Ve bu takrîr etdüğimiz mahallerden cereyân eden ayn-ı zülâller Tuna
nehrinden
olduğuna isbâtımız oldur kim Tuna nehrinde hâsıl olan moruna balığı ve mersin b …
Ve bu takrîr etdüğimiz mahallerden cereyân eden ayn-ı zülâller Tuna nehrinden olduğuna isbâtımız oldur kim Tuna nehrinde hâsıl olan moruna balığı ve mersin balığı ve uştuka ve çıka balığı cümle {Tuna nehrine mahsûs iken} mezkûr uyûnlardan ve Çekmece halîclerinden çıkup sayyâdların dâmına düşdüğü hakîrin birkaç kerre Çekmece buhayresinde manzûru olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b ·
metinde göster ·
… en cereyân eden ayn-ı zülâller Tuna nehrinden olduğuna isbâtımız oldur kim Tuna
nehrinde
hâsıl olan moruna balığı ve mersin balığı ve uştuka ve çıka balığı cümle {Tuna …
Ve bu takrîr etdüğimiz mahallerden cereyân eden ayn-ı zülâller Tuna nehrinden olduğuna isbâtımız oldur kim Tuna nehrinde hâsıl olan moruna balığı ve mersin balığı ve uştuka ve çıka balığı cümle {Tuna nehrine mahsûs iken} mezkûr uyûnlardan ve Çekmece halîclerinden çıkup sayyâdların dâmına düşdüğü hakîrin birkaç kerre Çekmece buhayresinde manzûru olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b ·
metinde göster ·
… em'de kalup hâlâ hânlıkdır. Ve kadısı ve on iki hâkimi var. Kal‘ası sâhil-i Kür
nehrinde
bir püşte-i âlî üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i üstüvâr sengîn-bi …
Andan dârü's-saltanatü'l-aliyye olan mahmiyye-i Kostantiniyye'ye gönderüp Pertev Paşa Sarâyında meks eder. Ba‘dehû Süleymân Hân Edirne'den bir alay-ı azîm ile İslâmbol'a Edirnekapusu'ndan dâhil oldukda Elkas Mirza alay-ı hümâyûnu Şehzâde Câmi‘i kurbunda Sultân Süleymân Hân'ı seyr [u] temâşâ edüp "Hey Âl-i Osmân hey! Sen bu şân [u] şöhret u şevket ve dârât [u] azametle niçe İrân [u] Tûrân şâhı olmayup kızılbaş-ı bed-ma‘âşı miyândan kaldırmayasın" deyüp deryâ-misâl asâkir-i Âl-i Osmân'ı görüp hayrân olur. Ba‘dehû Süleymân Hân kal‘a-i Van ve diyâr-ı Azerbaycân seferine gitdikde bu Elkas Mirza'yı bile götürüp şehr-i Tebrîz'den Lala Mustafâ Paşa vilâyet-i Şirvân üzre serdâr-ı mu‘azzam olup Elkas Mirza mukaddemâ Şirvân hâkimi olmağıla Şirvân'a bile gelirken diyâr-ı Nahşivân'ı, Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı harâb ve yebâb ederek gelirken Şâh Tahmas'ın fevti haberi istimâ‘ olunup yedi günde kal‘a-i Şemahı muhâsara olunup kuvvet-i bâzû ile Tahmas Şâh'ın oğlu elinden emân ile Lala Mustafâ Paşa, sene 955 târîhinde bu Şemahı kal‘asın feth edüp içine kemâkân asker ve cebehâne koyup kal‘ayı ta‘mîr u termîm eyleyüp Lala Paşa hâkim-i Şirvân oldukdan sonra Elkas Mirza'ya Şirvân hükûmetinde ülke-i Mahmûd-âbâd hânlığın ihsân edüp Elkas Mirza dahi dâğ-ı derûnundan Acem diyârların tâ Isfahân'a varınca harâb u yebâb etdüğü haberiyle Şemahı fethinin meserret haberi(n) kal‘a miftâhlarıyla Süleymân Hân'a irsâl olundu. Niçe kerre dahi bu Şirvân üzre ceng [ü] cidâller olup âhir sene 991 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Özdemiroğlu Osmân Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup Bâbü'l-ebvâbı ya‘nî Demirkapu'yu feth edüp Şemakı kal‘asın dahi amân ile kabza-i teshîre alup ta‘mîr [ü] termîm etdi. Ba‘dehû yine kızılbaş Şemahı'ya istîlâ edüp yine sene (---) de Murâd-ı Sâlis asrında Ferhâd Paşa feth etdi. Tâ Sultân Murâd-ı Râbi‘e gelince dest-i Âl-i Osmân'da idi. Ba‘dehû yine kızılbaş-ı bed-ma‘âş Şemahı'ya ve Demirkapu'ya istilâ edüp Demirkapu'dan (---) Paşa ve hândan ağazâdeler amân ile çıkup der-i devlete geldiler. Ol asrdan berü Şemahı kal‘ası dest-i Acem'de kalup hâlâ hânlıkdır. Ve kadısı ve on iki hâkimi var. Kal‘ası sâhil-i Kür nehrinde bir püşte-i âlî üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i üstüvâr sengîn-binâdır. Hâlâ iç kal‘ası gâyet müstahkem ve ma‘mûr kal‘adır. Ammâ aşağı taşra kal‘ası câ-be-câ rahnedârdır. Dizdârı ve dizçöken ağası ve bin aded kal‘a neferâtları vardır. Ve şehr içre tahmînen yedi bin hâne-i ma‘mûr u âbâdân cümle taş dîvârları ve dâm u bâmları hâk-i amber-i pâk ile mestûr hânedânlardır. Ve her büyûtda birer enhâr [u] uyûnlu dârlardır. Ve bâğ u bâğçesine hadd u hasr yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 312b ·
