… , ammâ iğmâz-ı ayn edüp "Tîz bize menzilci tütün kahve getür ve mâhazar heybede
ne var
ise bu kardeş ile yeyelim!" dediğime bile ta‘âm yemeğe rızâ vermeyüp kalkmak is …
Ale's-sabâh tecdîd-i vuzû‘ ederken bir Rüstem-i şecâ‘at ve Esed-i mehâbet bir kimesne kim andan erlik umulur yiğit atıyla ve donuyla bir dağ içinden nümâyân olup gelir. Ammâ atı ve kendü bî-tâb u bî-mecâl gelir. Hemân hakîr, bu iyi alâmet değildir. Ahvâlini tecessüs edüp haberin aldım ki Üsküdar cenginde Gürcî Nebî'nin baş bölükbaşısı olan Şîr u Nerîmân ve Sâm-akrân olan Çomar Bölükbaşı imiş. Derhâl yanıma çağırdup hal-hatır soruşduktan mâ‘adâ kalkup iki yanağından bûs etdim. Ammâ gûyâ semm-i helâhil bûs etdim. Bir mutarraş rîş süvârîleri dümm-i binâ-gûşına kad çekmiş acebe-likâ ve muhavvif çirkin çehre bir şahs-ı bed-fi‘âl, ammâ iğmâz-ı ayn edüp "Tîz bize menzilci tütün kahve getür ve mâhazar heybede ne var ise bu kardeş ile yeyelim!" dediğime bile ta‘âm yemeğe rızâ vermeyüp kalkmak istedi. Elbette bir lokmamız yer deyü hâh-nâ-hâh bir yerde oturup "Bak a ömrüm! Dünyâ ve âhiret karındaşım ol. Devletden düşmüş yiğide benzersin, atların zebûn olmuş. Ne yerlisin ve isminiz bize bağışlan ve ahvâl-i pür-melâlin bir bir takrîr eyle" dedim. Hemân nutka gelüp eydür: "Çünkü bana kardaş dedi. Kabûl etdik artık biz senden, sen benden emîn ol ve ta‘âmın dahi yedik. Ben İzolı Kürdü kabîlesindenim ve Gürcî Nebî'nin baş bölükbaşısıyım. İsmime Çomar Bölükbaşı derler. Üsküdar cenginde bozulup gice gice dağdan dağa kaça kaça bu mahalle gelüp sana dûş geldim" dedükde hemân kalkup yine gözlerin yüzün bûs etdim, ammâ gûyâ bir kara gön derisi öpüp kılları nişter gibi dudaklarıma batdı. Hemân hakîr eyitdim: "Bre cânım şimdi biz ol cengden gelirim. Çarkacı Mehemmed Paşa alayına at koyup Şâmlı Osmân Ağa ile ceng-i Alî edüp âdemler akdaran sen misin?" deyü dest be-dest olup eyitdim: "Ey imdi birâder, ben seni elden komam. Ben Şâm Vezîri Murtezâ Paşa'nın ağalarından gâyet maslahat-güzâr âdemîsiyim. Üsküdar cenginde senin şecâ‘at ve dilâverliğin gördüm. Ben seni elden komam, Paşa efendime götürürüm!" dedikde "Cânıma minnet ammâ atlarım zebûndur. Bozulaldan berü gündüz sarp dağlarda yatarım, gice yollarla giderim. Nefîr-i âm havfinden kurâ ve kasabâtlara uğramaya havf ederdik. Âhir açlık cânımıza kâr edüp bu mahalde sana râst gelüp datlı dilinle ve ni‘metinle bizi şikâr eyledin. Ammâ siz ulaklığile biz cenk görmüş yorgun atlar ile size refîk olmak mümkün değildir" dedi. Hakîr eyitdim: "Birâder, senin hâtırın içün biz dahi menzil menzil gidelim. Atların kalırsa sana at verelim, hemân durma gidelim!" deyüp yemîn-billah ve kasem-tallah ile andan azm-i râh deyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33b ·
metinde göster ·
… z olunup bu aralıkda bezleri ve şâb ve sahtiyânın bu esnâfa seyrü'n-nâs verdik.
