… inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur. Hülâsa-i kelâm bu Yağfûr Kıral İslâmbol'u
ol mertebe
ma‘mûr u âbâdan etdi kim gûyâ ravza-i cinândan bir köşe etdi. Bu dahi âlem-i da …
Meselâ Avret 12a bâzârındaki Dikilitaş'da Yanko ibn Mâdyân'ın Hindistân'a gitdiği askerinin alay-ı bî-misâlin timsâl edüp ayân u beyân etdi. Ve ol amûdun için cevf edüp minâre-vâr ruhbânlar çıkup İslâmbol'a bir bâğî ve dağî asker gelse çan çalarlardı. Hemân sâ‘at cümle asâkir-i bî-pâyân hâzırbâş olurlardı. Ve niçe bin âsâr-ı acîbe ve garîbe ve mutalsamâtlar binâ etdüği inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur. Hülâsa-i kelâm bu Yağfûr Kıral İslâmbol'u ol mertebe ma‘mûr u âbâdan etdi kim gûyâ ravza-i cinândan bir köşe etdi. Bu dahi âlem-i dalâlet içre mürd olup yerine Tekfur nâm pelîd-i anîd kıral-ı dâl oldu. Tâ beş bin yedi yüz elli seneye gelince niçe kayâsıra ve batâliseler ve niçe bıtrîk ve kıssîs ve efârîkaların tahtgâhı ve karârgâhları olup günden güne şehr-i Makdon'u amâr etdiler. Ve niçe yüz sene hükûmet üzre müstakarr olup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b–12a ·
metinde göster ·
… elüleri ile toksan bir bin altı yüz askerdir. Bi-emrillâh devlet-i Âl-i Osmân'a
ol mertebe
nizâm [ü] intizâm vermiş idi kim Rûmeli'ne sefer etse Anatolu'dan değme hâl ile …
Anatolu ıtlâk olunan cümle (---) eyâletde erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı tîmâr ma‘a cebelüleri ile toksan bir bin altı yüz askerdir. Bi-emrillâh devlet-i Âl-i Osmân'a ol mertebe nizâm [ü] intizâm vermiş idi kim Rûmeli'ne sefer etse Anatolu'dan değme hâl ile asker almak iktizâ etmezdi. Anatolu cânibine sefer etse Rûmeli'nden asker almazdı. Ancak kapukuluyla Irâk'a ve Alman'a gidüp mansûr [u] muzaffer gelirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 56a ·
metinde göster ·
… -ı hünkârlık üzre on tokuz şehzâdeyi def‘a-i vâhidede şehîd etdiler. Hattâ biri
ol mertebe
sabî imiş kim kestâne meyvesi tenâvül ederken cellâd katline gelüp ol şehzâde-i …
Ve Murâd Hân'ın hîn-i vefâtında kânûn-ı hünkârlık üzre on tokuz şehzâdeyi def‘a-i vâhidede şehîd etdiler. Hattâ biri ol mertebe sabî imiş kim kestâne meyvesi tenâvül ederken cellâd katline gelüp ol şehzâde-i mazlûm eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 103b ·
metinde göster ·
… baka tabaka külbe-i ahzânlar binâ etdirirdi. Ammâ aslâ kâbil-i süknâ değil idi.
Ol mertebe
âlî idi kim Ebü'l-feth minâresine berâber olup neccârlar dahi fevkinde bir mism …
Evvelâ Sultân-ı Büdelâ Hasan Dede: Ebü'l-feth câmi‘inin Boyacılarkapusu dâhilinde sâkin idi. Eflâke ser-çekmiş kat-ender-kat tabaka tabaka külbe-i ahzânlar binâ etdirirdi. Ammâ aslâ kâbil-i süknâ değil idi. Ol mertebe âlî idi kim Ebü'l-feth minâresine berâber olup neccârlar dahi fevkinde bir mismâr mıhlamağa cür’et edemezlerdi. Niçe gûne keşf [u] kerâmâtları zâhir olmuşdu. Âhir bir gece bir rîh-ı akîm esüp külbe-i Hasan'ın hüsnün bozup münhedim edüp ale's-sabâh Hasan Dede'yi savma‘asında kefenini sarılı bulup Kestelzâde yanında defn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 113b ·
metinde göster ·
… ar vardır. Cümle alığsız bakla yerler. Bu deyrlerde her müsâfirîn ve mücâvirîne
ol mertebe
hizmet ve ikrâm ederler, şîr-i hurma ve katr-ı nebât hamuru yedirüp zer-ender-z …
Menzil-i Üçkilise: Bu mahal Revân haddindedir. Üç kûh-ı bülend üzre üç deyr-i mu‘azzamlardır kim her birinde yüzer ikişer yüz bıtrîk ve ruhbân ve kıssîs ve mıkdısı Ermeni papasları ve bıtrîkleri var. Ve mahbûb-ı pençe-i âfitâb muğbeçe-i mahbub boğda gulâmları var kim âyende vü revendelerin önüne durup cân u baş ile hizmet ederler. Bu deyrin birin Enûşirvân binâ etmiş, birini Kayser-i Rûm binâ etmiş, birin Ermen Zenân binâ etmiş kim hâlâ beş yüzden mütecâviz bâkire kızlar vardır. Cümle alığsız bakla yerler. Bu deyrlerde her müsâfirîn ve mücâvirîne ol mertebe hizmet ve ikrâm ederler, şîr-i hurma ve katr-ı nebât hamuru yedirüp zer-ender-zer câme-i hâblar döşeyüp cümle atlara çul tobra çıkartmayup hizmet ederler. Millet-i Mesîhiyye'de tâ‘ife-i Ermeni'nin bu düyûrlara gâyet i‘tikâdları olduğundan cemî‘î kâfiristândan bu deyrlere nezîrâtlar gelir, gâyet evkâf-ı metîndir. Her birinde beşer onar mihmândârları ve kırkar ellişer işbâzları vardır kim keşkeği ve herîsesi rûy-ı dünyâda meşhûrdur. Baş mıkdısı olan papası iki yüz ruhbân-ı dalâlet-âyîn ile elçilere ve hakîre ziyâfete da‘vet edüp ba‘de't-ta‘âm hedâyâlar verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293b ·
metinde göster ·
… ve rahîsatü'l-iş‘ârdır kim dörd vukıyye kara arpasın bir at yise kifâyet eder.
Ol mertebe
yağlı arpası ve besâtînlerinde mahzen-i mâ kavunu ve karpuzu olur. Ve âb [u] he …
Ebyâtı mazmûnunca hemîşe hâl-i dünyâ gâh imâr ve gâh harâb olmadadır kim Arapça nassına mazhar olmuşdur. Ammâ Murâd-ı Râbi‘ harâbından sonra imârı cümle on bin iki yüz toprak örtülü hânedân-ı azîmler ile ârâste ve yetmiş aded cevâmi‘ ibâdethâne ile pîrâste ve kırk mesâcid ve yigirmi hân-ı sarây-ı mihmân ve yedi hammâm-ı dilsitân ve bin mikdâr esvâk-ı dükkân ile tezyîn olmada bir şehr-i müzeyyendir. İmârâtının ekseri hayr ve ecr ile mebnîdir. Dördüncü iklîm-i hakîkîde ve on sekizinci iklîm-i örfiyye vasatında olmak ile âb [u] hevâsı sehl şiddet üzre halk olunup bâğı ve bâğçesi azacık olmağıla eşcâr-ı müsmirrâtı dahi kalîldir. Ammâ mahsûlât [u] menbûtâtının memdûhâtından yedi elvân pembesi olur. Meselâ pembe-i zâgî ve monlâyî ve za‘afrânî ve la‘lî ve hâs ve beyâz pembesi ve galle ve hıntası memdûh-ı âlemdir. Ve ehl-i sanâyi‘den her esnâfı mevcûddur, ammâ kalemkârî Behrâmpûrı ve destehân çitleri meşhûr-ı cihân-ı nakş-vândır. Ve cümle sahrâsı vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-iş‘ârdır kim dörd vukıyye kara arpasın bir at yise kifâyet eder. Ol mertebe yağlı arpası ve besâtînlerinde mahzen-i mâ kavunu ve karpuzu olur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin reng-i rûyları ebyazu'l-levndir. Merdânesi zurzuvileli tâc üzre serbend sarup kalemkârî peşk-püş câme giyerler. Ve ayaklarına elvân keçe çakşır ve yeşil ve kırmızı ve nârencî ve turuncî pây-pûş giyerler. Zenâneleri sivri takye giyüp üzerlerine beyâz [câr-ı] ızâr bürünüp pâylarına elvân çizme giyerler. Mahbûbları gûnâ-gûn kebûtî kürkden börk-i Isfahânî giyüp Mirzâ-yı dilâr-emsâl hırâmânî-reftar ve zerafet ve nezaket üzre güftâr edüp halka hüsn-i ülfet ederler. Lâkin mahbûblarına rağbetleri yokdur. İbtizâle düşmüş bir alay zen-dost arasında kalmış mahbûbânlar ve civânânlardır. Ve cümle halkı Şâfi‘îlerdir, ammâ kızıl kızılbaşlardır. "Şâfi‘î mezhebindeniz" deyü da‘vâ-yı merd ederler. Ammâ kizb edüp mezheb-i Ca‘feriyye'de bir alay Hâmisîlerdir. Ammâ ezân kırâ’at olanda evkât-ı hamselerine müdâvemetleri var, ammâ cemâ‘atle aslâ namâz kılmazlar. Cemâ‘at-i kesîrden garîb câmi‘ler vardır kim gûyâ her biri birer cennet-i firdevs-i huld-ı berrîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a ·
metinde göster ·
… bu sengi ahâlî-i vilâyet yerinden yuvarlayup şehre ne kadar yakın götürürlerse
ol mertebe
yağmûr yağar. Şehir kenarında ol taş kalsa bârân-ı rahmet aslâ munkatı‘ olmayup …
Hikmet-i garâ’ib [u] acîbe-i diğer: Kaçan bu sengi ahâlî-i vilâyet yerinden yuvarlayup şehre ne kadar yakın götürürlerse ol mertebe yağmûr yağar. Şehir kenarında ol taş kalsa bârân-ı rahmet aslâ munkatı‘ olmayup ünâs-ı Erdebîl asla bârândan göz açmazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306a ·
metinde göster ·
… yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve şebe, çığ u kîğ
ol mertebe
savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, develer semâ‘-ı levlevî eder …
Anda müşâvere edüp Kırkdilim nâm kûh-ı bülend tarafına müteveccih oldukda kara kar üzre kara kar yağup azîm meşakkatler çekerek ol dipi ve boran içre gidüp ısıcak Etrâk hânelerinde ibâdullaha zulm [ü] ta‘addî ederek lokmacılık edüp âteş başında huzur etmeğe mu‘tâd edinmiş asker Kırkdilim dağın aşmada dilleri kırk elli dilim olup mezkûr beli aşmağa belleri bükülüp şiddet-i şitâdan elleri ve ayakları dökülüp niçesi gerüye Dankazâ kazâsına uğrayup anda kazâ-yı âsumânîde kaldılar. Hemân paşa kethüdâsı Alî Ağa, eli ayağı dutar şehbâz yiğitlere bezl-i ihsân edüp niçe kilim ve keçeleri pâre pâre edüp deve ve katâr-ı katır ayaklarına keçeleri bağlayup azâb-ı elîm çekerek katarları kar üzre çeküp cümle hayvânâtlar boş Kırkdilim dağın aşdılar. Ammâ cemî‘î bâr-ı sakîlli cebehâne ve kilâr ve matbah âvânî makûlesi ve cebehâne sandıkları ve hazîne sanâdıkları kar üzre kaldı. Yine paşa kethüdâsı bahşişler in‘âm-ı 350a âm edüp cemî‘î ızârları ve bâr-ı sakîlleri kar buz üzre sürüyüp belin başına çıkarup andan yokuş aşağı cümle ızârları yuvarlayup ol leyle-i mübârekde bir ormanlı dere içre kalup bir cânibe gitmeğe iktidâr olmayup yetmiş âdemin dest [u] pâları donup gerü Dankaza'ya döndüler. Niçe devâbât sovukdan öldüler. Dankaza'da niçe âdemlerin dest [u] pâları ezze-i belâ ile kat‘ olunup kimi halâs ve kimi merhûm oldu. Ale's-sabâh yine mezkûr Kırkdilim deresinden kalkup kâh meşakkat-i râh, kâh-be-kâh belâ-yı siyâh çekerek ismi hâtırdan dûr etmiş bir karyeye sekiz sâ‘atde kar, dipi ve boran ve şiddet-i şitâ çekerek ismi nâ-ma‘lûm köye gelüp gerçi asker cân havliyle hânelere leb-ber-leb oldular. Ammâ âdem âdemî-zâtdan deyyâr-ı ber-dârda benî Âdem kalmayup bizim askerin sît u sadâsından cümle ehl [ü] iyâlleriyle karârı firâre tebdîl deyyâr-ı ferd-i merdden bir zen ü merd kalmamış. Ol gice anda cümle devâbât ve insânât cû‘dan helâk mertebesine varmışken nısfu’l-leylde bi-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve bir berf-i âsumân yağdı kim tâ sabâha dek beş arşın selc-i rahmet nâzil olup ba‘de’l-fecr borular çalınup "göçdür" deyü haber şâyi‘ olunca cümle karakullukçuların ser-i kârda olanları ve sârbân ve ser-neferleri ve harbende ve çadır mehterleri ve çâşnigîr ve çalıcı mehterleri paşa kapusuna cem‘ olup "Cümlemizi kırsalar bizim kalkmağa dermânımız yokdur". "Bire, size onar guruş ihsân idelim" dediler. Anlar dahi "Evvel cân, sonra cihân" dediler. Paşa eyitdi "Bre oğullar, oturak etmek mümkün ammâ bu cây-ı bî-amânda me’kûlât [ü] meşrûbâtdan bir dâne-i hardal ve gendüm ve şa’îr yok. Bunda oturak etmek ne mümkündür" deyü niçe güft [u] gû oldu. Âhir cümle karakullukçular paşadan on beş kîse bahşîş almayınca cümle sekbân ve sarıcalar bile hareket etmediler. Ba‘dehû at eğerleyüp yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve şebe, çığ u kîğ ol mertebe savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, develer semâ‘-ı levlevî ederdi. Katırlar ve pupa yatırlar cândan bîzâr olup kıç atarak niçe bî-dermânlar ellerin koyunlarına sokarak feryâd ederlerdi. Bu hâl üzre giderken hamd-i Hudâ bir ormanlı hıyâbân içre gidüp kar yağmadan biraz ârâm edüp göz göz görüp yine şiddet-i şitâ çekerek 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b–350a ·
metinde göster ·
Ammâ anlardan Celâlî Çomar Bölükbaşı ol dahi hakkâ ki kabâyil-i İzolı ekrâdında
ol mertebe
kağan arslan şikâra sunar gibi pars-ı sunar görmedik. Yedi kerre paşanın üzerin …
Ammâ anlardan Celâlî Çomar Bölükbaşı ol dahi hakkâ ki kabâyil-i İzolı ekrâdında ol mertebe kağan arslan şikâra sunar gibi pars-ı sunar görmedik. Yedi kerre paşanın üzerine, on bir kerre Şâmlı Osmân Ağa üzerine hamle etdikçe burnu fışırdar bir doru at üzre asla boş çıkmayup elbette bir iki âdem akdarup kelle alup bî-bâk u bî-pervâ alaylarına selâmet varırdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32b ·
metinde göster ·
zinde ve tendürüst oldum ki değme fetâlar pençemi çeviremez oldular.
