… -gûnlar ile ve fânûs-ı şem‘dânlar üzre şem‘-i asel-i kâfûrîler ile çerâğân olup
nûrun
alâ nûr olur. Ve kubbe-i âlînin tâ vasatında Hazret-i Risâlet'in mübârek ağzı y …
Ve her şeb on ikişer bin kanâdîl-i gûnâ-gûnlar ile ve fânûs-ı şem‘dânlar üzre şem‘-i asel-i kâfûrîler ile çerâğân olup nûrun alâ nûr olur. Ve kubbe-i âlînin tâ vasatında Hazret-i Risâlet'in mübârek ağzı yarıyla kâ’im olan kubbenin ortasında bir müdevver dâ’ire içre Yâkût-ı Müsta‘sımî hattı-misâl bir hatt-ı kadîm ile âye[t]: Arapça âyeti tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 36b ·
metinde göster ·
Ziyâret-i Hazret-i Şeyh Şâmî: Tarîk-i Bayrâmiyye'dendir. İsm-i şerîfleri Hamza'dır. Tarîk-ı Hamzavî bunlardan kaldı, derler. Niçe bin keşf [u] kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur. Hattâ bir cum‘a günü cemî‘î âşıkânı salât-ı cum‘aya hâzır olup tecdîd-i vudû’ etmeğe bir katre su olmamağıla "Âh Sultânım! Şu câmi‘iniz kurbunda bir kuyu kazdırsanız. Cümle âyende vü revende cemâ‘at-i kesîreler tecdîd-i vudû’ etseler ecr-i cezîle nâ’il olurdunuz" derler. Hemân Şeyh Şâmî Sultân elindeki asâsıyla "Bu yerden mi su çıksa" deyü asâ ucuyla zemîne işâret etdikde bi-emrillah bir ayn-ı zülâl ka‘r-ı zemînden pertâb edüp çıkar. İle'l-ân "ayn-ı asâ" derler bir aynu'l-hayât-ı cân-perverdir. Aziz hazretleri bizzât câmi‘leri cenbinde bir kubbe-i âlîde medfûndur. Câmi‘i kendü binâlarıdır. Minâreli ve kurşum örtülü değildir. Ammâ bu câmi‘in mihrâb dîvârı ne kadar vâsi‘ ise tâ sakfa çıkınca câmi‘ mihrâbıdır. Bir câmi‘de eyle enli ve âlî mihrâb yokdur. Bu mihrâbın içinde olan taşlar üzre hurde münakkaş hatt-ı kûfî ve hatt-ı celî ve hatt-ı Musta‘sımî ve hatt-ı reyhânî ve hatt-ı sülüs bir diyâr mihrâbında yokdur. Ve niçe âyet-i şerîfler mihrâba müte‘allık Arapça ve Arapça âyeti gibi ve âyetü'l-kürsî ve âmene'r-resûlü gibi âyetler tahrîr olunmuşdur. Ve bu mihrâb-ı nûrun iki cânibindeki dîvâra üstâd-ı mermer-bür endîşe-i hâmıyla hâm taşa eyle tîşe-i gül-fâm urmuş, taşları eyle hûrde kazmış ve eyle nakş-ı bukalemûn yazmış hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmış. Mihrâbın cânib-i yemîni on tarhdır ve cânib-i yesârı dahi on tarz üzre tarh olunmuşdur. Her tarhında olan nakş-ı bukalemûn zîhler ve islimîler ve zülfeler ve girişmeler ve bağlamalar ve Rûmîler ve şeş-gül ve sad-berg ve şakâyık ve zülf-i nigâr ve sünbül ve reyhân ve karanfil ve sünbül ve erguvân nakışları var kim gûyâ beyâz mermeri üstâd-ı mermer-bür peynir gibi direfş-i tîşe kalemler ile kalemkârlık edüp sihr-i i‘câz mertebesi sihr-i mübîn tasarruflar etmişdir. Ammâ niçe kimesneler bu 353a mihrâb hakkında bizzât aziz Şeyh Şâmî'nin kendi dest-kârlarıdır, derler. Hakkâ ki eyle ihtimâli olmak var. Zîrâ kerâmet mertebesi bir âsâr-ı nakş-ı erjenkmânî ve Behzâd Ağa Rızâ-yı Vanî kârı-misâl bir sun‘-ı acîb ve garîbdir. Ve kabr-i şerîfinde bir mehâbet vardır. Hakîr ziyâret etdikde bu ebyât bi'l-bedâhe hâtıra hutûr etdi. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 352b–353a ·
metinde göster ·
… serserî olup cenâb-ı şerîfinize intizâr çeküp gezeriz. Böyle olmadan ise ölmek
nûrun
alâ nûrdur. Hemân Eskişehir altına bu kadar deryâ-misâl asker ile varalım, ural …
Nasîhatnâme-i netîce (---) Benim izzetli peder-i azîzîm! Eğer düşmandan suhûletle intikâm alup kelle kurtarmak murâdınız ise adl-i adâlet ederim, deyü tâ Üsküdar'a {varmayınız}. Bu pendlerim eğer makbûl-i şerîfiniz olursa işte bu ciğeri pür-hûn ehl-i hâlim evlâdı ve kardaş yoldaşım olan Vezîria‘zam Sâlih Paşa ve kethüdâsı İbrâhîm Paşa ve Sâlih Paşa karındaşı Murtazâ Paşa gibi veliy-yi ni‘am-ı akrân [u] emsâlden ayrılmış oğlun Mehemmed fakîr hâlâ on iki bin askerle Engürü altında Kütâhiyye'den ma‘zûl Küçük Çavuş Paşa ve Kethüdâzâde Bâkî Paşa ve Dede Osmân Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ve niçe umerâlar hâlâ benimle inüp binerler. Engürü'ye kapanmak murâd etdim idi. "El‘abdü yüdebbirü vallahu yukaddiru" mazmûnunca hikmet-i Hudâ kal‘adan taşra bulunup kal‘ayı üzerime sedd edüp askerimi kırmağa nefîr-i am edüp ahır hamd-i Hudâ halâs olup Istanoz nâm kasabada Mustafâ Ağa nâm bir kapucubaşı emr-i pâdişâhîler getirüp bizi Kars'a göndermek isterler. Emirlerine ığmâz edüp hâlâ Murtatova nâm sahrâlarda serserî olup cenâb-ı şerîfinize intizâr çeküp gezeriz. Böyle