"Ey inpiretore Kostantîn İpol" ya‘nî "Ey pâdişâhlar pâdişâhı Kostantîn Kıral" ve "Ey megalo Hırıstos" ya‘nî "Ey büyük Allâh" ve Latin kavmi olanlar "Boğ çarna Kostantîn" ya‘nî "Allâh Kıralı Kostantîn" ve Urum olanlar, "Va pedakimo vandirfa bidemu va mavra matyamu va psiçemu va psihulemu" ya‘nî "Vay oğul vay cânımdan sevgülüm vay iki gözlerim vay (---)" deyü feryâdları evce peyveste olup her biri birer gûne girye ve feza‘ u çeza‘ etdüklerin Kostantîn işidüp "Anpiretor İpol" dedikleri ya‘nî "Azîmü'ş-şân pâdişâhlar pâdişâhı" dediklerin kendüye zann edüp ve yigirmi otuz bin benî âdemin feryâd [ü] figânları Kostantîn'e hoş gelmeyüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 13a ·
metinde göster ·
… atin kavmi olanlar "Boğ çarna Kostantîn" ya‘nî "Allâh Kıralı Kostantîn" ve Urum
olanlar
, "Va pedakimo vandirfa bidemu va mavra matyamu va psiçemu va psihulemu" ya‘nî " …
"Ey inpiretore Kostantîn İpol" ya‘nî "Ey pâdişâhlar pâdişâhı Kostantîn Kıral" ve "Ey megalo Hırıstos" ya‘nî "Ey büyük Allâh" ve Latin kavmi olanlar "Boğ çarna Kostantîn" ya‘nî "Allâh Kıralı Kostantîn" ve Urum olanlar, "Va pedakimo vandirfa bidemu va mavra matyamu va psiçemu va psihulemu" ya‘nî "Vay oğul vay cânımdan sevgülüm vay iki gözlerim vay (---)" deyü feryâdları evce peyveste olup her biri birer gûne girye ve feza‘ u çeza‘ etdüklerin Kostantîn işidüp "Anpiretor İpol" dedikleri ya‘nî "Azîmü'ş-şân pâdişâhlar pâdişâhı" dediklerin kendüye zann edüp ve yigirmi otuz bin benî âdemin feryâd [ü] figânları Kostantîn'e hoş gelmeyüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 13a ·
metinde göster ·
… lan şeddâdî binâlara Ferhâdî külünkler urup defîne çıkarmak kaydında olup helâk
olanlar
dahi anda medfûndur. Ammâ ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kimesneler leyle-i cum‘ada p …
Bu gûne meşhûr-ı âfâk bir hatt-ı garîbdir kim Rûm ve Arab ve Acem'den niçe bin seyyâh-ı âlem gelüp bu cebbâne-i kadîmi ziyâret edüp bu hat içün ba‘zı ârifân cifrdir derler, ba‘zılar rumûz [u] künûzdur deyü ol mahalde olan şeddâdî binâlara Ferhâdî külünkler urup defîne çıkarmak kaydında olup helâk olanlar dahi anda medfûndur. Ammâ ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kimesneler leyle-i cum‘ada pâ-bürehne olup sûre-i Tekâsür tilâvet ederek gelüp ziyâret ederler. Zîrâ bu mahalde Sahâbe-i kirâmdan ve şühedâ-yı izâmdan niçe bin Muhâcirîn [u] Ensârdan kimesneler medfûndur. Ve beyne'l-ulemâ efvâh-ı nâsda şâyi‘dir kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
… r olup yine zindân-ı medyûn olup ziyâretgâh olmuşdur. Ve bend-i zindândan halâs
olanlar
tasadduk nezerâtlar verüp kâfirlerin beddu‘âlarına karşılık cümle halâs olanlar …
Netîce-i kelâm, Şeyh Maksûd hazretleri yedi günde İslâmbol içre cemî‘i şühedâyı defn edüp hikmet-i Hudâ Hârûnu'r-Reşîd tarafından elçilik ile gelen Seyyid Baba Ca‘fer Sultân gazûb u dilâzâr er olmağile Kıral Grando Mihal ile hüsn-i ülfet etmeyüp mesmûmen şehîd olup Baba Ca‘fer kırala şetm etdüğiyçün kıral âzürde-dil olmağile Şeyh Maksûd'a fermân edüp Baba Ca‘fer'i kâfirlerin mahpûshânesi olan yere defn etdirdi kim cemî‘i mücrim, mahpûs, kâtil, medyûn küffârlar Baba Ca‘fer'e şetm edeler. İlâ-hâze'l-ân Zindân kullesi içinde Seyyid Baba Ca‘fer Sultân medfûndur. Ammâ hamd-i Hudâ İslâmbol'un fethi müyesser olup yine zindân-ı medyûn olup ziyâretgâh olmuşdur. Ve bend-i zindândan halâs olanlar tasadduk nezerâtlar verüp kâfirlerin beddu‘âlarına karşılık cümle halâs olanlar hayr du‘â ederler bir ziyâretgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
… olanlar tasadduk nezerâtlar verüp kâfirlerin beddu‘âlarına karşılık cümle halâs
olanlar
hayr du‘â ederler bir ziyâretgâhdır.
Netîce-i kelâm, Şeyh Maksûd hazretleri yedi günde İslâmbol içre cemî‘i şühedâyı defn edüp hikmet-i Hudâ Hârûnu'r-Reşîd tarafından elçilik ile gelen Seyyid Baba Ca‘fer Sultân gazûb u dilâzâr er olmağile Kıral Grando Mihal ile hüsn-i ülfet etmeyüp mesmûmen şehîd olup Baba Ca‘fer kırala şetm etdüğiyçün kıral âzürde-dil olmağile Şeyh Maksûd'a fermân edüp Baba Ca‘fer'i kâfirlerin mahpûshânesi olan yere defn etdirdi kim cemî‘i mücrim, mahpûs, kâtil, medyûn küffârlar Baba Ca‘fer'e şetm edeler. İlâ-hâze'l-ân Zindân kullesi içinde Seyyid Baba Ca‘fer Sultân medfûndur. Ammâ hamd-i Hudâ İslâmbol'un fethi müyesser olup yine zindân-ı medyûn olup ziyâretgâh olmuşdur. Ve bend-i zindândan halâs olanlar tasadduk nezerâtlar verüp kâfirlerin beddu‘âlarına karşılık cümle halâs olanlar hayr du‘â ederler bir ziyâretgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
… e {câmi‘i tezyîn ederlerdi}. Ve ehl-i basîret ü hayret ve sâhib-i akl u kiyâset
olanlar
bu câmi‘ mehbıt-ı nûr-ı Hudâ'yı görenler vâlih [ü] hayrân ve mest [u] medhûş se …
Ve hergiz seyr [ü] temâşâsına ukûl-ı fuhûl, havâs u mikyâs ve bî-kıyâs ve mühendisîn-i sâhib kiyâsa istiyâs ü irtibâs gelüp gûnâ-gûn eyvân-ârâyîş nakş-ı bûkalemûn ve âvîze-i maslûbât-ı ser-nigûnlar ile {câmi‘i tezyîn ederlerdi}. Ve ehl-i basîret ü hayret ve sâhib-i akl u kiyâset olanlar bu câmi‘ mehbıt-ı nûr-ı Hudâ'yı görenler vâlih [ü] hayrân ve mest [u] medhûş ser-gerdân olurlar. İle'l-ân Cennet-i Adn-i berînden nişân verir bir câmi‘-i zîşândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 36b ·
metinde göster ·
… r: Ekrâd-i Kilis, Birecik, Ma‘arra ve Azez ve Belîs ve Antâkıyye ve sâlyâne ile
olanlar
Mazîk ve Ulu Türkmân. Haleb paşa sancağıdır.
Sancakları bunlardır: Ekrâd-i Kilis, Birecik, Ma‘arra ve Azez ve Belîs ve Antâkıyye ve sâlyâne ile olanlar Mazîk ve Ulu Türkmân. Haleb paşa sancağıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 51b ·
metinde göster ·
… kethudâsı ve tîmâr defterdârı ve yaya beğleri ve ze‘âmetleri elli binden ziyâde
olanlar
sancağa çıkdıkda yüz bin akçe ile çıkarlar kânûndur. Ve bir sancak mahlûl olsa …
Sekbânbaşı ve defter kethudâsı ve tîmâr defterdârı ve yaya beğleri ve ze‘âmetleri elli binden ziyâde olanlar sancağa çıkdıkda yüz bin akçe ile çıkarlar kânûndur. Ve bir sancak mahlûl olsa müstahık olan beğe terakkî ile ihsân olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 53a ·
metinde göster ·
… lü ve erbâb-ı tîmâra üç bin akçede bir cebelü vermek kânûndur. Ve on bin akçesi
olanlar
on binden ze‘âmete varınca mutasarrıf olanlar üç cebelü verir.
