… lî, "Bu hakîr-i pür taksîrin ceddi kutbu'l-aktâb, sultânü'l-ârifin, ser-çeşme-i
neved
u hezâr pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Hânefî hazretleri ra …
Huzur-ı ıhvân-ı safâya şöyle ma‘lûm ola kim Hünkâr hazretleri âlem-i sabâvetde her giz sıbyân ile karışup lu‘b u lehve meşgûl olmadı ve zât-ı şerîfinde hâller zâhir olup niçe dürlü kerâmetler gösterüp lafz-ı dürer-bârlarından envâ‘-ı kelâm-ı hikmet istimâ‘ olunurdu. Cidden dünyâya meyl ve hevâ ve hevese ve nefse mütâbe‘at göstermedi. Hemân gice ve gündüz hâli ibâdet ü tâ‘at ve zühd ü takvâ idi. Hatta Horâsân'da babası Allah emrine varıcak Hacı Bektâş'a sultânlığı arz eylediler, kabûl etmedi. Kırk sene kâmil çille-i merdân çeküp gündüz sâ’im gice kâ’im olup ibâdet ve riyâzete ve zühd ü takvâya meşgûl idiler. Bi-hidâyetillahi Te‘âlâ şöyle yetişmişlerdi ki gice rûhları âlem-i ecsâmdan âlem-i ervâha ubûr kıldıkda kesâyirü'n-nâs nefsleri dünyâ sıfatından görünürdü ve âlem-i kurbda âşinâ olana âşinâlık gösterirdi ve bâtın-ı esrâr-ı nübüvvet ve kemâl-ı ma‘rifetillah ve ilm-i ledün ve velâyet kendülerinden zâhir olurdu. Bir mertebeye vâsıl oldulardı kim "Bâtın-ı esrâr-ı Alî bendedir", derlerdi. Âhir bir gün Horâsân erenleri Hacı Bektâş'dan nişân istediler. Bir cem‘iyyet-i kübrâda cümlesine kerâmet nişânların gösterdi. Âhir "Kânûn-ı meşâyihân üzre sana bir mürşid-i kâmil lâzımdır kim tarîk-ı Hakka gitmene pîşvâ ola" dediler. "Nola bize bir pîr ola kim ehl-i irşâd alâyimin göstere", dedi. Huzûrunda bir kimesne kerâmet alâyimin göstermeğe kâdir olamayup âhir kendüleri cümle Horâsân erenleri huzûrunda mükemmellik mertebesin remz edüp cümle kibâr-ı Horâsân âlem-i hayretde kaldılar, amma min kıbeli'l-Hak ilhâm-ı Rabbânî ile Hacı Bektâş-ı Velî, "Bu hakîr-i pür taksîrin ceddi kutbu'l-aktâb, sultânü'l-ârifin, ser-çeşme-i neved u hezâr pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Hânefî hazretleri rahmetullahi aleyh'den cihâz-ı fakrı anlardan kabûl edüp anların irşâdına tâbi‘ olduk ve anlardan me’zûn olup irşâd olduk" deyü işâret buyururlardı. Ve cihâz-ı fakr-ı dervîşân kim evvel kubbe elif tâc ve hırka ve seccâde ve çerâğ ve sofra ve alemdir. Cibrîl-i Emîn aleyhisselâm cennetden Hazret-i Muhammed aleyhi's-selâm'a Allah emriyle getirmişdi. Hazret dahi erkâniyle İmâm Alî'ye teslîm etmişdi. Ol dahi oğlu İmâm Hüseyn'e vermişdi. Anlardan İmâm Zeyne'l-‘âbidîn'e değmişdi. Anlardan İbrâhîm-i Mükerrem hazretlerine değmişdi. İbrâhîm-i Mükerrem, Mervân-ı la‘înin hapsinde iken Horâsân'dan Ebü'l-Müslim-i {Mervî} hazretleri hafiyyeten hurûc edüp ol kubbe elîf tâcı ve hırka ve çerağ ve sofra ve alem ve seccâdeyi İbrâhîm-i Mükerrem hapsde iken erkânı ile Ebu Müslîm-i Mervî'ye tapşırdı. O da İmâm Muhammed Bâkır'a tapşırdı. O da oğlu İmâm Ca‘fer'e tapşırdı. O da İmâm Mûsâ Kâzım'a tapşırdı. O da oğlu Sultân-ı Horâsân Alî b. Mûsa Rızâ'ya tapşırdı. O da Sultânu'l-‘ârifîn ser-çeşme-i neved