Ve çâr-kûşe haremi dahi tûlen ve arzen (---) ayakdır. Ve yemîn ü yesârında ve bir dahi kıblesi kapusunda (---) kademe taş nerdübân ile urûc olunur haremin cânib-i erba‘asında yan soffaları üzre cümle gûnâ-gûn ibret-nümûn amûd-ı nakş-ı bûkalemûnlar var kim âdem hayrân olur. Hattâ hareminin kıble kapusunun iç yüzündeki amûd-ı ebrî içre bi-emrillâh taşın mevcinde bir hırka-i peşmîneli Mevlevî külâhlı ve eli mirvahalı bir dervîş sûreti vardır, gûyâ zî-rûhdur. Temâşâgâh-ı ünâsdır kim Musavvirü'l-Hallâk eyle tahrîr etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 40a ·
metinde göster ·
… r lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân
olur. Hatta
nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hüneri …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
… köyüne ve Kâne ve Gez köyüne varınca atlar serseri gezdiler. Böyle şitâsı şedid
olur. Hattâ
efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim bir dervişe "Kanden gelirsin?", derler? "Berf …
Gerçi şiddet-i şitâdan bâğı ve bâğçesi yokdur, amma Paşa sarâyında gül bâğçesi ve Hacı Murâd bâğı gülistânı ve Kefeniğnesioğlu güllüğü ve Bedros bâğı güllüğü ve niçe gül bâğları dahi vardır. Ammâ bu zikr olunan bâğların mutabbak gülleri meşhûrdur. Câbecâ kış elması ve ahlâd emrudu vardır, ammâ gayrı meyve aslâ olmaz. Lâkin mesîregâhlarında ve gül bâğlarında dıraht-ı kavak ve bîd-i sernigûnları firâvândır. Gayrı eşcâr-ı müsmirrâtı olmaz. Kışı katı olduğundan iki ayda ekerler ve biçerler ve secc edüp döğerler ve ale'l-fevr der-anbar ederler. Bizim senemizde atlar mâh-ı temmûzda çayırda iken bir ra‘d u berk u dipi vü boran ve bârân yağup cümle atlar boşanup Erzurûm sahrâsında olan Umudum köyüne ve Kâne ve Gez köyüne varınca atlar serseri gezdiler. Böyle şitâsı şedid olur. Hattâ efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim bir dervişe "Kanden gelirsin?", derler? "Berf rahmetinden gelirim", der. Ol ne diyârdır, derler; sovukdan "Ere zulüm" olan Erzurûm'dur, der. "Anda yaz olduğuna râst geldin mi", derler? Derviş eydür: "Vallahi on bir ay yigirmi tokuz gün sâkin oldum, cümle halkı yaz gelir derler, ammâ görmedim", der. Hatta bir kerre bir kedi bir damdan bir dama pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikde mezkûr kedinin donu çözülüp mırnav deyüp yere düşer. Meşhûr latîfe-i darb-ı meseldir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bir âdemin eli yaş iken bir demir pâresine yapışsa derhâl müncemid olup elinden demir ve demirden eli kopmak ihtimali yokdur. Âhenden eli bin âh-ı serd ile halâs ederse eli ayasının sehl derisi âhiyle âhende kalır. Bu şiddet-i şitâyı diyâr-ı Azak'da ve Deşt-i Kıpçak'da erba‘în ve zemherîr geçirdik, böyle keskin kış görmedik. Ammâ halkı gâyet ten-dürüstdür. Yine böyle şitâ iken bâğ u bâğçesi olmayup cümle meyvesi iki konak yerden İspir ve Tortum ve Erzincan'dan gelir. Âlü'l-âl şeftâlüsü ve zerdâlüsü ve kaysısı ve üzümü okka bir akçedir. Ve birer araba kavunu ve karpuzu on akçeyedir. El-hâsıl me’kûlât cihetinden lâ-nazîr şehr-i bî-bedeldir. Lâkin odunu yokdur, cümle dağlar uryândır, ammâ hikmet-i Hudâ odunı dahi ucuzdur. İki konak yerde (---) dağlarından gelüp gürân derler gemi direkleri olup kaddi kırk arşındır. Kırk akçeye verirler. Anı yakup def‘-i şitâ ederler ve develer ile pelid ve meşe odunları dahi iki konak yerde (---) dağlarından gelir. Bir deve yükü odunu otuz akçeye verirler. Paşanın odunun gümrüğe gelen cümle kârbân develeri birer sefer odun götürürler, kanûndur. Başka odun ağası vardır, ammâ re‘âyâlarının koyunları ve sığırları çok olmağıla fukarâlar sığır tezeği yakarlar. Fukarâ re‘âyâlarının cümle ocakları evlerinin ortasındadır. Cânib-i erba‘alarında hayvanları durup hâneleri hammâm gibi olur. Tennûrlarında herîseleri ve ekmekleri pişmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288b ·
metinde göster ·
Karye-i Kömür: Yedi yüz müselmân ve Ermeni hâneleri vardır. Tuzla emîni bunda hâkimdir. (---) yük akçe tahsîl olur iltizâmdır. Kardan beyâz ve Hacı Bektâş-ı Velî tuzundan lezîz tuzdur kim meşhûr-ı âfâkdır. Cemî‘î Kürdistân ve Türkmenistân'dan Bingöl yaylasına çıkan benî Âdemler cümle milhü ücâc-ı sâhib-ihtiyâc bu Kemâh tuzun alırlar, meşhûr-ı âfâk tuzdur. Ve bu şehrin bir memdûhu dahi bunda olan rakîk ve kavî çadır bezi bir diyârda olmak ihtimâli yokdur. Rûmeli'nde Dırama bezinden a‘lâ ve nusîf pembe bezi olur. Hattâ elsine-i nâsda "Kemâh'ın bezi, Erzincân'ın kozu ve Bâyburd'ın kızı" deyü elsine-i nâsda darb-ı mesel olmuşdur. Bu mezkûr karye-i Kömür içindeki bâğlar içre cereyân eden nehr-i Kömür, Cercanis dağlarından gelüp kal‘a-i Kemâh dibinde bir göz cisr dibinde Sultân Melîk Gâzî Efendi tekyesi kurbunda nehr-i Furât'a munsab olur. Ve buna karîb mukâbelesinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339b ·
metinde göster ·
… lâ cemî‘i emrâz-ı muhtelifeden halâs olup vücûdı tendürüst olup dürr-i beyz-âsâ
olur. Hattâ
cemî‘i ulemâ-yı Akye ve ahâlî-i Bukâ‘ bu ayna Hazret-i Paygamber ve Hazret-i Al …
Ziyaretgâh-ı Aynu'l-bakar: Akka kal‘asının cânib-i şarkîsi hâricinde bin hatve ba‘îd bir çemenzâr yerde kırk kademe taş nerdübân ile nüzûl olunur bir Aynü's-sevr âb-ı zülâldir. Niçe bin peygamberler bu Aynü's-sevr'e girüp gasl etdüklerinden hâlâ niçe kerre yüz bin âdem marîzli gelüp bu aynda gasl edüp âbından nûş etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ cemî‘i emrâz-ı muhtelifeden halâs olup vücûdı tendürüst olup dürr-i beyz-âsâ olur. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı Akye ve ahâlî-i Bukâ‘ bu ayna Hazret-i Paygamber ve Hazret-i Alî ile gelüp girmişdir deyü tahkîklar ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43a ·
metinde göster ·
… eş‘ârlar tahrîr olunmuşdur, bir yere cem‘ olsa on aded mücelled mecmu‘a-i azîm
olur. Hattâ
fâtih-i Bağdâd olan Murâd Hân'ın şikeste ta‘lîk hattıyla bu beyt tahrîr olunmuş …
Cemî‘i sahrâ-yı Sivas nakş-ı bukelamûn nümâyân olduğundan mâ‘adâ şehr-i Sivas'ın cemî‘i imârâtı bu mahalden hoş-nümâdır. Gerçi şehr-i Sivas'da aslâ ol asırda kurşum ile mestûr imâret-i ma‘mûr yok idi, ammâ gâyet âbâdân bir şehr-i müzeyyendir ve bu tekye-i Abdülvahhâb'ın cemî‘i der-i dîvârında ol kadar gûnâ-gûn hatt-ı ibret-nümâlar ile ebyât-ı eş‘ârlar tahrîr olunmuşdur, bir yere cem‘ olsa on aded mücelled mecmu‘a-i azîm olur. Hattâ fâtih-i Bağdâd olan Murâd Hân'ın şikeste ta‘lîk hattıyla bu beyt tahrîr olunmuşdur müfred:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78b ·