Evvelâ eyâlet-i Rûmeli cümle sancaklarında olan ze‘âmet [ve] tîmârları tokuz bin iki yüz yetmiş dörd kılıçdır. Tokuz yüz on dördü ze‘âmetdir mâ‘adâsı tezkirelü ve tezkiresiz tîmârdır. Erbâb-ı zü‘amâya beş binde bir cebelü ve erbâb-ı tîmâra üç bin akçede bir cebelü vermek kânûndur. Ve on bin akçesi olanlar on binden ze‘âmete varınca mutasarrıf olanlar üç cebelü verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 54b ·
metinde göster ·
… vermek kânûndur. Ve on bin akçesi olanlar on binden ze‘âmete varınca mutasarrıf
olanlar
üç cebelü verir.
Evvelâ eyâlet-i Rûmeli cümle sancaklarında olan ze‘âmet [ve] tîmârları tokuz bin iki yüz yetmiş dörd kılıçdır. Tokuz yüz on dördü ze‘âmetdir mâ‘adâsı tezkirelü ve tezkiresiz tîmârdır. Erbâb-ı zü‘amâya beş binde bir cebelü ve erbâb-ı tîmâra üç bin akçede bir cebelü vermek kânûndur. Ve on bin akçesi olanlar on binden ze‘âmete varınca mutasarrıf olanlar üç cebelü verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 54b ·
metinde göster ·
: Evvelâ Hoca Ömer Efendi ibtidâ menba‘-ı fesâd budur ve Dârü's-sa‘âde Ağası Sül …
Osmân Hân şehâdeti günü katl olanlar: Evvelâ Hoca Ömer Efendi ibtidâ menba‘-ı fesâd budur ve Dârü's-sa‘âde Ağası Süleymân Ağa'yı pâre pâre ve Vezîr Dilâver Paşa'yı pâre pâre, Kâ’immakâm Ahmed Paşa, Defterdâr Bâkî Paşa, Sekbânbaşı Nasûh Ağa, Yeniçeri Ağası Alî Ağa'yı pâre pâre etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 61a ·
metinde göster ·
"Hay gidi Osmânlı Ahıçka bahânesiyle üzerime geliyor" diyüp Dişlen Hüseyin Paşa'yı ziyâfet tarîkiyle kal‘aya çağırup taşrada kalan askerinin cümle erzâkların gâret ü tâlân etdirüp bî-günâh ve bî-haber niçe bin ümmet-i Muhammed şerbet-i şehâdeti nûş edüp Hüseyin Paşa dahi kal‘ada bu câm-ı ecelden nûş edüp 64b mest [u] medhûş olup bakıyyetü's-seyf olanlar uryân [ü] büryân ve nâlân [ü] giryân Tokat'da Halîl Paşa'ya yetişüp feryâd [ü] tazallum etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 64a–64b ·
metinde göster ·
… stân-ı dostân olup şöhre-i şehr oldukda cümle ehl-i ırz ve bî-garaz hâmû-yı dîn
olanlar
‘Hayfâ ve dirîg vâ hasretâ ve vâ firkatâ’ deyü âh [u] enîn etdiler.
Pâdişâhım, bu ahvâl-i pür-melâl dâstân-ı dostân olup şöhre-i şehr oldukda cümle ehl-i ırz ve bî-garaz hâmû-yı dîn olanlar ‘Hayfâ ve dirîg vâ hasretâ ve vâ firkatâ’ deyü âh [u] enîn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65a ·
metinde göster ·
… bir tula serâmed, rakîk ü nahîf minâre-i mevzûnu var kim ilm-i hendeseye mâlik
olanlar
vâlih [ü] hayrân olurlar. Ahmer-gûn bir minâre-i mevzûndur. Bu câmi‘i Ser-bevvâ …
Ammâ câmi‘, Aynî Hâtûn binâsıdır (---) pûşîde ve bir tula serâmed, rakîk ü nahîf minâre-i mevzûnu var kim ilm-i hendeseye mâlik olanlar vâlih [ü] hayrân olurlar. Ahmer-gûn bir minâre-i mevzûndur. Bu câmi‘i Ser-bevvâbân Arslan Ağa nâm şecî‘ amâr etdikde atebe-i ulyâsı üzre ta‘mîrine târîhdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 123b ·
metinde göster ·
… çün ma‘mûr sarây-ı âlîdir. Hâlâ içinde Kethudâ Arslan Ağa sâkin idi. Ma‘lûmumuz
olanlar
bu hânedânlardır.
Ve mihmânsarây-ı Kösem Vâlide, a‘yân-ı kibâr sâkin olmağiçün ma‘mûr sarây-ı âlîdir. Hâlâ içinde Kethudâ Arslan Ağa sâkin idi. Ma‘lûmumuz olanlar bu hânedânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı acemî oğlanları: Hicret-i nebeviyyenin sene 17'sinde Mekke feth olup Ebû Süfyân bin Sahr bin Harb ve Halîm bin Cerâm ve Bedîl bin Vertâ ve ikrime bin Ebû Cehil ve Abdullâh bin Sa‘d bin Ebî Sarh ve Hazret-i Ebûbekir'in pederi Ebî Kuhâfe mekfûfü'l-basar iken bu cümlesi gelüp Hazret-i Risâlet huzûrunda İslâm ile müşerref olup cümlesi ta‘allukâtlarına İslâm teklîf edüp akrabâları İslâm kabûl etmediklerinden Hazret-i ikrime ve Ebî Kuhâfe akrabâlarının mâl [u] emvâl [u] erzâkları gâret olunup evlâdları esîr olmaların ricâ etdiler. Resûl-i Hudâ dahi Sahâbe-i kirâma izin verüp nehb [ü] gâret olunup evlâd [u] iyâllerin {esîr edüp} yine kendülere ihsân olunup ma‘a ziyâdesin Ashâb-ı kirâma terbiye olunmaları içün cümle üsârâ-yı gaşîmi tevzî‘ {etdiler}. Bu gaşîm acemî olanlar ibtidâ andan kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 153b ·
metinde göster ·
Samadyakapusu'nda ve Kumkapu'da ve Yeni Balıkbâzârı'nda ve Unkapanı'nda ve Cibâ …
İslâmbol'un cânib-i erba‘asında meyhâneler çokdur, ammâ vefret üzre olanlar Samadyakapusu'nda ve Kumkapu'da ve Yeni Balıkbâzârı'nda ve Unkapanı'nda ve Cibâlikapusu'nda ve Ayakapusu'nda ve Fenerkapusu'nda ve Balatkapusu'nda ve karşıda Hâsköy'de ve Galata demek meyhâne demekdir kim Allâhümme âfinâ gûyâ Malta ve Alakorna kâfiristânıdır, andan tâ Karadeniz Boğazı'na varınca elbette her rabtada meyhâne mukarrerdir, ammâ Ortaköy ve Kuruçeşme ve Arnavudköyü ve Yeniköy ve Tarabya ve Büyükdere ve Anatolu tarafında Kuzguncuk'da ve Çengelköyü'nde ve Üsküdar'da ve Kadıköy'de cümle bu zikr olunan şehirlerde tabaka tabaka beşer altışar kat meyhânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b ·
metinde göster ·
… r ile ta‘bîr ve tavsîf olunmaz. Ehl-i derd olup ahlât-ı fâside marazına mübtelâ
olanlar
bunda üç gün üç gice İçme suyından nûş edüp bi-emrillahi Te‘âlâ kimi istifrâğ e …
Evsâf-ı âb-ı müshilât, İçme : Her sene mâh-ı temmûzda kiraz mevsiminde cümle İslâmbol'dan ve gayrı büleydelerden niçe bin âdem cem‘ olup çadırlarında bir sâz [u] söz u ayş ve nûş edüp kırk gün kırk gice leb-i deryâda top u tüfenk ve fişenk şâdmânları olur kim diller ile ta‘bîr ve tavsîf olunmaz. Ehl-i derd olup ahlât-ı fâside marazına mübtelâ olanlar bunda üç gün üç gice İçme suyından nûş edüp bi-emrillahi Te‘âlâ kimi istifrâğ edüp sarı sarı ve yeşil yeşil safrâ ve sevdâ ve balgam ve ahlâtlar çıkar kim râyiha-i habîsinden âdem helâk mertebesine varır. Ba‘zı âdemin aşağısından safra ve sevdâ ve ahlât ve kara balgam ve namazbur ve okran ve sîrence nâm emrâz-ı muhtelifeler çıkar kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ba‘zısından bilâ-teşbîh, tesbîh gibi dizilmiş çıkınca çıkınca şeyler çıkup kırkar ellişer boğum bağırsak-misâl çıkıları çalılara sererler, gelüp gidenler temâşâ ederler. Aceb hikmetdir kim 242b ba‘zı çıkıları yarup içinden niçe yüz siyâh başlı kurdlar ve kelebek misillü mahlûk haşerâtlar çıkar. Bir yalçın kayadan kaynayup çıkar. Berrâk ve latîf sudur ammâ sehel şûrcadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 242a–242b ·