metinde göster ·
… r. Başka kazâsı ve yedi nâhiyesi vardır. Bir kaç kerre Moskov Kazağı karşu Edil
nehrinden
şaykalar ile gelüp Gîlân'ı ve bu Bakü nâhiyelerini nehb ü gâret etmişdir. Zîrâ …
Ve üç hammâmı var, ammâ Mirza Hân hammâmı gâyet rûşenâ hammâm-ı hoş-hevâdır. Çârsû-yı bâzârı ol kadar müzeyyen değildir. Lâkin sâhil-i bahrde Moskov serhaddi olmağıla güzîde şâhseven ve dizçöken askerleri vardır. Şirvân eyâletinde başka hânlıkdır kim üç bin askere ve on iki hâkime mâlikdir. Başka kazâsı ve yedi nâhiyesi vardır. Bir kaç kerre Moskov Kazağı karşu Edil nehrinden şaykalar ile gelüp Gîlân'ı ve bu Bakü nâhiyelerini nehb ü gâret etmişdir. Zîrâ karşu tarafı üç yüz mil Moskov diyârıdır. Hattâ ol sene bu kal‘ayı Özdemiroğlu Osmân Paşa feth edüp Devlet-i Âl-i Osmân'da Kubâd Paşa hâkim iken Acem'in tahrîkiyle Moskov Kazağı gelüp bu Bakü kal‘asın muhâsara edüp cümle küffâr dendân-ı tîğdan geçüp hâlâ cümle üstühânları sâhil-i bahrde bir püşte-i âlîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 314a ·
metinde göster ·
dollâb ile cereyân eder bir hammâm-ı müfîd ü muhtasardır, ba‘de'z-zuhr nisvân-ı …
Ve üç hânı var ve bir hammâmı var, suyu Âsî nehrinden dollâb ile cereyân eder bir hammâm-ı müfîd ü muhtasardır, ba‘de'z-zuhr nisvân-ı sâhib-isyânlar girer. Ve (---) mikdârı dekâkinleri var ammâ her şey bulunur. Lâkin bezzâzistânı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27a ·
metinde göster ·
… kmiş bir yalçın beyâz kûh-ı bülend üzre bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Aşağı Tennûr
nehrinden
tâ kal‘anın zirve-i a‘lâsına iki sâ‘atde urûc olunur. Sene (---) târîhinde Ma‘â …
Sene (---) târîhinde Kuds-i Şerîf, kefere-i Freng-i bed-renk destinde iken bu kal‘a-i Şıkıf'ı Şıkıf nâm bir Dürüzî beğinin i‘ânetiyle İşpaniye binâ etmişdir. Ba‘dehû Kudüs'ü Nûreddîn-i Şehîd feth edüp bu kal‘ayı dahi Nûreddînü'ş-şehîd feth etmişdir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Hân fethidir, be-dest-i Yûnus Paşa. Şâm eyâletinde Kerk sancağı hudûdunda Zeydâniyye kazâsı ve subaşılığı hükmünde evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın beyâz kûh-ı bülend üzre bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Aşağı Tennûr nehrinden tâ kal‘anın zirve-i a‘lâsına iki sâ‘atde urûc olunur. Sene (---) târîhinde Ma‘ânoğlu Âl-i Osmân'a karşu durup ısyân etdikde bu kal‘aya yigirmi bin fitil tüfenk-endâz asker ile kapanup cenge âmâde oldukda kara tarafından eyâlet-i Karamân ve Sivas ve Mar‘aş, Adana ve Haleb ve Şâm ve Şâm Tarablus askerleri bu kal‘ayı muhâsara etdiler. Deryâ tarafından iki yüz pâre kadırga ile donanma-i hümâyûna Kapudan Ca‘fer Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup Bektâş Ağa donanma yeniçeri ağası olup yetmiş seksen bin asâkir-i İslâm ile bu kal‘ayı muhâsara edüp bir taşına Ma‘ânoğlu bin baş alup öskes kal‘ayı vermeyüp asker-i İslâm hâ’ib ve hâsir gitdiler. Hâlâ Âl-i Osmân'ın meteris yerleri âşikâre durup niçe bin şühedâ-yı Âl-i Osmân medfûndur. Kıble tarafı nehr-i Tennûr deresine nâzır câh-ı gayyâdır. El-ıyâzen-billah âdem aşağı bakmağa cür’et edemez ve aşağı derenin bir tarafında Ba‘albek kal‘ası vâdîsinden gelen nehr-i Rıtân nehr-i Tennûr'a mahlût olur ve Şıkıf kal‘asına gelen Ayn-i Sûl karyesinden tulû‘ eden nehr-i Sûl bu nehr-i Tennûr'a mahlût olup mezkûr üç nehrin feryâd [u] figânından âdemin kulağı asam olup bir fersah yerden istimâ‘ olunur. Mezkûr kal‘a-i Şıkıf'dan Ma‘ânoğlu üstâd-ı kâmil kûhkenler getirüp kal‘adan aşağı nehirlere