… halkı Karadeniz'de Kazak şaykaları nümâyân olsa âteş yakup etrâf kurâlara haber
olur. Ol
işe me‘mûrlardır. Ammâ gece ile aslâ âteş yakmazlar. Zîrâ Karadeniz'de şinâverl …
Bu kal‘a halkı Karadeniz'de Kazak şaykaları nümâyân olsa âteş yakup etrâf kurâlara haber olur. Ol işe me‘mûrlardır. Ammâ gece ile aslâ âteş yakmazlar. Zîrâ Karadeniz'de şinâverlik eden keştîler leyle-i muzlimde boğaz ağzı zan edüp karaya düşerler. Ana binâ’en gece ile âteş yakmazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139a ·
metinde göster ·
… a Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Gönye dibinde deryâ-misâl olup Karadeniz'e mahlût
olur. Ol
mahalde bu nehr-i azîm içre niçe yüz pâre zârbûne gemisi ve Lazların meneksile …
Bu nehr-i aynu'l-hayât bu şehre cânib-i şarkından cereyân ederek kal‘a kayaları dibinden geçüp niçe kılâ‘ ve kasabâtlara uğrayup Tarabefzûn kurbunda Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Gönye dibinde deryâ-misâl olup Karadeniz'e mahlût olur. Ol mahalde bu nehr-i azîm içre niçe yüz pâre zârbûne gemisi ve Lazların meneksile nâm gemileri girüp bu nehr ile tâ Mikrilistân'a ve Gürcîstân'a bâzârgânlar gidüp esîr alup Rûm'a götürürler, bir nehr-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 328a ·
metinde göster ·
ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âd …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
… lu yaylalarından ve gayri yerlerden niçe bin uyûn-ı câriyeler mahlût olup deryâ
olur. Ol
mahalde sallar ile ubûr olunur. Gayri zamân at ile geçilir ammâ muhâlifdir, gây …
Menzil-i hân-ı Çakıt: Nehr-i Çakıt kenarında sene 1047 târîhinde Fâtih-i Bağdâd Sultân Murâd Hân vezîrlerinden Bayrâm Paşa vezîrin hayrâtıdır ammâ gâyet bî-emân yerde inşâ olunmuş bir hân-ı azîmdir. Cümle yetmiş ocaklı haremli ve ıstabl-ı anterli, türâb ile mestûr kal‘a-misâl ma‘mûr hândır, ammâ imâreti yokdur. Hemân âyende vü revendeler içün bir kârbânsarây-ı ehl-i revândır. Dibinden cereyân eden nehr-i azîm eyyâm-ı bahârda aslâ geçit vermez. Zîrâ Ramazanoğlu yaylalarından ve gayri yerlerden niçe bin uyûn-ı câriyeler mahlût olup deryâ olur. Ol mahalde sallar ile ubûr olunur. Gayri zamân at ile geçilir ammâ muhâlifdir, gâyet çoşkun akar. Bu nehr-i azîmin ibtidâ tulû‘u Sis dağlarından gelüp bu Çakıt Hânı altından geçüp cânib-i garba cereyân ederek iner, kal‘a-i Tarsûs altında Akdeniz'e munsab olur. Bu hânın cânib-i erba‘asında kurâlar yokdur ammâ yaylağ-ı câmûs-ı top-keşân Rûm ve Arab ve Acem'de Adana câmûsu meşhûr-ı âfâkdır. Bu dağlarda Âl-i Osmân pâdişâhının kırk bin aded kânûn üzre top-keşân câmûsları vardır ammâ ilâ hâze'l-ân hesâb [u] kitâbın Hûda bilür. Kendi biter kendi yiter tamgalı ve tamgasız câmûsları var kim her biri Dâbbetü'l-arz'a ve sevr-i hamele-i arza benzer kara câmûslardır. Bunların hıfz [u] hirâsetleriyçün yedi pâre beledîn ahâlîleri mu‘âf u müsellemlerdir. Hîn-i seferde niçe binin kemendlerle ve tokanlarla ve kapanlarla