metinde göster ·
… ve Kabirova dağların[dan] gelir âb-ı hayât sudur. Kırk elli gûne lezîz mâhîleri
olur. Hattâ
Tuna sâhilinde sâkin olan kimesneler mâbeyninde bir âdem semîn ü cesîm olsa "Lu …
Bu şehir içre haftada bir azîm bâzâr durup çârsû ortası meydân-ı azîminde âdem deryâsı olur. Halkı cümle Ulah Boğdan ve Bulkarca kelimât ederler, ammâ Eflâk lisânın fasîh bilirler. Ve halkı gâyet sahiyyü'l-vücûd ve garîb-dost, ehl-i zevk, muhibb-i garîbü'd-diyâr âdemlerdir kim bây [u] gedâya ni‘metleri mebzûldür. Zîrâ bir ganîmet şehirdir. On kavun bir penezedir. Her kavun onar vakıyye gelir. Penez, gümüş ile bakırlı bir gûne Eflâk keferesi hattıyla meskûk akçedir, ana penez derler. Tuna kenarındaki benderlerde ve şehirlerde râyicdir. Gayri şehirlerde geçmez bir gûne bakır akçedir. Ve on karpuz yine bir peneze ve bir vakıyye ekmek bir peneze ve bir vakıyye lahm bir peneze ve bir teneke bal dörd peneze ve bir vakıyye yağ on peneze. Her metâ‘ ana göre kıyâs oluna. Bir ganîmet şehirdir. Bu büleydenin garbîsi cânibinde nehr-i Tuna'ya mahlût olan nehr-i Lum cânib-i cenûbda tâ Kızanlık dağlarında Tur ve Akutaran ve Kabirova dağların[dan] gelir âb-ı hayât sudur. Kırk elli gûne lezîz mâhîleri olur. Hattâ Tuna sâhilinde sâkin olan kimesneler mâbeyninde bir âdem semîn ü cesîm olsa "Lum suyu balığı gibi semiz olmuş" deyü darb-ı mesel olmuşdur. A‘yân [u] eşrâfından Çavuşzâde Çelebiler Paşanın hânesi sâhibi idi. Ve Serdâr Alî Beşe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112b ·
metinde göster ·
… ahârda eyle çamuru olur kim pîl-i Mahmûdî ve fîl-i Menkûsî tîn-i siyâhında gark
olur. Hattâ
Nasûh Paşazâde Hüseyin Paşa'nın bir delisi bal suyu keyfiyetiyle bâzâr meydânın …
Ammâ baht-ı yâver olunca yetmiş seksen bin guruş fâ’ide etmiş âdem biliriz. İbret-nümâ bir temâşâgâh-ı azîmdir kim bir diyâra mahsûs değildir. Ve nehr-i Tuna gibi bir deryâyı bend edüp çit ile örüp balık sayd etmek hiç mutasavver değildir ve makdûr-ı beşer dahi değildir. Bu dalyanı gören benî Âdem neye mâlik olduğu ve ne kadar şeytanâta mâlik olduğun fehm eder. Hakkâ ki sihr-âsârdır, ammâ zâlim Silistre'nin eyyâm-ı bahârda eyle çamuru olur kim pîl-i Mahmûdî ve fîl-i Menkûsî tîn-i siyâhında gark olur. Hattâ Nasûh Paşazâde Hüseyin Paşa'nın bir delisi bal suyu keyfiyetiyle bâzâr meydânında atına mahmûz edüp at kolanına dek yire ha bre ha deyince at altına deli kalup at ve deli çamurda {Kârûn gibi} gark olup beş on uslu âdem {deliyi} kurtarmağa kâdir olmadılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121a ·
metinde göster ·
… 6 yük akçe hâss-ı hümâyûnu vardır. Cevz-i ma‘dûduyla beher sene kırk sekiz kîse
olur. Hattâ
bu Melek kulun sadrıa‘zamlığım hâlinde eyâlet-i Van'ı Şemsi Paşazâde Mehemmed E …
Hemân İpşir gelüp üç kerre yer öpüp bizim paşa ile beraber durdular. Gûyâ murâfa‘a-i şer oldular. "Bak a İpşir lala, der-i devletime dün öteye gün dağdan gelüp bağdaki eski lalalarımı birer takrîb ile her birin birer fenâ serhadde mi atarsın. Bu Melek lalam benim sadrıa‘zamım iken kimi sürdü ve kimi katl-i nefs etdi. Van sekiz yüz kîse dutar dedin. Melek lalam seksen kîse ber-vech-i adâlet dutmaz, dedi. Ve bir kerre babam asrında sana Van'ı vermişler. Zâlimsin deyü seni Vanlılar kal‘aya komayup top urmuşlar. Gerçek midir" dedi. İpşir "Komadıkları gerçekdir ammâ pâdişâhım ol zamân halkı cümle âsîler idi. Ammâ şimdi yahşi eyâlet oldu. Hedâyâsıyla sekiz yüz kîse olması mukarerdir" dedikde, hemâm Melek Ahmed Paşa "Pâdişâhımın ihsânı oldukdan sonra Kadıköy olursa da giderim. Cemî‘i edyânda kizb harâmdır kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ buyururlar kim hadîs Arapça der. Huzûr-ı pâdişâhîde kizb söylemek küfrden eşeddir. Pâdişâhım, Van'ın kânûn-ı pâdişâhî üzre 540.546 yük akçe hâss-ı hümâyûnu vardır. Cevz-i ma‘dûduyla beher sene kırk sekiz kîse olur. Hattâ bu Melek kulun sadrıa‘zamlığım hâlinde eyâlet-i Van'ı Şemsi Paşazâde Mehemmed Emîn Paşa kuluna tevcîh etdiğimde tama‘-ı hâma düşüp Van eyâletinden altmış kîse tahsîl etme sevdâsına düşüp cümle kul baş kaldırup Şemsî Paşa kal‘aya kapanup kapu kulların Şemsî Paşa oğlu tarafında bulunup kırk gün kırk gice ceng-i azîm olup iç kal‘adan bu kadar bin top atılup bu kadar hâne-i imâristân aşağa kal‘ada sademât-ı topı kûpdan harâb olup niçe bin kantar barud-ı siyâh cânib-i hazîneden itlâf olup Paşa sarâyı ve Hüseyin Ağa sarâyı ve niçe yüz aded hânedân-ı azîmler darebât-ı gülle-i hadîdden harâb [u] yebâb oldu. Pâdişâhıma ma‘lûmdur kim hatt-ı şerîfiniz ile Diyârbekir Vâlîsi Haydar Ağazâde Mehemmed Paşa lalan eyâletiyle Van üzre Mehemmed Emîn Paşa'nın kal‘adan ıtlâkına serdâr-ı mu‘azzam olup Mehemmed Paşa lalan Van üzre varup kal‘ayı muhâsara etdikde Mehemmed Emîn Paşa bir gice kal‘a-i Van'dan kemendler ile nüzûl edüp tebdîl-i câme firâr edüp der-i devletde Yeniçeri ocağına düşüp anlar da pâdişâhıma bir katre kanın ricâ edüp pâdişâhım ocak ağalarının ricâların kabûl edüp Mehemmed Emîn Paşa'ya Rûmeli'nde Köstendil sancağın ihsân edüp Girid'de merhûm olduğu pâdişâhımın ma‘lûmudur. Bu kelâm-ı dırâzdan murâdım oldur kim pâdişâhım işte eyâlet-i Van tâ böyle bir cezîre-i bî-emândır. Fermân pâdişâh-ı cihânındır" deyince hemân İpşir Paşa eydür "Pâdişâhım, Melek lalanın cümle sözleri sahîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 183a ·
metinde göster ·
… ât iki kaya mâbeyninden hiddet ile cereyân edüp sâ‘ikasından âdeme dehşet hâsıl
olur. Hattâ
Fâtih-i Bağdâd Râbi‘-i Sultân Murâd bu mahalle bir göz cisr-i âlî binâ etmek mu …
Menzil-i karye-i İzoli: Harput hâkinde iki yüz hâneli ve bir câmi‘li ma‘mûr ze‘âmetdir. Cümle ahâlîsi hırsız u harâmî ve kutta‘u't-tarîk İzoli Kürdleridir. Bu mahalden aşağıca yine nehr-i Furât'a karîb Kömürhânı vardır, bî-amân yerdir. Andan aşağı nehr-i Furât iki kaya mâbeyninden hiddet ile cereyân edüp sâ‘ikasından âdeme dehşet hâsıl olur. Hattâ Fâtih-i Bağdâd Râbi‘-i Sultân Murâd bu mahalle bir göz cisr-i âlî binâ etmek murâd idinüp temel yerlerin hemvâr edüp mübâşeret olunsa gerek idi. Hikmet-i Hudâ ba‘de fethi'l-Bağdâd İslâmbol'a Sultân Murâd vardıkda Arapça emrine imtisâlen dâr-ı bâkîye gidüp dâr-ı fânîde cisri nâ-tamâm kaldı. Eğer bu nehr-i Furât üzre bu Kömürhânı kurbünde bir cisr-i azîm olsa hayrât-ı azîm olup bu günde nazîri olmamış olurdu ve gâyet elzem ü levâzımından kantara-i zîbâ kayalarıdır, ammâ gâyet üstâd-ı bennâsıyla bir cisr-i ibretnümâ gerek. Zîrâ bir tarafdan bir tarafa yüz on zirâ‘-ı melikidir kim Ayasofya tâklerinden arîz olur. Himmete endâze olmamak ile gâyet sehel kârdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 197a ·
