… m Ebü'l-feth Gâzî bu kadar mâl-ı ganâyime mâlik olup evvelâ pâdişâhlar[a] lâzım
olan bir
süknâdır deyü üç bin kîse mâl harc edüp yeni sarây bünyâd etdüğine târîh düşmüş …
Çünkim Ebü'l-feth Gâzî bu kadar mâl-ı ganâyime mâlik olup evvelâ pâdişâhlar[a] lâzım olan bir süknâdır deyü üç bin kîse mâl harc edüp yeni sarây bünyâd etdüğine târîh düşmüşdür. Güfte-i Şâ‘ir Ahmed Paşa:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 31b ·
metinde göster ·
… âh-ı hâs [u] âmdır. Kabri türâbından dâ’imâ bir yağlı türâb çıkar. Cüzâm ve ger
olan bir
âdem hammâmda kîse sürünüp ol yağlı türâbdan sürünse bi-emrillâh halâs olur. Bu …
Esnâf-ı ehl-i hıref-i dehhân-ı edviye: Dükkân 80, neferât 115, pîrleri Abdüssamed Zeyyât Basravî'dir, Selmân kemerine şed bağlayup kabri Bağdâd diyârında Kurna kal‘ası mezâristânında ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Kabri türâbından dâ’imâ bir yağlı türâb çıkar. Cüzâm ve ger olan bir âdem hammâmda kîse sürünüp ol yağlı türâbdan sürünse bi-emrillâh halâs olur. Bu esnâfın kârları bâdemden ve servi kozağından ve cevizden ve fındık ve fısdıkdan ve gayrı gûnâ-gûn eşyâlardan edhânlar çıkarup katremîz şîşeleri içre koyup tahtırevânlar üzre dükkânların zeyn edüp halka yâsemen yağı ve sünbül ve gül ve reyhân ve kallemisk yağları bezl ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158b ·
metinde göster ·
… iderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr
olan bir
nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı iç …
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 93a–93b ·
metinde göster ·
… ve zâtü'l-cenbden ve renc-i bevâsîden rehâ bulur. Ve hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ
olan bir
kaç kerre girse şifâ bulur. Ammâ bu banaya girmenin şartı vardır. Şehr-i Sofya …
{Hâssa-i âb-ı bana}: Yedi gün nûş edüp gasl eden emrâz-ı cüzzâm ve beras ve kuba ve cereb ve yerakân ve hafakân-ı dâ’i's-sa‘lîden 140b bi-hikmet-i Hakîm-i Mutlak zikr olunan emrâz-ı muhtelifelerden halâs olur ve her bâr nûş eden ishâlden ve zâtü'l-cenbden ve renc-i bevâsîden rehâ bulur. Ve hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ olan bir kaç kerre girse şifâ bulur. Ammâ bu banaya girmenin şartı vardır. Şehr-i Sofya gâyet şitâ kânıdır. Ilıcada çok durup taşra câmekânda dahi çok durunca şitâ kânında şifâ-kânın adem diyârında bulursun.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140a–140b ·
metinde göster ·
… ubbe-i ser-nigûnların derûnunda olan nakş-ı bukalemûn-ı ibret-nümûn-ı ber-kubbe
olan bir
kubbede yokdur. Garâbet anda kim her birinin tarh [u] tarzı ve elvân boyaları b …