Bi-kavli hukemâ: Bu ayn-ı zülâlin ecelden gayriye yetmiş gûne hâsiyyetin tahrîr etmişler. Beher sene niçe bin âdem girüp gasl etdükde vücûdun cemî‘i ilelden halâs olmuş bulup bir gûne ten-perver olur kim vücûdın kelpedân ve cımbıstıra ile çekseler bir pâre lahmı kopmaya. Niçe müverrihler "Hazret-i Hızır her bâr bu sudan nûş eder!" derler. Hattâ bu abd-i hakîr şifâ niyyetine girüp gasl etdükde bilâ-rikâb ata süvâr etmeğe başlayup ol mertebe zinde ve tendürüst oldum ki değme fetâlar pençemi çeviremez oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43b ·
metinde göster ·
… varup Şattü'l-Arab nehrinden nûş edüp Ma‘arra'nın âb [u] hevâsın medh eder. Ta
ol mertebe
Ma‘arra suyun medh eder kim "Rub‘-ı meskûn'da andan lezîz ve hoş-bû su yokdur" …
Hikâye: Bir kerre eş-Şeyh Hazret-i ibnü'l-Alâ-yı Ma‘arrevî hazretleri mâder-zâd a‘mâ idi, seyâhat ile Bağdâd'a Hârûnu'r-Reşîd'e varup Şattü'l-Arab nehrinden nûş edüp Ma‘arra'nın âb [u] hevâsın medh eder. Ta ol mertebe Ma‘arra suyun medh eder kim "Rub‘-ı meskûn'da andan lezîz ve hoş-bû su yokdur" der. Halîfe der-akab Ma‘arra şehrine ılgar ile kâsıdlar gönderüp Ma‘arra suyundan kumkumalar ile su getirdüp ta‘âm tenâvül olunurken eş-Şeyh ibnü'l-Alâ-yı Ma‘arravî su istedikde halîfe işâret edüp bir kûze ile Ma‘arra suyundan verirler. Hemân şeyh bardağı eline alınca "Allah, ne hafîf su olur. Hemân bizim Ma‘arra suyu hiffetine müşâbihdir" deyüp nûş ederken "Allah Allah! Tayy-ı mekân ile ya ben Ma‘arra'ya vardım, ya Ma‘arra suyu Bağdâd'a geldi" deyü nûş edüp "Sübhânallah! Hâzâ mâü'l-Ma‘arra. Eyne hevâ’ühâ" derler. Hakîkatü'l-hâl Ma‘arra'nın âb [u] hevâsı ve Haleb'in âb [u] hevâsı ve binâsı ekâlim-i seb‘ada aslâ yokdur. Bu Ma‘arra'nın bir hânı ve bir hammâmı ve kırk elli aded dükkânları vardır. Ammâ dud bâğçeleri ve zeytûnu cihânı dutmıuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51a ·
metinde göster ·
imâr imiş kim tûlu üç menzil ve arzı iki menzil yerlerde hâlâ eser-i binâları z …
Ya‘nî şehr-i Ahlat ol mertebe imâr imiş kim tûlu üç menzil ve arzı iki menzil yerlerde hâlâ eser-i binâları zâhirdir ve mezâristânı bir günden güç ile ubûr olunur. Cemî‘i merâkıd-ı pür-envârlarının kıbâblarının atabe-i ulyâları üzre yahûd seng-i mezârları üzre yahûd mermer sandûkaları üzre cümle mevtâların esmâları celî hat ile mermerlere yazılmışdır. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241a ·
metinde göster ·
Der-medh-i gılâl-ı hubûbât: Bu hâk-i pâk-i Bağdâd'da bi-emri Hudâ
ol mertebe
gılâl hâsıl olur kim bir tağar gendümden seksen tağar buğday ve gayrı hubûbât-ı …
Der-medh-i gılâl-ı hubûbât: Bu hâk-i pâk-i Bağdâd'da bi-emri Hudâ ol mertebe gılâl hâsıl olur kim bir tağar gendümden seksen tağar buğday ve gayrı hubûbât-ı şa‘îr ve erzen ü mâş u fûl ve pirinç hâsıl olup ganîmet olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 342b ·
metinde göster ·
takayyüd etdiler kim gûyâ emîrü'l-mü’minîn Abdülmelik idi, ammâ ne çâre zorbala …
Menzil-i kasaba-i Çatalca: Bu mahalde sadrıa‘zama sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh tarafından kılıç, haftân gelüp alay-ı azîm fermân olunmuş. Siyâvuş Paşa Silisre'den berü müşevveşü'l-hâl ve münkesirü'l-bâl olmağile "Alay ile girmeğe tâkatım yokdur. Hemân şöylece girirüz" deyüp ertesi yine bir alay-ı azîm ile İslâmbol'a dahil olmuşdur kim gûyâ Cüvân Kapucubaşı mührile şâm'dan İslâmbol'a dahil oldu, ammâ Siyâvuş Paşa ba‘de alay sa‘âdetlü pâdişâha buluşup semmûr fâhireler geyüp umûr-ı müslimîne ol mertebe takayyüd etdiler kim gûyâ emîrü'l-mü’minîn Abdülmelik idi, ammâ ne çâre zorbaların isyân [u] tuğyânları dahi teskîn olmamış idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 7b ·
metinde göster ·
… rede bir esbâb yaykana, bi-emrillâh eğer beyâz ise ve eğer kırmızı ve siyâh ise
ol mertebe
her rengi tâzelenir kim gûyâ henüz sabbağ boyacı destinden çıkmışa döner. Ekser …
İbret-nümâ-yı sun‘-ı diğer: Bâlâda cisri memdûh olan Kirezlik Gölü nâm bir buhayrecikdir. şehrin cümle fukarâsı ve bay [u] gedâları bu gölde her bâr câmeşûyluk edüp esbâb yıkarlar, ammâ bi-emrillâhi Te‘âlâ yaykadıkları esbâb-ı köhne eğer zamân ile la‘lgûn ve sebiz-gûn ve nîlgûn ve esved levn ve beyâz levn ise hemân kim bu buhayrede bir esbâb yaykana, bi-emrillâh eğer beyâz ise ve eğer kırmızı ve siyâh ise ol mertebe her rengi tâzelenir kim gûyâ henüz sabbağ boyacı destinden çıkmışa döner. Ekseriyyâ hindîler bu buhayrede fenâ bulup lekelenmiş esbâbları gasl edüp ter u tâze olur. Cümle halk bu esrâra vâkıfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 23a ·