sayd edüp sefere götürüp balyemez toplar çekdirirler. Bu dağlarda kaplan gâyet çok olup câmûs saydına kaplan geldikde câmûsun boğaları kaplanı ortaya alıp ol ân emân vermeyüp helâk ederler. Bu dağlar içine gayri âdem dahi giremezler. Hattâ Murtezâ Paşa eyle alay-ı azîm edüp bu dağlar içre küta küt mehterhâne çalup giderken yedi dâne câmûs mehterhâne sadâsın istimâ‘ edüp "alay budur" deyüp hücûm edince derhâl askeri târumâr edüp davullar orman içinde kalup asker pür-silâh bu yedi câmûsa ol kadar hışt u mızrak urup ok ile câmûsların vücûdları kirpi gibi olup niçe kurşum daha urdular, aslâ rûhlarının haberleri olmayup yine dağlara girüp gitdiler. Bu kadar câmûsa Âl-i Osmân pâdişâhından gayri bir mülûk mâlik olmamışdır. Ba‘dehû bu Çakıt Hânı'ndan kalkup yüz bin derd ü mihen ile Çakıt nehrin ubûr edüp yine cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19a ·
metinde göster ·
… sinde Ayn-i Sûl nâmında bir kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik
olur. Ol
buhayre içre aslâ sayf u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı …
Karye-i Ayn-i Sûl; nâm mahalle varılup Şıkıf nâhiyesinde Ayn-i Sûl nâmında bir kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ sayf u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü hasrın cenâb-ı Bârî bilir bir gûne balık zâhir olur kim gûyâ sîm-i hâlisdir. Cüssede Rûm'un hapsi balığı gibi bir semekedir. Mâh-ı şubatın nısfı olunca bu balıklar biri biri üzre binüp cimâ‘ etmeğe başlarlar ve ol balıklardan bu su yüzüne bir gûne neft gibi yağ şinâverlik etmeğe başlar. Ol yağdan cüzâm olanlar cem‘ edüp cerâmına sürse ve dütsi etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre yağ zuhûr olduğu mahalde bir âdem bu sudan nûş etse serhabtân marazına ya‘nî salbaş ve ahmaklık marazına mütbelâ olup başın dutamaz olur. Ammâ cimâ‘ etmeden dahi bîzâr olur. Ve mezkûr semekeyi âteşe yaksalar ol ev içinde olan hayvânât ve akreb ve çıyan ve yılan cümle mürd olur. Ve bu balığın etin tenâvül eden âdem dahi salbaş olup başın dutamaz olur. Bu temâşâyı edüp yine cânib-i kıbleye sengistân ve zeytûnlu çengelistân [u] hıyâbân yerleri aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
… rından gelir Aksu derler, Mar‘aş ve Ayntâb'ın cümle pembe ve pirinci anda hâsıl
olur. Ol
nehrin beri cânibi Mar‘aş'dır. Öte tarafı Ayntâb'dır kim mâbeyninde Şîr dağı va …
Cümleden şehr içinde Alâüddevle câmi‘i haremindeki değirman gâyet serî‘ âsiyâbdır. Cümle cemâ‘at-ı kesîre bunun mîzâbından tecdîd-i vuzû‘ ederler. Bu şehrin cânib-i (---) bir yaylağ-ı kûh-ı bülend vardır. İsmine (---)(---) derler, bir cebel-i bülenddir kim vasfında lisân kâsırdır. Ol cebel-i müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir havz-ı azîm vardır. Gûyâ buheyre-misâldır. İsmine Karagöl derler. Şehr-i Mar‘aş'a üç sâ‘at yerdir. Bu Karagöl havzı kurbunda bir sarnıc-ı azîm vardır. Tûlen ve arzen dörder yüz adımdır. Zamân-ı kadîmde Cimcime kayserin