gelince bin iki yüz kademe taş nerdübân kesüp kal‘adan suya inilir nihânî su yolları vardır kim râygân değildir. Sene-i âtîde yine Ma‘ânoğlu üzre kel-evvel asker-i bî-pâyân ile Küçük Ahmed Paşa serdâr olup Ma‘ânoğlu'nu zorâzor kuvvet-i bâzû ile kal‘a-i (---)(---) çıkarup der-i devlete gönderüp huzûr-ı Murâd Hân-ı Râbi‘de kellesi galtân olup oğlu (---) Beği harem-i hâsda odasına aldı. Ammâ bu kal‘a-i Şıkıf'da hâlâ âdem âdemî-zât yok, ma‘mûr u âbâdân bir burc [u] bârûsuna rahne isâbet etmemiş şekl-i muhammes bir seng-binâ bir kal‘a-i zîbâdır. Her taş fîl cüssesi kadar var. Kat-ender-kat sarâyları ve müte‘addid hücreleri ve kâ‘aları ve bir câmi‘i ve gılâl anbarı ve cebehâne 38a odaları ve bârân-ı rahmetden nâzil olan mâ-i zülâl içün su sarnıçları var kim cümle binâlarında aslâ ahşâbâtdan bir hatab makûlesi yokdur. Cümle kârgîr binâlardır kim henüz üstâd-ı mi‘mâr elinden çıkmışdır. Ammâ bu kal‘ada sâ‘at gibi kurulu bir gûne un değirmeni vardır, diller ile ta‘bîr olunmaz san‘at-ı acîbdir. Bu kal‘a imâr olup benî Âdem ile pür olsa vâhid ke-elf bir kal‘a-i üstüvâr olurdu. Bu kal‘ayı temâşâ ederken ba‘zılar Zeydâniyye kal‘asın medh etdiler. Hemân aşağı ordu-yı İslâm'a inüp paşadan me’zûn olup kırk elli yiğit başıma cem‘ edüp nehr-i Tennûr'u geçüp yedi sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37b–38a ·
metinde göster ·
… ri mâder-zâd a‘mâ idi, seyâhat ile Bağdâd'a Hârûnu'r-Reşîd'e varup Şattü'l-Arab
nehrinden
nûş edüp Ma‘arra'nın âb [u] hevâsın medh eder. Ta ol mertebe Ma‘arra suyun medh …
Hikâye: Bir kerre eş-Şeyh Hazret-i ibnü'l-Alâ-yı Ma‘arrevî hazretleri mâder-zâd a‘mâ idi, seyâhat ile Bağdâd'a Hârûnu'r-Reşîd'e varup Şattü'l-Arab nehrinden nûş edüp Ma‘arra'nın âb [u] hevâsın medh eder. Ta ol mertebe Ma‘arra suyun medh eder kim "Rub‘-ı meskûn'da andan lezîz ve hoş-bû su yokdur" der. Halîfe der-akab Ma‘arra şehrine ılgar ile kâsıdlar gönderüp Ma‘arra suyundan kumkumalar ile su getirdüp ta‘âm tenâvül olunurken eş-Şeyh ibnü'l-Alâ-yı Ma‘arravî su istedikde halîfe işâret edüp bir kûze ile Ma‘arra suyundan verirler. Hemân şeyh bardağı eline alınca "Allah, ne hafîf su olur. Hemân bizim Ma‘arra suyu hiffetine müşâbihdir" deyüp nûş ederken "Allah Allah! Tayy-ı mekân ile ya ben Ma‘arra'ya vardım, ya Ma‘arra suyu Bağdâd'a geldi" deyü nûş edüp "Sübhânallah! Hâzâ mâü'l-Ma‘arra. Eyne hevâ’ühâ" derler. Hakîkatü'l-hâl Ma‘arra'nın âb [u] hevâsı ve Haleb'in âb [u] hevâsı ve binâsı ekâlim-i seb‘ada aslâ yokdur. Bu Ma‘arra'nın bir hânı ve bir hammâmı ve kırk elli aded dükkânları vardır. Ammâ dud bâğçeleri ve zeytûnu cihânı dutmıuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51a ·
metinde göster ·
… bir ucu sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna
nehrinden
buz akmağa başladıkda değirmânlar asmadan iplerin kesüp her bir değirmânı birer …
Evvelâ iki aded dibi yassı Tuna'nın tıransa gemileri gibi gemilerdir ve ikisi birbirine azîm direklerle bend olmuşdur. Bu iki keştî mâbeyninde on arşın mikdârı enli kalın tahtalar ve amûd haşebler ile mebnî dollâbları vardır. Bu dollâbın büyük gemi tarafında gemi içre azîm çarhlar vardır. Büyük çarhın ucunda bir azîm değirmân taşı vardır kim üç çift câmûs ancak bârkeş olur. Bu değirmânlarda şeb [u] rûz ellişer Silistre kilesi un hâsıl olur. Tâ bu mertebe serî‘ deverân eder çarhlardır kim âdemin nazarı iremez. Her âsiyâbın ikişer ve üçer âdemleri ehl [ü] iyâlleriyle değirmânlarda sâkin olurlar. Her biri bir hân-misâl tahta örtülü damlardır. İçinde matbahı ve müte‘addid hücreleri ve revzenleri ve bacaları vardır. Niçesinde furûnları olup tâze poğaça ve ekmek tablı ederler. Bu değirmânların mekânları Silistre kal‘ası önünde herkesin nişânıyla mahalleri vardır, buyurdular ile sâkin olurlar. Zîrâ kal‘a önünde nehr-i Tuna gâyet serî‘ cereyân eder bir girdâb-ı