Dervîş Ömer yetmiş nefer fukarâ ile Rûm'a gelüp azîzin nutk-ı dürer-bârları üzre Süleymân Hân ile Seğitvar gazâsında bulunup cenâze-i Süleymân Hân'da hâzır olup ol asırdan tâ efendimiz Sultân Murâd Hân asrına dek musâhib-i şehriyârî ve tarîk-i Gülşenî'nin sâhib-i vakârı bir azîz nedîm-i hâssu'l-hâs ve ilm-i edvârda gavvâs idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 70a ·
metinde göster ·
"Bire var hey tuyûr İslâmbol'dan taşra feryâd eyle" deyince bi-emrillâh
nutk-ı
dürer-bârları vücûd bulup İslâmbol içinden cemî‘i leylek kalkup gayrı kurâ ve k …
"Bire var hey tuyûr İslâmbol'dan taşra feryâd eyle" deyince bi-emrillâh nutk-ı dürer-bârları vücûd bulup İslâmbol içinden cemî‘i leylek kalkup gayrı kurâ ve kasabâtlara giderler. İlâ hâze'l-ân İslâmbol'da leylek sâkin olmak değil dam u bâm üzre bir ferd [ü] merd görmüş değildir. Bu mezkûr Kazancılar câmi‘i eyle bir nefes sâhibi ulu sultânın binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 88b ·
metinde göster ·
… kleri müsbetdir kim ser-i kârda olan sika âdemlerden nakl olunur. Hikmet-i Hudâ
nutk-ı
dürer-bârları vücûd bulup iki Selîm dahi Çorlu'da merhûm olup ikisinin dahi hil …
"Selîmler ömrünüz az olsun ve gazânız çok olsun ve hilâfeti benden Çorlu'da aldınız yine Çorlu'da veresiz" dedikleri müsbetdir kim ser-i kârda olan sika âdemlerden nakl olunur. Hikmet-i Hudâ nutk-ı dürer-bârları vücûd bulup iki Selîm dahi Çorlu'da merhûm olup ikisinin dahi hilâfetleri sekiz ile tokuz senesi mâbeyninde merhûm oldu. Vallâhu a‘lem dahi gayrı selâtîn-i Selîm'e dahi te’sîr eder derlerdi. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 103a ·
metinde göster ·
… m Hân sekiz deyenek acısına karşılık sekiz sene pâdişâh olup Bâyezîd-i Velî'nin
nutk-ı
dürer-bârlarıyla "Zikrullâh eyle, ez-zikr târîhinden sonra te’dîbimle hilâfet s …
Ba‘dehu Selîm Hân sekiz deyenek acısına karşılık sekiz sene pâdişâh olup Bâyezîd-i Velî'nin nutk-ı dürer-bârlarıyla "Zikrullâh eyle, ez-zikr târîhinden sonra te’dîbimle hilâfet senindir" dedikleri vücûd bulup lafzü'z-zikr tokuz yüz yigirmi ikide Mısır'ı feth edüp Hâdimü'l-Haremeyn olup bu Çubuklu Bâğçe'yi ma‘mûr [u] âbâdân etdi. Ve Edirne'ye giderken Çorlu'da çorlu olup ölüp bekâ dârına gitdi. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 140a ·
metinde göster ·
İklîm-i râbi‘dendir. Arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî (---) dır. Âb [u] hevâsının letâfetinden halkının reng-i rûları humret üzredir. Ammâ lodos rüzgârı tarafın Cebel-i Ruhbân sedd etmekle ol rüzgârda hevâsı sakîldir. Ammâ mahbûb ve mahbûbesi gâyet çokdur kim mümtâz [u] dilârâ civânların şu‘arâlar medh edüp şehr-engîzler etmişlerdir. Nisvânı gâyet hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn ve giysû-yı müşk-bârları girih girih ve mergûle mergûle etdiklerine şâ‘irân-ı Bursa "giysû-yı mergûle" derler, bir diyâr zenânesine mahsûs değildir, illâ Bursa'ya mahsûsdır. Ve ricâl makûlesi ol kadar müsinn ü mu‘ammer olurlar kim 231b kuvveti gitmiş ve hey’eti bitmiş musâhebet [u] belâgattan bi'l-külliye kalmış âdemler olur. Hâl sâhibi niçe bin kibâr vardır ki bâlâda zikri sebkat etmişdir. Netîce-i merâm, bu şehrin letâfet [u] nezâfeti ve sabâhat u melâhati gibi olmazdır. Halkı nâzik-endâm, simîn-beden, matlûbu'l-kulûbdürler. Söze gelseler âkıbet-endîşâne ve dervîşâne bedî’u'l-beyân ve fasîhu'l-lisân tekellüm ederler kim nutk-ı dürer-bârları âdeme te’sîr edüp inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn hâsıl olur. Zîrâ her biri birer pîr-i pîşvâlardan me’zûn olup feyz almış kimselerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 231a–231b ·
metinde göster ·
… ânî bu nehreyn-i mübârekeyne "Yâ mübârekler birer birer çûş ederek gelin!" deyü
nutk-ı
dürer-bârları olandan berü bir sene Şatt ve bir sâl nehr-i Furât tuğyân üzre ce …
