… i ve ne cin kavmi ve ne sâ’ir kavimlerin cümlesi gark-ı 397b Tûfân olup helâk
oldular. Hamd-i
Hudâ ba‘de't-Tûfân yine Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzı benî Âdem ve sekalân ve hû …
Ba‘dehû Cenâb-ı Hudâ bu rûy-ı arzı hubût-ı Âdem'den sonra ins [ü] cinn ile ol kadar ma‘mûr u âbâdân u müzeyyen etdi kim benî Âdem ekin ekecek yer ve bir gice hâb-ı râhat idecek birer cây-ı vatan bulamayup Ûc bin Unk gibi deryâ cezîrelerinde yatup ve deryâlar içre gezüp balıkları sayd edüp âfitâb-ı âlemtâbda pişirüp yerlerdi. Tâ bu mertebe rûy-ı arz âdem ile pür olup zirâ‘at yeri kalmayup derd-i ser ile geçinirlerdi. Tâ ki hubût-ı Âdem'den iki bin iki yüz kırk sene geçüp Hazret-i Nûh aleyhi's-selâm vücûda gelüp rûy-ı dünyâda mâl-â-mâl olan benî Âdemi dîne da‘vet eyleyüp aslâ birisi îmân kabûl etmediklerinden Cenâb-ı Kahhâr-ı Kibriyâ anlara tûfân-ı Nûh verüp ancak keştî-i Nûh'da yetmiş iki benî Âdem ve yetmiş iki çift hayvânât ile İblîs-i aleyhi'l-la‘ne bir hımârın kuyruğuna yapışup keştî-i Nûh'a İblîs bile girüp cümle yüz kırk beş mahlûk keştî-i Nûh ile tûfândan halâs olduklarıyçün Hazret-i Nûh'a Âdem-i sânî dediler. Zîrâ gemiden çıkan yetmiş iki aded benî Âdem yetmiş iki millet olup rûy-ı zemîne yayılup tenâsül bulduklarıyçün Hazret-i Nûh Necî'ye Eb-i sânî dediler. Ammâ ol Tûfân-ı Nûh'dan beri bâlâda zikr olunan ne cân kavmi ve ne cin kavmi ve ne sâ’ir kavimlerin cümlesi gark-ı 397b Tûfân olup helâk oldular. Hamd-i Hudâ ba‘de't-Tûfân yine Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzı benî Âdem ve sekalân ve hûş u tuyûr ile müzeyyen edüp âsûde etdi ammâ emr-i Hak ile benî Âdem'den ne kavm-i ecinne ve ne kavm-i şeyâtîn ayrılmadılar. Ammâ Nasîbîn şehrine ecinne kavmi Hazret-i Risâlet-penâhın mu‘cizesi du‘âsı berekâtıyla ecinne ol şehre giremez ammâ İblîs girüp benî Âdeme vesveseden hâlî değildir. İblîs-i telbîs Nasîbîn şehrine girmek değil vücûd-ı benî Âdemin cümle damarlarına bile girüp kan ile beden-i insânda gezer deyü Müslim [ü] Buhârî'de hadîs-i sahîh vardır. Kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) buyurmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a–397b ·
metinde göster ·
… m âlem-i hayretde kaldılar. Anlara da çukaların ihsân edüp cümle mesrûr u şâdân
oldular. Hamd-i
Hudâ bu serdengeçdilik ile bir yük akçe yerine üç yük akçe ve bir yük akçe kada …
"Henüz bildim" deyüp, berây-ı maslahat, "hay cânım" deyü öpüşüp, görüşüp bir kebâb-ı kuzu ta‘âm yeyüp, ol ân üç yük akçe bârgîre tahmîl edüp on pastav prankona çuka ve elli top atlas ve on top Firengî basma ve on bârgîr yükü tütün ve hakîre iki yüz Venedik altunu ve aşağıdaki kırk aded tevâbi‘lerime birer donluk saya çukalar ihsân edüp tâ benimle aşağı ovaya gelüp tevâbi‘lerime vâsıl eyleyüp gerüye dönüp cümle bârgîrler dahi bize kalup cümle tevâbi‘lerim âlem-i hayretde kaldılar. Anlara da çukaların ihsân edüp cümle mesrûr u şâdân oldular. Hamd-i Hudâ bu serdengeçdilik ile bir yük akçe yerine üç yük akçe ve bir yük akçe kadar metâ‘ alup bu uslûb üzre Cum‘abâzârı kazâsı mâlı tahsîl olup (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a ·
