Ol asırda Bursa'da Ulu Câmi‘'i ve Edirne'de Eski Câmi‘i Yıldırım Hân içün binâ eden Mi‘mâr Alî Neccâr hayâtda olmağile fi'l-hâl Ebü'l-feth Kostantîn'e dostluğa binâen sûret-i mahabbetden görünüp Ayasofya'nın ta‘mîr [ü] termîmiyçün Koca Mi‘mâr Alî'yi Tekur'a gönderüp kıral gâyet haz edüp Ayasofya'nın cânib-i erba‘asına azîm pâyeler inşâ etdi kim her biri birer sedd-i Kahkahâ ve sedd-i Ye’cûc-misâl sedd-i bî-sütûnlardır. Hâlâ Ayasofya câmi‘inin etrâfında ol pâyeler zâhir ü bâhir olup Ayasofya anlar ile metânet bulmuşdur. Ammâ Ayasofya'nın sağ tarafındaki Sarıkcılar dükkânları mâbeyninde olan pâyenin içini Mi‘mâr Alî iki yüz kademe minâre yolu gibi yol eyledikde kıral-ı dâl,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 36a ·
metinde göster ·
… lıncı Dede}: Kendülerden sonra Abdî Çelebi postuna geçüp ömründe tîşe-i Habîb-i
Neccâr
urmamış iken üstâd na‘lıncı olur. Ammâ bunlar dahi mecâzib-sıfat imişler. Hâsıl …
{Menâkıb-ı Na‘lıncı Dede}: Kendülerden sonra Abdî Çelebi postuna geçüp ömründe tîşe-i Habîb-i Neccâr urmamış iken üstâd na‘lıncı olur. Ammâ bunlar dahi mecâzib-sıfat imişler. Hâsıl-ı kelâm bu dükkân na‘lıncı dükkânından gayrı bir şey olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 110b ·
metinde göster ·
… tavsîfinde kâsırdır. Ve bir ceviz haşebi levhasından siyâh minberi üzre üstâd-ı
neccâr
, var makdûrun sarf edüp ızhâr-ı ma‘rifet edüp bir nakş-ı Mânî ve Erjeng-i nakş- …
Evvelâ cümleden Ulu Câmi‘-i Kebîrdir. Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân binâ etmişdir. Gûyâ bir kal‘a-i sedd-i Kahkahâ'dır. Bursa şehrinin hevâdâr mürtefi‘ yerine vâkı‘ olmuş bir câmi‘-i azîmdir. Câmi‘ içre cümle (---) aded çâr-kûşe pâye sütûnlardır kim her pâyenin aşağısı âdem kaddî mutallâ ve müzehheb ve münakkaşdır. Dahi fevkinde her pâyenin cânib-i erba‘ası(nda) Yâ Hannân ve Yâ Mennân ve Yâ Deyyân ve Yâ Sübhân ve esmâü'l-hüsnâ ve gûnâ-gûn hatlar ile münakkaşdır. Bu hatların hurûfları ve elifleri üçer zirâ‘ hatlardır kim tarz-ı Musta‘sımî'dir. Ve bu sütûnlar üzre cümle on tokuz kubbe-i tâk-ı kisrâlardır kim cümle imâreti rasâs-ı hâlis ile mestûrdur. Her kubbenin alemleri, şems-i afitâb gibi ziyâ verir. Yigirminci kubbe yeri câmi‘in ortasına vâkı‘ olup kasden üstâd-ı kâmil mekşûf binâ edüp mâhî şebekesi-misâl, kubbe yerine sarı pirinç telden ağ örülmüşdür kim hûş [u] tuyûr giremeyüp andan câmi‘ içre âfitâbın ziyâsı girüp rûşen eder ve bu küşâde kubbe altında kavl-i mezheb-i Hânefî üzre aşren-fe-aşr bir havz-ı müdevveri var, içinde gûnâ-gûn mâ’ide mâhîler şinâverlik ederler ve cümle cemâ‘at-ı kesîr ol havzdan tecdîd-i vuzu‘ edüp ibâdet-i Yezdân ederler. Ve mine'l-acâib mihrâbı vardır kim diller ta‘bîr ü tavsîfinde kâsırdır. Ve bir ceviz haşebi levhasından siyâh minberi üzre üstâd-ı neccâr, var makdûrun sarf edüp ızhâr-ı ma‘rifet edüp bir nakş-ı Mânî ve Erjeng-i nakş-ı bukalemoni minber etmişdir kim bunda olan {Bursa} Fahrî oyması 224a misâl-i şükûfe ve turunca ve islimî ve çâr-gül ve mutabbak gül ve katmer gülleri ve gûnâ-gûn mutahhil ve kitâbeleri cihân ressâmları cem‘ olsa böyle hurdekârlık etmeğe kâdir değillerdir. Gûyâ kuyumcu kalemkârî nakşı bir minber-i ra‘nâdır kim görmeğe muhtâc bir kürsî-i vâlâdır, misli meğer Karadenizin sâhilinde Sinop Câmi‘i'ndeki münakkaş minber ola. Ve bir münakkaş-ı ibret-nümâ mü’ezzinân mahfili var kim gûya mehâfil-i cennetdir. Ve cânib-i erba‘ası revzenler ile câm-ı billûr ve necef ve moranlar ile müzeyyen olmuş bir câmi‘-i rûşen-âbâddır. Evkâfı kavî olmağıla bunda olan halıçalar bir câmi‘de yokdur. Ve her şeb yedi bin kanâdiller ile çerâğân olur câmi‘-i münevverdir ve şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. Zirâ yetmiş yerde cemî‘î ulûm-ı kesîre dersi‘âmları vardır kim iki bin talebe derse meşgullerdir. Ve bu câmi‘in bir yan kapudan bir yan kapusuna varınca tûlu üç yüz elli ayakdır ve kıble kapusundan mihrâba varınca yüz seksen ayakdır. Üç kapusu var, sol cânibde Hünkâr mahfili kapusu, mahfil-i sultânî tahtânîdir ve Kıble kapusu ve sağ tarafda Mahkeme kapusu ve Kıble kapusu tarafında taşra soffası vardır, ammâ gayrı câmi‘ler gibi harem-i kebîri yokdur. Bir küçük haremdir. Ortasında Şeyhülislâm Azîz Efendi bir âbdesthâne havzı ve muslukları binâ etmiş. Ve bu câmi‘in yemîn [u] yesârında iki kalın tula minâre-i âlîleri var kim eflâke ser çekmişdir. Mahkeme tarafındaki minârenin kadehinde üstâd-ı mi‘mâr bir şâzirvan kadehi îcâd edüp âb-ı zülâlin tâ Keşîş Dağı'ndan uçurup hakkâ ki kemâl-i ma‘rifet ızhar etmişdir. Ammâ şimdiki hâlde mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup fıskıyye mu‘attal olmuşdur, ammâ kaçan kim bârân-ı rahmet bu şehr üzre nâzil oldukda bu minârenin şerîfesinde cem‘ olan matar-ı rahmet bu mezkûr şâzirvân kadehine cem‘ olup cemî‘î hûş [u] tuyûr-ı vahşîler ol bârân-ı rahmetden nûş edüp def‘-i atşân ederler. Hulâsa-i kelâm bu şehr içre böyle rûhâniyyetli câmi‘ yokdur. Bursa şehrinin gûyâ Ayasofyası'dır. Ve şehrin güzîde yerinde olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir kim arâzî-i ma‘mûrede bu câmi‘in nazîri yokdur. İbn-i âdem bu câmi‘in vaz‘-ı esâsı ta‘rîf ve tavsîfinde âciz ü kâsırdır. Bu câmi‘, cümle câmi‘lerden kebîr olmağıla ibtidâ bu ibâdethâne tahrîr olundu. Ammâ ibtidâ Bursa fethinde binâ olunan yukaru ve iç kal‘ada
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223b–224a ·
metinde göster ·
… islâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ekseriyyâ halkı tüccâr ve
neccâr
ve sevdâger-i berr u bihârdır. Bir fırkası avân ve bir zümresi ulemâ ve meşâyih …
{Hicretin sene 92 târîhinde Âl-i Emeviyyûn'dan Süleymân b. Abdullah fermânıyla kız karındaşı oğlu Ömer b. Abdül‘azîz İslâmbol'u muhâsara edüp bî-feth avdet edüp bu Sinop kal‘asın dahi muhâsara edüp bî-feth rücû‘ etdiler} Sinop (---) galatdır, (---) binâsıdır. Kastamonu hâkimi Ulu Beğ (---) fethidir. Andan sene 796 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir. Gâyet sa‘b u metîn u kavî kal‘a olmağıla Rûm keferesi elinden üçüncü muhâsarada usret ile feth olup Kastamonu eyâletinde serbest ve mu‘âf ve müsellem mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem ze‘âmetdir. Dizdârı ve serdârı ve kal‘a neferâtları ve üç yüz akçe pâyesiyle kadısı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ekseriyyâ halkı tüccâr ve neccâr ve sevdâger-i berr u bihârdır. Bir fırkası avân ve bir zümresi ulemâ ve meşâyihândır. Halkı ekseriyyâ çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyerler. Ve erbâb-ı ma‘rifetler bu şehri 17 iklîm-i örfiyyede bulmuşlar. Kıble ve şark cânibi dağları serâpâ bâğlardır. Cânib-i şarkîsinde şehr-i Kastamonu üç günlük yoldur. Bu şehr Karadeniz'in Anadolu tarafı sâhilinde Sinap Burnu demekle ma‘rûf bir burunda vâkı‘ olmuşdur kim Karadeniz'in garb tarafında (---) mil Rûmeli cânibinde bu Sinop'a mukâbil Keliğra Sultan kayaları vâkı‘ olmuşdur. Sinap ile ol Keliğra burnu mâbeyni gûyâ bir boğazdır. İslâmbol tarafı ve Tarabozan tarafı yine vâsi‘ deryâlardır. {Sinop İslâmbol'a beş yüz mildir}. Ve bu kal‘a-i Sinop, şehr-i Samsun'un garb tarafındadır. Sinop ile Samsun'un arası dört merhale yerdir. Ve kal‘ası bir püşte-i âlî üzre üç kat Şeddâdî rıhtım Kayser-ı Rûm oğlu Sinopa nâm kralın binâsıdır. Ammâ gâyet sedd-i metîn kal‘a-i sengîndir. Dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cümle (---) kulle ve altı bin altı yüz bedendir ve cümle (---) kapudur. Evvelâ Kum kapusu ve Meydân kapusu ve Tershâne kapusu ve Yenicekapu ve Tabahâne kapusu ve İçhisarın Lonca kapusu cihânnümâdır. Ve Uğrunkapu ve aşağı kal‘ada Deniz kapusu. Bu merkûm kapuların cümlesi ikişer kanatlı demir kapulardır kim her biri birer bâb-ı Kahkaha'dır ve bu kal‘a bir düz yirde vâkı‘ olup iki cânibin deryâ döğer ve bu kal‘anın eşkâli şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki olmuşdur. Ammâ Bozdepe dağından nazar etsen gemi alboratası kesiminde üç kat bir gûne kal‘a-i metîndir. Dizdârı kal‘anın top menzilinden ba‘îd giderse şehirlilerin ellerinde olan hatt-ı şerîfleri mûcebince dizdârı katl etmeğe me’mûrlardır. Ol havfden fakîr-İ dizdâr bir top menzilinden ba‘îd gitmeğe kâdir değildir. Cümle altı yüz müsellah ve şecî‘ ve bahâdır neferâtları vardır. Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Hân asrında bu kal‘ayı Kazak-ı Ak ale'l-gafle bir şeb-i muzlimde nerdübânlar ile serîka edüp Vezîria‘zâm Nasıf Paşa bu Sinop kal‘asın küffâr alduğun Ahmed Hân'a i‘lâm etmeyüp ketm etdiğiyçün katl olundu. Ba‘dehû bu kal‘ayı küffârdan halâs edüp elli kul dahi aşağı kal‘aya koyup bin kantar barud-ı siyâh ve sagîr ü kebîr bin pâre top koyup cümle âlât-ı cebehânesi ve gûnâ-gûn âlât-ı silâh-ı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdiler. Ol asrdan berü her şeb ikişer yüz âdem bölükbaşıları ve çavuşlarıyla tâ sabâha dek dîdebân ve nigehbân ve gafîrlik edüp ba‘de't-tabl ve nefîr nevbetciler feryâd ederler. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246a ·
metinde göster ·
… aha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha
neccâr
ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer de …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
… nde birer gûne hâssası vardır. Evvelâ Sürmeli yaylada aslâ tâ‘ûn olmaz. Habîb-i
Neccâr
hazretleri niçe zemân bu yaylada sâkin olup halkı dîne da‘vet etmişdir. Zîrâ pe …
Cümle yedi aded yaylalardır. Her birinde birer gûne hâssası vardır. Evvelâ Sürmeli yaylada aslâ tâ‘ûn olmaz. Habîb-i Neccâr hazretleri niçe zemân bu yaylada sâkin olup halkı dîne da‘vet etmişdir. Zîrâ peygamberdir demişler ve ihtilâf etmişler. Anların du‘ası berekâtıyla bu Sürmeli yayla'da aslâ vebâ olmaz. Ve Gökdepe yaylası, gâyet bâlâ azîm yayladır. Bunda cemî‘i hayvânâtları aslâ ülker urmaz. Ve Çatalağaç yaylası; anda aslâ ısıtma olmaz. Halkı gâyet tendürüst olur. Ve Fındıklı yaylada aslâ ve kat‘â yılan ve çıyan ve akrep ve gayri zehirli haşerâtlar olmaz. Ve Şolgay yaylası, her giz anda hırsız ve harâmî olmaz. Zira Şolgay Sultân Cüneyd-i Bağdadî hazretlerinin baş halîfesidir. Bu yaylada medfûn olduğundan aslâ harâmî olmaz. Bir kimesne komadığı şey’e el uzatsa eli kurula kalır, mücerreb olduğundan bu yaylada aslâ harâmî ve kuttâ‘u't-tarîk yokdur. Herkesin metâ‘ı meydân-ı muhabbetde âşikâre durur. Bir ferd-i âferîde vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20b ·
metinde göster ·
… tden sonra güneş dokunur. Zîrâ bu şehrin maşrık cânibindeki dağlar üzre Habîb-i
Neccâr
tarafından kâmil iki sâ‘atde urûc olunur cebel-i âlîler olmağıla güneş iki sâ‘a …
Andan bu kal‘anın cânib-i şarkîsi beş aded cebel-i âlî olup ol cebellerin üzerinde olan dîvârları seksener zirâ‘ âlî olmağıla aşağı şehre iki sâ‘atden sonra güneş dokunur. Zîrâ bu şehrin maşrık cânibindeki dağlar üzre Habîb-i Neccâr tarafından kâmil iki sâ‘atde urûc olunur cebel-i âlîler olmağıla güneş iki sâ‘atde aşağı şehre tulû‘ eder, ma‘lûm ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 22b ·
metinde göster ·
… okuz tekye-i dervîşândır. Evvelâ aşağı şehirde tekye-i Cesed-i Hazret-i Habîb-i
Neccâr
dervîşânlariıyla ma‘mûrdur, bir çukur yerde vâki‘ olmuşdur ve bir tekye-i Habîb …
Evsâf-ı tekye-i dervîşân-ı zîşân: Cümle dokuz tekye-i dervîşândır. Evvelâ aşağı şehirde tekye-i Cesed-i Hazret-i Habîb-i Neccâr dervîşânlariıyla ma‘mûrdur, bir çukur yerde vâki‘ olmuşdur ve bir tekye-i Habîb-i Neccâr dağdadır, bir sâ‘atde urûc olunur, cihân-nümâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23a ·
metinde göster ·
… rvîşânlariıyla ma‘mûrdur, bir çukur yerde vâki‘ olmuşdur ve bir tekye-i Habîb-i
Neccâr
dağdadır, bir sâ‘atde urûc olunur, cihân-nümâdır.
Evsâf-ı tekye-i dervîşân-ı zîşân: Cümle dokuz tekye-i dervîşândır. Evvelâ aşağı şehirde tekye-i Cesed-i Hazret-i Habîb-i Neccâr dervîşânlariıyla ma‘mûrdur, bir çukur yerde vâki‘ olmuşdur ve bir tekye-i Habîb-i Neccâr dağdadır, bir sâ‘atde urûc olunur, cihân-nümâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23a ·
metinde göster ·
: Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i d …
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
… a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i
Neccâr
bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî …
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
… yr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i
Neccâr
kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerle …
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında E …
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
… ndan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i
Neccâr
idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ih …
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
… î'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i
Neccâr
bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğü …
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
: Vücûd-ı şerîfi kal‘a içinde evc-i âsumâne beraber bir yalçın kaya üzre bir me …
Ziyâretgâh-ı Habîb-i Neccâr : Vücûd-ı şerîfi kal‘a içinde evc-i âsumâne beraber bir yalçın kaya üzre bir mesîregâh âsitâne-i gârda medfûndur. Timur nazar edüp ter ü tâze buldu, derler. Kendüleri şahâdetinden berü kabr-i şerîfi üzre aslâ kandili şeb [u] rûz sönmemişdir, ilâ mâşâallah. Tekye fukâraları çerâğân etmededirler. Bunların şehâdetinden sonra mürd iken ihyâ olan şehzâde dahi merhûm olup derûn-ı kal‘ada aşağı Habîb-i Neccâr kurbunda medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
… onra mürd iken ihyâ olan şehzâde dahi merhûm olup derûn-ı kal‘ada aşağı Habîb-i
Neccâr
kurbunda medfûndur.