bu yaylalarda ve Göksun yaylasında yetmiş bin sürü koyunu ve keçisi ve câmûsı ve sığırı var imiş. Cümle çobânlar bu hayvânâtları sağup süd-i sûdını bu havza döküp andan şehr-i Mar‘aş'a üç sâ‘atlik yer altından beyâz mermer kâriz Cimcime sarâyında havzlara dökülüp andan cümle halka leben-i hâlis bezl olunurmuş. Mâ-bâkîsi matbah-ı Keykâvûs'unda harc olunup âyende vü revendeye südli aş bezl olunurmuş. Bu kayser Cimcime eyle dârâta mâlik imiş kim rûz-merre matbahına ve gayri levâzımâtına ve cümle koyunlarına beher yevm yetmiş katır yükü tuz harc olunur imiş. Tâ bu mertebe bir kayser-ı Rûm-ı Cem-şân imiş. Anın zamânında bu Mar‘aş eyle ma‘mûr imiş kim şehrin bir ucundan bir tarafına horos damdan dama sıçrayup bir dâma giriftâr olmazmış. Hâlâ yine bir ma‘mûr şehr-i müzeyyendir. Bu şehrin cânib-i şarkîsi dağları ardı Elbistân sahrâsıdır. Anda bir nehr cârîdir kim (---) dağlarından gelir Aksu derler, Mar‘aş ve Ayntâb'ın cümle pembe ve pirinci anda hâsıl olur. Ol nehrin beri cânibi Mar‘aş'dır. Öte tarafı Ayntâb'dır kim mâbeyninde Şîr dağı vardır. Tâ cebel-i Arafât'a müntehî bir kûh-ı bâlâdır. Bu kûhlarda ve büleydelerde cümle Türkmân kavmi sâkinlerdir kim lisân-ı kadîm kelimât ederler. İbtidâ lisânları Tatar-ı Buhârâ'dan (---)(---)(---) kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 62a ·
metinde göster ·
meserret ile Murâd Hân kabr-i münevver-i Abdülvahhâb'dan taşra çıkup Silâhdar M …
lafzı gelüp bi-emri Hudâ târîh mukaddem olur. Ol meserret ile Murâd Hân kabr-i münevver-i Abdülvahhâb'dan taşra çıkup Silâhdar Melek Ahmed Ağa'dan bir hışt alup şehre nâzır kaya üzre nigerân ederken bi-emri Hayy [u] Kadîr bir kara kartal murgu ber-hevâ tayerân ederken Murâd Hân "Bağdâd'ı feth edersem şu murg şikârım olsun" deyü "Yâ Şeyh Süheyb! deyü tefe‘ülen bir hışt niçe atarsa bi-emri Hudâ şaşt-ber kabza hışt-ı İpşîri tayr-ı kartala isâbet edüp Hamd-ı Hudâ Bağdâd benimdir, İmâm-ı A‘zam'ı, Kızılbaş-ı evbâş elinden halâs ederim" deyü mesrûr olup hâlâ o ciridin zemîne düşdüğü yerde bir âmûd-ı müntehâ eyle bir nişângâhı vardır kim cemî‘i tîr-endâz ve kemândârânlar ol hışt menzili nişânına pota ve hekî ve âzmâyiş ve pişrev okı ile yetişmeğe âcizlerdir ve hâlâ ol nişângâh haceri üzre celî hatt ile güfte-i Cevrî Çelebi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78b ·
metinde göster ·
… gârâ-yı azîmler vardır. Anda mâh-ı temmûz olunca cereyân eden uyûnlar donup buz
olur. Ol
şiddet-i hârda bu yah-pâre buzlardan halk isti‘mâl edüp ciğerleri tâzelenir. Ey …
Hikmet-i sırr-ı acîbe vü garîbe: Şehr-i Harbîd'in kıblesi tarafındaki bâğlar içre yalçın kayalarda magârâ-yı azîmler vardır. Anda mâh-ı temmûz olunca cereyân eden uyûnlar donup buz olur. Ol şiddet-i hârda bu yah-pâre buzlardan halk isti‘mâl edüp ciğerleri tâzelenir. Eyyâm-ı temmûz gidüp şiddet-i şitâ gelince cümle buzlar eriyüp suları hammâm suyu gibi olup ve magâralar içi ol kadar germâ olur ki niçe garîbü'd-diyâr anda varup hammâm gibi gusl eder. Garâ’ib bunda kim şiddet-i hârda ıssı olup şiddet-i şitâda bürûdet üzre olacağiken Fâ‘il-i Muhtâr Allah sun‘ın izhâr içün böyle halk etmiş. Âyet (---)(---)Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83b ·