Ve yigirmi aded kubbe-i ser-nigûnların derûnunda olan nakş-ı bukalemûn-ı ibret-nümûn-ı ber-kubbe olan bir kubbede yokdur. Garâbet anda kim her birinin tarh [u] tarzı ve elvân boyaları birer kubbede başka başka gûne resm olunmuşdur. Bir acâ’îb dahi oldur kim üç yüz altmış yıldan berü Edirne şehrinin şiddet-i şitâsından ve kemâl-i harâretinden ile'l-ân bu kadar elvân boyaların rengâmîzlerine tagayyür gelmemişdir. Gûyâ henim Nakkâş-ı Ezel destinden çıkmışdır. Cemî‘i musavvirân-ı nakkâşın sûretinde nûr yokdur, ammâ bu kıbâblar serâpâ pür-nûr olup şükûfe-i bukalemûnu gûyâ zî-rûhdur. Âyîne-vâr bir gûne mücellâdır kim şa‘şa‘ası temâşâ edenlerin rûyine pertev urur. Ve bu haremin cânib-i erba‘asında olan pencereler üzre gûnâ-gûn ibret-nümûn hatlar ile kasâ’idler tahrîr olunmuşdur. Bu harem-i dil-küşâ eyle ruhâm-ı mermer-i hâm ile mefrûşdur kim her seng-i hurdenin imtizâcına âdem hayrân kalup gûyâ yekpâre der. Bir seng-i ma‘kûk bir gayr-i hacer-i mahkûkdan bir mûr-ı pâ farkı yokdur. Gûyâ cümle hacerât-ı kesîre yek-pâre olup eyle mücellâdır kim cümle benî Âdem'in reng-i rûları nümâyândır. Yine bu haremin tâ vasatında cemâ‘at-i kesîreye tecdîd-i vuzû’ etmek içün bir havz-ı Hanefîsi var, âb-ı hayât fevvârelerinden pertâb edüp revâne olmadadır. Cümle tâlibân-ı salât andan tecdîd-i vuzû’ edüp tâ‘at-i Sübhân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152b ·
metinde göster ·
… l u deccâl u ribâ-hor u cüvân-dost ve cüvân-merg afacan u mezmûm cehele-i cihân
olan bir
hümel ü mühmel ü müsta‘mel ve mânend-i nuhtâ-güm(?) tâ’ife-i münkerînden iken t …
{Ve mine'l-acâ‘ib da‘vâ-yı udhike-i garîbe}: Bir mürâ’î muta‘assıbîn ü sabî-perest ya‘nî mahbûb-dostların Kadızâdeli fırkasından geçinen bir nâmerd-i zemmâm ü nemmâm ve fassâl u deccâl u ribâ-hor u cüvân-dost ve cüvân-merg afacan u mezmûm cehele-i cihân olan bir hümel ü mühmel ü müsta‘mel ve mânend-i nuhtâ-güm(?) tâ’ife-i münkerînden iken tama‘-ı hâma düşüp bir sihr-âsâr Şâhnâme'yi mezâd-ı sultânîde bey‘-i men-yezîd edüp bin altı yüz guruşa {Şâhnâme} alup üzerine yazılmışken {herîf-i zarîf} haymesine varup "Tasvîr harâmdır." deyüp cümle sahâyiflerde olan tasvîrâtları temâşâ ederken ba‘zı tasvîr-i sihr-âsârların gözlerin çıkarır şeklinde ol sûretlerin nergis gözlerin Etrâk bıçağıyla hakk ederken her varağı delik delik delmiş ve ba‘zı tasvîrleri bıçağıyla boğazladım zu‘mıyla boğazlarından çizmiş ve ba‘zı mahbûb u mahbûbe tasvîrâtların ol musanna‘ çehrelerin ve cümle libâsların ağzındaki mekrûh balgamı ve tükrüğüyle telvîs edüp böyle zî-kıymet kitâbın her varakın üstâd bir ayda hâsıl etmemişken bir ânda ağzı salyârıyla mülevves eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b ·
metinde göster ·
… rveze-i (---). Hulâsa-i kelâm cümle on dörd kapusu vardır. Bu kapular dâhilinde
olan bir
şehr-i müzeyyendir kim cümle yedi bin hâne-i âbâdândır.
