Ol Gülâbî Ağa hikâyet eder: Bir gün Sultân Selîm-i Sânî asrında tâ‘ûn-ı azîm olup şehr-i İslâmbol içre eyle tâ‘ûn-ı ekber olur kim İslâmbol'un yigirmi yedi kapusundan taşra beher yevm üç bin âdem cenâzesi çıkdığı Selîm Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup du‘â-yı istiskâ içün üç gün nâdîler nidâ edüp "Leyle-i Kadir'de Ayasofya câmi‘inde ihyâ olup cem‘ olalar ve Ayasofya câmi‘i ne kadar âdem alur add olunsun" deyü fermân-ı şerîf sâdır olunca el-azametullâh Ayasofya-i Kebîr içre âdem deryâsı cem‘ olup {omuz} omuzu sökmeyüp benî âdem zânû-be-zânû çıtâ-çıt oturup eş-Şeyh Beşiktaşî Yahyâ Efendi hazretlerinin va‘z [u] nasîhatına muntazır olmuşlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37a ·
metinde göster ·
… ânî'de bahâsı nâ-ma‘lûm olmağiçün bir pabuc ve mest yüz iki yüz hisâbıyla mezâd
olunsun
" deyü ricâ edüp ricâları kabûl olur. Hâlâ (---)(---)(---)(---)
"Pâdişâhım metâ‘ımız sûk-ı Sultânî'de bahâsı nâ-ma‘lûm olmağiçün bir pabuc ve mest yüz iki yüz hisâbıyla mezâd olunsun" deyü ricâ edüp ricâları kabûl olur. Hâlâ (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 94b ·
metinde göster ·
Andan kalkup kal‘a-i Kal‘acığ'ı ve Şeyh Şâmî'yi ve Akçakoyunlu'yu ve kasaba-i Kurdlardan Kızılırmağ'ı refâhiyyet üzre geçüp menzil-i Karakeçili'de karâr edüp Varvar Alî Paşa'nın Turhal kal‘asından kalkdığın haber alup andan bir menzilde cânib-i şarka ılgar edüp Amâsiyye kurbunda kasaba-i Gergerân'da mülâkât-ı Varvar Alî Paşa: Bu kasabanın sene 1057 târîhinde bâlâda Erzurûm menâzillerinde tahrîr olunmuşdur. Bu kasaba sahrâsında, Varvar Alî Paşa kırk elli bin asker-i bî-pâyân ile meks edüp ol ferah-fezâyı hayme ve hargâh zeyn etmiş. Hakîr kanûn üzre ibtidâ kethüdâsına varup mülâkât olup bize vesîle olarak paşanın otâğ-ı nüh-tâkına götürdü. Ne otâk, gûyâ bir serâperde-i Süleymânî'dir kim cânib-i erba‘asın niçe bin çatal fitilli sekban ve sarıca akrebleri kat-ender-kat otâğı ihâta edüp pür-silâh âmâde durur. Hakîr içeri girüp paşaya yakın vardıkda tîrkeş ve kılıcım taşlayup seke seke huzûruna varup zemîn bûs edüp mektûb-ı muhabbet-üslûbları destine verüp "Defter[dâr]zâde Mehemmed Paşa oğlunuz, huzûr-ı izzetinize selâmlar edüp bu mektûbu gönderdi", dedikde "Safâ geldin yiğit, hoş geldin" dedikde yine dâmen bûs edüp "otur" dediler. Hakîr hemân 362a celse-i hafîfe edince yüzüme nazar edüp "Bre sen Hâfız Evliyâ Çelebi değil misin ki, Ayasofya Câmi‘inde leyle-i kadrde hıfzen sekiz sâ‘atde hatm-i şerîf edüp merhûm Sultân Murâd aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân seni Harem-i hâssaya alup kilârlı etmedi mi" deyice Hakîr "Belî Sultânım! Sultân Murâd Hân'ın çerâğ-ı efrûhtesiyim" dedim. "Şimdi sen paşa oğlumun ne hizmetindesin". "Vallahi Erzurûm'a giderken mü’ezzinbaşısı idim. Erzurûm'da gümrük kâtibliği ihsân eyledi ve üç kerre Acem diyârına gönderdi ve hâlâ şimdi imâmeti hizmetinde muk[te]dâ-yı nâs ve muhâsibi ve enîsi ve hem-celîsiyiz. Zîrâ âlem-i sabâvetden berü merhûm