Zirâ Arz-ı Mukaddese içre cereyân eden bu nehr-i Furât ve nehr-i Âsî'den gayri nehr-i azîm yokdur. Mâ‘adâsı Bikâ‘ Ovası içre uyûn-ı câriyeciklerdir ve Ayn-i Zerka ve Berka ve nehr-i Ceyhân ve nehr-i Seyhân ve nehrü'l-Kelb (---)(---)(---)(---)(---)(---) Arz-ı Mukaddes içre anlar dahi enhâr-ı sağîrelerdir, ammâ cümleden bu deryâ-misâl olup Birecik'den beher sene niçe bin tulumdan kelek ta‘bîr etdikleri gemiler ile cemî‘i memâlik-i mahrûse tüccârları mâl-â-mâl kelekleri zî-kıymet metâ‘ları ve atları ve sâ’ir havâ’icleriyle yükledüp Erzurûm kal‘asına, Ca‘ber'e Rakka'ya ve Derûğına ve cümle yük boşadup ba‘de 3 günde Bağdâd taşrasına Kuşlar kal‘asına ve kal‘a-i (---)(---) dibinde Bağdâd'a karîb olmağıla bender-i iskele andan metâ‘ların çıkarup Bağdâd'a gelir. Kaçan kim Şatt-ı Dicle ve bu nehr-i Furât tuğyân ile cereyân etse iki nehr-i azîm fezâ-yı Bağdâd'da birbirine mahlût olur, ammâ nâdir vâki‘ olur. Eğer eyle olsa bu iki nehir Bağdâd'ı gark ederdi, ammâ ba‘zı sene Şattü'l-Arab taşup Bağdâd'ın cisr kapusundan içeri gelir. Melek Ahmed Paşa efendimiz Bağdâd valisi iken Şatt tuğyân edüp Murâd Hân asrında lağım ve meterîs yerlerinden girüp kal‘anın niçe yerlerin harâb eder, ammâ Hazret-i Abdülkâdir el-Cîlânî bu nehreyn-i mübârekeyne "Yâ mübârekler birer birer çûş ederek gelin!" deyü nutk-ı dürer-bârları olandan berü bir sene Şatt ve bir sâl nehr-i Furât tuğyân üzre cereyân edüp deşt-i Kerbelâ'yı reyy ederek ve Düceylân hafrini saky-i leb-ber-leb edüp (---)(---)(---)(---)(---)(---) inüp Kurna kal‘ası köşesinde Şatt ve nehr-i Furât birbirine Kurna dibinde munsab olup üç konak aşağı Basra'da Şattü'l-Arab derler, deryâ-misâl olup Hindistân'dan Basra'ya niçe gemiler ve niçe gurâb-ı Hindistân gelür. Ve Basra önünde medd [u] cezir derler, bahr-i Muhît vakt-ı seherde Şattü'l-Arab'ı gerü reddedüp Basra önünde su acı olur. Ba‘de'z-zuhr bahr-i Ummân gerüye gidüp Şattü'l-Arab gâlib olup Basra önünde su âb-ı hayât olur. İlâ mâşâallah Basra önünde bu Şattü'l-Arab'ın hâli budur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 54a ·
metinde göster ·
… n-ı Fâris belin bağladı. Hâlâ Baba Rüten Bâğı Ercîs dağında ma‘lûmdur. Bunların
nutk-ı
dürer-bârlarıyla bu dağda zehirli hayvân olmaz. Rivâyet-i aharında Hazret-i Yah …
Bu şehrin hâ’ilinde olan cebel-i Ercîs'de aslâ yılan ve çıyan ve akreb ve mûr [u] mâr ve gayrı mesmûm cânavar haşarâtları yokdur. Bir rivâyetde bu kûh-ı bülend ricâlü'l-gayb makâmı olduğundan yırtıcı cânavar ve mesmûm hayvânâtlar olmaz derler. Rivâyet-i uhrâda Hazret-i Ömer asrındaki fethinde sekiz yüz sene mu‘amer olan Baba Rüten-i Hindî hazretleri, ashâb-ı güzînin güzîdesi idi, bu cebelde sâkin olup anların hayr du‘âsı berekâtiyle bu cebelde zehirnâk hayvânâtlar olmaz derler. Hâlâ bu cebel-i bülend üzre bâğ-ı Baba-yı Rüten derler. Kendi biter ve kendi yeter eşcâr-ı müsmirrât-ı gûnâ-gûndur. Zîrâ Baba Rüten bâğbânların pîridir. İsm-i şerîfi Ebû Zeyd-i Hindî Baba Rüten'dir. Ashâb-ı güzînden bu kadar müsinn kimesne olmamışdır, ammâ kemâl-i riyâzât ile mu‘ammer olmuşdur derler. Kabri yine Hindistân'dadır. Hazret huzûrunda Selmân-ı Fâris belin bağladı. Hâlâ Baba Rüten Bâğı Ercîs dağında ma‘lûmdur. Bunların nutk-ı dürer-bârlarıyla bu dağda zehirli hayvân olmaz. Rivâyet-i aharında Hazret-i Yahyâ asrında Kayser Ercîs bu şehri binâ etdikde hükemâ-yı kudemâdan Falaska nâm hakîm bu kûh-ı bülende çıkup yetmiş aded muzırr haşarâtlar eşkâlin birer amûd üzre edüp her birin birer mutalsam edüp anın içün bu dağda aslâ zehirli hayvânât yokdur derler. {Ve bu kûh-ı Ercîs'de ilâ mâşâ'allah harîf ü şitâda selci ve yek-pâre billûru eksik değildir ve âb-ı zülâlde bulunur derler, ammâ manzûrumuz olmadı.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 67a ·
metinde göster ·
