… yı ümmetden kimesneler müşâhede etmişlerdir kim ol mahalli ziyâret etmeden hâlî
olmamak
gerekdir.
"Bu İslâmbol'un şimâl cânibinde Halîc-aşırı olan mezâristânda bir deliğinden bin bir Muhammed isimli kâse-i ser çıka" deyü meşhûr-ı âfâkdır. Zîrâ bu cebbâne üzre niçe bin kerre leyle-i kadirlerde nûr yağduğın niçe bin sulehâ-yı ümmetden kimesneler müşâhede etmişlerdir kim ol mahalli ziyâret etmeden hâlî olmamak gerekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
"Kaçan kim Osmânlı'dan Cem Şâh'ın katline fermân geldükde Osmânlı'nın mahkûmu
olmamak
içün Osmânlı'ya nisbeten ve Cem Şâh kendü kızları evlâdı olduğu ecilden Cem Şâh …
"Kaçan kim Osmânlı'dan Cem Şâh'ın katline fermân geldükde Osmânlı'nın mahkûmu olmamak içün Osmânlı'ya nisbeten ve Cem Şâh kendü kızları evlâdı olduğu ecilden Cem Şâh'a merhamet edüp Cem'e müşâbih gayrı âdemi zehirleyüp na‘ş-ı Cem'dir deyü İslâmbol'a gönderdiler. Sonra Cem Şâh Tış Fransa vilâyetine müstakil pâdişâh olup sizin Sultân Selîm Mısır'ı feth etdükde beri tarafdan azîm hedâyâlar ile Cem Kıral, Sultân Selîm'e gazân mübârek ola, deyü nâmeler ile hedâyâlar gönderdi. Hâlâ Fransa kıralları Cem Kıral neslindendir. Ve Fransa'nın Âl-i Osmân ile karâbeti Bâyezîd Hân'ın vâlidesi ve Cem Kıral zürriyeti olması cihet iledir" {deyü} bu tahkîkleri etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29b ·
metinde göster ·
… îm dâğını yakan terk-i tecrîd olup derûnunda mahabbet-i Hudâ'dan gayrı bir ârzû
olmamak
gerek.
Ve bînîsi üzre teslîm dâğı yakmak alâmeti oldur kim cemî‘i emr-i Hakk'ı tutup ve menâhiyyâtdan kaçup ma‘sûm-ı pâk olup emr-i Hakk'a teslîmim demekdir. Ammâ bu teslîm dâğını yakan terk-i tecrîd olup derûnunda mahabbet-i Hudâ'dan gayrı bir ârzû olmamak gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 150b ·
metinde göster ·
… n sokup bu tertîb üzre karcıbaşı ubûr eder. Cümle hoşâbcı ve şerbetciler karsız
olmamak
ile karcıbaşı dahi bu remmâ içre alay-ı azîm göstermek fermân-ı Gâzî Murâd Hân …
Ba‘zı uryân karcıların ellerinde kar buz küsküleri ve külünkleri ve kulaklarının yanların delüp turna telleri ile geçerler. Ba‘zıları böğürlerin delüp kalın çapa sırıkların sokup bu tertîb üzre karcıbaşı ubûr eder. Cümle hoşâbcı ve şerbetciler karsız olmamak ile karcıbaşı dahi bu remmâ içre alay-ı azîm göstermek fermân-ı Gâzî Murâd Hân oldu. Küşâde ve mestûr karlık cümle yetmiş adeddir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173a ·
metinde göster ·
… bı kabru kurba hafru hafru der idi. Ammâ yine evvelki gibi burnunun orta direği
olmamak
ile hım hım olmuş benî âdem gibi fakîr gulâm genzinden söylerdi.
Gerçi ol ma‘sûm, bu varta-i serencâm-ı düşvârdan halâs olup yevm-be-yevm tendürüst olup lahm u şahm sâhibisi oldu. Ammâ ol gulâmın vücûdunda aslâ ser-i mûdan eser kalmayup vücûdu pâlûde gibi dir dir ditreyüp kelle-i bî-devleti muşa‘şa‘ bir kabak gibi şu‘ledâr idi. Ve vech-i cebîninde ne kaş ve ne kirpik ve ne şevârib-i şecî‘ manzarası ve'l-hâsıl cemî‘i endâmında ser-i mûdan bir eser kalmayup hemân bir kırmızı vücûd-ı benî âdem idi. Ammâ lisânı ebedü'l-âbâd anlanılmaz idi. Hemân bir sinek gibi vızırlar ve kedi gibi mır mır mav deyüp sızlardı. Ammâ ekseriyyâ lisânından anlanan lehce-i mahsûsası kabru kurbı kabru kurba hafru hafru der idi. Ammâ yine evvelki gibi burnunun orta direği olmamak ile hım hım olmuş benî âdem gibi fakîr gulâm genzinden söylerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… ûm muhâsara olup top-ı kûb zarbından câmi‘in ekser yerleri münhedim olup evkâfı
olmamak
ile harâb olmuşdur. Tebrîz kapusunın iç yüzünde bir bâb-ı bî-bedeli ve iki minâ …
Câmi‘in 287a bir tarafında Revân zahîresiçün mahfûz beksamâtı var. Ve bu câmi‘in cânib-i şarkîsine muttasıl dîvâr dîvâra Câmi‘-i Eski Medrese {ve Çifte Minâre derler} Ba‘zılar Akçakoyunlu pâdişâhları binâsıdır, derler, ba‘zılar Sultân Uzun Hasan Şâh binâsıdır, diler. El-hâsıl ma‘bedhâne-i kadîm imiş. Niçe kerre Erzurûm muhâsara olup top-ı kûb zarbından câmi‘in ekser yerleri münhedim olup evkâfı olmamak ile harâb olmuşdur. Tebrîz kapusunın iç yüzünde bir bâb-ı bî-bedeli ve iki minâre-i ser-âmedî var kim Kâşî çînine hurşid-i dırahşân pertev urdukda şa‘şa‘asından çeşm-i benî Âdem bir dem nazar etmek mümkün değildir. Tâ bu mertebe sıhr-i mübîn minâre-i mübînlerdir ve eflâke ser çekmiş minâreler olmağıla seyyâhân-ı resen-bâz-ı üstâdân anda iplerin bend edüp cânbâzlık eder. Bu câmi‘ harâbe olmağıla Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ ta‘mîr u termîm etmeyüp içinde balyemez toplar dökmek için tophâne kârhânesi etdiler. Hâlâ cümle âlât-ı bisatları bu câmi‘ içre mahfû[z]dır. Hudâ ta‘mîrin müyesser eyleye. Meremmât olunsa bir dârü't-tedrîs olurdu kim edîm-i arzda misli olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286b–287a ·
metinde göster ·