metinde göster ·
… -i kelâm cemî‘î seyyâhân-ı berr u bihâr ve üstâdân-ı hezâr-kâr-ı zevi'l-iktidâr
olanlar
bu minber-i ibret-nümûnu görüp engüşt ber-dehen edüp "Bu makdur-ı beşer kârında …
Evsâf-ı minber-i Câmi‘-i Sinop: Eyle bir musanna‘ mermer-i ibret-nümâdır kim sitâyişinde kerrûbiyânlar dahi âcizlerdir. Lâkin alâ-kadri't-tâka bu hakîr-i pür-taksîr deryâda katre [ve] güneşde zerre kadar tavsîf edelim. Evvelâ üstâd-ı kâmil-i kudemâ bu minberi altı kıt‘a mermer-i hâmdan inşa edüp her pâresin birbirine eyle mümtezic etmiş kim ne kadar kuvvet-i basara mâlik olan Cemşîd-i hezârfen kimesneler im‘ân-ı nazar ile bu minbere nazar etseler her kıt‘a taşın birbirine imtizâcı yerin fark edemezler. Gûyâ yekpâre bir minber-i ra‘nâdır. Cenâb-ı İzzet rûy-ı arzda ne kadar nebâtât [u] şükûfe ve ezhârât halk etmişse üstad-ı mermer-bür nakkâş yed-i tûlâsın ayân edüp bu minberde icrâ etmişdir kim diyâr-ı İslâm'da bir minber buna mu‘âdil değildir. Meğer Bursa'da Ulu Câmi‘ minberi ola. Ammâ bu minberin tarz [u] tarhı rub‘-ı meskûnda yokdur. Zîrâ bunda olan üç kat biri biri altında islimî ve rûmiler ve dal kırma [ve] zülf-i nigâr ve nilüfer-i çîn ve gül-i nesrîn nakışları ile müzeyyendir. Hulâsa-i kelâm cemî‘î seyyâhân-ı berr u bihâr ve üstâdân-ı hezâr-kâr-ı zevi'l-iktidâr olanlar bu minber-i ibret-nümûnu görüp engüşt ber-dehen edüp "Bu makdur-ı beşer kârından değildir. Ancak bir kibâr-ı evliyâullahın ızhâr-ı kerâmetidir" derler. Tâ bu mertebe sihr-i i‘câz bir minber-i bî-misâldir. Bu câmi‘-i zîbâ kal‘a varoşunda olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlik ma‘bedgâh-ı kadîm müstecâbü'd-da‘ve yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246b ·
metinde göster ·
… rkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde
olanlar
ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘a …
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
… ur. Bu germâbların suyundan develer ile götürüp cereb ü cüzzâm marazına mübtelâ
olanlar
nûş edüp sıhhat bulurlar. Meşhûr-ı âfâk ılıcalardır. Bu şehri temâşâ edüp andan …
Evsâf-ı germâb: Bu aşağı rıbâtın kıble cânibindeki dîvârın önünde yedi aded ılıcalar vardır. Suyu gâyet i‘tidâl üzredir. Kubbe-i muhtasarlar ile mebnî germâb-ı hummelerdir. Ve sekiz aded üstü açık kaynak ılıcalar vardır. Her biri birer gûne hayvânâtlara nâfi‘dir. Ya‘nî at ve katır ve deve ve sığır ve koyun ve sâ’ir hayvânlar marîz olup bu hummelerde mezkûr hayvânları gasl etseler bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur. Bu germâbların suyundan develer ile götürüp cereb ü cüzzâm marazına mübtelâ olanlar nûş edüp sıhhat bulurlar. Meşhûr-ı âfâk ılıcalardır. Bu şehri temâşâ edüp andan yine cânib-i şarka 3 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 291a ·
metinde göster ·
… ın" deyü elçiyi kovup kal‘a-bend olmağı irtikâb ederler. Ammâ yine akıbet-endîş
olanlar
meşveret edüp asker-i İslâm'ın muhâsarasına tâkat getiremeyeceklerin bilüp bir …
Müverrihân-ı İrân-zemîn olan Şerefnâme sâhibi nakli üzre bu kal‘a ibtidâ İskender-i Zülkarneyn'in hazînedârı Betlis 319a binâsıdır. Hatta Van eyâletinde Betlis kal‘ası dahi anın binâsıdır. Hulâsa-i kelâm bu kal‘a üzre niçe yüz kerre niçe yüz bin yâğîler ve bâğîler gelüp muhâsara edüp mülûkden mûlüke vakf bir kârhâne-i Tiflis'dir. Âhir bu kal‘a Gürcîstân hâkimlerinden Dâvûd Hân hükmünde iken mezkûr hân Âl-i Osmân havfinden şâh-ı bed-fi‘âlden tâc-ı bî-revâc giyüp hânlık pâyesiyle mülkine melîk olmuşdu. Niçe eyyâm mülkiyyet üzre Enüşirvân-misâl adâlet edüp ma‘mûr [u] âbâdân etmişken âhir sene 986 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Lala Kara Ferhâd Paşa diyâr-ı Gürcîstân üzre yer götürmez asâkir-i bî-pâyân ile kal‘a-i Çıldır'ı ve yetmiş aded tevâbi‘i kal‘aları feth edüp azîmet-i kal‘a-i Tiflis ve kavm-i müflis üzre serdâr-ı mu‘azzam azîmet etdüğün mezkûr Dâvûd Hân istimâ‘ edüp kırk bin asker Tiflis kal‘asına müstahfızân koyup cenge âmâde olup kal‘a-i Tiflis'i gereği gibi metânet üzre âmâde idi. Beri tarafdan asker-i deryâ-misâl kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Şûrân sahrâsına gelüp meks-i hıyâm edüp ibtidâ hâkim-i Tiflis'e bir nâme ile resûl gönderüp ibtidâ dîne da‘vet edüp ba‘dehû kal‘ayı pâdişâha teslîm ve ba‘dehû kal‘a hâricinde harâc-güzâr re‘âyâ olasın ve illâ dîn-i mübîn uğruna kılıçdan geçüp cümle ehl [u] ıyâliniz esîr ü pâ-beste ve dil-haste olması mukarrerdir. Kânûn-ı Hazret-i Risâlet üzre nâme varınca kırâ‘at olunup mefhûmu ma‘lûm olunca cümle kefere ve fecere ve cümle Kızılbâş-ı evbâş [u] nâ-tırâş bir yere cem‘ olup müşâvere eder. Netîce-i kelâmları ol olur kim "Osmânlı bildiğinden kalmasın" deyü elçiyi kovup kal‘a-bend olmağı irtikâb ederler. Ammâ yine akıbet-endîş olanlar meşveret edüp asker-i İslâm'ın muhâsarasına tâkat getiremeyeceklerin bilüp bir gice cümlesi firâr ve terk-i diyâr edüp kal‘a hâlî üzre bırağırlar. Bu ahvâl-i meserret-hâl serdâr-ı mu‘azzamın mesmû‘ları olup asâkir-i İslâm ile kal‘adan çıkan küffârın akîblerine düşüp kal‘a-i Tiflis kurbunda nehr-i Kür'den ubûr edüp bir gün bir gice ılgar ile kal‘a-i Zekim altında kal‘a-i Tiflis hânına irüp bir sa‘b u metîn ve sengistân ve çengelistân içre bir becene-i azîm içine kal‘adan götürdükleri girân-bahâ metâ‘ları ve cümle ehl [u] ıyâlleriyle mütehassın olmuşlar. Bi-inâyetillahi Te‘alâ guzât-ı müslimîn mûr-i bî-hisâb mâra üşer gibi Gürcî ve kızılbaşın cânib-i erba‘asından hücûm edüp bir hayli ceng-i azîm olur. İçerden küffâr amân deyüp aslâ amân vermeyüp kırk bin mikdârı bed-re’y Gürcî ve kızılbaşın başların tırâş edüp bî-baş vücûdların hâke salup asâkir-i İslâm ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olurlar kim en ednâsı bir kalkan dolusu altuna mâlik olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b–319a ·
metinde göster ·