İşbu bin altmış Şa‘bân'ının evvelki günü, pâdişâh-ı âlem-penâh Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ Çemensoffa nâm kasr-ı Havernâk'da cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve vüzerâ ve a‘yân [u] eşrâf ile Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre {müşâvere-i umûr edüp} Bağdâd-ı behişt-âbâd hâkimi Nogay oğlu Arslan Paşa merhûm olup "Eyâlet-i Bağdâd'ı kime tevcîh eylesek?" deyü müşâvere-i cem‘-i vefîr etdükde ale'l-umûr a‘yân [u] kibâr ve Sadrıa‘zam Murâd Paşa "Pâdişâhım, Melek Ahmed Paşa lalan henüz Bağdâd'dan gelmişdir ve Bağdâd'ın ahvâlin yahşı bilmişdir ve Acem ile yahşı geçinmişdir, ana ihsân eyleniz" dedikde "Tiz Melek Ahmed Paşa lalam gelsin" deyince Melek Ahmed Paşa huzûr-ı pâdişâhîye gelüp şeref-i takbîl-i enâmil-i pâdişâhî ile şâdkâm olup hemân pâdişâh-ı Cem-cenâb eydür: "Melek Lala! Sana yine eyâlet-i Bağdâd'ı ihsân eyledim!" dedikde "Pâdişâhım kabûl etdim. Ammâ yeniçerilerin re‘âyâya zulm [u] ta‘addîleri hadden efzûn olup yeniçeri ağası, Bağdâd vezîrleri üzre takallüb etmişlerdir. Anların on aded zulmleri ref‘ olunmak içün hatt-ı şerîf ihsân eyle!" deyüp üç kise altın harc-ı râh ve elli zırh ve tüfenk ve elli katar deve ve elli katar katır ve bir cedîd otağ-ı nüh-tâk-i kâr-ı Irâk serâperde-i sultânî ile 96a serdârlık hatt-ı şerîfiyle bir hil‘at-ı fâhire ihsân edüp hemân dest-bûs-ı pâdişâhî edüp niçe va‘z u nasîhatdan sonra paşa, pâdişâh ile ve cümle vüzerâ ve a‘yân ile vedâlaşup Sarâyburnu'nda Sinân Paşa Köşkü'nden kayıklara süvâr olup Bismillah ile Bağdâd'a gitmeğe şehr-i Üsküdar'a ubûr olunup sarâyda meks olunup Kaya Sultân dahi göç edüp geldi. Hakîr ol gün Bağdâd'a gitmek içün Melek Ahmed Paşa efendimize intisâb edüp mü’ezzinbaşılığı ve musâhibliği hizmetinde olup Kudde Kethüdâ müsellim ve Zühdî Efendi Düceylân hâkimi olup hakîre Rûm nâhiye hâsı ihsân olunup ulaklığile hakîr Bağdâd'a gitmeğe karâr verüp tedâriklerimiz görmeğe şurû‘ edüp âmâde iken: Hikmet-i Hudâ bin altmış Şa‘bânu'l-mu‘azzamının sekizinci günü yevm-i Cum‘a idi, Hâsodabaşı Hasan Ağa bir bostâncı sandalıyla gelüp "Buyurun, sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister!" dedikde paşa-yı melek-haslet eydür: "Ağa hayr mıdır?" dedikde Ağa: "Hayr, hayr. Müjdesi bizimdir!" dedükde paşa ile ikisi bir kayığa süvâr olup Sarâyburnu'na doğru rûy-ı deryâdan cereyân ederken Sarâyburnı'nda Sinân Paşa köşkünden bir kayık dahi avanta edüp gelmede; bizler varmada. Vasat-ı deryâda paşaya mülâkât oldukda meğer Dârüssa‘âde ağası (---) Ağa gelüp paşaya "Mübârek-bâd hayrdır!", dedi. Ammâ gayrı kelâm demeyüp Sarâyburnı'na vardıkda bostâncıbaşı ve gayri a‘yân-ı hâs-ı harem cümle paşaya istikbâle çıkup paşayı Hâsbâğçe'de Çemensoffa nâm mahalle götürüp cümle erbâb-ı dîvân ve yedi kubbe vezîri ve kadı‘askereyn ve şeyhülislâm ve gayrı a‘yân [u] kibâr ve musâhibîn ü mukarribîn anda mevcûd olup paşaya cümle i‘zâz [u] ikrâm-ı tâm etdiklerinden hakîr nakş aldum ve cânib-i erba‘aya nazar etdim. Anda Vezîria‘zam Murâd Paşa hâzır değil idi. Anı gördük sa‘âdetlü pâdişâh gelüp cümleye selâm verüp taht-ı âlîsinde karâr edüp "Melek lalam, yolun yakîn olup Bağdâd'a gitmeden halâs oldun. Sana mühr-i şerîfim ihsân edüp kabûl edesin. Vallahi böyledir kim bir ferdin ilkâsıyla ve bir merdin iltimâsıyla değil. Hâssaten kendü karîhamdan sana mührüm verüp vekîl-i mutlak etdim" derken Vezîr-i â‘zam Murâd Paşa'dan mührü alup dest-i şerîfiyle sa‘âdetlü pâdişâh mührü Melek Ahmed Paşa'ya verdi. Hemân Melek Paşa zemîn-bûs edüp eydür "Pâdişâhım! Nutk-ı dürerbârın kabûl olmak içün mührü aldım, kabûl etdim. Ammâ benim işime enderûn [u] bîrûndan bir kimesne mâni‘ olmayup kimesne bir habbelik şey ricâ edüp umûr-ı müslimîne bir ferd-i âferîde karışmasın ve benim arz [u] telhîsim olmadan bir iş olmasın. Ve hazîneden bin kise karz ihsân etdiniz. Bir azîm donanma çıkarup Venedik küffârından bir intikâm alup cezîre-i Girid'e mührile gidüp Kandiye'i feth edelim. Ümîddir kim pâdişâhıma hayr du‘â olup dîn-i mübîn gayretine niçe işler görüp yüz akları edelim" deyince pâdişâh eydür: "İşte Murâd Paşa lalamda bin kisem var, anı tahsîl edüp donanma mühimmâtına sarf eyle" deyince paşa eydür: "Pâdişâhım, ol bin kiseyi Murâd Paşa lalan kendü levâzımâtına mı sarf etti, yohsa dîn-i mübîn içün mi sarf etdi. Ol bin kiseyi ben pâdişâhıma vereyim. Murâd Paşa lalana Budin eyâletin ihsân eyle!" deyü ricâsı hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup Murâd Paşa'ya Budin in‘âm olunup Murâd Paşa tâze cân bulup bin kîse deynden halâs olup Budin sâhibi olup paşanın murâd [u] merâmı üzre cümle ricâları kabûl olunup paşanın bir işine kimesne mâni‘ olup ricâ etmemeleri içün yemîn billah ve kasem tallah edüp (edüp) Fâtiha tilâvet olunup paşa pâdişâhın destin bûs edüp iki semmûr hil‘at-i fâhire, biri biri üzre giyüp zemîn-bûs edüp alay-ı azîm ile sarâyına dâhil olup sarâyının atabe-i süflîsinde yüz aded kurbânlar kesilüp ibtidâ eyâlet-i Bağdâd'ı Şâtır Hüseyin Paşa'ya ihsân edüp cemî‘i eyâletlere kapucıbaşıları mukarrernâmeler götürüp hakîr dahi Kıbrıs eyâleti mukerreriyçün (---) Paşa kapu kethüdâsından on üç kîse alup hizmet-i vezîrde olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 95b–96a ·
