yeldâlarda bu kaplıcaları gûnâ-gûn şem‘-i kâfûrîler ile çerâğân edüp herkes yâr …
deyü rûy-ı dîvârda ta‘lîk hatt-ı celî ile tahrîr olunmuşdur, hakkâ ki mahallinde kayd olunmuş. Bu câmekânın ortasında mermer-i hâmdan bir havzı ve havz içre bir şâzirvânı fevvâre-vâr revân olmada bir berrâk mâ-i zülâldır. Yüzden mütecâviz na‘lin-süvâr natır-kârları vardır. Ve niçe mahbûb yatırkârları ve dellâk-i pâkları ve bî-bâkları ve âşıkân-ı sîne-çâkları vardır. Ve içeri havz-ı azîm üzre bir kubbe-i azîmi var kim ba‘zı ilm-i hendese sâhibleri yüz zirâ‘ binâ-i müdevver kubbe-i pür-nûrdur der ve cümle altı yüz aded câm-ı billûr ve necef ve moran ile müzeyyen bir kubbe-i nîl-gûn üzre ser-â-pâ rasâs-ı nîl-gûn mestûrdur. Ve havzı dâiren-mâdâr aşren fe-aşr ada-i kebîr bir havz-ı azîmdir ki gûya bir buhayredir. Cânib-i etrâfından altışar kademe mermer nerdübânlar ile inilir. Bu havzın cânib-i erba‘asında mermer-i hâmdan ejder ve arslan kelleleri tasvîrleri ağızlarından âb-ı germâ havz içre cereyân etmededir. Ve "sovukluk" ta‘bîr etdikleri mahalde bir şâzirvânı var kim âb-ı refî‘i kubbeye çıkar. Ve bu havzın cânib-i etrâfında sekiz aded tâk-i azîmler üzre kubbe-i âlî mebnîdir ve her tâk altında birer Hanefî kurnaları vardır ve (---) anlarda gasl eden mağsûller havz içre şinâverlik eden gassâlları seyr [u] temâşâ ederler bir temâşâgâhdır. Ve bu hammâm-ı rûşenânın cümle ferşi ruhâm-ı gûnâ-gûn ile mefrûşdur kim gûyâ mînâ-yı kâr-ı zer-gerdir. 228a Ve iki halveti var, sağ tarafındaki halvetde bir küçük havz var, suyu gâyet suhûnet üzredir. Lâkin kurbunda âb-ı sermâ vardır. Germ-âb ile sermâyı halt edüp ikisinden mu‘tedil âb peydâ olur. Gerçi bu germ-âbın nef‘i meşhûr değildir, ammâ bir müferrih ve dil-küşâ ve binâ-yı rûşenâ hammâm-ı ibret-nümâdır. Bu ılıcalarda herkes dilberânıyla sîne-ber-sîne koç-kocâğ olup bir bucağa gitmek tâze çağlıkdır ve ayb yağılık değildir. Âşık ma‘şûka sürûr [u] şâdmânî sağlıkdır. Husûsan köhne bahârda, cümle âşıkân sâf sâf ve cavk cavk olup şeb-i yeldâlarda bu kaplıcaları gûnâ-gûn şem‘-i kâfûrîler ile çerâğân edüp herkes yârânlarıyla havz içre girüp kimi perr-i tâvûsî ve kimi kebûter taklası atup kimi gavvâs-vâr dalup bir dilberin huzuruna çıkup selâm verir. Kimi bir biri üzre çıkup el ele olup aşağı zeber-dest âdemler deverân edüp üstünde çelebiler gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp ba‘dehû mâ-i zülâle perende atarlar. Kimisi futasını habâb gibi kıbâb edüp şinâverlik eder. Kimi elleriyle şâdırvânlar eder, kimi dehânı ve dendânından fevvâreler ederler. Ba‘zısı bir sâ‘at su üzre aslâ dest [u] pâsı hareket etmeyüp yatarlar. Ba‘zı zaman cümle âşıkân-ı sâdıkan yek dil, yek cihet olup el ele verüp keştî-bânların "[Hey] yâ Mevlâ" sadâları gibi bir hây-hûy ile el ele deverân etdikçe havz-ı azîm içre olan mâ-i tâhir girdâb-ı bahr-i Ummân gibi deverân edüp seyl-i deryâ gibi akdıkça önüne bir cân durmağa iktidârları olmayup cümle âşıkân kendi halleriyle durup su ile deverân ederler kim göz irmez bir seyrân-ı azimdir kim niçe bunun emsâli lu‘bedebâzlıklar vardır. Bursalıya mahsûs fünûn-ı garîbeler vardır; Ammâ bu kaplıcalara çok giren Bursa civânlarına şaka yüzünden "çekme su kaçırırsın" deyü latîfe ederler, ammâ Bursalılar hazz etmediklerinin bir aslı vardır kim "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ’ir" olmak var. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b–228a ·
metinde göster ·
… her birinde her şeb şem‘-i kâfûrîler ıhrâk olunup cümle kanâdîller ile çerâğân
olup şeb-i
zulumânîleri rûz-ı rûşen olur.
