… ânında niçe mülûklar tama‘-ı hâma düşüp İslâmbol üzre asker çeküp kimi müstevlî
olup kimi
bî-feth avdet edüp üç yüz sene bu hâl üzre İslâmbol içün ceng [ü] cidâl 19b v …
Yerine ilyanuş nâm bir veled-i pelîdi mesned-nişîn oldu. Bu ilyanuş re‘âyâ-perver olmayup ayş [u] nûş ve fısk [u] fücûra zâhib olmağile cümle halk kendüden rû-gerdân olup bunun zamânında niçe mülûklar tama‘-ı hâma düşüp İslâmbol üzre asker çeküp kimi müstevlî olup kimi bî-feth avdet edüp üç yüz sene bu hâl üzre İslâmbol içün ceng [ü] cidâl 19b ve harb [ü] kıtâl olup âhir İskender vefâtı târîhinden 882 sene sonra Hazret-i Risâlet-penâh vücûda gelüp rû-yı zemîne velvele salup kırk yaşında sâhib-i nübüvvet oldukda ba‘de hicreti'n-nebeviyye 17 sene sonra Mekke-i Mükerreme'yi Kureyşler destinden feth edüp zamân-ı sa‘âdetlerinde Şâm-ı şerîf dahi feth olundu, be-dest-i Hâlid ibn Velîd ve Esved ibn Mikdâd ve yetmiş bin Sahâbe-i güzîn-i sâhib-cihâd feth-i Şâm'da mevcûdlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19a–19b ·
metinde göster ·
… ireğinden basup gemiyi gark edince içinde olan bu kadar mahlûk-ı Hudâ kimi gark
olup kimi
halâs olurken yeniçeri kimisin gark eder.
"Bire ben sana demedim mi kırk gün sabr eyle" deyü tenbîh eder. Hemân yeniçerinin önündeki taşt içre olan su cûş [u] hurûşa gelüp leğen içinde iki küçücük gemiler zâhir olup gark olma sadedinde iken geminin birin yeniçeri direğinden yapışup yelkenine "Üf" deyüp telattum-ı mevtden halâs olup giderler. Öbür gemi temevvüc-i mâdan gark olma mahallinde iken içinde olan ibâdullâh "Ya Allâh" deyü feryâd [ü] figânları evce peyveste olup hemân yeniçeri şeyhin izniyle geminin direğinden basup gemiyi gark edince içinde olan bu kadar mahlûk-ı Hudâ kimi gark olup kimi halâs olurken yeniçeri kimisin gark eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
Ammâ bu ordu alayında karcıbaşı cümle tevâbi‘iyle pür-silâh
olup kimi
uryânen başında kardan monlâ sarıkları ve mücevvezeler ve buzdan harbeler ve ni …
Ammâ bu ordu alayında karcıbaşı cümle tevâbi‘iyle pür-silâh olup kimi uryânen başında kardan monlâ sarıkları ve mücevvezeler ve buzdan harbeler ve niçe bin kardan topları birbirlerine ururken tarafeynde duran temâşâcılara dahi kar topları urarak şakalar ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173a ·
metinde göster ·
… a fır-â-fır çevirerek ubûr edüp cümlesi Rüstemâne âlât-ı silâhlar ile müstağrak
olup kimi
piyâde ikişer ikişer, kimi atlar üzre süvâr olup Mısır tarzı silâhkârlık ederek …
Fasl-ı atıcıyân-ı kemânkeşân [u] kemândârân: Neferât 3000, pîrleri Hazret-i Sa‘d bin Ebî Vakkâs'dır kim Aşere-i Mübeşşere'dendir, Cenneti Hazret-i Resûl on kişiye tebşîr etdüği Ashâb-ı güzîndendir ve râvî-yi hadîsdir. Kabr-i şerîfi Şâm ile Kudüs-i Şerîf mâbeyninde Ken‘ân elinde Cübb-i Yûsuf ile Cisr-i Hazret-i Ya‘kûb mâbeyninde bir mürtefi‘ bayır üzre bir âsitâne-i azîm içre kubbe-i âlîde âsûdedir. Niçe kerre yüz bin gûnâ-gûn oklar vardır, her gelen tîrkeş ve sadak ve cab ve gedelecin tekbîrleyüp ol âsitâneden bir ok tîrkeşine koyup kendi sadağından üç ok âsitâneye kor. Tekyesinde fukarâları ve câmi‘i vardır, mihmânhâne-i fukarâdır. Ammâ bu hakîr Medîne-i Münevvere kurbünde ve Mısır İskenderiyyesi kal‘asının Bâb-ı ahdarının iç yüzünde Pîr-i Tîr-endazân Sa‘d ibn Ebî Vakkâs deyü târîhiyle bir ziyâret etdim, garîb temâşâdır. Kande medfûn olduğunun sıhhati haberin alamadım. Allâhu