azîmdir. Ammâ bu yetmiş seksen aded değirmânların Tuna üzre ber-karâr olmaları aceb ma‘rifetdir. Meselâ iki gemi birbirine gemi direkleriyle bend olmuşdur. Yaban asmasından bir azîm sepet örüp seng-i hârâ ile sepedi leb-ber-leb edüp ağzın seddiderler. Ve yine yaban asmasından âdem beli kalınlığı avret saçı gibi elli altmış arşın ip örüp değirmân gemilerin Tuna ile cereyân etdirerek tâ değirmân sâhibinin Tuna üzre mahall-i hudûduna geldüğü mahalde mezkûr seddi memlû taş ile nehr-i Tuna'ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir ucu sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinden buz akmağa başladıkda değirmânlar asmadan iplerin kesüp her bir değirmânı birer cezîre limanlarında hıfz edüp yine bahâr mevsiminde icrâ ederler. Azîm temâşâgâh ma‘rifet-i garîbe ve acîbe âsiyâblardır kim her biri beşer kîseye olur ammâ her sene beşer kîse mahsûl verir bir serbest ze‘âmetden a‘lâdır. Ekseriyyâ Silistre a‘yânının bir gûne kârları bu âsiyâblardır ve's-selâm. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121b ·
metinde göster ·
Menzil-i kenâr-ı nehr-i azîm Furât: Sûre-i Mürselât'da Arapça âyeti "Bu nehr-i azîm hakkında nâzil olmuşdur, deyü cümle müfessirîn bu nehirdir" deyü tahkîk etmişlerdir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu nehr-i Furât ile Âsî nehrinden gayrı nehr-i azîmler yokdur. Efvâh-ı nâsda Fırat derler ammâ aslında nehr-i Furât'dır kim Erzurûm diyârında Gürcîstân boğazında Dumlu Sultân dağlarından tulû‘ edüp Erzurûm deştleri içre cereyân edüp niçe yüz bin mezâri‘âtları saky ederek kal‘a-i Kemâh altından cereyân edüp İzoli Ekrâdı içine vardıkda Bingöl yaylasından hurûc eden nehr-i Murâd Muş ovasından geçerek kal‘a-i Palu dibinden ubûr ederek İzoli içinde mezkûr nehr-i Furât'a dâhil olduğu bâlâda yine bu cild-i müdevven içre Erzurûm seyâhatinde hadîs-i sahîhleriyle bu nehr-i Furât mufassal tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu mahalde sâhil-i Furât'da hayme vü hargâhlarımızla meks edüp hamd-i Hudâ mu‘tedil-hevâ olup beş altı ma‘diye gemileri ve sallar ve potlar peydâ edüp üç günde deryâ-misâl nehr-i Furât'ı karşu tarafa ubûr edüp, vilâyet-i Diyârbekir'de aşîret-i Ekrâd-ı İzoli'ye dâhil olduk. Ammâ udhike-i garîbe oldur kim bu kadar bin askeri ubûr etdiren İzoli Ekrâdı kürekçileri ve keştîbânları edâ-yı hizmetleri mukâbelesinde paşanın râhı üzre uryân u büryân ve şellak u mellak zengûle u hurdeleri ve türtül edepsiz avret yerleriyle küşâde cümlesi sıra ile paşanın selâmına dizildiler. Niçeleri el kavuşmadıklarından ba‘zı uryân ihtiyârları "O paşa-yı âdili o Melek Ahmed Paşa'dır, edep hoşdur, el kavuşdur" deyü ta‘lîm ederler. Garâbet bunda kim "Cümle edepsizliği meydânda edeb hoşdur, el kavruşun", deyü birbirlerine nasîhat-i hâm ederler. Paşa-yı halîm bunlara nazar etmeyüp seksen aded altun ihsân edüp güzer etdükde yine nehr-i Furât'a karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 197a ·
metinde göster ·
… r dahi ayn-ı Furât'dan nehr-i İsâ kurbünde ayrılır. Allahu â‘lem. Bu dahi Furât
nehrinden
amelî ayrılup çölü saky eder. Ba‘dehû hâk-i Bağdâd ile Kûfe türâbı mâbeyninde c …
Biri dahi nehr-i Sarsar'dır. Bu nehir dahi ayn-ı Furât'dan nehr-i İsâ kurbünde ayrılır. Allahu â‘lem. Bu dahi Furât nehrinden amelî ayrılup çölü saky eder. Ba‘dehû hâk-i Bağdâd ile Kûfe türâbı mâbeyninde cereyân ederek kal‘a-i Kahriyye-i Sarsar'a vâsıl olup andan çölistânı saky ederek Bağdâd-ı behişt-âbâd ile Medâyin arasında nehr-i Şattu'l-Arab'a mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205b ·
metinde göster ·
… yle reyhândan külbe-i seyrânlardır. Ve her külbede havz u şadırvânlar cümle Şat
nehrindendir
. Her bâğ u bostânlar mâ-beyninde Şatt'ı tur‘a tur‘a ve fırka fırka edüp müşebbe …