metinde göster ·
Ekrâd tâ’ifesi bu nehr-i Habur hakkında lisân-ı fasîh-i nâ-sahîhleriyle murabba …
Biri dahi nehr-i Habur'dur. Kal‘a-i Zaho dağlarından niçe yüz uyûn-ı câriyeler karışup nehr-i azîm olur. Hatta Ekrâd tâ’ifesi bu nehr-i Habur hakkında lisân-ı fasîh-i nâ-sahîhleriyle murabba‘ları vardır kim savt-ı hazîn ile şûreger makâmında kırâ’at etdikleri bî-ma‘niyât budur, murabba‘-ı Kürdî:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205b ·
metinde göster ·
… ur. Makdûr-ı beşer değildir. Bir kâr-ı akâriyetdir kim âdem dem-beste ve hayrân
olur. Hattâ
bu kapu mahallinde bir âdem hû deyü bir na‘ra etse cemî‘i dağlardan bir sâ‘ika- …
Binâ-yı ibret-nümâ-yı râbi‘: Bu hân-ı azîmi ve önündeki cisr-i kadîmi binâ eden Hümâ Hâtûn Sultân'dır kim Âl-i Abbâsiyân'ın ırk-ı tâhirinden Sultân Evhadullah'ın duhter-i pâkîze-ahteridir kim şehr-i Bitlîs'de niçe yüz hayrât-ı mütekâsireleri vardır. Ol hâtûn-ı Adeviyye'nin bir hayrât-ı ibret-nümâsı dahi oldur kim şehr-i Bitlîs'den cânib-i cenûba meyyâl dere aşağı giderken Kefindir kal‘ası kurbünde Deliklikaya nâm bir kaya-yı seng-i hârâda bir kapu vardır. Cemî‘i tüccârân ü züvvârân-ı seyyâhân-ı berr u bihâr bu bâbdan geçmeyince şehr-i Bitlîs'e gelemez ve kal‘a-i Hazzo'ya varamaz. Ol Deliklikaya mahalli evc-i âsumâna ser çekmiş çakmak taşından nişân verir bir seng-i hadîddir. Ol hâtûn-ı hümâcân niçe yüz aded hazîne-i mâl-ı firâvân sarf edüp bu seng-i hârâyı üstâd-ı kûhkenlere nakb etdirüp memerr-i nâs ve tarîk-ı âmm [u] hâss-ı ünâs etdirmişdir kim görenin aklı perîşân olur. Makdûr-ı beşer değildir. Bir kâr-ı akâriyetdir kim âdem dem-beste ve hayrân olur. Hattâ bu kapu mahallinde bir âdem hû deyü bir na‘ra etse cemî‘i dağlardan bir sâ‘ika-i mehîb istimâ‘ olunur kim âdem gaşş u mebhût olur. Ve bu Deliklikaya kapusundan aşağı âdem bakmağa cür’et idemez. Gûyâ câh-ı gayyâ ve derk-i esfeldir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
… çok nûş ederse saçı ve sakalı ve bıyığı forra olup elli yaşında âdem pâk dilber
olur. Hatta
esîrciler Gürcî gulâmlarına bu Ahlat zırnîhı suyundan bir iki fincân nûş etdirü …
Menâfi‘-i diğer: Bu zırnîhdan bir âdem nîm miskâl bir fincânda su ile ezüp âbından yatacak mahalli nûş etse cemî‘i vücûdundaki mûy-ı bî-ma‘nâları dökülüp ol âdemin vücûdu dürr-i beyz-âsâ olur. Ammâ çok nûş ederse saçı ve sakalı ve bıyığı forra olup elli yaşında âdem pâk dilber olur. Hatta esîrciler Gürcî gulâmlarına bu Ahlat zırnîhı suyundan bir iki fincân nûş etdirüp beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 242a ·
metinde göster ·
Hikmet-i garîbe: Bu kûh-ı bülend üzre kavm-i Yahûd urûc etse bi-emrillahi Ta‘âlâ zehresi çâk olup mürd olur. Hatta Yahûd hâhamlarının birine Van'da Sübhân dağına varasın!", disen "Başına uğrayup bolay ki sen varasın!", derler. Hâlâ elsine-i ârifânda darb-ı mesel olmuşdur. Hikmet-i Hudâ bu kûh-ı Sübhân'da otlayan devâbâtın çoğu ikişer kuzular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243a ·
metinde göster ·
… llah ol su taş olur kim seng-i hârâdan nişân verir, ammâ bi-emri Hudâ hafif taş
olur. Hatta
kapu kemerleri ve ocak paşmakları ve nerdübân ayakları ve niçe gûne eşyâlara lâ …
Hikmet-i sun‘-ı Hudâ: Bu kal‘a-i Âdilcevâz'ın şimâline karîb yine Sübhân dağı dâmeninden gelir bir ayn-ı mâlih cereyân eder, ammâ gâyet berrâkdır. Bu aynın tarafeyninde cereyân eden sudan taş olup kalmışdır. Niçe binâlara andan taş keserler ve ba‘zı mi‘mâr-ı bennâlar murâdları üzre tahta sandûklar yapup içine mezkûr sudan koyup ol su içre sehelce tuz idhâl etseler bi-emrillah ol su taş olur kim seng-i hârâdan nişân verir, ammâ bi-emri Hudâ hafif taş olur. Hatta kapu kemerleri ve ocak paşmakları ve nerdübân ayakları ve niçe gûne eşyâlara lâzım olduğuna göre tahtadan yahûd çamurdan kalıplar yapup ana göre suyu dondurup taş olur. Garîb temâşâdır. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 244b ·
metinde göster ·
… ne ve İslâmbol kurbünde Bâzârköy kumla üzümünden lezîz ü âbdâr ve hoş-hor üzümü
olur. Hatta
efvâh-ı nâsda ve gayrı büldânda bir mahbûb-ı zamânı bir nâ-sezâ merd ile görsel …
Evvelâ yedi elvân gendümü olur kim gûyâ gılâl-ı Havrân-ı Şâm'dır ve şa‘îri gûyâ Sivas arpasıdır ve baklası ikişer dirhem gelir, danedâr fûli olur kim bir diyârda olmaz. Sâ’ir hubûbâtları dahi ana göre kıyâs oluna. Ve Kelenter kavli üzre yigirmi bin bâğdır, dedi. Cümleden âbdâr engürü Şâm'ın zeynî üzümüne ve Bozcaada'nın misket üzümüne ve İslâmbol kurbünde Bâzârköy kumla üzümünden lezîz ü âbdâr ve hoş-hor üzümü olur. Hatta efvâh-ı nâsda ve gayrı büldânda bir mahbûb-ı zamânı bir nâ-sezâ merd ile görseler "Şeledirende içre Rûmiyye engürü gibi yancılmış cüvândır." derler. Hâlâ elsine-i nâsda darb-ı mesel olmuş bir mümessek âbdâr u ter engürü olur. Ve sâ’ir envâ‘-ı müsmirrâtından memdûh olan fâkihesi yetmiş gûnedir. Ammâ nebî emrûdu ve meleçe emrûdunun aslâ nazîri yokdur. Eyle âbdâr emrûdlardır kim şırası şır şır akar ve âlusı ve âluvı ve zendisi gâyet latîf ter olduğundan aslâ cirmi yokdur ve kalınları bâdem gibi lezîzdir. Ve âb u hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi memdûhdur. Ammâ ulemâsı meşhûr değildir. Lâkin sulehâsı gâyet çokdur. Hatta nihânîce cemâ‘atle namâz kılar Sünnîleri dahi çokdur. Cümle tarîk-ı Hâcegân fukarâlarıdır kim âsitâne-i Koçağa sultândır. İklîm-i (---) bulunup arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---) sâ‘at ve dericedir. Ve tâli‘-i imâreti sünbülede vâki‘ olup beyt-i Utarid-i turâbîdir, dimişler. Anınçün cümle hubûbâtının sünbülesi "Miete habbe." olup ezheriyyâtı Utarid-i ıtriyyât gibi dimâğ-ı insânı mu‘attar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295a ·
metinde göster ·
cümle keştîbân-ı Şatt-ı Furât kavilleri üzre bu "Nehr-i Şatt'a bin aded enhârda …
