâh-ı Âl-i Abbâsiyân'dır. Ancak meydâna nâzır bir kapusu gûyâ kal‘a kapusudur. Ve bu Hân sarâyı kurbünde yine Muzurî kapusu iç yüzünde Zıbarı beği sarâyı dahi meşhûr ve ma‘mûr u müzeyyen sarâydır. Ve yine Hân sarâyı meydânına nâzır Muzurî kapusu kurbünde Muzurî beği sarâyı, bu dahi İmâdiyye ve Kürdistân'da meşhûr hânedândır. Ve Mezâristân meydânında Kadı efendi sarâyı mahkeme-i şer‘-i Resûl-i Mübîn'dir kim dîvânhâne ve hücreleri cümle kal‘a bedenleri üzre vâki‘ olup cihân-nümâ bir hevâdâr sarây-ı ra‘nâdır ve Şeyhülislâm Monlâ (---) Efendi sarâyı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 378a ·
metinde göster ·
… Kadı medresesi kurbünde dahi bir âb-ı nâblı kuyu vardır. Ol mahalle halkı andan
nûş ederler
. Ve mezâristân kurbünde mahkemeye karîb bir âb-ı rakîk bi’r-i mâ vardır. Ve Sey …
Kal‘a-i İmâdiyye içindeki âb-ı hayât kuyuları beyân eder: Cümle (---) aded âb-ı zülâlden nişân verir çâh-ı mâlardır. Evvelâ Hân Sarâyı içindeki kuyu seng-i hârâdan kesilmiş bir bi’r-i azîmdir. Vasfında lisân kâsırdır. Sâhibü'l-hayrât Sultân Hüseyin halîfe iken mâl-ı firâvân sarf edüp kazdırmışdır ve yetmiş arşın derindir ve âb-ı hayâtdır. Cümle atşân andan âb-ı bâridi nûş edüp sâhibü'l-hayra hayr du‘â ederler. Ve Kadı medresesi kurbünde dahi bir âb-ı nâblı kuyu vardır. Ol mahalle halkı andan nûş ederler. Ve mezâristân kurbünde mahkemeye karîb bir âb-ı rakîk bi’r-i mâ vardır. Ve Seyyid Hân medresesinde memdûh-ı âlem üç aded âb-ı hayât çâh-ı mâlar vardır kim birbirlerinden lezîzdir. Büyük kuyunun umku kâmil altmış zirâ‘dır. Ve Muzurî kapusu yanında Lulub nâm bir kuyu vardır, âb-ı kevserden nişân verir. Ve Hammâm kuyusu sehel şorcadır. Ve Ulucâmi‘ kuyusu, mâh-ı Temmuz'da yah-pâre-misâl bir âb-ı tahûrdur. Bu bi’r-i azîm dahi vâcibü's-seyr bir çâh-ı ibret-nümâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380a ·
metinde göster ·
… im ana Şatt derler. Tâ şehrin kenârında cereyân edüp cümle ahâlî-i Cezîre andan
nûş ederler
, ammâ yukaru kal‘a halkı Şatt'ın taraf-ı (---) mukâbelesi aşrı (---) dağından ü …
Alâmet-i enhâr-ı âb-ı revân: Şehr-i Cezîre'nin âb-ı hayâtı nehr-i Dicle'dir kim ana Şatt derler. Tâ şehrin kenârında cereyân edüp cümle ahâlî-i Cezîre andan nûş ederler, ammâ yukaru kal‘a halkı Şatt'ın taraf-ı (---) mukâbelesi aşrı (---) dağından üstâdlar ayn-ı (---) âlî binâ terâzûlar ile ve künkler ile Şatt altından ol suyu Cezîre'nin iç kal‘asına çıkarup kal‘a halkı andan nûş ederler. Andan aşağı Beğ hammâmına bu su gider, âb-ı hayât-ı ayndır. Ve şehrin garbında bâğlar içre ayn-ı Sakalân (---)(---) gelüp Şatt'a rîzân olur âb-ı zülâldir.(---)(---)(---)(---)(---)386b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 386a–386b ·
metinde göster ·
… ler ile Şatt altından ol suyu Cezîre'nin iç kal‘asına çıkarup kal‘a halkı andan
nûş ederler
. Andan aşağı Beğ hammâmına bu su gider, âb-ı hayât-ı ayndır. Ve şehrin garbında …
