Andan cemî‘i kubbe-nişîn vüzerâ ve mîr-i mîrânlara ve sâ’ir mîr-i livâlara ve gayri iş erlerine ve cümle yeniçeri ve sipâh ve topçu ve cebeci ve bostâncı ve gayrı ocaklara irtifâ‘-ı kadrleriyçün ihsân [u] in‘âmlar olup Celâlîler üzre nefîr-i âm emirleri verilüp "Mâlı sizin ve başı benim" deyü fermân-ı şehriyârîler sâdır olunca yine cümle ümerâ ve mîr-i mîrânlar Celâlîlerin akîbince düşüp gitmede ve şeb [u] rûz niçe yüz Celâlîler kayd-bend ile huzûr-ı pâdişâhîye gelüp serâperde-i şehriyârî önünde kelleleri galtân olan kellelerin hadd [u] pâyânı yok idi. Ve cemî‘i memâlik-i mahrûselere hatt-ı şerîfler gidüp nefîr-i âmlar fermân olunup Celâlîleri katl ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33a ·
metinde göster ·
… la" deyü fermân edince Melek Paşa dest ber-zemîn edüp paşa sarâyına gelüp cümle
ocaklara
ve askerî tâ’ifelerine ağalar ile beyâz üzre buyurdular gönderüp kendüsü de cem …
Üsküdar'da olan haşerât-ı mukleciyân [u] nekbetân-ı müflisândan sana ne fâ’ide olmuş oldu. İmdi benim birâderim, evvel ve âhir bu hânedânda neşv [u] nemâ bulup Revân altında Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in emir-âhûr-ı kebîri idin. Ben hakîr silâhdârı idim. Hamd-i Hudâ yine bu Âsitâne'ye gelüp otuz bir senede mühre nâ’il oldun. İmdi var kuvveti bâzûya getirüp bî-garaz kimesnelere dîn-i mübîn umûrların su’âl ederek seninle etek dermeyân edüp berren u bahren asker-i deryâ-misâller cem‘ edüp Mısır yolların Venedik ve Malta küffârı elinden tathîr edüp cezîre-i Girid'i ve cezîre-i Misine'yi ve cezîre-i Malta'yı ve cezîre-i Korfoz'u ve cezîre-i İstindil'i ve kal‘a-i Zadra'yı inşâallah cümle berren u bahren feth edüp Fâtih-i Yemen Sinân Paşa gibi ve Kılıç Alî Paşa gibi ve Fâtih-i Kıbrıs Kara Mustafâ Paşa gibi nâm sâhibi olup inkırâzu'd-deverân hayr ile yâd olasın" deyü İpşir Paşa'ya {Melek Ahmed Paşa} bunun emsâli niçe bin va‘z [u] nasîhatler edüp eydür "İnşâallah benim birâderi-i cân-beraberim! Ale's-sabâh sizi Eyyûb Sultân'dan bu hakîr alay çavuşun olup bir alay-ı azîm ile İslâmbol'a koyalım kim ne Hâfız Ahmed Paşa ve ne Husrev-i Şir Paşa gelmemiş ola. İllâ siz İpşir Paşa gelmiş olasuz. Hemân şimdi asesbaşı ve subaşıya beyâz buyurdu tahrîr etsin ve kapudan paşa niçe bin kayıklar ve sandal u mavunalar Üsküdar'a gelüp cümle asker-i İslâm'ı karşu Beşiktaş'a geçirsinler. Siz dahi ale's-sabâh kapudan paşa ile başdarde-i hümâyûna süvâr olup cümle kadırgalara askeriniz mâl-â-mâl olup Yâvedûd İskelesi'ne gelin. Andan içeri deryâ sığlıkdır. Kapudan paşa kayığıyla Eyyûb'da Kurbân İskelesi'ne yanaşup anda hâzır olan atlara süvâr olup Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri âsitânesine yüz sürüp âkıbet hayrlığı içün rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp niçe kurbânlar edüp ve niçe bin fukarâlara tasadduklar edüp andan sa‘âdetle esb-i sabâ-sür‘ate süvâr olup âheste âheste Edirnekapusu'na gelince bu hakîri dahi alay-ı azîmi âmâde ederiz. Hudâ âsân ede!" dedikde