olmadan ise ölmek nûrun alâ nûrdur. Hemân Eskişehir altına bu kadar deryâ-misâl asker ile varalım, uralım, yakalım, yıkalım, günden güne cem‘ olalım. Asalım, basalım, keselim, alalım, askere verelim. Kapularımız askeri bilsinler kim celâlî olup ısyân etdiğimiz cümlesi suçlu olup kümeden ayrılamayup cân baş ile hizmet ederler. Ammâ bir yumurta bir akçeye almak ile âdemin başına kafadâr âdem cem‘ olmaz. Eğer olursa iş başa düşünce yâr olmaz. Ammâ her hayme ve hargâhda avret ve oğlan mubâh gerekdir. Böyle olursa bir hayli devletimiz mümtedd olup inşâallah kellemiz kurtarup düşmanlarımızdan intikâmlar alup Âsitâne tarafında ahvâl-i devlet bergeşte olup emîndir kim fülk-i kec-reftâr vefk-i murâdımız üzerine deverân ide ve illâ bundan gayre ilâc yokdur. Ve illâ kendi askerinizle başınıza tedârikiniz görün. Eğer böyle olmaz derseniz mektûb-ı muhabbet-üslûbumuz küstâhâne tahrîr olunmuşdur, dâmen-i afv ile setr edüp ale't-ta‘cîl yine mefhûmun bu cânibe mektûbumuz îsâl eden Evliyâ Çelebi kulunuz ile mefhûmun bu cânibe i‘lâm buyurasız. Bâkî olasız bâkî ve's-selâm, ale'l-kâmilîn el-âmilîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 361b ·
metinde göster ·
… câm, billûr, necef ve moran-ı gûnân derûn-ı câmi‘e ziyâ verdikde Arapça âyeti
nûrun
alâ nûr tilâvet olunur. Zîrâ bu câmi‘in etrâf-ı cevânibinde ibret-nümâ kelâm-ı …
Evvelâ şehrin derûnunda cemâ‘at-ı kesîreden ârâm bulunmaz bir mesîregâh, ma‘bedgâh [ve] teferrücgâhdır. Ve taşra haremli fıskiye ve havz-ı şadırvânlı niçe yüz çınar ve serv-i ar‘ar ve kestâne ve şecere-i tayyibeler ile sâyedâr olmuş bir harem-i muhteremdir kim cemî‘i âyende vü revendegân ve cemâ‘at-ı müslimân anda tâ‘at-ı Sübhân edüp hamd-i Yezdân ederler. Sayf [u] şitâda bu harem içre aslâ şems-i âteş-tâbın tâb-ı tüvânı te’sîr etmez. Bu harem-i azîmin cânib-i erba‘ası yan soffalar ve hücreler ve soffalar üzre amûd-ı mûmiyânlar ve dahi fevkında kâse-i nilgûn-vâr kıbâb-ı ser-nigûnların her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Ve derûn-ı câmi‘ eyle müzeyyen ü musanna‘dır kim diyâr-ı Âl-i Osmân'da buna mânend bir vüzerâ câmi‘i yokdur. Meğer İslâmbol'da Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'de Zâl Paşa câmi‘i ve Silivrikapusunun iç yüzünde Süleymân Hân'ın Tavâşî İbrâhîm Paşa câmi‘i ola. Ammâ bu Burgaz câmi‘i anlardan musanna‘ ve şîrîn-kâr câmi‘-i pür-envârdır. Kubbe-i âlîsi eflâke ser çekmiş kubbe-i nüh-tâkdır. Kıble tarafında bir nîm kubbe-i eflâkdir. Kubbe-i kebîrinin etrâfında kanâdiller çerâğân edecek tabakalar ile ârâste ve mü’ezzinân mahâfili ve maksûreler ile pîrâste olmuşdur. Ve minber [ü] mihrâbının ve cânib-i erba‘asında olan revzenlerinin midhatinde meddâhân-ı Rûm âciz-mânde olmuşlardır. Ve bunda olan ibret-nümâ-yı nakş-ı bukalemun-ı ibret-nümûn câm, billûr, necef ve moran-ı gûnân derûn-ı câmi‘e ziyâ verdikde Arapça âyeti nûrun alâ nûr tilâvet olunur. Zîrâ bu câmi‘in etrâf-ı cevânibinde ibret-nümâ kelâm-ı şerîfler var kim her biri Yâkût-ı Musta‘sımî ve Abbâs-ı Mürsî ve Şeyh Bâyezîdî ve Abdullah Kırımî ve Ahmed Karahisârî ve Hasan Çelebi ve Dede Mehemmed Çelebi Kelâm-ı izzetleri var kim İslâmbol'da Sultân Ahmed câmi‘i'nde yokdur. Meğer Medîne-i Ravza-i Mutahhara'da ola. Ve hoş-âvâz hamele-i Kur’ân, e’imme-i hutebâsı ve mü’ezzinânları var kim gûyâ her biri birer yegâne-i asrdır. Bu câmi‘in bir tabaka-i mevzûn minâresi var kim sihr-i helâldir. {Süleymân Hân câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân ibn Abdülmennân binâ edüp ol} Üstâd-ı bennâ yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. Kıble kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 107b ·
metinde göster ·
… bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken
nûrun
alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ede …
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
… berrâk ve mücellâ câmlardır kim bu câmlara âfitâb-ı âlem-tâb urdukda hammâm içi
nûrun
alâ nûr olur. Ve bu hammâmlardan taşra cümle bâğ-ı İrem'dir kim niçe bin hezârı …
