… yeniçeri ve muhtesib dîvânı çârdağına gelüp anda hubûbâtdan pirinç ve bakla ve
nohud
ve mercimek ve kettân ve hınnâ ve şeker ve kahveye ve gayri eşyâlara narh-ı sul …
Andan cümle erbâb-ı dîvâna beşâret-i azîmeler ve cümle ehl-i hizmete meserret beşâşet-i amîmeler râygân olup pîr [u] cüvân ve fakîr [u] a‘yân ol kadar şâd [u] handân oldular kim zühre-i felek raksa girüp paşa efendimiz serîr-i sa‘âdetde ve dîvân-ı adâletde revnak ve nev tarâvet bulup Ramazânın 14 erba‘a gün kânûn-ı sadrıa‘zam üzre kola binüp İslâmbol mollası öni sıra dahi talî‘a ayak nâ’ibi dahi muKuddem muhtesib ağası bu tertîb üzre alay-ı azîm ile Unkapanı mahzeni cenbinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân'ın dîvânhânesinde cemî‘i Karadeniz re’îslerin ve cemî‘i habbâzânları ve cümle uncuları ve cemî‘i mühtekir navluncuları cem‘ edüp Karadeniz sâhilinde Varna ve Palçığ ve Kavarna ve Keligra ve Mankalya ve Karahırmen ve Köstence ve Toluca ve Beşdepe ve İsmâ‘îl ve Kili ve Akkirmân nâm kal‘a ve iskelelerde gılâl niçeye alındığın su‘âl edüp ana göre çaşni dutup fi'l-hâl ekmek pişirüp ba'de‘l-harc ve'l-masârıf üç yüz dirhem beyâz nân-pâre bir akçeye el verüp eyle narh verüp lahm-ı semîne yedi akçe narh verüp andan Yemiş İskelesi'nde Ebü'l-feth'in sebzehâne dîvânına gelüp cümle me’kûlât [u] meşrûbat [u] müsmirrâta narh verüp andan Ebü'l-feth'in yeniçeri ve muhtesib dîvânı çârdağına gelüp anda hubûbâtdan pirinç ve bakla ve nohud ve mercimek ve kettân ve hınnâ ve şeker ve kahveye ve gayri eşyâlara narh-ı sultânî vererek gelüp sarâyında karâr edüp gicelerimiz kadar rûzlarımız rûz-ı ıyd olup şeb [ü] rûz umûr-ı mu‘azzamayı seyr [u] temâşâsın ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
… -yı azîmlerde arpa ve buğday ve darı ve çeltikli pirinç ve bakla ve mercimek ve
nohud
(---)(---)(---) sâ’ir hubûbât var kim hisâbın Hallâk-ı Ezel bilür.
Hatta mahsûs yüz aded mağara-yı azîmlerde arpa ve buğday ve darı ve çeltikli pirinç ve bakla ve mercimek ve nohud (---)(---)(---) sâ’ir hubûbât var kim hisâbın Hallâk-ı Ezel bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251a ·
metinde göster ·
… yigirmi pâre gemiyle üç bin pür-silâh yiğit ve yigirmi bin kile buğday ve un ve
nohud
ve sâ’ir zehâyirler geldi, ammâ ne çâre {gelen zahîreyi Özü kal‘asına komak muh …
"Bizden taşra şimdiki hâlde çıkar yokdur. Siz dahi varın Hasan Paşa {kal‘ası} altında mütehassın olun" dedikde, anlar {dahi} bu kadar mâl-ı ganâ’im üsârâları ve kelle ve paçalarıyla kal‘a-i Hasan Paşa'ya sâlimîn ü gânimîn varup bir yaylım top u tüfeng şâdumânları edüp Allâh Allâh sadâsıyla zemîni velvelenâk etdiler. Hikmet-i Hudâ ol mahalde Akkirmân'dan yigirmi pâre gemiyle üç bin pür-silâh yiğit ve yigirmi bin kile buğday ve un ve nohud ve sâ’ir zehâyirler geldi, ammâ ne çâre {gelen zahîreyi Özü kal‘asına komak muhâl.} Hemân Nigebolı Beği Yûsuf Kethüdâ'ya bir yarar atlı şahbâz yiğit gönderüp kâfirlerin meterisleri kurbuna gelüp kal‘a içine üç kerre ucu kâğızlı oklar atup yine kal‘a-i Hasan Paşa'ya ol yiğit firâr ederken küffâr bu yiğide belki üç bin kurşum atup hamd-i Hudâ birisi de isâbet etmeyüp ol yiğit yine Hasan Paşa kal‘asına vâsıl {oldukda beri Özü} kal‘asında {oklara bağlı} üç kıt‘a mektûblar bulunup biri Paşa'nın cümle gâzîlere selâmdan sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59a ·