Ne var
, Azak askerine imdâd etseler, ne olur" dediklerinde paşa dahi anların sözlerine …
Andan azline mâdde-i sânî: Sene (---) târîhinde Karadeniz nihâyetinde kal‘a-i Azak'ı Kazak-ı Ak, Moskov u Potnak, Yunak, [u] Boynak muhâsara edüp Mehemmed Girây Hân imdâdıyla kal‘a-i Azak küffârın muhâsarasından halâs olup kal‘a-i Azak'dan cümle iş erlerinden feryâdcılar gelüp "Zahîre ve cebehâne ve cerâye ve alîkımız kalmayup bir senedir mevâcib yüzü görmedik. Elbette vazîfe-i mu‘ayyenemiz gelmezse kal‘a-i Azak-ı adâyı hâli üzre bırağup târmâr oluruz" deyü kırk yedi bölük ağalarından feryâdcılar gelince Melek Ahmed Paşa cemî‘i erbâb-ı dîvânın ihtiyârlarıyla meşveret-i azîm edüp netîce-i kelâmları oldur kim "Eğer zahîre ve cebehâne ve ulûfelerin Karadeniz'den göndersek, deryânın fırtına hâli dâ’imâ tehlikedir ve Karadeniz'de Azak Kazağı ve Özü Kazağı hâli istîlâ edüp iki yüz pâre kayıklar ile gezmededirler. Azağ'a imdâd etmek müşkildir. Hemân cümle zâhire ve cebehâneyi Kefe eyâletine mutasarrıf İbrâhîm Paşa'ya fermân edüp Kefe'den âsân vech ile Azağ'a vâsıl olur. Mevâciblerin bunda hazîne-i pâdişâhîden yetmiş bin guruş çıkarup cemî‘i ehl-i hırefe akçe tevzî‘ edüp râyic-i sûk-ı sultânî üzre şerîfî altun cem‘ edüp kırk elli aded ulakları bu mahaldan Kırkkilise beğine vâsıl ederiz. Anlar da Özü vezîrine, anlar da Özü beğine, anlar da Kırım hânına, hân dahi Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikâr ile Azağ'a vâsıl olduğu haberi arz-ı muhzırlarla yiğirmi beş günde gidüp geldikleri haberi gelir. Bu re’y-i tedbîr ahsendir" deyü Fâtiha tilâvet olunup hazîne-i pâdişâ 102a hîden yetmiş bin guruş çıkarup cümle ehl-i hırefe ve meşâyihleri ve kethüdâlarına tenbîh edüp Kudde Kethüdâ ve Defterdâr Emir Paşa ve Gümrük Emîni Hasan Çelebi ve Moralı Mustafâ Çelebi ve gayri ser-i kârda olan efendi hâ’inleri yetmiş bin aded hazîne guruşların tebdîl edüp maksûs kuş gözü kalp Moralı akçesi esnâfa verüp Kudde Kethüdâ Diyârbekir Çermik'inden olması sebebiyle yetmiş deve yükü kırmızı Diyârbekir bezi ve kuyumcu şâbı ve Kayseriyye'nin sarı sahtiyânın cemî‘i esnâfa döküp üçer kat bahâların taleb edüp kuş gözü akçe ile ehl-i sûkdan altın yüz seksen akçeye iken hurde akçe ile yüz yiğirmi akçeye istediler. Cemî‘i ehl-i hırefin ihtiyârları Melek Ahmed Paşa efendimizin kendi dîvânına gelüp hâk-i pâyine yüz sürüp "Sultânım, bize zulmdür. Diyârbekir bezin üç kat bahâsına üzerimize dökdüler. Ve şâb ve sahtiyân döküp kuş gözü akçeyle yüz yiğirmiye Azak mevâcibi deyü altun isterler. Azîz başın içün bu fukarâ-yı sûka zulm-i Haccâc-ı Yûsuf'dur. Men‘ [u] def‘ eyle" deyü ricâ eylediklerinde paşa eydür "Âdemler! Biz size Diyârbekir bezi ve şâb ve sahtiyân vermedik. Yetmiş bin Sivilya riyâl guruş verüp esvâk-ı sultânîde râyic olduğu gibi altun isteriz" deyüp Defterdâr'a ve Kudde'ye Paşa eydür: "Bu ibâdullaha niçe kırmızı bez ve şâb ve sahtiyân vermişsiz" dedikde Defterdâr ve Kudde eyitdiler "Sultânım! Hoca Hânı'nda bir bâzergân âhirete intikâl edüp bu kadar mâlı mîrîye kabz olunup bu aralıkda bezleri ve şâb ve