… in cânib-i erba‘asında cümle (---) pençerelerdir. Her birinden birer gûne bâd-ı
nesîm
girüp cemâ‘at hayât-ı câvidânî bulup cennete girmiş olurlar.
Ve câmi‘in cânib-i erba‘asında cümle (---) pençerelerdir. Her birinden birer gûne bâd-ı nesîm girüp cemâ‘at hayât-ı câvidânî bulup cennete girmiş olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43b ·
metinde göster ·
nâm bir Yahûdînin lâşesine üç yüz cuhûd ile râst gelüp hemân Koca Dîvâne, Yahûd …
Hikmet-i garâyib: Bir gün bu Dîvâne, Nesîm nâm bir Yahûdînin lâşesine üç yüz cuhûd ile râst gelüp hemân Koca Dîvâne, Yahûdîlerin içine girüp başındaki bostâncı külâhın bir Yahûdînin başına geydirüp Yahûdî şapkasın kendü başına geyüp çufud leşi önü sıra mü’ezzinlik ederek ubûr ederken Yahûdîler feryâd edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115b ·
metinde göster ·
kal‘a-i Gümüş şehrine dâhil olup şâtırların gümüş kuşakları ve gümüş tasların, …
Evsâf-ı me‘âdin-i sîm, hevâsı bâd-ı nesîm kal‘a-i Gümüş şehrine dâhil olup şâtırların gümüş kuşakları ve gümüş tasların, Gümüş şehrinde pişirüp yedik. Üç gün anda meks edüp hamd-i Hudâ sehl selc ü melc ârâm edüp hayât-ı câvidân bulduk. Ammâ her kim ki âteş başına oturdu ayneynlerine tezzâb-vâr Gümüş şehrinde gümüş suyu inüp nâ-bînâ oldu. Kim ki evlere girmeyüp sutûhlar ve hayât ve dâm u bâm altında meks edüp âteşe bakmadı, bî-basarlıkdan halâs olup sâhib-nazar oldu. Ammâ bu şehr içre on yedi âdemin dest [ü] pâları ol şiddet-i şitâdan üşüyüp erre-i Zekeriyyâ-yı belâ ile kat‘ olup kaynar katrana sokulup feryâd [u] figânları evce peyveste olup anda kalup bu Gümüş halkı cümlemize Hızır Nebî gibi yetişüp, mihmândarlık etdiler. Cenâb-ı Bârî ol şehr halkının izzet [u] şevketin ve vakârların ziyâd-ber-ziyâd edüp gümüşleri gibi sa‘âdet-i dâreynde yüzleri ak ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b ·
metinde göster ·
Şehrengîz-i hevâ-yı câvidân: Bu Van'ın âb u hevâsı ol kadar latîfdir, bâd-ı
nesîm
bu şehre mahsûs olduğundan sağîr ü kebîri cümle ten-dürüst ü ten-perver ve kavi …
Şehrengîz-i hevâ-yı câvidân: Bu Van'ın âb u hevâsı ol kadar latîfdir, bâd-ı nesîm bu şehre mahsûs olduğundan sağîr ü kebîri cümle ten-dürüst ü ten-perver ve kaviyyü'l-bünye dîv-dest âdemleri olur. Şiddet-i şitâsı i‘tidâl üzre olduğundan sayfı şitâsı hûbdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 258a ·
metinde göster ·
… vâ-yı i‘tidâl-i câvidân: Hevâsı ol kadar latîf germâ ve sermâ üzredir kim bâd-ı
nesîm
ve bâd-ı sabâ ve rîh-i seher bu şehr içre vakt-i seherde esince benî Âdem hayât …
Hevâ-yı i‘tidâl-i câvidân: Hevâsı ol kadar latîf germâ ve sermâ üzredir kim bâd-ı nesîm ve bâd-ı sabâ ve rîh-i seher bu şehr içre vakt-i seherde esince benî Âdem hayât-ı câvidân bulur. Dâm u bâmlarında şeb-i yeldâda hâb-âlûd olanlar safâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 315b ·
metinde göster ·
… asr ol kadar latîf hevâsı olur kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve her şeb bâd-ı
nesîm
bu diyârda esmesi mukarrerdir.