metinde göster ·
… azîm sâhibi ola" buyurduklarında hemân Sefer Şâh Sultân eydür "Pâdişâhım, eğer
nutk-ı
dürer-bârınız olursa bu abd-i kemter ve hakîr-i ahkar gidelim" dedikde hemân Be …
Menâkıb-ı münâsib: Dahi Edirne şehri dest-i küffâr-ı hâksârda iken Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî Bursa şehrinde bir alay kibâr-ı evliyâullah ile müşâvere ederken esnâ-yı kelâmda buyururlar kim "İdrivne şehrin üç ejdehâ-yı nehr-i azîm derâğûş edüp belde-i İdrivne'yi helâk etmek isterler. Âhir gark-ı âb ederler. Ammâ seyecî sene 762 târîhînde dest-i Âl-i Osmân'a girüp zamîme-i dâr-ı İslâm olacakdır. Ayâ bizden Edirne'ye kim gider kim onda âmâde olup üç su bir olup tuğyân ile geldiklerinde du‘â edüp ol du‘â sebebiyle sular teskin ola?. Ba‘de'l-feth İdrivne şehrinde âsitâne-i azîm sâhibi ola" buyurduklarında hemân Sefer Şâh Sultân eydür "Pâdişâhım, eğer nutk-ı dürer-bârınız olursa bu abd-i kemter ve hakîr-i ahkar gidelim" dedikde hemân Bektâş-ı Velî Sultân "Hak mübârek eyleye!" deyü Sefer Şâh'a post u alem ve çerâğ u def [u] kudûm ü kalem ve nakkâre ü zil ve nefîr ü sadem ve seccâde ve hırka ve peşmine-i adem [ü] sofra ve gülbank ü bî‘at-ı perem ve kırk halîfe-i sâhib-kerem verüp Sefer Şâh Sultân'ı Rûm ereni olmağa lâyık erzânî görüp huzzâr-ı meclisde gülbang-ı Muhammedî çekilüp Hazret-i Pîr'den Sefer Şâh me’zûn olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek şehr-i Edirne'ye alem kaldırup def ü kudûm ü tablın döğdürüp tevhid [ü] tezkîr-i erre ile nefîrlerin çalarak derûn-ı Edirne'den ubûr etdiklerinde cümle nasârâlar engüşt ber-dehan edüp âlem-i hayretde kalırlar. Sefer Şâh Sultân bu hâl ile tevhîd-i sultânî ederek Hıdırlık nâm mevzi‘de karâr edüp subh [u] mesâ tevhîd [u] tezkîr edüp bâb-ı tevekkülde Kâf-ı kanâ‘at ile fakr [u] fâka çille-i merdânın çekmeğe müdâvemet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû cümle vüzerâ vü vükelâ ve ulemâ ü sulehâ ve kibâr-ı kübbâr cümle huzûr-ı pâdişâhîye varup müşâvere etdiler. "Ayâ mühri kime versek?" dediler. Ol mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi nümâyân olup atından nüzûl edüp menkale pehlivân-vâr pertâb ederek Çemensoffa nâm mahalde huzûr-ı pâdişâhîye gelüp Hâsodabaşı Rûm Hasan Ağa, paşanın önüne düşüp götürdükde, paşa zemîn-bûs etmek mu‘tâdı olmadığından "es-Selâmu aleyk pâdişâhım!" deyü du‘â vü senâ ederek pâdişâh-ı Cem-haşmet müvâcehesine varup şeref-i takbîl-i enâmil-i pâdişâhî ile şâdkâm olup muhassılu'l-merâma erüp sâ’ir vüzerâlar üzre tekaddüm edüp vaka‘-ı vekârıyla tâ saff-ı âlîde karâr edüp ber-karâr oldu. Derhâl sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-cenâb sa‘âdetle mü’eddebâne ber-zânû olup buyurdular kim "Bak a vüzerâlarım, benim hâssaten murad [u] merâmımdır. Bir merdin ilkâsıyla ve bir ferdin iltimâsıyla değil ancak kendi zâde-i tab‘-ı karîhamdan mühr-i şerîfim Melek Ahmed Paşa lalama sadâret-i uzmâmı ihsân etmişim" deyince hemân Melek Ahmed Paşa efendimiz üç kerre pertâb edüp dest ber-zemîn edüp eydür "Padişâhım, nutk-ı dürer-bârın cân bulsun içün mühr-i şerîfin aldım, kabûl eyledim. Ammâ nitekim Anadolu'da İpşir Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve Mirza Paşa ve Kara Hasan Paşa ve sâ’ir aşkıyâ ve Celâlî vü Cemâlîler ve zorba zorba sekbân u sarıca haşerâtları köğden köğe tavuk kırup lokmacılık edüp niçe bin ibâdullahı müte’ezzî edüp ehl [ü] ıyâl-ı re‘âya vü berâyâ pâymâl-i rimâl olup ili vilâyeti anlar harâb u yebâb ederlerken bir vezîrin mühre mâlik olup zabt u rabt edüp adl [u] adâlet