metinde göster ·
… iklerinde artık andan gayrı Kazak bu Kamçı suyuna girmeğe cür’et edemedi, ya‘nî
ol mertebe
nehr-i azîm âb-ı hayâtdır kim iki cânibinde tîmâr ve ze‘âmetlerin ma‘mûr kurâla …
Ve bu nehr-i Kamçı Kızan balkanından ve şıpka dağlarından ve Kızanlık ensesindeki Kabirova dağlarından cem‘ olup bu Köprü köyünde ağaç cisir altından geçüp aslâ geçit vermez nehr-i azîm olup cereyân ederek Varna kal‘asıyla Galata köyü arasında deryâ-misâl Karadeniz'e mahlût olur. Bir kerre bu nehirden Rus-ı menhûs girüp şehr-i Pravadi etrâfındaki kurâları nehb ü gâret edüp yine Karadeniz'e avdet ederken el vilâyet âdemleri Kazak-ı Ak kayıklarının önlerin alup ceng ede ede bin mikdârı Kazağ ile yigirmi pâre gemilerin feth etdiklerinde artık andan gayrı Kazak bu Kamçı suyuna girmeğe cür’et edemedi, ya‘nî ol mertebe nehr-i azîm âb-ı hayâtdır kim iki cânibinde tîmâr ve ze‘âmetlerin ma‘mûr kurâları vardır. Andan yine cânib-i şarka meyyâl,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29a ·
metinde göster ·
… kadar burnu var idi. Hattâ görenler "Minkârîzâde'nin zâdesidir" derlerdi. Hattâ
ol mertebe
minkâr-ı koknus-ı la‘lgûnu ol kadar büyük ve uzun idi kim gazab-âlûd olup hışıl …
Bu Varna şehrinde fuzelâyi'd-dehrden bir muta‘assıb kadı var idi. Efvâh-ı nâsda lakabına "Paçavra Kadı" derlerdi, ammâ ol kadar zemmâm u nemmâm ve fassâl u dehhâl u kaddâh idi kim lisân-ı sinânından bir ferd-i âferîde halâs olamazdı, ammâ el-kudretülillâh bir turfe ve ucbe-lika ve bed çehre-i gûl beyâbânî idi kim enf-i ankâ-yı Semerkandîsi hakîkatü'l-hâl bilâ-cidâl yarım akçe tahtası kadar burnu var idi. Hattâ görenler "Minkârîzâde'nin zâdesidir" derlerdi. Hattâ ol mertebe minkâr-ı koknus-ı la‘lgûnu ol kadar büyük ve uzun idi kim gazab-âlûd olup hışıldasa Tatar bârgîri gibi burnu kışır kışır öterdi, ammâ gâyet musallî idi. Evkât-ı hamsesin terk etmeyüp ibâdetine meşgûl idi, ammâ burnunun büyüklüğünden Cenâb-ı Bârî'ye secde içün ser ber-zemîn etdikde alnı yere değmeyince secdesi sahîh olmazdı. Eyle olsa bu mezkûr Paçavra Kadı'nın burnu secde mevzi‘ine bir karış mukaddem inüp alnı mahall-i secdeye konmağa mâni‘ olup ancak bu manzûm beyt üzre:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 30b ·
metinde göster ·
vâcibü'l-iber sûr-ı üstüvârdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---)(---) ve derûn-ı hisâ …
Eşkâl-i kal‘a-i şehr-i Aydıncık: Evvelâ leb-i deryâda mükellef ü mükemmel un ve buğday ve gayrı metâ‘ mahzenleri var, ammâ şehri ve kal‘ası leb-i deryâdan nîm sâ‘at ba‘îd bir mürtefi‘ yerde deryâya nâzır bir bayırlı yerde şekl-i muhammes şeddadî taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ ol kadar vâsi‘ değildir. Lâkin Bursa kal‘ası taşı kadar esâs-ı binâsı taşları birer oda kadar ve hammâm kubbesi kadar taşlardır kim acâ’ib ü garâ’ib köhne binâ bir sûr-ı bâlâ vâcibü's-seyr seng-i hârâlardır kim görenin aklı geder. Hakkâ ki divler binâsı olup Belkıs'ın tahtgâh-ı kadîmi olduğuna alâmetdir. 88a Gûyâ şâm eyâletinde Buka‘ ovasında Ba‘albek kal‘ası ola yâhûd Ayasuluğ kal‘ası binâsı ola. Tâ ol mertebe vâcibü'l-iber sûr-ı üstüvârdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---)(---) ve derûn-ı hisârda (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 87b–88a ·
metinde göster ·
… in zamân iki üç bin askerle pür-silâh gel" deyü Seydî'ye tenbîh ederdi. Âhir tâ
ol mertebe
Seydî Paşa'ya yakın hâsıl oldu kim kırk elli âdem ile serdâra gelüp gitmeğe baş …
"Bana geldiğin zamân iki üç bin askerle pür-silâh gel" deyü Seydî'ye tenbîh ederdi. Âhir tâ ol mertebe Seydî Paşa'ya yakın hâsıl oldu kim kırk elli âdem ile serdâra gelüp gitmeğe başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184a ·
metinde göster ·
… l-gûn olup ol ân Melek'e ve Silihdâr'a birer semmûr hil‘at ihsân ederler, ya‘nî
ol mertebe
her husûsda Melek Paşa pâk-dâmen idiler ve her husûsda alimallâh ve kefâ billâh …
deyüp Silihdâr Mustafâ Beğcüğezin yüzüne bakup "Bu söze ne dersin Mustafâ?" dedikde Silihdâr hacâletinden sîm[â]ları la‘l-gûn olup ol ân Melek'e ve Silihdâr'a birer semmûr hil‘at ihsân ederler, ya‘nî ol mertebe her husûsda Melek Paşa pâk-dâmen idiler ve her husûsda alimallâh ve kefâ billâh pâk idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48a ·
metinde göster ·
… niçe bin gûne hûtlar bu buheyrede sayd olunup ahâlî-i vilâyet kifâflanırlar. Ve
ol mertebe
balıklar şikâr olur kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilür.