Ba‘de'l-kırâ’at nâme mefhûmu ma‘lûm olup hân eydür. "İnşâallahu Te‘âlâ, Îzid [u] Yezdân [u] Perverdigâr yâver olursa ve hakîre amân-ı cân verirse kayser-zemîn şâhı vezîri karındaşıma bu mâh içre bin baş karbân-ı yezdân-baş ve bin baş kârban-ı evbâş-ı şütürbâş çıharam. Be-ser [u] çeşm" deyüp "Hoş gelmişsin, safâ gelüp yüz basa gelmişsin, hayr-makaddem ömrümün vârı, dîdemün nûrı" deyüp zânû-be-zânû olup nice hoş-âmed kelâmü örfiyye ile letâ’if-i sohbete müte‘allık kelimâtlar olup dest ber-sîne edüp azîm ziyâfet tertîb edüp ba‘de't-tenâvül buhûr ve gülâb nisâr olunup ba‘de't-ta‘âm paşanın hedâyâlarından incü tesbîhi ve çarkâb tirkeşi ve Ceneviz [ve] Venedik hârelerini "Paşa-yı zî-şân karındaşınız selâm edüp şu metâ‘ları cenâb-ı âlî-me‘âbınıza tehî-dest olmamak içün hedâyâ-yı muhabbet gönderdi" deyü arz-ı kâlây etdim. Sebha-i dürr-i cevâhirden ve tîrkeş [ü] kemândan haz edüp hezâr-ahsend etdi. "Ve cenâbınıza iki küheylân ve husân-ı sâfinâtü'l-ciyâd misillü iki re’s esb-i sabâ-sür‘at pîşkeş gönderdi. Manzûr-ı sa‘âdetiniz ola" dedim. Hemân ayâğ kalkup dîvânhane kenarında geldikde hakîr işâret edüp ibtidâ cevâhir zeynli ve murassa‘ rahtlı atı çekdiler. Hamd-i Hudâ ol esb-i tâzî rahş reftâr ederek ve sehîl abraş-gülendâm çekerek gerdenin keç kılup raks-ı hırâm ederek meydân-ı muhabbete geldikde cümle erbâb-ı dîvân-ı İrân-zemîn engüşt-ber-dehen etdiler. Hakîr Bismillah ile Esb-i Peymâ'nın licâmın hânın destine verüp "mübârek-bâd" dedim. Hân sürûr [u] hubûrundan ol esb-i tâzîye bilâ-rikâb süvâr olup meydân-ı muhabbetde fâris-i meydân-ı belâgat-vâr bir kaç kerre torıl, cevelân edüp nüzûl etdi. Ba‘dehû yelken-duz atı çeküp andan dahi cihân cihân hazz edüp (---) teslîm etdiler. Ba‘dehû hân cümle püserine fermân edüp cümle tevâbi‘lerimize avşıla şerbetleri bezl olunup yine gülâb ve buhûrdan sonra hân-ı âlîşân bizi mihmândâra ve korucubaşıya ve darûgay ve kelentere teslîm edüp alay ile bizi kelenter bâğına getirüp anda karâr etdik. Cihân-ârâ bir bâğ-ı İrem'dir. Akîbimizce hammâm-bahâ kırk tümen bisitî ve bir zeyn rahtıyla küheylân-ı karaçabuk atı ve bir alaca aşkar yorga at ve yedi deve yükü me’kûlât [ü] meşrûbât [ve] müsmirrât hedâyâlar gelüp hânemiz ganîmet oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297b ·
metinde göster ·
… d edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine gönderir. Beri tarafda melike bed-nâm
olmamak
içün kendüye susa edüp bekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre …
Kavm-i müşrikînden ibtidâ tâ’ife-i Yahûddır. Andan kavm-i fecere bu Gürcî'nin kavm-i Dâdyân'ı ve Şavşad kavmleridir. Anlardan 320b kavm-i Kuril ve kavm-i Açıkbaş ve kavm-i Mikril ve kavm-i (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Müteferrik olup cümlesi ümmet-i Dâvûd Nebî iken millet-i Mesihî'den olup kitâb-ı İncîl ile zu‘m-ı bâtıl ederler ammâ cümlesi on iki lisân üzre tekellüm ederler. Gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânların tercümân ile anlar ecnâs-ı ünâsdır. Ammâ lisân-ı Şavşad u Dâdyân-ı zu‘m-ı fâsîdler niçe fesâhat u belâğat ile kelimât eder kavmlerdir. Hakîkatü'l-hâl hâlâ Moskov diyârının kralları inkırâz bulsa millet-i Mesîhıyye'nin güzîdesi ve Enûşirvânı ve hasîb [u] nesîbidir, deyü Şavşad'dan yâhûd Dâdyân'dan bir beğ alup Moskov'a kral ederler. Kitâbî kavmdirler. Ammâ Abaza ve Çerkes-i nâ-kes Arab'dan azgın kavm-i cedîd olmağıla aslâ kitâbları ve bed-mezhebleri yokdur. Bu Gürcîstân papaslarının takrîrleri üzre tevârîh-i atîklerinde eyle tahrîr eder kim silsileleri Keykâvûs'a ve niçe bin pehlivânlara müntehî olup andan Dâvûd Nebî a.s. hazretine müntehî olur, derler. Meğer Gürcîstân'da bir pâdişâh var idi. Mürd oldukda yerine Temerrüd nâm bir kızı hâkime olup bir kimesneye varmayup babasından irs ile intikâl eden diyârlarını hükm-i hükûmât ederek bir gice bir pençe-i âfitâb gulâm ile ayş [u] işret mâbeyninde melike kız mest iken ol civân kıza susa edüp melike hâmile kalır. Andan bir meh-pâre duhter-i pâkize-ahter tevellüd edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine gönderir. Beri tarafda melike bed-nâm olmamak içün kendüye susa edüp bekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre bir murğ-ı sürhab saydın almağa gönderüp ol civân buza cuyulup gark-ı âb olup melike duhter güft [u] gûy-ı kabâ’ilden halâs olup bu melîkeden müştakka olan kız dahi kemâlin bulup ol kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye verirler. Ol kızdan üç oğul olur. Anlar dahi fetâ yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş edüp büyük beğzâdeye Kütâtis ülkesi verirler kim ana Baş-açık vilâyeti derler. Hâlâ Başaçık tâ’ifesinin nesli ol büyük beğzâde Mârûla melike müntehî olur. Veled-i vustâya Tiflis ülkesini verirler ki ismi Simon'dur. Küçük oğlana Bâht vilâyetin verirler kim Dâdyân kavminin nesli ana müntehîdir. Bu Dâdyân Beğ cihân-ârâ bir âdil pâdişâh olup cümle kefereler buna tâbi‘ olmuşlardı. Hâlâ Gürcîstân'da bu Dâdyân ve Açıkbaş beğlerine cümle Gürcîstân itâ‘at ederler, gûyâ baş papaslarıdır. Cümle kefere kralları hîn-i cülûsda kılıç kuşansa Açıkbaş ve Dâdyân'ın izniyle bir âdem kılıç kuşadup cümle kefere ol kral-ı dâldan bid‘at ederler. Hattâ Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken bu Açıkbaş beğiyle hüsn-i ülfet edüp Kütâtis kal‘asında niçe zamân ayş [u] işret edüp babası Bâyezîd-i Velî'den sonra Selîm Hân müstakil sultân oldukdan sonra Açıkbaş ülkesinin tâc harâcı ve tekâlîf-i örfiyyesin hatt-ı şerîf-i kavî huccet ile mu‘âf [u] müsellem edüp ilâ yevminâ hâzâ mu‘âfdırlar. Ancak alâ tarîkı'l-hedâye İspirî doğanlar ve sunkur ve toygun-bâzlar ve mümtâz gılmân-ı şehnâzlar ve dûşîze-i dil-nüvâzları der-i devlete göndermeleri beher sene kânûn-ı Selîm Hân-ı Evveldir, ve's-selâm. Ba‘dehû bu zikr olunan Azgûr kal‘asından kalkup cânib-i garba ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre câ-be-câ hıyâbân [u] gülistânlı zemîn-i mahsûldâr ve çemenzâr yerler üzre 4 sâ‘atde hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle sâlimîn ve gânimîn sedd-i İslâm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a–320b ·
metinde göster ·
… e keştî-i Müslim ve Frenk galyonları gelüp lenger-endâht olup yatarlar. Kal‘ası
olmamak
ile Frenk-i bed-renk gümrük vermede inâd ve muhâlefet edüp giderler ammâ kal‘as …