edüp tahsîl-i mâl edemez. Mâh be-mâh cemî‘i 174a kullarun mevâcib taleb edüp Tershâne-i âmire mühimmâtı lâzım olup beher sene kırk yedi bin kîse-i Rûmî mesârif lâzım. Anadolu tarafından ise cemî‘i hâs-ı harâclardan bir akçe gelmeyüp cânib-i şark tavâ’if-i mülûke döndü. Pâdişâhım! Bu abd-i kemterin akl-ı kâsırı üzre ve benim hüsn-i rızâm, hüsn-i zannım üzre mühr-i şerîfi İpşir Paşa lalana ihsân eyle. Ale'l-acele der-i devlete gelsin. Anadolu'da cümle ibâdullah zalemelerin şûr-ı şerlerinden emîn olsun. Mâldâr u umûr-dîde bir vezîr-i atîkdir. Gelsin bir azîm donanma inşâ etsin. Anadolu ve Rûmeli'nden cezîr-i Girid'e âdem deryâsın sürüp kendüsü dahi serdâr-ı mu‘azzam olup cezîre-i Girid'i kal‘a-i Kandiyesi'yle feth edüp cezîre-i Korfoz'u ve kal‘a-i Zadra'yı feth edüp berr ü bahrde Mısır yolları emn [ü] emân olup sulh [u] salâhlar olsun. Ve İpşir Paşa lalan da bir kerre mühür sâhibi olup mühr-i Süleymânî ne ma‘nâ idüğün bilüp mührün çaşnisi ne lezzetde idüğün bilsin," deyüp bu mertebe kelâm-ı müşâvereden sonra hâmûş-bâş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173b–174a ·
metinde göster ·
… ve gıll u gışdan berî olup kesâfetden halâs oldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların
nutk-ı
dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi râhatü'l-ervâh buldum. Maksad [u] merâmım …
Paşa efendimiz bu hâli görüp tarîk-i Hâcegân'da iken fırsat ganîmetdir deyüp ol dahi bî‘at edem deyü temennâ etdikde dervîş eyitdi "Ey âşık, siz Melek Ahmed Paşa değil misiz? Siz bî‘at-ı ezeliyyeye iktidâ etmişsiz kim biz sizin hâtırınız içün kat‘-ı menâzil ederdik. Gelüp hamd-i Hudâ sıhhatle mülâkât müyesser oldu. İmdi ey Melek Dede, İşpaniye erenlerinden Mübtecil Hoca Ca‘fer ve Dervîş Angel Haydar millet-i Mesîhiyye şeklinde geçinirler ammâ ikisi de mü’mîn ü muvahhid nihânîce sâhib-i seccâdedirler. Ve pişvâ-yı tarîk-i Hâcegân birer pâdişâh-ı Cem-cenâbdırlar. Anlar hakîre bî‘at verüp "Var ey Dervîş Sünnetî! İslâmbol'da Melek Ahmed Paşa ile buluş ve görüş ve nedîmleriyle biliş ve Allah emâneti olsun Melek Baba'ya selâmımızı teblîğ eyleyüp bu sûre-i Yûsuf âyetiyle tesellî bulsun ve sûre-i (---)Arapça(---) ilâ âhirih, âyetin evrâd etsin. Âyet-i Yûsuf emâneti budur deyüp (---)Arapça âyetidir. Anlar sizlere bu âyeti gönderüp selâm eylediler ve İpşir'den havf eylemesin. Allah ona yâverdir, dediler" deyince hemân paşa ayağa kalkup "Yâ Allah! şükür elhamdülillah ve aleykümü's-selâm rahmetullahi ve berekâtihi, gönderen getiren sağ esen olsun. Hamdülillah ki derûnumda olan İpşir havfi gitdi. Evhâm-ı tahayyülâtdan ve gıll u gışdan berî olup kesâfetden halâs oldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların nutk-ı dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi râhatü'l-ervâh buldum. Maksad [u] merâmıma vâsıl oldum," deyü Dervîş Sünnetî'nin elin eline alıp diyâr-ı İşpaniye'de ve gayri büldânlarda hâl sâhibi kimler var ise su’âl ederken "Kurtuba şehrinde Mübtecil Baba Sâdık size selâm etdi ve Tanca şehrinde Şeyh Mansûr selâm etdi ve Fes-i Merânkûşî şehrinde İzzeddîn Burnâvî selâm etdiler" diyince paşa ayağa kalkup selâm alup "Biz anlara Cezâyirli Alî Sipçinoğlu ile mektûblar göndermiş idik. Vâsıl olduğu haberleri geldi" deyüp paşa Dervîş Sünnetî ile yine öpüşüp koç-kucağ ve birbirlerin derâğûş edüp künc-i bucağda bir çağ dahi sohbet-i hâssa meşğûl 176a oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175b–176a ·
metinde göster ·
… bâniyeti sâhibü'l-cevâd ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû efdalü min
nutkı
bi'd-dâd ve sallallahu ve sellem aleyhi ve alâ âlihî ve sahbihî ilâ yevmi'l-mî‘ …
Elhamdülillahi'llezî şerrefenâ bi-teşrîfi's-seyyâhâti ale'l-ibâd ve lekaynâ bi-tevfîkı rabbâniyeti sâhibü'l-cevâd ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû efdalü min nutkı bi'd-dâd ve sallallahu ve sellem aleyhi ve alâ âlihî ve sahbihî ilâ yevmi'l-mî‘âd.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 191b ·
metinde göster ·
… st-ber-dâ’ire olup Hâfız ebyâtlarıyla taksîm edüp yigirmi dörd usûlün dakîkiyle
nutk-ı
