Evvelâ Konya'da Celâleddîn kuddise sırruh merkad-i pür-envârı kurbünde iki minârelü bir câmi‘-i âlî ve bir medrese-i gâlî ve bir mescid-i latîf ve semâ‘hâne ve bir imâret-i ma‘mûre ve bir dârü'z-zîyâfe ve dervîş-i dil-rîşânlar içün müte‘addid hücreler ve Şâm-ı Şerîf'de bir câmi‘-i azîm ve bir medrese. Ba‘dehu medîne-i Kefe'de ve şehr-i İznik'de bir kenîseyi câmi‘ etdiler. Ve her feth olan kal‘alarda ve palankalarda olan kenîseleri câmi‘ ve olmayanlarda müceddeden câmi‘ler binâ olunup levâzım-ı islâmiyye tekmîl ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 46a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
… dir. Hattâ ba‘zı zurefâlar bu Ilıbat suyun misâl getirüp sözünde devâm-ı sebâtı
olmayanlar
içün ve bir yerde karâr-dâde olmayanlar içün "Behey âdem, Ilıbat suyu gibi gâh …
Temâşâ-yı garîbe-i buhayre-i Ilıbat: Bu nehr-i Ilıbat sabâhdan öyle vaktine varınca gerüye dönüp akar ve ba‘de'z-zuhur yine aşağı akar. Yine ale's-sabâh seyl-i revân gibi yukaru şark cânibine akar. Gûyâ Basra kal‘ası önünde şattı'l-Arab gibi med cezimdir. Hattâ ba‘zı zurefâlar bu Ilıbat suyun misâl getirüp sözünde devâm-ı sebâtı olmayanlar içün ve bir yerde karâr-dâde olmayanlar içün "Behey âdem, Ilıbat suyu gibi gâh aşağı ve gâh yukarusun" deyü darb-ı mesel olmuşdur. Hakkâ ki bir acâ’ib ü garâ’ib cereyân eder nehr-i nâfi‘dir, ammâ Ilıbat gölü derler, ammâ sahîhi Kirmastı suyu derler ve Mihâlic şehri {boğazında dahi Kirmastı nehri derler ve kasaba-i Ilıbat'dan cânib-i cenûba gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 86a ·
metinde göster ·
… un misâl getirüp sözünde devâm-ı sebâtı olmayanlar içün ve bir yerde karâr-dâde
olmayanlar
içün "Behey âdem, Ilıbat suyu gibi gâh aşağı ve gâh yukarusun" deyü darb-ı mese …
Temâşâ-yı garîbe-i buhayre-i Ilıbat: Bu nehr-i Ilıbat sabâhdan öyle vaktine varınca gerüye dönüp akar ve ba‘de'z-zuhur yine aşağı akar. Yine ale's-sabâh seyl-i revân gibi yukaru şark cânibine akar. Gûyâ Basra kal‘ası önünde şattı'l-Arab gibi med cezimdir. Hattâ ba‘zı zurefâlar bu Ilıbat suyun misâl getirüp sözünde devâm-ı sebâtı olmayanlar içün ve bir yerde karâr-dâde olmayanlar içün "Behey âdem, Ilıbat suyu gibi gâh aşağı ve gâh yukarusun" deyü darb-ı mesel olmuşdur. Hakkâ ki bir acâ’ib ü garâ’ib cereyân eder nehr-i nâfi‘dir, ammâ Ilıbat gölü derler, ammâ sahîhi Kirmastı suyu derler ve Mihâlic şehri {boğazında dahi Kirmastı nehri derler ve kasaba-i Ilıbat'dan cânib-i cenûba gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 86a ·
metinde göster ·
… gâret olmayup on bin güzîde tüfeng-endâz imdâd kefereler verüp kendülere mutî‘
olmayanları
nehb [ü] gâret etmeğe azîmet olunup cânib-i garba bir gün ve cânib-i şimâle üç …
Bunlar Mehemmed Geray Hân 111b ile kardaş, ya‘nî barışık olduklarından bu keferelere Kardaş derler. Ülke-i azîm ve leşker-i elîm sâhibi mel‘ûnlardır. Mukaddemâ bunlar Leh krallarının re‘âyâları olup ba‘dehu Leh kavmi ve Leh Yahûdîsi zulmünden bunlar Leh'den rûgerdân olup kâmil seksen bin tüfeng-endâz Kazak Kırım hânı İslâm Geray Hân'a tâbi‘ olup bunların i‘ânetiyle İslâm Geray Hân yedi sene kâmil Leh diyârına yetmiş bir kerre sefer edüp tâ Krakov ve Daniska ve Çeh ve Korol ve İsfaç memleketlerinin altı krallık yerlerin yedi yılda sekiz kerre yüz bin esîr alup elini vilâyetini harâb etdiğinden mâ‘adâ hemân Leh diyârından iki kerre yüz bin Yahûdî esîr çıkup birer lüle tütüne kavm-i Tatar Leh çufudu vermişlerdir. Ol asırdan berü Tatar kavminin mirzaları semmûr kürk ton ve semmûr şıpırtma kalpak geymeğe başlayup Kardaş Kazak dahi Leh'in mâl-ı Kârûn'una mâlik olup semmûr kalpak ve kırmızı çuka gümüş düğmeli dolamalar geymeğe başlayup hâlâ ankâ kefereler oldu. Ammâ isyân [u] tuğyânları olmadığından bunların vilâyetleri nehb ü gâret olmayup on bin güzîde tüfeng-endâz imdâd kefereler verüp kendülere mutî‘ olmayanları nehb [ü] gâret etmeğe azîmet olunup cânib-i garba bir gün ve cânib-i şimâle üç gün eli vilâyeti harâb ederek gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 111a–111b ·
metinde göster ·
… re Bahr-i Kulzüm'de Kolundur boğazında gark olup anlardan bakıyyetü'l-gark-ı âb
olmayanlardan
niçe kerre yüz bini Rûm'a firâr etdiler.