Evsâf-ı kal‘a-i Kapân: Sene 213 târîhinde Abâdân şâhlarından Mekrân Şâh binâ etmişdir. Kapân nâmıyla müsemmâ olmasının vech-i tesmiyyesi oldur kim bu kal‘a Hürmüz deryâsı boğazında binâ olunup âyende vü revende keştîlerden bâc u kapân aldığıyçün kal‘a-i Kapân derler. Bu sûr-ı azîm Basra hâkinde nehr-i Şatt cezîresi sâhilinde Hürmüz bahri boğazı kurbünde şekl-i muhammes bir kal‘a-i muhannesdir. Zîrâ bir kerre ahâlîsi bu kal‘ayı Portukal küffârına verüp kefere-i fecere bu kal‘ayı esâsına varınca münhedim edüp ba‘dehû Melik Mansûr tula esâs üzre hâk-i pâk ile bir kal‘a inşâ etmişdir ammâ gâyet metânet üzre mebnîdir. Dâ’iren-mâdâr cirmi dokuz bin adımdır ve iki kapusu var, biri cânib-i şarkda bahr-i Hürmüz kenârına mekşûfdur. Biri cânib-i garba Übülle hâkine meftûhdur. Cümle sazdan ve kamışdan üç bin kadar müfîd ü muhtasar hâne-i külbeleri vardır. Cümle halkı şiddet-i hârdan çuka esvâb geyemeyüp beyâz lekfûrî hil‘at giyerler. Fukarâları arkalarına birer futa ihrâm giyüp kâr ederler. Tâ bu mertebe şiddet-i hârı mü’essirdir. Ammâ hikmet-i Hudâ halkı gâyet ten-dürüstdür. Ba‘de'l-asr ol kadar latîf hevâsı olur kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve her şeb bâd-ı nesîm bu diyârda esmesi mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 363b ·
metinde göster ·
… 'l-irfân yerleridir kim mâh-ı Temmûz'da oturan âdem hayât bulur. Bir gûne bâd-ı
nesîm
eser kim her nefesde âdem râhat olur, ammâ Seget kapusu cânib-i şarkda Seğitvar …
Ve cümlesi iki kapusu var, ikisi dahi ikişer kat metîn ve kavî demir kapulardır. Ve Şeddâdî kârgîr binâ kemerli sa‘b binâ kapulardır. Bu ikişer kat kapunun aralarındaki dîvârlarda ol kadar âlât-ı silâh ve katlavî ve tuğulka ve haşeb harba ve teber ve ok ve yay ve kılıç ve tüfeng makûlesi pâk silâhlar var kim ta‘bîr olunmaz. Ve bu kapu araları cemî‘i Kanije ahâlîsinin mecma‘u'l-irfân yerleridir kim mâh-ı Temmûz'da oturan âdem hayât bulur. Bir gûne bâd-ı nesîm eser kim her nefesde âdem râhat olur, ammâ Seget kapusu cânib-i şarkda Seğitvar tarafına nâzır olduğundan Seget kapusu derler, bu kapudan içeri cânib-i garba Beç kapusuna varınca iki yüz germe adımdır, zîrâ bu kal‘a aksi göl üzre yatır kurbağa gibi beli ince vâkı‘ olduğundan bir kapudan bir kapuya varınca iki yüz hatvedir. Ve bir şâhrâh-ı azîmdir ve bu tarîk-i âmmın iki tarafında kamusu yüz elli aded dükkânlardır, ammâ bezzâzistânı yokdur, lâkin yine cümle ehl-i sanâyi‘ mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 181a ·
metinde göster ·
ve seher yeli bu şehirde esüp cemî‘i halkı ten-dürüstlerdir. Ricâl makûleleri k …