Ziyâretgâh-ı Habîb-i Neccâr : Vücûd-ı şerîfi kal‘a içinde evc-i âsumâne beraber bir yalçın kaya üzre bir mesîregâh âsitâne-i gârda medfûndur. Timur nazar edüp ter ü tâze buldu, derler. Kendüleri şahâdetinden berü kabr-i şerîfi üzre aslâ kandili şeb [u] rûz sönmemişdir, ilâ mâşâallah. Tekye fukâraları çerâğân etmededirler. Bunların şehâdetinden sonra mürd iken ihyâ olan şehzâde dahi merhûm olup derûn-ı kal‘ada aşağı Habîb-i Neccâr kurbunda medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
… ve Mercân ibn Âmir ve Sâlim ibn Buhayra kabîle-i Ensâr'dandır ve Hâşim b. Benî
Neccâr
ve Buhayr b. Âsım el-Eslemî ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Hale …
Evvelâ Hazret-i İkrime ibn Ebû Cehil ve Sâbir ibn Cürhüm min Benî Cürüm ve Arem Kabile b. Atfân ve Eddes b. Ukayli'ş-Şems ve Mercân ibn Âmir ve Sâlim ibn Buhayra kabîle-i Ensâr'dandır ve Hâşim b. Benî Neccâr ve Buhayr b. Âsım el-Eslemî ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Halef, Ahmed Benî Abdullah ibn Neccâr ve Huveylid ibn Sehlü'l-Ayâdî ve Mu‘arrec b. Zâyidü'l-Kelbî ve Mu‘ammer b. el-Kaysu'l-Mahzûmî ve Hassân ibn Ganemi'l-Mahzûmî ve Cem‘ ibn Harbu'l-Yetîmî kuddise sırruhu'l-azîz ve Talha ibn Abdullah ve Utbe ibn Hişâmü'n-Nehafiyyü'l-Ensârî ve Mâlik ibn Fehmu'l-Temerrî ve Gallâd ibn Eslemü'l-Hayfî ve Mu‘ammer ibnü'ş-Şeybânî ve Müslîm b. Haffâfü'ş-Şeybânî ve el-Minfâl ibn Âmiri's-Selmî ve Câbir ibn Huveylîdü'r-Rem‘iyyü'l-Ensârî Âl-i Emeviyyûndan Hazret-i Ömer ibn Abdüzazîz ibn Mervân'ın vâlideleri Hafza binti Âsım b. Ömerü'l-Fârûk'dur Abdülazîz b. Mervân Mısır hâkimiyken bu Ömer b. Abdülazîz Mısır'da Halvân nâm bir büleydede müştak olup aşkıyâ-yı Ümeyye sebb-i Âlî ederlerken bu Abdülazîz minberde sebb yerine Arapça âyetin tilâvet etdirdi. Âhir hicret-i Nebeviyye'nin sene 110 Recebinde müddet-i ömrü sene 39 olup merhûm oldukda bu Hımıs şehri hâricinde Sem‘ân nâm karyede medfûndur. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b ·
metinde göster ·
… î ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Halef, Ahmed Benî Abdullah ibn
Neccâr
ve Huveylid ibn Sehlü'l-Ayâdî ve Mu‘arrec b. Zâyidü'l-Kelbî ve Mu‘ammer b. el-K …
Evvelâ Hazret-i İkrime ibn Ebû Cehil ve Sâbir ibn Cürhüm min Benî Cürüm ve Arem Kabile b. Atfân ve Eddes b. Ukayli'ş-Şems ve Mercân ibn Âmir ve Sâlim ibn Buhayra kabîle-i Ensâr'dandır ve Hâşim b. Benî Neccâr ve Buhayr b. Âsım el-Eslemî ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Halef, Ahmed Benî Abdullah ibn Neccâr ve Huveylid ibn Sehlü'l-Ayâdî ve Mu‘arrec b. Zâyidü'l-Kelbî ve Mu‘ammer b. el-Kaysu'l-Mahzûmî ve Hassân ibn Ganemi'l-Mahzûmî ve Cem‘ ibn Harbu'l-Yetîmî kuddise sırruhu'l-azîz ve Talha ibn Abdullah ve Utbe ibn Hişâmü'n-Nehafiyyü'l-Ensârî ve Mâlik ibn Fehmu'l-Temerrî ve Gallâd ibn Eslemü'l-Hayfî ve Mu‘ammer ibnü'ş-Şeybânî ve Müslîm b. Haffâfü'ş-Şeybânî ve el-Minfâl ibn Âmiri's-Selmî ve Câbir ibn Huveylîdü'r-Rem‘iyyü'l-Ensârî Âl-i Emeviyyûndan Hazret-i Ömer ibn Abdüzazîz ibn Mervân'ın vâlideleri Hafza binti Âsım b. Ömerü'l-Fârûk'dur Abdülazîz b. Mervân Mısır hâkimiyken bu Ömer b. Abdülazîz Mısır'da Halvân nâm bir büleydede müştak olup aşkıyâ-yı Ümeyye sebb-i Âlî ederlerken bu Abdülazîz minberde sebb yerine Arapça âyetin tilâvet etdirdi. Âhir hicret-i Nebeviyye'nin sene 110 Recebinde müddet-i ömrü sene 39 olup merhûm oldukda bu Hımıs şehri hâricinde Sem‘ân nâm karyede medfûndur. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b ·
metinde göster ·
… ı Safâ: Hazret-i Mesîh aleyhi's-selâmın on iki halîfesi var idi. Evveli Habîb-i
Neccâr
idi. İkincisi bu Şem‘ûn-ı Safâ idi. Amma bu Şem‘ûn hakkında kavm-i Yunaniyân, p …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Şem‘ûn-ı Safâ: Hazret-i Mesîh aleyhi's-selâmın on iki halîfesi var idi. Evveli Habîb-i Neccâr idi. İkincisi bu Şem‘ûn-ı Safâ idi. Amma bu Şem‘ûn hakkında kavm-i Yunaniyân, peygamber derler, ammâ lağv kelâmdır demişler. Hazret-i İsâ âlem-i sabâvetde bunların derâgûşunda perveriş bulmuşdu. Bu Şem‘ûn, Hazret-i Yahyâ'nın akrabalarından idi. Hazret-i Mesîh âsumâne urûc etdikten sonra bunlar Nablus şehrin terk edüp ekseriyyâ Antakıyye'de Habîb-i Neccâr ile hem-celîs idi. Habîb-i Neccâr şehâdetinden sonra niçe zamân seyâhat edüp müddet-i ömr-i azîzleri sene (---) mu‘ammer olup bu Nakura'da şehîd olup bu mahalde kavm-i Nasârâ defn edüp üzerine kayasıralardan bir kral kubbe-i âlî ve bir bâğ-ı İrem zeytûnlı ravza-ı cinân binâ edüp imâr eder. Hâlâ cemî‘i millet-i Nasârâ'nın ziyâretgâhıdır. Ümmet-i Muhammed'in ziyâretgâh [u] ârâmgâhıdır. Niçe yüz dervîşân-ı Dürüzî-mezheb fukarâları