metinde göster ·
… ek'den gelir, ammâ Sarây hâkinde darı ve kırah ve şa‘ir ve bakla ve mercimek ve
nohud
ve heldine nâm bir şey biter. Andan bir gûne bal gibi lezîz ekmek olur kim âdem …
Der-medh-i hubûbât-ı mahsûlât: Dağı ve taşı çok olmak ile dânedâr buğdayı Istarı Ulah'dan ve Hersek'den gelir, ammâ Sarây hâkinde darı ve kırah ve şa‘ir ve bakla ve mercimek ve nohud ve heldine nâm bir şey biter. Andan bir gûne bal gibi lezîz ekmek olur kim âdem yemek ile doymaz, lâkin darı ekmeği gibi ıscak yemekler sovuğı taş gibi olur ve yulaf ve çavdar ve (---)(---)(---)(---)(---)(---) çok olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131a ·
metinde göster ·
… me’kûlât [u] meşrûbâtdan bir şey tenâvül etmeyüp illâ kimyâ altununda onar dâne
nohud
kadar habbe altunlar yudup aslâ ekmek su yemezdi. Anıniçün kemâl-i riyâzât ile …
"Azîz-i merhûm kimyâya mâlik olup yigirmi dörd sâ‘atde me’kûlât [u] meşrûbâtdan bir şey tenâvül etmeyüp illâ kimyâ altununda onar dâne nohud kadar habbe altunlar yudup aslâ ekmek su yemezdi. Anıniçün kemâl-i riyâzât ile merhûm olduğıyçün cesed-i şerîfi çürümedi" deyü nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 133b ·
metinde göster ·
… lesi gösterüp dağlar gibi arpa ve buğday ve beksumat ve un ve firik ve bakla ve
nohud
ve mâş ve bal ve yağ bulundu kim asâkir-i İslâm me’kûlât [u] meşrûbâtlar ile mu …
Hikmet-i Hudâ firâr eden kapudanın sarâyında niçe zîr-i zemînlerin içlerinde birkaç amel-mânde kâfirler bulunup anlar ol kadar zehâyir makûlesi gösterüp dağlar gibi arpa ve buğday ve beksumat ve un ve firik ve bakla ve nohud ve mâş ve bal ve yağ bulundu kim asâkir-i İslâm me’kûlât [u] meşrûbâtlar ile muğtenim olup zahîre taşımadan müstağnî oldular. Hudâ zikrin hayr eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b ·
metinde göster ·
… ne teskîn olurdu. Mezkûr âteşler üzre bâğbânlar bir gûne daru gibi ve burçak ve
nohud
ve bakla gibi hubûbâtları âteş üzre dökünce havz kenârındaki temâşâ eden âdemle …
İbret-i diğer: Yine gece ile bâğbânların ihtiyâr kefereleri kenâre-i havzda neft ve katrân şekilli bed râyihalı şeyler yakup su içinden başlı ve başsız âdem ve âdem leşleri zâhir olup havz suyu cûş u hurûşa gelüp yine teskîn olurdu. Mezkûr âteşler üzre bâğbânlar bir gûne daru gibi ve burçak ve nohud ve bakla gibi hubûbâtları âteş üzre dökünce havz kenârındaki temâşâ eden âdemlerin kimi başlı ve kimisi başsız ve kimi sarı ve kırmızı ve yeşil ve kara çehreli âdemler olup ba‘zı âdem havfinden kendüyi başsız zann edüp başını yoklar. Hattâ paşa imâmının bir oğlanı kendüyi başsız görüp kendüyi havza atup gark olayazdı. Bâğbânlar çıkarup gulâmı halâs etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 53a ·
metinde göster ·
ve pasta ta‘âmları var iken bıçak ile boğazlanmış hayvân eti yemezler. Meğer ga …
Ve bal ve peynir ve bakla ve nohud ve pasta ta‘âmları var iken bıçak ile boğazlanmış hayvân eti yemezler. Meğer gayri ta‘âmları olmaya. Ol zamân semin hayvânların boğazlayup yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155b ·