Bu mezkûr mâhîlerden niçe bin gûne hûtlar bu buheyrede sayd olunup ahâlî-i vilâyet kifâflanırlar. Ve ol mertebe balıklar şikâr olur kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50a ·
metinde göster ·
… h deyüp kâfire her tarafdan girişirler ve ikişer asker birbirine karışırlar. Tâ
ol mertebe
küffâr gelir kim Sadrıa‘zam koluna gelüp henüz cenge âheng edüp bir savaş-ı per …
Küffâr-ı hâksâr dahi kara dağlar gibi kara şapkalı kâfir âheste âheste tâ sahrâ-yı Mihaç'ın ortasına gelince hemân cümle guzât-ı müslimîn kırk iki aded koldan kâfir üzre bir ağızdan Allâh deyüp kâfire her tarafdan girişirler ve ikişer asker birbirine karışırlar. Tâ ol mertebe küffâr gelir kim Sadrıa‘zam koluna gelüp henüz cenge âheng edüp bir savaş-ı perhâş ederler kim dillerde dâstândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 65b ·
metinde göster ·
… azîm var kim diller ile ta‘bîr olunmaz, zîrâ "Ol kıt‘ada yekpâre seng-i sakîli
ol mertebe
üstâd-ı kûh-ken nice oydu ve ne gûne ilm-i cerr-i eskâl ile bu câmekâne kodular …
Kâsım Paşa hammâmı: Câmi‘inin mihrâbı önünde yol aşırı sol cânibde bir hammâm-ı latîf ü nazîfdir kim dillerde dâstândır. Âb [u] hevâsı ve binâsı dahi latîfdir. Bu hammâmın câmekânı bir kubbe-i bâlâ-yı azîmdir. Anın tâ vasatında yekpâre beyâz mermerden bir havz-ı azîm var kim diller ile ta‘bîr olunmaz, zîrâ "Ol kıt‘ada yekpâre seng-i sakîli ol mertebe üstâd-ı kûh-ken nice oydu ve ne gûne ilm-i cerr-i eskâl ile bu câmekâne kodular?" deyü âdem görüp ta‘accüb eder, zîrâ bu havz-ı azîm hammâm kapusundan sığmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu Hasan Paşa Kanije'de mahsûr olmadan halâs [olup] kâfiri
ol mertebe
kırar kim yerleri dâr-ı karâr iken dârü'l-bevâr olup bakıyyetü's-seyf olan kâfi …
Ba‘dehu Hasan Paşa Kanije'de mahsûr olmadan halâs [olup] kâfiri ol mertebe kırar kim yerleri dâr-ı karâr iken dârü'l-bevâr olup bakıyyetü's-seyf olan kâfirleri tâ Pirmorya diyârına dek kırar ve kovar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70a ·
metinde göster ·
… rrufa alup küffârın meterislerinde kalan bî-hadd ü bî-hasr mâl-ı ganâ’imleriyle
ol mertebe
muğtenim idiler kim hadd [ü] hasrdan hâric idi.
Ale's-sabâh bu hâli Nemse çâsârı olan Ferdinand Kral görür kim kal‘aya imdâd gelen arabalar Budin etrâfların dutmuş ve kal‘a-i Budin'in burc [u] bârûları üzre alem ü sancak u bayrağ ile burc [u] bârû-yı hisâr zeyn olmuş ve Türk askeriyle kal‘a bedenleri zeyn olmuş. Hemân derûn-ı hisârda cümle ümmet-i Muhammed ile Macar askeri hâzır olup Semendire beği Yahyâ Paşazâde Mehemmed Beğ ve Bosna beği Husrev Beğ ve Sadrıa‘zam askeri ki Rûmeli askeridir, kırk bin aded güzîde asker bunlardır, cümle guzât-ı müslimîn 75b Budin altında cem‘ olup bir ağızdan Allâh deyüp yürüyüş edince Budin içinden dahi cümle guzât-ı müslimîn ve Yanoş kralı askeri cümle kal‘adan dal sâtûr olup bir asker taşradan bir asker kal‘a içinden çıkup yedi kralı askeriyle ortaya alup kıra kıra kimin Tuna'ya döküp kimin esîr-i bend-i zincîr edüp kal‘a-i Budin['i] dest-i küffârdan halâs edüp yedi kralın yedi kerre yüz bininden yedi bini dâr-ı menhûslarına vâsıl olamayup bu kadar mâl-ı hazâ’in ve bârhâne ve cebehâneler meydân-ı mahabbetde küffâr meterisleri içinde kalup bi-hamdillâhi Ta‘âlâ asâkir-i İslâm-ı nusret-me’ser yine kal‘a-i Budin'i kabza-i tasarrufa alup küffârın meterislerinde kalan bî-hadd ü bî-hasr mâl-ı ganâ’imleriyle ol mertebe muğtenim idiler kim hadd [ü] hasrdan hâric idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 75a–75b ·
metinde göster ·
… r ile meks olundukda Kile sahrâsı benî Âdem ile dolduğundan mâ‘adâ dağı ve taşı
ol mertebe
asker-i İslâ[m] zeyn eder kim her mahal yürüyüş sâyesinde yüz âdem meks etmiş b …
Beri tarafda Hazret-i Süleymân-ı zamân hemân ol ân sahrâ-yı Mihaç'dan kalku[p] beşinci gün kal‘a-i Budin altında deryâ-misâl asker ile meks olundukda Kile sahrâsı benî Âdem ile dolduğundan mâ‘adâ dağı ve taşı ol mertebe asker-i İslâ[m] zeyn eder kim her mahal yürüyüş sâyesinde yüz âdem meks etmiş bulunur. Tâ bu mertebe âdem deryâsı cem‘iyyeti olur. Hattâ yine pederimiz merhûm Ser-zergerân-ı dergâh-ı âlî olmağile bu sefer-i azîmde dahi mevcûd bulunup pederimiz nakl eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76a ·
metinde göster ·
hurde ahcârât-ı zî-kıymetler ile zemîn-i harem eyle döşenmişdir kim gûyâ vâdî-i …
Ve bu câmi‘in kıble kapusunın atebe-i süflîsı önündeki ruhâm-ı müzeyyen envâ‘-ı fusûs-ı mukavvim-i mahkûk ve gûnâ-gûn tasnî‘ât-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk eyle ma‘kûd kılınmış ruhâm üzre secde kılınmış bir cây-ı mesciddir kim lâ-nazîrdir. Gerçi zîr-i pây-ı vezîrdir, ammâ gâyetü'l-gâye secdegâh-ı bî-nazîr yerdir, zîrâ ol mertebe hurde ahcârât-ı zî-kıymetler ile zemîn-i harem eyle döşenmişdir kim gûyâ vâdî-i harem bir nakş-ı bûkalemûn-ı bâğ-ı İremdir. Ve bu harem kapusunın edvârı ve atebe-i ulvîsi ve atebe-i süflîsi zıh-ender-zıh burma kıvırma bozma musanna‘ ve mücellâ somâkî direciklerdir kim her biri birer harâc-ı Rûm değer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 94b ·
metinde göster ·
… üz kemâlin bulmuş mümtâz u müsellem cüvân yiğit olurlar. Ve dahi ricâl makûlesi
ol mertebe
müsin olurlar kim harekât [u] sekenât etmeden kalup künc-i vahdetde tâ‘at u ibâ …