metinde göster ·
… er edüp bunları iki bin asker Kırım'a götürü[p] yine gelmek üzre Kırım'a revâne
oldular. Hamd-i
Hudâ altı âdem câm-ı şehâdetden nûş edüp ve yigirmi at ölmüş şehîdlerini de atl …
Meğer mukaddemâ Or'dan beş başa gidüp "Kazak Or'a geliyor" dedikleri küffâr bunlar imiş. Hemân hân-ı âlîşân fermân edüp cümle tüfeng-endâz atlarından piyâde olup cezîre gölü kenârında küffâr ile çet-a-çat tüfengleşirken hemân gerüden kırk elli bin Tatar "Allâh Allâh" deyüp sazlık ve bataklık içre atlarıyla göle girüp cezîreye kadem basdıklarında ân-ı vâhidde üç bin küffâra amân u zamân vermeyüp dahi tu‘ma-i şemşîr olmadan(?) cümlesin kayd [u] bend-i der-çenber edüp bunları iki bin asker Kırım'a götürü[p] yine gelmek üzre Kırım'a revâne oldular. Hamd-i Hudâ altı âdem câm-ı şehâdetden nûş edüp ve yigirmi at ölmüş şehîdlerini de atlarıyla sal çatup vücûdların Kırım'a götürdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 110a ·
metinde göster ·
… k. Birkaç atların arkanları birbirlerine dolaşup üstündeki âdemlerle atlar gark
oldular. Hamd-i
Hudâ hele yüz bin renc-i anâ ile Kuban'ı karşu geçüp 8 sâ‘at gidüp,
Ve bu nehr-i Kuban'ın şimâl cânibi cümle Heyhât sahrâsıdır. Aslâ ve kat‘â ol tarafda sular ve ağaçlar yokdur. İllâ nehr-i Kuban kenârlarında ormanlıklar çokdur, ammâ su yokdur. Cümle sular Çerkezistân tarafından gelüp Kuban'a munsab olur. Ve bu Kabarti içre nehr-i Kuban'ı atlar ile ayakdan geçdik, ammâ cümle gark olayazdık. Birkaç atların arkanları birbirlerine dolaşup üstündeki âdemlerle atlar gark oldular. Hamd-i Hudâ hele yüz bin renc-i anâ ile Kuban'ı karşu geçüp 8 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 157a ·
metinde göster ·
… oyup bir iç kal‘a inşâ olunmasın fermân edüp gitdiler. Mısır fethine müteveccih
oldular. Hamd-i
Hudâ ilâ hâze'l-ân bir eyâlet-i vezâretdir.
Sene 921 târîhinde dahi dest-i Çerâkes-i nâkes-i bîkesden Selîm şâh-ı Evvel Mısır fethine giderken Melik Senyal salâbet-i pâdişâhîye tâkat getiremeyüp Hayre Bay vâsıtasıyla şâm-ı şerîfi Selîm Hân'a teslîm edüp cemî‘i a‘yân-ı şâm Arapça deyü pây-i semendine yüzler sürdüler. Ve Selîm Hân ol meştâyı şâm-ı amber-fâmda edüp şâm'ı (---) Paşa'ya ve mevleviyyetin (---) Efendi'ye ihsân edüp eyâletin tahrîr etdi. Ve yigirmi bin asker koyup bir iç kal‘a inşâ olunmasın fermân edüp gitdiler. Mısır fethine müteveccih oldular. Hamd-i Hudâ ilâ hâze'l-ân bir eyâlet-i vezâretdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y240a ·
metinde göster ·