Hemân ol mahalde serdâr-ı zafer-şi‘âr yeniçeri ağasın yedi oda yeniçeriyle kal‘a-i Tiflis zabtına gönderüp kendüleri asâkir-i İslâm ile ol gün kal‘a-i Zekim'i muhâsara edüp amân ile, feth-i kal‘a-i Zekim sene 986, içine asker koyup andan cânib-i şimâli bir günde kal‘a-i Kerîm, muhâsara edüp aslâ hücûm-ı Âl-i Osmân'a tâkat getiremeyüp emân ile kal‘ayı serdâr-ı mu‘azzama teslîm etdiler. İçinde olanlar dârü'l-bevârlarına gitdiler. Ammâ hakîr kal‘a-i Zekim'i görmedim, ammâ Kâht kal‘ası sahrâsından güzer ederken kal‘a-i Kerîm'i görmüşüm, lâkin ana dahi girmemişim. Andan serdâr-ı mûmâileyh şikârın almış kağan arslan gibi bu eyâletde niçe şikârlar alup yigirmi altı pâre sağîr ü kebîr kılâ‘lar dahi feth edüp kimin harâb ve kimisin imâr edüp gereği gibi levâzımât [u] mühimmâtların görüp ve her birine dizdâr ve cebehâneler ve mustahfızân asker koyup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Tiflis'e dâhil olduğu ân bir şâdmân-ı Âl-i Osmâniyân olur kim vilâyet-i İrân ve eyâlet-i Şirvân sıyt u sadâ-yı top-ı kal‘a-kûbdan velvele-nâk olup ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 319a ·
metinde göster ·
… da derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr velvele-i askeri görüp derûn-ı kal‘ada
olanlar
bîm ü havf [u] haşyete düşüp hedâyâlar ile taşra çıkup emân istediler. Ba‘dehû …
Ve Yovane nevâhîleri yedi günde bî-bâk ve bî-pervâ avlandı kim yed-i kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî gözlü mahbûb u mahbûbeler sayd [u] şikâr olundu kim her biri birer Mısır [u] Rûm harâcı değer. Andan kal‘a-i Tegrek zeylinde meks olundukda derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr velvele-i askeri görüp derûn-ı kal‘ada olanlar bîm ü havf [u] haşyete düşüp hedâyâlar ile taşra çıkup emân istediler. Ba‘dehû emân verüp yahşî bâkireler ve mahbûb gulâmlar hedâyâları getirüp ığmâz-ı ayn olundu. Anı ubûr edüp altı aded nâhiyeler dahi gâret olunup firâvân mâl-ı ganâ’im alındı. Ammâ nevâhîlerin isimleri ma‘lûmım değildir. Bu nevâhilerin hâneleri harâb u tâlân ve halkı esîr-i nâlân olup andan ubûr edüp on bir pâre kal‘alardan hedâyâlar gelüp ordu-yı İslâm sağîr u kebîr üsârâ-yı gûnâ-gûn ile ıskarça olup mâl-ı ganâ’imi ve bakır-âvânî eşyâları asker-i İslâm yüklenmede aciz-mânde oldular. Niçe gâzîler gerüye avdet edüp nehr-i Çoruğ'a varup anda metâ‘ [u] mâl-ı ganâ’imlerin Gönye kal‘asına, andan gemiyle Tarabefzûn'a götürüp girân-bahâ ile her metâ‘ın âkılâne fürûht edüp hamd-i Hudâ sene (---) târîhinde Azak gazâsına giderken Gönye kal‘asında meks edüp Mikrilistân'ın mutî‘ [u] münkâd olan yerlerine ticâret tarîkiyle Ketenci Ömer Paşa'nın kethüdâsı Hüseyin Ağa elçilik ile gitdikde ma‘an gidip Mikrilistân'ı seyr [ü] temâşâ etmişdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332b ·
metinde göster ·
… ere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark
olanlar
karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânlar …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
sadrıa‘zamdan hil‘at-i fâhireler giyüp niçeler manâsıb-ı âlîye nâil oldular. Be …
bu ma‘reke mâbeyninde fesâda bâ‘is [ve] bâdî olan Bıyıklı Mahmûd nâm şakî Ahûrkapu'dan bir kayığa binüp Üsküdar'dan Bursa'ya firâr etdi. Mâh-ı mezbûrun on yedinci gün yevm-i selâse idi. Edirne Sarâyı gılmânları gelüp mertebelerince sarây-ı hâssa alınup dâmen-i şehriyârî ile müşerref olup niçeleri taşra çıkdılar. Ba‘dehû Bıyıklı Mahmûd eşkıyânın kellesi Bursa beğinden gelüp Bâb-ı Hümâyûn önüne konup niçe gün İslâmbol içre} bu ceng-i musîbet-i pür-melâl olup tav tavlanup sav savlanup herkes mansûr [u] muzaffer olduk deyü hânelerine gidüp cümle ser-i kârda olanlar sadrıa‘zamdan hil‘at-i fâhireler giyüp niçeler manâsıb-ı âlîye nâil oldular. Beri tarafda Atmeydânı'nda 372a küme küme yığın uryân mahlûk-ı Hudâyı asesbaşı ve subaşı arabalara ve at hamâllarına ve Kumkapu meyhâneci keferelerine ve bozacı çören Arnabud keferelerine yükledüp cümle na‘şe-i Muhammed ümmetin Ahûrkapu'dan deryâya ilkâ edince süd gibi deryâ hikmet-i Hudâ el-azametullah cûş [u] hurûşa gelüp lodos rüzgârı telattumu cümle ibâdullahın vücûdların Üsküdar'a ve Kadıköyü'ne ve Kâsımpaşa'ya ve Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'ye götürüp her birin birer köşede sâhibü'l-hayrâtlar defn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371b–372a ·
metinde göster ·
Bu mahalde Çarhacı Defterdârzâde efendimiz Âl-i Osmân askerine nevbet vermeyüp Celâlîlere göz açdırmayup yedinci hamlede kendü askerinden niçe yüz nâmdâr serdâr yiğitleri şehâdet şerbetin nûş etdiler. Âhir-i kâr hâh nâ-hâh sene (---) târîhinin mâh-ı (---) gününde mu‘cizât-ı Muhammedi'l-Mustafâ berekâtıyla bâd-ı nesîm-i nusret Çarhacı Mehemmed Paşa tarafına esüp Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı'nın derûnlarına ra‘b u bîm düşüp Mehemmed Paşa efendimiz sebebiyle bozulup Bulgurlu dağında bulgur kusup bir kerre yan verüp bir kerre hîle edüp gerüye dönek edem sandı. "El-abdü yüdebbiru vallahu yukaddir, bre Celâlîler bozuldu" deyince sekiz sâ‘at ceng-i azîmden sonra el-azametullah Üsküdar sahrâsında olan Âl-i Osmân askeri talattum-ı deryâ gibi temevvüc edüp cemî‘i mîr-i mîrânlar ve sâyîr mîr-i livâlar ve piyâde ve esb-süvâr asâkir-i nusret-mü’esser tablların döğerek ve cemî‘i yeniçeriyân meydân-ı Arasat günü yerden çıkar gibi meterîslerinden çıkup her biri birer ejder-i heft-sere dönüp pâ-bürehne çâpük olanlar "Bre Gürcî keferesi bozuldu!" deyüp serdâr çarhacı Mehemmed Paşa cümle askeriyle Gürcî Nebî'nin asker-i menhûsu ardına düşüp sâ’ir guzât-ı müslimîn dahi Celâlîlere Kayış pınarında ve Çamlıca'da ve Bulgurlu'da ve Sarı Kadı'da tâ Kocaeli hudûdlarına varınca kova kıra Kayış pınarında Celâlînin kayışların arkalarından çıkarup kellelerin der-i Devlete getirüp mallarıyla muğtenim olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33a ·
metinde göster ·
"Tûfân hemân Arz-ı Mukaddese'de oldu" derler. Eyle ise âyet Arapça nassına gö …