İbtidâ bânîsi İskender-i Kübrâ olduğundan İskenderûn derler. Ba‘dehû Urbân kavmi harâb edüp ba‘dehû İbn Ebî Dâvûd Alayâdî binâ etdi. Yine harâb olup memerr-i huccâc mesdûd olup harâmîler yatağı ve frenk kâfirlerinin durağı olup âhir sene 1021 Sultân Ahmed Hân târîhinde Vezîria‘zam Nasıf Paşa bir kal‘a-i metîn binâ etmeğe mübâşeret edüp itmâmı müyesser olmadan Karadeniz kenarında Sinop kal‘asına Kazak-ı Ak istilâ etdüğün Nasûh Paşa Sultân Ahmed Hân'a i‘lâm etmediğiçün Ahmed Hân Nasûh Paşa'yı katl edüp bu İskenderûn kal‘ası nâ-temâm kalmışdır. Sehel himmet-i Âl-i Osmân ile ma‘mûr olup bir şehr-i bender olmak emr-i sehl idi. Zîrâ Haleb'e iki menzil karîb elzem-i levâzımînden şâhrâhlı bir iskeledir. Beher sene limanına iki yüz pâre keştî-i Müslim ve Frenk galyonları gelüp lenger-endâht olup yatarlar. Kal‘ası olmamak ile Frenk-i bed-renk gümrük vermede inâd ve muhâlefet edüp giderler ammâ kal‘ası imâr olsa küffâr galyonlarının âsîleri gelemeyüp mutî‘leri dahi gümrük vermede inâd ve muhâlefet edemezlerdi. Hâlâ bu bender Haleb eyâletinde yetmiş yük akçe iltizâm gümrük emânetidir ve yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi (---) aded kurâdır. Bu kurâlardan senevî beher sâl kadısına beş kîse hâsıl olur. A‘lâ latîf limanı vardır lâkin kara karaka ve burten ve şınıya ve galyon karavana kalyonlar girüp yatamazlar, top menzili ba‘îd alarka yatarlar. A‘lâ demir dutar yatakdır ammâ batı tarafı açık olmağıla kumu çok gelüp yine demir kuvvetiyle yatarlar, latîf yatakdır. Bu limanın cânib-i garbîsinde iki yüz altmış mil cezîre-i Kıbrıs'ın burnunda kal‘a-i (---) limanıdır. Latîf ve mu‘tedil havâda cezîre-i Kıbrıs'ın karlı dağları görünür derler ammâ hakîr görmedim. Bu İskenderûn'da cümle Frenk ve Rûm kefereleri sâkin olmağıla câmi‘ ve hammâm ve hân ve çârsû-yı bâzârı yokdur ammâ meyhâneleri çokdur. Ba‘zı âyende vü revendeler vakt-i şitâda bu meyhânelerde meks ederler, gûyâ her biri birer hândır, ammâ suları uzakdan hımârlar ile kârbân pınarından getirirler ve âyende vü revendeler bu İskenderûn cezîre yer olmağıla kârbân pınarında konarlar. Ammâ bu İskenderûn'da yedi kralın balyoz vekîlleri ya‘nî konsolosları sâkin olup balyozları Haleb'de 21b balyozhânelerinde sâkin olurlar ve bu İskenderûn Haleb iskelesi olmak ile gümrük yanında azîm mahzenler vardır. Şeb [u] rûz Frenk kâfirleri anda bey‘ u şirâ ederler. Hatta Murtezâ Paşa efendimiz alay-ı azîm ile bu mahalden ubûr ederken deryâda yatan yigirmi altı pâre galyonlar "Safâ geldin!" deyü ol kadar top-ı şâdımânlar atdılar kim gûyâ her biri âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Bu İskenderûn'un cânib-i selâsı sazlık ve bataklık yerdir kim kefere domuzlarının bataklığıdır. Müselmânlar ihtirâz üzre yatarlar ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 21a–21b ·
metinde göster ·
ile lisân-ı Arabî on iki lisândır. Her biri birinden mugâyir lehçe-i mahsûsları …
Bu hadîs-i şerîf "Derûn-ı Dakâyık u Hakâyık" nâm kitâb kim Kemâl Paşazâde te’lîfidir, anda mastûrdur. Ammâ Hazret-i Âdem cennetden hübût etdikten sonra kendüye firâk-ı Rabbü'l-âlemîn eleminden nisyân el vurup ba‘dehû cebel-i Arafât'da Hazret-i Havvâ ile kırlangıç tayrı vâsıtalığıyla Âdem Nebî Havvâ'ya buluşup bi-emri Hüdâ lisân-ı Arabî'ye karîb lisân-ı İbrî kelimât etdiler. Lafz-ı İbrî yine Arabî hurufu kadardır ve yine ol harflerdir. Lâkin kalb-i hurûf olup İbrî derler başka bir lisândır kim cild-i (---) imizde mestûrdur. Hazret-i Âdem aleyhi's-selâmın evlâd-ı evlâdı münteşîr olup lisân-ı İbrî ve lisân-ı Süryânî ve lisân-ı İmrânî kelimât ederlerdi. Tâ kim Hazret-i İsmâ‘îl-i Nebî aleyhi's-selâm kırk yaşında mürsel peygamber oldukda ibtidâ lisân-ı Arabî anlardan âşikâre oldu. Ammâ lisân-ı Süryânî ve İmrânî ve niçe lisânlar kâtib-i Hazret-i İdrîs-i Nebî'den kalmışdır ammâ ilâ yevminâ hâzâ lisân-ı Arabî Cenâb-ı Hüdâ'nın medh etdüğü lisândır kim sûre-i (---) bi-lisân-ı Arabî buyurduklarından bir vâsi‘ lisândır kim hadd [u] pâyânı yokdur. Bir lüğât içün yetmiş lüğat vardır. Netekim Mekke'nin üç yüz ismi vardır. Meselâ Mekke ve Bekke ve Ka‘be ve Vâdi'n-Neml ve Mu‘allâ (---) esmâları vardır ve arslan içün üç yüz ismi vardır. Tâ bu mertebe lisân-ı vâsi‘ ve fesâhat ve belâğatlı elfâz-ı tumturâklı lisân-ı fasîhdir. Anınçün kelâm-ı ekâbirde "el-Arabî fesâhatün ve'l-Acemî zarâfetün ve't-Türkî kabâhatün ve sâ’irü'l-lisân galîzatün" demişler. Böyle bir vâsi‘ lisân-ı Arabî Arabistân gibi vâsi‘ arz-ı mukaddesde kavm [ü] kabâ’il-i Urbân'ın hadd [ü] pâyânı olmamak ile lisân-ı Arabî on iki lisândır. Her biri birinden mugâyir lehçe-i mahsûslarıyla tekellüm olunur ammâ cümleden fesâhat ve belâğat üzre lisân-ı Arabî ehl-i Mekke ve Tâ’if ve Hicâz ve Mevâl Urbânının fesâhât [u] belâğat üzre lisânlarıdır kim niçe kelâm-ı dürr-i meknûnları âyet-i şerîf ile kelimât olunur. Ammâ ehl-i Şâm dahi fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân kelâmın dürer-bârları vardır. Zîrâ ulemâ-yı Şâm meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 29a ·
metinde göster ·
… kmek ve su isteyecek kadar ve kendüye bir zarar geleceği kelâmı fehm edüp gâfil
olmamak
içün her ne gûne lisân olursa yüz kırk lisânı bilüp seyyâh-ı âlem ve âmil ve kâ …
Evvelâ seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olan kimesnelere lâzımdır kim herkes ile hüsn-i ülfet etmek içün lisân-ı Arabî'den bile ve kendüye ma‘ûnet içün ekmek ve su isteyecek kadar ve kendüye bir zarar geleceği kelâmı fehm edüp gâfil olmamak içün her ne gûne lisân olursa yüz kırk lisânı bilüp seyyâh-ı âlem ve âmil ve kâmil ola. Zîrâ her şey’in cehlinden ilmi yeğdir. Evvelâ:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 29a ·
metinde göster ·
… z olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi vardır. Ammâ kal‘ası
olmamak