Ammâ 230a bunun kubbe-i mînâsı kâşî ile rengîndir ve niçe bin âvîzeler ile müzeyyen olmuş bir kubbe-i metîndir. Andan içeri hammâm-ı germâbdır kim âdem dâhil olsa gûyâ nûr içre girmiş olur. Zîrâ eflâke ser çekmiş kubbe-i âlîsinin etrâfında aslâ der-i dîvârdan eser yokdur. Hemân bu kubbe-i azîm cümle amûd-ı müntehâlar üzre vaz‘ olunmuş bir kubbe-i müdevverdir ve ol amûdların mâbeynleri cümle tahta tahta ibret-nümâ billûr ve necef u moran berrâk ve mücellâ câmlardır kim bu câmlara âfitâb-ı âlem-tâb urdukda hammâm içi nûrun alâ nûr olur. Ve bu hammâmlardan taşra cümle bâğ-ı İrem'dir kim niçe bin hezârın hezârân nâle ve feryâdları istimâ‘ olunup âdem gasl ederken bülbüller pençelerine gıd urduğu temâşâ olunur ve cemî‘i dırahtların şükûfeleri ve mürğân-ı hoş-elhân-ı hoş-nevânın âşiyânları seyr olunur. Zemîninde olan nebâtât-ı giyâhât ve sâ’ir şükûfelerin kadd-i kâmet-i renkleri temâşâ olunur. Ve bu hammâmın ortasında bir havz-ı azîmi var, cânib-i erba‘asında fevvâreler pertâb edüp ortadaki fıskiyye ta kubbedeki tasda nihâyet bulup andan aşağı ser-nigûn mâ-i germâ havz içre dökülür. Bu havz içre la‘l-gûn gül varakları ve karanfil bergleri gâsilîn vücûdlarına yapışup râyiha-i tayyibeden bîni-i insân mu‘attar olur. Ve her halvetde dahi kulleteynler mukarrerdir ve bu dahi eyle musanna‘ ruhâm döşenmişdir kim âdemin çeşmi hîrelenir. Zîrâ kuş gözü misâl yeşim ve pîrûze ve balgamî ve kehribâ ve aynu's-semek ve akîk ve yemenî ve silân makûlesi taşlar ile ruhâm olmuş ibret-nümâ bir hammâm-ı rûşenâdır. Ve mezkûr camlar mâbeyninde olan amûdlarda muttasıl balgamîden ve somakîden ve seng-i yarekandan ve seng-i ferahdan ve fağfûr-ı Çîn'den kurnalar var kim her üstâd-ı mermer-bür her birinde birer gûne tîşe-kârlık etmiş kim âdem hayrân olur. Cümle lüleleri altun ve gümüşdür ve taslar kezâlik ve fevvâreler dahi cümle sîm-i hâlisdendir. Ve âb u hevâsı ol kadar latîfdir kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve gûnâ-gûn âvîzelere ve çarhlara ve tıhtab-ı maslûb tas-ı ser-nigûnlara şadırvânlar isâbet etdikçe ol dollâb-ı musanna‘âtlar deverân etmededir. Bu dahi bir temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229b–230a ·
metinde göster ·
alâ nûr-ı pür-envâra müstağrak olup yeşil imâmesiyle bir mehâbet ü salâbet üzre …
Bu kubbenin tâ vasatında nûrun alâ nûr-ı pür-envâra müstağrak olup yeşil imâmesiyle bir mehâbet ü salâbet üzre medfûndur kim kabr-i şerîfine ibtidâ giren âdemin vücûduna bir ra‘şe ârız olup mebhût [u] hayrân olur ve müşk ü amber-i hâm râyihasından cemî‘i erbâb-ı züvvârın dimâğları mu‘attar olup cümle kesâfetden müberrâ olur. Gûyâ hâbdan bîdâr ve safâ-yı hâtırdan hüşyâr olur. Cümle ehl-i züvvâra bu râyiha-i pür-safâ bahşdır kim cümle erbâb-ı dilân bu hikmetin hayrânı ve bu ıtriyyât-ı tayyibenin şâdânı olur. Niçeler bu râyiha-i tayyibe içün cennet râyihasıdır derler, niçeler Hazret-i İmâm Hüseyin hayâtında verd-i ebyaz gibi kokardı, anın râyihasıdır derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 351a ·
metinde göster ·
… i âsumâna ser çekmiş zümürrüd-misâl yeşil kâşî ile mebnî bir kubbe-i münevver-i
nûrun
alâ nûr'dur, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Ve dahi yine bu âsitâneye karîb,
Ziyâretgâh-ı kal‘a-i Ma‘şûk: Bu harâbistânın hâricinde bir kubbe-i âlî içre merkad-i Hazret-i Hasan el-Asker ibn (---)(---) hazretleri medfûndur. Bu kubbe-i âlînin külâhı evc-i âsumâna ser çekmiş zümürrüd-misâl yeşil kâşî ile mebnî bir kubbe-i münevver-i nûrun alâ nûr'dur, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Ve dahi yine bu âsitâneye karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407b ·
metinde göster ·
… ncak bunda dahi Süleymân Hân câmi‘i rasâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr bir câmi‘-i
nûrun
alâ nûru var ve bir nâzik serâmed minâre-i mevzûnu var kim gûyâ sihr-i helâldir …
Ve bu iç kal‘ada cümle iki yüz aded hânelerdir, ammâ bunda dahi aşağı kal‘a gibi çârsû-yı bâzâr yokdur. Ancak bunda dahi Süleymân Hân câmi‘i rasâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr bir câmi‘-i nûrun alâ nûru var ve bir nâzik serâmed minâre-i mevzûnu var kim gûyâ sihr-i helâldir. Hattâ üstâd-ı bennâ Mi‘mâr Sinân bu minâre-i ibret-nümâ hakkında buyurmuşlar kim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112b ·
metinde göster ·