{Mevlûd-i Nebî'nin} sene 6 târîhinde bânîsi Enûşirvân-ı âdil ümerâlarından Hâtem-i Tay-yi Arabî'nün karındaşı Emîr Cerbân Kan binâsı olduğundan Cerbân Kan nâmıyla meşhûr bir şehr-i ma‘mûrdur. Kavm-i Moğol bu şehre Kan derler. Lisân-ı Çîn'de kan hâkime derler. Hâlâ bu şehr-i Cerbân Kân, hâk-i Irâk'da ve hükm-i Şâh-ı Acem'de Kâşân eyâletinde başka sultânlıkdır kim bin güzîde nökere mâlikdir. Sûru harâbdır ammâ şehri imâr-ı kâmyâbdır. Medînesinin cümle etrâfı handak hafr-i türâbdır ve cânib-i eknâfı çâr-deh bâbdır. Derveze-i Kâşân ve derveze-i şehr-i Sâve ve derveze-i şehr-i Rey ve derveze-i şehr-i Demâvend ve derveze-i Bağdâd ve derveze-i şehr-i Deylem ve derveze-i şehr-i Şehribân ve derveze-i Isfahân-ı nısf-ı cihân ve derveze-i Derteng ve derveze-i şehr-i Kum ve derveze-i şehrü'l-Mut ve derveze-i (---). Hulâsa-i kelâm cümle on dörd kapusu vardır. Bu kapular dâhilinde olan bir şehr-i müzeyyendir kim cümle yedi bin hâne-i âbâdândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 323b ·
metinde göster ·
nâhiye-i Belkas'dır kim gâyetü'l-gâye ma‘mûr u âbâdân kurâ vü kasabâtlar ile mü …
Sitâyiş-i nâhiye-i Belkas,-ıvâdî-i Hâssu'l-hâs: Vilâyet-i Şehrezûl'un âb-ı rûyı olan bir nâhiye-i Belkas'dır kim gâyetü'l-gâye ma‘mûr u âbâdân kurâ vü kasabâtlar ile müzeyyen ve kılâ‘-ı sağîreler ile etrâf-ı cibâli ârâste olmuş bir imâristân-ı nâhiyedir. Hatta Murâd Hân vezîri Hüsrev Paşa asker-i deryâ-misâl ile bu sahrâ-yı ferah-fezâda kırk gün meks edüp niçe kerre yüz bin aded devâbâtlarıyla yeyüp içdiler ve konup göçdüler. Me’kûlât u meşrûbâtından mâ‘adâ nebâtât ve tırfîl-i giyâhâtından bir orakdas eksilmemişdir. Tâ bu mertebe halfe ve alefzârlı vü hubâbât [u] nebâtâtlı ve âb-ı hayâtları tatlı nâhiye-i mahsûldârdır, Hudâ imâr ide. Andan cânib-i kıbleye 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 371a ·
metinde göster ·
gazâda olmamışdır, ammâ bu gazâ-yı garrâda her bir merd-i meydân bir şîr-i Nerî …
Bu gazâ-yı nusret-eserde olan bir gazâda olmamışdır, ammâ bu gazâ-yı garrâda her bir merd-i meydân bir şîr-i Nerîmân-misâl oldular kim handak içinde bir cem‘iyyet-i kübrâ ile bir dahi yürüyüş edüp handak içinde kalan iki yüz mikdârı şühedâlarımızı küffâr lâşesi içinden çıkarup der-kenâr etdiler, ammâ yine bunlar üzre küffârdan kurşum bârân-ı la‘net gibi yağup yine bunlardan niçesi dahi rütbe-i şehâdet câmından nûş edüp mest [ü] medhûş-cinân olup anların dahi rûh-ı pür-fütûhları evc-i Illiyyînde karâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 125a ·
metinde göster ·
Ve bu sarâ[y]da olan üç yüz altmış odaların her birinde olan rengâreng nakş-ı bûkalemûn bir odada olan bir hücrede yokdur. Cümle gayrı mükerrer nakş-ı ibret-nümûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 18a ·
metinde göster ·
… p beleğan-mâ-belağ ihsânlar alup ol ân handakın karşu tarafındaki dîvâr dibinde
olan bir
hayli yerde feth olmamış hınzîrhâne şarampavları var idi, anları gâzîler feth e …
Ez-în-cânib yine saded-i gazâ-yı Uyvar'a gelelim. Çünki mâh-ı Saferü'l-hayrın on dördüncü bâzârertesi gün ki oldu, hemân kal‘a içinden yüz nefer cân-ı habîsinden geçmiş Fargaçi kapudan elinden dolusun içmiş, küffâr-ı mest evkâr mel‘ûn-ı murdârlar bizim handak içindeki lağım kuburların basmağa çıkup bunların yerine bizim serdengeçdi gâzîlerimiz aslâ el kaldırtmadan cümlesin kırup ancak beşini dil alup vezîre getirüp beleğan-mâ-belağ ihsânlar alup ol ân handakın karşu tarafındaki dîvâr dibinde olan bir hayli yerde feth olmamış hınzîrhâne şarampavları var idi, anları gâzîler feth edüp kâfirlerinin üç yüzünü kırup serdengeçdi gâzîleri 116b mezkûr şarampavlar ardında meterize girdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 116a–116b ·
metinde göster ·
… her bâbları açılup herkes kâr [u] kisbinde olurlar. Ekseriyyâ bu rablarda sâkin
olan bir
alay garîbü'd-diyâr ehl-i hıreflerdir.