sahtiyânın bu esnâfa seyrü'n-nâs verdik. Ne var, Azak askerine imdâd etseler, ne olur" dediklerinde paşa dahi anların sözlerine tebe‘iyyet edüp eydür: "Yürün ümmet-i Muhammed ile olsun, guzât-ı müslimîne imdâd edin. Azağ'a ulûfe gönderdim" dedikde hemân cümle ehl-i hıref "Vâveylâ ve vâveledâ! Nedir bu zulm, ümmet-i Muhammed, yok mu" deyü cemî‘i ak sakal, mün‘im ü muhteşem ihtiyârlar ve niçe yüz sâdât-ı kirâmdan kimesneler ileri gelüp "Etme vezîr! Bu zulmü def‘ u ref‘ eyle!" dediklerinde hemân paşa tehevvüre gelüp çavuşbaşı elinden hezârân deyeneği kapup bir alay ibâdullahı Dîvânhâne'de önüne katup anı anda urarak kimi kendüyi nerdübândan aşağı atarak, kiminin eli ayağı kırılarak firâr edüp cümle sâdât-ı kirâm "İhtiyâr müzevir herîfler, şâhid olun, bre Yahûdî deyüp üzerimize gelüp asâ ile urup mecrûh edüp zulmümüzü def‘ etmedi. Bunun vezâret [ü] hükûmeti câ’iz değildir. Emr şer‘-i Resûl-i mübînin!" deyü doğru nakîbü'l-eşrâfa ve Şeyhülislâm Azîz Efendi'ye varup murâd [u] merâmları üzre fetvâlar aldılar kim paşanın üzerine küfr isbât etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 101b–102a ·
metinde göster ·
… lar bâblarda nigâhbânlık ederken bu hakîr ile paşa kelimât edüp "Efvâh-ı âlemde
ne var
, ne yok?" dedi. Hakîr eyitdim "Serçeşme sizsiniz, ne var, ne yok siz bilirsiz" …
Bu haber-i mûhişden paşa efendimizin Kudde Kethüdâsı ve Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi ve Topkapulu ve Gümrük Emîni Hasan Ağa ve'l-hâsıl bu hakîrin ma‘lûmu olan yetmiş üç aded kimesneler yek-dil [ü] yek-cihet olup yemin-billah mührü Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa içün iki bin kîseye taleb etdiklerinde sa‘âdetlü pâdişâh aslâ ve kat‘â rızâ vermeyüp "Hemân İpşir Paşa lalam gelsin!" der idi. Ammâ Melek Ahmed Paşa efendimiz de havfe düşüp İpşir Paşa'ya niçe gûne muhabbetnâmeler gönderirdi. Ammâ ol tarafdan ta‘n-âmîz mekâtibler gelirdi. Hulâsa-i kelâm İslâmbol içre huzûr-ı hâtır gidüp helc ü melc olup niçe bin efsâne kelâm turrehâtlar söylenirdi. Bu efkâr-ı fâside ile Melek Ahmed Paşa efendimiz hâne-i vahdetinde âlem-i ağyârdan bî-haber bevvâbânlar bâblarda nigâhbânlık ederken bu hakîr ile paşa kelimât edüp "Efvâh-ı âlemde ne var, ne yok?" dedi. Hakîr eyitdim "Serçeşme sizsiniz, ne var, ne yok siz bilirsiz" derken kapudan taşra bir sadâ-yı "Allah Hak!" istimâ‘ olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174b ·
metinde göster ·
… t edüp "Efvâh-ı âlemde ne var, ne yok?" dedi. Hakîr eyitdim "Serçeşme sizsiniz,
ne var
, ne yok siz bilirsiz" derken kapudan taşra bir sadâ-yı "Allah Hak!" istimâ‘ olu …