a‘lem. Netîce bu tîrkeşân kavmi cümle sığır boyunduruğu gibi yayları ve kemân küreleri ve müntehâları ve aylanları ve şeddân misilli yayları ve demir yayları ve çille zencîr yayları çekerek ellerinde Kerkeri kemânları Mısır lu‘bedebâzlıklarıyla fır-â-fır çevirerek ubûr edüp cümlesi Rüstemâne âlât-ı silâhlar ile müstağrak olup kimi piyâde ikişer ikişer, kimi atlar üzre süvâr olup Mısır tarzı silâhkârlık ederek ubûr ederler. Gerçi oyundur ammâ sünnet-i Resûlullâh'dır. Hakkında:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 189b ·
metinde göster ·
başların yülüdür idi. Hele ibtidâ yülüyüp berberlere pîr olan İbrâhîm Nebî'dir. …
Andan ba‘zı ümmet geysûdâr olup kimi başların yülüdür idi. Hele ibtidâ yülüyüp berberlere pîr olan İbrâhîm Nebî'dir. Hattâ Hazret-i Risâlet'e kırk yaşında nübüvvet geldikde geysûdâr idi. Zîrâ cemî‘i Hâşimî ve Kureyşî mergûle geysûdârlar idi. Hâlâ yine Hâşimî ve Kureyşî'de saçlı Urbân çokdur. Hattâ Kureyş kabîlesinden Cebel-i Elheme nâm kübbâr-ı Arab'dan bir kimesne bir a‘râbînin gözün çıkarup şer‘ile Hazret-i Ömer, Cebel-i Elheme'nin gözün çıkarmağa fermân edüp ol gece Cebel-i Elheme firâr edüp Antâkıyye kıralı Hırkîl'e varup Şâm nevâhîlerinde Cebel-i Elheme sâkin olduğuyçün ol mahalle Cebeliyye derler. Andan dahi firâr edüp İşpanya hâkinde Avlonya dağları'nda sâkin olup Freng lisânıyla Arab lisânından hâsıl olma Arnavud lisânın peydâ etdiler. Hâlâ ol kavme Kuryeleş derler. Cümlesi âbâ ve ecdâdlarından gördükleri gibi cümle saçlı Ârnâbûdlardır. Anıniçün Arnavudlar'ın aslı Arab'dır kim ibtidâları Cebel-i Elheme'dir. Elbasan kurbünde medfûndur, ammâ mürted oldu derler. Ve hâlâ yine Mekke câniblerinde Kureyşîlerin çoğu saçlıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197b ·
metinde göster ·
… rlerdi. Ve ol kadar bâzâr ederdi kim akçe almadan ve halkın izdihâmından bî-zâr
olup kimi
fâl dutardı, kimi nazar edüp giderdi.
Ba‘dehu mezbûr gulâm, Unkapanı semtinde Azebler mahallesinde bir attâr dükkânı açup kâr [u] kesb ederdi. Ammâ İslâmbol halkı bundan bir metâ‘ almasına bahâne edüp bî-bahâ bu hey’et-i mecmû‘a-i ahmerluyu seyr [ü] temâşâ ederlerdi. Ve ol kadar bâzâr ederdi kim akçe almadan ve halkın izdihâmından bî-zâr olup kimi fâl dutardı, kimi nazar edüp giderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
berren ve kimi bahren ve kimi Deşt-i Kıpçak'dan altı gün ve altı gicede nehr-i …
Anlar kal‘a içine girüp "Türk der kim bizim murâdımız kal‘a olaydı bir ayda alırdık. Ancak Moskov kralına haddin bildirüp bu kadar ilin vilâyetin nehb u gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâ’imle esîr almak murâdımız idi" deyü firâr eden küffârlar kal‘ada olan fecerelere böyle haber verdiler. Hikmet-i Hudâ âsitâneye ulaklar gitdiği gice bir kuru sovuk oldu kim cümle asker-i İslâm ka‘r-ı zemîne gireyazdılar. Andan müşâhade eylediler kim Deşt-i Kıpçak-ı bî-emân ve Karadeniz-i bî-îmânda emn [u] emân yokdur. Âhir cümle asker kal‘a fethinden me’yûs olup mâh-ı (---) günü cümle hâs u âvâmın re’yiyle kal‘adan ferâgat edüp meymene ve meysere cümle mühimmâtları keştîlere koyup ve cemî’î mühimmât [u] levâzımâtları yerli yerine yerleşdirüp nefîr-i irtihâller çalınup "Emr Hudâ'nındır; takdîr-i İlâh böyle imiş" deyü taht-ı kal‘adan bî-feth avdet edüp Balısıra nâm mahalde donanma-yı hümâyûna vâsıl olup cümle eyâlet askerlerine izn-i serdâr olup kimi berren ve kimi bahren