ile dizdârı ve müftî ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur. Ammâ a‘yân-ı eşrâfı çokdur. Şeh …
Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hânzâde Sultân Mûsâ ümerâlarından Hacıoğlu nâm dilâver-i server-i hümâm imâr etdiğinden kasaba-i Hacıoğlu derler. Dobruca vilâyeti hâkinde ve Silisre eyâletinde paşanın hâssıdır. Yedi kîse mîrî mâl ile paşa ağalarından bir munsab ağa elli aded tevâbi‘iyle hükûmet eder. Şerî‘at tarafından üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır. Cümle yedi nâhiyesi ve yetmiş sekiz aded kurâ-yı ma‘mûr-ı mutî‘lerinden beher sene kadıya ve voyvodaya ellişer kîse mâl fâ’iz olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi vardır. Ammâ kal‘ası olmamak ile dizdârı ve müftî ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur. Ammâ a‘yân-ı eşrâfı çokdur. Şehri bir küşâde bayır üzre iki bin hâneli kimi kiremitli ve ba‘zısı tahta şındıra örtülü câ-be-câ bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr u müzeyyen hâne-i zîbâlardır. Ammâ şiddet-i şitâsı şedîd olduğundan müsmirrâtları memdûh değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 122a ·
metinde göster ·
… Nasûh Paşazâde Celâlî olan Hüseyin Paşa'nındır. Dobruca vilâyetinde değirmânlar
olmamak
ile cümle Dobruca halkı bu değirmânlara muhtâc âb-ı hayât sulu çarh-ı âsiyâblar …
Mesîregâh-ı Döne değirmânları: Kırk elli aded âsiyâb-ı mâlardır kim her biri birer ze‘âmetden a‘lâdır. Niçesi Nasûh Paşazâde Celâlî olan Hüseyin Paşa'nındır. Dobruca vilâyetinde değirmânlar olmamak ile cümle Dobruca halkı bu değirmânlara muhtâc âb-ı hayât sulu çarh-ı âsiyâblardır. Cemî‘i ehl-i beledîn zu‘mları üzre bu değirmânların suları Tuna'dandır, derler. Zîrâ birkaç kerre Tuna mâhîleri bu değirmânlardan çıkmışdır. 124a Andan yine menzil-i Batova, andan cânib-i şimâle karye-i Mumculu, bir câmi‘li Müselmân köyüdür ve ze‘âmetdir. Andan yine şimâle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123b–124a ·
metinde göster ·
… --) kîse hâsıl olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Ammâ kal‘ası
olmamak
ile dizdârı, müftîsi ve nakîbi yokdur. A‘yânı olmayup fukarâsı çokdur. Cümle ki …
Sitâyiş-i bender-i Balçık: Karadeniz sâhilinde Rûmeli tarafında bir yalçın kayalı kûh-ı bülend dâmeninde bir ma‘mûr şehirdir. Özi eyâletinde Hacıoğlu voyvodalığında (---) dır ve yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi (---) aded kurâdır. Senevî (---) kîse hâsıl olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Ammâ kal‘ası olmamak ile dizdârı, müftîsi ve nakîbi yokdur. A‘yânı olmayup fukarâsı çokdur. Cümle kiremit ve şındıra tahta örtülü beş yüz müfîd [ü] muhtasar hânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124a ·
metinde göster ·
olmaz ammâ benî Âdem'in kesretine göre İslâmbol ve Kastamonu ve Şâm [u] Haleb v …
Der-vasf-ı dârü'l-ulûm-ı dârü'l-kurrâ [ve] dârü'l-Kur’ân: Cümle (---) aded mekân-ı şeyhu'l-kurrâdır. Evvelâ on dörd aded selâtîn câmi‘lerinde birer dersi‘âm-ı şeyhu'l-kurrâ-i Hazret-i Kur’ân mukarrerdir kim ilm-i hıfz u ilm-i İbn Kesîr ü Seb‘a ü Aşere ve ilm-i takrîb görülüp Kitâb-ı Cezerî ve Kitâb-ı Şâtıbiyye ebyâtları tilâvet olunup me’hazlarıyla ve kârîleriyle kırâ’et-i Ebû Amr u Hafs ve Verşî ü Bezzî ve Kâhîn ve Zekvân u Dürrî kırâ’etleri görülür. Hamele-i Kur’ân'ı çokdur ammâ hâfız-ı Kur’ân'ı yokdur. Olmamak olmaz ammâ benî Âdem'in kesretine göre İslâmbol ve Kastamonu ve Şâm [u] Haleb ve Mısır kadar huffâzı yokdur. Ammâ ulemâ-yı zeyyinde mudallak u muhteşemi çokdur. Selâtîn kurrâlarından başka dârü'l-kurrâ-yı Ekmekçizâde Ahmed Paşa der-câmi‘-i Eşe Kadın,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 157b ·
metinde göster ·
… afa yüz on zirâ‘-ı melikidir kim Ayasofya tâklerinden arîz olur. Himmete endâze
olmamak
ile gâyet sehel kârdır. Andan,
Menzil-i karye-i İzoli: Harput hâkinde iki yüz hâneli ve bir câmi‘li ma‘mûr ze‘âmetdir. Cümle ahâlîsi hırsız u harâmî ve kutta‘u't-tarîk İzoli Kürdleridir. Bu mahalden aşağıca yine nehr-i Furât'a karîb Kömürhânı vardır, bî-amân yerdir. Andan aşağı nehr-i Furât iki kaya mâbeyninden hiddet ile cereyân edüp sâ‘ikasından âdeme dehşet hâsıl olur. Hattâ Fâtih-i Bağdâd Râbi‘-i Sultân Murâd bu mahalle bir göz cisr-i âlî binâ etmek murâd idinüp temel yerlerin hemvâr edüp mübâşeret olunsa gerek idi. Hikmet-i Hudâ ba‘de fethi'l-Bağdâd İslâmbol'a Sultân Murâd vardıkda Arapça emrine imtisâlen dâr-ı bâkîye gidüp dâr-ı fânîde cisri nâ-tamâm kaldı. Eğer bu nehr-i Furât üzre bu Kömürhânı kurbünde bir cisr-i azîm olsa hayrât-ı azîm olup bu günde nazîri olmamış olurdu ve gâyet elzem ü levâzımından kantara-i zîbâ kayalarıdır, ammâ gâyet üstâd-ı bennâsıyla bir cisr-i ibretnümâ gerek. Zîrâ bir tarafdan bir tarafa yüz on zirâ‘-ı melikidir kim Ayasofya tâklerinden arîz olur. Himmete endâze olmamak ile gâyet sehel kârdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 197a ·
metinde göster ·
… si ve topları ve neferâtları beğinin tarafındandır. İç il olup intihâ-yı serhad
olmamak
ile cümle mühimmâtları Âl-i Osmân tarafından değildir. Bu kal‘anın dâ’iren-mâdâ …
Cebehânesi ve topları ve neferâtları beğinin tarafındandır. İç il olup intihâ-yı serhad olmamak ile cümle mühimmâtları Âl-i Osmân tarafından değildir. Bu kal‘anın dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır. Derûn-ı kal‘ada cümle 2.000 hâne-i zîbâlardır ve cümle sütûhları hâk-i pâk ile mestûr ve bâğ u bâğçeleri ma‘mûrdur kim Erganî engürü ve bâdesi gâyet meşhûrdur. Ve Şat nehrinin bir başı bu kal‘a hâyilindeki Taht-ı Maşad dağlarından çıkup Kara Âmid altında ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 198a ·
metinde göster ·