Ammâ şehr-i Foça'nın âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi gâyet memdûhdur. Hattâ gılmânı yigirmi yaşına bâliğ olunca henüz kemâlin bulmuş mümtâz u müsellem cüvân yiğit olurlar. Ve dahi ricâl makûlesi ol mertebe müsin olurlar kim harekât [u] sekenât etmeden kalup künc-i vahdetde tâ‘at u ibâdete müdâvimetde olurlar, ammâ cümle pâk-i‘tikâd mü’min ü muvahhid âdemler ve sâhib-i vera‘ sulehâ kimesnelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 147b ·
metinde göster ·
… Müftîzâde Ahmed Ağa ol gün Rüstemâne savaş-ı perhâş etmişdir kim Sâm u Nerîmân
ol mertebe
ceng etmemiş ola. Cümle halkı gâzîler ve garîbü'd-diyâr muhibbi ve velî'n-ni‘am …
Hakkâ ki şecî‘ ve yarar ve nâmdâr u dilâver, server, hünerver yiğitleri olur, ammâ Müftîzâde Ahmed Ağa ol gün Rüstemâne savaş-ı perhâş etmişdir kim Sâm u Nerîmân ol mertebe ceng etmemiş ola. Cümle halkı gâzîler ve garîbü'd-diyâr muhibbi ve velî'n-ni‘am sofra sâhibi keremkâr âdemleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 167a ·
metinde göster ·
… nînlerin ilm-i kemâl-i riyâzât ile geçirüp kadîd-i mahz olmuş kıssîsler var kim
ol mertebe
müsinn ü mu‘ammer ve zâl-ı zamân olmuş kim kuvvetleri gitmiş ve hey’etleri yitm …
Ve bu çanhâne kullesinin içerisi cümle yigirmi yedi tabakadır ve cümle bin aded ruhbân ile memlûdur. Tâ zirve-i a‘lâsında enüp çıkmağa kuvvet-i kuvâları olan mahbûb mûğ-pîçe ve bıtrîk-pîçe papas gulâmları sâkin olur. Andan aşağı yigirmisine bâliğ papas-pîçeler andan aşağı kırk elli yaşında ruhbânlar var, andan aşağı yetmiş seksen seneye bâliğ olmuş nâ-bâliğ bıtrîklar var. En ednâ tabakasında yüz elli yüz altmış yaşında pîr-i muğânlar var kim ömr-i nâzenînlerin ilm-i kemâl-i riyâzât ile geçirüp kadîd-i mahz olmuş kıssîsler var kim ol mertebe müsinn ü mu‘ammer ve zâl-ı zamân olmuş kim kuvvetleri gitmiş ve hey’etleri yitmiş ve ömr-i girân-mâyeleri yüz altmışa ve yüz yetmişe yetmiş ve musâhabetden bi'l-külliye kalmış niçesi haftada bir kerre iftâr edüp beş hurma(?) ve beş zeytûn ve on dâne siyâh üzüm ve beş hurma ve bir iki fincân süd içer. Ba‘zısı bu me’kûlât [u] meşrûbâtları yigirmi günde bir ve ayda bir iftâr eder ruhbân râhibler var kim hem dâll u hem mudıll ladikalar var, ammâ cümlesi nâne çöpüne ve yâdes kemiğine dönmüş arık ve urûk ve kadîd-i mahz kâfirler var kim yigirmisine bir muşt-ı pehlivânî ursalar cümle mürd olurlar. Elhamdülillâh alâ dîni'l-İslâm hadîs-i sahîh üzre Arapça mazmûnunca Ma‘dî-kereb kadar yeyüp ibâdet edüp gazâ etmeğe ve helâlimizle cihâd-ı ekber etmeğe kuvvet-i kuvâ buluruz, ammâ hakkâ ki bu keferelerde perhîz ü riyâzet ile niçe hâletler müşâhede edüp ten-dürüst olup ahlât-ı emrâz-ı muhtelifeden 61b berîlerdir ve riyâzet-i mücâhede ile nefslerin dahi öldürmüşlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61a–61b ·
metinde göster ·
olur kim sobalı evlerinde ve âteş başlarında âdem donup helâk olur. Erzurûm ve …
Sovuğu ol mertebe olur kim sobalı evlerinde ve âteş başlarında âdem donup helâk olur. Erzurûm ve Gerede ve Akkirmân sovuğundan şedîd sovuğu olur. Ve aslâ bunda meşe ve pelîd odunu olmaz, zîrâ her tarafı Heyhât sahrâsıdır. Cümle halkı saz ve kamış yakarlar. Ve adalarda bir gûne çalılar olup anı da yakarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 185b ·
metinde göster ·
… ağacın ucu üzengide durur. Ba‘zı yiğitler bu kuşları başlarında taşırlar, ammâ
ol mertebe
ikdi öğredirler kim konakdan konağa başı üzre hevâda uçarak gelüp hu hu deyü sa …
Ammâ her yiğit bu doğanları kolunda götüremez, zîrâ her biri onar on ikişer ve sekizer vukıyye gelir kuşlardır. Ba‘zı âdemler at sağrısında ve ba‘zılar kollarında götürüp kolu altında bir çatal ağaca keçe sarup koluna dayak edüp ağacın ucu üzengide durur. Ba‘zı yiğitler bu kuşları başlarında taşırlar, ammâ ol mertebe ikdi öğredirler kim konakdan konağa başı üzre hevâda uçarak gelüp hu hu deyü sadâ versen gelüp koluna konar, ammâ bir şikâra salsan gıjgırdısından yer ditreyüp cümle ildiği hayvan şaşup kalır. Ve bu tuyûrları kaza ve turna ve kekliğe salmazlar, zîrâ ol murğ-ı hümâ pervâzlar bu sunkur ve toykunun hamlesine tâkat getiremezler, ammâ ekseriyyâ yaban atları ve yaban develeri ve sığınlara ve dombaylara salaylar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a ·
metinde göster ·
… r çeküp irtifâ‘ında eflâk-i heft âsımân mahâzât eyvân-ı keyvâna müsâvât eder tâ
ol mertebe
kadd-i bâlâ bir till-i şâhikadır kim benî âdem zirvesine urûz etse âsımânda ker …
Bu kaya Tûfân-ı Nûh'da yed-i kudret ile halk olunmuş bir kulle-i bâlâ-misâl bir şâhika-i âsifedir kim tâ zirve-i a‘lâya ser çeküp irtifâ‘ında eflâk-i heft âsımân mahâzât eyvân-ı keyvâna müsâvât eder tâ ol mertebe kadd-i bâlâ bir till-i şâhikadır kim benî âdem zirvesine urûz etse âsımânda kerrûbiyânın tevhîd ü tezkî sadâların istimâ‘ edüp rûz-ı rûşende seb‘a-i seyyârelerin deverân [u] seyerânların görür. Eyle bir kadd-i âlî yalçın kaya halk olunmuşdur kim tâ zirve-i a‘lâsında her tarafında üçer günlük yollarda olan kurâ ve kasabât ve kûh-ı ser-bülendler ayne'l-yakîn seyr [ü] temâşâ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 221b ·
metinde göster ·
… -i pâke düşüp niçe bin hûş [u] tuyûr zemînin rimâli üzre purputur gezerlerdi tâ
ol mertebe
hevâda âteş-i sûzân fişenglerden rîzân olurdu.