ve kimi Deşt-i Kıpçak'dan altı gün ve altı gicede nehr-i Kuban'a, andan Vilâyet-i Çerkez'e, andan Cezîre-i {Taman'a, andan Cezîre-i} Kırım'a dâhil oldular. Kimisi Heyhât sahrâsının şimâl tarafından Çerkes vatanına revâne oldular. Donanma-yı hümâyûn dahi Âsitâne-i sa‘âdet tarafına revâne olmağa lengerlerin deryâdan alacak mahalde Serdâr Hüseyin Paşa'dan bu hakîr me‘zûn olup Kırım Hânıyla diyâr-ı Kırım'a müteveccih olup donanma-yı İslâm mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânlar açup Azak deryâsına gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
… eveler ve katârlar ve bu kadar hazâ’în-i mehârlar zîr [ü] zeber ve berf ü heber
olup kimi
âh ve kimi vâh deyüp atdan ve cândan bîzâr olmak sadedinde olup feryâd [u] figâ …
dediği beytde pâ-çille oldur, böyle pây-çilleler ile vesileler Direklibelin beri zîrlerine vardıkda kara gark olup ne pâçıla ve dest ve ne pâ, nâm [u] nişânları güm olup asker mâbeyninde bir güft [u] gû olup cümle develer ve katârlar ve bu kadar hazâ’în-i mehârlar zîr [ü] zeber ve berf ü heber olup kimi âh ve kimi vâh deyüp atdan ve cândan bîzâr olmak sadedinde olup feryâd [u] figânları eflâke irüp herkese bir telâş el verüp feryâd [u] figâna rehâ buldurdular. Âhir-i kâr ibtidâ sekbân-ı Bânyân, Sarıca-i kaltabân ve tatar askeri bayrakları firâr edüp her biri bir cânibe târmâr oldular. 349b Âhirü'l-emr Direklibeli ubûr edemeyüp bâki kalan askeriyle paşa ağırlığıyla hezârân renc-i anâ ve âlâm-ı şedâ’id çekerek (---) sâ‘atde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349a–349b ·
metinde göster ·
… rlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘
olup kimi
gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördü …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
… gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark
olup kimi
bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağ …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
… yollarda kalup herkes "nefsuhu nefsî"ye düşüp cân bâzârına gitdiler, kimi halâs
olup kimi
yitdiler. Ammâ paşanın iç ağaları ve taşra ağaları cân-baş kaydına düşdüler. Pa …
Menzil-i karye-i Nenekler: Bu mahal dahi Kal‘acık hâkinde yüz hâneli ve bir câmi‘li Etrâk köyüdür. Bunda dahi ol gice bir arşın kar yağup herkes konağından taşra çıkmak ihtimâli olmadı. Ale's-sabâh nefîrler çalınup herkes cân havliyle bâr [u] bengâhlarına yapışup bârgîr ve bârkeşlerine yüklerin yükledüp cümle karye-i Nenekler Etrâki kulağız olup üç sâ‘at ancak 353b gidüp Sarıalan nâm beli aşacak mahalde bir dipi ve boran ve tûfân kopdu kim cümle asker târumâr olup mâl [u] menâl dağlarda ve bellerde ve yollarda kalup herkes "nefsuhu nefsî"ye düşüp cân bâzârına gitdiler, kimi halâs olup kimi yitdiler. Ammâ paşanın iç ağaları ve taşra ağaları cân-baş kaydına düşdüler. Paşayı ve hazîneyi bırağup birer cânibe kaçdılar. Hattâ paşanın oğlu Mustafâ Beğ efendimiz lalaları ve huddâmları ve hocasıyla gâ’ib etdiler ve hazîne katârıyla dağlarda serserî gezüp gitdiler. Bu hakîr bir kemîngâh dere içre sehl ârâm edüp savruntu, boran sehl amân verdikde altı gulâmımla ve üç seyishânemle bir cânibe giderken üç memlûküm dahi bulup on çâşnigîr ta’ifesi netîce yigirmi beş kişi olup şiddet-i şitâ çekerek hamd-i Hudâ Sarıalan belin aşup öte tarafda düz sahrâya düşdük. Ammâ cân-ı azîz dahi birden deşmeğe az kalup halâs olma ümîdinden me’yûs olup kar sökerek kâh piyâde olarak gitmedeyiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a–353b ·