Ve nehr-i Dücle, bu nehirden birkaç tur‘a-i azîm münşa‘ib olduğundan nehr-i Düceylân dahi derler. Ammâ bu nehrin mahreci zamân-ı kadîmde Bağdâd'a evvel varup gördüğümüzde nehr-i Şatt'dan çıkdığı mahal Sürremin Rey nâm mahalden aşağıda Şatt'dan ayrılup niçe kurâ vü kasabâtları reyy edüp ba‘dehû Batâyıh nâm nevâhîlerin altında ve cânib-i şarkîsinde ve taraf-ı garbîsinde bu nehr-i Dücle'den tur‘alar ayrılup müdün-i Furât'a müştemil küre-i kebîre kendlerin saky edüp çölde gâyip olur ya‘nî vücûd-ı âbdan eser kalmaz, ammâ şimdi Murtezâ Paşa efendimiz bu temâşâ etdiğimiz mahalde bu nehr-i Dücle'nin Sürremin'den gelen yerin sed eyleyüp bir menzil Şatt'ın bâlâsından bir hafr-i azîm açup kendü mâlından kâmil bin kise harc edüp elli bin kadar Arab u Urbân ve Kürd ü Türkman kavmine mâl-ı firâvân bezl eyleyüp bu kadar ummâl-i bennâlar ile yedi ayda bu nehr-i Dücle tur‘asın müceddeden minâre kaddi kazup deryâ-misâl nehr-i Şatt'ı bu nehr-i Dücle hafrine akıdup Deşt-i Kerbelâ'yı seylâb etdirüp bu nehrin yemîn ü yesârına üç yüz pâre kurâlar iskân etdirüp hâk-i Irâk'ı hulefâ asrından ziyâde âbâdân edüp Düceylân hâkimi nâm bir mîr-i benâm nasb edüp bu imâr olan kurâlardan hâlâ pâdişâha beher sene beşer yüz kise ve üç yüz kise vâlî-i Bağdâd'a ve yüz kise hâkim-i Düceylân'a tahsîl olur bir nehr-i azîm oldu. Ammâ bu nehr-i Dücle'nin cânib-i şarkîsine nehr-i Ehvâz'dan gayrı ulu nehirler karışmaz. Cümleden evvelki nehr-i Ehvâz'dır. Ammâ Şatt'ın cânib-i garbîsinde nehr-i Şatt'a bî-hadd ü bî-pâyân sular mahlût olur. Hatta cümle keştîbân-ı Şatt-ı Furât kavilleri üzre bu "Nehr-i Şatt'a bin aded enhârdan ziyâde mahlût olur." deyü kelekçi Hacı Hüsâm bir ihtiyâr-ı benâm eyle takrîr eyledi ve sahîh söyledi. Zîrâ anlar mellahân-ı Şatt u Furât'dır. Bu nehreyn-i azîmeynin kûçe-be-kûçe umkunu ve sayını ve kurb [u] bu‘dunu cümle kırât be-kırât bilirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344b ·
metinde göster ·
… çe yüz aded hükmü mensûh olmuş mutalsamât-ı garîbe âsârları var kim âdem hayrân
olur. Hatta
müverrih Mıkdısî-i Yarmenî eyle terkîm eder kim zemîn-i Medâyin'de bir hatve ar …
Bu hâk-i Bağdâd'ın letâfeti sebebiyle nahl-i hurma serâmed olur. Zîrâ zemînine niçe bin peygamberân ve nize kerre yüz bin kibâr-ı kümmelîn-i âlimân bu zemîn-i Medâyin'e hayr du‘â-yı firâvân edüp anların du‘âları berekâtıyla bu hâk-i Bağdâd bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eşcâr bir dâr-ı diyârdır kim bu edîm-i arzda deyyâr-ı mânendi yokdur. Zîrâ vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ halkı mesrûr, buk‘aları hûb ve hâk-i pâki beyne'n-nâs merğûb ve mezâri‘âtları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsirdir. Ve bu arâzî-i Irâk'da niçe bin aded künûz-ı azîme ve defâyin-i cevâhir-i cesîme ve habâyâ-yı kesîre ve metâlib-i azîze vardır. Ve niçe yüz aded hükmü mensûh olmuş mutalsamât-ı garîbe âsârları var kim âdem hayrân olur. Hatta müverrih Mıkdısî-i Yarmenî eyle terkîm eder kim zemîn-i Medâyin'de bir hatve arz-ı hâliye yokdur kim anda medfûn bir genc-i Kârûn olmaya. Ve hâlâ Tâk-i Kisrâ'dan mâ‘adâ ı‘mâl-i sâbileden ve ı‘lâm-ı hâbileden ve âsâr-ı azîme ve etvâr-ı acîbeden niçe bin aded âsâr-ı binâlar ve rasîf ve tur‘a ve Şeddâdî binâlar var kim benî Âdem gördükde ta‘accübâne engüşt ber-dehen eder. Hâlâ bu diyârın mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir ve deşt-i hâmûnları nahlistân-ı gülistânlı arz-ı mukaddesdir. Ahâlîlerinin ni‘metleri firâvân ve zemîninin enhârları cârî ve revân bir şehr-i âbâdândır kim cemî‘i selâtîn-i mülûk mâbeyninde hasretü'l-mülûk bir şehr-i Irâk'dır. El-hâsıl bu hâk-i pâkde acâ’ibât-ı dehrden ve garâ’ibât-ı asırdan niçe bin âsâr-ı ibret-nümâlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346b ·
metinde göster ·
… erba‘aya bir günlük yol leyle-i muzlimde rûşen gibi giderler. Hâlâ kâhîce zâhir
olur. Hatta
sene 1059 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimizle Bağdâd'dan ma‘zûl olup Alî Ham …
İbret-i mutalsam-ı diğer: Şehr-i Musul'un cenûbunda bir merhale ba‘îd Alî Hammâmı kurbünde âteşgede-i Erdeşîr var idi. Hazret'in mevlûdüne gelince âteş-i Nemrûd gibi yanardı. Leyle-i mevlûd-ı Nebî'de söndü ammâ hâlâ niçe kerre tılsımâtın te’sîriyle yanmışdır. Kimesne ol nâr-ı rûşeni işgâl ve efrûhte etmez ve çerâğân oldukda niçe kerre yüz bin şererleri nücûm-ı eflâk gibi zemîne zıyâ verir. Cümle halk-ı kârbân anın şu‘lesinden cânib-i erba‘aya bir günlük yol leyle-i muzlimde rûşen gibi giderler. Hâlâ kâhîce zâhir olur. Hatta sene 1059 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimizle Bağdâd'dan ma‘zûl olup Alî Hammâmı mahallinden güzer ederken ol gice bu âteşgede çerâğânına râst gelüp sekiz sâ‘atde şu‘le-i enver içre ubûr etdik. Niçe kimesne ma‘den-i kibrîtdir ve niçeler ma‘den-i neftdir dediler. Aslı âteşgede-i Erdeşîr'dir kim tılsımât-ı garîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 403a ·
metinde göster ·
… kadem basdıkda niçe kerre yüz bin mutalsamâtlar mu‘attal oldukda bu dahi harâb
olur. Hattâ
bu diyâr, kefere destinde iken Hacı Bektaş Velî, kefereden bu kal‘ayı Osmâncığa …
İbret-i mutalsam-ı mu‘attal: Bâlâda zikri sebkat eden Sünbüllü Baba tekyesi kurbunda bâğlar içre Taşoluk tekyesi nâm tekyede hâlâ bir turfe elvân-gûn hacer vardır. Bir tarafı oluk gibi kazılmışdır ve üzerinde hatt-ı İberî yazılmışdır. Zamân-ı kadîmde hükemâ-yı selef mi yâhûd kehene-i kudemâ mı bu taşa üç satır hatt ile bir tılsım harfleri tahrîr etmiş, günde birer kerre bu seng-i hârâdan süd akarmış ve bir sâ‘atden yine münkatı‘ olurmuş. Hazret-i Risâlet-penâh sa‘âdetle rûy-ı arza kadem basdıkda niçe kerre yüz bin mutalsamâtlar mu‘attal oldukda bu dahi harâb olur. Hattâ bu diyâr, kefere destinde iken Hacı Bektaş Velî, kefereden bu kal‘ayı Osmâncığa taleb etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 23a ·
metinde göster ·
Sultân Süleymân aleyhi'r-rahmetü ve'r-rıdvân hazretleri mezkûr İznik gölünün ay …