Alâmet-i enhâr-ı âb-ı revân: Şehr-i Cezîre'nin âb-ı hayâtı nehr-i Dicle'dir kim ana Şatt derler. Tâ şehrin kenârında cereyân edüp cümle ahâlî-i Cezîre andan nûş ederler, ammâ yukaru kal‘a halkı Şatt'ın taraf-ı (---) mukâbelesi aşrı (---) dağından üstâdlar ayn-ı (---) âlî binâ terâzûlar ile ve künkler ile Şatt altından ol suyu Cezîre'nin iç kal‘asına çıkarup kal‘a halkı andan nûş ederler. Andan aşağı Beğ hammâmına bu su gider, âb-ı hayât-ı ayndır. Ve şehrin garbında bâğlar içre ayn-ı Sakalân (---)(---) gelüp Şatt'a rîzân olur âb-ı zülâldir.(---)(---)(---)(---)(---)386b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 386a–386b ·
metinde göster ·
… cle ve nehr-i Furât kenârında vâki‘dir. Ve cümle ahâlî-i Ruhbe nehr-i Furât'dan
nûş ederler
. Derûn-ı kal‘ada elli mikdârı hâne-i sağîrleri ve medfa-i şâhî darbzenleri ve d …
Evsâf-ı kal‘a-i Yeni Ruhbe: Evlâd-ı Arab mâbeyninde Ruhbe-i Cedîd derler, kavm-i Ekrâd-ı Sincâr, Künişşet Ruhbân derler ya‘nî Ruhbân Kilisesi derler. Moğol kavmi Pül Muğân derler. Bu kal‘a eyâlet-i Ruha hükmünde kal‘a-i Sincâr ile müşâdır. Sincâr'ın dahi cânib-i şarkîsi hâk-i Nasîbîn ile müşâdır ammâ bu Yeni Ruhbe kal‘asını ibtidâ binâ eden Mısır pâdişâhlarından Sultân Berkuk sene 777 târîhinde binâ etmişdir. Zîrâ bu diyârda anların Acem ile Haleb ve Urfa içün çok ceng [ü] cidâl bâzgeştleri olup anınçün bu Ruhbe kal‘asın müceddeden bir til-i türâb püşte-i âlî üzre bir seng-i mutarraş kal‘a-i ra‘nâ inşâ etdirmişdir ammâ gâyet sa‘b hisâr-ı üstüvârdır lâkin küçükdür. Bu dahi cezîre-i Dücle ve nehr-i Furât kenârında vâki‘dir. Ve cümle ahâlî-i Ruhbe nehr-i Furât'dan nûş ederler. Derûn-ı kal‘ada elli mikdârı hâne-i sağîrleri ve medfa-i şâhî darbzenleri ve dizdârı ve kal‘a neferâtları ve Urfa paşası tarafından hâkimi vardır. Ve nehr-i Furât sâhilinde bostân u bâğlı u bâğçeli ve Câmi‘-i Berkuk Şâh'lı ma‘mûr kasabacıkdır. Ammâ Urbân eşirrâsından mahsûllerin halâs idemezler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 398a ·
metinde göster ·
, evsâfı niçe kerre tahrîr olunmuş bir âb-ı hayâtdır ammâ bu şehr-i Tikrit'in câ …
Evvelâ cümle halkı Şattu'l-Arab'dan nûş ederler, evsâfı niçe kerre tahrîr olunmuş bir âb-ı hayâtdır ammâ bu şehr-i Tikrit'in cânib-i şimâlîsinde nehr-i (---) münşa‘ib olan nehr-i İshâk, Tikrit çölistânında olan büleyde ve rabtaları hâk-i pâklerin saky edüp pür hâsıl olur. Bu tur‘a-i İshâk'ın cenûb tarafı hudûd-ı Irâk'dır ve şimâl cânibi hâk-i berr-i Musul'dur. Ve bu tur‘ayı Âl-i Abbâsiyân'dan el-Mütevekkil Alallah emîrü'l-mü'minîn iken vezîri İshâk ibn Ca‘fer hafr edüp nehri cereyân etdiğiyçün hâlâ nehr-i İshâk derler. Arz-ı Irâk'da tur‘a-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 406a ·
metinde göster ·
… b-ı hayâtdır kim şehrin zurefâları ve hekîm tabî‘at olanları bu bi’r-i zülâlden
nûş ederler
.