pederleri zamânından beri bir yerde hâsıl olduğumuzdan mahrem-i râz olduğumuz içün hakîri sultânıma gönderdi". "Safâ geldin, hoş geldin". Cümle iç ağalarına kiş kiş deyüp paşa ve hakîr tek ü tenhâ kalup eydür: "Şimdi paşa oğlumu ne mahalde bırakdın", "Sultânım! Engürü'nün şimâl tarafında, iki konak ötede Istanoz kal‘asında bırakdım. Andan cenâb-ı şerîfinizi kollayarak Kankırı taraflarına gitmek üzredir. Zîrâ ol mahal, ganîmet yerlerdir ve şiddet-i şitâ def‘ olup mevsim-i bahârdır, sultânımın ol câniblere gelmenize muntazırdır ve bu mektûbun sultânımdan netîce-i haberin ister. Hemân inşâallah sabâh bu kulunuz yine mektûb-ı dürerbârlarınız ile giderim. Mektûblara nazar olunsun" deyü hatm-i kelâm etdükde "Tiz dîvân efendisi Halîl Efendi'yi çağırın" dedikde Halîl Efendi hâzır olup mektûbu mahfîce tilâvet edüp cümle hâtır-nişân etdükde "Bre Evliyâ Çelebi! Ne çok askeriniz var, ya Engürü kal‘asına niçe kapanmadınız. Hayfa, dirîğ, işte bir iş ederdiniz kim devr-i kıyâmete dek kılıcınız arşa aşup ol zamân İslâmbol keferelerinden intikâm alınırdı. Olmaya, illâ hayr. Hele çok askeriniz var imiş" deyü sürûrundan kalkup otak içre reftâr ederken hakîre yüz altun ve bir mercân tesbîh ve koynundan bir mücevher sâ‘at ihsân edüp hazînedâra "Müsâfirindir, bir hoş ikrâm edüp bir kat esbâb ver" deyü tenbîh etdi. Ol sâ‘at hakîre bir kat libâs-ı fâhire ve bir semmûr kafası kürk-i fâhire verüp mihmân olduk. Ol gün konakçı tarafından haber gelüp Köprülü Mehemmed Paşa ve yedi beğlerbeği Osmâncık cisrini ve Sarmaşıklıkayabeli'ni alup meterisler kazup yalçın kayalar üzre azîm taşlar yığmışlar. Ol tarafdan kuş uçmak ihtimâli yokdur. Ve Amasiyye paşası Hüseyin Paşa Direklibel'i sedd edüp kurâlardan cümle re‘âyâ vü berâyâyı kaldırmış ve bir habbe ve cübbeli âdem bulunmak ihtimâli yokdur. Cümle sarp dağlara ve mağaralara ve kılâ‘lara kapanmışlar, deyü konakçıdan haber gelince Varvar Alî Paşa atf-ı ınânı Kızılırmak geçidine mün‘atıf eyleyüp tuğlar gitdi. Kasaba-i Gergerân'dan 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 361b–362a ·
metinde göster ·
… e koyup edâ-yı deyn edüp bin kîse geçmişi vardır. Defter-i pâdişâhîye mürâca‘at
olunsun
. Fi'l-vâkı‘ ehlimin hazîne-i pâdişâhîye deyni var ise ben edâ edeyim. Ne isters …
Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim. Uruscuk şehrinin zevk [u] safâsın ederken Âsitâne-i sâ‘atdet'den Serbevvâbân-ı âlî Bayrâm Ağa kırk kapucıyla paşaya hatt-ı şerîfler getirüp Kudde Kethüdâ'yı kayd-bend ile der-i devlete fermân-ı hümâyûn olup Melek Ahmed Paşa efendimiz "Emir pâdişâhımın" deyüp Kudde Kethüdâ'yı Uruscuk kal‘asına haps edüp ol ân mektûblar tahrîr olunup "Hâzır ol Evliyâm, Kaya Sultân'ıma gidersin" deyüp yüz altun harçlık alup ol ân mektûbları alup şehir kenarında âlem-i ağyârdan bî-haber atlarıma süvâr olup Ruscuk'dan cânib-i kıbleye bir gicede kal‘a-i Piravadi, andan bir günde şehr-i Kırkkenîse, andan Topcular'da Kaya Sultân'a varup bu hakîri hareme alup verâ-yı perde-i