Sitâyiş-i külliyât-ı Gemleyik: Bu şehr-i müzeyyen içre İznik gölünün ayağı cereyân edüp bu Gemleyik körfezi içre Bahr-i Rûm'a munsabb olur. Hattâ Sultân Süleymân aleyhi'r-rahmetü ve'r-rıdvân hazretleri mezkûr İznik gölünün ayağın açup deryâyı göle karışdırup gemiler tâ İznik'e yanaşup iskele ola, andan arabalar ile beş altı konak yerlerden gûnâ-gûn metâ‘ ve kerasteler ve odunlar gelüp ba‘dehû İznik gölünden gemilerle İslâmbol'a her şey gelüp ganîmet ola deyü Süleymân Hân bu re’y-i ahseni eyledi, ammâ Rûm tarafında Varadin {kal‘ası} gazâsı peydâ olup bu tedbîr-i ahsenden ferâgat olundu, ammâ eğer böyle olsa İznik şehri bender iskele olup amâr olurdu, zîrâ mezkûr Gemleyik körfezi İznik cânibine girmiş hayli uzun körfezdir. Eyle olsa kasaba-i Gemleyik dahi amâr olurdu. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 84a ·
metinde göster ·
… i şehrinde eyle fıdda-i hâlis çıkmaz. Ve hacer-i nora, ya‘nî hırızma bu diyârda
olur. Hattâ
müverrihân-ı Latin eyle tahrîr etmişler kim Hazret-i Süleymân'ın Belkıs Hatun'ı …
Bu eyâletde dokuz gûne ma‘âdinler var kim gayrı diyârın hâk-i pâkinde üçü bulunmaz. Hattâ bu Bosna diyârında altun ma‘deni dahi vardır, ammâ hâsılı harcına kifâyet etmedüğünden Ferhâd Paşa küm etmişdir, ammâ kal‘a-i Serebreniçse'de bir gûne sîm-i hâlis çıkar kim Novaborda kasabasında ve Selânik kurbunda Sidirkapsi şehrinde eyle fıdda-i hâlis çıkmaz. Ve hacer-i nora, ya‘nî hırızma bu diyârda olur. Hattâ müverrihân-ı Latin eyle tahrîr etmişler kim Hazret-i Süleymân'ın Belkıs Hatun'ı gâyet kıllı olmak ile Bosna halkının ecdâdı Posnak div ol nora ma‘denin Hazret-i Süleymân'a hedâyâ götürüp isti‘mâl etmesin ta‘lîm etdikde Belkıs Hatun ol noradan sürünüp nûrun alâ-nûr olup Süleymân Nebî safâlar etdikde Posnak dive du‘â edüp "Vilâyetin ma‘mûr olup tenâsül-i evlâd bulasın" buyurmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131b ·
metinde göster ·
… â mağârâ serdâb ve zîr-i zemîn ve kehfler var kim her birinin içinde âdem gâ’ib
olur. Hattâ
ba‘zı evlerin bu gârlara {iner} yolları vardır kim niçe hânedân sâhibleri gârla …
Ve bu kal‘a kayalarının altları serâpâ mağârâ mağârâ serdâb ve zîr-i zemîn ve kehfler var kim her birinin içinde âdem gâ’ib olur. Hattâ ba‘zı evlerin bu gârlara {iner} yolları vardır kim niçe hânedân sâhibleri gârlar içre zehâyir ve ba‘zı levâzımâtların korlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 151b ·
metinde göster ·
… ân ve misk-i Rûmî ve zerrîn-i gûnâ-gûnların râyihasından âdemin demâğı mu‘attar
olur. Hattâ
on bin egrek koyun yaylanır yaylağ-ı azîmdir kim Gekbiziyye'de Koca Mustafâ Paş …
Sitâyiş-i cebel-i âlî Rila: şehr-i Dobniçse ile Samakov dağı mâbeyninde bir kûh-ı ser-bülenddir kim bir ucu Samakov dağları ve bir tarafı Destpot Kral yaylağına müntehî tûfân-ı Nûh'dan beri selc [ü] yah pâresi eksik değildir. Binden mütecâviz âb-ı hayâtları var. Sünbül ü reyhân ve misk-i Rûmî ve zerrîn-i gûnâ-gûnların râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur. Hattâ on bin egrek koyun yaylanır yaylağ-ı azîmdir kim Gekbiziyye'de Koca Mustafâ Paşa evkâfı Rila yaylasıdır. Kırk elli yerde âhen ma‘denleri vardır ve kûh-ı yaylağ-ı Destpot bu Rila'nın cânib-i şarkîsinde ol dahi bir yaylağ-ı ibret-nümâdır. İnşâ’allâh anı da mahalliyle yâd edevüz. Ba‘dehû bu Rila yaylağı dâmeninden aşup bir merhalede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175a ·
metinde göster ·
asâkir-i İslâmdan bir Rûmeli gâzîsinin bir atı bir kefere evinde bulunup atı as …
Ve bu şehrin ortasında bir meydân-ı vâsi‘ vardır anda bir siyâsetgâh ve dârağaçları var kim el-iyâzu billâh bu dâr-ı menhûsda kaçan keferelere işkence taleb-i siyâset etdiklerinde gören âdemin zehresi çâk olur. Hattâ asâkir-i İslâmdan bir Rûmeli gâzîsinin bir atı bir kefere evinde bulunup atı asker izdihâmı içre serîka ederken yaralandığından ma‘lûm olup ol kâfir-i bedkâra ol kadar işkenceler etdiler kim diyâr-ı Acem'de ve Dağıstân'da ve Arabistân'da eyle gûnâ-gûn işkenceler görmedim. Eğer her birin takrîr etsek tatvîl-i kitâbet olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a ·
metinde göster ·
Ve bu şehrin cemî‘i dağlari serâpâ bâğlardir kim şarâbi gâyet çok
olur. Hattâ
cümle askere şarâb ve raki ve boza ve pivo ve med nâm müskirât mehmelât-i çepel …
Ve bu şehrin cemî‘i dağlari serâpâ bâğlardir kim şarâbi gâyet çok olur. Hattâ cümle askere şarâb ve raki ve boza ve pivo ve med nâm müskirât mehmelât-i çepelât-i herzevât şekilli şeyler ve beyâz nân-pâreler ile askerin hezele makûlelerine kefereler ziyâfet etdiler kim diyâr-i Erdel'de bir kal‘ada böyle ziyâfet-i murdâr olmamışdır. Hattâ asker-i İslâm'ın âkıbet-endîş ehl-i ırz olanları havf üzre olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26b ·
metinde göster ·
Âb [u] hevâsı latîf olduğundan şûrîze zenâneleri olur. Hattâ nisvân-ı sâhib-isyânları ehline küsüp hemân bir eşeğe binüp Sofya şehrine gidüp anda niçe bin gence ve kocaya varır gelir gâyet garîb-dost ve gurabâlardan kaçmaz ehli yanında ehl-i perde geçinir vâdîde vâlideleri fertûte ve kâlime zenâneleri var. "Şehir içinde cereyân eden nehr-i Okos'un te’sîriyle havâtînleri bu keyfiyyetdedir" deyü Plevne ahâlîsi Vireca avretlerin bu gûne medih şekilli ederler. Bizler dahi işidir revânıyız.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 56b ·
metinde göster ·
… ecikdir. Dâ’iren-mâdâr sekiz mîl bir âb-ı hayât göldür. Latîf ve semîn mâhîleri
olur. Hattâ
Tuna nehri tuğyânında bu gölde hâsıl olan eğir kökü yemeğe mersin balıkları gel …
Der-manzara-i buheyre-i Kıraşiçe: Bu Darda hisârıyla Birnivar kal‘ası arasında nehr-i Tuna'dan ve nehr-i Dırava'dan azma bir küçük buheyrecikdir. Dâ’iren-mâdâr sekiz mîl bir âb-ı hayât göldür. Latîf ve semîn mâhîleri olur. Hattâ Tuna nehri tuğyânında bu gölde hâsıl olan eğir kökü yemeğe mersin balıkları gelüp bu buheyrede sayd olunur, mahsûllü ve gûnâ-gûn balıklı buheyrecikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 64b ·
metinde göster ·
… üş sâyesinde yüz âdem meks etmiş bulunur. Tâ bu mertebe âdem deryâsı cem‘iyyeti
olur. Hattâ
yine pederimiz merhûm Ser-zergerân-ı dergâh-ı âlî olmağile bu sefer-i azîmde da …
Beri tarafda Hazret-i Süleymân-ı zamân hemân ol ân sahrâ-yı Mihaç'dan kalku[p] beşinci gün kal‘a-i Budin altında deryâ-misâl asker ile meks olundukda Kile sahrâsı benî Âdem ile dolduğundan mâ‘adâ dağı ve taşı ol mertebe asker-i İslâ[m] zeyn eder kim her mahal yürüyüş sâyesinde yüz âdem meks etmiş bulunur. Tâ bu mertebe âdem deryâsı cem‘iyyeti olur. Hattâ yine pederimiz merhûm Ser-zergerân-ı dergâh-ı âlî olmağile bu sefer-i azîmde dahi mevcûd bulunup pederimiz nakl eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76a ·