Ol kadar latîfdir kim bâd-ı nesîm ve seher yeli bu şehirde esüp cemî‘i halkı ten-dürüstlerdir. Ricâl makûleleri kemâl mertebe riyâzât ve perhîz ile geçindiklerinden gerçi za‘îfdirler, ammâ gâyet ten-dürüstlerdir ve gâyet müsinn ü mu‘ammer olurlar, ammâ cümle keferesi siyâh rokla ve Freng pabucu ve başlarında gûnâ-gûn şapka üzre deve kuşu telleri takarlar. 71a Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 70b–71a ·
metinde göster ·
Hemân sâ‘at bizim beş pâre Cezâyir galyonlarının kapudanaları ve paturunaları ve iryaleleri kâfir üzre tıramola edüp tarfetü'l-ayn içre müslim ve gayri müslim galyonları birbirlerine sarılup birbirlerine eyle top ve kumbara ve muşkat urup sadâ-yı Allâh Allâh istimâ‘ olunur, ammâ mendirek kullesinden temâşâ ederiz, ammâ tarafeynin top ve tüfenglerinin dûd-ı bârûd-ı siyâhından gemiler aslâ görünmez, ammâ bir ceng [ü] cidâl [ve] harb [ü] kıtâl oluyor kim zemîn ü âsımân dir dir ditreyüp durur. Bir sâ‘at murûrundan sonra bir bâd-ı nesîm İslâm tarafına esüp cümle gemiler râygân olup meğer cümle guzât kâfir kalyonlarına girüp direklerine çıkup cümle küffârın çarmıh ve halat alatların baltalar ile kesüp kâfirin yelkenleri cümle deryâya düşüp cümle guzât küffârın gemileri içinde kılıç urup Allâh demede. Ve yine ceng-i savaş-ı perhâş olmada. Hikmet, rû[z]gâr bunlar[ı] Moton kal‘asına doğru sürüp getirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 270a ·
metinde göster ·
… ân: Hevâsı ol kadar latîf ve mu‘tedildir kim seher vaktinde bâd-ı sabâ ve bâd-ı
nesîm
esüp benî âdem hayât-ı râhat-ı cân bulur, ammâ cenûb tarafından lodos rûzgârı e …
Der-tezkîr-i hevâ-yı hûb-ı câvidân: Hevâsı ol kadar latîf ve mu‘tedildir kim seher vaktinde bâd-ı sabâ ve bâd-ı nesîm esüp benî âdem hayât-ı râhat-ı cân bulur, ammâ cenûb tarafından lodos rûzgârı esdikçe halkı süst-endâm olup çokluk harekât etmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 382a ·
metinde göster ·
… -âsâ birer sehî-kad [ü] kâmet dilber-i ra‘nâ gibi dîvân durur. Her birine bâd-ı
nesîm
isâbet etdükde hırâm etmededirler. Ve lisân-ı hâl ile her mebde-i eşyâya tevhîd …
Netîce-i merâm, fânî cihânın İremezâtıdır. Ve hendese üzre üstâd-ı bâğbân cemî‘i şecere-i müsmirâtları ve çınâr ve kavak ve sanavber ve ar‘ar ve bîd-i sernigûn ve servleri çırpı ile diküp her biri mûy-i miyânın gösterir cüvân-âsâ birer sehî-kad [ü] kâmet dilber-i ra‘nâ gibi dîvân durur. Her birine bâd-ı nesîm isâbet etdükde hırâm etmededirler. Ve lisân-ı hâl ile her mebde-i eşyâya tevhîd ve temcîd ederler. Ve her kûçe ve pûçesi hıyâbânında niçe bin kerre yüz bin gül [ü] gülistân içre hezâr hezârânın nevehân-gûyâlığı ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y88a ·