Evvelâ cümleden meşhûr-ı âfâk olan diyâr-ı Rûm-ı Yunan'da Konya Merâmı ve Adalya'da İstanâz bâğı ve Mısır'da Feyyûm bâğı ve Şâm'da Mencik bâğı ve Darende'de Darende bâğı ve Malâtıyye'de Aspuzan bâğı; cümle bunlar meşhûr-ı âfâk olup manzûrumuz olduğu üzre evsâfları tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu Diyârbekir sâhil-i Şattu'l-Arab'da olan Reyhân bâğı ve müşebbek bostânı Rûm u Arab u Acem'de nazîri yokdur. Kaçan kim evvel-bahâr faslında Şattu'l-Arab'un tuğyânı mahalli ubûr edüp mâ’-ı zülâli ber-karâr cereyân etmeğe başladıkda Diyârbekir ahâlîsinin bây [u] gedâsı cümle ehl [ü] ıyâlleriyle sâhil-i Şatt'a rıhlet edüp kenâr-ı bahrde âbâ vü ecdâdlarından irsile intikâl etmiş hudûdlarında hayme vü hargâhlariyle meks edüp bostânlarına kavun ve karpuz ve gûnâ-gûn sebzevât ve şükûfe eküp kâr ederler. Ammâ bunda bir gûne reyhân ekerler kim herkesün hudûdu kenârında eküp bir ayda gûyâ olup mızrak kaddi oldukda ol reyhândan 208a içerisi görünmek ihtimâli yokdur. Ve Şattu'l-Arab kenârında cümle külbe-i ahzânlarının der-i dîvârları ve bâbları ve sütûhları cümle reyhândandır. Ve cümle reyhânın yine kökleri zemînde olup cemî‘i bergleri sebz-gûn olup durmadadır ve dâ’imâ zemînden tarâvet bulup büyümededir. Bir hâne reyhân dîvârından görünmek ihtimâli yokdur. Tâ bu mertebe sık reyhânlı külbe-i reyhânlardır kim şeb [u] rûz içinde sâkin olan merd [ü] zenânun dimâğları reyhân ve sâ’ir gül [ü] gülistân [ve] ergavânistân [u] sünbülistânından mu‘attar olur. Ve her bâğun harem bâğları dahi böyle reyhândan külbe-i seyrânlardır. Ve her külbede havz u şadırvânlar cümle Şat nehrindendir. Her bâğ u bostânlar mâ-beyninde Şatt'ı tur‘a tur‘a ve fırka fırka edüp müşebbek bostânlara cereyân etdirmişlerdir. Kâmil yedi ay bu Şat kenârında gece gündüz bir hây [u] hûy ve sâz [u] işret edüp Hüseyn-i Baykara zevkleri ederler. Ve yine cemî‘i ehl-i sanâyi‘ bu bostân faslında kâr [u] kisblerine meşgûl olup cemî‘i ma‘kûlât [u] meşrûbât mevcûddur. Niçe bin âdem şehre çıkup gûnâ-gûn kâr edüp yine ba‘de'l-asr gürûh-gürûh kenâr-ı Şat'da bâğlarına gelüp zevk u safâya meşgûl olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 207b–208a ·
metinde göster ·
Menzil-i Ağzıaçık Mağârâ: Hınıs sancağı hâkinde kenâr-ı Araz
nehrinde
bir ma‘mûr köydür. Bu kurâ halkının cemî‘i hayvânâtları sayf u şitâda nehr-i Ar …
Menzil-i Ağzıaçık Mağârâ: Hınıs sancağı hâkinde kenâr-ı Araz nehrinde bir ma‘mûr köydür. Bu kurâ halkının cemî‘i hayvânâtları sayf u şitâda nehr-i Araz sâhilindeki mağârâlarda yatırlar. Mâh-ı Temmuz'da ol gârlar sermâdır. Eyyâm-ı şitâda hummâ-misâl germâdır. Anıniçün Ağzıaçık mağârâ derler. Kûh-ı Bîsütûn'dan nişân verir gâr-ı yetîmânlardır kim her bir kehf içre onar ve on beşer bin koyun kışlar. Andan yine taraf-ı şimâle (---) sâ‘atde gerçi kar üzre gitdik ammâ havâ mu‘tedil olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 16a ·
metinde göster ·
… k kal‘ası dibinde nehr-i Ten'de ve Kanija kal‘ası gölünde ve İslâmbol Kâğızhâne
nehrinde
eğir kökü olur, ammâ bu Çağa'nın eğiri Rûm u Arab u Acem'de memdûhdur. Anıniçün …
Sitâyiş-i eğir: Bu gölde bi-emrillâh-i Te‘âlâ ol kadar eğir olur kim cemî‘i halkı gölden eğir kökü çıkarup iplere dizüp vilâyet vilâyet gönderirler. "Eğir ye de geğir" demişler. Gâyetü'l-gâye hâzımü'l-ifrâtdır. Gerçi Azak kal‘ası dibinde nehr-i Ten'de ve Kanija kal‘ası gölünde ve İslâmbol Kâğızhâne nehrinde eğir kökü olur, ammâ bu Çağa'nın eğiri Rûm u Arab u Acem'de memdûhdur. Anıniçün Çağa gölü balığı da meşhûrdur. Ve'l-hâsıl bu Çağa kazâsının dağlarında bâğları ve keraste ve tahtaları ve sâ’ir eşyâlardan kırk gûne mahsûlât ile memdûh bir nâhiye-i ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 26b ·
metinde göster ·
… arup sarmalayup sehel râhat olduk ve cümle atlarımız bu köy içinde akan Yantura
nehrinden
sıvarup cümle at bürâderlerimize sallama tobra yemleri asup safâda olduk.