Andan şehir içinde Meydân tekye. Kân-ı fukarâ-yı (---) sândır. Gâyetü'l-gâye ma‘mûr [u] âbâdândır. Hattâ binâ-yı kadîm olmağile sâhibü'l-hayrât bu âsitâneyi eyle mükellef ü müzeyyen etmiş kim serâpâ sebiz-gûn kâşî-i çin nakş-ı bukalemûn ile inşâ edüp bu âsitâne gûyâ nigârhâne-i çin olmuşdur. Ve bu savma‘a-i ibret-nümûnda bir âb-ı hayât kuyu vardır kim mâh-ı Temmuz'da ol kadar bârid ve âb-ı hayâtdır kim şehrin zurefâları ve hekîm tabî‘at olanları bu bi’r-i zülâlden nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 21b ·
metinde göster ·
… âr yokdur. Cümle halkı arabalar ile çılır ta‘bîr etdikleri fıçılarla su taşıyup
nûş ederler
, bir âb-ı hoş-güvârdır.
Ve bir aded müsâfirhânesi var kim Âsitâne-i devlet tarafından gelen ağavâtlara mahsûs kırk elli hücreli ve ahurlu ve matbahlı mihmân-sarâydır kim sarâydâr kefereleri dâ’imâ herkese hidmet ederler. Bu hânedânı Tatar ıhrâk etmemişdir, zîrâ Hân tarafından gelen Tatar ağaları dahi bunda sâkin olurlar, lâkin bu şehirde aslâ çeşmesâr yokdur. Cümle halkı arabalar ile çılır ta‘bîr etdikleri fıçılarla su taşıyup nûş ederler, bir âb-ı hoş-güvârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107a ·
metinde göster ·
… âlî-i Bosna hakîm tabî‘at olduklarından "Kış günleri nâfi‘dir" deyü kuyu suları
nûş ederler
. Hakkâ ki âb-ı hayât suları vardır.
Der-zikr-i çâh-ı mâ-i hânedân: Cümle yedi yüz aded su kuyuları var. Eyyâm-ı şitâda ba‘zı sular donup kuyu suları isti‘mâl ederler, zîrâ zamân-ı zemistânda kuyu suları germâdır ve ahâlî-i Bosna hakîm tabî‘at olduklarından "Kış günleri nâfi‘dir" deyü kuyu suları nûş ederler. Hakkâ ki âb-ı hayât suları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 129b ·
metinde göster ·
… rûyları humret üzre olur, ammâ sarı keçi südünden edenin surutkasın yağmâ edüp
nûş ederler
. Hakkâ ki gayrı diyârlarda dahi be-kavl-i hukemâ sarı keçi südü bahâr eyyâmında …
Der-beyân-ı envâ‘-ı meşrûbât: Evvelâ eyyâm-ı bahârda bu şehir içre niçe kerre yüz bin fıçı keçi süd[ünde]n kâmil üç ay surutka suyu, ya‘nî peynir suyu edüp çârsû-yı bâzâ[r]da fıçı fıçı surutka satarlar. Cümle halkının tabî‘atların müshil edüp reng-i rûyları humret üzre olur, ammâ sarı keçi südünden edenin surutkasın yağmâ edüp nûş ederler. Hakkâ ki gayrı diyârlarda dahi be-kavl-i hukemâ sarı keçi südü bahâr eyyâmında hoşdur kim vücûdda olan safra ve sevdâ ve balgam ahlâtı cümle mahv eder. Ve vişnâb suyu ve hardaliyyesi ve bal suyu dahi keyif verir, ammâ bir nev‘a ramazâniyye derler, müselles gibi üzümden olur. Ol dahi âdemi ayağından alır, lâkin bu ramazâniyyenin al alalı imâmlarda bulunup 131b ibâdete takviyet verir latîf şerbetdir, ammâ şarâbı içen nikbetdir deyü ta‘ayyüb ederler ve mest [ü] medhûş olan bu şehirde makhûr ve mezmûmdur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131a–131b ·
metinde göster ·
… ba‘zı ahâlî-i vilâyet teferrüc içün bu cezîreciklere kayıklar ile varup ayş [ü]
nûş ederler
. Eğer bir rûzgâr-ı gâlib eserse cezîrelerin yâ biri yâ ikisi yerinden hareket e …