Bu eyâletde dokuz gûne ma‘âdinler var kim gayrı diyârın hâk-i pâkinde üçü bulunmaz. Hattâ bu Bosna diyârında altun ma‘deni dahi vardır, ammâ hâsılı harcına kifâyet etmedüğünden Ferhâd Paşa küm etmişdir, ammâ kal‘a-i Serebreniçse'de bir gûne sîm-i hâlis çıkar kim Novaborda kasabasında ve Selânik kurbunda Sidirkapsi şehrinde eyle fıdda-i hâlis çıkmaz. Ve hacer-i nora, ya‘nî hırızma bu diyârda olur. Hattâ müverrihân-ı Latin eyle tahrîr etmişler kim Hazret-i Süleymân'ın Belkıs Hatun'ı gâyet kıllı olmak ile Bosna halkının ecdâdı Posnak div ol nora ma‘denin Hazret-i Süleymân'a hedâyâ götürüp isti‘mâl etmesin ta‘lîm etdikde Belkıs Hatun ol noradan sürünüp nûrun alâ-nûr olup Süleymân Nebî safâlar etdikde Posnak dive du‘â edüp "Vilâyetin ma‘mûr olup tenâsül-i evlâd bulasın" buyurmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131b ·
metinde göster ·
… her kişinin parmağındaki gümüş hâtemi altun gibi zerdâlûde olur. Eğer altun ise
nûrun
alâ-nûr olur. Ve her germâbın suları ol kadar suhûniyet üzre halk olunmuşdur ki …
Hulâsa-i kelâm her elsine-i muhtelifede birer gûne ismi vardır, ammâ bu Köstendil'de on iki yerde kârgîr binâlar ile müstahkem kubâb-ı âlîli ve müte‘addid havuz ve kurnalı ve müte‘addid halvetli köstenler vardır. Cümleden Beğ kösteni ve Alaybeği ılısı ve Koca Murâd Hân kavzası mükelleflerdir ve her birinde birer camekân ve dârü'l-gusullerde kurnalar var ve pâk ü pâkîze futa ve havlı makramalar ile dellâklar hidmet ederler, ammâ her birinde birer gûne menâfi‘-i kesîreler var, zîrâ cümlesinde kesret-i râyihası istişmâm olunup her kişinin parmağındaki gümüş hâtemi altun gibi zerdâlûde olur. Eğer altun ise nûrun alâ-nûr olur. Ve her germâbın suları ol kadar suhûniyet üzre halk olunmuşdur kim âb-ı bârid karışdırmasalar çimmek mümkün değildir. Hattâ niçesinde baş ve paça ütülenüp yumurta bişirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 174a ·
metinde göster ·
… cihân ser-be-ser seyr [ü] temâşâ olunur. Serâpâ kiremit ile mestûr bir câmi‘-i
nûrun
alâ nûrdur kim bâb-ı mu‘allâsının atebe-i ulyâsı üzre târîhi celî hüsn-i hat il …
Ve cümle on iki aded mihrâbdır. Cümleden cemâ‘at-i kesîreye mâlik çârsû içinde Hünkâr câmi‘i bir serâmed ve musanna‘ ve şîrîn ve mevzûn alaca minâre-i bâng-ı Muhammedîsi var ve taşra tabakalarından cihân ser-be-ser seyr [ü] temâşâ olunur. Serâpâ kiremit ile mestûr bir câmi‘-i nûrun alâ nûrdur kim bâb-ı mu‘allâsının atebe-i ulyâsı üzre târîhi celî hüsn-i hat ile böyle tahrîr olmuşdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 39b ·
metinde göster ·
"Evliyâm, bu Tersâhâne bâğçesini bilir misin? İslâmbol'u binâ eden Yanko ibn Madyan'dan berü cemî‘i mülûke bâğ-ı İrem olmuş bir hadîka-i ravza-i rıdvân-ı cinân-ı kadîmdir ve nazargâh-ı azîmdir. Bu nev İrem içre Sultân Mustafâ ve Sultân Osmân ve Sultân Murâd Hân ile ne sohbetler edüp ne tâ‘at u ibâdâtlar etmişdir. Hamd-i Hudâ yine bu müstecâbü'd-da‘ve yerde du‘âmız hedef-i icâbetde bulundu" deyü sehel celâli gidüp cemâl-i nûrun gösterdikde hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 43b ·
metinde göster ·
Üstâd mühendisîn-i selef var makdûrun sarf edüp ol bennâ-yı bânî bu câmi‘de tasarruflar etmiş kim atlas-ı felekde eyle kârgirlik bir mi‘mâr-ı mukaddemîn etmemişdir. Hattâ bu câmi‘-i nûrun enderûn [u] bîrûnunda envâ‘-ı mukavvim-i fusûskârî dest-i hakkâkden çıkmış gûnâ-gûn cevâhir makûlesi ahcârlar ile ruhâm olmuş der [ü] dîvârlar var kim gören erbâb-ı ma‘ârif engüşt ber-dehen edüp vâlih olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 67b ·
metinde göster ·
… ehu küffâr-ı hâksâr altmış yıldan sonra bu câmi‘-i pür-nûr kefere destine girüp
nûrun
alâ nûr iken nûru gidüp bî-nûr muzlim olup küffâr kralı Mikloş nâm kral-ı dâll …
Ba‘dehu küffâr-ı hâksâr altmış yıldan sonra bu câmi‘-i pür-nûr kefere destine girüp nûrun alâ nûr iken nûru gidüp bî-nûr muzlim olup küffâr kralı Mikloş nâm kral-ı dâll [ü] bed-fi‘âl bu câmi‘e girüp görse kim Osmânlı bu câmi‘i eyle müzeyyen ve amâr etmiş kim gûyâ kasr-ı Illiyyîn etmiş ve bu kadar âsâr-ı ibret-nümâlar edüp gitmiş ve kıblelerine nazar eyleyüp görse kim hâli üzre durur, Osmânlı yıkmamış. Kral dahi bizim mihrâb ve minberimizi yıkmayup hâli üzre kor. Hakkâ ki anlar bizim mihrâbımız ve biz anların mihrâbların yıkmamak gerekdir, zîrâ men dakka dukka demişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95b ·
metinde göster ·
… ardığımızda salât-ı Cum‘ayı Sokollu Mehemmed Paşa câmi‘inde edâ etdik. Hakkâ ki
nûrun
alâ nûr bir câmi‘-i pür-nûrdur kim cümle hayrâtları serâpâ kurşumlu binâlardır.