metinde göster ·
… Yüz aded dervîşândan ekser âşıkân-ı sâdıkân vardır. Her biri birer kâra meşgûl
olup kimi
kayyım, kimi meydâncı, kimi türbedâr, kimi çavuş, kimi destehâncı, kimi ferrâş, …
Ve bu âsitânenin cânib-i etrâfında cemî‘i seyyâhân-ı Arab u Acem'in birer âsârları ve gûnâ-gûn hatt-ı ibret-nümâları var kim bir kaç sene tilâvet olunsa kifâyet eder. Yüz aded dervîşândan ekser âşıkân-ı sâdıkân vardır. Her biri birer kâra meşgûl olup kimi kayyım, kimi meydâncı, kimi türbedâr, kimi çavuş, kimi destehâncı, kimi ferrâş, kimi âteşbâz, kimi müsâfirhânecidir. Bu âsitâneden mâ‘adâ başka bir müsâfirhâne vardır. Her şeb yüz iki yüz müsâfir mevcûd olup çul ve tobra çıkartmadan ri‘âyet edüp hizmet ederler. İsterse ol müsâfir üç gün otursun. Üç günden sonra "Safâ geldin îmânım!" deyü pabuçların çevirüp yol gösterirler. Ammâ elbette her gelene birer tahte'l-kahve fütûrları mukarrerdir. Ve bir acâ’ib ü garâ’ib matbahı vardır. El-hâsıl Rûm ve Arab u Acem'de böyle bir âsitâne-i kübrâ görmedim. Meğer Bağdâd'da İmâm Alî ve İmâm Hüseyin âsitânesi ola. İnkırâzu'd-deverân Hudâ mânde ede, âmîn yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123b ·
metinde göster ·
… ânûs ile niçe bini şeb-i muzlimde banaya giderim, deyü ehl-i nâ-ehlinden me’zûn
olup kimi
banaya kimi gayri hâneye gidüp kirlenen esbâbların yıkarlar. Bu şehre mahsûs bi …
Diğer şekl-i hasene lâkin bid‘at-i seyyi’e-i berây-ı nisvân-ı sâhib-isyân: Bu şehr-i Sofya'nın havâtinlerinin ehl-i perde olan mestûre zenâneleri aslâ şâhrâha çıkmazlar. Meğer muztarr-ı hâl olup sûk-ı sultânîye çıkalar. Ammâ her gice niçe bin zenâne ve zâniye kirlenüp kendüyi pâk etmek içün nâpâk esbâbların yıkamak ve kendüyi yıkanmak ve bir köşede kalmak içün esbâbların boğçalayup niçesi fânûs ile niçe bini şeb-i muzlimde banaya giderim, deyü ehl-i nâ-ehlinden me’zûn olup kimi banaya kimi gayri hâneye gidüp kirlenen esbâbların yıkarlar. Bu şehre mahsûs bir ayıb şeydir. Efendimiz Melek Ahmed Paşa men‘ edem zann edüp cümle a‘yân-ı vilâyet rızâ vermediler. Her şeb bu gûne nisvânlar tâ sabâha dek gürûh gürûh gelmede ve gitmede ve gezmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140b ·
metinde göster ·
… lâ latîf ter ü tâze kebâbları olur ve her köşe-i mesîregâhda gûnâ-gûn sohbetler
olup kimi
mübâhase-i ilm ve kimi ebyât-ı eş‘âr ve kimi meddâhân-ı kıssahân kimi mukallidâ …
Ve bu çemenistânda selef sâhib-i hayrâtları gûnâ-gûn çemenzâr mastabalar ve müte‘addid soffalar ve matbah-ı Keykâvûslarında mâ-i cârîler ile kebâb âsiyâbları etmişler kim niçe yüz şişlere koyunları sancup çarhlara koyup dollâbların mâ-i câriyeler deverân etdirerek a‘lâ latîf ter ü tâze kebâbları olur ve her köşe-i mesîregâhda gûnâ-gûn sohbetler olup kimi mübâhase-i ilm ve kimi ebyât-ı eş‘âr ve kimi meddâhân-ı kıssahân kimi mukallidân-ı mudhikân ve kimi sâz u kimi söz ile taraf taraf Hüseyin Baykara fasılları ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196b ·
metinde göster ·
… l'dir: İşbu dokuz nehr-i azîmler kim cümlesi nehr-i Şattu'l-Arab'dan müteferrik
olup kimi
çölde gâ’ib olup kimi yine bahr-i Şatt'a munsabb olur nehr-i azîmlerdir kim içi …
Nehr-i tâsi‘ nehr-i Kandil'dir: İşbu dokuz nehr-i azîmler kim cümlesi nehr-i Şattu'l-Arab'dan müteferrik olup kimi çölde gâ’ib olup kimi yine bahr-i Şatt'a munsabb olur nehr-i azîmlerdir kim içinde gılâl gemileri şinâverlik eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 206b ·