Bu haber-i mûhişden paşa efendimizin Kudde Kethüdâsı ve Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi ve Topkapulu ve Gümrük Emîni Hasan Ağa ve'l-hâsıl bu hakîrin ma‘lûmu olan yetmiş üç aded kimesneler yek-dil [ü] yek-cihet olup yemin-billah mührü Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa içün iki bin kîseye taleb etdiklerinde sa‘âdetlü pâdişâh aslâ ve kat‘â rızâ vermeyüp "Hemân İpşir Paşa lalam gelsin!" der idi. Ammâ Melek Ahmed Paşa efendimiz de havfe düşüp İpşir Paşa'ya niçe gûne muhabbetnâmeler gönderirdi. Ammâ ol tarafdan ta‘n-âmîz mekâtibler gelirdi. Hulâsa-i kelâm İslâmbol içre huzûr-ı hâtır gidüp helc ü melc olup niçe bin efsâne kelâm turrehâtlar söylenirdi. Bu efkâr-ı fâside ile Melek Ahmed Paşa efendimiz hâne-i vahdetinde âlem-i ağyârdan bî-haber bevvâbânlar bâblarda nigâhbânlık ederken bu hakîr ile paşa kelimât edüp "Efvâh-ı âlemde ne var, ne yok?" dedi. Hakîr eyitdim "Serçeşme sizsiniz, ne var, ne yok siz bilirsiz" derken kapudan taşra bir sadâ-yı "Allah Hak!" istimâ‘ olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174b ·
metinde göster ·
… gündür?" "Sultânım, beş gündür, ammâ gâyet kış çekdim" dedim. "Devlet tarafında
ne var
ne yok" dedikde, hakîr eyitdim "Bây u gedâ ve pîr u cüvân ve hâs u âmm sultânım …
deyüp seğirderek dest-i şerîfin bûs etdim. Hemân buyurdular kim "Evliyâ hoş geldin, biz seninle Varvar Alî Paşa senesinden berü görüşmedik. İslâmbol'dan çıkalı kaç gündür?" "Sultânım, beş gündür, ammâ gâyet kış çekdim" dedim. "Devlet tarafında ne var ne yok" dedikde, hakîr eyitdim "Bây u gedâ ve pîr u cüvân ve hâs u âmm sultânımın şeref-i kudûmiyle müşerref olmağa muntazırlardır. Husûsen Melek Ahmed Paşa karındâşınız, âh Sultânım Murâd efendimin çerâğ-ı efrûhtesi ve nazarkerdesi karındaşım gelse, deyü sultânımın intizârında olup sultânıma bu mektûbları gönderdi" deyü yetmiş aded atlas kîseli mekâtibleri verüp zemîn-bûs edüp gerüye çekildim. Hemân hazînedârına tenbîh edüp 177b "Evliyâ senin müsâfirindir, bir hoş gözedüp bir semmûr kürk ve bir kat esbâb ve bir kîse guruş hammâm akçesi ver" deyü tenbîh etdikde hazîne çadırına varup def‘-i cû‘ edüp bî-mecâl olduğumdan hâb-ı râhata vardım. Netîce-i merâm sahrâ-yı Konya'da İpşir Paşa ile yedi gün sohbet edüp "el-kelâmu yecürrü'l-kelâm" üzre yedi günde müşâvere ve mükâlemeleri birer birer takrîr etsem bir tomar-ı dırâz olur. Me’âl-i kelâm: Bir gün İpşir Paşa eydür: "Evliyâm, doğru söyle Murâd Paşa ve yeniçeri ocağı beni isterler mi?" yemin edüp "Belî cümle pâdişâh kulları ve vüzerâ vü vükelâları sultânıma muntazırlardır. Âh der-i devlete gelse de devlet-i Âl-i Osmân nizâm bulsa, derler. Ve cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve a‘yân [u] kibâr, Sultân Murâd çerâğıdır, Husrev Paşa revişindedir. Âh gelse de cemî‘i umûr-ı mu‘azzamayı görüp Venedik küffârından intikâm alup Mısır'ın deryâ yolları küffârdan emîn olsa, derler" dedim. "Yâ Evliyâ, doğru söyle, Moralı Defterdâr mühr içün iki bin kîse verdiği sahih midir?" "Belî, merhûm Bıyıklı Dervîş Mehemmed Paşa meflûc iken mühri taleb etdi. Ammâ sa‘âdetlü pâdişâh rızâ vermeyüp mührü karındaşın Melek Ahmed Paşa'ya sadaka olunmasın re’y-i ahsen gördüler. Paşa karındaşınız 'Ben bir kerre mühr sâhibi olup lezzetin aldım. Pâdişâhım benim hüsn-i rızâm ile mühri elbette İpşir Paşa lalana ihsân eylen. Asker sâhibi vü müdebbir ü âkıl ü cerîdir. Mühr anın bin kez hakkıdır ve eski vezîrindir,' deyü bir sâ‘at ta‘rîf ve tavsîfinizde olup Şeyhülislâm Ebû Sa’îd ve kızlarağası ve (---)(---)(---)(---) cümlesi, "Pâdişâhım İpşir Paşa lalana mühr istihâldir" deyü Fâtiha tilâvet olunup mühr-i şerîfi sultânıma gönderdiler. Kâ’immakâmlığı Melek Paşa karındaşınıza ihsân etdiler. Ve yedinci günde anlar dahi var kuvveti bâzûya getirüp cümle ocağa ulûfe çıkardılar" deyü niçe bin kelimâtlar oldu kim tahrîri mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a–177b ·