Andan yaralılarımızı sarup sarmalayup sehel râhat olduk ve cümle atlarımız bu köy içinde akan Yantura nehrinden sıvarup cümle at bürâderlerimize sallama tobra yemleri asup safâda olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54b ·
metinde göster ·
… emeyüp pârelenir. Bir gûne gemiler üzre ibret-nümâ değirmenlerdir kim bir diyâr
nehrinde
yokdur, illâ Tuna'da {vardır}.
Der-âsiyâb-ı dakîk-i tahhân-ı ma‘dûdân: Ümmeten yüz elli aded at ve sığır çevirir un değirmenleri vardır. Eyyâm-ı şitâda Tuna değirmenleri battâl olur, zîrâ gemileri Tuna buzuna tahammül edemeyüp pârelenir. Bir gûne gemiler üzre ibret-nümâ değirmenlerdir kim bir diyâr nehrinde yokdur, illâ Tuna'da {vardır}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 86b ·
metinde göster ·
… ldiler kim bu kâfirler kal‘anın handakı içinden ve handak hâricinden akan Litre
nehrinden
şinâverlik ederek Kadızâde İbrâhîm Paşa meks etdiği sudan geçüp kal‘aya gidüp g …
Böyle bir uryân kâfiri kamışları [ile] Kaplan Paşa dil dutup Sadrıa‘zama götürüp bildiler kim bu kâfirler kal‘anın handakı içinden ve handak hâricinden akan Litre nehrinden şinâverlik ederek Kadızâde İbrâhîm Paşa meks etdiği sudan geçüp kal‘aya gidüp gelirler imiş. Hattâ Sadrıa‘zam bu ahvâli İbrâhîm Paşa'ya demiş, paşa-yı gâfil gaflet edüp aslâ mukayyed olmamış, anıniçün sebeb-i katli ol olmuş, deyü niçe yüz bin gûne kîl u kâl olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 117b ·
metinde göster ·
Hemân küffârın cân başlarına sıçrayup gerüye kaçam sanırlar. Küffâr iki Tatar askerinin ortasında kalup cümlesin tîr-i Tatar'dan geçirüp varoşun hadden efzûn ve kıyâsdan bîrûn mâl-ı erzâkların alup üç yüz esîr ve yetmiş papas-ı hannâs-ı vesvâs alup mâ‘adâsı kenîselerinde kalup varoş ihrâk olundukda cümle papaslar deyrleri içre cızbız kebâbı olurlar. Ve iki yüz mikdârı pençe-i âfitâb sıbyân u bintânlar ve niçe araba yükü mâllar ile ordu-yı İslâma gelüp mâlları bir akçe etmedi, zîrâ herkes kendi cânlarından bîzâr olmuşlar, üsârâ ve mâl-ı ganâ’ime kimse rağbet olunmadığından hemân Tatar Raba nehrinde Hürr-i şehîd olanların kanın taleb içün cümle katana kâfirleri ve papas-ı hannâsları yollar üzre kıra kıra tamâm etdiler ve sâ’ir sıbyân u bintânları atlarına alup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23b ·
metinde göster ·
… ler olacak uzun hânlar vardır. Ancak geçit başında Macar ve Üstürgonlu bu Rabçe
nehrinden
içeri geçmesinler diyü bu Kastel binâ olunmuşdur kim kurbunda nehr-i Rabçe'nın …
Nehr-i Rabçe kenârında bir ağaç cisr başında bir toprakdan yığılı çim ve rıhtımlı ve sarp handaklı şekl-i müselles palankadan ve kârgîr binâ kal‘adan sarp toprakdan dağ gibi bir kal‘adır. Cümle üç yüz kulu ile kapudanı elçi paşaya istikbâle çıkup kal‘adan beş aded toplar atup şâdımân etdi. Bu kal‘a içre aslâ evler yokdur. Hemân solta[t] Nemseler olacak uzun hânlar vardır. Ancak geçit başında Macar ve Üstürgonlu bu Rabçe nehrinden içeri geçmesinler diyü bu Kastel binâ olunmuşdur kim kurbunda nehr-i Rabçe'nın karşu tarafında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49a ·
metinde göster ·
… ülerinin meydân-ı şecâ‘atde Osmânlı kılıcından kırıldıkların ba‘dehu bizim Raba
nehrinde
sû-i tedbîr ile boğulduğumuz yazup su içinden karşu selâmete çıkup halâs olam d …
Bu yolun sağ tarafında kendülerinin {sene 1073 târîhinde} Üstürgon cenginde Âl-i Osmân'ın kılıcıyla otuz yedi bin kâfirin kırıldığın mâ-vaka‘ı üzre eyle tahrîr etmiş kim diller ile ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Hatta Sadrıa‘zam {Köpürlüzâde} otağı önünde cellâdlar kâfiri kırup kelleleri ve lâşelerin dağlar gibi yığılmış tasvîrler etmiş kim gayri üstâd-ı ressâm kalemin çekmede âcizlerdir, ammâ yolun sol dîvârında bizim Raba nehri cenginde ne ifrât ve ne tefrît üzre ibtidâ kendülerinin meydân-ı şecâ‘atde Osmânlı kılıcından kırıldıkların ba‘dehu bizim Raba nehrinde sû-i tedbîr ile boğulduğumuz yazup su içinden karşu selâmete çıkup halâs olam diyenleri kurşumla urdukların eyle yazmışlar kim tahrîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 71b ·
metinde göster ·
… edüp içine üç bin güzîde Nemse katanası koyup Uyvar'dan bu kal‘aya gelince Vak
nehrinden
berü böyle bir metîn kal‘a-i cedîd yokdur.
