Dervîş Yûsuf Celâlî şeyh olup takrîr-i Mesnevî'de bir kaç kerre mest olup kendü …
Ba‘dehu dâmâdı Neyzen Dervîş Yûsuf Celâlî şeyh olup takrîr-i Mesnevî'de bir kaç kerre mest olup kendüleri kürsîden aşağı fukarâ üstüne atup çarh-ı semâ‘ etdükde kaşı ve gözleri ve yüzü bile görünmezdi. Eyle bir semâ‘-ı safâ ederdi kim ihvân âlem-i hayretde kalırdı. Böyle bir serbâz-ı aşk-ı ilâhî ile âlûde olmuş âteş-pâre sâhib-i celâl kimesne olduğundan Şeyh Yûsuf Celâlî derlerdi. Bu kerre cemâli mahalli oldukda cümle uşşâk başına cem‘ olup nây-ı Mevlâ[nâ] çaldıkda cümle uşşâk semâ‘ ederlerdi. Ve ba‘zı {mahalde} çeng çaldıkda cümle uşşâk mest [ü] medhûş olurdu. Riyâzât [u] mücâhede sâhibi bir pâdişâh-meşreb idi. Rahmetullâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
… âzendeler olup bunlar da altı fırka olup hânende ve dâ’irezenlerin bir fırkası,
neyzen
ve kemânîler ve miskâllerle bir âheng olup asl-ı makâm olan baba râstdan alay k …
{Bu bâlâda tahrîr olunan on dörd aded neferât-ı sâzendeler kim kopuzcu ve şeşhâneci ve şeştârî ve ravzacı ve çârtâyî ve avvâd ve kânûnî ve tambûrî ve kudümzen ve çengî ve miskâlî ve nây-zenân ve kemânî ve usûl-bend dâ’irezân cümle bu üstâd-ı kâmiller bir remmâ-yı cavk-ı azîm olup cümlesi sâzlarını bir şedde edüp bu zikr olunan cümle on dörd esnâf sâzendegânın yekûnu (---) sâzendeler olup bunlar da altı fırka olup hânende ve dâ’irezenlerin bir fırkası, neyzen ve kemânîler ve miskâllerle bir âheng olup asl-ı makâm olan baba râstdan alay köşkü dibinde huzûr-ı pâdişâhîde bir fasl ederler kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 207a ·
metinde göster ·
… iri Sultan İbrâhîm Hân'ın Karcıbaşısı Sefer Ağa'nın tanbûrcusu ve santurcusu ve
neyzen
ve kemânçecisi var imiş ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa'nın Ulak Kara Recep Ağa …
ilâhîlerin terennüm [ü] âğâze ederken meğer refîkimizden biri Sultan İbrâhîm Hân'ın Karcıbaşısı Sefer Ağa'nın tanbûrcusu ve santurcusu ve neyzen ve kemânçecisi var imiş ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa'nın Ulak Kara Recep Ağa*sının bir çöğürcüsü ve iki hânendesi var imiş, cümlesiyle bir yire gelüp "Gelin sizinle bu girdâb-ı gamda teşvîş-i endîşe-i gamı def‘ etmek içün bir segâh faslı eyleyelim" deyü hakîr muharrik olup segâh u mâye ve gerdâniyye makâmı evlerinde deverân ederek gerdâniyyede karâr edüp iki peşrevden sonra Dervîş Ömer bestelerinden üç murabba‘ bir semâ‘î faslı edüp bir cân sohbeti olmuşdur kim deryâ-yı rahmet halk olalı rûy-ı deryâda eyle bir fasl-ı Hüseyn-i Ba[y]kara olmamışdır. Gemicilerden Kışlakcı Dayı ve Çördüm Dayı ve Cıvık Velî nâm dayılar çögürleriyle gelüp anlar dahi âşıkâne ve sâdıkâne bir fasl etdiler kim çögür erbâbı olanların ağızlarından salyarları akdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221a ·
metinde göster ·
… lmak içün on aded hânende ve sâzendegândan gulâm-ı şâdî-misâl üç hânende ve bir
neyzen
ve bir kemânî ve bir musikârî ve bir sıntûrî ve bir çengî 166a ü santûrî ve b …