âyet-i delîl [ü] bürhândır kim cCebel-i Cûdî'de ba‘de't-tûfân sefîne-i Nûh Necî karâr edüp şehr-i Cûde'yi seksen nefer kimesne imâr edüp tavattun edüp evlâd-ı evlâdları münteşir olup cümle târîhde anınçün Hazret-i Nûh'a "Âdem-i Sânî" ve "Eb-i Sânî" dediler. Ba‘dehû ol şehr-i Cûde bir bender şehr-i azîm olup andan cümle evlâd-ı Nûh ve ümmet-i Nûh bu şehirden murâd edindikleri arz-ı hâliyelere istilâ edüp mahsûldâr yerleri imâr etmeğe 35a başlayup ibtidâ Arz-ı Hâsân'da şehr-i Arîş binâ oldu. Andan şehr-i Balîs, andan Mısr-ı Atîk mukâbelesinde Hazret-i İdrîs'in ta‘lîmiyle Cize hâkinde Sureyd Hakîm'in binâ etdüğü Ehrâm dağların bulup anda Heremin nâm bir şehri Kalimon-ı Kehene binâ etdi. Andan sonra hâlâ Mısr-ı Atîk kim ana ol asrda şehr-i Fustât derlerdi, ol imâr oldu. Bi-kavli müverrihîn Hazret-i Nûh Tûfân'dan halâs olduğu gün yevm-i Aşura idi. Herkesde bulunan ta‘âmları bir kazgana koyup tabh edüp tenâvül edüp nâmına "Aşura" dediler, Hazret-i Nûh sünnetidir. Ve ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûhı'n-Necî üç yüz sene mu‘ammer olup üç oğlu dahi oldu. Bir oğlu Hâm'dır, kara Zengiler ve Fir‘avnîler ve Cebbârîn kavmleri bu Hâm'ın zürriyyetinden vücûda gelmişlerdir. Ve bir oğlu Sâm'dır. Arab ve Acem ve cümle peygamberler anın sülâle-i ırk-ı tâhirinden vücûda gelmişlerdir. Ve bir oğlu Yâfes'dir. Türk ü Tatar ve Sakâlib Ye’cüc ü Me’cüc bunun neslinden vücûda gelmişlerdir. Bir oğlu Ken‘ân idi. Babası Nûh Nebî ile gemiye girmeyüp peygamber belinden gelüp mürtedd olan ibtidâ bu Ken‘ân'dır. Cümle Mısır Kıptîleri ve Malta kâfiri Arabı ve Cezîre-i Girid'de İsfakiye Arabı Kıptîdendir, zuhûrları Mısır İskenderiyyesi'ndendir kim asılları Kıbtî ve Ken‘ân b. Nûh'a müntehîlerdir. Ken‘ân babasıyla zevrak-ı rahmete girmeyüp bir tuç kumkuma içre me’kûlât meşrûbâtıyla kumkuma içre girüp yeye, içe, sıça devr-i dâ’im gene yeye yeye necâsetinde gark olup Tûfân'da kumkumasıyla bir kenara çıkup hâlâ Mısır'ın sa‘îd-i âlîsi elvâhât evvel-i Nakraveş kurbunda kumkuması bârçeleriyle bir gâr içre yatar. Kabâbıta kavminin ziyâretgâhlarıdır. Hakîr üç kerre uğrayup temâşâ etdik. Deyr-i kadîm-misâl bir gâr-ı yetîmân dâr-ı bî-îmândır kim ol Ken‘ân hakkında sûre-i (---) âyet (---)Arapça nassı bu Ken‘ân hakkında kıbel-i Hak'dan alâ tarîkı'l-kısas Habîb-i Hudâ'ya nâzil olmuşdur. Niçe müverrihler Hâm ve Sâm ve Yâfes Tûfân'da gemi içre bile idi, derler. Ba‘zılar, Tûfân'dan sonra vücûda geldiler, derler. Sahîhi bu ola. Netîce-i merâm Tûfân'dan sonra gemi içre olan seksen nefer kimesneden bu dünyâ benî Âdem ile mâlamâl olduğundan Hazret-i Nûh'a Âdem-i sânî derler. Bir rivâyetde Ferîdûn Hazret-i Nûh ile gemide bile idi. Tatar andan tenâsül buldu, derler. Ferîdûn'un kabri Heyhât sahrâsında medfûn olduğu inşâallah mahalliyle tahrîr olunur. Ammâ bu Hazret-i Nûh'un ziyâretgâhı olan Kerk-i Nûh karyesi semtinde cebel-i Deyr derler bir kûh-ı bülend vardır. Bir tarafı cânib-i garba, Berût cânibinde Akdeniz'e nâzırdır. O cebel-i müntehâ içre yetmiş iki mezâhib fırak-ı dâlleden Dürüzî Timânî ve Yezîdî ve Mervânî kavmi sâkinlerdir. Ve bu cebelde zikri sebkat eden Ken‘ân b. Nûh aleyhi's-selâmın bir mağarası vardır. Ehl-i Sâm, Ken‘ân babasıyla gemiye girmeyüp kumkuma içre bu mahalde gark olduğuna sûre-i Nûh (---) âyet-i şerîfi delîl ederler. Arapça bu mahal içündür deyü müfessirîn tefsîr etmişlerdir. Ve ale'l-ittifâk Tûfân-ı Nûh ibtidâ bu Bukâ‘ sahrâsındaki nehr-i Tennûr'dan zuhûr edüp cihânı cümle gark etdi. Mezheb-i hukemâda olanlar "Tûfân hemân Arz-ı Mukaddese'de oldu" derler. Eyle ise âyet Arapça nassına göre Hazret-i Nûh'un gemisi cebel-i Cûdî üzre ka[râr] etdikde Cûde ve Musul ve Irâk-ı Acem ve Kurna ve Basra cümle arz-ı mukaddes olmuş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 34b–35a ·
metinde göster ·
… kim cemî‘i Dürüzî ve Nusayrî ve Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde
olanlar
bu dağda mevcûddur. Bir ucu Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bi …
Şâm'ın cânib-i garbında üç menzil ba‘îd Bukâ‘ sahrâsının şimâlinde evc-i âsumâne çıkmış bir kûh-ı bülend-i ma‘mûr [u] âbâdândır kim cemî‘i Dürüzî ve Nusayrî ve Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde olanlar bu dağda mevcûddur. Bir ucu Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bir ucu cânib-i kıblede kırk konak Mekke-i Mükerreme kurbunda vâdî-i Hicâz'da nihâyet bulur. Böyle bir tûl [u] dırâz cebel-i mümtâzdır. Bunda olan uyûn-ı câriyeler bî-nihâyedir ve bî-hisâb gûnâ-gûn eşcârât-ı müsmirrâta hadd u hasır yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe Dürüzî cüvânları olur kim gûyâ la‘l-gûn dürrâkî şeftâlû yanaklı ve kiras dudaklı, sîmîn-ten, mükahhal gözlü, mümtâz [ü] müstesnâ meh-pâre mahbûbları olur. Ve cümle Frenk ve Arab hukemâları ve cümle kimyâgîrler bu dağlara mevsim-i bahârda urûc edüp niçe kerre yüz bin elûl-i edviye haşâyîş-i nâfi‘a-i bî-nihâye cem‘ edüp niçe bin garâr yükü ahşâbâtı dâ’-i devâ içün diyâr diyâr götürürler. Ve kimyâgîrler niçe elvân otlar bulurlar. Bu cebelde bir gûne ot vardır {ol otu yeyen} koyunun ve keçinin dişleri altun gibi olur. Anın erbâbı olanlar bulup kimyâya idhâl edüp altun 35b ederler, ammâ nâdirâtdan bir gûne giyâhdır. Hakîr bu cebelin ziyâretine urûc etdikde niçe yüz gârlar içre sulehâ-yı ümmetden büdelâ ve melâmiyyûn ve mecâzibûndan kimesneler vardır kim kırkar ellişer senedir bıçağ ile boğazlanmış zî-rûh kısmından bir şey tenâvül etmemişlerdir. Ve haftada bir iftâr edüp gündüz sâ’im ve gice kâ’im kuvvet-i kudsiyye sâhibi cânlar vardır kim haftada bir hurma ve üç bâdem ve bir filcan süd içer hâl sâhibi âdemler vardır ve cemî‘i mürsel ve gayr-i mürsel nebîler bu kûh-ı bâlâyı ziyâret etmeyince nebî olmamışlardır. Zîrâ bu cebel-i azîmiye Cenâb-ı İzzet yetmiş kerre tecellî-i cemâl etmişdir. Ale's-sabâh bu cebele nazar olundukda, Hudâ âlim ve dânâdır, gûyâ nûr-ı berk urur. Anınçün bu dağda cümle enbiyâların i‘tikâfhâne-i gâr-ı pür-envârları vardır. Cebelü'l-Lübnân ismiyle müsemmâ olmasının aslı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35a–35b ·
metinde göster ·