hezâr ceddimiz pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî b. Muhammed Hânefî'ye tapşırdı. Hoca Ahmed-i Yesevî rahmetullahi aleyh doksan bin halîfesi var idi. Her biri beşer onar kerre ol kubbe elif tâcı ve hırka ve alem ve seccâde vaslaların istediklerinde birine vermeyüp "Bu vaslaların sahibi var, bizde emânetdir. Sâhibi zuhûr etdükde ana teslîm ederiz" deyü halîfelerine böyle buyururlardı. Ta ki Sultân Hacı Bektaş-ı Velî zuhûr edüp Hoca Ahmed-i Yesevî'den irşâd olup ol tâc ve hırka ve alem ve seccâde vaslaların "Babandan mîrâs cihâz-ı fakrındır" deyü Hacı Bektâş'a 233b tapşırdı. Zirâ bu vasla tâc u hırka vü seccâdeye lâyık olmağa nişânı Hacı Bektâş gösterdi ve her kim ki o kisvetlere ve ol cihâzlara nişân gösterdi, kutbu'l-kübera ki kutbu'l-aktâb mertebesidir ve bu mertebenin bâtını nübüvvet-i Muhammed Mustafa ve velâyet-i Aliyyi Murtazâ'dır. Hassa, bu mertebe irs yüzünden neseb-i Resûl'den gayre müyesser olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233a–233b ·
metinde göster ·
… ltân-ı Horâsân Alî b. Mûsa Rızâ'ya tapşırdı. O da Sultânu'l-‘ârifîn ser-çeşme-i
neved
hezâr ceddimiz pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî b. Muhammed Hânefî'ye tapş …
Huzur-ı ıhvân-ı safâya şöyle ma‘lûm ola kim Hünkâr hazretleri âlem-i sabâvetde her giz sıbyân ile karışup lu‘b u lehve meşgûl olmadı ve zât-ı şerîfinde hâller zâhir olup niçe dürlü kerâmetler gösterüp lafz-ı dürer-bârlarından envâ‘-ı kelâm-ı hikmet istimâ‘ olunurdu. Cidden dünyâya meyl ve hevâ ve hevese ve nefse mütâbe‘at göstermedi. Hemân gice ve gündüz hâli ibâdet ü tâ‘at ve zühd ü takvâ idi. Hatta Horâsân'da babası Allah emrine varıcak Hacı Bektâş'a sultânlığı arz eylediler, kabûl etmedi. Kırk sene kâmil çille-i merdân çeküp gündüz sâ’im gice kâ’im olup ibâdet ve riyâzete ve zühd ü takvâya meşgûl idiler. Bi-hidâyetillahi Te‘âlâ şöyle yetişmişlerdi ki gice rûhları âlem-i ecsâmdan âlem-i ervâha ubûr kıldıkda kesâyirü'n-nâs nefsleri dünyâ sıfatından görünürdü ve âlem-i kurbda âşinâ olana âşinâlık gösterirdi ve bâtın-ı esrâr-ı nübüvvet ve kemâl-ı ma‘rifetillah ve ilm-i ledün ve velâyet kendülerinden zâhir olurdu. Bir mertebeye vâsıl oldulardı kim "Bâtın-ı esrâr-ı Alî bendedir", derlerdi. Âhir bir gün Horâsân erenleri Hacı Bektâş'dan nişân istediler. Bir cem‘iyyet-i kübrâda cümlesine kerâmet nişânların gösterdi. Âhir "Kânûn-ı meşâyihân üzre sana bir mürşid-i kâmil lâzımdır kim tarîk-ı Hakka gitmene pîşvâ ola" dediler. "Nola bize bir pîr ola kim ehl-i irşâd alâyimin göstere", dedi. Huzûrunda bir kimesne kerâmet alâyimin göstermeğe kâdir olamayup âhir kendüleri cümle Horâsân erenleri huzûrunda mükemmellik mertebesin remz edüp cümle kibâr-ı Horâsân âlem-i hayretde kaldılar, amma min kıbeli'l-Hak ilhâm-ı Rabbânî ile Hacı Bektâş-ı Velî, "Bu hakîr-i pür taksîrin ceddi kutbu'l-aktâb, sultânü'l-ârifin, ser-çeşme-i neved u hezâr pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Hânefî hazretleri rahmetullahi aleyh'den cihâz-ı fakrı anlardan kabûl edüp anların irşâdına tâbi‘ olduk ve anlardan me’zûn olup irşâd olduk" deyü işâret buyururlardı. Ve cihâz-ı fakr-ı dervîşân kim evvel kubbe elif tâc ve hırka ve seccâde ve çerâğ ve sofra ve alemdir. Cibrîl-i Emîn aleyhisselâm cennetden Hazret-i Muhammed aleyhi's-selâm'a Allah emriyle getirmişdi. Hazret dahi erkâniyle İmâm Alî'ye teslîm etmişdi. Ol dahi oğlu İmâm Hüseyn'e vermişdi. Anlardan İmâm Zeyne'l-‘âbidîn'e değmişdi. Anlardan İbrâhîm-i Mükerrem hazretlerine değmişdi. İbrâhîm-i Mükerrem, Mervân-ı la‘înin hapsinde iken Horâsân'dan Ebü'l-Müslim-i {Mervî} hazretleri hafiyyeten hurûc edüp ol kubbe elîf tâcı ve hırka ve çerağ ve sofra ve alem ve seccâdeyi İbrâhîm-i Mükerrem hapsde iken erkânı ile Ebu Müslîm-i Mervî'ye tapşırdı. O da İmâm Muhammed Bâkır'a tapşırdı. O da oğlu İmâm Ca‘fer'e tapşırdı. O da İmâm Mûsâ Kâzım'a tapşırdı. O da oğlu Sultân-ı Horâsân Alî b. Mûsa Rızâ'ya tapşırdı. O da Sultânu'l-‘ârifîn ser-çeşme-i neved hezâr ceddimiz pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî b. Muhammed Hânefî'ye tapşırdı. Hoca Ahmed-i Yesevî rahmetullahi aleyh doksan bin halîfesi var idi. Her biri beşer onar kerre ol kubbe elif tâcı ve hırka ve alem ve seccâde vaslaların istediklerinde birine vermeyüp "Bu vaslaların sahibi var, bizde emânetdir. Sâhibi zuhûr etdükde ana teslîm ederiz" deyü halîfelerine böyle buyururlardı. Ta ki Sultân Hacı Bektaş-ı Velî zuhûr edüp Hoca Ahmed-i Yesevî'den irşâd olup ol tâc ve hırka ve alem ve seccâde vaslaların "Babandan mîrâs cihâz-ı fakrındır" deyü Hacı Bektâş'a 233b tapşırdı. Zirâ bu vasla tâc u hırka vü seccâdeye lâyık olmağa nişânı Hacı Bektâş gösterdi ve her kim ki o kisvetlere ve ol cihâzlara nişân gösterdi, kutbu'l-kübera ki kutbu'l-aktâb mertebesidir ve bu mertebenin bâtını nübüvvet-i Muhammed Mustafa ve velâyet-i Aliyyi Murtazâ'dır. Hassa, bu mertebe irs yüzünden neseb-i Resûl'den gayre müyesser olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233a–233b ·
metinde göster ·
… Votoş yaylası ve Menlik yaylası ve Hersek'de Çimirne yaylası ve İlok yaylası ve
Nevesin
yaylası ve Bosna'da Köprez yaylası ve Kızanlık'da Turvakotran yaylası ve Şıpka …
Adana eyâleti hükmünde bir yaylağ-ı azîmdir kim Âl-i Osmân hükmünde cümle yetmiş yayladır. Cümleden Erzurûm ensesinde Bingöl yaylası, Revân kurbunda Ağrı yaylası, Van kurbunda Vereg yaylası, diğer Van kurbunda Sübhân yaylası ve Şehrezûl'da Harîr yaylası ve Musul kurbunda Cûdî yaylası ve Mardin kurbunda Sincâr yaylası ve Diyârbekir kurbunda Karadağ yaylası, Kayseriyye kurbunda Göksun yaylası ve Birgi'de Bozyaylak, Tire yaylası ve Mağnisa ensesinde Sultân yaylası ve Bursa'da Keşîş dağı yaylası ve Kastamonu yaylası ve Sinop yaylası (---)(---) Bunun emsâli niçe yaylağ-ı azîmler dahi Rûmeli'nde Samakov yaylası ve Serez yaylası ve Sofya'da Votoş yaylası ve Menlik yaylası ve Hersek'de Çimirne yaylası ve İlok yaylası ve Nevesin yaylası ve Bosna'da Köprez yaylası ve Kızanlık'da Turvakotran yaylası ve Şıpka yaylası