Der-nişâne-i vekâle-i garîbân-ı mücerredân: Cümleden üç aded bekâr odalarıdır. Başka bevvâbânları vardır. Ba‘de'l-ışâ kapuları sedd olup ale's-seher bâbları açılup herkes kâr [u] kisbinde olurlar. Ekseriyyâ bu rablarda sâkin olan bir alay garîbü'd-diyâr ehl-i hıreflerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 141a ·
metinde göster ·
… p germâ-germ kâmil üç gün ceng-i azîm edüp andan dördüncü günde derûn-ı hisârda
olan bir
alay şerî‘at ve tarîkat u hakîkat ve ma‘rifetullâh bilmez ve hâkimlerine itâ‘at …
Ba‘dehu Bundukanî Venedik'i elinden sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân feth edüp ba‘dehu yine küffâr donanması gelüp Venedik kâfiri bu kal‘aya istîlâ edüp germâ-germ kâmil üç gün ceng-i azîm edüp andan dördüncü günde derûn-ı hisârda olan bir alay şerî‘at ve tarîkat u hakîkat ve ma‘rifetullâh bilmez ve hâkimlerine itâ‘at etmez bir alay azgın kavimler kal‘ayı Bundukanî kâfirine amân ile verüp küffâr kal‘aya duhûl edince derûn-ı hisârda mahsûr olan ümmet-i Muhammed'in amânlarına bakmayup cümle ibâdullâhı bi-esrihim katl eyleyüp kal‘a-i Nova'yı kabza-i teshîre alup ba‘dehu sene 946 târîhinde Sultân Süleymân Hân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân hazretlerinin mesmû‘-ı şerîfleri olunca hemân ol ân Rûmeli eyâletine mutasarrıf olan Dîvâne Husrev Paşa'yı cümle Rûmeli eyâleti askeriyle kal‘a-i Nova üzre serdâr edüp on balyemez ve kırk oda yeniçeri ve on oda cebeci ve on oda topçu ve cümle elli bin asker ile Nova üzre gidüp deryâdan dahi donanma-yı hümâyûn ile Koca Hayreddîn Paşa kal‘a-i Nova limanına lenger endâht olup berren ve bahren Nova kal‘asını dâ’iren-mâdâr çevirüp bi-avnillâh üçüncü günde küffâr amân ile kal‘ayı Dîvâne Husrev Paşa'ya verince mukaddemâ küffâr bu kal‘ayı aldıkda ümmet-i Muhammed'in amânına bakmayup kırdığı gibi bunlar dahi men dakka dukka deyüp küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim ilâ hâze'l-ân tevârîh-i Latin'de,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 154a ·
metinde göster ·
… ammâ bir ta‘b 6a çekmeden bir âsân yol bulup karşu tarafda ibtidâ kulağızımız
olan bir
hâ’in kâfiri katl edüp birin dahi âzâd edüp öbirlerine "Siz dahi bizi selâmete …
Hamd-i Hudâ bu gazâ-yı zafer-me’serde üç bin yedi yüz altmış katana esîr pâ-beste ve dil-haste bend-i zencîr olup onar onar Tatar tarzı bunları tuşaklayup ve cümle atlara avretleri ve gulâmları ikişer ikişer bindirüp beş yüz aded arabaları yine âteşe yakup yine hamd-i Hudâ bir hayli salt ve sebük-bâr olup bir gece nehr-i Morava kenârında ve bir gece nehr-i Raba kenârında yatup ertesi nehr-i Raba'yı ubûr etdik, ammâ bir ta‘b 6a çekmeden bir âsân yol bulup karşu tarafda ibtidâ kulağızımız olan bir hâ’in kâfiri katl edüp birin dahi âzâd edüp öbirlerine "Siz dahi bizi selâmete çıkarın, sizi dahi âzâd ederiz" dedikde "Cân baş üzre" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5b–6a ·
metinde göster ·
… Anıniçün bu kal‘a sarpdır. Ve varoşu kenârında bir toprak yığılı hudûd milleri
olan bir
depe yığılıdır kim Süleymân Hân Beç ve Alman gazâsına giderken yığmışdır.