Ve mezkûr çalipalarının on iki pâyesi dibinde duran on iki havâriyyûn sûretleri önünde birer şem‘dân-ı zer [ü] mücevher var kim 14b "Her biri ikişer kantar gelir" deyü nakl etdiler ve sahîhdir, zîrâ her biri birer âdem kaddi kadar vardır. Ve her birinde her şeb şem‘-i kâfûrîler ıhrâk olunup cümle kanâdîller ile çerâğân olup şeb-i zulumânîleri rûz-ı rûşen olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 14a–14b ·
metinde göster ·
Böyle kırk gün bu kuşlar ile bu Kalmık gündüzün ceng edüp hemân ki ahşam olup şeb-i muzlim oldukda cemî‘i ukâblar âşiyânlarına gidüp Kalmıklar dahi fursatı ganîmet bilüp cümle gece ile ılgar edüp sabâh olunca yine yatup andan yine gece gidüp altıncı ayda ılgar ile giderek "Kûh-ı Kâf eteklerinde Sedd-i İskender dibinde ka‘bemize varup yüz süreriz" dediler. Hakîr bunlara ka‘belerinden su’âl etdim. Anlar eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 177a ·
metinde göster ·
… nâdîl ve meşâ‘il ve fânûs u şem‘-i asel şem‘-i rîhlar ile çârsû-yı hüsn çerâğân
olup şeb-i
muzlimleri gûyâ rûz-ı rûşen olup rûzları rûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhî olup bu tert …
Ve her tarafda çeng ü çeğâne ve def ü tanbûr u santûr ve çeng ü rebâb u mûsikârlar çalınup kahvehâne ve meyhâne ve bozahânelerde ve gayri hayme vü bârgâhlarda bir hây hûy sâz u söz ü rakkâsân ve mutrıbân ve kaşmerân ve mukallidân [ve] meddâhânların cümlesiyle her gün her gece Hüseyin Baykara meclisleri olup cemî‘i ordu-yı bâzâr niçe kerre yüz bin kanâdîl ve meşâ‘il ve fânûs u şem‘-i asel şem‘-i rîhlar ile çârsû-yı hüsn çerâğân olup şeb-i muzlimleri gûyâ rûz-ı rûşen olup rûzları rûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhî olup bu tertîb üzre kırk gün kırk gece taraf taraf ve köşe be-köşe zevk [u] şevkler olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 242a ·
metinde göster ·
… aklarında kûçe-be-kûçe kanâdîller ile çerâğân olup dîdebân ve pâsbân eyle âmâde
olup şeb-i
tavîlde subaşı cümle tevâbi‘âtları ile kol dolaşır.
El-hâsıl ma‘mûr u müzeyyen şâhrâhları pâk şehr-i şîrîndir. Ve câ-be-câ sûk-ı sultânîsinde Haleb tarzı kâ[r]gîr binâ çârsûlarıdır. Ammâ bu medh etdiğimiz varoş-ı azîm kal‘a içinde değildir. Ammâ her sokak başında birer tedribe kapuları var kim herbiri kal‘a kapularından metîn ü mühkemdir. Ve her birinde birer bevvâbân açar kapar. Ve her şeb cümle sokaklarında kûçe-be-kûçe kanâdîller ile çerâğân olup dîdebân ve pâsbân eyle âmâde olup şeb-i tavîlde subaşı cümle tevâbi‘âtları ile kol dolaşır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y164a ·
metinde göster ·
… rre yüz bin kanâdîl ve meş‘ale ve fânûs ve şem‘-i kâfûrîler ile her şeb çerâğân
olup şeb-i
yeldâ-yı zulmet gidüp rûz-ı rûşen-misâl olup tâ sabâhlara dek leyle-i Kadir soh …
Ve cemî‘i esvâk-ı sultânîyi dahi niçe kerre yüz bin kanâdîl ve meş‘ale ve fânûs ve şem‘-i kâfûrîler ile her şeb çerâğân olup şeb-i yeldâ-yı zulmet gidüp rûz-ı rûşen-misâl olup tâ sabâhlara dek leyle-i Kadir sohbetleri olurdu. Şehr-i Mekke nûr iken nûrun alâ-nûr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y331a ·
metinde göster ·
… in meş‘alleri ve fânûslar ve şem‘-i rîhler ile huccâc-ı müslimîn içinde çerâğân
olup şeb-i
zulmet rûz-ı rûşen oldu.
Ve vakt-i gurûb oldukda rada olup ba‘de salâtü'l-mağrib niçe bin meş‘alleri ve fânûslar ve şem‘-i rîhler ile huccâc-ı müslimîn içinde çerâğân olup şeb-i zulmet rûz-ı rûşen oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y381b ·
metinde göster ·