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18b ·
metinde göster ·
idi. Fâtih-i Egre Mehemmed Hân hidmetinde behreyâb olup niçe manâsıb-ı âlîlerde …
Peder-i büzürgvârları Bosnevîyyü'l-asl livâ-i Hersek'de kasaba-i Nevesin'li idi. Fâtih-i Egre Mehemmed Hân hidmetinde behreyâb olup niçe manâsıb-ı âlîlerde merâtib-i ulyâ kat‘ ederek âhir cülûs-ı Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘de başdefterdâr olup hazîne-i pâdişâhîye nizâm [u] intizâm buldurmuşken sene 1041 târîhinde Hâfız Ahmed Paşa'yı kul pâre pâre edüp Receb Paşa sadrıa‘zam olup yine kul mâh-ı Ramazân'da bir dipi ve boran kar yağarken kul gulû edüp Murâd Hân'dan Musâhib Mûsâ Çelebi'yi isteyüp Receb Paşa sarâyında kul hançer üşürüp şehîd etdiler ve na‘şını sarâydan aşağı Atmeydânı'na atdılar. Mevtine târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 17b ·
metinde göster ·
… sında kal‘a-i Gülüc, bizimdir ve kasaba-i Lubin ve kasaba-i Istolça ve kasaba-i
Nevesin
ve kasaba-i Oluk ve kal‘a-i Yelec ve şehr-i Foça ve kasaba-i Ustikolina ve kasa …
Kal‘a-i Loboşka ve kal‘a-i Pirmorya ve kal‘a-i İmoçka ve kal‘a-i Koniçse ve kulle-i Lipete ve kal‘a-i Mostar ve kal‘a-i Bulgay ve kal‘a-i Poçetel ve kal‘a-i Gabele ve kal‘a-i Norin ve kal‘a-i Korpi ve 168a kal‘a-i Prezor ve kulle-i Islene ve kal‘a-i {Mirsençe} Dobra-Venedik kâfirindedir ve kal‘a-i Nova ve kulle-i Rosa ve kal‘a-i Kombor ve kal‘a-i Risna ve kal‘a-i Verika ve kal‘a-i Perast, kâfirde kaldı ve kal‘a-i Kator, kâfirde kaldı ve kal‘a-i Kilimente, Arnavud'da kaldı ve kal‘a-i Podgoriçse, Arnavud'da kaldı ve kal‘a-i Kılebuk, âsî dağlar içre ve kal‘a-i Pive ve kal‘a-i Nikşik ve kal‘a-i Bankân ve kal‘a-i Zatarnak ve kal‘a-i Durobnak ve Gaçka sahrâsında kal‘a-i Gülüc, bizimdir ve kasaba-i Lubin ve kasaba-i Istolça ve kasaba-i Nevesin ve kasaba-i Oluk ve kal‘a-i Yelec ve şehr-i Foça ve kasaba-i Ustikolina ve kasaba-i Çaniçe ve şehr-i Taşlıca ve kal‘a-i Mileşova ve kasaba-i Prepol ve kal‘a-i Kovin ve kasaba-i Ruda'nın içinden akan Lim suyunun karşu cânibi Ostarı Ulah hâssı ki bostâncıbaşılar hükmündedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167b–168a ·
metinde göster ·
derler}. Ammâ lisân-ı Boşnak ve Latince (---)(---) demekdir. Bu şehr-i müzeyye …
"Nev sin"den, ya‘nî "yeni mezâr" demeden galat {Nevesin derler}. Ammâ lisân-ı Boşnak ve Latince (---)(---) demekdir. Bu şehr-i müzeyyen dahi Hersek sancağında paşanın hâssı olup hâkimi voyvadadır ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır kim yetmiş pâre nâhiye kurâları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148b ·
metinde göster ·
… ethudâsı Hazînedâr İbrâhîm Paşa ve niçe bin bunun emsâli vüzerâ ve vükelâlar bu
Nevesin
şehrinden hâsıl olmuşlar, bir 149a şehr-i kadîmdir.
Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı ve muhtesibi ve bâcdârı ve harâc ağası ve pandur ağası, ya‘nî şehri bekleyen sekbân ağası ve şehir kethudâsı ve a‘yân [u] eşrâfı gâyetü'l-gâye çokdur. Hattâ Sultân Bâyezîd-i Velî bu şehre gelüp anın hayr du‘âsı berekâtlarıyla bu şehir halkının sağîr ü kebîri İslâmbol'a gelüp Âsitâne-i sa‘âdetde hidmet-i pâdişâhîde neşv ü nemâ bulup Koca Defterdâr ki {ayağından} sinirinden maslûb Mustafâ Paşa gibi ve Defterdâr Ömer Paşa gibi ve Lübzâde gibi ve Sultân Murâd Hân'ın rûznâmecisi İbrâhîm Efendi gibi ve birâderi Ali Efendi gibi ve Sadrıa‘zam İbrâhîm Hân vezîri Sâlih Paşa ve karındaşı Murtazâ Paşa ve yine karındaşı Zülfikâr Ağa ve Sâlih Paşa kethudâsı Hazînedâr İbrâhîm Paşa ve niçe bin bunun emsâli vüzerâ ve vükelâlar bu Nevesin şehrinden hâsıl olmuşlar, bir 149a şehr-i kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148b–149a ·
metinde göster ·
: Bir sahrâ-yı azîmin nihâyetinde vâkı‘ olmuşdur, ammâ bu fezâ-yı Nevesin nısf s …
Eşkâl-i zemîn-i şehr-i Nevesin: Bir sahrâ-yı azîmin nihâyetinde vâkı‘ olmuşdur, ammâ bu fezâ-yı Nevesin nısf sâ‘at kadar cânib-i şarka dağdan ba‘îddir ve sahrânın arzı üç sâ‘atdir ve tûlu beş sâ‘at bir mahsûldâr kurâlarla ve çiftliklerle müzeyyen olmuş sahrânın cânib-i garbî tarafında Nevesin kûhunun dâmeninde bir düz vâsi‘ ve çemenzâr yerde cümlesi altı mahalledir, ammâ ikisi kefere mahallesidir. Ve kamusu bin beş yüz kayağan taşıyla mestûr kârgîr binâ hânedân-ı ma‘mûrlardır kim cümle bâğ u bâğçeli ve uyûn-ı câriyeli vâsi‘ havlılı mükellef ve müzeyyen büyût-ı ra‘nâlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149a ·
metinde göster ·
… şehr-i Nevesin: Bir sahrâ-yı azîmin nihâyetinde vâkı‘ olmuşdur, ammâ bu fezâ-yı
Nevesin
nısf sâ‘at kadar cânib-i şarka dağdan ba‘îddir ve sahrânın arzı üç sâ‘atdir ve …
Eşkâl-i zemîn-i şehr-i Nevesin: Bir sahrâ-yı azîmin nihâyetinde vâkı‘ olmuşdur, ammâ bu fezâ-yı Nevesin nısf sâ‘at kadar cânib-i şarka dağdan ba‘îddir ve sahrânın arzı üç sâ‘atdir ve tûlu beş sâ‘at bir mahsûldâr kurâlarla ve çiftliklerle müzeyyen olmuş sahrânın cânib-i garbî tarafında Nevesin kûhunun dâmeninde bir düz vâsi‘ ve çemenzâr yerde cümlesi altı mahalledir, ammâ ikisi kefere mahallesidir. Ve kamusu bin beş yüz kayağan taşıyla mestûr kârgîr binâ hânedân-ı ma‘mûrlardır kim cümle bâğ u bâğçeli ve uyûn-ı câriyeli vâsi‘ havlılı mükellef ve müzeyyen büyût-ı ra‘nâlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149a ·
metinde göster ·
… ûldâr kurâlarla ve çiftliklerle müzeyyen olmuş sahrânın cânib-i garbî tarafında
Nevesin
kûhunun dâmeninde bir düz vâsi‘ ve çemenzâr yerde cümlesi altı mahalledir, ammâ …
Eşkâl-i zemîn-i şehr-i Nevesin: Bir sahrâ-yı azîmin nihâyetinde vâkı‘ olmuşdur, ammâ bu fezâ-yı Nevesin nısf sâ‘at kadar cânib-i şarka dağdan ba‘îddir ve sahrânın arzı üç sâ‘atdir ve tûlu beş sâ‘at bir mahsûldâr kurâlarla ve çiftliklerle müzeyyen olmuş sahrânın cânib-i garbî tarafında Nevesin kûhunun dâmeninde bir düz vâsi‘ ve çemenzâr yerde cümlesi altı mahalledir, ammâ ikisi kefere mahallesidir. Ve kamusu bin beş yüz kayağan taşıyla mestûr kârgîr binâ hânedân-ı ma‘mûrlardır kim cümle bâğ u bâğçeli ve uyûn-ı câriyeli vâsi‘ havlılı mükellef ve müzeyyen büyût-ı ra‘nâlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149a ·
metinde göster ·
: Bu şehirde şiddet-i şitâ vefret üzre olmayup i‘tidâl üzre âb [u] hevâsı latîf …