Ve bu tabyaların dahi cânib-i erba‘aları derin handaklardır ve handaklardan taşrasında meterise girecek yerlerde cümle lağımlardır. Ve bu tabyalar arasında aslâ kal‘a görünmez ve hîn-i muhâsarada bu tabyalardan kal‘aya yaklaşılmaz, ammâ hîn-i muhâsarada bu tabyaların birisi ele girse kal‘a tîz feth olur. Ve mâ tekaddem Yanık kal‘ası bizde iken bu kal‘a âhıru'l-hudûd imiş, ammâ küffâr hemân bir yıldan yine zafer bulup almış. Anıniçün bu kal‘a sarpdır. Ve varoşu kenârında bir toprak yığılı hudûd milleri olan bir depe yığılıdır kim Süleymân Hân Beç ve Alman gazâsına giderken yığmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49b ·
metinde göster ·
Bi’n-nefs cezîre-i Kırım cümle dâ’iren-mâdâr yedi yüz yetmiş altı mîl yerdir. Bu cirmde olan bir cezîrede cümle yigirmi dör[d] kadılık yer. Cümle kadıların azl [ü] nasbları cümle hân elindedir. İllâ dördü Kefe eyâletinde olmak ile Âl-i Osmân'ın elinde dörd kazâ yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 125a ·
metinde göster ·
"Yâ Mu‘âz Ka‘betullâh Allâh evidir. Ana ömründe mâlı çok
olan bir
kerre varmak farzdır, dedin. Bu ne güzel buyurmuş. Hem ziyâret ve hem ticâret v …
"Yâ Mu‘âz Ka‘betullâh Allâh evidir. Ana ömründe mâlı çok olan bir kerre varmak farzdır, dedin. Bu ne güzel buyurmuş. Hem ziyâret ve hem ticâret ve hem seyâhat olur, ammâ biz ata ve dedelerimizden eyle istimâ‘ ederiz kim Allâhu Te‘âlâ evden barkdan ve şeş cihetde olmadan bir bî-zevâl lâ-yezâl bî-mekân Allâh'dır bilirdik. Şimdi Allâh'a bir mekân mı isbât edersiz? Yâ Allâh evine varan Allâh'ı görür mü, eger görürsem şimdi giderim" dedikde Mu‘âz eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b ·
metinde göster ·
denizden bir denize olan zemîni Venedik krallarından Pirinc-pirim ban nâm bir c …
Ammâ zamân-ı kadîmde bu Gördüs kal‘asının karası olan bir denizden bir denize olan zemîni Venedik krallarından Pirinc-pirim ban nâm bir cudam kefere Ebü'l-feth'in Mora üzre geleceğin ilm-i nücûm kuvvetiyle bilüp Mora vilâyetin ada etmek içün bu Gördüs mahallinden kesüp iki Körfez deryâsı boğazların birbirlerine kavuşdurmağa mübâşeret edüp üç kat handak dahi kesüp handakların iç yüzlerine on aded kal‘a-i metîneler yasamış idi ve iki deryâyı birbirlerine kavuşdurmuş idi. Vilâyet-i Mora umûmen yedi yüz yetmiş mîl ihâta eder bir cezîre-i âsûde-hâl olmuşdu, ammâ "El-abdü yüdebbiru ve Allâhu yukaddiru" ol kral-ı dâll-ı bed-fi‘âl Âl-i Osmân'dan havf edüp bu mahalli kesüp deryâ etmişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 259a ·
metinde göster ·
… mahsûl verir. Eğer eşkâl-i dırahtı su’âl olunursa hemân Rûm diyârlarında hâsıl
olan bir
nâr ağacı gibi alçak ve küçük ağacı olur, gûyâ Yemen diyârındaki gibi ağaçdır. …