metinde göster ·
… ın âsitânesine beher yevm beşer koyun ve birer erdeb pirinç ve iki kîle ades ve
nohud
ve on hamle odun ve iki vukiyye şem‘-i asel ve imâm ve mü’ezzinlerine vazîfe et …
Ve dîvân çavuşlarının âsitânesine beher yevm beşer koyun ve birer erdeb pirinç ve iki kîle ades ve nohud ve on hamle odun ve iki vukiyye şem‘-i asel ve imâm ve mü’ezzinlerine vazîfe etdi. İlâ hâze'l-ân [[(---) (---) (---)]] okurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y57a ·
metinde göster ·
Ma‘cûn-ı akreb: Bu dahi bir ibret-{nümâ} temâşâdır. Kalavân evkâfından vazîfehâr veled âdemler vardır kim şeytân anları gördükde e‘ûzubillâh der, anlara sayyâd-ı akârîb derler, on kişidir. Kaçan hekîmbaşı akreb ma‘cûnu yapmak murâd eylese ol sayyâdlar virânistâna varup yerleri çukur çukur kazup her hafir içine birer sırçalı kâse yere berâber edüp kenârların toprağa müsâvî edüp her kâse içine birer pâre ciğer pâresi korlar ve gayrı ciğer pâresin mezkûr sırçalı kâse kenârından yere süre süre ciğeri çeküp yine ciğeri hıfz eder. Tâ ki nısfu'l-leylde akrebler şikâra çıkup seyrân edüp mel‘abe edeceği mahalde gezerken ciğer râyihasın yerde duyup kelb gibi soylayarak kâsenin kenârına varınca gelen düşer, gelen düşer. Sabâha-dek kâse akreb{ler} ile leb-ber-leb olur, taşra çıkamazlar. Sayyâdlar gelüp akrebleri tobralarına doldurup Kalavân mûristânında hekîmbaşıya verüp anlar dahi kuyruğun ve ayakların mıkrâs ile kesüp çömlekler içinde pişirüp yağın başka alup vücûdun şeker ile ma‘cûn ederler. Bir âdem habs-i bevle mübtelâ olsa yarım nohud mikdârı yese mesânesin açar. Gâyet müdrirdir, çok isti‘mâl etmemek gerek, ibret-nümâdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y177a ·
metinde göster ·
… aşısına seksen bin kîle-i İslâmbolî pirinç ve yüz bin kîle mercimek ve yüz kîle
nohud
ve bakla ve altı yüz ferde kahve ve bin kantâr şeker ve bin kavanoz mu‘anberîn …
Ammâ garâbet bunda kim bu bâlâda tahrîr olunan ıydıyye boğçaları İslâmbol a‘yânına verildiğinden mâ‘adâ beri tarafda Mısır vezîri Kethudâ İbrâhîm Paşa bir muta‘azzım kapucubaşısına seksen bin kîle-i İslâmbolî pirinç ve yüz bin kîle mercimek ve yüz kîle nohud ve bakla ve altı yüz ferde kahve ve bin kantâr şeker ve bin kavanoz mu‘anberîn eşribe-i gûnâ-gûn ve beş yüz çift münakkaş hasîr-i Y 196b bûkalemûn ve yüz elli re’s mahbûb tavâşî ağalar ile sâ’ir tuhef ve yâdigârları cümle âyân-ı devlete yüz re’s koçlar ve ceyrânlar ve yaban sığırları ve yüz kafes tûtî ve mînâ ve papağala ve devekuşların Reşîd ve İskenderiyye'den yarar gemilere koyup der-i devlete hedâyâ gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y196a–Y196b ·
metinde göster ·
… mî‘âdı ve üç yüz ferde kahve ve iki yüz bin erdeb mercimek ve iki yüz bin erdeb
nohud
ve yüz katma kınâ ve beş yüz zenbîl hûrmâ ve sâ’ir me’kûlât kısmından tahsîl ed …