Ol Hallâk-ı âlemin yed-i kudretiyle bu şehrin buheyresi içre yedi aded küçük ve büyük çemenzâr cezîrecikler var kim bu buheyre-i kebîrenin vasatında cezîrecikler halk olmuş, her biri bir harman ve iki ve üç ve beş harman cirmi kadar cezîreciklerdir. Ba‘zı senelerde her kankı rûzgâr-ı zor-kâr-ı şedîd eserse ol cezîreler yerlerinden hareket edüp bir semt-i âhara gider, ba‘zı mevsimde mezkûr cezîreler buheyrenin vasatında birbirlerine râst gelüp muttasıl olurlar ve her birinde gûnâ-gûn hurde fidânlar ve çemenzâr yerler var ve ba‘zı ahâlî-i vilâyet teferrüc içün bu cezîreciklere kayıklar ile varup ayş [ü] nûş ederler. Eğer bir rûzgâr-ı gâlib eserse cezîrelerin yâ biri yâ ikisi yerinden hareket edüp buheyre üzre üstünde âdemler ile bir cânibden bir cânibe seyerân u deverân eder, gûyâ serîr-i bârgâh-ı Hazret-i Süleymân'dır, halk bu cezîre hareketlerinden safâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 34a ·
metinde göster ·
… etdiğinden bî-fâ’ide suyu vardır. Sâhib-i tab‘ olan kimesneler çâh-ı mâlar suyu
nûş ederlerler
.
Ve her hânedânlarda birer âb-ı hayât suların cârî olması mukarrerdir, ammâ suları memdûh değildir, zîrâ cemî‘i suları demir ma‘deni hâsıl olan dağlardan tulû‘ etdiğinden bî-fâ’ide suyu vardır. Sâhib-i tab‘ olan kimesneler çâh-ı mâlar suyu nûş ederlerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 39b ·
metinde göster ·
… p aşağıda bu havzın fevvârelerinden pertâb edüp havzdan âyende vü revendegânlar
nûş ederlermiş
, ammâ yılda 82a bir kerre küffârın haçların suya bırakdıkları günler İsvet Ni …
Hattâ kefere zamânında bu şazrevânın dîv kellelerinden her bâzâr günleri ve her bed-nâm rûzlarında ve îd-i Nasârâ'da mü[me]ssek eşribeler cârî olup cümle küffâr nûş edüp def‘-i atşân ederlermiş. Hâlâ şeker şerbeti mahzenleri durur. Bu mahzenlerde gûnâ-gûn eşribeleri yapup aşağıda bu havzın fevvârelerinden pertâb edüp havzdan âyende vü revendegânlar nûş ederlermiş, ammâ yılda 82a bir kerre küffârın haçların suya bırakdıkları günler İsvet Nikola rûhiyçün bu havz [u] şazrevânlarından la‘lgûn bâde-i nâb pertâb edüp nûş edenler mest-i medhûş [u] bî-tâb olurlarmış. Ammâ bu havzdan hâlâ cereyân eden âb-ı sâfîler bu Sarây meydânı altındaki su sa[r]nıçlarına gidüp leb-ber-leb oldukda mâh-ı Temmûz'da nûş eden hayât-ı câvidân bulur, ammâ isrâf üzre sarf etmezler, zîrâ "Hîn-i muhâsarada ahâlî-i kal‘aya su lâzımdır" deyü imsâk üzre sarf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b–82a ·
metinde göster ·
… zemîn sarnıçlarda cem‘ olup vakt-i muhâsarada dollâblar ile çekilüp ehl-i beled
nûş ederler
azîm hayrâtdır.
Ve dahi Tophâne meydânı ve Balı Paşa meydânı ve bu sarây meydânı altı serâpâ tâk-ı Kisrâlar üzre zîr-i zemîn sarnıçlardır. Ve bu meydânların ve etrâfında olan imâretlerin ve Kızılelma sarâyının cümle dam u bâmlarından nüzûl eden bârân-ı rahmetler bu zîr-i zemîn sarnıçlarda cem‘ olup vakt-i muhâsarada dollâblar ile çekilüp ehl-i beled nûş ederler azîm hayrâtdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 82a ·
metinde göster ·
… -ı rahmet bu sarnıçlara leb-ber-leb olup cemî‘i ehl-i teferrüc bu âb-ı hayâtdan
nûş ederler
.