Mâ tekaddem küçücük palanka olup ol fâcir kral vezîrinin hâssı imiş, ammâ şimdi Uyvar feth olaldan Uyvar gâzîlerinin çetecileri ve poturacıları havfinden bu kal‘ayı tuladan dahi vâsi‘ ve metîn edüp içine üç bin güzîde Nemse katanası koyup Uyvar'dan bu kal‘aya gelince Vak nehrinden berü böyle bir metîn kal‘a-i cedîd yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 74a ·
metinde göster ·
… arşın derindir, zîrâ bu handakın suyu yerlidir. Büyük enli handakın suyun Kiriş
nehrinden
kesseler ortadaki küçük handakın suyu bâkî kalır. Bu handak içinde gûnâ-gûn hay …
Ve mezkûr Ulesi dağı Varat'ın poyraz cânibinde bir püşte-i âlîdir. Hattâ hîn-i muhâsarada bu kûh-ı bülend üzre Yentür Hasan Paşa kal‘ayı bu cebelden yedi pâre top ile döğerdi, ammâ ol kadar zarar isâbet etmezdi, zîrâ hayli mesâfe-i ba‘îdedir ve su aşırı olup deryâ-misâl handak suyu aşırıda olmak ile top güllesi kal‘aya (...) gelüp öyle zarar edemeyüp top gülleleri batup kalırdı, zîrâ kal‘a handakının enniliği kâmil yüz yigirmi adımdır ve deryâ-misâl içi nehr-i Şebeş Kiriş ile leb ber-leb olup kırk yedi arşın derin handak-ı amîkdir kim içinde kadırga avanta edüp pala urup gezinse mümkindir. Bu kadar vâsi‘ handakın suyu içinde tâ handakın o[r]ta yerinde kal‘ayı ihâta etmiş bir ensiz handak dahi vardır. Ol handak on yedi arşın derindir, zîrâ bu handakın suyu yerlidir. Büyük enli handakın suyun Kiriş nehrinden kesseler ortadaki küçük handakın suyu bâkî kalır. Bu handak içinde gûnâ-gûn hayvânât mâhîler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 86a ·
metinde göster ·
… eher sene niçe yüz pâre gemi ve niçe bin âdem helâk olur. El-hâsıl Şattu'l-arab
nehrindeki
sedd-i Nemrûd'dan eşed bu Tuna Demirkapusudur. Ammâ bu demirkapuyu İskender-i Z …
Ammâ zikri sebkat eden demirkapulardan eşedd-i ukûbet çekecek bir bu Tuna demirkapusudur kim beher sene niçe yüz pâre gemi ve niçe bin âdem helâk olur. El-hâsıl Şattu'l-arab nehrindeki sedd-i Nemrûd'dan eşed bu Tuna Demirkapusudur. Ammâ bu demirkapuyu İskender-i Zülkarneyn binâ etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 96a ·
metinde göster ·
… na hedâyâlar ile ziyâfetler geldi. Kal‘ası ağaçdan bir küçük kal‘adır, ammâ Özü
nehrinden
büğenmiş bir su kenârında sarp kirmândır.
Bu dahi Kardaş Kazağ'ın olmağile hasâre olunmayup kal‘adan hâna hedâyâlar ile ziyâfetler geldi. Kal‘ası ağaçdan bir küçük kal‘adır, ammâ Özü nehrinden büğenmiş bir su kenârında sarp kirmândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 111b ·
metinde göster ·
… inden dest-i kahr ile alup hâlâ Kefe eyâleti hükmünde voyvadalıkdır. Bu Kabarta
nehrinden
berisi tâ kal‘a-i Kefe’ye ve kal‘a-i Kerş'e varınca ve maşrık ve kıble taraflar …
Lisân-ı Frenk'de ismi (---) dir. Lâkin kayalarında inleri, ya‘nî mağâraları çok olmak ile kavm-i Tatar bu kal‘aya İnkirmân derler. Zamân-ı kadîmde bu cezîre-i Kırım Ciniviz Frengi elinde iken bu kal‘ayı Onanfarav nâm bir kral karısı binâ etmişdir. Ba‘dehu sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Sânî vezîri Sencüvân Paşa Ciniviz Frengi elinden dest-i kahr ile alup hâlâ Kefe eyâleti hükmünde voyvadalıkdır. Bu Kabarta nehrinden berisi tâ kal‘a-i Kefe’ye ve kal‘a-i Kerş'e varınca ve maşrık ve kıble taraflarında tâ Tat elleri içinden Basdak kal‘asına ve Tat kal‘asına ve Anapa kal‘ası burnuna ve Balıklava kal‘asına ve bu İnkirmân kal‘asın geçüp 120a tâ Sarkirmân kal‘alarına varınca cümle deryâ kenârlı ve Çadır dağları ve Menkup kal‘ası cümle Kefe eyâletidir kim Âl-i Osmân hükmündedir. Hânların zerre kadar dağlarda hükmü yokdur. Ancak leb-i deryâda Gözlev kal‘ası ve Kırım'ın ortasında çöl yerleri hânların hükmündedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 119b–120a ·
metinde göster ·
… ihrâbı önünde kayadan kesme bir âb-ı hayât su kuyusu var, tâ aşağı Kazıklı Özek
nehrinden
ka‘r-ı zemîn ile bu kuyuya su gelir, menfezi nâ-ma‘lûmdur.