metinde göster ·
… rrâtdan ve sâ’ir hûş-ı elhân [u] hûş-ı tuyûrdan gayret-nemâ sun‘-ı Hudâ'dan her
ne var
ise bu Hızır Nebî şehrinde mevcût idi. Hatta kavm-i Amalâk "Bu şehir bizim kıbl …
Ve Hazret-i Şemuyil ve Şem‘ûn ve Semmûn ve Melik Rac‘im ibn Süleymân Nebî içün bu dörd kimesne içün dahi ihtilâf-ı kesîre edüp nebî ve nebî değildir, demişler. Ammâ müverrihân-ı Acem Hazret-i Hızır'ın peygamber olup hâlâ hayâtda olduğuna zâhib olup bu Dicle nehri sâhilindeki şehirde tevellüd eylediğin tahkîk eylemişlerdir. Ve bu şehr-i Hızır'ın ma‘mûr u âbâdânlığın ol kadar ta‘rîf ü tavsîf etmişler kim şehr-i Medâyin'den ve şehr-i Kûfe'den imâr idi demişler. Hatta du‘â-yı hayr [u] berekât-ı Hızır Nebî ile bu şehir eyle imâr imiş kim Cenâb-ı Kibriyâ rûy-ı arzda ahcârât [u] eşcârât [u] müsmirrâtdan ve sâ’ir hûş-ı elhân [u] hûş-ı tuyûrdan gayret-nemâ sun‘-ı Hudâ'dan her ne var ise bu Hızır Nebî şehrinde mevcût idi. Hatta kavm-i Amalâk "Bu şehir bizim kıblemizdir." deyü ziyâretine beher sene mesâfe-i ba‘îde diyârlardan gelirler imiş ve cemî‘i kavm-i milel dahi gelüp seyr ederlermiş. İllâ kavm-i Yahûd gelmeyüp Sıfet şehrine giderlermiş. Hâlâ bilâ-teşbîh tâ’ife-i Yahûd'un ka‘beleri Sıfet şehridir kim sehel imâr kalmışdır. Ammâ bu şehr-i Hızır Sıfet şehrinden ziyâde ma‘mûr u İremezât misilli ziyâretgâh imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407a ·
metinde göster ·
… almış yorgun argın ve durgun ulak âdeme sarılmak yüklü avrede el urmak gibidir.
Ne var
, îmân ehlinde yad olmaz. Bu sizin etdiğiniz bu dağlarda Köroğlu etmemişdir. Eğe …
Hakîr eyitdim: "Hey gâzîler! Altında atı kalmış yorgun argın ve durgun ulak âdeme sarılmak yüklü avrede el urmak gibidir. Ne var, îmân ehlinde yad olmaz. Bu sizin etdiğiniz bu dağlarda Köroğlu etmemişdir. Eğer merd-i Hudâ iseniz sizden emîn olalım. Hemân yol alup gidelim" deyüp lütf ile tekellüm edince birisi belinden kılıcın çözüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 8a ·
metinde göster ·
… eşyâlar ile mâl-â-mâldır. Ve hîn- mahalde bulunsun içün enderûn-i hânelerde her
ne var
ise kapular üzre cümle eşyâların esmâları tahrîr olunmuşdur. Hattâ ba‘zı hücrel …
Ve bunda fevkânî ve tahtânî cümle otuz aded odalardır. Her birinin içinde birer gûne eşyâlar ile mâl-â-mâldır. Ve hîn- mahalde bulunsun içün enderûn-i hânelerde her ne var ise kapular üzre cümle eşyâların esmâları tahrîr olunmuşdur. Hattâ ba‘zı hücrelerde kehhâllerin bisâtları ve gayri edviyeleri ve niçe bin gûne derde devâ içün ma‘âcin makûleleri ve müshilât ve sümûmât makûlesi bile mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
… ve atları kırılup hâ’ib ü hâsir Mitroviçse kasabasına geldiler. Raba karşusunda