vardır. Kubbe-i pür-envârının içi gûnâ-gûn şem‘-i asel ile müzeyyendir. Ve şem‘dân ve halîçe ve çerâğdânlar ile ârâste bir âsitâne-i meşhûrdur. Hattâ niki havârîyyûn'un aşkına on iki kandili ilâ mâşâallah şeb [u] rûz çerâğân olup aslâ sönmemişlerdir. Cümle huddâmları bu işe me’mûrlardır. Zîrâ bu diyâr zeytûn ve zeytûn yağından ibâret olmağın her kurâdan niçe yüz miskete ile zeytûnyağı gelüp kanâdillere yakarlar. Ammâ garâ’ib budur kim diyâr-ı Frengistân'ın İşpaniye ve Ceneviz ve Portugal ve Dış Fransa ve Donkarkız ve Danimarka ve Felemenk ve İsfeçe ve Cevle ve Nemse ve İngilis ve gayri bilâd-ı nasârâlardan bu Şem‘ûn-ı Safâ kanâdilleriyçün zeytûnyağı nezerâtların cerre ve tulumlar ile tâ dip Frengistândan deryâya bırağup bi-emrillâhi Te‘âlâ bu Şem‘ûn-ı Safâ'nın yatduğu Nakura dağının kenar-ı deryâsına gelüp elbette her sabâh Şem‘ûn fukarâları sâhil-i bahre varup birer ikişer tulum zeytûnyağı gelüp alırlar, aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39b ·
metinde göster ·
… ûc etdikten sonra bunlar Nablus şehrin terk edüp ekseriyyâ Antakıyye'de Habîb-i
Neccâr
ile hem-celîs idi. Habîb-i Neccâr şehâdetinden sonra niçe zamân seyâhat edüp mü …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Şem‘ûn-ı Safâ: Hazret-i Mesîh aleyhi's-selâmın on iki halîfesi var idi. Evveli Habîb-i Neccâr idi. İkincisi bu Şem‘ûn-ı Safâ idi. Amma bu Şem‘ûn hakkında kavm-i Yunaniyân, peygamber derler, ammâ lağv kelâmdır demişler. Hazret-i İsâ âlem-i sabâvetde bunların derâgûşunda perveriş bulmuşdu. Bu Şem‘ûn, Hazret-i Yahyâ'nın akrabalarından idi. Hazret-i Mesîh âsumâne urûc etdikten sonra bunlar Nablus şehrin terk edüp ekseriyyâ Antakıyye'de Habîb-i Neccâr ile hem-celîs idi. Habîb-i Neccâr şehâdetinden sonra niçe zamân seyâhat edüp müddet-i ömr-i azîzleri sene (---) mu‘ammer olup bu Nakura'da şehîd olup bu mahalde kavm-i Nasârâ defn edüp üzerine kayasıralardan bir kral kubbe-i âlî ve bir bâğ-ı İrem zeytûnlı ravza-ı cinân binâ edüp imâr eder. Hâlâ cemî‘i millet-i Nasârâ'nın ziyâretgâhıdır. Ümmet-i Muhammed'in ziyâretgâh [u] ârâmgâhıdır. Niçe yüz dervîşân-ı Dürüzî-mezheb fukarâları vardır. Kubbe-i pür-envârının içi gûnâ-gûn şem‘-i asel ile müzeyyendir. Ve şem‘dân ve halîçe ve çerâğdânlar ile ârâste bir âsitâne-i meşhûrdur. Hattâ niki havârîyyûn'un aşkına on iki kandili ilâ mâşâallah şeb [u] rûz çerâğân olup aslâ sönmemişlerdir. Cümle huddâmları bu işe me’mûrlardır. Zîrâ bu diyâr zeytûn ve zeytûn yağından ibâret olmağın her kurâdan niçe yüz miskete ile zeytûnyağı gelüp kanâdillere yakarlar. Ammâ garâ’ib budur kim diyâr-ı Frengistân'ın İşpaniye ve Ceneviz ve Portugal ve Dış Fransa ve Donkarkız ve Danimarka ve Felemenk ve İsfeçe ve Cevle ve Nemse ve İngilis ve gayri bilâd-ı nasârâlardan bu Şem‘ûn-ı Safâ kanâdilleriyçün zeytûnyağı nezerâtların cerre ve tulumlar ile tâ dip Frengistândan deryâya bırağup bi-emrillâhi Te‘âlâ bu Şem‘ûn-ı Safâ'nın yatduğu Nakura dağının kenar-ı deryâsına gelüp elbette her sabâh Şem‘ûn fukarâları sâhil-i bahre varup birer ikişer tulum zeytûnyağı gelüp alırlar, aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39b ·
metinde göster ·
… hrin terk edüp ekseriyyâ Antakıyye'de Habîb-i Neccâr ile hem-celîs idi. Habîb-i
Neccâr
şehâdetinden sonra niçe zamân seyâhat edüp müddet-i ömr-i azîzleri sene (---) m …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Şem‘ûn-ı Safâ: Hazret-i Mesîh aleyhi's-selâmın on iki halîfesi var idi. Evveli Habîb-i Neccâr idi. İkincisi bu Şem‘ûn-ı Safâ idi. Amma bu Şem‘ûn hakkında kavm-i Yunaniyân, peygamber derler, ammâ lağv kelâmdır demişler. Hazret-i İsâ âlem-i sabâvetde bunların derâgûşunda perveriş bulmuşdu. Bu Şem‘ûn, Hazret-i Yahyâ'nın akrabalarından idi. Hazret-i Mesîh âsumâne urûc etdikten sonra bunlar Nablus şehrin terk edüp ekseriyyâ Antakıyye'de Habîb-i Neccâr ile hem-celîs idi. Habîb-i Neccâr şehâdetinden sonra niçe zamân seyâhat edüp müddet-i ömr-i azîzleri sene (---) mu‘ammer olup bu Nakura'da şehîd olup bu mahalde kavm-i Nasârâ defn edüp üzerine kayasıralardan bir kral kubbe-i âlî ve bir bâğ-ı İrem zeytûnlı ravza-ı cinân binâ edüp imâr eder. Hâlâ cemî‘i millet-i Nasârâ'nın ziyâretgâhıdır. Ümmet-i Muhammed'in ziyâretgâh [u] ârâmgâhıdır. Niçe yüz dervîşân-ı Dürüzî-mezheb fukarâları vardır. Kubbe-i pür-envârının içi gûnâ-gûn şem‘-i asel ile müzeyyendir. Ve şem‘dân ve halîçe ve çerâğdânlar ile ârâste bir âsitâne-i meşhûrdur. Hattâ niki havârîyyûn'un aşkına on iki kandili ilâ mâşâallah şeb [u] rûz çerâğân olup aslâ sönmemişlerdir. Cümle huddâmları bu işe me’mûrlardır. Zîrâ bu diyâr zeytûn ve zeytûn yağından ibâret olmağın her kurâdan niçe yüz miskete ile zeytûnyağı gelüp kanâdillere yakarlar. Ammâ garâ’ib budur kim diyâr-ı Frengistân'ın İşpaniye ve Ceneviz ve Portugal ve Dış Fransa ve Donkarkız ve Danimarka ve Felemenk ve İsfeçe ve Cevle ve Nemse ve İngilis ve gayri bilâd-ı nasârâlardan bu Şem‘ûn-ı Safâ kanâdilleriyçün zeytûnyağı nezerâtların cerre ve tulumlar ile tâ dip Frengistândan deryâya bırağup bi-emrillâhi Te‘âlâ bu Şem‘ûn-ı Safâ'nın yatduğu Nakura dağının kenar-ı deryâsına gelüp elbette her sabâh Şem‘ûn fukarâları sâhil-i bahre varup birer ikişer tulum zeytûnyağı gelüp alırlar, aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39b ·