Ve poyraz cânibinde bir (bir) kal‘a-i azîmi var. Anda bir demir kapu-yı mesdûd üzre Ciniviz Frengi hattıyla bu kal‘anın târîhi var. Ve bu kapu üzre bir küçük kenîsecik var. Ve bu kapudan içeri kefere krallarının dîvânhâne-i nâ-mübârekleri var. Kıbleye münâsib olmağile hâlen bu dîvânhâne Sultân Bâyezîd-i Velî câmi‘idir, lâkin minâresi yokdur. Ve mihrâbı önünde kayadan kesme bir âb-ı hayât su kuyusu var, tâ aşağı Kazıklı Özek nehrinden ka‘r-ı zemîn ile bu kuyuya su gelir, menfezi nâ-ma‘lûmdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 120a ·
metinde göster ·
… e-i ma‘mûrları vardır. Ve kıblesi tarafı nehr-i Kuban'dır. Ve şark tarafı Kuban
nehrinden
azmış bir azîm sığlık göldür, ammâ lezîzdir.
Kal‘ası bir kumsal zemînde şekl-i murabba‘ kârgîr ve yalın kat dîvârlı sarp kal‘adır kim cirmi dörd yüz adımcıkdır. Her köşesinde birer kullesi var. Her burcları üstlerinde tahta örtülü kubbesi var, ammâ etrâfında handakı yokdur, zîrâ alçak ve kumsaldır. Bir karış kazsan su çıkar. Handak olmak mümkin değildir. Ve içinde cümle yüz aded toprak ile mestûr hâne-i ma‘mûrları vardır. Ve kıblesi tarafı nehr-i Kuban'dır. Ve şark tarafı Kuban nehrinden azmış bir azîm sığlık göldür, ammâ lezîzdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 145b ·
metinde göster ·
Der-zikr-i Durumbet Taysı Şâh-ı Kalmık: Bu dahi Cayık
nehrinden
cânib-i şimâlde sâkin olup iki kerre yüz bin Kalmığ'a mâlikdir, ammâ Moyinçak k …
Der-zikr-i Durumbet Taysı Şâh-ı Kalmık: Bu dahi Cayık nehrinden cânib-i şimâlde sâkin olup iki kerre yüz bin Kalmığ'a mâlikdir, ammâ Moyinçak kavmi ne kadar re‘âyâya mâlik oldukların bilmeyüp Maskovlar dahi bilmediler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 179a ·
metinde göster ·
… de vü revendeye sofra-i bî-imtinânı dâyimdir. Ve üç yerde çeşmesi vardır. Cihân
nehrinden
dollâblar ile su kemerlerinden hammâm ve câmi‘lere ve çeşmelere taksîm olunur.
Ve iki imâretdir. Âyende vü revendeye sofra-i bî-imtinânı dâyimdir. Ve üç yerde çeşmesi vardır. Cihân nehrinden dollâblar ile su kemerlerinden hammâm ve câmi‘lere ve çeşmelere taksîm olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y155b ·
metinde göster ·
zemîni bâlâda olup bir vech ile su gelmek muhâl olup bâlâda tahrîr olunan dollâ …
Ve bu şehir Cihân nehrinden zemîni bâlâda olup bir vech ile su gelmek muhâl olup bâlâda tahrîr olunan dollâb-ı azîm Gâzî Ramazânoğlu'nun hayrât-ı azîmidir. Eyle dollâb-ı âlîdir kim [[(---) (---) (---)]] Adana şehrinde olan ecnâs-ı mahlûkât def‘-i atşân ederler. Kaddi kâmil kırk arşındır. Ve yetmiş kantâr demir ile [[(---) (---) (---)]] dahi sadâsı bir sâ‘at yerden istimâ‘ olunur azîm hayrâtdır. Ve böyle şehr-i azîme bu dollâb kifâyet etmeyüp her evde [[(---) (---) (---)]] âbkeşânlık ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y156a ·
metinde göster ·
… n Paşa ve Hâsekî Sultân ve sâ’ir selef pâdişâhlarının çeşmeleri cümle bu Arafât
nehrindendir
.
Ve bu şehrin cümle hân ve câmi‘ ve mesâcid ve hammâmât ve sebîl ve çeşme ve bürkelerine gelen uyûn-ı câriye Süleymân Hân hayrâtıdır kim Arafât'dan bir menzil ba‘îd yerden gelir. Ve Sokollu Mehemmed Paşa ve Sinân Paşa ve Hâsekî Sultân ve sâ’ir selef pâdişâhlarının çeşmeleri cümle bu Arafât nehrindendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y356a ·
metinde göster ·