Ve ol gece kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre cemî‘i asâkir-i İslâmda ne kadar kerre yüz bin meş‘ale ve fânûslar ve cebehânede ne kadar neft ü katrân ve zift ü yağ ve yel mûmları ve bal mûmları ve niçe kerre yüz bin aded kanâdîller var ise kal‘a dîvârı üzre aslâ âteşsiz yer kalmayup eyle çerâğân oldu kim kal‘a-i Kandiye nûr-ı pür-nûr olup ahşamdan tâ sabâha dak top u tüfeng kırkar kerre yaylım yaylım atılırken meğer Sadrıa‘zam ve Defterdâr Ahmed Paşa ve Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ve Defterdâr-ı sâbık Şâm vezîri Melek İbrâhîm Paşa ve Kethudâ İbrâhîm Paşa ve Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa ve gayri vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve gayri a‘yân-ı kibârların kollarında niçe kerre yüz bin aded serrâka âsımânî tarakalı fişengler ve badaluçka nâm muşkat ve tüfengler atup tâ vakt-i sabâha dek fişeng ü kumbaralar hevâda tayerân edüp bir gûne âteş-feşânlık oldu kim âsımânda pervâz eden murğ-ı hevâyîlerin per ü bâlleri ihrâk olup bî-cenâh hâk-i pâke düşüp niçe bin hûş [u] tuyûr zemînin rimâli üzre purputur gezerlerdi tâ ol mertebe hevâda âteş-i sûzân fişenglerden rîzân olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305a ·
metinde göster ·
akar kim göz görmez. Yaz u kış nehr-i Dirava gibi dörd koldan akar aslâ eksilme …
Ve bu cisrin altındaki gölü ayağı ol mertebe akar kim göz görmez. Yaz u kış nehr-i Dirava gibi dörd koldan akar aslâ eksilmez. Hikmet ol kim bu gölün içine azîm nehirler mahlût olmaz. Yine böyle iken sayf [u] şitâda bu gölün ayağı nehr-i Ceyhûn gibi akar. Ve garb tarafına cereyân edüp kasaba-i (---) uğrar. 369a Andan (---) uğrar. Andan (---) uğrayup mezkûr Leş kal‘ası dibinde Sincivan limanında Bundukanî körfezine munsabb olur bir âb-ı hayât göldür, ammâ yaz günleri gâyet ıssıdır, ammâ sehel bardakda durup kesb-i hevâ etse buz pâresi olur. Lâkin kaçan bu göl suyu ıssı oldukda ol zamân balıklar ziyâde sayd olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 368b–369a ·
metinde göster ·
mahbûbe-i zamâne ve şems-i tabân-ı cihâne nisvânları sâhib-cemâl ve latîfü'l-i‘ …
Ve görenlerden istimâ‘ ederiz, ol mertebe mahbûbe-i zamâne ve şems-i tabân-ı cihâne nisvânları sâhib-cemâl ve latîfü'l-i‘tidâl hûr-manzar ve perî-peyker hadden efzûn hüsn [ü] cemal sâhibi duhter-i nâ-şüküfte pâkîze-ahterleri varimiş. Ve mahbûb dilberânı hadden bîrûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y165a ·
metinde göster ·
… ân idi. Sahîfe-i rûy-ı zemîn nakş-ı bûkalemûn-vâr zâhir idi. Ve bu kûh-ı bâlâya
ol mertebe
urûc etdik ki gûyâ kerrûbiyânın sadâsı istimâ‘ olunur.
Bir şeb mihmân olup andan evce ser çekmiş bir cebel-i müntehâya çıkup garb cânibinde Bahr-i Ebyaz'ı ve kal‘a-i Akke'yi ve Nâkûra boğazın temâşâ etdik. Ve şark cânibinde Ba‘albek sahrâları ve Cebelü'l-Lübnân ve kal‘a-i şıkıf ve kal‘a-i Zübdâniyye bi'l-külliye nümâyân idi. Sahîfe-i rûy-ı zemîn nakş-ı bûkalemûn-vâr zâhir idi. Ve bu kûh-ı bâlâya ol mertebe urûc etdik ki gûyâ kerrûbiyânın sadâsı istimâ‘ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y196a ·
metinde göster ·
Aynu'n-nisâ: Bunu nûş eden merd-i zamân yedi gün perhîz ede. Tendürüst olup
ol mertebe
kuvvet [ü] kudrete yete kim eğer on câriyesi olsa cümlesinin hâtırın hoş ede. G …
Aynu'n-nisâ: Bunu nûş eden merd-i zamân yedi gün perhîz ede. Tendürüst olup ol mertebe kuvvet [ü] kudrete yete kim eğer on câriyesi olsa cümlesinin hâtırın hoş ede. Gâyet mukavvî ayn-ı zülâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y197b ·
metinde göster ·
… di. Cemî‘i kemânkeşlerin ve tîr-endâzların silsilesi bunlara çıkar. Bi-emrillâh
ol mertebe
ok atarlardı kim yanmış çerâğın şu‘lesin urup söndürürlerdi. Hattâ Hazret-i Ris …
Ziyâret-i Hazret-i Sa‘d-ı Vakkâs: Bir sengistân yerde bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Ve bir âlî âsitânesi var. Türbedârları ve fukarâları vardır. Sahâbe-i güzîndendir. Hazret-i Risâlet-penâh'ın huzûrunda Selmân-ı Pâk Hazret-i Alî'nin seccâdesi üzre oturup kırk beşinci pîr bu Sa‘d-ı Vakkâs olup belin bağladı ve icâzet verdi. Cemî‘i kemânkeşlerin ve tîr-endâzların silsilesi bunlara çıkar. Bi-emrillâh ol mertebe ok atarlardı kim yanmış çerâğın şu‘lesin urup söndürürlerdi. Hattâ Hazret-i Risâlet'e kayserden elçi gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y237a ·
metinde göster ·
… kırarak Sâlihiyye'ye varup bir mezbelistân gömlüğü üzre varup eşinmeğe başladı.
Ol mertebe
eşindi kim Selîm Hân bi'z-zarûrî nüzûl edüp bir yerde karâr etdi. Tâ kim ol mez …
Hemân Selîm Hân süvâr olup licâmın eğer hânesine bırağup ata süheyl urarak cünbüş-i merdâne edüp haykırarak Sâlihiyye'ye varup bir mezbelistân gömlüğü üzre varup eşinmeğe başladı. Ol mertebe eşindi kim Selîm Hân bi'z-zarûrî nüzûl edüp bir yerde karâr etdi. Tâ kim ol mezbele altından bir seng-i azîm zâhir olup at dahi eşinmeden fârig olup Selîm Hân'ın yanına gelüp lisân-ı hâl ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y248b ·
metinde göster ·
… rarak Sâlihiyye'ye varup bir mezbelistân kömlüğü üzre çıkup at eşinmeğe başlar.