metinde göster ·
ve bâd-ı sabâ bu kapuda eser, âdem hayât-ı cân bulur. Zîrâ bu kapu yeri Hazret- …
Andan yine kubbeler altından cânib-i şark ile cenûb mâbeyni ki ana keştîbânlar kavlince inbat yeli derler, ol tarafa elli adım gidüp Bâb-ı Ümmühânî şarka nâzır iki kapu yanyanadır. Bu kapu Harem-i şerîfin bir köşesine vâki‘ olmuşdur. Ve yedi kademe taş nerdübân ile Harem'e nüzûl olunur bâb-ı latîfdir. Ve bu kapu mâbeyni huccâc-ı zevî'l-ihtiyâcın ârâmgâhı bir serdâb kapudur. Zira bâd-ı nesîm ve bâd-ı sabâ bu kapuda eser, âdem hayât-ı cân bulur. Zîrâ bu kapu yeri Hazret-i Risâlet-penâh'ın hâtûnu ümmü'l-müslimîn Sitti Ummühânî'nin hâne-i münevveri idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y335b ·
metinde göster ·
… Mısır'da cahîm günleridir. Ve Arîş'den beri Mısır tarafına bâd-ı sabâ ve rîh-i
nesîm
esmez, ammâ sâm yeli dahi esmez.
Ve Mısır'ın bu nuhûset günleri Rûm'un cennet-âbâd ve ferah-âbâd olduğu mevsim-i bahâr günleridir, ammâ Mısır'da cahîm günleridir. Ve Arîş'den beri Mısır tarafına bâd-ı sabâ ve rîh-i nesîm esmez, ammâ sâm yeli dahi esmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y242a ·
metinde göster ·
… Gece taşrada yatılsa âdem hayât-ı câvidân bulur. Zîrâ bu iklîm-i Mısır'a bâd-ı
nesîm
gelmez, tâ arz-ı Hâsân ki Bilbeys şehri ve Arîş'dir bâd-ı sabâ andan beri esmez …
Ve bu şehrin âb [u] havâsı ol kadar latîfdir kim sovuğu ve şiddet-i hâr i‘tidâl üzredir. Gece taşrada yatılsa âdem hayât-ı câvidân bulur. Zîrâ bu iklîm-i Mısır'a bâd-ı nesîm gelmez, tâ arz-ı Hâsân ki Bilbeys şehri ve Arîş'dir bâd-ı sabâ andan beri esmez; cümle tiyâb ve milisî rûzgârı eser. Ammâ bu Sây kal‘asında vakt-i seherde bâd-ı nesîm ve şebnem te’sîr etmiş gûnâ-gûn nebâtât giyâhâtın râyiha-i tayyibesinden benî âdem dem-be-dem demâğı mu‘attar olup hayât-ı cân bulur. Ol ecilden gâyet ber-vücûd mahbûb u mahbûbe-i mergûbesi olur kim keklik sekişli gazâl bakışlı perî-rû hasnâ-yı cihâneleri olur kim âdem gördükde vücûduna lerze vâki‘ olur. Ve havâsı hoşluğundan bu şehirde hadîd makûlesi aslâ pas dutmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y393b ·
metinde göster ·
… cümle tiyâb ve milisî rûzgârı eser. Ammâ bu Sây kal‘asında vakt-i seherde bâd-ı
nesîm
ve şebnem te’sîr etmiş gûnâ-gûn nebâtât giyâhâtın râyiha-i tayyibesinden benî â …