Hattâ merhûm u mağfûrun leh sâhibü'l-hayrât Bâyezîd Hân, hastalara şifâ ve derdlilere devâ ve dîvânelerin rûhuna gıdâ ve def‘-i sevdâ olmak içün on aded hânende ve sâzendegândan gulâm-ı şâdî-misâl üç hânende ve bir neyzen ve bir kemânî ve bir musikârî ve bir sıntûrî ve bir çengî 166a ü santûrî ve bir ûdî ta‘yîn edüp haftada üç kerre gelüp bu on aded üstâd-ı hânende ü sâzendegânlar hastalara ve deli birâderlere fasl çalarlar. Hâlâ bu mutrıbân dâ’imdir. Bu fasıllardan dâ-i devâ bulmayan dîvânelere bîmârhâneci babalar ol kadar kızılcık hoş-âbı kütüğü çalarlar kim her biri deyenek darbından Ahfeş keçisi yâhûd Deli Mehemmed maymunları gibi perende atarlar. Bi-emri Hayy [u] Kadîr niçesi âvâz-ı sâzdan hoş-hâl olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165b–166a ·
metinde göster ·
… nî vü çengî ve rebâbî vü mûsikârî ve tanbûrî ü santûrî ve nefîrî vü belebânî ve
neyzen
ü dehenkzen; hulâsa-ı kelâm cemî‘i sâzendegân u mizmeregân, cümlesi tâ vakt-ı Ş …
Her şeb sâhil-i Şat kanâdîl ü fânûs u şem‘-i rîh meş‘aleler ile çerâğân olup Şatt üzre niçe bin san‘atlar ile şem‘-i revgân ve şem‘-i aselleri tahtalar üze[re] zeyn edüp bir tarafdan bir tarafa çerâğlar cereyân edüp şeb-i muzlimleri gûyâ rûz-ı rûşen olup her külbede hânende vü sâzende vü kaşmerân [u] mutrıbân [u] meddâhân ve avvâd u çârtâyî ve şeştârî vü berbûtî ve kânûnî vü çengî ve rebâbî vü mûsikârî ve tanbûrî ü santûrî ve nefîrî vü belebânî ve neyzen ü dehenkzen; hulâsa-ı kelâm cemî‘i sâzendegân u mizmeregân, cümlesi tâ vakt-ı Şâfi‘îye dek fasl-ı Baykara edüp ba‘dehû mü’ezzinân-ı müselmân asvât-ı hazînleriyle temcîd ü temhîdler tilâvet edüp cümle ehl-i tarîk u âşıkân-ı sâdıkân Fisagores-i Tevhîdî tevhîdi ederler, zîrâ ahâlî-i Diyârbekir cümle tarîk-ı Hâcegândan ve tarîk-ı Gülşenî'den olmak ile zevk ü şevk-i tevhîd vecdinden dahi hâlî değillerdir. Netice-i merâm bu bâğ-ı İrem'de gûy-gûy ve güm-güm cân sohbetleri olup devâm-ı devlet-i pâdişâhîye müdâvemet ederler. Hudâ mertebelerin âlî ede. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 208a ·
metinde göster ·
… h-i enfâs-vâr mevtâyı güldü[ri]ci mukallidlerden Sûrnâ Ahmed Çelebi ve Edirneli
Neyzen
Dervîş Receb Çelebi ve Cilve Çavuş ve Çakman Celeb ve Boruzân Osmân Çelebi nâmâ …
Ve yine âlem halkı hâb-ı râhatda bî-haberler iken şâhımın nüdemâlarından birkaç bezle-gûy mağrûr olmuş şîrînkâr üstâd-ı kâmil mukallidler kim her biri şîrîn-güftâr sebük-reftâr fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân edebden hâric olmayan mesîh-i enfâs-vâr mevtâyı güldü[ri]ci mukallidlerden Sûrnâ Ahmed Çelebi ve Edirneli Neyzen Dervîş Receb Çelebi ve Cilve Çavuş ve Çakman Celeb ve Boruzân Osmân Çelebi nâmân mukallidân tarab-efzûnların her biri birer gûne elsine-i muhtelife ile her kavmin bî-ma‘nâ evzâ‘ [u] etvâr-ı bezle kelâmların lehçe-i mahsû[s]larıyla taklîd etdiklerinde âdem gülmeden ussı gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129b ·
metinde göster ·