metinde göster ·
… vücûdunda olan cereb ve bahak ve cüzâm gidüp vücûdu bir dürr-i yetîm-misâl pâk
olur. Hattâ
kırk gün bu germâba girüp âb-ı hummasından nûş eden bera[s] zahmeti ve Fireng z …
Ta‘rîf-i Açık ılıca: Boşnaklar Üstü Açık ılıca derler. Cemî‘i krallar bu ılıca üzre kubâblar ve tâk-ı Kisrâlar yapup tamâm olunca hemân yere geçer. Ol ecilden hâlâ küşâde bir ılıcadır, ammâ gâyet nâfi‘ olduğundan tâ Dib Firengistân ve Macaristân'dan araba araba niçe bin küffâr vere ile gelüp bu germâbe çimüp cemî‘i ilel ve illetden arı olup vücûdunda olan cereb ve bahak ve cüzâm gidüp vücûdu bir dürr-i yetîm-misâl pâk olur. Hattâ kırk gün bu germâba girüp âb-ı hummasından nûş eden bera[s] zahmeti ve Fireng zahmetinin yedi gûne emrâz-ı muhtelifelerinden halâs olur, ammâ gâyetü'l-gâye perhîz ve kendüyi ısıcak dutmak lâzımdır, zîrâ bu germâb ol kadar issidir kim tavuk yumurtasın pişirir. Belki âdemin hayâsın yumurtasın bile pişir[ir]. Tâ şol mertebe issi germâbdır, ammâ bu ılıcaya avretler girse anların bir şey’i pişmez, zîrâ anlar hayâsızdır. Hakkâ anların dahi bu Üstü Açık Ilıca'da avretlere mahsûs ılıcaları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 85a ·
metinde göster ·
… rdir kim müşk-i amber-i hâm ve ûd ve günlük râyihasından âdemin demâğı mu‘attar
olur. Hattâ
bir çelîpâ-yı sepây üzre kitâb-ı İncîl duran çelîpâ gûnâ-gûn cevâhirler ile tez …
Ve im‘ân-ı nazar ile deyr-i müzeyyenin içine girüp temâşâ etdim. Ol kadar altun ve gümüş kanâdîl ve salîbeler ve ol kadar musanna‘ zî-kıymet âvîzeler ile tezyîn olmuş bir deyrdir kim müşk-i amber-i hâm ve ûd ve günlük râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur. Hattâ bir çelîpâ-yı sepây üzre kitâb-ı İncîl duran çelîpâ gûnâ-gûn cevâhirler ile tezyîn olmuş bir sepâydır kim elli bin guruş değer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 142a ·
metinde göster ·
Bu Gabele'nin gâyet şehbâz u şehnâz ve dilâver ü server-i hünerver gâzîleri
olur. Hattâ
bu hakîr anda iken Bâzâr köyün basup gâret eden küffârların bu kasaba halkı önl …
Bu Gabele'nin gâyet şehbâz u şehnâz ve dilâver ü server-i hünerver gâzîleri olur. Hattâ bu hakîr anda iken Bâzâr köyün basup gâret eden küffârların bu kasaba halkı önlerin alup Uskok kâfirleriyle ceng ede ede kâfirin şikâr aldığı eşyâları ve cümle ümmet-i Muhammed esîrlerin bırakdırup kâfirden yigirmi esîr ve on yedi kelle ile şâdumân ederek kasaba-i Gabele'ye dâhil oldular. Tâ bu mertebe kağan arslan yiğitleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162a ·
metinde göster ·
Hattâ Hazret-i Süleymân birkaç nefer dîvlere hâtır-mânde olup bu Hersek dağlarına ol dîvleri sürüp kavm-i Uskok kâfiri ol dîv [ü] ifrîtlerin neslinden olup bu Hersek kavmi ve bu Gabele kavmi dahi anlardan tenâsül bularak hakkâ ki Dâbbetü'l-arz kadar tüvânâ-yı zeber-dest gâzî yiğitleri olur. Hattâ ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl mahallinde kâfirlere hücûm edüp kılıç çıkarmayup tüfeng atmadan sağ eline ve sol eline birer kâfiri alup birbirlerine kâfirleri ura ura serâsîme edüp kâfirleri dest ber-kafâ bağlar, eyle güçlü ve kuvvetli yarar yiğitleri olur, cümlesi kal‘a neferâtlarıdır. Bu şehirde ecnebîden gayri âdem duramaz, gâyet cezîre yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 163a ·
metinde göster ·
… ı Havarnak gibi atılmış bir göz cisr-i müntehâdır kim aşağı bakanın zehresi çâk
olur. Hattâ
bu cisrin iki başındaki kal‘aların iç yüzdeki kapularının bir kapudan bir kapuy …
Ammâ bu zikr olunan cümle cüsûrlardan vâcibü's-seyr ibret-nümâ-yı bî-misâl cisr-i lâ-nazîr bu Mostar köprüsüdür kim Arab u Acem ve Rûm u Firengistân'da ve Belh u Buharâ'ya varınca tek-i pûmız var, bu hakîr eyle bir cisr-i âlî rub‘-ı meskûnda görmedim. Gerçi Kürdistân'da zikri sebkat eden Batman cisri ve Hasankeyf cisri dahi gâyetü'l-gâye musanna‘ cüsûrlardır, ammâ bu Mostar cisri eflâke ser çekmiş bir kayadan bir kayaya tâk-ı Havarnak gibi atılmış bir göz cisr-i müntehâdır kim aşağı bakanın zehresi çâk olur. Hattâ bu cisrin iki başındaki kal‘aların iç yüzdeki kapularının bir kapudan bir kapuya varınca bu Mostar köprüsünün tûlu kâmil yüz germe adımdır. On beş ayak enniliği vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 164b ·
metinde göster ·
… fermân olundu, zîrâ bu kal‘anın katanası gâyet şecî‘ ü bahâdır cerî mel‘ûnları
olur. Hattâ
altı bin cürd atlısı vardır, derler. Kal‘ası bir ormanlı dağlar içre
Ba‘dehu sene 1006 târîhinde Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis asrında küffâr hîle ile kal‘a-i Yanık'a ağaç top atup zafer bulup içine leşkerin koduğu sene kal‘a-i Papa'yı ve kal‘a-i Tata'yı ve bu kal‘a-i Pespirim'i alup ilâ hâze'l-ân dest-i küffârda kalup amâr olmuşdur. Hâlâ bu mahalde asâkir-i İslâm bir sâ‘at ba‘îd Bakvan nâm bir derenin kenârında meks edüp cânib-i erba‘aya karavullar fermân olundu, zîrâ bu kal‘anın katanası gâyet şecî‘ ü bahâdır cerî mel‘ûnları olur. Hattâ altı bin cürd atlısı vardır, derler. Kal‘ası bir ormanlı dağlar içre
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 26b ·
metinde göster ·
… kışları var kim ilm-i kalemde behresi olan engüşt ber-dehen edüp vâlih ü hayrân
olur. Hattâ
cümle Beç kal‘asının a‘yân u zurefâ kefereleri bu şehirde ve bâğ u bâğçelerinde …
Ve bu şehrin ortasında nehr-i (---) cereyân eder. Bir küçük uyûn-ı câriyedir, ammâ âb-ı hayâtdır. Küçük Alman'dan gelüp niçe kurâ ve kasabât ve belîdeleri rey edüp bu şehir içinde bâğ u bâğçeleri sakıy ederek şehrin alt yanında nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu şehrin iki cânibinde serâpâ bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân ve hadîka-i Rıdvân misilli bâğ-ı Aspuzular gibi cinînlerde gûnâ-gûn kasr-ı âlîler ve havz u fevvâre ve sâkıyeler ile müzeyyen maksûreler ve nüzhet-âbâd ve Freng-pesend ibret-nümâ kâhlar var kim her birinde üstâd-ı kâmil birer san‘at kasd edüp eyle tasarruflar ile mebnî kasr-ı Havarnakların her birinde Freng Mânî ve Erjeng nakkâşların nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn sihr-âsâr nakışları var kim ilm-i kalemde behresi olan engüşt ber-dehen edüp vâlih ü hayrân olur. Hattâ cümle Beç kal‘asının a‘yân u zurefâ kefereleri bu şehirde ve bâğ u bâğçelerinde aylarca ve haftalarca zevk u safâlar edüp cümle dilberânları ve mahbûbe kızları bu şehir içre cereyân eden nehirde şinâverlik edüp bâde vü arak keyfi germiyyetiyle birbirleriyle kuc kucak olup zevk-i bucak ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 51a ·