Şâm'ın cânib-i garbında üç menzil ba‘îd Bukâ‘ sahrâsının şimâlinde evc-i âsumâne çıkmış bir kûh-ı bülend-i ma‘mûr [u] âbâdândır kim cemî‘i Dürüzî ve Nusayrî ve Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde olanlar bu dağda mevcûddur. Bir ucu Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bir ucu cânib-i kıblede kırk konak Mekke-i Mükerreme kurbunda vâdî-i Hicâz'da nihâyet bulur. Böyle bir tûl [u] dırâz cebel-i mümtâzdır. Bunda olan uyûn-ı câriyeler bî-nihâyedir ve bî-hisâb gûnâ-gûn eşcârât-ı müsmirrâta hadd u hasır yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe Dürüzî cüvânları olur kim gûyâ la‘l-gûn dürrâkî şeftâlû yanaklı ve kiras dudaklı, sîmîn-ten, mükahhal gözlü, mümtâz [ü] müstesnâ meh-pâre mahbûbları olur. Ve cümle Frenk ve Arab hukemâları ve cümle kimyâgîrler bu dağlara mevsim-i bahârda urûc edüp niçe kerre yüz bin elûl-i edviye haşâyîş-i nâfi‘a-i bî-nihâye cem‘ edüp niçe bin garâr yükü ahşâbâtı dâ’-i devâ içün diyâr diyâr götürürler. Ve kimyâgîrler niçe elvân otlar bulurlar. Bu cebelde bir gûne ot vardır {ol otu yeyen} koyunun ve keçinin dişleri altun gibi olur. Anın erbâbı olanlar bulup kimyâya idhâl edüp altun 35b ederler, ammâ nâdirâtdan bir gûne giyâhdır. Hakîr bu cebelin ziyâretine urûc etdikde niçe yüz gârlar içre sulehâ-yı ümmetden büdelâ ve melâmiyyûn ve mecâzibûndan kimesneler vardır kim kırkar ellişer senedir bıçağ ile boğazlanmış zî-rûh kısmından bir şey tenâvül etmemişlerdir. Ve haftada bir iftâr edüp gündüz sâ’im ve gice kâ’im kuvvet-i kudsiyye sâhibi cânlar vardır kim haftada bir hurma ve üç bâdem ve bir filcan süd içer hâl sâhibi âdemler vardır ve cemî‘i mürsel ve gayr-i mürsel nebîler bu kûh-ı bâlâyı ziyâret etmeyince nebî olmamışlardır. Zîrâ bu cebel-i azîmiye Cenâb-ı İzzet yetmiş kerre tecellî-i cemâl etmişdir. Ale's-sabâh bu cebele nazar olundukda, Hudâ âlim ve dânâdır, gûyâ nûr-ı berk urur. Anınçün bu dağda cümle enbiyâların i‘tikâfhâne-i gâr-ı pür-envârları vardır. Cebelü'l-Lübnân ismiyle müsemmâ olmasının aslı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35a–35b ·
metinde göster ·
… n bu su yüzüne bir gûne neft gibi yağ şinâverlik etmeğe başlar. Ol yağdan cüzâm
olanlar
cem‘ edüp cerâmına sürse ve dütsi etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre ya …
Karye-i Ayn-i Sûl; nâm mahalle varılup Şıkıf nâhiyesinde Ayn-i Sûl nâmında bir kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ sayf u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü hasrın cenâb-ı Bârî bilir bir gûne balık zâhir olur kim gûyâ sîm-i hâlisdir. Cüssede Rûm'un hapsi balığı gibi bir semekedir. Mâh-ı şubatın nısfı olunca bu balıklar biri biri üzre binüp cimâ‘ etmeğe başlarlar ve ol balıklardan bu su yüzüne bir gûne neft gibi yağ şinâverlik etmeğe başlar. Ol yağdan cüzâm olanlar cem‘ edüp cerâmına sürse ve dütsi etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre yağ zuhûr olduğu mahalde bir âdem bu sudan nûş etse serhabtân marazına ya‘nî salbaş ve ahmaklık marazına mütbelâ olup başın dutamaz olur. Ammâ cimâ‘ etmeden dahi bîzâr olur. Ve mezkûr semekeyi âteşe yaksalar ol ev içinde olan hayvânât ve akreb ve çıyan ve yılan cümle mürd olur. Ve bu balığın etin tenâvül eden âdem dahi salbaş olup başın dutamaz olur. Bu temâşâyı edüp yine cânib-i kıbleye sengistân ve zeytûnlu çengelistân [u] hıyâbân yerleri aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
bu halîcin balığından tenâvül etmezler. Ve ne‘ûzübillah bir gûne arslan pençeli …
Ammâ Emeviyyûn'dan sonra bu ısır ümmet-i Muhammed'e olmamışdır. Ammâ kasaba-i Lût'da câmi‘-i (---) İmâmı Zeynüddîn hazretleri ve Şeyh Necîbüddîn ve Şeyh Alliyü'l-vâhî ve Hatîb Muhammed Şinâvî hazretleri yemîn etdiler kim, "Niçe kerre bizim manzûrumuz olmuşdur kim yakîn zamânda niçe yüz Lûtî kavmi bu buhayre üzre gezüp kenara gelince fellâhîn beyâz miskâlî pembe kefenlerin alınca ibtidâ zekeri ve hayâların buhayre balıkları harp harp koparup yerler" deyü şehâdet etdiler. Anınçün ahâlî-i şehr-i Lût 46b "Bu buhayre balığı Lûtîlerin etin yerler" deyü ehl-i sülûk olanlar bu halîcin balığından tenâvül etmezler. Ve ne‘ûzübillah bir gûne arslan pençeli siyâh balığı olur, âdem etinden gayri bir şey yemez derler, garâ’ib ve acâ’ib bahr-i Lût'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 46a–46b ·
metinde göster ·
Sebeb-i azl-i Melek Ahmed Paşa bâ nefir-i âm, gulgule-i ehl-i hıref, bâ ığvâ-yı Siyâvuş Paşa ve Ebû Sa‘îd Efendi: Sarrachâne'den Âhîler ibtidâ bayrak ve tabl u kudûm kaldırup cümle dükkânları kapanup ve câmi‘leri kapanup "Ümmet-i Muhammed olan sancak dibine gelsin. Pâdişâha rik‘a sunalım!" deyü yüz elli bin ibâdullah-ı el-kâsibu habîbullah ile iktisâb edinen cümle ehl-i sûk pür-silâh, sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup deryâ-misâl benî Âdem temevvüc ederek sene 1061 şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin dördüncü bâzârtesi gün idi kim Daşnık Mirza ve Hanîfi Halîfelerin nâ-hak kelleleri Bâb-ı hümâyûn önüne döküldüğünün on ikinci gün sonra idi kim Atmeydânı'nda yer yer sedâ-yı Allah Allah evce peyveste olup İslâmbol içre velvele ve gulgule ve depdebe ve feryâd [u] fiğân ile dolup gürûh gürûh Bâb-ı hümâyûn önüne dolup Şeyhülislâm Azîz Efendi Ayasofya câmi‘inde kalup herkes âlet-i silâhıyla ve nohut ve zerdestesiyle kimi ucu yanmış köseği odunuyla ve koyunlarında birer somunlar ile Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd u vâveylâ-yı Allah Allah dediklerinde bu sadâ pâdişâh-ı cem-cenâb tarafına mün‘akis olup Bâb-ı hümâyûn sedd olunup topları kulleler üzre âmâde etmek ferman olunup Bâb-ı hümâyûn burcundan Haseki Ağa, taraf-ı pâdişâhîden su’âl edüp "Ey ibâdullah! Bu cem‘iyyet-i kübrâ nedir" dedikde "Bize zulm eden vezîria‘zamı ve Defterdâr Emîr Paşa'yı 102b ve Başbakıkulu Moralı Mustafâ Çelebi'yi ve Çavuşbaşı İbrâhîm Ağa'yı ve Koskafurûnlu Muhzır Ağa'yı ve Kudde Kethüdâ'yı ve Tokkapuluyu ve Gümrük Emîni'ni ve Vâlide Sultân'ı ve Bektâş Ağa'yı ve Kara Çavuş Yeniçeri Ağasın ve Kul Kethüdâsı Çelebi Ağa'yı ve Alahoz Mehemmed Efendi'yi ve Sarı Kâtib'i ve Bostâncıbaşı'yı ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'yi ve'l-hâsıl Celâlî Hasan Ağa'dan ve İpşir Paşa'dan mukaddemâ gelen defter üzre cümle yüz elli aded âdemi istemeziz, katl olunup vezîr ma‘zûl olup sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa olsun" deyü Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd [u] figâna âheng edüp bu haber sa‘âdetlü pâdişâha vardıkda Servikapusu'ndan haseki ağa, paşaya gelüp "Sa‘âdetlü pâdişâh selâm edüp şu guluvv-i âmın aslı nedir, bunları bir vech-i ma‘kûl ile perîşân