metinde göster ·
… -i azîmler kim cümlesi nehr-i Şattu'l-Arab'dan müteferrik olup kimi çölde gâ’ib
olup kimi
yine bahr-i Şatt'a munsabb olur nehr-i azîmlerdir kim içinde gılâl gemileri şin …
Nehr-i tâsi‘ nehr-i Kandil'dir: İşbu dokuz nehr-i azîmler kim cümlesi nehr-i Şattu'l-Arab'dan müteferrik olup kimi çölde gâ’ib olup kimi yine bahr-i Şatt'a munsabb olur nehr-i azîmlerdir kim içinde gılâl gemileri şinâverlik eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 206b ·
metinde göster ·
… çre dahi âteş-i Nemrûd var iken cümle guzât-ı müslimîn gârlara girüp kimi şehîd
olup kimi
gâzî olup üç gün dahi kâh ceng ile ve kâh emân ile sene (---) mâh-ı (---) günü …
Hulâsa-i kelâm yedinci günde "el-Amân, el-amân, ey güzîde-i Âl-i Osmân!" deyü her biri birer derde mübtelâ olduklarından taşra çıkınca azamet-i Hudâ bu gârlar içre dahi âteş-i Nemrûd var iken cümle guzât-ı müslimîn gârlara girüp kimi şehîd olup kimi gâzî olup üç gün dahi kâh ceng ile ve kâh emân ile sene (---) mâh-ı (---) günü ol Kahkahâ-misâl Saçlı dağı içre Yezîdîleri saçlarından keşân ber-keşân sürüyüp taşra çıkarup saçlı kellelerin seyf-i mücezzem ile guzât-ı müslimîn Selmân-ı Pâk köçekleri gibi tıraş ederlerdi. Niçe Yezîdîler ehl [ü] ıyâllerinin esîr oldukların görüp kendü kendinin gözlerin çıkarırdı ve niçe Yezîdî kendüyi kayalardan aşağı atup pâre pâre olurdu ve niçe bini avretlerini ve kızları ve evlâdlarını katl ederdi ve niçe bini kendüyi hançer ile ururdu ve niçesi kılıç üzre düşüp mürd olurdu ve niçe bini dahi dalkılıç olup hasma karşu gelüp ya urup ya urulurdu ve niçesi evlâdlarıyla sarılup kayalardan aşağı atılup pâre pâre olurdu. Bu hâli asker-i İslâm görüp anlar dahi var makdûrların sarf edüp anlara bir tîğ urdular kim ol Yezîdîlerin kanı kayalardan revân olup inşâallah be-dest-i Melek Ahmed Paşa şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'nın hûnlarının intikâmı alınmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 215a ·
metinde göster ·
… i hünerverlikler etdiler kim hân askerlerinin kanlarından kayalar içre halîcler
olup kimi
şehâdet getirir, kimi amân der. Asker-i bî-amân-ı Van bunlara amân u zamân verm …
Muhassal-ı kelâm böyle derinti ulûfe serasker-i nekbânların(?) dernekleri bozuldu. Niçesi kılıçdan halâs olup kal‘aya çözüldü ve cümle Yezîdî eşkiyâlarının kelleleri kesildi. Ve Salamân-ı la‘înin dahi kelle-i bî-devleti fitrkâke asıldı ve bâzû-yı nâ-baht-ı kemânları yasıldı. Hakkâ ki Âl-i Osmân'ın Van kulu gâzîleri bu meydân-ı ma‘reke-i şecâ‘atde sâhib-i nâmûs olan bahâdırları ol kadar server-i hünerverlikler etdiler kim hân askerlerinin kanlarından kayalar içre halîcler olup kimi şehâdet getirir, kimi amân der. Asker-i bî-amân-ı Van bunlara amân u zamân vermeyüp kellelerin tenlerinden cüdâ edüp zemîne salarlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a ·
metinde göster ·
… eleri hîledir. Bire urun kurşumu" deyüp bunlar bir yaylım kurşum urup kimi mürd
olup kimi
firâr etdikleri gibi anı gördük: Subh-ı sâdık dahi olup cânib-i şimâlden bir gu …