metinde göster ·
… âmete vâsıl ederler. Ve ba‘zı gemilerin halatları kırılup gemileri hezârân pâre
olur. Hattâ
Tuna içre niçe morina balıkları ve mersin balıkları bu Tahtalu kayaları arasınd …
El-ıyâzen billâh bu girdâbda her sene yetmiş seksen pâre Tuna gemileri pâre pâre olup bu kadar bin âdem helâk olur. Gerçi bir dar boğaz değildir, ammâ bi-emrillâhi te‘âlâ nehr-i Tuna içre beri cânibden tâ karşu cânibe varınca Poraça tarafı Tuna içinde balık sırtı gibi tahta tahta döşeli taşlar ve kayalar olduğiyçün bu mahalle Tahtalu Girdâbı derler. Ve nehr-i Tuna'nın bu mahalde cereyânı feryâd [u] fiğânına âdem tahammül edemez. Ve bu mahalde bir transa gemiyi karadan bin âdem gücile iştirank ipler ile gücile çeküp selâmete vâsıl ederler. Ve ba‘zı gemilerin halatları kırılup gemileri hezârân pâre olur. Hattâ Tuna içre niçe morina balıkları ve mersin balıkları bu Tahtalu kayaları arasından geçerken serâsime olup kiminin beli kırılup karaya düşer. El-hâsıl hakkâ ki girdâb-ı Tuna'dır, Hudâ gemileri ve benî âdemleri ol girdâb-ı elemden halâs eyleye, ammâ bu Tahtalı'dan aşağısı selâmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95a ·
metinde göster ·
… leri çıkup ol dahi güherçile olmuş bulunup kazganlarda kaynadup beyâz güherçile
olur. Hattâ
bu hakîr-i pür-taksîr İsfaç kralı vilâyetin seyâhat ederken kâfirler âdem kemik …
Ammâ bunda bir hikmet-i Hudâ var: Zamân-ı evâ’il[d]e bu dağa gömülen kâfir kemikleri çıkup ol dahi güherçile olmuş bulunup kazganlarda kaynadup beyâz güherçile olur. Hattâ bu hakîr-i pür-taksîr İsfaç kralı vilâyetin seyâhat ederken kâfirler âdem kemiklerin âteşe yakup külünden beyâz bârûd yapup tüfengde kurşum atıldıklarında aslâ bârûdundan kara dûd çıkmayup tüfengi sadâ vermeden kurşum menzil ururdu. Bu Eflak vilâyetinde bu âdemlerin kemiklerinden güherçile olduğun görüp ta‘accüb etdim. Ve bu güherçile ma‘deni üzre başka emîn oturup hayli hazîne hâsıl eder. Bunu dahi seyr [ü] temâşâ edüp yine cânib-i şarka 4 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 104a ·
metinde göster ·
Meşhûrâtından keskin ve aru, ya‘nî pâk, Tatar bozası
olur. Hattâ
ibret içün bu bozayı abdest makramasına koyup evlerine götürürler, bir katre ak …
Meşhûrâtından keskin ve aru, ya‘nî pâk, Tatar bozası olur. Hattâ ibret içün bu bozayı abdest makramasına koyup evlerine götürürler, bir katre akmaz. Tâ şol mertebe koyu ilik gibi tatlı bozası olur. Hattâ kavm-i Tatar beş konak yerden atlanup "Or bızkası içelim" deyü gelirler. Bir tostağan bozasın içen, sermest olup kılalay ve bolalay türkisi ırlar. Tâ bu mertebe sekir verir bozası vardır. Bu diyârda şarâb içmek ayıbdır. Ve bâğ u bâğçe olmadığından şarâbı dahi yokdur, zîrâ şiddet-i şitâsı katıdır, bir ağaç yemiş değildir, odunu dahi yokdur. Cümle sığır tezeği yakarlar ve at ve deve tezeği dahi satarlar. Ve ekseriyyâ halkı sığır boku kokarlar, zîrâ fukarâları çokdur. Bu varoş bir kumsal zemîn başına vâki‘ olmağile şehir içre aslâ kaldırım yokdur. Cânib-i erba‘asında kal‘a dîvârı dahi olmayup dâ’iren-mâdâr etrâfı derin handakdır. Üç yerde vâsi‘ ağaç kapuları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108b ·
metinde göster ·
… vlerine götürürler, bir katre akmaz. Tâ şol mertebe koyu ilik gibi tatlı bozası
olur. Hattâ
kavm-i Tatar beş konak yerden atlanup "Or bızkası içelim" deyü gelirler. Bir to …
Meşhûrâtından keskin ve aru, ya‘nî pâk, Tatar bozası olur. Hattâ ibret içün bu bozayı abdest makramasına koyup evlerine götürürler, bir katre akmaz. Tâ şol mertebe koyu ilik gibi tatlı bozası olur. Hattâ kavm-i Tatar beş konak yerden atlanup "Or bızkası içelim" deyü gelirler. Bir tostağan bozasın içen, sermest olup kılalay ve bolalay türkisi ırlar. Tâ bu mertebe sekir verir bozası vardır. Bu diyârda şarâb içmek ayıbdır. Ve bâğ u bâğçe olmadığından şarâbı dahi yokdur, zîrâ şiddet-i şitâsı katıdır, bir ağaç yemiş değildir, odunu dahi yokdur. Cümle sığır tezeği yakarlar ve at ve deve tezeği dahi satarlar. Ve ekseriyyâ halkı sığır boku kokarlar, zîrâ fukarâları çokdur. Bu varoş bir kumsal zemîn başına vâki‘ olmağile şehir içre aslâ kaldırım yokdur. Cânib-i erba‘asında kal‘a dîvârı dahi olmayup dâ’iren-mâdâr etrâfı derin handakdır. Üç yerde vâsi‘ ağaç kapuları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108b ·
metinde göster ·
… kirmân derler. Hakkâ ki Heyhât sahrâsından gelüp bu kal‘a-i Or'a giren ferahşâd
olur. Hattâ
ol zamân bu handakı eyle derin kazmışlar kim Azak denizi gelüp Ölü denize mahlû …
Bu mezkûr deryâların üçü dahi birbirlerine muttasıldır, ammâ bu cezîre-i Kırım'ı üç deryâ dahi ihâta etmişdir. Bunların içinde Kırım şekl-i müselles bir adadır. Kıble tarafı Balıklava kal‘ası burnudur. Maşrık tarafı Kerç kal‘ası burnudur. Mağrib tarafı bu Or kal‘ası ağzıdır kim bu mahalde Kırım cezîresinin Or'dan taşra çıkarken Azak denizi sağ tarafdadır. Sol tarafı semt-i cenûb Ölü denizdir. Ölü deniz ile Azak denizi mâbeyni ancak sekiz bin adım Heyhât sahrâsına muttasıl karadır. Anı dahi selef hânlarından Selîm Hân-ı Sânî asrında Semiz Mehemmed Geray Hân bu Or boğazına kâfir gelmesin deyü bir handak-ı uzmâ bir denizden bir deniz kesüp bir çâh-ı gayyâ-misâl handak-ı amîk kazmış. Tatar kavmi handaka or der. Anıniçün bu kal‘aya Or derler, ammâ müverrihân-ı Tatar bu kal‘aya Ferahkirmân derler. Hakkâ ki Heyhât sahrâsından gelüp bu kal‘a-i Or'a giren ferahşâd olur. Hattâ ol zamân bu handakı eyle derin kazmışlar kim Azak denizi gelüp Ölü denize mahlût olup henüz Kırım ol zamân cezîre olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109a ·
metinde göster ·
… kemresi ve at tersi yakarlar ve dâ’imâ tezek kokarlar. Lâkin gâyet ekinleri çok
olur. Hattâ
bir kîlesi elli altmış kîle verir. Ve cümle evlerinin dîvârları toprak kerpiçid …