ne var
, cümle kâfiristânın cem‘iyyeti yeri andadır. Şikâr dediğiniz mâl anda kandadır" …
"Ya siz bilmez misiz, Uyvar fethinden sonra seksen bin asker ile Kaplan Paşa bu nehr-i Raba'yı geçüp niçe askerleri ve atları kırılup hâ’ib ü hâsir Mitroviçse kasabasına geldiler. Raba karşusunda ne var, cümle kâfiristânın cem‘iyyeti yeri andadır. Şikâr dediğiniz mâl anda kandadır" [de]diler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3a ·
metinde göster ·
… cem-cenâb ve azîmü'ş-şân 54a filân falândır’ dersiniz. Bunu çâsâra tanışacak
ne var
, çâsârdan gayri iş bilir ve söz bilir âdemleriniz yok mudur? Bizim Âl-i Osmân v …
"Bire hey, mel‘ûn ve bî-dînler, söze gelse ‘Çâsâr şöyle cem-cenâb ve azîmü'ş-şân 54a filân falândır’ dersiniz. Bunu çâsâra tanışacak ne var, çâsârdan gayri iş bilir ve söz bilir âdemleriniz yok mudur? Bizim Âl-i Osmân vezîrleri işler görür, kal‘alar alır, bozar bozulur, Erdel kralların ve Eflak ve Boğdan beğlerin ma‘zûl edüp Erdel'de Yanova ve Varat kal‘aların feth ederler, pâdişâhın haberi olmayup sonra fetihnâme haberin gönderirler, ammâ sizler elçiye bir ekmek ve bir okka et ziyâde verelim mi, deyü hemân çâsâra tanışırsız ve yine Âl-i Osmân ile denk-â-denklik satarsız", dedikde cümle kâfirlerin özrleri kabâhatinden eşedd olup hâmûş-bâş oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 53b–54a ·
metinde göster ·
… ek isteyen kişi tuç âdemin iç yüzünde bir kapu dahi var. Cümle bu kapudan içeri
ne var
ise taşra kapudan içeri girince ikinci kapudan içeri yığınlar dahme-i Efrâsiyâb …
Bu kavm-i Çerâkese Âdemî demesinin aslı oldur kim mezkûr u mevsûf olan dıraht-ı azîmin kıblesi karşusundaki kayaların dâmeninde mezkûr Kızlar Kitgen ve Kızlar Algan nâm suyun başında bir mağâra-yı azîm var. Kızlar Algan suyu bu gâr-ı yetîmândan taşra çıkar. Bu mağâranın iç yüzünde tuçdan bir âdem sûreti var. Kaddi iki kad bizim benî âdem kaddi kadar vardır. Ve anın sağ elinde kubbe kadar bir tuçdan gürz-i girânı var, dâ’imâ gürzü ol tuç âdem sallayup kâhîce omuzuna kor, ammâ yine gürz omuzunda hareket etmededir. Her kim ol gâra girmek murâd edinse ol kehfden çıkan Kızlar Algan sunun kenârıyla yürüyüp ol tuç âdemin önünden geçüp mağâraya girmek isteyen kişi tuç âdemin iç yüzünde bir kapu dahi var. Cümle bu kapudan içeri ne var ise taşra kapudan içeri girince ikinci kapudan içeri yığınlar dahme-i Efrâsiyâb mâl-ı Kârûnlar cümle nümâ[yâ]ndır, ammâ bu abd-i hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153b ·
metinde göster ·
Tırhala tarafına bir sivri kaya burnu vardır. Anda zamân-ı kadîmde küffârlar âdem gevdesi kalınlığı demir kollar uzadup uçlarına tuç makaralar bağlayup câmûs ve sığır derilerin dilim dilim edüp kalın gemi palamarı ipleri gibi örmüşler. Hîn-i mahalde bu ipleri tuçdan makaralara geçirüp ol örme urganların uçlarına yine kalın ipden balık ağı gibi örülmüş beşer onar âdem alur zenbîl-misâl şeyleri aşağı sarkıdup yukaru çekecek zahîreleri ve koyunları ve sığırları ve'l-hâsıl her ne var ise postlara(?) aşağıda koyup yukaru kayanın tâ zirve-i a‘lâsındaki tuç makaraların yanlarında dollâb-ı çarh-ı musanna‘lar vardır, ol dollâbların hidmetine on aded papaslar dâ’imâ me’mûr olup dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 240b ·