… n mızrak güzer edüp mızrağıyla pâymâl ü rimâl olup yatar. Kavm-i Urbânda tüfeng
olmamak
ile ve Urbân şimşîr-bâz olmamak ile cümlesi mızrak ve akve nâm hançer zahmından …
El-azametullah böyle mahalde Mustafâ Paşa askeri aç kurd gibi çöl pâdişâhı askeri içine girüp satûr-ı Muhammedî urmağa başlayınca bi-emr-i Hudâ bir ân kavm-i Urbân bir misvâra tahammül etmeyüp var kuvveti bâzûya getirüp yöğrük kısraklılar dem nefesin Aneh ve Seleme kal‘aları çölünde aldılar. Niçe bini Sincâr ve Mardin'e az vardılar, niçe bini kal‘a-i Hâtûniyye ve kal‘a-i Nasîbîn'e bî-nasîb vardılar, niçe yüzü seyf-i Muhammedî'den nasîbin aldılar. Bu meydân-ı ma‘rekeye Firârî Mustafâ Paşa askeriyle vardığımızda cümle asâkir-i Ervâm âlem-i hayretde kaldılar. Sahrâ-yı Tilhovar şecere ve kavak altı gibi benî Âdem'in leşi ile mâl-â-mâl olup kimisi dünîme olmuş, kimisi mecrûhan dahi zî-rûh kâh düşer ve kâh debelenir ve kâh kalkar, zahm-ı cıda ve mızrak ve sünü ve hıştdan merhûm olmuş benî Âdem'in hisâbın Hudâ bilür. Niçe bini zırh-ı zireh-külâhlı Urbânların zırhından mızrak güzer edüp mızrağıyla pâymâl ü rimâl olup yatar. Kavm-i Urbânda tüfeng olmamak ile ve Urbân şimşîr-bâz olmamak ile cümlesi mızrak ve akve nâm hançer zahmından helâk olmuşlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 216b ·
metinde göster ·
… âymâl ü rimâl olup yatar. Kavm-i Urbânda tüfeng olmamak ile ve Urbân şimşîr-bâz
olmamak
ile cümlesi mızrak ve akve nâm hançer zahmından helâk olmuşlardı.
El-azametullah böyle mahalde Mustafâ Paşa askeri aç kurd gibi çöl pâdişâhı askeri içine girüp satûr-ı Muhammedî urmağa başlayınca bi-emr-i Hudâ bir ân kavm-i Urbân bir misvâra tahammül etmeyüp var kuvveti bâzûya getirüp yöğrük kısraklılar dem nefesin Aneh ve Seleme kal‘aları çölünde aldılar. Niçe bini Sincâr ve Mardin'e az vardılar, niçe bini kal‘a-i Hâtûniyye ve kal‘a-i Nasîbîn'e bî-nasîb vardılar, niçe yüzü seyf-i Muhammedî'den nasîbin aldılar. Bu meydân-ı ma‘rekeye Firârî Mustafâ Paşa askeriyle vardığımızda cümle asâkir-i Ervâm âlem-i hayretde kaldılar. Sahrâ-yı Tilhovar şecere ve kavak altı gibi benî Âdem'in leşi ile mâl-â-mâl olup kimisi dünîme olmuş, kimisi mecrûhan dahi zî-rûh kâh düşer ve kâh debelenir ve kâh kalkar, zahm-ı cıda ve mızrak ve sünü ve hıştdan merhûm olmuş benî Âdem'in hisâbın Hudâ bilür. Niçe bini zırh-ı zireh-külâhlı Urbânların zırhından mızrak güzer edüp mızrağıyla pâymâl ü rimâl olup yatar. Kavm-i Urbânda tüfeng olmamak ile ve Urbân şimşîr-bâz olmamak ile cümlesi mızrak ve akve nâm hançer zahmından helâk olmuşlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 216b ·
metinde göster ·
ile ma‘lûmum değildir, ammâ mesmû‘umuz olduğu üzre anda dahi bir meydân ve câni …
Derûn-ı harem manzûrum olmamak ile ma‘lûmum değildir, ammâ mesmû‘umuz olduğu üzre anda dahi bir meydân ve cânib-i erba‘ası üç yüz aded hânedândır. Ve derûn-ı haremde hân'a mahsûs kırk aded dükkândır. Her esnâf dükkânçesi mukarrerdir, ammâ cümlesinde hân işler. Bir dükkânın bisâtı bir dükkâna varmak ihtimâli yokdur. Cümle engez avânîler her dükkânda mükerrer mükerrer mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b ·
metinde göster ·
… e dâ’iren-mâdâr cirmi ma‘lûmum değildir. Zîrâ meşhûr-ı âfâk kılâ‘-ı azîmelerden
olmamak
ile adımlamadım, ammâ kal‘anın şimâlî tarafında bir çemenzâr u lâle-ızâr yerde …
Hulefâ-yı Âl-i Benî Abbâssiyân'dan el-Mu‘temed Billah'ın hoş âvanâsından bir emîr-i ahûr binâ etmişdir kim ol şahsın ismiyle müsemmâ olup şehr-i Hoş-avan derlerdi. Ba‘dehû yine hulefâ-yı Abbâsî'den Hâkim Cüvânmerg destine girüp ta‘mîr etdikde Hakkarî'nin Şatak kal‘asıyla Van kal‘ası mâbeyninde olmağile nâmına Vasatan kal‘ası dediler. Hâlâ Hakkarî hâkimi destinde bir yalçın püştecik üzre şekl-i murabba‘ kârgîr binâ bir kal‘adır kim sene (---) târîhinde Cenâbî Ahmed Paşa nâm bir mîr-i mîrân-ı hümâm top-ı kûpile döğüp niçe yerinde kârgîr taş dîvârları harâbdır. Cânib-i şimâle bir kapusu var, içinde hâneleri azdır ve çârsû-yı bâzârdan bir şeyi yokdur. Ammâ dağlarında keçileri ve aşağı sahrâda bâğları çokdur. Ve kal‘a kaya üzre olmağile handakı yokdur ve dâ’iren-mâdâr cirmi ma‘lûmum değildir. Zîrâ meşhûr-ı âfâk kılâ‘-ı azîmelerden olmamak ile adımlamadım, ammâ kal‘anın şimâlî tarafında bir çemenzâr u lâle-ızâr yerde bin mikdârı hâk-i pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. Cümle bâğ u bâğçe içindedir. Hâkim-i örfî Hakkarî hâkimi tarafındandır ve hâkim-i şer‘î Van monlâsı niyâbetindedir. Bir câmi‘i ve iki hânı ve bir hammâmı ve kifâyet mikdârı beş on dükkânları vardır. Gerçi bu kal‘a Van hâkindedir ammâ Hakkarî tağallüben zabt etmişdir. Cenâbî Ahmed Paşa asrında Van paşası subaşılığı imiş. Ve Hakkarî hânının bu kasaba-i Vastân'da hedâyâ-yı vâfiresi geldi. Hatta hemân bir katar-ı katır yükü kaplan ve vaşak postu gelüp "Askerim edâ-yı hizmet etmişlerdir. Lûtf edüp izin viresüz!" deyü ricâ etdikde Paşa "Yabana söyler." deyü izin vermeyüp Van'a götürdü. Andan kalkup cânib-i şimâle 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 283a ·
metinde göster ·
Çâh-ı âb-ı zülâl-i hânedân: Bu şehr-i Gazvîn'in enhâr-ı kesîreleri
olmamak
ile Monlâ Car nakli üzre on yedi bin aded hânedân ve bâğ u bostân kuyuları vard …
Çâh-ı âb-ı zülâl-i hânedân: Bu şehr-i Gazvîn'in enhâr-ı kesîreleri olmamak ile Monlâ Car nakli üzre on yedi bin aded hânedân ve bâğ u bostân kuyuları vardır kim her biri birer âb-ı hayâtdan nişân verir çâh-ı mâlardır. Cümle şehrin imâreti bu çâhlar ile {saky olunur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 315b ·
metinde göster ·
… î bir kal‘a-i metîn-i muhtasardır. Zîrâ zamân-ı kadîmde top u tüfeng-i pür-ceng