Ammâ kavm-i Ferâ‘ine Hazret-i Mûsâ asrında iki fırka olup bir fırkası zikri sebkat etdiği üzre Bahr-i Kulzüm'de Kolundur boğazında gark olup anlardan bakıyyetü'l-gark-ı âb olmayanlardan niçe kerre yüz bini Rûm'a firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 209b ·
metinde göster ·
… içelerin dahi kırdılar ve niçeleri içeri girmeyüp İslâm ile müşerref oldular ve
olmayanlar
da isfakiye dağlarında re‘âyâ oldular.
"Amân, amân ey asâkir-i Âl-i Osmân, içerde ceneralimiz öldü şimden gerü vere verelim ve sizinle barışalım. Girid cezîresindeki feth etdiğiniz yerler sizin, sizde ve Kandiye bizde" deyü amân dedikleri vezîria‘zama mün‘akis olup cümle küffârı kal‘aya kovdular ve niçelerin vurdular ve niçelerin dahi kırdılar ve niçeleri içeri girmeyüp İslâm ile müşerref oldular ve olmayanlar da isfakiye dağlarında re‘âyâ oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 295b ·
metinde göster ·
Ammâ halkının reng-i rûyları saruya mâyillerdir, zîrâ bu diyâr afyon kânı olmağile halkının ekseri tiryâkîlerdir. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden halkı tiryâkîliklerine göre nâne çöpü gibi ve yâdes kemiği-misâl arık âdemlerdir. Ve suyu balgamî olduğundan [[(---) (---) (---) (---)]] -mdirler ve tiryâkî olduklarından ve tiryâkî olmayanlar dahi cümle lecûc kavimdir, zîrâ sahîh (---)(---) kahvehânelerinde Ashab-ı Kehf'e teba‘iyyeten nevm-i dâ’ime mübtelâ olup dâ’imâ (---)(---)(---) vâkı‘a gördükleri hâlleri cümle vâki‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y16b ·
metinde göster ·
… i bed-rengi kırmızı reng Cezâyir fesi geyüp geysûların târmâr kılurlar. Saçları
olmayanlar
fes ile aslâ müselmândan seçilmezler.