Mâ-tekaddem bu kasabayı görmemiş idim. Şimdi vardığımızda salât-ı Cum‘ayı Sokollu Mehemmed Paşa câmi‘inde edâ etdik. Hakkâ ki nûrun alâ nûr bir câmi‘-i pür-nûrdur kim cümle hayrâtları serâpâ kurşumlu binâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 211b ·
metinde göster ·
alâ nûr bir câmi‘-i pür-nûrdur kim cümle eser-i binâları serâpâ kurşumlu binâ-y …
Mustafâ Paşa câmi‘i: Bu dahi nûrun alâ nûr bir câmi‘-i pür-nûrdur kim cümle eser-i binâları serâpâ kurşumlu binâ-yı ra‘nâdır. Kapusu üzre merkûm olan târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239a ·
metinde göster ·
… ihrâbı ve minberi ve cümle billûr ve necef ve moran câmları gâyet musanna‘ olup
nûrun
alâ nûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Ve mihrâbı önü şâhrâh sokakdır.
Çârsû-yı bâzâr kurbunda olmak ile cemâ‘at-i kesîreye mâlik olup tûlu ve arzı yüz seksener ayakdır. Ve mihrâbı tarafı dörd aded amelî sütûn üzre nev-binâ toloz kemerlerdir. Gayri yerleri mâ-tekaddemden olageldüği üzre servi kirişler üzre kurşum örtülü câmi‘dir, ammâ bunun dahi mihrâbı ve minberi ve cümle billûr ve necef ve moran câmları gâyet musanna‘ olup nûrun alâ nûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Ve mihrâbı önü şâhrâh sokakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 313b ·
metinde göster ·
… kalemûn-ı ibret-nümûn olup serâpâ rûy-ı dîvârı altun hal ile zer-ender-zer olup
nûrun
alâ nûr oldu.
İmdi ey ihvân-ı vefâ bu Kandiye içinde değil belki memâlik-i mahrûse-i islâmiyyede böyle bir câmi‘ yokdur kim sâfî kârgîr toloz kubbeli bir Urûm kenîsesi idi. İçinde hâlâ ağaçdan bir eser olmayup cümle der-i dîvârı altun ile halkârî nakş-ı bûkalemûn iken şimdi bin kat ol kadar dahi ziyâde nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn olup serâpâ rûy-ı dîvârı altun hal ile zer-ender-zer olup nûrun alâ nûr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 314a ·
metinde göster ·
… le serâmed kârgîr kubbeli ve serâpâ rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr bir câmi‘-i
nûrun
alâ nûrdur kim bir serâmed minâre-i mevzûnu var kim misli meğer Sivas eyâletind …
Andan Uzkurlu câmi‘i, cümle serâmed kârgîr kubbeli ve serâpâ rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr bir câmi‘-i nûrun alâ nûrdur kim bir serâmed minâre-i mevzûnu var kim misli meğer Sivas eyâletinde Niksâr şehrinde Melik Gâzî câmi‘inin minâresi ola, ammâ bu câmi‘in taşra haremi etrâflarındaki yan soffaları üzre beyâz ve mücellâ mermer sütûn-ı müntehâlar üzre yedi aded kurşum örtülü kubâb-ı âlîlerdir. Ve cümle medrese ve mekteb ve tekye ve imâretleri serâpâ kurşum örtülüdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 358b ·
metinde göster ·
… iken bu Çeşme kal‘asın ta‘mîr ü termîm edüp kal‘ayı dürr-i beyz-âsâ edüp câmi‘i
nûrun
Y 53a alâ nûr edüp altun alemler ile tezyîn edüp ve kal‘a kapuların ellişer k …
Ba‘dehu fermân-ı şehriyârî ile Ak Mehemmed Paşa Sakız cezîresi muhâfazasında iken bu Çeşme kal‘asın ta‘mîr ü termîm edüp kal‘ayı dürr-i beyz-âsâ edüp câmi‘i nûrun Y 53a alâ nûr edüp altun alemler ile tezyîn edüp ve kal‘a kapuların ellişer kantâr hadîd ile cedîd bâb-ı kavîler edüp handakı yigirmi arşın tathîr edüp amîk etmişdir. Ve leb-i deryâya limana nâzır iki tabya-i azîm inşâ edüp her birinde onar pâre balyemez toplar ve niçe bin kantâr bârûd-ı siyâh koyup ve kal‘a neferâtının firâr edenlerin ref‘ edüp yeni neferât tahrîr edüp henüz kal‘a tâze cân bulup hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olmuşdur. Ammâ câmi‘ henüz kiremit ile mestûrdur. Ammâ kal‘a incü-misâl beyâz kuğu gibi dürr-i yetîm olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y52b–Y53a ·
metinde göster ·
… beşî binâ-yı ra‘nâdır. Ve serâpâ bu imâret rusâs-ı nîlgûn ile mestûr bir câmi‘i
nûrun
alâ-nûrdur kim ürd-i behiştden nişân verir bir câmi‘dir. Beyt:
Ve haremin kıble kapusu mesdûddur, zîrâ ol tarafda cemâ‘at yokdur, harâbdır. Ve bu câmi‘[in] bir tabaka bir minâre-i mevzûnu var kim Hüseynî makâmı kadar bâlâdır ve bir makâm-ı Habeşî binâ-yı ra‘nâdır. Ve serâpâ bu imâret rusâs-ı nîlgûn ile mestûr bir câmi‘i nûrun alâ-nûrdur kim ürd-i behiştden nişân verir bir câmi‘dir. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y69a ·
metinde göster ·
… lküşâ(dır.) İbrâhîm Halîfe'nin Câmi‘-i Nûr'u Hudâ hakkı nûr desen nûrdur, belki
nûrun
alâ-nûrdur. Ve câ-be-câ yerlerinde Arapça âyeti midhatinde tahrîr olunmuşdur. …
Ve cümle on beş mihrâbdır. Cümleden mükellef ü müzeyyen ve rûşen binâ-yı musanna‘ ve dilküşâ(dır.) İbrâhîm Halîfe'nin Câmi‘-i Nûr'u Hudâ hakkı nûr desen nûrdur, belki nûrun alâ-nûrdur. Ve câ-be-câ yerlerinde Arapça âyeti midhatinde tahrîr olunmuşdur. Hakkâ ki Câmi‘ü'n-Nûr'dur. Midhatinde lisân kâsırdır. Tûlu iki yüz ayakdır. Kıble kapusundan mihrâba varınca yüz ayakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y152b ·
metinde göster ·
… usanna‘ elvân câmlar var kim âyetün min âye[t]dir. Şemsin aksi urup câmi‘in içi
nûrun
alâ-nûr olur. Ve câmi‘in içinde niçe bin zî-kıymet âvîze ve kanâdîller maslûbdu …
Ve mihrâb ve minberi evsâfında zebân âciz [ü] kâsırdır. Ammâ mihrâb dîvârında revzenleri yokdur. Lâkin küşâde olmak içün üstâd mühendis kıble kapusu cânibinde yedi vâsi‘ kapu etmiş. Ve bu kapular üzre ve câmi‘in cânib-i erba‘asında eyle müşebbek billûr ve moran musanna‘ elvân câmlar var kim âyetün min âye[t]dir. Şemsin aksi urup câmi‘in içi nûrun alâ-nûr olur. Ve câmi‘in içinde niçe bin zî-kıymet âvîze ve kanâdîller maslûbdur kim vasfında lisân mânde ve cümle nuzzârân bî-dermânde olur. Ve mü’ezzin mahfili sütûn-ı rakîkler üzre müşebbek bir kasırdır kim gûyâ kasr-ı İremdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y155a ·
metinde göster ·
… kademesi üç karışdır. Ve leyle-i mübârekelerde bu minârede üç bin kanâdîl yanup
nûrun
alâ-nûr olur.
Ve bu kapu üzre kal‘a kullesi-misâl bir serâmed üç tabaka bir minâre-i mevzûnu var. Hakîr şehr[i] seyr [ü] temâşâ içün urûc edüp iki yüz ayakdır. Ammâ her kademesi üç karışdır. Ve leyle-i mübârekelerde bu minârede üç bin kanâdîl yanup nûrun alâ-nûr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y186a ·
metinde göster ·
… ûn sırça nakş-ı bûkalemûn ile şecere-i Tûbâ ve gûnâ-gûn şükûfe ile müzeyyen bir
nûrun
alâ nûr kubbedir kim kubbenin etrâfında Arapça tahrîr olunmuşdur.
Ve derûn-ı câmi‘de cümle sağîr ü kebîr yüz yigirmi kemer üzre mebnîdir. Ve mihrâb üzre vâki‘ olan kubbe cümleden âlî bir kubbe-i münevverdir kim edîm-i arzda misli yokdur. Kaddi elli arşın âlîdir ve sâ’ir kubbelere dayanmışdır. Gûyâ sâ’ir kubâbın tâcdârıdır. Ve gayri kubbeler gibi müdevver değildir, surâhîdir. Ve içi serâpâ altun yaldızlı gûnâ-gûn sırça nakş-ı bûkalemûn ile şecere-i Tûbâ ve gûnâ-gûn şükûfe ile müzeyyen bir nûrun alâ nûr kubbedir kim kubbenin etrâfında Arapça tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y211a ·
metinde göster ·
… mîni münever etdükde bu mezkûr câmlara ziyâsı mün‘akis oldukda câmi‘-i nûr iken
nûrun
alâ-nûr olup cümle cemâ‘at-i kesîrenin çeşmleri münevver olup huşû‘ [u] hulû‘ i …
Ve bu mihrâb u minberin ve kubbe-i pür-envârın musanna‘lığına göre Süleymân Hân mu‘allimlerinden câmcı Serhoş İbro nam üstâd câm inşâ etmek semtinde mâhir olmağile câm-ı Cem'den cem âyînin görüp bu câmi‘-i şerîfin mihrâbı üzre on iki câm-ı gûnâ-gûn ve hurde nakş-ı bûkalemûn sihr-i i‘câz etmiş kim şems-i âteştâb ebr içinden pertâb edüp ziyâsı zemîni münever etdükde bu mezkûr câmlara ziyâsı mün‘akis oldukda câmi‘-i nûr iken nûrun alâ-nûr olup cümle cemâ‘at-i kesîrenin çeşmleri münevver olup huşû‘ [u] hulû‘ ile ibâdet ederler. Bu vasf olunan on iki câmlardan mâ‘adâ cümle necef ve billûr ve moran nakş-ı cihân yüz beş câm-ı morandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y211a ·
metinde göster ·
… anâdîl-i kebîrler yanup mâ‘adâsı leyle-i mübârekelerde yanup câmi‘ içi nûr iken
nûrun
alâ-nûr olup derûn-ı câmi‘ nûr-ı pür-envâr olur.