metinde göster ·
ve kassâb ve esnâfdan âdemler var idi. Bu hisâb üzre bu kadar leşker içerden ve …
Ve kâmil otuz bin Acem dahi tüccâr u neccâr ve kassâb ve esnâfdan âdemler var idi. Bu hisâb üzre bu kadar leşker içerden ve yüz yetmiş bin asker dışarıdan sûr-ı Bağdâd'ı hasâr edüp ale't-tevâlî mütemâdî kırk gün kırk gice Kızılbaş'a göz açdırılmayup tarafeynden top u tüfeng ve kumbara vü seng-i zemberek ve teber ü teng ve gûnâ-gûn teber-i hadeng ve tasnîf-i fişeng ü barûd ile memlû tulumba-i Fireng-i pür-reng her yanadan atılup her gûne âlât-ı hıyelât-ı ceng azâb-ı elîm gibi yağardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 336b ·
metinde göster ·
… ammâ bezzâzistânı yokdur ve cümle on bir aded bezzâzistân metâ‘ı bulunur tüccâr
neccâr
füccâr berr [ü] bihâr bâzergânı hânları vardır.
Ve cümle beş yüz aded dükkânları var kim cümle esnâfdan bulunur, ammâ bezzâzistânı yokdur ve cümle on bir aded bezzâzistân metâ‘ı bulunur tüccâr neccâr füccâr berr [ü] bihâr bâzergânı hânları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66b ·
metinde göster ·
… knâfdan buyurdumlarla beş yüz araba keraste ve saz ve kamışlar ve altı yüz aded
neccâr
ve bennâlar gelüp ol gün bi-hakk-ı Hudâ kal‘a içre on aded havlılı evler binâ o …
Silisre sancağı hâkinde (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve yüz elli akçe pespâye kazâdır ve nâhiyeleri cümle (---) aded kurâdır. Subaşı ve muhtesibi ve kal‘a dizdârı ve seksen aded neferâtları vardır, ammâ neferâtları, kal‘ada evler olmayup hâlî mu‘attal yer olmak ile kal‘a neferâtlar[ı] cümle taşrada olup ancak dizdâr ve kethüdâ derûn-ı hisârda müfîd ü muhtasar evlerde olup her gece nöbet ile kulları taşradan içeri gelüp kal‘a bekleyüp rûz-ı rûşende âdem kalmayup giderdi. Hakîr bu temâşâyı Paşa'ya dediğimde hemân atına süvâ[r] olup kal‘ayı seyr [ü] temâşâ etdikde aklı gidüp ahâlî-i vilâyet ile meşveret edüp ol gün etrâf [u] eknâfdan buyurdumlarla beş yüz araba keraste ve saz ve kamışlar ve altı yüz aded neccâr ve bennâlar gelüp ol gün bi-hakk-ı Hudâ kal‘a içre on aded havlılı evler binâ olup hâsıl-ı kelâ[m] derûn-ı hisârda bir arz-ı hâliye kalmayup bir haftada yüz on aded mükellef havâdâr hâneler binâ olunup cümle neferâtı kal‘a içine koyup on aded dükkâncıklar ve Tuna'ya nâzır kapu önünde bir kahvehâne ârâmgâh ve seksen kul dahi tahrîr edüp iskelesinden vazîfelerin müceddeden ta‘yîn edüp cümle yüz altmış nefer olup dizdârı kal‘adan bir ok menzili taşra gitmemeği şart edüp sicille kayd-ı murakkam etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 68a ·
metinde göster ·
… d bir musallâ edüp bir tîşe ve bir erre urmağa kâdir değillerdir. Meğer Habîb-i
Neccâr
bir dahi Cercîs Nebî-vâr dünyâya gelüp böyle makâm-ı sultân yapmada âciz olmaya …
Benî âdemin erbâb-ı ma‘ârifi bu secdegâh-ı pâdişâhîyi görüp engüşt ber-dehen olup hayrân olur. Gerçi zî-kıymet ve mutallâ ve müzehheb değildir, ammâ bunda olan tasarruflar ve bunda olan tasannu‘-i şîrînkârlıklar bir yerde yokdur. Üstâd mühendis var makdûrun sarf edüp yed-i tûlâsın ayân u beyân etmeğiçün mahfel-i münîfin kameriyye ve revzen ve dervezelerin eyle hurde nakş şebeke ve islimîler etmiş kim hâlâ zamânımız üstâdları ol mahfele mânend bir musallâ edüp bir tîşe ve bir erre urmağa kâdir değillerdir. Meğer Habîb-i Neccâr bir dahi Cercîs Nebî-vâr dünyâya gelüp böyle makâm-ı sultân yapmada âciz olmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95a ·
metinde göster ·
… inden musanna‘ kubbe-i vâcibü's-seyrdir kim neccârların pîr [ü] pîşvâsı Habîb-i
Neccâr
dahi böyle bir kubbeye müşâbih tîşe urmağa kâdir değildir. Ve nakş-ı sihr-âsârı …