Ol mertebe
eşinir kim Selîm Hân üstünde tâkat getüremeyüp bi'z-zarûrî nüzûl eder. Tâ ki ol …
Selîm Hân süvâr olup licâmın eğerhânesine bırağup at süheyl urarak cünbüş-i merdâne edüp haykırarak Sâlihiyye'ye varup bir mezbelistân kömlüğü üzre çıkup at eşinmeğe başlar. Ol mertebe eşinir kim Selîm Hân üstünde tâkat getüremeyüp bi'z-zarûrî nüzûl eder. Tâ ki ol at eşine eşine bir çâr-gûşe seng-i azîm zâhir olup at dahi eşinmeden fâriğ olup gûyâ edâ-yı hizmet etmiş gibi Selîm Hân'ın yanına gelüp epsem durup lisân-ı hâl ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y49b ·
metinde göster ·
… e külün mîl ile çekeler, Y 214b bi-emrillâh gözü mücellâ edüp kuvvet-i basarı
ol mertebe
ziyâde ede kim vakt-ı zuhurda semâdaki seb‘a-i seyyâreyi göre.
Ve ma‘âcînlerden yetmiş nev‘a ma‘cûn-ı mümessek ü mukavvî ve müferrih ve nâfi‘ ma‘âcinlerden tiryâk-ı fârûk ve fârûk-ı erba‘a ve ma‘cûn-ı akreb ve ma‘cûn-ı sakankûr-ı berrî ve ma‘cûn-ı sakankûr-ı mâhî ve ayneyn-i timsâh ve kalb-i timsâh ve sinn-i timsâh; ak düşmüş göze külün mîl ile çekeler, Y 214b bi-emrillâh gözü mücellâ edüp kuvvet-i basarı ol mertebe ziyâde ede kim vakt-ı zuhurda semâdaki seb‘a-i seyyâreyi göre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y214a–Y214b ·
metinde göster ·
… â bi-emrillâh evvelki ders takrîrlerinden ziyâde ders sürülürdü. Ammâ kendüleri
ol mertebe
za‘îf ü nahîf oldular kim vücûd-ı nâzenînlerinde her uzvu râyegân olup ad olunu …
Bi-emrillâh mâderzâd a‘mâ idi. Ammâ bunda olan fesâhat u belâgat ve bunda olan takrîr [ü] talâkat emlahü'ş-şu‘arâ Muhammed Bûsırî hazretlerinde yokdur. Hakîr üç sene hizmet-i şerîfinde olup tilmîzi olduk. Hikmet-i Hudâ Abdurrahmân Paşa sene (---) târîhinde vâlî-i Mısır iken üstâdımız şeyh Alî şümürlisî hazretleri iki ay sâhib-firâş oldu, ammâ yine cemî‘i telâmîzleri hâne-i bî-minnetlerine varup dest-i şerîflerin bûs edüp herkes ile kelimât edüp dersler görülürdü. Ammâ bi-emrillâh evvelki ders takrîrlerinden ziyâde ders sürülürdü. Ammâ kendüleri ol mertebe za‘îf ü nahîf oldular kim vücûd-ı nâzenînlerinde her uzvu râyegân olup ad olunurdu. Lâkin kuvvet-i kudsiyyeye mâlik olmağın mir‘ât-ı dil çeşmi dûrbîn idi. Ve begâyet kiyâset, nihâyet mertebe firâset ü zekâyile mevsûf idi. Anı görenler a‘mâ-yı mâderzâd diyemezler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y275b ·
metinde göster ·
… ve yekpâre topuz ve eğerin önü ve ard kaşı iki pâre zümürrüdden inşâ etdirmiş.
Ol mertebe
zümürrüd çıkmış kim Alî Beğ mâl-ı Kârûn'a müstağrak olup sâhib-hurûc olması muk …
Circe hâkimi Alî Beğ bu zümürrüd ma‘denin işledüp zümürrüdden kâse ve fenâcîn ve hancer kabzası ve yekpâre topuz ve eğerin önü ve ard kaşı iki pâre zümürrüdden inşâ etdirmiş. Ol mertebe zümürrüd çıkmış kim Alî Beğ mâl-ı Kârûn'a müstağrak olup sâhib-hurûc olması mukarrer idi, deyü Nûbe halkı nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y387a ·
metinde göster ·
… lkının çoğu zıyk-nefesdir. Ve cümle yerli kavmi esmerü'l-levndir. Zîrâ bu diyâr
ol mertebe
şiddet-i hâr üzredir kim deve tabanından, hımâr tırnağından pişer. Kadîd-i mahz …
Ammâ halkının çoğu zıyk-nefesdir. Ve cümle yerli kavmi esmerü'l-levndir. Zîrâ bu diyâr ol mertebe şiddet-i hâr üzredir kim deve tabanından, hımâr tırnağından pişer. Kadîd-i mahz âdemleri vardır. Bu şehrin me’kûlâtı ve meşrûbâtı darı ve Nîl suyu ve boza ve hûrmâ arakı çokdur. Ammâ gayrı mühimmât me’kûlât levâzımâtları Circe'den gelir. Ve kadîm eyyâmda bu şehr-i azîm imiş, hâlâ eser-i binâları ve niçe yüz alâmetleri vardır. Ve bu şehr içre ve hâricinde nice ziyâretler vardır, ammâ meşhûr-ı nâs olup ziyâret etdiğimiz eş-Şeyh Hû, kuddise sırruh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y391a ·
metinde göster ·
… in yaşındadır, derlerdi. Yigirmi kademe nerdübân kemend ile çıkılır fîller idi.
Ol mertebe
fîl dahi görmemiş idim. Ve fîl bunlara eyle enîs ü mûnis gamgüsâr kim bir nân p …
Bu vezîr istikbâle çıkdıkda iki fîl-i azîm getürdi kim biri süd beyâz idi. Bin yaşındadır, derlerdi. Yigirmi kademe nerdübân kemend ile çıkılır fîller idi. Ol mertebe fîl dahi görmemiş idim. Ve fîl bunlara eyle enîs ü mûnis gamgüsâr kim bir nân pâre içün kelb gibi âdemin akîbince gezer, gâyet üns ülfet etmişlerdir. Ve Rûm'daki fîller kadar ekûl değillerdir, ancak kesb-i havâdan cesîm ü semîndir. Benî âdeme gâyet meftûndur. Hattâ Itşân kal‘asında refîk olan Dervîş Ni‘metullâh'ın gergerdânı fîlleri gördükce hücûm edüp Dervîş Ni‘metullâh gücile zabt ederdi. Ve fîller gergerdânı gördükde cihân başına dar olup hortumun ber-havâ edüp gâhîce zemînden hâr hâşâk alup havâya püskürüp süheyl ururdu. Gûyâ bir bâkire kız sadâsı gibi hazîn savtı vardır. Q 329aP 326a Ve herbir fîlin arkasında kırkar mahbûb Bağanıskı memlûkleri süvâr olup melike eyle hedâyâ gelmişlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y423a ·
metinde göster ·