"Bire bunların kal‘a altına gelmeleri hîledir. Bire urun kurşumu" deyüp bunlar bir yaylım kurşum urup kimi mürd olup kimi firâr etdikleri gibi anı gördük: Subh-ı sâdık dahi olup cânib-i şimâlden bir gubâr-ı ebr-i siyâh evc-i âsumâna peyveste olup içinden deryâ-misâl kırk elli bin atlı ve talika arabalar içinde beşer ve altışar aded pür-silâh kâfirler kal‘a ensesinde bir top menzili yerde atlarından nüzûl edüp sehel kaynaşup âheste âheste kal‘a üzre gelirken cemî‘i guzât-ı müslimîn âmâde oldular, ammâ mukaddemâ meterisde olan küffârdan aslâ bir kara başlı kara şapka görünmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b ·
metinde göster ·
… -i nâliş önlerinde her fukarânın kurbân postları döşeyüp herkes bir ilme meşgûl
olup kimi
hezâr-pâre musanna‘ kaşıklar ve çevgân ve zerdeste ve keşküller yeyüp kifâf-ı n …
Bu meydân-ı mahabbetin cânib [u] etrâfında ale't-tertîb dollâblar önlerinde birer dâne meşinden girde-bâliş-i nâliş önlerinde her fukarânın kurbân postları döşeyüp herkes bir ilme meşgûl olup kimi hezâr-pâre musanna‘ kaşıklar ve çevgân ve zerdeste ve keşküller yeyüp kifâf-ı nefs ederler, cânânım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a ·
metinde göster ·
Cümle küffâr bu şeb-hûnu görüp hâbdan cümle serâsime bîdâr
olup kimi
nehr-i Tuna'ya kendüyi atup kimi uryânen dağlara düşüp kimi çıplak atlarına bin …
Cümle küffâr bu şeb-hûnu görüp hâbdan cümle serâsime bîdâr olup kimi nehr-i Tuna'ya kendüyi atup kimi uryânen dağlara düşüp kimi çıplak atlarına binüp firâr edüp bu kadar bârgâh [u] büngâhları ve bu kadar mâl-ı hazâ’inleri Cânkurtaran altında kalup Cânkurtaran altında yedi bini cân kurtarmayup bî-cân olup dendân-ı tîğ-ı âteş-tâb-ı gâziyân-ı Cânkurtaran'dan geçüp bakıyyetü's-süyûflarından iki bin altmış kadar esîrleri alup kavm-i Cânkurtaran cânların ve kal‘aların kurtardıklarından mâ‘adâ bu kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldukların bu hakîr Erdel gazâsında iken bu feth-i meserret haberi Erdel'de Ali Paşa'ya geldiği ma‘lûmumdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72a ·
metinde göster ·
… a'ya atlarıyla ve piyâdegânlarıyla cân pâzârına düşüp Tuna'ya bir baş urup gark
olup kimi
halâs olam derken guzât-ı müslimîn Tuna içinde şinâverlik eden küffâra eyle kur …
Kırk elli bin kâfir nehr-i Tuna'ya atlarıyla ve piyâdegânlarıyla cân pâzârına düşüp Tuna'ya bir baş urup gark olup kimi halâs olam derken guzât-ı müslimîn Tuna içinde şinâverlik eden küffâra eyle kurşum ururlar kim anlardan dahi bir cân halâs olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77a ·
metinde göster ·
… asup ubûr ederken cisr tahammül edemeyüp kırıldı ve cümle yeniçeriler suya gark
olup kimi
ağaçlara ve kimi mezku[r] iplere yapışup âdem âdem üzre gark olup suyun önüne b …
Cisr ise ale'l-acele inşâ olunmağile ba‘zı yerleri top palamarlarıyla bağlı idi. Hemân bu kadar asker karınca gibi birbirlerin basup ubûr ederken cisr tahammül edemeyüp kırıldı ve cümle yeniçeriler suya gark olup kimi ağaçlara ve kimi mezku[r] iplere yapışup âdem âdem üzre gark olup suyun önüne bu kadar bin âdem kazıklara yapışup sedd olıcak nehr-i Raba deryâ gibi oldu. Nehir kenârına sonra gelen atlılar bi'l-külliye gark oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21a ·
metinde göster ·
… nde bir tüccâr-ı ankâ bir câmi‘ bünyâd etmeğe mübâşeret edüp niçe bin âdem cem‘
olup kimi
esâs hafrına ve kimi cibz ü cibs ve tîn-ı türâbına çalışırlarken Hıtâ ve Hoten …