darb üzre defsâzlık edüp bir kâr-ı savt ve zicl okudukda istimâ‘ eden âdem kârd …
Ve üstâd-ı kâmil hânendedir kim ilm-i edvârın râst makâmı gibi anası ve dügâh gibi atasıdır. Bunda olan kâr u nakş u savt u zicl u zikr u tasnîfât ve kaviller ve murabba‘ât varsağı ve şarkı ve kayabaşı ve muganiyâtlar bir üstâd-ı hânendegânda yokdur. Meğer Fisagores-i Tevhîdî ve Abdullah Faryâbî ve Gulâm Şâdî'de ola idi. Ve gâyet bülend savt-ı hazîne mâlikdir. Dest-ber-dâ’ire olup Hâfız ebyâtlarıyla taksîm edüp yigirmi dörd usûlün dakîkiyle nutk-ı darb üzre defsâzlık edüp bir kâr-ı savt ve zicl okudukda istimâ‘ eden âdem kârdan kalup bîkâr u hayrân olması mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
dürer-bârlarından istimâ‘ etmişdim. Buyurmuşlardı kim "Bu rûy-ı Arz-ı Mukaddes' …
Ve bu hakîr Murâd Hân'ın nutk-ı dürer-bârlarından istimâ‘ etmişdim. Buyurmuşlardı kim "Bu rûy-ı Arz-ı Mukaddes'de ve hâk-i Pârs'da ve diyâr-ı Kaytak'da dörd aded diyâr-ı Irâk var. Hamd-i Hudâ arz-ı Irâk-ı Arab ki Halebü'ş-şehbâ'dır. Ceddim Fâtih-i Mısır Sultân Selîm'den berü Irâk-ı Haleb'e mâlikim ammâ şimdi elhamdülillah fâtih-i Irâk-ı Acem Bağdâd-ı behişt-âbâd olup Cum‘a hutbelerimde sâhibü'l-Irâkeyn deyü yâd olunurum, dedi. Ve inşâallahu Ta‘âlâ mâlik-i Irâk-ı Horasân-ı Pârs olurum ki ol Isfahân pây-i taht-ı şâh-ı şâhân-ı İrân'dır ve ülke-i dördüncü Irâk, vilâyet-i Kıpçak'da ve diyâr-ı Kaytak'da kûh-ı Elburz dâmeninde vâki‘ olmuş bir diyâr-ı Irâk-ı Dâdyân'dır kim cedd-i ızâmım Süleymân-ı Sânî asrında Sokollu 337b Mehemmed Paşa Irâk-ı Dâdyân'a ve vilâyet-i Gazan'a mâlik olmuşdu. Sene 986 târîhinde yine ceddim Murâd Hân-ı Sâlis vezîrlerinden Özdemirzâde Osmân Paşa Demirkapu fethine müteveccih oldukda bu Irâk-ı Dâdyân'a mâlik olmuşdur. Hâlâ Dağıstân şamhalı hükmünde harâb kalmışdır. İnşâallah ol Irâk-ı Dâdyân'ı da feth ederim." deyü dörd aded Irâk diyârlarının ta‘rîf ü tavsîfin Murâd Hân böyle nakl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 337a–337b ·
metinde göster ·
… ‘îm ve ma‘mûr u müzeyyen ve ganîmet şehr-i dârü'l-hilâfe olmuşdur. Ve Hazret'in
nutk-ı
dürer-bârlarıyla binâ olunduğiyçün hâlâ eyle mehâbet ü salâbet ve mesâfe-i ba‘î …
Ve Hazret-i Risâlet buyurdukları üzre "Dâr-ı Nu‘mân ola!" dedikleriyçün Hazret-i Nu‘mân ibn Sâbit kim Hazret-i İmâm-ı A‘zam'dır, bu şehr-i Bağdâd'ın {Kûfe şehrinde} vücûda gelüp dîn-i Muhammedî'yi âşikâre etmişdir. Ve Hazret'in "Dâr-ı nu‘mân-ı dârü'l-hilâfe ola!" buyurduklarından şehr-i na‘îm ve ma‘mûr u müzeyyen ve ganîmet şehr-i dârü'l-hilâfe olmuşdur. Ve Hazret'in nutk-ı dürer-bârlarıyla binâ olunduğiyçün hâlâ eyle mehâbet ü salâbet ve mesâfe-i ba‘îdeden nümâyişli bender-i şehr-i mu‘azzam bu edîm-i arzda inşâ olunmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 340a ·
metinde göster ·
Acem şâhlarında Dârâ Şâh gibi bir pâdişâh yok idi. Ne tâc u taht u raht u bahtı kalmayup Arapça nassı üzre ne vücûd-ı Dârâ ve ne şehr-i Nasîbîn-i seng-i hârâ kalup hâlâ cemî‘i imâristân-ı Nasîbîn rimâl-i türâb olup yatır. Müverrihân-ı sâhib-i hey’et üzre bu şehr-i Nasîbîn'e beyne'l-Irâkeyn derler. Zîrâ Bağdâd'a ve Haleb'e ve Diyârbekir'e ve Erdebil'in cümle mâbeynlerine 391b vâki‘ olmağile Nasîbîn-i Irâkeyn derler. Ve cümle müverrihler buna Nasîbîn dedikleri Hazret-i Yûnus aleyhi's-selâmın nutk-ı dürer-bârları te’sîriyle Nasîbîn derler. Zîrâ Hazret-i Yûnus'a kavm-i Nasîbîn îmân getirdiklerinden Yûnus Nebî du‘â edüp "Yâ kavm-i hâmiyet, sizin her mahsûlünüz Nasîbîn ola!" deyü du‘â edüp bir kerre ekdikleri mahsûl iki kerre hubûb verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 391a–391b ·
metinde göster ·
dürer-bârları berekâtıyla Yıldırım Hân zuhûr edüp deryâ-misâl asker ile bu Toka …
Ba‘dehû anların nutk-ı dürer-bârları berekâtıyla Yıldırım Hân zuhûr edüp deryâ-misâl asker ile bu Tokat kal‘asın muhâsara edüp hâh-nâ-hâh dest-i kahr ile sene 795 târîhinde kal‘a-i Tokad'ı feth etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 19b ·
metinde göster ·
… r vücûda gelüp Melek ile karâbetimizin aslı odur ve "Melek" lakabı Ahmed Hân'ın
nutk-ı
dürer-bârlarıyla olmuşdur.