Der-tetimme-i şehrengîz-i külliyât-ı kasaba-i Nevesin: Bu şehirde şiddet-i şitâ vefret üzre olmayup i‘tidâl üzre âb [u] hevâsı latîf olduğundan mahbûb u mahbûbeleri vardır. Ve cümle Boşnakça kelimât edüp yine sarık ve kalpak geyerler. Ve her bâr Pirmorya ve Lopoşka ve Kotur uskoklarıyla ceng ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149b ·
metinde göster ·
Hattâ hakîr bu şehirde iken şehrin cânib-i erba‘asında sekiz yerde dörder aded gemi direkleri üzre evc-i semâya berâber köşkler yapup her birinde her gece altışar aded tüfeng-endâz yiğitler nevbet bekleyüp şehri hıfz [u] hırâset ederlerken ol gece dağdan üç yüz aded küffâr şehr-i Nevesin'i gâret etmeğe geldikde mezkûr karavulhânelerden kâfire kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup yetmiş üç kadar kâfir mürd olup kırk beş adedi dahi esîr-i bend-i zincîr olup bakıyyetü's-süyûf-ı Bundukları hâ’ib ü hâsir dâr-ı menhûslarına cümle firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149b ·
metinde göster ·
Bu derenin yemîn ü yesârında aslâ bir karış arz-ı hâliye yokdur. Kasaba-i
Nevesinlinin
ve kasaba-i Lubinlinin ve kasaba-i Lubomirlinin cümle bâğları bu Dol deresinded …
Bu derenin yemîn ü yesârında aslâ bir karış arz-ı hâliye yokdur. Kasaba-i Nevesinlinin ve kasaba-i Lubinlinin ve kasaba-i Lubomirlinin cümle bâğları bu Dol deresindedir. Rûm vilâyetinde ve cemî‘i Firengistân'da bu Dol deresi üzümü memdûhdur. Hattâ bir salkım üzümü dörd beş vukiyye gelir gûnâ-gûn müşk-i amber râyihalı âbdâr ve hoş-hor lezîz üzümü olur ve şırası şîrîn humârsız hamrı olur, derler, ammâ Hudâ'ya ayândır rahm-ı mâderden müştak olalı mükeyyefât kısmından bir şey yeyüp içmemişimdir ve bu Dol deresi bâdesin görmemişimdir. Bu dere-i mezkûru 3 sâ‘atde ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149b ·
metinde göster ·
… star şehri boğazına ve Poçetel kal‘ası boğazına ve Bileyke ve Gaçka ve Zalom ve
Nevesin
ve Lubin ve Lubomir ve Çemerne ve Oluk ve Dabra ve Dol deresi ve Lipete ve Biye …
Bu hakîrin Sadrıa‘zamdan getirdiğim emr-i pâdişâhîler mûcebince üç bin aded pandur yiğitlere Dobra-Venedik hazînesinden ulûfelerini verüp elzem-i levâzımından olan yerler kim evvelâ Mostar şehri boğazına ve Poçetel kal‘ası boğazına ve Bileyke ve Gaçka ve Zalom ve Nevesin ve Lubin ve Lubomir ve Çemerne ve Oluk ve Dabra ve Dol deresi ve Lipete ve Biyelemik ve Pirmorya ve Loboşka ve Gabele ve Norin ve Islana ve Popova ve Risna, ve bu zikr olunan kılâ‘ u kasabât ve kurâların boğazlarına üç bin aded yiğitleri muhâfazacı gönderüp Pıraçalı Mustafâ Paşa bu üç {bin} yiğide serdâr olup Gaçka sahrâsından me’mûr olduğu boğazları muhâfaza etmeğe revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159b ·
metinde göster ·
: Bâlâda mevsûfdur. Yine bir gece mihmân olup bundan elli nefer pandur yiğitleri …
Menzil-i kasaba-i Nevesin: Bâlâda mevsûfdur. Yine bir gece mihmân olup bundan elli nefer pandur yiğitlerinden refîkler alup cânib-i cenûba ne‘ûzü billâh ol mahûf u muhâtara Uskok yatağı ve harâmîler durağı olan (---) dağı yüz bin renc [ü] anâ ile ol şiddet-i hârda ol sa‘b sengistânı aşarken âhir bir su sarnıcında sehel istirâhat edüp andan 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160b ·
metinde göster ·
… pûçesi hıyâbânında niçe bin kerre yüz bin gül [ü] gülistân içre hezâr hezârânın
nevehân-gûyâlığı
ta‘bîr olunmaz.