Ve bu câmi‘ içre sihr-âsâr ibrîşim hâlîçeler var kim herbiri Rûm ve Arab [u] Acem yâdigârları kim gayri cevâmi‘lerde nazîri yokdur. Ve bu câmi‘ içre niçe bin zî-kıymet musanna‘ âvîzelerden mâ‘adâ cümle yedi bin hurde kanâdîllerdir. Her şeb bin mikdâr kanâdîl-i kebîrler yanup mâ‘adâsı leyle-i mübârekelerde yanup câmi‘ içi nûr iken nûrun alâ-nûr olup derûn-ı câmi‘ nûr-ı pür-envâr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y211b ·
metinde göster ·
alâ-nûr leme‘ân urup çeşm-i insân hîrelenüp derhâl âşık-ı sâdık olan kubbe-i me …
"Bu dağ filândır, bu dere filândır" diyerek bir sâ‘at gidüp bir mürtefi‘ bel başıdır. Bu mahalle gelince kıble cânibine teveccüh etdükde Medîne-i münevverenin bâğ u bâğçeleri ve bizzât Hazret-i Risâlet-penâh'ın kubbe-i âlî-i münevveri eflâke ser-çekmiş nümâyân olup müzehheb ve mutallâ alem-i şerîfinin şa‘şa‘asından sahrâ-yı Medîne-i münevvere içre nûrun alâ-nûr leme‘ân urup çeşm-i insân hîrelenüp derhâl âşık-ı sâdık olan kubbe-i mehbat-ı nûr-ı Hudâ'yı görünce atından ve üştür esterinden piyâde olup du‘â:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y276a ·
metinde göster ·
… m-ı gülgûnlara şems-i âteştâb fer urdukça Hazret-i Risâlet-penâh'ın kubbesi içi
nûrun
âlâ-nûr olur.
Ve bu tâklar üzre nakş-ı bûkalemûn tavanlardır Q 117a kim Mânî Y 282a ve Bihzâd [ve] Erjenk kalem mûyin çekmede kemeri mûmiyân olurlar. Böyle bir sihr-i mübîn ve sihr-i i‘câz kalemdir kim bu kadar yüz yıldan berü henüz altun ve levha ve lâciverd silu'su nîlgûn-vâr şa‘şa‘a urur bir ibret-nümûn nakş-ı bûkalemûn tavandır. Ammâ muvâce[he]-i Resûl-i Mübîn önü üzre kârgîr binâ altı kubbe-i hurdedir. Ammâ bunların dahi içleri eyle nakş olunmuşdur kim gûyâ nigârhâne-i nakş-ı Çîn'dir. Bu kubâbların cânib-i erba‘asındaki câm-ı gülgûnlara şems-i âteştâb fer urdukça Hazret-i Risâlet-penâh'ın kubbesi içi nûrun âlâ-nûr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y281b–Y282a ·
metinde göster ·
… hakkı Y 292a gece ile im‘ân-ı nazarla nazar etdim, şu‘lesinden kubbe nûr iken
nûrun
alâ-nûr olurdu. Âşikâre elmâslardır. Hakkâ ki şeb-çerâğ deseler sezâdır. Ba‘zı …
Hudâ hakkı Y 292a gece ile im‘ân-ı nazarla nazar etdim, şu‘lesinden kubbe nûr iken nûrun alâ-nûr olurdu. Âşikâre elmâslardır. Hakkâ ki şeb-çerâğ deseler sezâdır. Ba‘zı tâlib-i ilimler bu elmâsların şu‘lesinde ders tilâvet ederler. Bu şeb-çerâğ elmâsı olan perde tâ kubbe-i âlînin ortasında kol kalınlığı ibrîşim tınâblar ile maslûbdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y291b–Y292a ·
metinde göster ·
… i nûr-ı billûrun cânib-i erba‘asın niçe bin kanâdîller ile tezyîn edüp nûr iken
nûrun
alâ-nûr olup gûyâ bir kubbe-i fânûs olur. Ol gece niçe bin huffâz-ı Kur’ân anda …
Ve leyle-i arefede bu kubbe-i nûr-ı billûrun cânib-i erba‘asın niçe bin kanâdîller ile tezyîn edüp nûr iken nûrun alâ-nûr olup gûyâ bir kubbe-i fânûs olur. Ol gece niçe bin huffâz-ı Kur’ân anda hatm-i şerîf tilâvet ederler. Ba‘zı fukarâlara tasadduk edüp hukûk-ı vâlideyn içün hatm-i şerîf tilâvet etdirmek gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y319a ·
metinde göster ·
… bir tarafı karadır. Tâ zirve-i a‘lâsında bir kubbe-i nûr var. Cebel-i Nûr üzre
nûrun
alâ-nûr bir kubbe-i münevverdir, zîrâ makâm-ı Hazret-i Resûl-ı Hudâdır.
Cebel-i Nûr: Evc-i âsumâna ser çekmiş bir sivri yalçın kızıl kayadır. Ve bir tarafı karadır. Tâ zirve-i a‘lâsında bir kubbe-i nûr var. Cebel-i Nûr üzre nûrun alâ-nûr bir kubbe-i münevverdir, zîrâ makâm-ı Hazret-i Resûl-ı Hudâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y329b ·
metinde göster ·
… âl olup tâ sabâhlara dek leyle-i Kadir sohbetleri olurdu. Şehr-i Mekke nûr iken
nûrun
alâ-nûr oldu.