eylesin" deyüp gitdikde paşa dahi feryâdcılardan bir alay ihtiyârları ve dindâr meşâyihleri ve mükehhal gözlü, başı misvâklı, eli tesbihli sâdâtları ve acı sözlü söz anlamaz bî-dâdları çağırup anlar dahi dâd u feryâd ederek Melek Paşa huzûruna çıkup "Sa‘âdetlü vezîr, senden hoşnuduz ammâ Kudde Kethüdâ ve Emîr defterdârı istemeziz. Bize zulmleri hadden efzûndur. Senin haberin yokdur. Azak bahânesiyçün pes-i perdeden bir Mısır hazînesi altunu bu İslâmbol içre cem‘ ediyorlar" Paşa eyitdi: "Ey ibâdullah! Cümle yetmiş bin guruşluk altundur. Andan ziyâde vermen" deyince cümlesi "Ey Allah râzı ola. Nola verelim! Ve istimâ‘ etdik kim Azağ'a bir yıldan berü hazîne varmayup ağaların pârelemişler. Siz dahi Kudde Kethüdâ'yı ve Emîr Paşa'yı pâre pâre edin. Tesellî-i hâtır bulalım. Tiz haklarından gelin. Yoksa biz onların haklarından gelecek vakti biliriz" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. Paşa bunlara "Ben sâdât-ı kirâmdan olan Emîr Paşa'yı katl edemem. Emr, şer‘-i Resûl-i mübînindir" deyü her birine birer hulvu'l-kelâm ile şifâ-yı sadr cevâblar verüp munsıf olanları kâ’il olup dem çekmediler. Bî-insâf olanlar "Mardalı esbâb istemeziz. Hemân nukûd akçe guruş alup altın veririz" deyü feryâd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 102a–102b ·
metinde göster ·
… aç eder. Bi-emrillah on aded kuru ağaç budaklarıyla taş olmuşlar. Hâlâ ısıtması
olanlar
ol taşlardan kazıyup su ile nûş etse kusa kusa aslâ safra ve balgamı kalmayup h …
Ve mine'l-acâyib-i sun‘-ı Hudâ: Yine Pirevadi dağlarında şehre karîb Ziyâretgâh-ı Yediler Rûmeli diyârında meşhûr-ı âfâk ziyâret-i kutb-ı istihkâk, hakkâ ki ziyâret-i Yediler'dir. Ale'l-ıtlâk yedi aded merkad-i pür-envâr ale't-tertîb bir yerde olduğundan "Yediler makâmı" derler. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ammâ yediler kim üçler ve kırklar ve nücebâ ve büdelâ ve evtâd makâmı olup yediler makâmı evlâ değildir. Ancak Âl-i Osmâniyân'dan Süleymân Şâh ibn Orhân Gâzî ile ibtida Kapudağı'ndan Rûm'a geçen Süleymân Şâh ve Ece Ya‘kûb ve Kara Mürsel ve Koca Ece ve Kara Ece ve Kara Hoca nâm kırk karındaş, sırdaş, hâldaş ve yoldaş karalar idi. Rûm'da bunlar kılıç urarak bu Pirevadi mahalline gelüp ceng ede ede yedisi şehîd olduklarında Ece Ya‘kûb bu yedi şehîdin başları ve ayakları ucuna "Kabirleri gâ’ib olmasın" deyü Bismillah ile heyce taşı yerine birer ağaç dalı budağıyla dikerler. Bi-emrillahi Te‘âlâ kuru ağaçların ucu yeşerüp sıra ile dikilmiş dıraht-ı azîmlerdir kim semâya kad çekmişlerdir. Ve beş mezarın başları ayakları on ağaç eder. Bi-emrillah on aded kuru ağaç budaklarıyla taş olmuşlar. Hâlâ ısıtması olanlar ol taşlardan kazıyup su ile nûş etse kusa kusa aslâ safra ve balgamı kalmayup hummâ-yı muhrıkdan halâs olur. Bir mezarın iki taşından kazıyup gözüne vesme edenin bi-emrillah gözü alîl ise kuvvet-i basar sâhibi olup veca‘ı teskîn olur. İkinci kabrin iki taşın kazıyup yalasa bersan zahmına dâ-i devâdır. Üçüncü kabrin taşlar[ın] kazıyup yalasa cüzzâma şifâdır. Dördüncü merkadin taşların yedi sabâh yalasa yerakân zahmına devâdır. Bu zikr olunan ziyâretgâh beyne'l-hâs meşhûrdur ammâ avâm-ı nâsın ma‘lûmları değildir. Hakîr dahi görmedim ammâ sulehâ-yı ümmetden ve a‘yân-ı vilâyetden niçe kimesneler "Bizler niçe kerre ziyâret edüp niçe âdemlerin şifâ bulduğun biliriz" deyü şehâdet etdiler, ve’s-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110b ·
metinde göster ·
girüp veca‘-ı sâdırı ve yerekânı ve hafakân-ı zâtü'l-cenbi def‘ olur bir hâssas …
Mesîregâh-ı Ilıca-i (---) : Bir mürtefi‘ zemîn-i cihânnümâda eş-Şeyh İshâk Efendi ibn eş-Şeyh kutb-ı âfâk Balı Efendi çiftliği var. Ana muttasıl bir ılıcadır. Üzerinde bir serâmed kubbesi var, ammâ câmekânı yokdur. Lâkin gâyetü'l-gâye şiddet-i hâr halk olunup değme âdem girmeğe tahammül edemez. Hattâ koyun kellesi ve paça ütülerler, yumurtayı hod ola, bi't-tarîk tabh eder, gâyet ıssıdır. Ammâ zâtü'l-cenbe mübtelâ olanlar girüp veca‘-ı sâdırı ve yerekânı ve hafakân-ı zâtü'l-cenbi def‘ olur bir hâssası müşâhede olunmuş germâb-ı suhnâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141a ·
metinde göster ·
… rc-ı pür-borcdur kim cemî‘i borclu ve kâtil ve kuttâ‘u't-tarîk-i vâcibü'l-izâle
olanlar
bu Zindân kullesinde mescûn u mahpûs olunmuşlardır. "Tûfân-ı Nûh'dan mukaddem k …
Bir köşesinde Zindân kullesidir kim yine nehr-i Meriç sâhiline nâzır taraf-ı kıbleye nâzır burc-ı pür-borcdur kim cemî‘i borclu ve kâtil ve kuttâ‘u't-tarîk-i vâcibü'l-izâle olanlar bu Zindân kullesinde mescûn u mahpûs olunmuşlardır. "Tûfân-ı Nûh'dan mukaddem kalan kulle-i kadîm budur", deyü sadr-ı kullede lisân-ı Latince İdrivne Kral bu kullenin târîhin tahrir edüp ta‘mîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 149b ·
metinde göster ·
… libolu'ya ve İpsala'da Gâzî Süleymân Paşa'ya 151a gidüp anda kaldılar. Mürted
olanlar
ve îmâna gelmeyenler Edirne'de kalıp yine üç kral Edirne'yi "Kuds-i Şerîf vakfı …
Ba‘dehû Belgrad'ın Sırf kralı ve Sofya'nın Bulgar kralı ve Filibe'nin Destpot kralları bu Edirne'de Monuka kralın Muhammed dînine tapduğun istimâ‘ edüp yer götürmez küffâr-ı hâksârlar ile Edirne üzre gelüp Kuds-i Şerîf vakfı iken ahîd-şikenlik edüp Edirne'de ceng-i azîm edüp âhiru'l-emr emân ile Edirne'yi istîlâ edüp derûn-ı Edirne'de keşf [u] kerâmet-i Sefer Şâh ile İslâm ile müşerref olan cânlar Gelibolu'ya ve İpsala'da Gâzî Süleymân Paşa'ya 151a gidüp anda kaldılar. Mürted olanlar ve îmâna gelmeyenler Edirne'de kalıp yine üç kral Edirne'yi "Kuds-i Şerîf vakfıdır" deyü İslâmbol tekürüne verüp tekür oğluna Edirne'yi verüp zabt etdirdi. Ammâ Cenâb-ı Bârî kâdirdir. İzâ erâde şey’en heyyi’en esbâbehû.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150b–151a ·
metinde göster ·
Kaçan kim Gâzî Hudâvendigâr cülûs-ı taht-ı âlî etdükde bu Edirne'de müselmân
olanlar
Murâd Hân'ı Edirne'nin fethine tergîb ede ede âhir anlar talî‘a-i asker-i muvah …
Kaçan kim Gâzî Hudâvendigâr cülûs-ı taht-ı âlî etdükde bu Edirne'de müselmân olanlar Murâd Hân'ı Edirne'nin fethine tergîb ede ede âhir anlar talî‘a-i asker-i muvahhidûn olup Edirne'yi Murâd Hân'a feth etdirmeğe sebeb anlar olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 151a ·