Ve bu sakız hâsıl olan kurâların kefereleri serâpâ müselmânlar gibi beyâz sarık sararlar. Mirî sakız Y 56b keferesi idiği andan malûmdur. Ammâ gayri kefereleri siyâh Freng şapkası geyerler. Ve şehir Urumu ve Freng-i bed-rengi kırmızı reng Cezâyir fesi geyüp geysûların târmâr kılurlar. Saçları olmayanlar fes ile aslâ müselmândan seçilmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y56a–Y56b ·
metinde göster ·
… erleri mûcebince hak üzre görülüp kazıyyede medhali ve hazîne ahvâlinde alâkası
olmayanlar
min-ba‘d karışmayalar. Ve kâ’immakâm olanlar zamânında vâki‘ olan mahlûlâtı asl …
Ve Mısır vâlîleri ma‘zûl oldukda vâlî-i cedîd tarafından kâ’immakâm nasb olan mîrlivâ ve mâl defterdârı ve rûznâmeci ve mukâta‘acılar ve sâyir hazîne ahvâlinden alâka-i hizmeti olan küttâb ve huddâm ma‘rifetleriyle hisâbları hazîne defterleri mûcebince hak üzre görülüp kazıyyede medhali ve hazîne ahvâlinde alâkası olmayanlar min-ba‘d karışmayalar. Ve kâ’immakâm olanlar zamânında vâki‘ olan mahlûlâtı aslâ kâ’immakâmlar tevcîh etmeyüp ihbâr-ı eytâm içün gelenlerin arzuhâllerin vâlî-i vilâyet gelinceye dek tevakkuf u te’hîr oluna. Ve mâl-ı îrâdın senevîsi sebk kılınmayup mâl-ı senevî iken tahsîl edüp ve te’hîr (---)(---) terk te’hîri ile etdik te’hîr ile ta‘vîk olunmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y70b ·
metinde göster ·
sâde birer kılıc ile ubûr edüp azîm hây hû ile ve köslerin çalarak Âdiliyye'ye …
Üçüncü gün paşalı ve gayrı asker yokdur, hemân cümle ocak ihtiyârları ve ankâlarının alayıdır. Bu alay gâyet müzeyyen ü mülebbes alaydır, içlerinde sefere me’mûr olanlar cümle pür-silâhlardır. Ammâ me’mûr olmayanlar sâde birer kılıc ile ubûr edüp azîm hây hû ile ve köslerin çalarak Âdiliyye'ye varır. Ve sefere me’mûr olanlar kalup mâ-bâkîsi helâlleşüp avdet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y195a ·
metinde göster ·
bunlardır: Evvelâ yulaf ve kaplıca ve çavdar ve darı ve lazut ve heldine ve bur …
Me’kûlât hubûbât kısmından olmayanlar bunlardır: Evvelâ yulaf ve kaplıca ve çavdar ve darı ve lazut ve heldine ve burçak ve böğrülce ve za‘ferân ve fındık ve fısdık ve kiraz ve vişne ve muşmula ve üvez ve karayemiş ve kocayemişi ve çilek ve koknar [ve] Trabuzan hûrmâsı ve kızılcık ve göğem ve kayısı ve kestâne ve pelid ve alıç ve kuş yemişi ve (---). Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y240b ·
metinde göster ·
bunlar: (Ve) Ergavân ve çınâr ve kavak ve gürgen ve çemşîr ve kızılcık ve ardıç …
Eşcârâtdan olmayanlar bunlar: (Ve) Ergavân ve çınâr ve kavak ve gürgen ve çemşîr ve kızılcık ve ardıç ve ohlamur ve kayın ağacı ve dişbudak ve çam ve toz ağacı ve mürver ağacı ve meşe ağacı ve sarma ağacı ve fındık ağacı ve karaçalı ağacı ve bîd-i sernigûn ağacı ve (---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y240b ·
metinde göster ·
… ânib-i garba yedi bin mîl gidüp Yeni Dünyâ nâmında bir dünyâ bulduk. Bu dünyâda
olmayanlar
anda mevcûddur. Ve anda dahi bir gûne behâyim makûlesi dağî bâğî âdemler vardır …
"Millet-i Mesîhiyye'nin râhibleri ve hıristiyânları ve âlimleriyiz, ilim kuvveti ile bildik. Ve pâdişâhıma iki müjdemiz var. Tırabuzan'da olan Selîm oğlun Mısır sultânı olup Mekke Medîne pâdişâhı olur. Ve Süleymân oğlun Kızıl Elma sâhibi olur. Ve âl-i Osmân devletinin tâli‘i kuvvetdedir. Bu dünyâ cezîresin büsbütün kabza-i tasarrufa alırsız. Ammâ pâdişâhıma bir ulu müjdemiz var. Cümle pâdişâhlardan azîmü'ş-şânsız. şu devlet size müyesser ola, deyü yüz kırk yıldır ben seyâhat ederim. Ve yüz on beş yıldır bu Padre seyâhat eder. Âhir ikimiz bu kadar müddet-i medîd ömr-i dırâzda bu dünyâyı yedi kerre devr edüp âhir bu dünyânın Sebte boğazından taşra gemimiz ile ilim kuvvetiyle cânib-i garba yedi bin mîl gidüp Yeni Dünyâ nâmında bir dünyâ bulduk. Bu dünyâda olmayanlar anda mevcûddur. Ve anda dahi bir gûne behâyim makûlesi dağî bâğî âdemler vardır, haşir neşir bilmezler. Cümle sularında altun vardır ve cümle dağlarında ma‘âdinler ve sahrâlarında çemenzârlardır. Âb [u] havâsı latîf, dahi bu dünyâ kavminin ayağı basmamış bir bikir dünyâdır. Pâdişâhıma müyesser ola, deyü müjde etdim" dediler. Bâyezîd-i Velî buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y252a ·
metinde göster ·