Ve cemî‘i esvâk-ı sultânîyi dahi niçe kerre yüz bin kanâdîl ve meş‘ale ve fânûs ve şem‘-i kâfûrîler ile her şeb çerâğân olup şeb-i yeldâ-yı zulmet gidüp rûz-ı rûşen-misâl olup tâ sabâhlara dek leyle-i Kadir sohbetleri olurdu. Şehr-i Mekke nûr iken nûrun alâ-nûr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y331a ·
metinde göster ·
… Mekke gulgule ve velvele ile nûr (---)(---)(---) olunup Beytullâh-ı mükerreme
nûrun
alâ-nûr iken firdevs (---)(---)(---) oldu. Hamd-i Hudâ (---)(---) vilâdet-i …
Ve bu lâciverd kubbenin altında diyâr-ı İslâmdan gelen niçe bin huccâcın hây hûyundan şehr-i me‘âd-ı Mekke gulgule ve velvele ile nûr (---)(---)(---) olunup Beytullâh-ı mükerreme nûrun alâ-nûr iken firdevs (---)(---)(---) oldu. Hamd-i Hudâ (---)(---) vilâdet-i Resûl'den sonra sene 40 târîhinde ba‘s-i nebî olup hac [[(---) (---) (---)]] oldu, deyü tahrîr etmemişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y332a ·
metinde göster ·
… ğdaydır ve Karadeniz sahilinde Karahırmen kurbunda Beşdepe buğdayıdır. Nûr iken
nûrun
alâ-nûr olup anı tenâvül edüp her bir pehlivân âdem ejdehâsına döner ve ejdehây …
"Herseyi gendüm döversin, er ise" diyüp döğe döğe herîse ederler. Ammâ ma‘cûn-ı ekber olur. Ve buğdayları Tekirdağı kurbunda evkâf kurâlarından devedişi ta‘bîr etdikleri buğdaydır ve Karadeniz sahilinde Karahırmen kurbunda Beşdepe buğdayıdır. Nûr iken nûrun alâ-nûr olup anı tenâvül edüp her bir pehlivân âdem ejdehâsına döner ve ejdehâya varır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y357b ·
metinde göster ·
… şehr-i Mekke nûr iken niçe kerre yüz bin kanâdîl ve meş‘aller ile çerâğân olup
nûrun
alâ-nûr oldu. Ve taraf taraf Hüseyin Baykara meclisleri olduğu bâlâda mahalli i …
Hattâ şerîf Berekât hazretlerin Hüseyin Paşa efendimiz şerîf nasb etdükde dellâllar nidâ edüp "Üç gün üç gece şâdmân olsun" deyü fermân Hüseyin Paşa'dan sâdır olunca el-azametüllâh şehr-i Mekke içre bir velvele ve bir gulgule olup eyle sürûr [u] şâdumânîler oldu kim gûyâ sûr-ı hümâyûn-ı Mehemmed Hân-ı Sâlis olup şehr-i Mekke nûr iken niçe kerre yüz bin kanâdîl ve meş‘aller ile çerâğân olup nûrun alâ-nûr oldu. Ve taraf taraf Hüseyin Baykara meclisleri olduğu bâlâda mahalli ile tahrîr olunmuşdur. Ve'l-hâsıl ehl-i Mekke'nin ölüsü ve dirisi bile sürûr [u] şâdumândadır oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y360a ·
metinde göster ·
… ar ile çerâğân olup Hazret-i Risâlet nûr-ender-nûr içinde nûr-ı mahz idi, hemân
nûrun
alâ-nûr oldu. Saf saf ve esnâf esnâf huzzâr-ı meclis yerli yerlerinde oturup me …
Ammâ bin seksen üç Muharrem'inin yedinci gecesi cemî‘i ulemâ ve sulehâ ve e’imme ve hutabâ ve P 152a meşâyihân ve a‘yân [u] eşrâf-ı Medîne Harem-i şerîfe cem‘ olup on iki bin kanâdîller ile derûn-ı câmi‘ ve minâreler zeyn olup bin yerde şem‘-i asel-i kâfûrîler ve fânûs-ı cinânlar ile çerâğân olup Hazret-i Risâlet nûr-ender-nûr içinde nûr-ı mahz idi, hemân nûrun alâ-nûr oldu. Saf saf ve esnâf esnâf huzzâr-ı meclis yerli yerlerinde oturup meydân-ı hareme bir kürsî götürüp mevlûd-hân urûc edüp makâm-ı hicâza âgâze edüp müveşşehler âheng ederek bir mevlûd-ı şerîf tilâvet etdi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y368b ·
metinde göster ·
… üveys gümrüğünden beşer guruş ulûfesi vardır. Ve mün‘im olan ağa ticâret ederse
nûrun
âlâ-nûr olur.
Gümrüğünde hammâlları ve cemmâlleri ve sarrâf ve küttâbları ile iki yüz huddâmı vardır. Başkâtib senede paşaya iki kîse ve kantârcı beş kîse-i Mısrî verir. Eğer hiyâneti Q 155b zâhir olursa tahiyyâta oturunca tecrîm olunur. Ammâ gâyet müdebbir ve mu‘temed ve mubassır âdem yeridir. Efendisine hayırhâh ağa yeridir. Zîrâ paşanın âb-ı rûyi bu bender-i Süveys ve bender-i Dimyât ve bender-i Reşîd ve bender-i İskenderiyye ve bender-i Bûlâk'dır. Ammâ Süveys cümleden a‘lâdır. Zîrâ beher yevm ağanın Süveys gümrüğünden beşer guruş ulûfesi vardır. Ve mün‘im olan ağa ticâret ederse nûrun âlâ-nûr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y384b ·
metinde göster ·
… re sihr-i i‘câz hurde kuş gözü câmları var kim güneş pertev urdukca câmi‘in içi
nûrun
alâ-nûr olur. Bu câmların misli İslâmbol'da Süleymâniyye câmi‘inde ola. Lâkin b …
Ve bu câmi‘in cânib-i erba‘ası cümle toloz kemer Y 96b kubbelerdir, aslâ amûdlar yokdur. Ve gûnâ-gûn zî-kıymet âvîzeler ile müzeyyendir. Ve sûk-ı sultânîye nâzır pençereleri üzre sihr-i i‘câz hurde kuş gözü câmları var kim güneş pertev urdukca câmi‘in içi nûrun alâ-nûr olur. Bu câmların misli İslâmbol'da Süleymâniyye câmi‘inde ola. Lâkin bu câmi‘ teng mahalde vâki‘ olmağile aslâ haremi yokdur. Gûyâ bir kasr-ı âlîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y96a–Y96b ·
metinde göster ·