metinde göster ·
… bi-i emri Hayy [u] Kadîr Âşık Çelebi ayılup harâb dili nûr-ı İlâhî ile pür-nûr
olur. Ol
ân İbrâhîm Gülşenî, Âşık Dede'ye bir kat hırka-i peşmîne ve seccâde ve alem ver …
eş-Şeyh Âşık Dede Gülşenî: İsm-i şerîfi Mehemmed'dir. Edirne kurbunda Ahûr köyünde müştak olup seyâhatde neşv u nemâ bulup Selîm Şâh-ı Evvel ile Mısır fethinde bulunup Hazret-i İbrâhîm Gülşenî sohbetiyle müşerref oldukda İbrâhîm Gülşenî, Âşık Çelebi'nin kulağına bir kerre "Hû" deyü bir na‘ra urunca hemân Âşık Çelebi aşk-ı İlâhîye mazhar olup derhâl mâl [u] mâmelekden ve cemî‘i hayme ü hargâh u bâr-ı bengâhdan geçüp pâ-bürehne ve ser-bürehne olup şehr-i Mısır içre şekl-i mecâzibûndan olup "Âh aşk!" deyü gezerdi. Selîm Hân bir kaç kerre râst gelüp Selîm Hân'a kadar âşinâ-yı nazar etmeyüp geçer. Selîm Hân İbrâhîm Gülşenî'den ricâ ederler kim "Benim âşık-ı müştâkım olan Âşık Çelebi'me bir nazar edesiz" deyü haber gönderir. Şeyh İbrâhîm buyurlar kim: "Bî-zer ü sîm olan satan şâd u handândır. Âşıkın aşk-ı hakîkîsine mâni‘ olmasınlar" deyü haber gönderirler. Yedi yıldan sonra tarîk-i Şeyh Ni‘metullâhî'den Şeyh Sâ’ib Âşık Çelebi'ye râh-ı Mısır'da râst gelüp ahvâline vâkıf olur. Derhâl İbrâhîm Gülşenî'ye gelüp Âşık Çelebi'yi ricâ ederler. Derhâl Âşık-ı ma‘şûku olan Şeyh Gülşenî huzûruna getirdüp yedi yıldan sonra bir kerre dahi kulağına "Bir kerre dahi bir na‘ra-i hû!.." diyince bi-i emri Hayy [u] Kadîr Âşık Çelebi ayılup harâb dili nûr-ı İlâhî ile pür-nûr olur. Ol ân İbrâhîm Gülşenî, Âşık Dede'ye bir kat hırka-i peşmîne ve seccâde ve alem verüp şehr-i Edirne'de İbrâhîm Gülşenî'nin binâ etdüğü tekyeye gönderüp " Diyâr-ı Rûm âşıklarına pîşvâ-yı tarîk ol" deyü Edirne'ye gönderir. Anlar dahi Süleymân Hân'a gelüp i‘zâz [u] ikrâm ile Edirne-i bağ-ı İrem'e gelüp Küçükbâzâr kurbunda Şâh Melek zâviyesinde sâhib-i seccâde olup âyîn-i Gülşenî ederek yigirmi bin fukara kendülerden cihâz-ı fakr-ı Gülşenî'yi kabûl edüp cümle âşıkâna tasavvufâne ve âşıkânca kâh kitâb-ı Mesnevî ve kâh kitâb-ı Ma‘nevî-i Gülşenî tefsîr ederek sene (---) târîhinde Âşık Dede-i Gülşenî gülşen-i cinâna revâne olup şen u şâdımân vâsıl-ı cinân oldu. Hâlâ zâviyesi sâhasında medfûndur ve ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır. Ba‘dehû seccâde-nişîn olan kendü fukarâlarından,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 168b ·
metinde göster ·
Husûsan bu hâk-i Bağdâd ve Kûfe ve Ummân'da şiddet-i hârdan kurşum eriyüp mahv
olur. Ol
kadar ıssı hevâsı vardır. Ammâ bi-emri Hudâ benî Âdeme ve gayrı hayvâna mü’essi …