İpşir Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bir hil‘at-i semmûr ve üç kîse zer-i hâlis mümessek-i nevr verüp Üsküdar'da öpüşüp görüşüp İpşir'den hünkâra gitmeğe {Melek Paşa} me’zûn olup andan paşa ile kayığa süvar olup Sarâyburnu'nda Sinân Paşa Köşkü'nde paşa sa‘âdetlü pâdişâha buluşup "Pâdişâhım sabâh İpşir Paşa lalan alay ile der-i devlete dâhil olacakdır, fermân pâdişâhımındır" dedikde "Ey Melek lala, bugün İpşir lalan bana geldikde siz sâ’ir vüzerâlar ile Üsküdar'da rehin miydiniz?" dedi. Melek Paşa "Hayır pâdişâhım, anlar pâdişâhımdan gelince müşâvere etsek gerek idi. Anınçün Üsküdar'da kalup pâdişâhım huzûruna gelemedik" deyü hüsn-i ta‘bîr etdikde pâdişâh-ı Cem-cenâb ‘ârifâna kaziyye’ ma‘lûm deyüp "Lala sabâhın alay-ı azîm ile lalamı sarâyına getirin. Ben dahi bir yirden alayın temâşâ ederim. İpşir lalamın vaka‘ [u] vakarın tutup bir alay eylen kim bir vezîre olmamış ola" deyü fermân edince Melek Paşa dest ber-zemîn edüp paşa sarâyına gelüp cümle ocaklara ve askerî tâ’ifelerine ağalar ile beyâz üzre buyurdular gönderüp kendüsü de cemî‘i iç ve tış ağavâtların zer-ender-zere müstağrak edüp ale's-sabâh dörd bin güzîde askeriyle yedi kubbe vezîrleriyle alay-ı azîm edüp her vezîr mehterhânelerin çalarak Eyyûb Sultân'a varılup herkes merkezlerinde âmâde olup selâma durdular. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 180a ·
metinde göster ·
… 92b⟧ eliyle yeniçeri ocağına on kîse ve sipâh ocaklarına def‘â on kîse ve gayri
ocaklara
beşer kîse ihsân edüp dildârlık ve dil-nüvâzlıklar ile gûnâ-gûn va‘de-i kerîmel …
Ve Tırnakçı Hasan Paşa karındaşı yeniçeri ağası olmağile anın 92b eliyle yeniçeri ocağına on kîse ve sipâh ocaklarına def‘â on kîse ve gayri ocaklara beşer kîse ihsân edüp dildârlık ve dil-nüvâzlıklar ile gûnâ-gûn va‘de-i kerîmeler edüp cenge tergîb ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 92a–92b ·
metinde göster ·
… e ve cebehâne ocaklarına verirler. Ammâ gayri kazâların değşirme gulâmların her
ocaklara
ve a‘yân-ı kibârlara defterler ile verüp ilm ü kemâl-i ma‘rifet öğrendiklerinde …
Ve kânûn-ı Süleymân Hân üzre sarây-ı hâssaya sa‘âdetlü pâdişâh içün bu şehre yeniçeri ocağından bir çorbacı değşirme ağası gelüp bundan niçe yüz aded güzîde Bulgar ve Rûm gulâmların değşirüp başlarına kırmızı şebkülâhlar ve eğinlerine kırmızı abâ hil‘atler geydirüp der-i devlete değşirme gulâmları götürüp gâyetü'l-gâye mahbûb olup 372b asilzâde olanları gılmân-ı hâssa edüp dahi fetâlarını bostân ocaklarına ve yeniçeri ocaklarına ve dahi zeber-destlerin tophâne ve cebehâne ocaklarına verirler. Ammâ gayri kazâların değşirme gulâmların her ocaklara ve a‘yân-ı kibârlara defterler ile verüp ilm ü kemâl-i ma‘rifet öğrendiklerinden sonra acemî oğlanı ulûfesine geçirüp andan yeniçeri kapusuna andan sipâh kapusuna çıkarup eğer kim takdîr-i Hudâ olursa niçeleri vezîria‘zamlar ve müftî ve monlalar olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 372a–372b ·
metinde göster ·