Ve bu şehrin âb [u] havâsı ol kadar latîfdir kim sovuğu ve şiddet-i hâr i‘tidâl üzredir. Gece taşrada yatılsa âdem hayât-ı câvidân bulur. Zîrâ bu iklîm-i Mısır'a bâd-ı nesîm gelmez, tâ arz-ı Hâsân ki Bilbeys şehri ve Arîş'dir bâd-ı sabâ andan beri esmez; cümle tiyâb ve milisî rûzgârı eser. Ammâ bu Sây kal‘asında vakt-i seherde bâd-ı nesîm ve şebnem te’sîr etmiş gûnâ-gûn nebâtât giyâhâtın râyiha-i tayyibesinden benî âdem dem-be-dem demâğı mu‘attar olup hayât-ı cân bulur. Ol ecilden gâyet ber-vücûd mahbûb u mahbûbe-i mergûbesi olur kim keklik sekişli gazâl bakışlı perî-rû hasnâ-yı cihâneleri olur kim âdem gördükde vücûduna lerze vâki‘ olur. Ve havâsı hoşluğundan bu şehirde hadîd makûlesi aslâ pas dutmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y393b ·
metinde göster ·
… âsa-i kelâm bu diyâr-ı Habeş vilâyetlerinin âb-ı rûyıdır. Zîrâ bu diyârda bâd-ı
nesîm
esüp âdeme hayât-ı câvidân verdiğinden mâ‘adâ Rûm tarzı elbette her bâr bârân-ı …
Hulâsa-i kelâm bu diyâr-ı Habeş vilâyetlerinin âb-ı rûyıdır. Zîrâ bu diyârda bâd-ı nesîm esüp âdeme hayât-ı câvidân verdiğinden mâ‘adâ Rûm tarzı elbette her bâr bârân-ı rahmet bî-hisâb yağar. Ve ekseriyyâ matar-ı Nisân dürr-i şehvâr-misâl dâne dâne yağduğı mahal rûy-ı deryâya sadefler zeyn olup dâne-i Nisân'ı kapmağa muntazır dururlar. Hudâ âlimdir ba‘zı sadef on kerre, ba‘zısı beş kerre ve ba‘zı sadef bir kerre dâne-i Nisân'ı kapup deryânın ka‘rına gitdiğin birkaç kerre gördük. Ve bu bârân-ı rahmetin katarâtları deşt-i hâmûnlara ve cebel-i ibret-nümûnlara düşicek bi-emri Hudâ ol kadar nebâtât [u] giyâhât-ı gûnâ-gûn hâsıl olur kim dere ve depelerde çemenzâr ve şükûfezârın râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
… ezârânın feryâd [u] figânından hayât-ı ebed bulduk. Ve vakt-i seherde bir bâd-ı
nesîm
esüp cümle murgân savt-ı hazîn ile Hâlık-ı Bîçûn'a tevhîd eylediler. Biz dahi v …
Bir mahsûldâr fezâdır. Ve bir halîc-i âb-ı nâbda meks eyleyüp haymelerimizde mihmân olduk. Ol gece hezâr hezârânın feryâd [u] figânından hayât-ı ebed bulduk. Ve vakt-i seherde bir bâd-ı nesîm esüp cümle murgân savt-ı hazîn ile Hâlık-ı Bîçûn'a tevhîd eylediler. Biz dahi vakt-i fecr[i] edâ edüp çârpâlarımıza süvâr olup kâmil üç gün bir sahrâ-yı Heyhât-misâlde cânib-i cenûba gidüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp niçe ibret-nümâları ibret nazarı ile temâşâ edüp dördüncü gün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
te’sîr edüp âb [u] havâsının letâfetinden bâğ u bâğçesi ve müşebbek bostânları …
Ve şehri bir düz sahrâda vâki‘ olmağile bâd-ı nesîm te’sîr edüp âb [u] havâsının letâfetinden bâğ u bâğçesi ve müşebbek bostânları bî-hisâbdır. Ve cemî‘i râhları sadranc nakşı tarh olunup tarîk-ı âmlarının tarafeynleri tertîb üzre şecere-i cümmeyz ve nâbıka ve sac dırahtları ile müzeyyen ve sâyedâr yollardır. Bu tertîb üzre bu şehri âl-i Abbâsiyân'dan Sultân Muhammed bin Ebû Sa‘îd bin el-Muktedir Billâh tezyîn eylemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·