metinde göster ·
… den merhûm olup kral-ı bed-fi‘âl "Bana dîvânda şetm etdi. Anın na‘şına zindânda
olanlar
şetm etsin" deyü merhûm Baba Ca‘fer'i İslâmbol 159a Zindânı kullesinde defn e …
Tekye-i Hazret-i Şeyh Zindânî: İslâmbol'da Zindân Kullesi içinde medfûn olan Seyyîd Baba Ca‘fer Sultân ki sahâbe-i kirâmdan olup Hârûnu'r-Reşîd'in hilâfetinde İslâmbol tekürüne elçilik ile gelüp kral-ı dâlle şütûm-ı galîzalar etdiğiyçün semûmen ve maraz-ı zahîrden merhûm olup kral-ı bed-fi‘âl "Bana dîvânda şetm etdi. Anın na‘şına zindânda olanlar şetm etsin" deyü merhûm Baba Ca‘fer'i İslâmbol 159a Zindânı kullesinde defn ederler. Mahpûs olan keferelerin her kankısı bu Baba Ca‘fer kabrine du‘â ederse halâs olurdu. Beddu‘â eden sicinden rehâ bulamazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158b–159a ·
metinde göster ·
… bu nehre kayalar içre nüzûl olunur su yolu vardır. Hîn-ı muhâsarada mütehassın
olanlar
andan def‘-i atşân ederler. Lâkin kal‘ası bir bülend püşte üzre değildir, bir z …
Bu mezkûr cibâllerin mâbeyninde sehel derelü ve depelü vâsi‘ vâdî içre nehr-i Deyr-i Mesîh: Nehr-i Pül kenarında şekl-i muhammes Şeddâdî-misâl seng-tıraş ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Mezkûr uyûn-ı cârî kal‘a dîvârını döğerek şimâl cânibinde cereyân edüp beş sâ‘at aşağı nehr-i Furât'a munsabb olur. Ammâ ibtidâ tulû‘u şehrin cenûbunda Aspuzan dağlarından hurûc eder bir uyûn-ı sağîredir. Ammâ derûn-ı kal‘adan bu nehre kayalar içre nüzûl olunur su yolu vardır. Hîn-ı muhâsarada mütehassın olanlar andan def‘-i atşân ederler. Lâkin kal‘ası bir bülend püşte üzre değildir, bir zemîn püşte üzre vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 193b ·
metinde göster ·
… dur. Ve derûn-ı câmi‘de bir câmi‘ dahi Şâfi‘î câmi‘dir. Cümle Şâfi‘î mezhebinde
olanlar
bunda ibâdet ederler. Ve bu câmi‘ün dört kapusu vardır. Kıble kapusundan mihrâb …
Evvelâ tâ vasat-ı şehirde ma‘bedgâh-ı kadîm ve câmi‘-i azîm âb-ı rûy-ı Diyârbekir ya‘nî Câmi‘-i Kebir. Eğer müverrih-i Rûm ve ger ukalâ-ı dûrbîn-i zevî'l-mefhûm cümlesi müttefiklerdir kim bu ibâdetgâh-ı atîk tâ Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmun zamân-ı sa‘âdetlerinde binâ olunmuşdur. Harem amûdlarının sağ tarafında bir amûd-ı beyâz üzre İbrî lisâniyle târîhi vardır. Her divel destinde bu kal‘a oldukça bu binâ-yı kadîm ibâdethâneden gayrı bir şey olmamıştır. Hâlâ eyle rûhâniyyet var kim bir musallî rek‘ateyn ibâdet etse kabûl olduğuna âdemün kalbi şehâdet eder. Gûyâ Haleb'ün Ulu câmi‘i ve Şâm'un câmi‘-i Ümeyyesi ve Kuds-i şerîfün Mescid-i Aksâsı ve Mısr'un câmi‘-i Ezher'i ve İslâmbol'un Ayasofya-i kebîri gibi müstecâbü'd-da‘ve bir câmi‘-i Diyârbekir'dir. Ve kenîseden vely olduğuna eser-i binâlarında niçe bin şâhid-i âdil vardır. Zîrâ minâresi çâr-kûşedir. Deyr-i kadîm iken nâkûshâne imiş. Ve mihrâbı ve minberi tarz-ı kadîmdir. Derûn-ı câmi‘ âvîzeler ve kanâdîller ile müzeyyendir. Ve cümle sağîr ü kebîr gûnâ-gûn üçer kat amûdlar biri biri üzre vaz‘ olunmuşdur. Ve derûn-ı câmi‘de bir câmi‘ dahi Şâfi‘î câmi‘dir. Cümle Şâfi‘î mezhebinde olanlar bunda ibâdet ederler. Ve bu câmi‘ün dört kapusu vardır. Kıble kapusundan mihrâba varınca (---) adımdır. Yemîn ü yesârına varınca tûlu (---) adımdır. Bu câmi‘ içre şeb [ü] rûz cemâ‘atden hâlî olmayup yetmiş seksen yerde gûnâ-gûn ulûm görülür. Ve niçe yerinde sâhib-i sülûk olan kimesneler erba‘îne girüp tevhîd [ü] tezkîre meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 200b ·
metinde göster ·
… k deryâ olup ummân olur. Ammâ kankı nehir mesâfe-i ba‘îdeden gelirse ana mahlût
olanlar
tufeyl olup ba‘îdden gelen serçeşme olup cümlesi ba‘îdden gelen su ismiyle müse …
Evvelâ ihvân-ı bâ-safâya hafî olmaya, bu abd-i pür-hatâ, ya‘nî Evliyâ-yı bî-riyâ, manzûru olduğu üzre ve cemî‘i nehirlerin menba‘ı ibtidâ cüz’îdir. İçe uyûn-ı sağîreler munsabb olarak deryâ olup ummân olur. Ammâ kankı nehir mesâfe-i ba‘îdeden gelirse ana mahlût olanlar tufeyl olup ba‘îdden gelen serçeşme olup cümlesi ba‘îdden gelen su ismiyle müsemmâ olur. Ammâ hikmet-i Hudâ bu Şatt'ın başı dörd yerden tulû‘ edüp dördü de birbirlerine karîbdir. Eyâlet-i Diyârbekir'de cümle anlara Şat derler. Gerçi cemî‘i enhârlara şat tesmiye olunur ve cemî‘i nehr-i azîmler Akdeniz'e ve Karadeniz'e ve bahr-i Harez'e ve bahr-i Ummân ve bahr-i Okyanus'a ve bahr-i Muhît'e mahlût oldukları mahalle merace'l-bahreyn derler ve her nehr-i azîme şat derler ammâ bu nehr-i Şattu'l-Arab Diyârbekir'dekidir kim nehr-i Furât bu mâ-i Şat ile hayât bulup deryâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
dahi cebehâneye âteş edüp niçe bin guzât-ı müslimîn ve niçe bin mülâhidîn âteş- …
Hemân yine azîz, "Beğim, neylersen eyle, Kızılbaş elinden İmâm-ı A‘zam'ımızı halâs eyle. Ba‘dehû Budin'ün muhâfazasına mukayyed olup dâ’imâ hâzır-bâş ol!", deyü niçe bu gûne rümûz-ı künûz-âmîz kelimâtlar ederek Diyârbekr'e gelüp azîze vâfir ihsân edüp bir şey kabûl etmeyüp Diyârbekr'ün hâne-i avârızından ve cizye malzemesinden tenzîl ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup andan Murâd Hân Azîz'ün du‘â-ı hayriyle Bağdâd'a varup hikmet-i Hudâ şeyh hazretlerinin ta‘yîn etdikleri gün ki oldu Tayyâr Mehemmed Paşa şehîd olduğu ân Bağdâd sulh ile feth olup asker-i bî-pâyân derûn-ı kal‘aya girdikten sora Kızılbaş-ı kallâş Karanlıg kapu dibinde kapanup cenge âheng edüp içkal‘ada mütehassın olanlar dahi cebehâneye âteş edüp niçe bin guzât-ı müslimîn ve niçe bin mülâhidîn âteş-i Nemrûd'a göyünüp tayr-ı Ebâbîl kimi havâya tayerân edince hemân Murâd Hân gazaba gelüp "Bre vara vuran Kızılbaşları kılıçdan geçirsinler." deyince yedi sa‘atda kırk iki bin Kızılbaş'un başların şimşîr-i İslâm ile tırâş etdiklerinde Murâd Hân eydür: "Allahu Ekber, Diyârbekir'de Rûmiye şeyhi bu gâzânun böyle olacağın keşf etmiş idi. Hakkâ ki tehî er değil imiş. İnşâallah bu feth [ü] fütûhı tebşîr etdiğiyçün ana çok ihsân ederim." diyerek ba‘del-feth yine Diyârbekr'e gelüp azîz Hazretlerine belegân-mâ-belâğ ihsânlar etdikçe şeyh bir zerre kabûl etmeyüp du‘â ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209a ·
metinde göster ·