Cânib-i cenûba mekşûf bir kapusu ve başka dizdârı ve yüz aded müsellah neferâtları ve on aded şâhî topları ve on aded tahta örtülü neferât evleri ve bir câmi‘i ve anbârı ve kifâyet mikdârı cebehâne ve hidmetkârı ve iki aded su sarnıçları var. Bu kayalardan cereyân eden bârân-ı rahmet bu sarnıçlara leb-ber-leb olup cemî‘i ehl-i teferrüc bu âb-ı hayâtdan nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 89a ·
metinde göster ·
… eretva'dan nûş etmeyüp karşu Tabahâne tarafında cereyân eden nehr-i Radopol'dan
nûş ederler
. Anların zu‘m-ı bâtıla-i hisset-i denâetleri üzre "Nehr-i Neretva'yı nûş eden t …
Ammâ garîb u gurebâlar ve cümle kavm-i tüccârlar bu nehr-i Neretva'dan nûş etmeyüp karşu Tabahâne tarafında cereyân eden nehr-i Radopol'dan nûş ederler. Anların zu‘m-ı bâtıla-i hisset-i denâetleri üzre "Nehr-i Neretva'yı nûş eden tîz acığup yine bir kerre dahi ta‘âm yemek iktizâ eder" deyü bu âb-ı nâbdan nûş etmezler. Hakîkatü'l-hâl eyle serî‘u'l-hazm Şarâben tahûrdur kim bir âdem bir kuzu yeyüp bu Neretva'dan nûş etse bir ânda yine âdemin tabî‘atı ta‘âm ister. Tâ bu mertebe hâzımu'l-ifrât bir nehr-i Şat'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 166b ·
metinde göster ·
Ve her gün niçe yüz guzât-ı muvahhidîn câm-ı şehâdetden
nûş ederlerdi
. Ve top-ı kal‘a-kûp ile kal‘anın münhedim olan yerlerin ân-ı sâ‘atde küffâr-ı d …
Ve her gün niçe yüz guzât-ı muvahhidîn câm-ı şehâdetden nûş ederlerdi. Ve top-ı kal‘a-kûp ile kal‘anın münhedim olan yerlerin ân-ı sâ‘atde küffâr-ı dûzah-karâr şarampavlar ve arız direkler koyup siperlerin ardlarını toprak ile doldurup evvelkiden metîn ü müstahkem edüp şeb [ü] rûz asâkir-i İslâmı âteş ile dağlardı, ammâ yine bizim gâzîler niçe kerre kal‘aya uzun kancalar ile yürüyüp çengâller ile kal‘adan kâfirleri aşağı çeküp niçe kerre baş ve diller alup Sadrıa‘zama götürüp ihsân [u] in‘âmlar alırlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173b ·
metinde göster ·
… ur. Lâkin yine her bâr sakkâ bârgîrleriyle a‘yân-ı kibâr aşağı Tuna'dan taşıyup
nûş ederler
.