Hikâye-i münâsib: Bu şehr-i atîk amâr iken bunda ol kadar ankâ âdemler ve mâl-ı dahme-i Efrâsiyâb'a mâlik bâzergânlar var imiş kim Kırım kal‘asının Kefe kapusu iç yüzünde bir tüccâr-ı ankâ bir câmi‘ bünyâd etmeğe mübâşeret edüp niçe bin âdem cem‘ olup kimi esâs hafrına ve kimi cibz ü cibs ve tîn-ı türâbına çalışırlarken Hıtâ ve Hoten ve Çîn [ü] Mâçîn'den bir ulu bâzergân on katâr deve yükü misk ü amber-i hâm ile binâ olunacak câmi‘ önünden bu bâzergân katâr-ı mehârıyla geçerken câmi‘ sâhibi eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 138a ·
metinde göster ·
… okuduklarınca sihr ile peydâ olan buzun sihri bâtıl olup buz delinüp kimi halâs
olup kimi
gark olurdu. Hemân bu hâl-i pür-melâli Kalmık görüp paşa yanına gelüp başından …
Meğer bu gark olanlar esmâü'l-hüsnâ ve mu‘avvezeteyni sıdk i‘tikâd ile okuduklarınca sihr ile peydâ olan buzun sihri bâtıl olup buz delinüp kimi halâs olup kimi gark olurdu. Hemân bu hâl-i pür-melâli Kalmık görüp paşa yanına gelüp başından kalpağın yere urup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193b ·
metinde göster ·
… mîn evc-i semâya tayr-ı ebâbîl gibi lağım âteşleri içre tayerân edüp kimi halâs
olup kimi
hezârpâre ve kimi ihrâk bi'n-nâr olup kebâb ve kiminin yeri zîr-i türâb olup mâ …
Zîrâ bu cengde guzât-ı müslimîn evc-i semâya tayr-ı ebâbîl gibi lağım âteşleri içre tayerân edüp kimi halâs olup kimi hezârpâre ve kimi ihrâk bi'n-nâr olup kebâb ve kiminin yeri zîr-i türâb olup mâ’ide-vâr ba‘zılar 293b semâdan zemîne nâzil olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 293a–293b ·
metinde göster ·
… il cümle soltat mortatları ender hevâ mu‘allakast olup âteş-i Nemrûd ile büryân
olup kimi
karaya ve kimi deryâya düşüp mâ’idelere gıdâ-yı semek 300b oldular.
Ve sokak sokak olup gemilerde kapular gibi delikler pençere pençereler-misâl açılup içinde olan küffârlar dâr-ı cahîme giderlerdi. Küffâr gemilerle deryâdan asâkir-i İslâm karadan kâmil ale't-tevâlî dörd sâ‘at-i nücûmî ceng [u] cidâl-i mütemâdî olup hikmet-i kudret sâhibi Allâh ihsân ilhâm edüp Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa topçubaşıyla müşâvere edüp mukaddemâ Söylemez Dervîş Alî'nin gönderdiği gülleli karakatır nâm topa Zülfikâr Kethudâ bir kerre niçe bism-i İlâh ile âteş edince cemî‘i küffâr kalyonlarının serdârı olan patur[una] nâm kapudan kalyonuna Alî Dede gönderdiği gülle isâbet edüp bi-emrillâhi te‘âlâ çak bârûd hazînesine gülle değüp el-azametullâh Deryâ-yı Sefîd bir kerre cûş [u] hurûşa gelüp tâ beri kara tarafında bir [zel]zele-i azîm olup derhâl deryâda olan dağ pâresi gibi kapudana kalyon ol isâbet eden Alî Baba güllesinden bir âteş-i sûzân zâhir olup gemi içinde olan cemî‘i küffâr tayr-ı ebâbîl gibi hevâya perrân münkalib olup doğancı pefteresi gibi ber-hevâ uçup kiminin kıçı ve başı ve kayalığı ve içinde olan iki bin aded kâmil cümle soltat mortatları ender hevâ mu‘allakast olup âteş-i Nemrûd ile büryân olup kimi karaya ve kimi deryâya düşüp mâ’idelere gıdâ-yı semek 300b oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300a–300b ·
metinde göster ·
… saçma toplar ve cümle cebehâneleri ve sâ’ir mühimmâtları cümle hevâya münkalib
olup kimi
deryâya ve kimi karaya düşerdi. Ve kiminin kıçındaki ve direk depesindeki altun …
Ve ihrâk olan geminin içinde olan yüz elli pâre batırdama tuç topları ve yüz elli pâre batırdama saçma toplar ve cümle cebehâneleri ve sâ’ir mühimmâtları cümle hevâya münkalib olup kimi deryâya ve kimi karaya düşerdi. Ve kiminin kıçındaki ve direk depesindeki altun fânûslarının dörd beşi dahi bizim kara tarafına düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300b ·