zenbûrîden hakîri söyleyüp paşanın Eflâk 117a tarafına ubûr edüp hedâyâlar aldığın ve adl-i adâletin nakl edüp Kudde Kethüdâ'yı kayd-bend ile kapucubaşı berberbaşı Bayrâm Ağa mübâşeretiyle Uruscuk kal‘asında haps olunduğun Kaya Sultân'a bir bir takrîr etdikde Kaya Sultân gırîv yerine saçın perîşân edüp gûyâ bir Husrevânî küpe binüp azrak câdûya dönüp "Vallahi Evliyâ Çelebi, benim paşamın kethüdâsı uğuruna iki bin kisem giderse her çi bâd-âbâd ben bunu Siyâvuş Kazağa komam" deyüp koçusuna binüp doğru Siyâvuş Paşa hâtûnu Receb Paşa kerîmesi hânıma sultâna varup "Tiz kocan çağır gelsin!" dedikde Siyâvuş Paşa hareme girüp "Safâ geldin sultânım!" dedikde hemân Kaya Sultân "Bre zâlîm Siyâvuş! Efendin Sultân Murâd'ın vâlidesi, benim büyük vâlidemi şehîd etdin. Kocam her kankı mansıb-ı âlî alırsa üstünden alırdın. Âhir mührü dahi alup şimdi kethüdâsın haps edüp katl etmek mi istersin? Paşam ile akrabâ değil misiz ve babam Murâd Hân tâbe serâhın sen çukadârı, paşam silâhdârı olup kırk ellişer yıllık hukûkunuz yok mu? Paşamın kethüdâsın hapisden ıtlâk eyle. Yoksa ceddim rûhiyçün seni melâmet ederim, bu mühürden selâmet bulamazsın" deyü gazab ile cevâb verdikde Siyâvuş Paşa eydür: "Sultânım, senin paşanda pâdişâhın bin kisesi vardır. Kudde Kethüdâ yediyle alınmışdır. Gelsin, muhâsebesin görüp yine paşasına gitsin" deyince "Benim paşam üç bin kise kalemiyye avâ’idin kapu arası hazînesine koyup edâ-yı deyn edüp bin kîse geçmişi vardır. Defter-i pâdişâhîye mürâca‘at olunsun. Fi'l-vâkı‘ ehlimin hazîne-i pâdişâhîye deyni var ise ben edâ edeyim. Ne istersin benim paşamın kethüdâsından?" deyüp gazab-âlûd olup andan kalkup vâlide sultâna ve sa‘âdetlü pâdişâha ve kızlarağası kâtil-i koca vâlide Dîv Süleymân Ağa'ya varup niçe yerlere dahi devr-i ebvâb edüp sarâyına geldi. Üçüncü gün Kudde Kethüdâ'yı koçu içre kayd-bend ile Silâhdâr ocağına teslîm edüp haps edüp bin kise taleb etdiklerinde ol gün Kaya Sultân'ın tahrîkiyle Siyâvuş Paşa'nın başına kıyâmet kopup Siyâvuş Paşa dîvân-ı pâdişâhîye varınca Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa "Ver mührü bre sefîh oğlan!" deyüp zor-ı bâzû ile mührü Süleymân Ağa Siyâvuş Paşa'dan alup Gürcî Mehemmed Paşa'ya mührü verüp Gürcî müstakil vezîria‘zam olup Siyâvuş Paşa'yı bostâncıbaşı kayığıyla Akdeniz'e nefy edüp sarâyında cümle mâl [u] menâlin zabt edüp kendüleri uryân kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 116b–117a ·
metinde göster ·
" deyü bu hakîre ibrâm u ilhâh edüp bu gûne şikeste-beste bir nâme tahrîr olundu …
Hemân Paşa bu Van'ın İçkal‘asında yeniçeri ağası ziyâfetin tenâvül edüp cümle askeriyle ve cümle a‘yân-ı kibâr ulemâ vü ümerâ vü Ekrâd ile aşağı serâperde-i çetr-i mülemma‘ına nüzûl edüp "Tîz Bitlîs hânına bir mektûb-ı muhabbet-üslûb tahrîr olunsun" deyü bu hakîre ibrâm u ilhâh edüp bu gûne şikeste-beste bir nâme tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260b ·
metinde göster ·