"Allâhu a‘lem şu oğlan melekdir" der. Bu Melek'i Kızlar Ağası Büyük Mustafâ Ağa'ya, vâlidemizi pederimiz Serzergerân-ı Dergâh-ı âlî Dervîş Mehemmed Zıllî Ağa'ya ihsân edüp, andan bu hakîr vücûda gelüp Melek ile karâbetimizin aslı odur ve "Melek" lakabı Ahmed Hân'ın nutk-ı dürer-bârlarıyla olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 52a ·
metinde göster ·
dürer-bâr ile efvâh-ı nâsda Köstendil derler. Ba‘dehû küffâr sulhu bozup yine i …
Ba‘dehû efvâh-ı nâsda ol nutk-ı dürer-bâr ile efvâh-ı nâsda Köstendil derler. Ba‘dehû küffâr sulhu bozup yine istîlâ etdikde Gâzî Durhan ve Gâzî Lala şahin'ler bu şehir üzre gelüp yine feth etdiklerinde bir dahi küffâra cây-ı râhat olmasın içün kal‘asın münhedim edüp hâlâ dağlar üzre esâs-ı binâları zâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 173b ·
metinde göster ·
… âlemiyân olmak üzre bir musanna‘ mihrâb ve bir murassa‘-misâl minber olsa" deyü
nutk-ı
dürer-bârları olunca hemân Koca Mi‘mâr Sinân ibn Abdülmennân ser ber-zemîn edüp …
"Âh bu kubbe-i zeberced-fâma ve kâse-i kubbe-i gül-endâma mu‘âdil ve münâsib ve nazîre bir tarz-ı garîb ve şekl-i acîb pesendîde-i âlemiyân olmak üzre bir musanna‘ mihrâb ve bir murassa‘-misâl minber olsa" deyü nutk-ı dürer-bârları olunca hemân Koca Mi‘mâr Sinân ibn Abdülmennân ser ber-zemîn edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95a ·
metinde göster ·
… ih gül [ü] gülistân ve ma‘bedgâh-ı mü’minân ola" deyü du‘â etdiklerinde anların
nutk-ı
dürer-bârlarıyla hâlâ bir müstecâbü'd-da‘ve du‘a hırmeni bir musallâdır kim kır …
"Bu cây-ı müferrih gül [ü] gülistân ve ma‘bedgâh-ı mü’minân ola" deyü du‘â etdiklerinde anların nutk-ı dürer-bârlarıyla hâlâ bir müstecâbü'd-da‘ve du‘a hırmeni bir musallâdır kim kırk gün bu mahalde ibâdet eden elbette dünyevî ve uhrevî hayr murâdâtları hâsıl olup sa‘âdet-i dâreyne nâil olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 140b ·
metinde göster ·
… Papa Kızılelmasını Osmânlı alacağı müsarrahdır, ammâ hakkâ ki Şem‘ûn-ı Safâ'nın
nutk-ı
dür[er]bârlarıyla 55b işâret buyurdukları ba‘dehu Hicreti'n-Nebeviyye zılle t …
Hâlâ bu elfâz-ı cıfr-ı câmi‘ler Beç kal‘ası içre İstifani kenîsesinde ve cemî‘i Macar ve Nemse vilâyetin ve Yûnân târîhlerinde bu Beç Kızılelması ve Büyük İrim Papa Kızılelmasını Osmânlı alacağı müsarrahdır, ammâ hakkâ ki Şem‘ûn-ı Safâ'nın nutk-ı dür[er]bârlarıyla 55b işâret buyurdukları ba‘dehu Hicreti'n-Nebeviyye zılle târîhindeki sene 935'dir, ol sene-i menhûsda Süleymân Hân bu Beç kal‘asına gelüp Sinân Paşa ve Rüstem Paşa ve Makbûl iken Maktûl İbrâhîm Paşa kollarından lağımlar atılup her tarafdan yürüyüşler olup Çerkes meydânına varınca kâfirleri kıra kıra kılıç ururlar ve dendân-ı bedenlerde ezânlar okurlar ve derûn-ı hisârda bî-hadd ü bî-kıyâs mâl-ı ganâ’imler alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 55a–55b ·
metinde göster ·
… ola ve her kimde bu pençem bulunursa ol mu‘âf [u] müsellem olup hâkim ola" deyü
nutk-ı
dürer-bâr buyururlar.
"Yâ Bahîrâ! Bu benim elim gölgesi ile cihân kâfirleri zabt ola ve her kimde bu pençem bulunursa ol mu‘âf [u] müsellem olup hâkim ola" deyü nutk-ı dürer-bâr buyururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 100b ·
metinde göster ·
… den emîn olurdu" [de]yü İslâm Geray Hân nutk etdikde hakîr hemân bi'l-bedâhe bu
nutk-ı
dürerbârı vücûd bulmasıyçün "Bu niyyete el-fâtiha" deyüp niçe bin sülehâ-yı ümm …
"Hayfâ dirîğ, ne aceb metîn ve sa‘b kal‘a olacak zemîn olur. Âh Âl-i Osmân bu püşte kaya üzre bir kal‘a yasasa vilâyet-i Kırım ve vilâyet-i Özi ve Karadeniz etrâfları Kazak şerrinden emîn olurdu" [de]yü İslâm Geray Hân nutk etdikde hakîr hemân bi'l-bedâhe bu nutk-ı dürerbârı vücûd bulmasıyçün "Bu niyyete el-fâtiha" deyüp niçe bin sülehâ-yı ümmetden Tatar mücâhidân-ı hâzırûn Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 110b ·
metinde göster ·
"Âyâ şu vâkı‘amızda ve re’yen yaş gözüyle gördüğüm azîzin
nutk-ı
dürerbârlarından ne zuhûr ede" deyü ale's-sabâh endîşe-i fikr-i fâsid-i hâm ile …
"Âyâ şu vâkı‘amızda ve re’yen yaş gözüyle gördüğüm azîzin nutk-ı dürerbârlarından ne zuhûr ede" deyü ale's-sabâh endîşe-i fikr-i fâsid-i hâm ile giderken Sarı Şa‘bân nâm kasabaya girirken bir alay âdemler karşudan gelirler. Hakîrin ise yüzünde siyâh nikâb poşu ile giderdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 214a ·
metinde göster ·
… kadîmd[ir]. Hattâ Türk-i Türkân semtleri Hazret-i Risâlet-penâh'ın bir mektûb-ı
nutk-ı
dürerbârların kavm-i Etrâk ve kavm-i Dağıstân ve kavm-i Lezgi ve bâlâda tahrîr …
Anıniçün bu Usturumça kal‘ası kapusu üzre İskender-i Yûnân zamânı Türkçe hatlar kazılmışdır. Hakîkatü'l-hâl lisân-ı Türkî lehce-i kadîmd[ir]. Hattâ Türk-i Türkân semtleri Hazret-i Risâlet-penâh'ın bir mektûb-ı nutk-ı dürerbârların kavm-i Etrâk ve kavm-i Dağıstân ve kavm-i Lezgi ve bâlâda tahrîr olunan kavimler cümle Hazret'in mektûbuyla İslâmı kabûl etdiler kim niçe yüz yıl evvel Türkçe kelimât ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 374a ·
metinde göster ·
… e bu nazargâhı beğenüp bir âsitâne inşâ etmeğe murâd edindikde Murâd Hân-ı Gâzî
nutk-ı
dürerbârıyla Osmân Baba eline dest-âvîz bir hatt-ı yarlığ-ı belîğ-i şâhîler ver …
El-hâsıl ulu sultândır. Ve hayli mu‘ammer olup yine seyâhat ile Rûm'a gelüp sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr'a gelüp İdrivne şehri fethine terğîb edüp Murâd Gâzî Osmân Baba sa‘yiyle Edirne kal‘asın feth etdikde bile bulunup Osmân Baba mukaddemâ seyâhatde bu nazargâhı beğenüp bir âsitâne inşâ etmeğe murâd edindikde Murâd Hân-ı Gâzî nutk-ı dürerbârıyla Osmân Baba eline dest-âvîz bir hatt-ı yarlığ-ı belîğ-i şâhîler verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 379a ·
metinde göster ·
… uzât-ı müslimîne ganîmet olur. Anıniçün bu şehre Söke derler kim Orhân Gâzî'nin
nutk-ı
dürerbârlarının te’sîridir. Ol gazâ mâlıyla bu Söke şehri ma‘mûr olmuşdur.