olmamak
ile bu kal‘a hemân yalın kat bir bârû-yı azîmdir ammâ gâyetü'l-gâye hisâr-ı ibr …
Der-beyân-ı eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Rebî‘ Musul-ı kadîm: Evvelâ bu sûr-ı azîm nehr-i Şattu'l-Arab'ın cânib-i garbîsi tarafında Kefirzamân Nasîbîn ve Mardin hâkinde cezîre-i Dicle ve nehr-i Furât mâbeyninde Şatt'ın kenârında havâlesiz bir vâdî-i tar içinde bir düz fezâda şekl-i murabba‘dan tûlânî cümle seng-tıraş-ı Harekânî ile mebnî bir kal‘a-i metîn-i muhtasardır. Zîrâ zamân-ı kadîmde top u tüfeng-i pür-ceng olmamak ile bu kal‘a hemân yalın kat bir bârû-yı azîmdir ammâ gâyetü'l-gâye hisâr-ı ibret-nümâ-yı azîmdir. Hatta bu abd-i za‘îfin hatvesiyle Bağdâd'dan ancak üç bin adım küçükdür kim dâ’iren-mâdâr cümle (---) adımdır ve cümle (---) sâ‘atde handak kenârıyla piyâde âdem devr eder. Ve cümle (---) aded kulledir. Cümleden Hüsrev Paşa kullesi ve Ciğ Ahmed kullesi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 401b ·
metinde göster ·
ile yolları mahûf u muhâtara olduğundan bu ağa bize Akkirmân askeriyle Hızır gi …
Ba‘dehû karadan atlar ile firâr eden kâfirlerin ardları sıra Akkirmânlı ve Paşalı ve Nigebolı ve Özü kulları cümle kâfir kovagitdiler. Meğer imdâda gelen Akkirmân askeri içre Dergâh-ı âlî kapucubaşılarından bir ağa Azak kal‘asında Gâzî Mustafâ Paşa'ya Bozcaada fetihnâmesin götirüp emn-i tarîk olmamak ile yolları mahûf u muhâtara olduğundan bu ağa bize Akkirmân askeriyle Hızır gibi yetişüp geldiler. Hikmet-i Hudâ ceng-i azîm temâşâsında bulunup kal‘a-i Azağa ol gün Kılburun'u geçüp iki fütûhât müjdesiyle kal‘a-i Azağa gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a ·
metinde göster ·
… ta kulleleri, ya‘nî gözcü burcları vardır ve bu kal‘anın deryâ tarafından havfi
olmamak
ile yalın kat dîvâr-ı kavîdir kim ol tarafa iki liman kapusu var, ammâ kara tar …
Ve mezkûr limanın etrâfında kavata kulleleri, ya‘nî gözcü burcları vardır ve bu kal‘anın deryâ tarafından havfi olmamak ile yalın kat dîvâr-ı kavîdir kim ol tarafa iki liman kapusu var, ammâ kara tarafı üç kat metîn dîvâr-ı üstüvârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149b ·
metinde göster ·
… ı şarâb kal‘ası demekdir. Biz bunda mukaddemâ zahîre-bahâ içün gelüp eyâletimiz
olmamak
ile bir şey vermeyüp ancak hakîre harc-ı râh-ı kalîl verdiler. Bu kadar askerle …
Lisân-ı Latince Tatlı şarâb kal‘ası demekdir. Biz bunda mukaddemâ zahîre-bahâ içün gelüp eyâletimiz olmamak ile bir şey vermeyüp ancak hakîre harc-ı râh-ı kalîl verdiler. Bu kadar askerle bizi görüp şaşdılar. Hele cümle mâlı arabalar ile kal‘aya girüp yine kal‘a kapudanında meks edüp kapudanı yorgalanmağa başladım. Hikmet-i Hudâ ol sâ‘at Yakova[lı] İbrâhîm Paşa'dan yüz koyun ve on araba beksümât ve beş yüz yiğit ile bir keskin Bosnevî kadı kim hakkâ ki hem kadı ve gâzî idi. Ol gün vezîr önünden bir cüvân mehpâre Firengzâde gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161a ·
metinde göster ·
… kazgan herîse ve yüz kazgan yoğurdlu firik şorbası idi, ammâ bu diyârda pirinç
olmamak
ile pirinç pilâvı yok idi, ammâ büyük baş summâtda vüzerâ ve vükelâ önünde on b …
Ve kâmil üç bin koyun ve üç bin kuzu ve altı kerre yüz bin sipov ekmek ve yüz aded kazgan firik pilâvı ve yüz kazgan herîse ve yüz kazgan yoğurdlu firik şorbası idi, ammâ bu diyârda pirinç olmamak ile pirinç pilâvı yok idi, ammâ büyük baş summâtda vüzerâ ve vükelâ önünde on bin sahan memlû ni‘met-i nefîsenin her envâ‘ından mevcûd idi, zîrâ üç gün mukaddem ordu-yı İslâm içinde cemî‘i vüzerâ ve vükelâların cümle aşbâzları krala gidüp bu ziyâfetin ta‘âm-ı uzmâsına çalışup harc-ı masrafı kraldan oldukdan sonra bir mümessek bahârlı bir ziyâfet-i azîm olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 18b ·
metinde göster ·
… ammâmı ve yigirmi aded Rûm dükkânı ve üç aded kenîse-i ruhbânı var, ammâ limanı
olmamak
ile gemilerin küçüklerin karaya çekerler. Andan yine garba sâhil-i Bahr-i Siyâh …
Der-ayân-ı kasaba-i Midye: Eyyûb mevleviyyetinde beş yüz hâneli keferesi çok müselmânları çok yok âhiryân müslimleri var 50b(---)(---) vakfı olup zâbiti bostâncıbaşı tarafından bostâncılardır. Câmi‘i ve bir hânı ve bir kesîf hammâmı ve yigirmi aded Rûm dükkânı ve üç aded kenîse-i ruhbânı var, ammâ limanı olmamak ile gemilerin küçüklerin karaya çekerler. Andan yine garba sâhil-i Bahr-i Siyâh ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50a–50b ·
metinde göster ·
… da garb şehrine geçilir. Ammâ bu şehir içre sehel bârân-ı rahmet yağsa kaldırım
olmamak
ile gâyet çamur olur, atlama taşlarından taşa sıçrayup yürümeğe muhtâcdır, ammâ …
Bu şehir nehr-i Osma'nın iki tarafına vâkı‘ olmuş ma‘mûr şehirdir kim üç yerden ağaç cüsûrlar ile biri şark şehrine ve karşu tarafda garb şehrine geçilir. Ammâ bu şehir içre sehel bârân-ı rahmet yağsa kaldırım olmamak ile gâyet çamur olur, atlama taşlarından taşa sıçrayup yürümeğe muhtâcdır, ammâ sehel şiddet-i hâr olunsa çamuru yâbis olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 55b ·
metinde göster ·
… lur kim dillerde destândır, ammâ küffâr-ı hâksâr-ı bed-girdârın hadd [ü] pâyânı
olmamak
ile niçe kerre sıklet gösterirlerdi, ammâ serdâr-ı ekrem yine var kuvveti bâzûy …
Hemân küffâr bu hâli görüp yine asker-i İslâm üzre hücûm edüp tâ vakt-i zuhra dek bir ceng-i Sıffîn olur kim dillerde destândır, ammâ küffâr-ı hâksâr-ı bed-girdârın hadd [ü] pâyânı olmamak ile niçe kerre sıklet gösterirlerdi, ammâ serdâr-ı ekrem yine var kuvveti bâzûya getirüp Ali-i Kerrâr-vâr be-tekrâr be-tekrâr kâfirin gözlerine girüp niçe bin küffârı hâk-i mezellete salup niçe bin kelle ve baş dil alup merkezinde karâr ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77a ·