Bu hazîne-i pâdişâhî tahsîlinde Mısır askerîsinin alayı yokdur, ancak Mısır vezîri ümerâ-yı Mısır'ın bir eşbehine hil‘at-ı fâhire geydirüp kilâr-ı pâdişâhî beği eder, gayrı sefere ve gayrı kullara me’mûr olmaz, ancak kendüsi beş yüz âdem ile eyâlet-i Mısır'da kazâ-i Fereskûr'den ve Menzil şehrinden ve bender-i Dimyât'dan ve kazâ-i Birimbâl'dan ve bender-i Reşîd'den ve sâ’ir pirinc hâsıl olan yerlerden beş kerre yüz bin erdeb pirinci ve iki bin kafes sükkeri ve mî‘âdı ve üç yüz ferde kahve ve iki yüz bin erdeb mercimek ve iki yüz bin erdeb nohud ve yüz katma kınâ ve beş yüz zenbîl hûrmâ ve sâ’ir me’kûlât kısmından tahsîl edüp Reşîd şehrinde bir azîm mîrî mahzenler vardır, cümlesin mâl-â-mâl yığarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y214a ·
metinde göster ·
… ahi bişirirler, gâyet lezîz ta‘âm olur. Ve Mısır'da buğday ve şa‘îr ve bakla ve
nohud
ve mercimek ve pembe ve pirinç ve susam cemî‘i diyârlardan çok olur. Revân Van …
Hülbe: bu dahi mercimek gibi bir hubûbdur. Surre surre bezler ile su içinde ısladup Arap saçı gibi birbirlerine bitişüp biter. Beyâz beyâz filisi verir, anı sıbyânlar tenâvül ederler. Ve çorbasın dahi bişirirler, gâyet lezîz ta‘âm olur. Ve Mısır'da buğday ve şa‘îr ve bakla ve nohud ve mercimek ve pembe ve pirinç ve susam cemî‘i diyârlardan çok olur. Revân Van ve Gîlân ve Hindistân pirincinden pirinci lezîzdir ve dânedârdır. Husûsâ Menzile ve Fereskûr pirinci gibi vech-i arzda pirinç olmazdır. Ve içinde taşı yokdur. Ve sultânî pirinç cümleden a‘lâ beyâzdır. Q 248aP 245a Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y239b ·
metinde göster ·
… h olduklarında teberrüken leblebi götürmeleri mukarrerdir. Zîrâ gâyet lezîzdir.
Nohud
üzre şırluğan yağı serpüp kızgın kum içinde bişirirler. Bir diyâra mahsûs değil …
Ol günler mevlûd-ı Bedevî bâzârında bin deve yükü leblebi bey‘ olunup niçe bin kantâr helvâ fürûht olunur. Mübâlağa değildir, zîrâ cemî‘i İslâm diyârından gelen ehl-i züvvâr vilâyetlerine müteveccih olduklarında teberrüken leblebi götürmeleri mukarrerdir. Zîrâ gâyet lezîzdir. Nohud üzre şırluğan yağı serpüp kızgın kum içinde bişirirler. Bir diyâra mahsûs değildir, anıniçün lezîz olur. Bu leblebi meşhûr-ı âlemdir. Ve huccâc lokumu gibi bir hurdece yağlı lokumu vardır, anı dahi vilâyet vilâyet teberrüken götürüp hedâyâ verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y294b ·
metinde göster ·
… a dâhil olup ertesi İslâmbol'da hânemize firâvân pirinç ve mercimek ve ketân ve
nohud
ve sâyir levâzımâtlar gönderüp ehl-i Dimyât'ın erbâb-ı devletleri ile vedâlaşdı …
Derhâl Dimyât'a bir çâpük ü çâlâk zinde ve özünde âdem gönderüp cümle atları getirüp iki cânibde ma‘mûr [u] âbâdân şükûfezâr gaytânları seyr [ü] temâşâ ederek Dimyât'a dâhil olup ertesi İslâmbol'da hânemize firâvân pirinç ve mercimek ve ketân ve nohud ve sâyir levâzımâtlar gönderüp ehl-i Dimyât'ın erbâb-ı devletleri ile vedâlaşdık. Evvelâ âyândan mustahfızânın eşbehi Rıdvân Çorbacı ve Tekelizâde Çelebi hazîne serdârı olmuşdur, ve Halîl Çorbacızâde ve Mehemmed Çelebi bunun emsâli velî-i ni‘am efendilerimiz ile vedâlaşup paşa ağasından üç yüz guruş ve yigirmi aded Dimyât alacası ve elli çift Dimyât'ın kahve makramaları ve fûtaların alup cümle me’kûlât [u] meşrûbâtımız ile bir yaraklı pür-silâh tevâbi‘li yarar gemiye süvâr olup mütevekkilen alellâh deyüp muvâfık eyyâm ile demir koparup Mısır kenârına revâne olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y351a ·
metinde göster ·