Husûsan bu hâk-i Bağdâd ve Kûfe ve Ummân'da şiddet-i hârdan kurşum eriyüp mahv olur. Ol kadar ıssı hevâsı vardır. Ammâ bi-emri Hudâ benî Âdeme ve gayrı hayvâna mü’essir değildir. İllâ hikmet-i Hudâ bu diyârda arslanı ısıtma dutar, o da taraf-ı Hak'dan bir rahmetdir. Eyle olmasa diyâr-ı Bağdâd'da esed derdinden bir âdem çöle çıkamazdı. Ammâ hikmet-i Hayy-ı Kadîr Hazret-i Alî kasabasında asla hummâ ve tâ‘ûn ve zâtü'l-cenb misilli emrâz-ı muhtelife yokdur. İllâ maraz-ı zahîr çokdur. Ve hevâsı gâyet latîf olduğundan cümle ahâlîsi ten-dürüstlerdir. Ve bu âsitâneye bir marîz gelse bi-emr-i Hudâ cemî‘i illetinden pâk olur ve bu âsitânenin bâb-ı mu‘allâsı cânib-i (---) meftûh bir bâb-ı sa‘âdetdir kim cemî‘i selef pâdişâhları atebe-i âlîsi ve süflîsi ve bâb-ı şerîfinin cenâhları ve halka vü mismâr ve miftâh ü kıfilleri cümle (---)(---) mebnî bir bâb-ı musanna‘dır kim cihân meddâhlarının zebânları midhatinde kâsır ve küttâbların kalemleri kâsirdir. Ve bu derveze-i cinândan içeri cümle ahâlî-i züvvâr duhûl etdikde âdem gûyâ hayât-ı câvidân bulup mesrûr [u] handân olur. Bu kubbe-i bülendin tâ vasatında sandûka içre ol Dâmâd-ı Hazret-i Resûl-i Ekrem ve güzîde-i imâm-ı muhterem ol Düldül-süvâr Alî mehbit-i nûr-ı Hudâ'ya müstağrak olup gazanfer fer esed-i heybet-misâl yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 356a ·
metinde göster ·
… ne bir hayli civa dök kim bu cisir ilâ yevmi'l-haşr ber-karâr ola." deyüp gâ’ib
olur. Ol
gice bu cisri binâ edenin üstâd-ı hasûdu bir tulum içre yedi yıllık Ergane sirk …
Ana taklîden bu kal‘a-i Hasankeyf'de nehr-i Şatt üzre bu cisri el-Melikü'l-Muzaffer es-Sultânu'l-Mu‘azzam Turan Şâh Batmân cisrin inşâ eden mi‘mârın şâkirdine bu Hasankeyf cisrin inşâ etdirmişdir. Bu cisrin itmâmın Batmân cisrini binâ eden {üstâd} istimâ‘ edüp bir gün nihânîce Hasankeyf'e gelüp görse kim kendünün Batmân nehri üzre binâ etdüği cisirden âlî ve musanna‘ vü müzeyyen ve metîn ü müstahkem bir cisr-i ibret-nümâ olmuş kim hasedinden âh edüp şâkirdine eydür: "Ey oğul, eyi cisir binâ etmişsin ammâ bu cisir henüz nâ-tamâmdır. Bu cisrin tâ zirve-i a‘lâsında kined yerine bir hayli civa dök kim bu cisir ilâ yevmi'l-haşr ber-karâr ola." deyüp gâ’ib olur. Ol gice bu cisri binâ edenin üstâd-ı hasûdu bir tulum içre yedi yıllık Ergane sirkesi kim semm-i helâhilden nişân verir, âlem ağyârdan bî-haber iken ol hasûd-ı lâ-yesûd üstâd cisrin tâ kined yerine bir tulum sarp sirke döküp firâr eder. Ol gice cisrin orta yeri nehr-i Şatt'a dökülür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 389b ·
metinde göster ·
… ât u kend-i âbâdânları reyy edüp cereyân ederek nehr-i Habur-ı Karkaya'ya rîzân
olur. Ol
dahi nehr-i Furât'a munsabb olur denilmişdi. Ammâ bu mahalden çölistân ile bir …
Önünden nehr-i Kamçıyân çayı cereyân edüp vâdî-i Kamçıyân'ı saky eder. Bu ayn-ı zülâlin ibtidâ-i tulû‘ı cebel-i Hirem'den hurûc edüp niçe yüz aded kasabât u kend-i âbâdânları reyy edüp cereyân ederek nehr-i Habur-ı Karkaya'ya rîzân olur. Ol dahi nehr-i Furât'a munsabb olur denilmişdi. Ammâ bu mahalden çölistân ile bir günde cânib-i şimâle susuz şiddet-i hârda derd-i belâ çekerek 15 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 398a ·