Hikmet-i Hudâ Âl-i Osmân diyârında bundan gayri yerde kahve ağacı yokdur. Kal‘a kapusunun önünde yol aşırı Cerrâh Alî Çelebi dükkânının ardındaki bâğçesinde bir kahve ağacı var. Her sene bî-hisâb mahsûl verir. Eğer eşkâl-i dırahtı su’âl olunursa hemân Rûm diyârlarında hâsıl olan bir nâr ağacı gibi alçak ve küçük ağacı olur, gûyâ Yemen diyârındaki gibi ağaçdır. Ammâ nazar ta‘alluk etmesin içün kimseye göstermez ve kış eyyâmlarında etrâfını keçeler ile örtüp keçe içre bir tağar âteş yakar, bir temâşâ dıraht-ı mudhikdir. Ve dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 268a ·
metinde göster ·
… har düşmüşlerdir kim gâyet pâk râhdır. Helvâ-fürûş cüvânlarına âşıklardan râci‘
olan bir
râhdır. Zîrâ cemî‘i seyyâhân-ı Rûm ve Arab ve Acem içinde Güzelhisârın helvâcıy …
Ve Helvâcıyân çârsûsu dahi başka bir lezîz şâhrâh-ı azîzdir kim Helvâyî Ömer berekâtiyle bu hiref "yâ Azîz" ismine mazhar düşmüşlerdir kim gâyet pâk râhdır. Helvâ-fürûş cüvânlarına âşıklardan râci‘ olan bir râhdır. Zîrâ cemî‘i seyyâhân-ı Rûm ve Arab ve Acem içinde Güzelhisârın helvâcıyân cüvânânları meşhûr-ı âfâkdır, zîrâ pîrleri Ömer Helvâyî hayır du‘â etmişdir kim "Tatlı ballı ve şekerli yağlı ve lâübâli söyleşin" buyurmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y76b ·
metinde göster ·
sıra evler sokağı içinden garb cânibine Karanlık kapuya dek altı yüz adımdır ve …
Ve bu bâb-ı Menkûsa'dan taşra handak kenârında olan bir sıra evler sokağı içinden garb cânibine Karanlık kapuya dek altı yüz adımdır ve on bir kulle ve sekiz dirsekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y170a ·
metinde göster ·
… -i Mısır olan İbrâhîm Paşa bu Kasr-ı Ayn'ın bir köşesinde Cirid meydânına nâzır
olan bir
kasr-ı âlî inşâ etdükde hakîr-i pür-taksîr küstâhâne bu ebyâtları tahrîr etdik. …
Hattâ bin seksen birinci târîhinde vâlî-i Mısır olan İbrâhîm Paşa bu Kasr-ı Ayn'ın bir köşesinde Cirid meydânına nâzır olan bir kasr-ı âlî inşâ etdükde hakîr-i pür-taksîr küstâhâne bu ebyâtları tahrîr etdik. Cümle lûce ve lâcüverd ile hatt-ı ta‘lîk kırk aded kitâbe-i münakkaşdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y113b ·
metinde göster ·
müstakîm ve dîndâr ve mu‘temedün-aleyh âdemi rûznâmeci ede. Zîrâ hîn-i azilde c …
Ve Mısır vezîrine lâzım olan bir müstakîm ve dîndâr ve mu‘temedün-aleyh âdemi rûznâmeci ede. Zîrâ hîn-i azilde cemî‘i muhîl [ü] şeytanat rûznâmeci elindedir. Rûznâmeci Abdurrahmân Efendi, Kethudâ İbrâhîm Paşa'nın iki yüz kîse ihsânın görüp yine hîn-i azilde İbrâhîm Paşa üzerine altı yüz kîse bindirdi. [[(---) (---) (---)]] Y 192a zimmetinde yedi yüz kîse bakâyâsı kalmışken rûznâmeci tahrîkiyle İbrâhîm Paşa'dan altı yüz kîse zimmet da‘vâ etdiler. [[(---) (---) (---)]] Ba‘dehu Cânpûlâdzâde bir hıyânetin duyup rûznâmeci Abdurrahmân Efendi ba‘de't-ta‘âm küçük [[(---) (---) (---)]] Q 229bP 226b ale'l-akîb bir ferdin âgâhı yok iken katl edüp erbâb-ı dîvân cümle hamd-i Yezdân edüp elinden ve dilinden ve fi‘linden cümle halk âciz ü nâlân ve zebândırâzlığından cemî‘i ümenâ ve keşşâf giryân olmuşlardı. İşte elzem-i levâzımından rûznâmeci bir dîndâr âdem lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y191b–Y192a ·
metinde göster ·