" dediklerinde bu niyyete el-Fâtiha denilüp Ziyâeddîn Beğ hân olup bir semmûr kü …
"N'ola sultânım kaçan hânın cümle borçların verelim. Hemân şehrimizi Âl-i Osmân mîr-i mîrânlığı etme." dediler. "Sultânım, şimdi hân firâr idince derûn-ı kal‘ada bu kadar mâl u menâl ve bu kadar çilhâne ve cebehâne-i pür-mâl Evliyâ Efendi'nin mühriyle memhûrludur ve hân bâğında kezâlik duhme-i Efrâsiyâb'dan ve kenz-i Kârûn'dan nişân verir gencîne-i bî-hisâblar var kim hadd [ü] hasrın Perverdigâr-ı âlem bilir. Hâlâ anlar dahi kapucular kethudâsı hâtemiyle mühürlü olup üç bin aded âdem dahi beklemeğe me’mûrlardır. Ol mâl-ı bî-kıyâsı adâletiniz ile ordu-yı İslâm'da fürûht olunup sâhib-i düyûnlara edâ olunsun" dediklerinde bu niyyete el-Fâtiha denilüp Ziyâeddîn Beğ hân olup bir semmûr kürk al çuka kaplı ve üzerine bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve başına bir ablak şâhî sancılup der-akab otak önünde on pâre toplar endâht olup kapucular kethudâsı {hânın} vâlidesine müjdeye gidüp on kise aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 274a ·
metinde göster ·
Be-kavl-i müverrihân-ı Rûm ve nükte-küşâ-yı zevi'l-mefhûm kavilleri üzre ibtidâ bu kal‘ayı İskender-i Zülkarneyn binâ etmişdir. Sebeb-i binâsı oldur kim İskender'in alnında iki karnı ya‘nî iki boynuzu hâsıl olmuşdu. Anın vec‘ine dermân arayup âb-ı hayâta gitmişdi. Âhirü'l-emr âb-ı hayâtı bulmadan el yuyup hâ’ib ü hâsir kat‘-ı menâzil ederek Basra'ya andan bu cezîre-i Kurna'ya gelüp nehr-i Furât ve nehr-i Şatt'ın birbirine mahlût olduğu mahalde nehreyn-i zülâleynden nûş edüp karneyninin vec‘aynı teskîn olup hâb-ı râhata vardı. Ba‘dehû hâb-ı râhatdan bîdâr ve şarâb-ı Şatt'dan huşyâr olup gördü kim bedenine hiffet [ü] kemâkân sıhhat gelmiş ve karnlarının acısı teskîn olmuş, hemân İskender safâ-yı hâtırından cemî‘i hükemâların cem‘ edüp eydür: "Hamd-i Hudâ benim karnımın acısı zâ’il oldu. Tiz bu mahalde Karne nâm bir şehr bünyâd olunsun." deyü bir şehr-i mu‘azzam inşâ edüp ismine şehr-i Kanre dediler. Mürûr-ı eyyâm ile efvâh-ı nâsda galat-ı meşhûr olan olup kal‘a-i Kurna dediler kim karndan galat Kurna derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 359a ·
metinde göster ·
… li Birâder Ahmed Ağa ve'l-hâsıl kırk yedi nefer kimesneyi elbette isteriz, katl
olunsun
" deyü feryâd ederken,
Sûret-i defter-i eşkıyâlar: Evvelâ Dârü's-sa‘âde ağası (---) Ağa ve Bilâl Ağa ve Musâhib Yûsuf Ağa ve Caco İbrâhîm Ağa ve Hâsodabaşı Hasan Ağa ve Yeniçeri ağası Mehemmed Ağa ve Kul kethüdâsı Keçecizâde ve Gümrük Emîni Hasan Çelebi ve Tershâne Emîni Sâlih Çelebi ve Topkapulu Mustafâ Ağa ve Kızlar Ağası Kâtibi Abru Baltacı ve şa‘bân Halîfe ve hatunu Mülkî Kadın ve Deli Birâder Ahmed Ağa ve'l-hâsıl kırk yedi nefer kimesneyi elbette isteriz, katl olunsun" deyü feryâd ederken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 6a ·
metinde göster ·
… sını ve kul kethüdâsını isteriz. Bunlar defterimizdedir. Elbette ele girüp katl
olunsun
" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler.