Menzil-i karye-i Kocamak: Mezkûr kurâlar cümle kırlıkda ağaçsız ve bâğ u bâğçesiz cümle halkı sığır tezeği ve deve kemresi ve at tersi yakarlar ve dâ’imâ tezek kokarlar. Lâkin gâyet ekinleri çok olur. Hattâ bir kîlesi elli altmış kîle verir. Ve cümle evlerinin dîvârları toprak kerpiçidir ve iki kerpiç mâbeynleri deryâ eriştesi ve çürük samandır, ammâ ne pek metîn dîvârları olur. Ammâ çölistân yer olmak ile susuz yurtlardır. Yüzer ve seksener ve ellişer kulaç kuyularından atları sığır tulumlarıyla sular çeküp hayvânâtları ve kendilerin sıvarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 117b ·
metinde göster ·
… yları humret üzre marâlî ve gazâlî gözlü kırmızı yüzlü ve şîrîn sözlü gulâmları
olur. Hattâ
Kırım diyârının muğlim mahbûb dostları bunda gelüp gulâmpârelik ederler. Hattâ …
Ammâ bu çufudlar gerçi İsrâ’ilî ve Mûsevîlerdir, Tevrât ve Zebûr okurlar, ammâ aslâ çufud lisânı bilmezler, cümle Tatarca kelimât ederler. Ve cümle mor çukadan Tatar kalpağı geyerler, şapka geymezler. Ve gâyet mahbûbları çokdur, zîrâ bu Menkûb’un âb [u] hevâsının letâfetinden Yahûdî piçelerin reng-i rûyları humret üzre marâlî ve gazâlî gözlü kırmızı yüzlü ve şîrîn sözlü gulâmları olur. Hattâ Kırım diyârının muğlim mahbûb dostları bunda gelüp gulâmpârelik ederler. Hattâ bir sefîh-i mühmel ü cühmel sayyâd-ı gulâm bu ebyâtı terennüm etmiş. Beyt-i mâlâ-ya‘nî:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122a ·
metinde göster ·
Kırım vilâyeti feth olup yedi yıl bu kal‘a dest-i küffârda kalup Gedik Ahmed Pa …
Ve cânib-i erba‘ası kayalarında şâhîn ve zağanos ve (...) ve balaban ve devlingeç ve miski kartallar âşiyânlar etmişler. Hattâ aşağı derelerinde bir âdem bir na‘ra haykırsa kayaları nîm sâ‘at sâ‘ika gibi gürül gürül gürleyüp âdeme dehşet hâsıl olur. Hattâ Kırım vilâyeti feth olup yedi yıl bu kal‘a dest-i küffârda kalup Gedik Ahmed Paşa bu kadar asker kırdır[dı]ğiyçün kendüsü dahi gazab-ı şehriyârî ile şehîd olduğundan bu kal‘aya Menkûb dediler, ammâ lisân-ı Kırı[m]'da ismi (---) dir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122b ·
metinde göster ·
… arnı doydukdan sonra batıyyü'l-hareke olup âdem yanına gelmez ve gâyet müstağnî
olur. Hattâ
incecik çubuk ile ursan feryâd edüp oynamaz, kedi gibi mırlar ve âdemden ırağ b …
İbtidâ bu şehirde beyâz ve siyâh semmûrun sağların gördük. Hemân Rûm'un sansarı gibi bir mahlûkdur ve gâyet enîs ü mûnis hayvândır kim şehir oğlancıkları omuzlarında gezdirüp beslerler, ammâ beyâz semmûru gâyet mahbûb oluyor. Ve beyâz kakum dahi gâyet çokdur. Kedi gibi evlerde beslerler. Bu dahi kediden küçük mahbûb ve münîs cândır. Ve cumran nâm sincâb gibi tüğlü ve ol kıt‘ada ve cüssede bir mahlûk var, ammâ kuyruğu sincâb gibi uzun değildir. Lâkin ol kadar şûh ve şengül ve şakrak hayvândır kim kaçan karnı aç olsa kendü kendüye âdemler önünde taklalar ve rakslar ve perendeler atup ol kadar perendebâz ve lu‘bedebâzlıklar eder kim âdem gülmeden hayrân olur, ammâ karnı doydukdan sonra batıyyü'l-hareke olup âdem yanına gelmez ve gâyet müstağnî olur. Hattâ incecik çubuk ile ursan feryâd edüp oynamaz, kedi gibi mırlar ve âdemden ırağ bir yerde yatır. Necâseti Habeş vilâyetinin zebat kedisi gibi necâseti kokar, keferelerde makbûldür. Kedi gibi et ve ekmek dahi yer cumran nâm bir mudhik hayvândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·
Ve bu hafirden nehr-i Edil aksa Heyhât sahrâsı ma‘mûr
olur. Hattâ
bu Or'da kalan cebehâneyi Sultân Selîm-i Sânî Sokollu Mehemmed Paşa'ya ödetmişd …
Ve bu hafirden nehr-i Edil aksa Heyhât sahrâsı ma‘mûr olur. Hattâ bu Or'da kalan cebehâneyi Sultân Selîm-i Sânî Sokollu Mehemmed Paşa'ya ödetmişdir. Mehemmed Paşa da Semiz Mehemmed Geray Hân'ı Kefe kal‘ası çârsûsunda boğazından salb etdirmişdir kim Tatar'ı zabt etmeyüp firâr etmişdir. Netîce-i kelâm, ibret-nümâ-yı temâşâgâh Or'dur, ya‘nî handakdır. Anıniçün bu mahalle Türk Or'u derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175a ·
metinde göster ·
Sitâyiş-i yaylağ-ı Avusdos: Bu şehrin garbî ve cenûbîsi tarafında bir kûh-ı serbülenddir kim niçe bin âdemler devâbbâtlarıyla bu yaylağa çıkup altı ay safâ ederler. Şehirden kâmil üç sâ‘atde urûc olunur bir kûh-ı serâmed giyâhât-ı beyâbânlı ve niçe bin âb-ı hayâtlı yayladır. Hattâ şehrin cümle suları bu yaylada Peşker köyü nâm bir köyde bir kayadan çıkar bir azîm mesîregâh teferrücgâh yerdir. Andan enüp şehrin cümle imâretlerine suyu tevzî‘ [ü] taksîm olur. Hattâ ibret-nümâ-yı cisr-i Sinân Beğ altından geçer âb-ı hayât sulardır. Bu cisr-i ibret-eser-i memerr-i nâsın târîhi budur kim mısrâ‘-ı âhiridir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 233a ·
metinde göster ·
… leri kal‘anın kayası altına vâki‘ olup gâyet cengâver ve dilâver Rûm kefereleri
olur. Hattâ
Venedik kâfiri bu varoşu muhâsara etdikde dahi kal‘aları yok iken küffâr buna ü …
Müselmân mahalleleri kal‘anın kayası altına vâki‘ olup gâyet cengâver ve dilâver Rûm kefereleri olur. Hattâ Venedik kâfiri bu varoşu muhâsara etdikde dahi kal‘aları yok iken küffâr buna üç kerre yürüyüş edüp daracık sokakl[ar]ına Freng girince varoş Urûmları kıra kıra gerüye döndermüşlerdir. Hâlâ cemî‘i Venedik kâfirleri bu Benefşe keferelerinin ol kadar adû-yı cânlarıdır kim Benefşeliyi bulsalar kebâb ederler. Gâyet bahâdır Rûm kefereleri olur. Şimdi ise varoşları kal‘a içine alındı. Her bir Rûmları ejder-i heft-ser-misâl oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 277b ·
metinde göster ·
… ıkrîti ve eftîmûn-ı ıkrîtinin kırk gûne envâ‘ı ve lâdeni ve gûnâ-gûn şâhteresi
olur. Hattâ
karaûd ağacı ve bakam ağacı ve kalembek(?) ağacı var, ammâ bu mezkûr ûd ve baka …
Ve muz ağaçları ve cümmeyz ağaçları ve şeker kamışları ve on iki gûne rengâ-reng pembe ağaçları olur kim her biri çınâra benzer yeşil pembe ve kırmızı ve sarı ve mâvî ve neftî ve nâr çiçeği gibi ve beyâz pembeleri hâsıl olur. Ve dahi zencebîl kökü var ammâ ağaç dağildir. Ve sınâmekî ve çöpçini ve râvend-i çînî ve dâr-ı çînî ağaçları var, meyvesi gûyâ Rûm'un çilek meyvesine sehel müşâbeheti vardır. Ve nilüfer ve karanfil otu ve Mısır'ın habbu'l-lezîz ve habbu's-selâtîn ve cevz-i hindî ve cevz-i gülbeser ve râvend-i ıkrîti ve eftîmûn-ı ıkrîtinin kırk gûne envâ‘ı ve lâdeni ve gûnâ-gûn şâhteresi olur. Hattâ karaûd ağacı ve bakam ağacı ve kalembek(?) ağacı var, ammâ bu mezkûr ûd ve bakam ve kalembek ağaçları mürûr-ı eyyâm ile hayli zamân güzeşt edüp kurumuşlar. Hâla vücûd-ı dırahtları durup çürümemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 324a ·
metinde göster ·