metinde göster ·
… n mâhîler şinâverlik ederken bir gün gâyib olurlar. Bir iki ândan sonra nümâyân
olup kimi
yaralı ve kimi bereli kanları akarak zâhir olurlar. Hikmet-i Hudâ bir diyârda c …
Ziyâret-i Bi’rü'l-Künûz: Balıklı ayazma derler ammâ niçe bin âdem bu âsitânede Y 188a olan hikmet-i Hudâ'ya vâkıf-ı esrâr değillerdir. Hikmet oldur kim bu kenz-i mâ içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederken bir gün gâyib olurlar. Bir iki ândan sonra nümâyân olup kimi yaralı ve kimi bereli kanları akarak zâhir olurlar. Hikmet-i Hudâ bir diyârda ceng olsa bu mâhîler dahi gâyib olup mecrûh gelirler. Aceb hikmetdir kim bu Bi’rü'l-künûz'dan bir âdem su içse ve mâhîlerinden sayd edüp tenâvül etse elbette(ye) ağmak ya‘nî ahmak olur. Ve yârân mâbeyninde ba‘zı latîfe esnâsında darb-ı mesel olmuşdur kim bir âdem eblehâne bir nâhemvâr evzâ‘ işlese halk ana levm edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y187b–Y188a ·
metinde göster ·
… yollu yollarınca ber-karâr olup tâcların kec kılup her biri kendü işgâllerinde
olup kimi
ders ile mukayyed ve kimi tilâvet-i Kur’ân, kimi kesb-i irfân edüp bir alay ehl …
Bu dergâhın cânib-i erba‘asında kurbân postları döşelidir. Mihrâb dibinde Şeyh Mehemmed Dede, alt yanında baş halîfe, andan imâm, andan mü’ezzin, andan du‘âcı, andan şerî‘atçı, andan tarîkatçı, andan asâdâr, andan alemdâr, andan meydâncı, andan mihmândâr, andan aşçıbaşı, andan etmekçibaşı, hâsıl-ı kelâm cümle fukarâ postları üzre yollu yollarınca ber-karâr olup tâcların kec kılup her biri kendü işgâllerinde olup kimi ders ile mukayyed ve kimi tilâvet-i Kur’ân, kimi kesb-i irfân edüp bir alay ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at abdâlândır kim âyende vü revendeye hizmet edüp "Safâ geldin, cân" deyüp ol müsâfir cânın yoluna cân baş üzre kulluk edüp cânlar fedâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y112b ·
metinde göster ·
… yoğurd olur. Ve Heremeyn dağları bu cânibde olmağile beş on yârân bir yere cem‘
olup kimi
piyâde ve kimi har-süvâr olup Fir‘avn dağların temâşâya giderler. Ve,
Ve bu su mevlûdun üç gününde cüllâb-misâl su cereyân eder. Ve lezzeti Hudâ hakkıyçün gûyâ âb-ı Zemzem'dir. Ve tabî‘atı sehel müshildir. Yetmiş yedi emrâz-ı muhtelifeye dâ‘-i devâdır. Bu âbdan bir kerre nûş eden sene-i âtiyeye varınca aslâ ve kat‘â bir marîze mübtelâ olmayup Hakîm-i Lem-yezel'den gayrı hâkim [ü] hükemâya muhtâc olmaz. Ammâ i‘tikâd-ı tâm ile nûş etmek gerek. Hattâ dem-i fâsidi vücûdda olan ahlâtı ve ra‘şe ve beras ve cüzâmı def‘ eder. Mezkûr ayn sene-i âtiyeye varınca bayağı turna gözü âb-ı latîf cereyân eder. Ve yine mâh-ı Temmûz'da kırk gün kırk gece kan akar. Yevm-i mevlûdda kan dinüp mücellâ cüllâb-misâl cereyân eder. Bi-emrillâh ilâ mâşaallâh âdetullâh bunun üzerine cârîdir. Ve bu mevlûd-ı şerîfde bu ayn içün ol kadar yüz kerre yüz bin cerre ve bardak ve mecur ve çanak bey‘ olunur kim hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür. Ve yine ol gün ol kadar mecur Cîze yoğurdu ve kaymağı fürûht olunur kim cemî‘i züvvârın derûn [u] bîrûnu beyâz yoğurd olur. Ve Heremeyn dağları bu cânibde olmağile beş on yârân bir yere cem‘ olup kimi piyâde ve kimi har-süvâr olup Fir‘avn dağların temâşâya giderler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y271b ·
metinde göster ·