"Bilâl Ağa'yı ve Milkî kadını ve şa‘bân Halîfe'yi ve Gümrük Emîni Hasan Ağa'yı ve Tershâne Emîni Sâlih Çelebi'yi ve Topkapulu Mustafâ Ağa'yı Ebrû nâm oğlanı ve ma‘zûl yeniçeri ağasını ve kul kethüdâsını isteriz. Bunlar defterimizdedir. Elbette ele girüp katl olunsun" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 7a ·
metinde göster ·
… ârlarınızda Köpürlü'ye iltiyâm ü temennâ ve ta‘zîm ve tekrîmlice mektûblar inşâ
olunsun
" dedim.
Hakîr paşaya eyitdim: "Sultânım, meclis emânetdir. Allâhu a‘lem sultânım ile Köpürlü'nün mâbeynlerinde sehel bürûdet var, zîrâ zamân-ı sadâretinizde ana Anadolu eyâletin ihsân edüp on yedi günden Bektaş Ağa ve Çelebi Kethüdâ iğvâsıyla Kütâhiyye'den ma‘zûl eyleyüp hayli zamân Köprülü serseri gezerdi. Lütf eylen, dâ’imâ mektûb-ı dürer-bârlarınızda Köpürlü'ye iltiyâm ü temennâ ve ta‘zîm ve tekrîmlice mektûblar inşâ olunsun" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31b ·
metinde göster ·
… Paşa, Elhamdülillâh deyüp gözün açup "Mankalya şehri fukarâlarına on kîse bezl
olunsun
" deyü fermân edince, hemân hakîr dest bûs edüp,
Efendi gelüp, eydir: "Alî Efendi, tîz sadrıa‘zama ve dârü's-sa‘âde ağasına ve Kaya Sultân'a ve Kapu Kethüdâsı Zühdü Efendi'ye sıhhatde olduğumuz mektûbların yazup Evliyâ'ma altı menzil bârgîrleri emri yaz" dedikde ale'l-acele mektûblar yazılup hakîr dahi pür-silâh âmâde oldukda anı gördüm, cerrâh-ı cellâd gelüp âlât-ı bisâtın paşanın yanına koyup paşa dahi tahrîr olunan mektûblar ile hakîre harc-ı râh üç yüz altun verüp dest bûs etdikde hemân cerrâh-ı cellâd paşanın ensesine bî-pâk u bî-pervâ geçüp beş parmak mikdârı ensesinin solundan bir yaka açdı kim Allâhu Te‘âlâ a‘lemdir, benim yanımda üç yek merdî kâse dolusu leş gibi kokar sarı cerâhat cereyân edüp parça parça çürük etler çıkınca hemân Paşa, Elhamdülillâh deyüp gözün açup "Mankalya şehri fukarâlarına on kîse bezl olunsun" deyü fermân edince, hemân hakîr dest bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 33a ·
metinde göster ·
Hemân dem ol yiğit eydir: "Pâdişâhım, bî-günâhım. Vilâyetimden hâlim su’âl
olunsun
" derken bir cellâd dahi yetişüp ol yiğidin kellesin galtân eyledi. Bundan sa‘âd …
Hemân dem ol yiğit eydir: "Pâdişâhım, bî-günâhım. Vilâyetimden hâlim su’âl olunsun" derken bir cellâd dahi yetişüp ol yiğidin kellesin galtân eyledi. Bundan sa‘âdetlü pâdişâh kalkup 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80b ·
metinde göster ·
… ümle guzât bu nevâhîlere guzât-ı kerrâr çete ve potura ve akınlar ve şeb-hûnlar
olunsun
" deyü fermân-ı serdâr sâdır olunca azamet-i Hudâ ordu-yı İslâm içinde ancak üç …