"Bire gâzîler, şu kâfiri söke söke şehirden çıkarın" deyince el-azametü li-llâhi küffâra eyle sâtûr-ı Orhânî ururlar kim küffârın bir cânibi rehâ bulmayup cümlesi tîg-ı âteştâbdan âb-ı tâb alup tâb [ü] tüvânları ve zâl [ü] cüvânları ber-türâb kalırlar. Ve cümle gemileri Balat kal‘asında yalnız kalup guzât-ı müslimîne ganîmet olur. Anıniçün bu şehre Söke derler kim Orhân Gâzî'nin nutk-ı dürerbârlarının te’sîridir. Ol gazâ mâlıyla bu Söke şehri ma‘mûr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y73b ·
metinde göster ·
… i izâmımız olan Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî halîfelerindendir kim anların
nutk-ı
dürerbârları ile bu Baba Sultân bu yaylada âşiyân etmesi sebebiyle ile'l-ân bu …
Bu dergâh içre Baba Sultân ismiyle müsemmâ bir er medfûndur. Hacı Bektaş-ı Velî ile Horasân'dan bile gelmiş bir pîr-i merd-i Horasânîdir kim Horasân erenlerinden cedd-i izâmımız olan Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî halîfelerindendir kim anların nutk-ı dürerbârları ile bu Baba Sultân bu yaylada âşiyân etmesi sebebiyle ile'l-ân bu yayla âbâdân olmasının aslı oldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y88a ·
metinde göster ·
… rup pây-i şerîfe yüz sürüp ser-i sa‘âdetleri üzre koyup gezdirirken bi'l-bedâhe
nutk-ı
şerîflerinden bu ebyât-ı dürerbâr-ı cevâhir-nisâr sâdır olur. Kıt‘a:
Fî'l-hâl Sultân Ahmed bir hatt-ı şerîf ile Murâd Re’îs'i Mısır vezîrine irsâl eder. Anlar dahi Kademü'n-Nebî'yi Kayıtbay'dan kal‘ ederken bir ra‘d u berk ve rîh-i sarsarlar esüp kadem-i şerîfi çıkarmadan ferâgat edüp vukû‘u üzre der-i devlete arz edüp yine müstakıllen bir hatt-ı şerîf ile bir ser-bevvâbân-ı Dergâh-ı âlî gelüp Kayıtbay kubbesinde bin En‘âm-ı şerîf tilâvet edüp âhir kadem-i şerîfi İskenderiyye'den kadırga ile Murâd Re’îs yüz bin renc [ü] anâ ve âlâm [u] şedâyid çekerek yedi ayda Sultân Ahmed'e haberi varup ol gece kadem-i şerîfi Y 136b Sultân Ahmed Eyyûb Sultân'a gönderüp asker-i âl-i Osmân'a alay-ı azîm tenbîh olunup İslâmbol'un pîr [ü] civânı kebîr [ü] sıbyânı ve merd [ü] nisvânı ale's-sabâh kadem-i şerîfin istikbâline çıkup muntazır olurlar. Sultân Ahmed kânûn-ı pâdişâhî üzre alay-ı azîm ile Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'ye varup pây-i şerîfe yüz sürüp ser-i sa‘âdetleri üzre koyup gezdirirken bi'l-bedâhe nutk-ı şerîflerinden bu ebyât-ı dürerbâr-ı cevâhir-nisâr sâdır olur. Kıt‘a:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y136a–Y136b ·
metinde göster ·
… binâ edüp sene 1089 târîhinde Abdurrahmân Paşa vâlî-i Mısır iken azîz-i merkûm
nutk-ı
dürerbârları ile bu mâh-ı (---) merhûm oluruz, deyü işâret buyurdular. Ve âl-i …
Kabr-i eş-şeyh İsmâ‘îl-i Sanâfîrî. Mecâzibûndan bir e‘ızze-i kirâm kimesne idi. Tekellüfden ber-tarâf olup pâ-bürehne ve ser-bürehne bir cân idi. Kimse ile tekellüm etmezdi, ammâ muhibleri olan kimesneleri gördükde hande-künân ba‘zı kelimâtlar edüp herbir kelâm rumûz-ı künûz idi. Dâ’imâ bir vekâle içre gâh bûriyâ-yı Süleymân üzre Y 277a bî-riyâ olup yatırdı, gâh hâk-i amber-pâk üzre gubâr-âlûd olup yatırdı. Bu sultânın hayâtında Kadı Celâl bir zâviye ve bir türbe-i pür-envâr binâ edüp sene 1089 târîhinde Abdurrahmân Paşa vâlî-i Mısır iken azîz-i merkûm nutk-ı dürerbârları ile bu mâh-ı (---) merhûm oluruz, deyü işâret buyurdular. Ve âl-i Osmân'ın Maskov gazâsına bu kelimâtlardan târîh işâret buyurup:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y276b–Y277a ·
metinde göster ·