Ve haremi demir kapulu başka bir kal‘a-misâl vâsi‘ meydânın ortasında semâ‘ u safâhânesinin cânib-i erba‘ası gûnâ-gûn maksûreler ile etrâfı cümle musanna‘ parmaklık çevrilmiş tarabızanlı nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn bir haşeb kubbeli semâ‘hânesi var kim İslâmbol'da Beşiktaş Mevlevîhânesi kubbesinden musanna‘ kubbe-i vâcibü's-seyrdir kim neccârların pîr [ü] pîşvâsı Habîb-i Neccâr dahi böyle bir kubbeye müşâbih tîşe urmağa kâdir değildir. Ve nakş-ı sihr-âsârına mânend Mânî ve Hassân ve Bihzâd ve Ağa Rızâ ve Şâhkulu ve Erjeng ve Mururânlik(?) nâmân nakkâşân-ı üstâdân bu kubbe-i zerkârın bir kıl kalemin çekmede âciz olup mûmiyânları mûy-misâl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 227a ·
metinde göster ·
… mâlik-i mahrûse-i Âl-i Osmân'dan ne kadar bin mi‘mâr-ı mühendisîn üstâd-ı kâmil
neccâr
ve bennâlar ve ummâller niçe bin pây-beste prankalı pâyzenler kal‘a-i Kandiye'n …
Cemî‘i memâlik-i mahrûse-i Âl-i Osmân'dan ne kadar bin mi‘mâr-ı mühendisîn üstâd-ı kâmil neccâr ve bennâlar ve ummâller niçe bin pây-beste prankalı pâyzenler kal‘a-i Kandiye'nin üç yıldan berü darabât-ı top-ı kûp ile münhedim olan yerlerine eyâlet-be-eyâlet cemî‘i vüzerâ ve mîr-i mîrânları ve mîr-i livâları eyâletleri askerleriyle kal‘a amârına me’mûr edüp Göllük tarafına Ebü'l-hayr Kethudâ İbrâhîm Paşa'yı ve Kaplan Paşa'yı me’mûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 306b ·
metinde göster ·
… up altı aded mezkûr sancaklarda on iki bin aded re‘âyâ vü berâyâlar ve ırgat ve
neccâr
ve bennâ ve çerâhorlar Manya'ya gelüp taş ve kireç ve keraste taşımalarıyçün em …
"Sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh seni Manya gazâsına serdâr etdi" deyüp tenbîh [ü] te’kîdler edüp on iki pâre kadırgalar ile deryâ paşalarından Mahmûd Paşa'ya ve Maryoloğullarından Mustafâ Paşa ve Abdî Paşa ve 330b Hasan Paşa ve Cığaloğlu ve sâ’ir deryâ beğleri âmâde olup bir oda yeniçeri ağası ve bir ota topçular ağası ve bir ota cebeciler ağası ve beş aded sancak beğleri ta‘yîn olunup evvelâ Mora paşası Hasan Paşa ve Misistre sancağı ve Eğriboz sancağı ve İnebahtı sancağı ve Karlıeli sancağı ve Yanya sancağı ve Tırhala sancağı paşaları askeriyle ve cümle tîmâr ve ze‘âmet erbâbları cümle cebelü askerleriyle ve bu altı aded sancaklarda olan yüz on aded kılâ‘ların nısf askerleriyle ve bu altı aded mezkû[r] sancakların yüz elli aded kadılık yerde (binden ve) binden yüz bine varınca eli berâtlı tekâlîf-i örfiyye müslim ve müsellem olan sığâr u kibâr yeniçeri ve topçu ve cebeci ve kuloğlu ve gayri kullar ki ol kazâlarda sâkinlerdir, cümle ata dona ve bisâta mâlik olup askerî geçinen altı sancak yerde on iki bin asker dahi Manya gazâsına me’mûr olup altı aded mezkûr sancaklarda on iki bin aded re‘âyâ vü berâyâlar ve ırgat ve neccâr ve bennâ ve çerâhorlar Manya'ya gelüp taş ve kireç ve keraste taşımalarıyçün emr-i şerîfler Serdâr Alî Paşa'ya fermân-ı âlîşânlar verilüp yine kendinin iki pâre kadırgalarıyla ve oğlunun iki pâre kadırgasıyla Alî Paşa'ya Mora eyâleti ser‘askerlik ile ihsân olunup Moralı Zekeriyyâ Efendi ordu kadısı ta‘yîn olunup fermân-ı şehriyâriyle mâl defterdârı ve ordu emîni ve nüzûlât emîni ve sürsat ağaları ta‘yîn olunup bu abd-i kemteri dahi Sadrıa‘zam huzûruna kığırup Kandiye altında fetihnâme tahrîr etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 330a–330b ·
metinde göster ·
… stikbâle çıkup vâfir hedâyâlar getirüp mutî‘ münkâd olup Manya fethine ırgat ve
neccâr
ve bennâ ve mühimmât getirmeleri fermân olunup bir gece anda müsâfir olup cezîr …
Hâlâ Kandiye feth olduğu ânda cümle 331a müselmânları ve kadı ve ağaları gelüp mansıb-ı âlîlerine ve herkes hânedânlarına mutasarrıf olmuşlar. Ammâ re‘âyâ kefereleri Malta ve Manya keferelerinden eşedd Rûm-ı bûm kefereleri vardır, ammâ şimdi kefereleri bize istikbâle çıkup vâfir hedâyâlar getirüp mutî‘ münkâd olup Manya fethine ırgat ve neccâr ve bennâ ve mühimmât getirmeleri fermân olunup bir gece anda müsâfir olup cezîreyi seyr [ü] temâşâ etdik. Bu Değirmenlik cümle üç aded adalardır. Birine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 330b–331a ·
metinde göster ·
… li bu kal‘aya üşürüp cümle münhedim edüp on iki bin ırgat ve cümle iki bin aded
neccâr
ve bennâ ve hammâl ile bu kal‘ayı müceddeden binâya mübâşeret etdikde bu abd-i …
Ammâ zamân-ı Sultân Murâd Hân-ı Sâlis'de sene (---) târîhinde Kapudan Kılıç Alî Paşa havfinden bu Manya kâfirleri bu Zarnata'ya bir kat müfîd [ü] muhtasar kal‘a dîvârın taşradan çevirüp dahi vüs‘at üzre etmişler, ammâ mürûr-ı eyyâm ile câ-be-câ yerleri münhedim olduğundan hemân Serdâr-ı mu‘azzam Alî Paşa-yı zevi'l-ukûl asker-i deryâ-misâli bu kal‘aya üşürüp cümle münhedim edüp on iki bin ırgat ve cümle iki bin aded neccâr ve bennâ ve hammâl ile bu kal‘ayı müceddeden binâya mübâşeret etdikde bu abd-i hakîr sa‘d sâ‘ati ve tâli‘-i imâreti gözedüp eymen-i evkâtda cümle ummâlların ellerinde taş ve kireçler ile âmâde olup tamâm sâ‘at-i meymûn müsâdif oldukda "Hayy-ı Hafîz Allâh" deyüp elimdeki taş ve kireçleri kal‘a esâsına koduğumda cümle üstâd-ı ummâl bennâlar dahi ellerinde seng-i hârâ-yı cibiz [ü] hiştleri temellere bırağup hakîr bir kerre gülbâng-ı Muhammedî getirüp sadâ-yı Allâh Allâh evce peyveste olup bir yaylım tüfengler ve bir yaylım toplar endâht olup yedi yerden ceng-i harbî tabıllarına turralar darb olunup kal‘anın esâsı târîhi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 333b ·