"Bu taht-ı kal‘ada üç gün üç gece tekâ‘üd olunur gâfil mebâş. Cümle guzât bu nevâhîlere guzât-ı kerrâr çete ve potura ve akınlar ve şeb-hûnlar olunsun" deyü fermân-ı serdâr sâdır olunca azamet-i Hudâ ordu-yı İslâm içinde ancak üç bin kapukulu ve iki bin Budin ve iki bin Eğre kulları ve gayri piyâdegânlar kalup mâ‘adâ ata dona mâlik olan asâkir-i Âl-i Osmân ve asâkir-i Tatar bu nevâhîlere târumâr olup mûr [u] mâr gendüm dânesin taşır gibi küffârın sağîr ü kebîrin ordu-yı İslâm'a taşımağa başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 23b ·
metinde göster ·
Ve yine garîb temâşâ sürûr [u] şâdımânlar olup kal‘a-i Kandiye dahi cânib-i erba‘asında münhedim olan yerlerden nâm [u] nişân kalmayup sene (---) mâh-ı Zilhicce'de cümle kal‘a ta‘mîri tamâm olup görenler "Aleyke avnullâh yâ Kandiye hâfız [u] mu‘înin Cenâb-ı Kibriyâ ola" deyü du‘â vü senâlar etdiler. Ba‘dehu Sad[rı]a‘zam dahi bu mâh-ı garrâda Hanya ve Retime ve Kisoma taraflarının bâğ-ı İremleri taraflarının seyâhatin tamâm edüp sa‘âdetle yine Kandiye'ye gelüp sene 1080 ıyd-ı adhâsında Âsitâne-i sa‘âdete gitmek fermân olunup Kandiye'de vezîr kalan muhâfız paşa ve Ankebût Ahmed Paşa ve sâ’ir mîr-i mîrânlar ve gayri ümerâlar ile Kandiye'de kalacak cümle asâkir-i İslâma ve cemî‘i erbâb-ı tîmâr ve erbâb-ı zu‘amâlara ve gayri iş erlerine cümle merâtiblerine gör[e] sammûr lepâçeler ve hil‘at-i fâhireler geydirilüp Kapudan Kaplan Mustafâ Paşa dahi kırk pâre kadırga ve kırk pâre galyon ile ârâste oldukda mukaddemâ ordu-yı İslâm içinde ne kadar ulemâ ve küttâb ve er[bâ]b-ı dîvân halîfelerinin sâhib-i kalem münşî kimesnelerine "Kandiye'nin fetihnâmeleri tahrîr olunsun" deyü fermân-ı vezîr bir bir(?) olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 326a ·
metinde göster ·
… u benim otağım cirmi olan yer bu ahâlîye hafta bâzârı olmak içün dükkânlar binâ
olunsun
" deyü emr eder. Hâlâ yüz mikdârı kârgîr dükkânlar ve bir kubbe-i âlîli bir câmi …
"Bu benim otağım cirmi olan yer bu ahâlîye hafta bâzârı olmak içün dükkânlar binâ olunsun" deyü emr eder. Hâlâ yüz mikdârı kârgîr dükkânlar ve bir kubbe-i âlîli bir câmi‘ binâ olunup cümle âsârları kiremit örtülüdür. Haftada bir azîm bâzâr durur. Ve niçe bin âdem cem‘ olup bey‘ u şirâ edüp Süleymân Hân'a du‘â ederler. Ve ol gün anda kadı ve müsellim ve serdâr anda cem‘ olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y100b ·
metinde göster ·
… er cümlenin mu‘teberi oldu ise memhûrlayup ve sahîfe-i kitâba imzâ edüp tilâvet
olunsun
deyü izin verirler.
Bu dahi hâkezâ kıyâs-ı remev(?) gibidir, ya‘nî İmâm Şâfi‘î mevlûdu gibidir. Ammâ bunda musannifîn ü mü’ellifînden niçe kimesneler te’lîfâtların Ebü'l-Leys mevlûduna getürüp mezâhib-i selâs şeyhülislâmları bunda cem‘ olup te’lîf etdüği kitâbı ve risâleyi huzûr-ı ulemâya koyup cümle fuzalâ tilâvet ederler. Eğer cümlenin mu‘teberi oldu ise memhûrlayup ve sahîfe-i kitâba imzâ edüp tilâvet olunsun deyü izin verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y223b ·
metinde göster ·