metinde göster ·
… kalınlığı gümüş ma‘denleri var, ammâ cümle ka‘r-ı zemîndedir ve âdem âdemî-zâd
olmamak
ile cümle kârhâneleri mu‘attal durur. Bu hâk-i pâk gerçi Orta Macar destindedir …
Dörd aded kûh-ı ser-bülendler içre yedi yerde kol kalınlığı gümüş ma‘denleri var, ammâ cümle ka‘r-ı zemîndedir ve âdem âdemî-zâd olmamak ile cümle kârhâneleri mu‘attal durur. Bu hâk-i pâk gerçi Orta Macar destindedir, ammâ Nemse çâsârı tagallüben bu ma‘denleri zabt etmişdir, ammâ yılda on bin kîse mâl hâsıl olur garîb temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 130a ·
metinde göster ·
ile yılanı çokdur. Dizdârı ve neferâtları cümle aşağıda olurlar, zîrâ her bâr b …
Ve kal‘a içinde benî Âdem olmamak ile yılanı çokdur. Dizdârı ve neferâtları cümle aşağıda olurlar, zîrâ her bâr bu kal‘aya bir ferd-i âferîdenin iktidârları olmaduğundan ahâlî-i kal‘a cümle aşağı varoşda olup şeb [ü] rûz kal‘a kapusu mesdûd durur. Tâ bu mertebe bir kal‘a-i bâlâdır, ammâ hâkim kal‘adan garîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160b ·
metinde göster ·
… cidleri var. Gayri hayrâtlar yokdur. Ve cümle halkı Boşnak'dır. Çârsû-yı bâzârı
olmamak
ile hafta bâzârı durur.
Sitâyiş-i varoş-ı kal‘a-i Moravik: Cümle iki mahalle ve cümle iki yüz aded şindire örtülü ve tahta havlılı mükellef ü mükemmel evlerdir. Ve bu varoşa kal‘adan iki aded haşeb cisir ile geçilir ve cisir başında cümle bir hânı var ve cümle iki aded mahalle mesâcidleri var. Gayri hayrâtlar yokdur. Ve cümle halkı Boşnak'dır. Çârsû-yı bâzârı olmamak ile hafta bâzârı durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 170b ·
metinde göster ·
… k edüp bâğ u bâğçelerinin ba‘zısı kalmış. Kanijelinin şehrinde bir ağaçlı bâğçe
olmamak
ile cümle hadîka-i ravza-i rıdvânları ve niçe bin cinîn-i gaytânları ve âb-ı ha …
Yedi yüz kadar bâğ u bâğçeli ve etrâfı handaklı, ammâ kal‘asız varoş imiş. Küffâr henüz ıhrâk edüp bâğ u bâğçelerinin ba‘zısı kalmış. Kanijelinin şehrinde bir ağaçlı bâğçe olmamak ile cümle hadîka-i ravza-i rıdvânları ve niçe bin cinîn-i gaytânları ve âb-ı hayât sulu kuyuları cümle bu tarafda olup Kanijelinin mesîregâh [u] teferrücgâhları cümle bunda idi, ammâ Zirinoğlu ve Beganoğlu ve Nadajoğlu Kanije kal‘asın bu sene döğerken cümle bu semtden döğüp bâğları ve bâğçeleri cümle harâb u yebâb edüp ol mahsûllü şecere-i müntehâları cümle kırup Kanije buheyresini doldurmağa çalışırlardı. Anıniçün bu varoş ve bâğlar harâb olup ancak bu Berezense kal‘ası tarafında Kanijelinin mezâristânları kaldı ve Kanije'nin topraklı ve mahsûllü yerleri bu mahaldir, ammâ düşmandan ekin ekemezler. Zahîreleri cümle Başka ve Laşka vilâyetlerinden gelir, ammâ yine ganîmet şehirdir. Ve Cenâb-ı Kibriyâ berekât-ı Halîl vermişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 182b ·
metinde göster ·
… adîmde palanka-i azîm imiş. Süleymân Hân feth etdikde bu kal‘a-i kebîrin lüzûmu
olmamak
ile harâb edüp hâlâ Ustolni-Belgrad'dan nümâyân bir küçük palankacıkdır kim geç …
Sene 950 târîhinde Süleymân Hân Gâzî fethidir. Bânîsi Began ban olmağile ve ol kral-ı dâllin taht-ı menhûsu olduğundan anın ismiyle müsemmâ Began kal‘ası derler, ammâ zamân-ı kadîmde palanka-i azîm imiş. Süleymân Hân feth etdikde bu kal‘a-i kebîrin lüzûmu olmamak ile harâb edüp hâlâ Ustolni-Belgrad'dan nümâyân bir küçük palankacıkdır kim geçit başında şekl-i murabba‘ bir kapulu ve batak içinde metîn kal‘acıkdır. İçinde yüz aded tahta örtülü hâneleri ve bir câmi‘i ve anbârı ve mükemmel cebehânesi ve mehterhâne kullesi önünde handak üzre asma cisri ve on dükkânı ve dizdârı ve yüz seksen aded merdüm-hisârları var, ammâ gâyet şehbâz yiğitlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 12a ·
metinde göster ·
… afından geçüp bu kal‘ayı adadan döğmek âsândır, zîrâ ol tarafdan havf u haşyeti
olmamak
ile hıyel ü şeytanatları yokdur. Ve bu mahalde nehr-i Tuna azdır ve sığdır, cis …
Bu alçak toprak tabyaların gerçi havâleleri yokdur, ammâ beş cânibine 48a toplar komak âsândır. Ammâ bu kal‘anın Tuna aşırısı bir azîm adadır kim bir ucu tâ Komaran kal‘asında nihâyet bulur. Bu ada tâ burnuna varınca iki konak yerdir. Ol adaya Uyvar tarafından geçüp bu kal‘ayı adadan döğmek âsândır, zîrâ ol tarafdan havf u haşyeti olmamak ile hıyel ü şeytanatları yokdur. Ve bu mahalde nehr-i Tuna azdır ve sığdır, cisirler yapmak dahi mümkindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b–48a ·
metinde göster ·
El-hâsıl kankı bir şeytanatların beyân edelim, ammâ vilâyetlerinde deve
olmamak
ile deve gibi esirüp arvana urmağı bilmeyüp paşanın alay çavuşuna bir çuka ve b …
El-hâsıl kankı bir şeytanatların beyân edelim, ammâ vilâyetlerinde deve olmamak ile deve gibi esirüp arvana urmağı bilmeyüp paşanın alay çavuşuna bir çuka ve bir top kumâş verüp deve gibi esirüp gürlemeği tahsîl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 70a ·
metinde göster ·
Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve kal‘a dizdârı ve iç el olup intihâ-i serhad
olmamak
ile ancak seksen aded nefer merdüm-hisârı ve sipâh kethudâyeri ve Budin ve Eğri …
Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve kal‘a dizdârı ve iç el olup intihâ-i serhad olmamak ile ancak seksen aded nefer merdüm-hisârı ve sipâh kethudâyeri ve Budin ve Eğri yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve gümrük emîni ve harâc emîni ve mi‘mâr ağası ve subaşısı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b ·
metinde göster ·
… ı ma‘mûrdur. Lâkin bu varoş palanka hisâr içinde değildir, zîrâ intihâ-i serhad
olmamak
ile etrâfına sûr-ı üstüvâr çekmemişler.