metinde göster ·
… h kulu geçinenleri ve sancak paşası askerleri ve her sancakda ne kadar ırgat ve
neccâr
ve bennâ ve çerâhorân re‘âyâ ve kireççi ve taşçılar var ise kadılar ile cümle v …
Niçe gûne târîhler dahi tahrîr olunup paşa-yı kâmkâr dahi Zarnata kal‘asının gereği gibi cümle mühimmât [u] levâzımâtların görüp mukaddemâ hakîrin arz etdiği "Kelafa limanını kal‘a lâzımdır" dediğim mahalle serdâr-ı mu‘azzam karadan cümle asker-i İslâm ile Manya içinden gemiyle âmâde olup bahrden dahi cümle donanma-i hümâyûn ile cümle Moton ve Koron ve Ballıbadra ve İnebahtı ve Aya Mavra ve Pireveze firkateleri dahi hâzır-bâş palpa olduklarında Alî Paşa hakîre der-i devlete gidecek fetihnâme-i Zarnata'yı miftâhlarıyla ve niçe yüz mektûblar verüp Arnavudistân içinde yolumuz üzre olan beş sancak yerde olan sancak beğlerinin ve cümle kal‘a neferâtlarının nısf askerleri ve cümle serdârların elleri altında olan yeniçeri ve topçu ve cebecileri ve kuloğluları ve ne kadar eli berâtlı pâdişâh kulu geçinenleri ve sancak paşası askerleri ve her sancakda ne kadar ırgat ve neccâr ve bennâ ve çerâhorân re‘âyâ ve kireççi ve taşçılar var ise kadılar ile cümle vilâyet-i Manya'ya gelüp muhâfaza edüp Kelefa kal‘asın müceddeden binâ olunmasıyçün bu hakîre mezkûr merkûm askerlerin tahsîli fermânıyla mezkûr sancaklara gönderüp yine hakîre üç yüz altun ve bir at dahi ihsân eyleyüp bu hakîr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 337b ·
metinde göster ·
… drese-i Muhâliyye ve medrese-i (---)(---)(---)(---)(---)(---) Alî Y 163b
Neccâr
ve medrese-i Tahtalu ve Balı Paşa'nın Şeyh medresesi ve Monlâ Ramazân medresesi …
Ve her câmi‘de birer medreseden mâ‘adâ cümle (---) medresedir. Ve her birinde birer mescid mukarrerdir ki cemâ‘atle ibâdet olunur. Evvelâ medrese-i Muhâliyye ve medrese-i (---)(---)(---)(---)(---)(---) Alî Y 163b Neccâr ve medrese-i Tahtalu ve Balı Paşa'nın Şeyh medresesi ve Monlâ Ramazân medresesi ve Tabahâne (---)(---)(---)(---)(---)(---) medresesi (---)(---) meşhûr-ı âfâk hayrât-ı azîm ve evkâf-ı kadîm medreseler bunlardır. Mâ‘adâ onar on beşer hücreli (---)(---)(---)(---)(---)(---) medreselerdir. (---) ve kâ[r]gîr binâ-yı azîmler değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y163a–Y163b ·
metinde göster ·
Ve yine bu Halîl şehri içre Hazret-i şeyh Yûsuf Neccâr, Hazret-i Risâlet huzûrunda bunların belin Selmân-ı Pâk bağlayup neccârlara pîr oldu. Bunların intikâlinden sonra yine Selmân-ı Pâk Hazret-i Alî huzûrunda Ebû'l-kâsım Abdülvâhid Neccârî'nin belin bağladı. Bu dahi neccârlara pîr oldu. Kabri Bakî'dedir. Be-kavl-i Fütüvvetnâme-i imâm Ca‘fer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y232a ·
metinde göster ·
… up Kâyid Ezher nâmında bir Arab memlûkun bin Mısır hazînesi mâl ile ve elli bin
neccâr
ve bennâ ve ummâl ve şeyyâl âdemleri Mağrib'den pür-silâh Mısır'a gönderüp Ezhe …
Lisân-ı Arab'da Kâhire-i Mu‘iziyye dediler. Zîrâ sene 575 târîhinde Sultân Mu‘îzüddîn, Mağrib-zemîn pâdişâhı idi. Mısır pâdişâhı Sultân İhşidiyyûn idi. Melik Mu‘îzüddîn, Melik İhşidiyyûn'dan izin taleb edüp Mısır içinde bir câmi‘ binâ etmeğe izin alup Kâyid Ezher nâmında bir Arab memlûkun bin Mısır hazînesi mâl ile ve elli bin neccâr ve bennâ ve ummâl ve şeyyâl âdemleri Mağrib'den pür-silâh Mısır'a gönderüp Ezher nâm gulâm-ı sâhib-gam câmi‘-i Ezher'e mübâşeret edüp yedi yılda itmâm bulacak mahalde yüz bin asker ile Mu‘îzüddîn Sultân Mağrib-zemîn'den ılgar ile Mısır'ı şebhûn edüp Mısır içinden dahi câmi‘-i Ezher bahânesiyle binâ etmeğe gelen asker dahi hurûc edüp Ahmed bin Alî bin İhşidiyyûn elinden Mısır'ı cebren ve kahren alup yeni Mısır'ı binâ etdi. Anıniçün Mısır'a Kâhire-i Mu‘iziyye derler. Hâlâ Mısır'ın cümle halkı "Yâ Kahhâr" ve "Yâ Kâbız" ismine mazhar olduklarıyçün cümle ricâlullâhı inkıbâz üzeredir. Ve cemî‘i büld[â]n isimleri yâd oldukda Mısır'a Ümmü Dünyâ derler. Ammâ bu Nakrâveş Hazret-i Âdem'den sonra bu Emsûs-ı Mısır'ı eyle ma‘mûr [u] âbâdân eyledi kim tûl-i ma‘mûru üç günlük yol idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y3b ·
metinde göster ·