metinde göster ·
… ûfât defteri olur, ammâ bu rûy-ı arzda cemî‘i mevcûdât-ı mütenevvi‘âtlardan her
ne var
ise bu cebehânede mevcûd olup hattâ avretlerin hırızması ve eşek beynisi vardır …
El-hâsıl bu tahrîrâtı ne dırâz edelim. Eğer bu cebehâne içindekin firâden firâdâ mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek bir azîm mevkûfât defteri olur, ammâ bu rûy-ı arzda cemî‘i mevcûdât-ı mütenevvi‘âtlardan her ne var ise bu cebehânede mevcûd olup hattâ avretlerin hırızması ve eşek beynisi vardır, zîrâ ba‘zı zamân yer altında bizim lağım ile küffârın lağımcıları birbirlerine mülâkî oldukda ceng-i azîm ederken avretlerin hırızması ile eşek sidiğin ve eşek beynisin âteşe bırağup birkaç kerre bizim lağımcılarımız eşek beyinisi ve hırızma râyihasından kırılmışlardır ve niçe bini tütünden boğulmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305b ·
metinde göster ·
… a otaġa giren ḳızlar aġ çıḳarup ḳara geyen ḳızlar baġır kibi üginende yoġurtdan
ne var
ḳara ṣaḳaç altında gömeç den ne var kendürükde etmekden ne var
aġ otaġı ḳoyuban ḳara otaġa giren ḳızlar aġ çıḳarup ḳara geyen ḳızlar baġır kibi üginende yoġurtdan ne var ḳara ṣaḳaç altında gömeç den ne var kendürükde etmekden ne var
… geyen ḳızlar baġır kibi üginende yoġurtdan ne var ḳara ṣaḳaç altında gömeç den
ne var
kendürükde etmekden ne var
aġ otaġı ḳoyuban ḳara otaġa giren ḳızlar aġ çıḳarup ḳara geyen ḳızlar baġır kibi üginende yoġurtdan ne var ḳara ṣaḳaç altında gömeç den ne var kendürükde etmekden ne var
… inende yoġurtdan ne var ḳara ṣaḳaç altında gömeç den ne var kendürükde etmekden
ne var
aġ otaġı ḳoyuban ḳara otaġa giren ḳızlar aġ çıḳarup ḳara geyen ḳızlar baġır kibi üginende yoġurtdan ne var ḳara ṣaḳaç altında gömeç den ne var kendürükde etmekden ne var
… ydur mere delü ḳavat maŋa ne yalvartırsın allah tā'ālaya yalvar menüm-de elümde
ne var
men daḫı bir yumuş oġlanıyam didi delü dumrul aydur ya pes can viren can alan a …
'azrā'il aydur mere delü ḳavat maŋa ne yalvartırsın allah tā'ālaya yalvar menüm-de elümde ne var men daḫı bir yumuş oġlanıyam didi delü dumrul aydur ya pes can viren can alan allah ta'āla-mıdur
… m bile yatsam ala yılan olup meni ṣoḳsun senüŋ ol muḫannet anaŋ babaŋ bir canda
ne var
ki saŋa ḳıyamamışlar 'arş ṭanıġ olsun kürsi ṭanıġ olsun yir
yigidi sevüp varsam bile yatsam ala yılan olup meni ṣoḳsun senüŋ ol muḫannet anaŋ babaŋ bir canda ne var ki saŋa ḳıyamamışlar 'arş ṭanıġ olsun kürsi ṭanıġ olsun yir
… eybetinden şol gözüm yaşardı hey gözüm nāmerd gözüm muḫannet gözüm bir yılandan
ne var
ki ḳorḫduŋ didüm anda daḫı erem bigem diyü öginmedüm öginen erenleri ḫoş görmed …
başlu ejderhaya yetüp vardum heybetinden şol gözüm yaşardı hey gözüm nāmerd gözüm muḫannet gözüm bir yılandan ne var ki ḳorḫduŋ didüm anda daḫı erem bigem diyü öginmedüm öginen erenleri ḫoş görmedüm elüŋe girmiş-iken mere kāfir