Ve cümle bu varoşda iki yüz aded bâğlı ve bâğçeli tahtânî ve fevkânî vâsi‘ büyût-ı zîbâlardır kim cümlesi kiremit ile mestûrdur ve beğ sarâyı bu varoşda hânedân-ı ma‘mûrdur. Lâkin bu varoş palanka hisâr içinde değildir, zîrâ intihâ-i serhad olmamak ile etrâfına sûr-ı üstüvâr çekmemişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b ·
metinde göster ·
… ar ve hân ve sarây ve dekâkînler ile müzeyyen şehr-i ma‘mûr olmuş, ammâ kal‘ası
olmamak
ile şehrin etrâfına yalın kat çit palanka ile ka‘r-ı azîm handaklar kesüp yedi …
"Âyâ bunda âsâr-ı binâdan bir eser var mıydı?" derlerdi. Hâlâ ol kadar ma‘mûr olup bâğ-ı İrem-vâr bir şehr-i cedîd olup kal‘a-misâl manastırlar ve hân ve sarây ve dekâkînler ile müzeyyen şehr-i ma‘mûr olmuş, ammâ kal‘ası olmamak ile şehrin etrâfına yalın kat çit palanka ile ka‘r-ı azîm handaklar kesüp yedi yerde cisrli kapular etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 91a ·
metinde göster ·
… a gelmeği kabûl etmeyüp ‘Yolumda bu kadar âsî pâdişâhlıklar vardır. Emn-i tarîk
olmamak
ile hacca gidemem’ deyü özürler etdi ve zekerin kesüp sünneti dahi kabûl etmeyü …
"Yâ Emîre'l-mü’minîn cümle alâ mâ farazallâhı kabûl edüp ‘Allâh bir peygamber hak’ dedi, ammâ hacca gelmeği kabûl etmeyüp ‘Yolumda bu kadar âsî pâdişâhlıklar vardır. Emn-i tarîk olmamak ile hacca gidemem’ deyü özürler etdi ve zekerin kesüp sünneti dahi kabûl etmeyüp ‘Bu sinn-i sâlimde bu şiddet-i şitâ vilâyetde zekerim kesersem teşeniş olurum’ deyü özür edüp kaldı. Biz dahi ‘Bunların biri nâkıs olsa dürüst müselmân olmazsın’ deyüp gazaba gelüp gitdim."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 132a ·
metinde göster ·
Ve bu kal‘ada rehin olup dostumuz olan Kabartay beğinin hatları
olmamak
ile Taysı Şâh ve Moyinçak Şâh olan Kalmık pâdişâhlarına ve Maskov vezîrleri ve …
Ve bu kal‘ada rehin olup dostumuz olan Kabartay beğinin hatları olmamak ile Taysı Şâh ve Moyinçak Şâh olan Kalmık pâdişâhlarına ve Maskov vezîrleri ve Maskov kralına Kabarti Çerkezi beğinin hattı yerine bir ağaca kertilmiş bir gûne çetele nişânların alup destimâllar içre pinhân etdim. Ammâ garîb temâşâ çeteledir kim aslâ taklîd kabûl etmez. Ve ağacın bir yanında âteşde kızmış demir tamgası var. Ol dahi bir turfe şeydir kim aslâ ana benzer bir nakış yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·
ile gözleri gâyet küçükdür, ammâ nigerân etdikde mağribden maşrıkı seçer. Gûyâ …
Bu vâdilerde tuz ma‘deni olmamak ile gözleri gâyet küçükdür, ammâ nigerân etdikde mağribden maşrıkı seçer. Gûyâ gözleri dûrbîn âyînesidir, ammâ beş on adım yerden nazar eden âdem Kalmık'ın gözleri mıh gibi yokdur zann eder. Anadan doğdukları zamân ba‘zısının gözleri köpek balası gibi bir haftada açılır. Ba‘zısının gözleri açılmayup ustura ile gözlerin yarup açarlar ve sehel tuz sürerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176a ·
metinde göster ·
… eri sever ve cüzâm vücûdu sevmez. 176b Ve cüzâm ve miskîn âdemde kehle olmaz.
Olmamak
ve çok olmak dahi fenâdır.
Ve cümlesinin esbâbları yedikleri hayvânâtların derilerindendir, ammâ üstleri başları eyle murdâr ve mülevves ve mühmel ve bed-râyiha kokar kim âdemi sermest eder, böyle bir râyiha-i habîseleri vardır. Anıniçün bunlarda pire ve kehle olmaz, zîrâ kehle nâzük tabî‘atdır, pâk yeri sever ve cüzâm vücûdu sevmez. 176b Ve cüzâm ve miskîn âdemde kehle olmaz. Olmamak ve çok olmak dahi fenâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176a–176b ·
metinde göster ·
[ile] ka‘be dediklerinde olan acâ’ibât garâ’ibât alâ’imâtlar ne idiğin bilmez.
Ve dahi "Cıldırak tav" dedikleri yalabıyan dağlar Sedd-i Ye’cûc ve Me’cûc dağları ola. Ve dahi "Dedelerimiz başları(?) ol dağdan gelen sadâdan babalarımız helâk oldu," ded[ik]leri Ye’cûc kavmi sadâsı ola. Ammâ bu kavm-i Kılmak behâ’im, kitâbı olmamak [ile] ka‘be dediklerinde olan acâ’ibât garâ’ibât alâ’imâtlar ne idiğin bilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 179a ·
metinde göster ·
ile eyle çamur olur kim âdem gark olur ve ancak mâh-ı Temmûz'da kurur. Gayri za …
Ve bunda kaldırım olmamak ile eyle çamur olur kim âdem gark olur ve ancak mâh-ı Temmûz'da kurur. Gayri zamân buz donar. Ol mevsimlerde bu kal‘a içi a‘lâ olup çamur olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 185a ·
metinde göster ·