Netîce-i merâm, fânî cihânın İremezâtıdır. Ve hendese üzre üstâd-ı bâğbân cemî‘i şecere-i müsmirâtları ve çınâr ve kavak ve sanavber ve ar‘ar ve bîd-i sernigûn ve servleri çırpı ile diküp her biri mûy-i miyânın gösterir cüvân-âsâ birer sehî-kad [ü] kâmet dilber-i ra‘nâ gibi dîvân durur. Her birine bâd-ı nesîm isâbet etdükde hırâm etmededirler. Ve lisân-ı hâl ile her mebde-i eşyâya tevhîd ve temcîd ederler. Ve her kûçe ve pûçesi hıyâbânında niçe bin kerre yüz bin gül [ü] gülistân içre hezâr hezârânın nevehân-gûyâlığı ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y88a ·
metinde göster ·
… ribe ve küçük tedribe ve ayn tedribesi ve Yûsuf Çelebi tedribesi ve şarka nâzır
Neverrid
Hüseyinzâde tedribesi ve Akcurun tedribesi ve alçak tedribe ve Çulha tedribesi. …
Ve cânib-i erba‘asında cümle sekiz kapudur. Ammâ demirli değildir. Evvelâ kıbleye nâzır Y 166a büyük tedribe ve küçük tedribe ve ayn tedribesi ve Yûsuf Çelebi tedribesi ve şarka nâzır Neverrid Hüseyinzâde tedribesi ve Akcurun tedribesi ve alçak tedribe ve Çulha tedribesi. Ve bu tedribeler mâbeyninde ba‘zı evler dirsek dirsek kal‘a kulleleri gibi ileri binâ olunmuşdur. Ve lâkin etrâfında handakları yokdur. Eğer handakı olsa bir metîn kal‘a olurdu. Ve bu cirmde olan varoş-ı azîm içre cümle beş mahalle dörd bin altı yüz altmış topraklı ve kireç örtülü mükellef ma‘mûr evlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y165b–Y166a ·
metinde göster ·
… llâhümme innî ürîdü'l-umrete fe-yessir hâlî ve takabbelhâ minnî ve bâreklî fîhâ
neveytü'l-umrete
ve ahremtü lillâhi ta‘âlâ" deyü ihrâm kuşanup pâ-bürehne ve ser-bürehne olup ab …
Hâzâ du‘â-yı umre: "Allâhümme innî ürîdü'l-umrete fe-yessir hâlî ve takabbelhâ minnî ve bâreklî fîhâ neveytü'l-umrete ve ahremtü lillâhi ta‘âlâ" deyü ihrâm kuşanup pâ-bürehne ve ser-bürehne olup abdâl-ı uryân oldukda bu du‘âyı okuya ve savt-ı âlâ ile feryâd ederek tilâvet ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y304a ·
metinde göster ·
… Alî'de üç gûne niyyet edüp yine ol niyyetleri bunda gusl edüp ihrâma girdikde "
Neveytü'l-umrete
ve ahremtü lillâh" diye.
Ve eğer gusl etmezse, tecdîd-i vuzû‘ etmek dahi farzdır. Ve Medîne'de Bi’r-i Alî'de üç gûne niyyet edüp yine ol niyyetleri bunda gusl edüp ihrâma girdikde "Neveytü'l-umrete ve ahremtü lillâh" diye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y309b ·
metinde göster ·