Ve derûn-ı hisârda yetmiş mikdârı şindire tahta örtülü evleri ve Süleymân Hân'ın bir küçük câmi‘i ve gılâl anbârları ve cebehâneleri ve yedi aded metîn kulleleri ve dendân-ı bedenleri vardır. Gayri hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârları yokdur, ammâ üstâd-ı kadîm bu iç kal‘anın Tuna cânibinde bir kaya-yı seng-i hârâyı oyup aşağı Tuna nehrine enecek bir su yolu etmiş vâcibü'l-iberdir, ammâ hâlâ suları sarnıçlardır kim bârân-ı rahmetden cem‘ olur. Lâkin yine her bâr sakkâ bârgîrleriyle a‘yân-ı kibâr aşağı Tuna'dan taşıyup nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 28b ·
metinde göster ·
{Sitâyiş-i eşkâl-i varoş-ı Sonlok}: Ve dahi kal‘anın garb tarafında cisr aşırı varoşu dahi çâr-kûşeden tûlânî bir varoş-ı mahbûbdur. Şimâl cânibi ve maşrık tarafı derin handakdır kim içinden nehr-i Zakova cereyân eder. Lâkin nehr-i Tise tarafında ve kal‘aya gidecek semtinde bu varoşun dîvârı yokdur. Ve bu varoşun cümle beş aded tabyaları vardır. Kal‘a-i Hatvan tarafına bir büyük kapusu ve bir uğrın kapusu dahi var. Ve cümle (---) aded dükkândır ve cümle (---) aded medresedir ve cümle (---) aded tekye-i dervîşândır ve cümle (---) aded câmi‘-i mü’minândır. Evvelâ (---) câmi‘i (---)(---) ve cümle (---) aded mekteb-i sıbyândır. Ve cümle (---) aded hammâm-ı dil-sitân. Ve cümle (---) aded hân-ı tüccârândır. Lâkin çeşmeleri yokdur. Cümle nehr-i Tise'den ve nehr-i Zakova'dan nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 78a ·
metinde göster ·
… . Anıniçün sâhib-i tab‘ olan kişiler ekseriyyâ âb-ı tahûr-misâl kuyu sularından
nûş ederler
.
Der-medh-i enhâr-ı zülâl-i âb-ı hayevân: Kal‘a handakı ve şehir içre cereyân eden nehr-i (---) Kiriş Erdel diyârından gelüp nehr-i Tise'ye mahlût olduğu bâlâda tahrîr olunmuşdur, ammâ ol kadar memdûh su değildir, zîrâ ale'd-devâm nûş edenlerin boğazlarında kuşka, ya‘nî ur hâsıl olur. Anıniçün sâhib-i tab‘ olan kişiler ekseriyyâ âb-ı tahûr-misâl kuyu sularından nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 87b ·
metinde göster ·
… aslâ bâğ u bâğçesi yokdur. Ve bunda çeşmeler dahi yokdur âb-ı hayât kuyu suları
nûş ederler
. Ve latîf âb-ı nâb kaynak uyûnları vardır.
Ve cümle bir küçük hammâm ve cümle bir küçük hândır. Ve cümle seksen aded dükkânlardır. Ve yine leb-i deryâda gümrükhânedir. Ve cümle yetmiş aded Rûm keferesi evleridir. Ve taşlık zemîn olmak ile aslâ bâğ u bâğçesi yokdur. Ve bunda çeşmeler dahi yokdur âb-ı hayât kuyu suları nûş ederler. Ve latîf âb-ı nâb kaynak uyûnları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 121b ·
metinde göster ·
… eşlerine kartdan caba birer tostağan boza verilüp yek nefesde 185b bilâ-cür‘a
nûş ederler
, ammâ içdikleri tostağanları ya‘ni çömçe ve çapçakları ikişer vukıyye ilik gibi …
Ve her kartın meclisinde olan piyâle-keşlerine kartdan caba birer tostağan boza verilüp yek nefesde 185b bilâ-cür‘a nûş ederler, ammâ içdikleri tostağanları ya‘ni çömçe ve çapçakları ikişer vukıyye ilik gibi pâk ü nâ-pâk boza alır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 185a–185b ·
metinde göster ·
… sîm-bedendir. Ve cümlesinin reng-i rûyları humret üzredir, zîrâ Delikızıl nehri
nûş ederler
. Gâyet latîf ve serî‘u'l-hazm âb-ı hoş-güvârdır. Bu nehrin ibtidâ menba‘ı Tanrı …
Ve âb [u] hevâsı gâyet latîf olduğundan mahbûb u mahbûbesi nâzük-endâm ve sîm-bedendir. Ve cümlesinin reng-i rûyları humret üzredir, zîrâ Delikızıl nehri nûş ederler. Gâyet latîf ve serî‘u'l-hazm âb-ı hoş-güvârdır. Bu nehrin ibtidâ menba‘ı Tanrıverdi dağından gelüp bu kal‘anın altındaki cenûb tarafında on iki göz taş yapıda temelli direkler üzre meşe direkleri döşeli cisr-i azîmin altından geçüp dahi aşağı kal‘adan bir top menzili alarka cânib-i kıbleye cereyân ederek gidüp nehr-i Arda ve nehr-i Tunça ve nehr-i Meriç bir yerden cereyân ederken bu Kızıldeli nehri anlara mahlût olup cümlesi bir yerden Enez kal‘ası kurbunda bahr-i Rûm'a munsab olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 206a ·
metinde göster ·
… Tırhala'nın sâhib-i tab‘ olanları at sakkâlarıyla su getirdüp Şeker bınarından
nûş ederler
. Hakkâ ki Şeker bınarı dedikleri kadar vardır.
Niçe yüz çeşmesâr-ı uyûn-ı câriye kaynakların üzerlerine niçe yüz sâhibü'l-hayrâtlar kubbeler binâ edüp ba‘zısına havz-ı latîfler inşâ edüp cümle benî âdem ve cemî‘i devâbbât def‘-i atşân edüp niçe yüz aynu'l-hayât misilli ay[n]-ı bî-hisâbın cümlesi şehir içre cereyân eden nehr-i (---) karışup kıble tarafına cereyân ederek Kiremitlik nâm mahalde cümle uyûnlar bir yerden nehr-i Kösdem'e mahlût olduğu yerde bir âb-ı hayât âb-ı zülâl vardır kim ismine Şeker bınarı derler. Cemî‘i şehr-i Tırhala'nın sâhib-i tab‘ olanları at sakkâlarıyla su getirdüp Şeker bınarından nûş ederler. Hakkâ ki Şeker bınarı dedikleri kadar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239b ·
metinde göster ·
… gatlara ol kadeh ile birer kadeh şarâb-ı bî-hicâb verirmiş. Anlar da bilâ-cür‘a
nûş ederlermiş
. Hâlâ şimdiki hâlde ol kadeh iki at sakkâsı maşkı su alır. Ol asrın âdemleri ne …
Ve bu câmi‘in üç kat kıble kapusu var. Taşra kapu ile orta kapu mâbeyninde câmi‘e girecek zamân sol tarafda bir beyâz münakkaş mermerden mebnî bir kadeh vardır. İçine beş âdem sığar. Evvel zamânda sâhib-i binâ câmi‘de işleyen ırgatlara ol kadeh ile birer kadeh şarâb-ı bî-hicâb verirmiş. Anlar da bilâ-cür‘a nûş ederlermiş. Hâlâ şimdiki hâlde ol kadeh iki at sakkâsı maşkı su alır. Ol asrın âdemleri ne kadar kadd-i bâlâ-yı cüssedâr âdemler olmak gerek kim iki at gırbası su alır kadehden bilâ-cur‘a şarâb nûş ederlermiş. Hâlâ ol kadehin içini üstâd-ı mermer-bür dahi kazıyup tırâş edüp âbdest musluğudur kim andan tecdîd-i vudû‘ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252a ·
metinde göster ·
… ssedâr âdemler olmak gerek kim iki at gırbası su alır kadehden bilâ-cur‘a şarâb
nûş ederlermiş
. Hâlâ ol kadehin içini üstâd-ı mermer-bür dahi kazıyup tırâş edüp âbdest musluğ …
Ve bu câmi‘in üç kat kıble kapusu var. Taşra kapu ile orta kapu mâbeyninde câmi‘e girecek zamân sol tarafda bir beyâz münakkaş mermerden mebnî bir kadeh vardır. İçine beş âdem sığar. Evvel zamânda sâhib-i binâ câmi‘de işleyen ırgatlara ol kadeh ile birer kadeh şarâb-ı bî-hicâb verirmiş. Anlar da bilâ-cür‘a nûş ederlermiş. Hâlâ şimdiki hâlde ol kadeh iki at sakkâsı maşkı su alır. Ol asrın âdemleri ne kadar kadd-i bâlâ-yı cüssedâr âdemler olmak gerek kim iki at gırbası su alır kadehden bilâ-cur‘a şarâb nûş ederlermiş. Hâlâ ol kadehin içini üstâd-ı mermer-bür dahi kazıyup tırâş edüp âbdest musluğudur kim andan tecdîd-i vudû‘ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252a ·
metinde göster ·
… keler ve çemenzâr yerde gûnâ-gûn maksûrelerde erbâb-ı merâm teferrüc edüp ayş u
nûş ederler
.
Bu havzın etrâfında âsımâna kad keşân olmuş çınâr-ı müntehâların zıll-ı sâyelerinde gûnâ-gûn nişîmen soffalar ve niçe mastaba ve dikkeler ve çemenzâr yerde gûnâ-gûn maksûrelerde erbâb-ı merâm teferrüc edüp ayş u nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 265b ·
metinde göster ·
… innet gibi meks-i istirâhat edüp zevk u safâlar ve ayş [u] ışretler ve kahveler
nûş ederler
. Her dıraht üzre niçe yüz bin murğân-ı hoş-elhân tuyûrların âşiyâneleri olup he …
Ve bir göz taş cisir başında bir müferrih kahvehânesi var kim gûyâ nakş-ı nigârhâne-i Çîn olup cemî‘i seyyâhân-ı berr [ü] bihârânın erbâb-ı ma‘ârifleri anda cem‘ olur bir mecma‘ı'l-irfândır. Ve kahvehâne önündeki meydânda çınâr-ı müntehâların altlarındaki soffaların kenârları parmaklıklı mastabalar olup cemî‘i âyende vü revendeler anda gelüp hâne-i bî-minnet gibi meks-i istirâhat edüp zevk u safâlar ve ayş [u] ışretler ve kahveler nûş ederler. Her dıraht üzre niçe yüz bin murğân-ı hoş-elhân tuyûrların âşiyâneleri olup her bir sadâ-yı savt-ı hazînler âğâze-i nağamât etdiklerinde istimâ‘ eden ahibbânın cânlarına cân katılur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 342a ·
metinde göster ·
… olmak ile aslâ çeşmeleri yokdur. Cümle bin yüz aded âb-ı hayât lezîz kuyulardan
nûş ederler
. Şehir içre cereyân eden nehr-i Narda âb-ı hayâtdır, ammâ ahâlî-i vilâyet "Sakî …
Bu şehir kayalı ve kumsal yerler olmak ile aslâ çeşmeleri yokdur. Cümle bin yüz aded âb-ı hayât lezîz kuyulardan nûş ederler. Şehir içre cereyân eden nehr-i Narda âb-ı hayâtdır, ammâ ahâlî-i vilâyet "Sakîl sudur" deyü andan içmeyüp çâh-ı mâ içerler, zîrâ hevâsı sakîldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 346a ·
metinde göster ·
Der-terkîmât-ı çeşme-sâr-ı âb-ı hayât: Ümmetâsı iki aded çeşme-sârları var ey şehr-i azîmdir, ammâ zâlim şehrin cereyân eder suları yokdur, ancak bu iki çeşmedir. Kal‘a halkı cümle âb-ı hayât gölden nûş ederler. Taşra varoş halkı cümle kuyu suları nûş ederler, ammâ âb-ı hayât serî‘u'l-hazm kuyuları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 348b ·
metinde göster ·
… halkı cümle âb-ı hayât gölden nûş ederler. Taşra varoş halkı cümle kuyu suları
nûş ederler
, ammâ âb-ı hayât serî‘u'l-hazm kuyuları vardır.
Der-terkîmât-ı çeşme-sâr-ı âb-ı hayât: Ümmetâsı iki aded çeşme-sârları var ey şehr-i azîmdir, ammâ zâlim şehrin cereyân eder suları yokdur, ancak bu iki çeşmedir. Kal‘a halkı cümle âb-ı hayât gölden nûş ederler. Taşra varoş halkı cümle kuyu suları nûş ederler, ammâ âb-ı hayât serî‘u'l-hazm kuyuları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 348b ·
metinde göster ·
… den anda olan papaslar her bâr varup gayri sularda yaykanup gelüp bu sudan alup
nûş ederler
. Eğer nâ-pâk ve hıyânet alayım derse kan akar. Garîb sırr-ı acîb temâşâgâhdır. …
Ol ecilden anda olan papaslar her bâr varup gayri sularda yaykanup gelüp bu sudan alup nûş ederler. Eğer nâ-pâk ve hıyânet alayım derse kan akar. Garîb sırr-ı acîb temâşâgâhdır. Ammâ ba‘zı zamân papaslar hîle edüp kendüleri yaykanmadan nâ-bâliğ küçük gulâmlara bu sudan getirdüp nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 373b ·
metinde göster ·