metinde göster ·
… as ibtidâsı arz-ı Nasîbîn'den tulû‘ edüp çölistân içre cereyân ederek iki fırka
olur. Ol
fırkaya kavm-i Urbân-ı uryân-ı Mavâl nehr-i Sersâr derler. Bu nehir cezîre-i Di …
Ve nehr-i Hermas ibtidâsı arz-ı Nasîbîn'den tulû‘ edüp çölistân içre cereyân ederek iki fırka olur. Ol fırkaya kavm-i Urbân-ı uryân-ı Mavâl nehr-i Sersâr derler. Bu nehir cezîre-i Dicle içre cereyân ederek şehr-i Beledü'l-Hatîb-i Vustâ'ya ve hâk-i Sincâr'a uğrayup andan cânib-i cenûba ve kâhîce taraf-ı şarka cereyân ederek bu kal‘a-i Tikrit kurbünde nehr-i Şatt'a munsabb olur. Ve bu Tikrit çölistânında dokuz yüz yigirmi bir tur‘alar var idi kim cümlesin Erdeşîr Bâbek hafr edüp cereyân etdirmişdi. "Ol asırda hâk-i Tikrit bâğ-ı İrem idi." deyü niçe müverrihler eyle tahrîr etmişlerdir. Hâlâ âsâr-ı imâretistânları taraf taraf zâhir ü bâhirdir kim târîh-i Acem'de diyâr-ı Nârenc derler.(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 406b ·
metinde göster ·
… rîbü'l-ahd olmağile meşhûrdur. Hakkâ ki Si‘îrd'in gâyet lezîz ve iri pürçüklüsü
olur. Ol
diyârda havuca pürçüklü derler.
Bir kerre Hasankeyfâ halkının şalgamları gâyet büyük olmağile bir azîm şalgamı şehr-i Si‘îrd'e hedâyâ gönderirler. Si‘îr[d] şehrinin zurefâları da kızıl havuçları gâyet büyük olmağile Hasankeyf şalgamın delüp kızıl havucu zeker gibi yapup şalgama sokup Hasankeyfâlıya gönderirler. Hasankeyfli dahi bu keyfiyyetden âr u gayret-i hamiyyete gelüp niçe bin asker cem‘ edüp Si‘îrdli ile bir ceng-i azîm edüp tarafeynden niçe yüz âdem merhûm olduğu, karîbü'l-ahd olmağile meşhûrdur. Hakkâ ki Si‘îrd'in gâyet lezîz ve iri pürçüklüsü olur. Ol diyârda havuca pürçüklü derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 4b ·
metinde göster ·
… lığı ve çağa balığı gâyet lezîz mâhîlerdir, zîrâ bu gölde 26b eğir kökü hâsıl
olur. Ol
otlardan cümle mâhîler otlayup eti gâyet lezîz olur ve balık râyihasında değild …
Dâ’iren-mâdâr cirmi altı mîl ihâta eder bir buhayrecikdir, ammâ bunda olan hâssiyetli ve lezîz mâhîler buhayre-i Sabanca'da ve İznik gölünde olmak ihtimâli yokdur. Husûsan sazan balığı ve beğ balığı ve çağa balığı gâyet lezîz mâhîlerdir, zîrâ bu gölde 26b eğir kökü hâsıl olur. Ol otlardan cümle mâhîler otlayup eti gâyet lezîz olur ve balık râyihasında değildir. Bi-emrillâh müşk gibi kokar ve bir âdem ne kadar balık yese aslâ ve kat‘â sıklet-i harâreti yokdur ve gâyet mukavvîdir ve serî‘ü'l-hazmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 26a–26b ·
metinde göster ·
… z kal‘a ve palankalara uğrayup kal‘a-i Çehriliçse kurbunda nehr-i Özü'ye munsab
olur. Ol
kadar lezîz su değildir, zîrâ çok azmak bataklıkdan gelüp cereyân eder.
Nehr-i Özü cânib-i şimâle ve yıldızdan vilâyet-i Maskov ve vilâyet-i Krakov dağlarından cem‘ olup iki aylık yollarda üç yüz pâre kılâ‘-ı azîmlere uğrayup bu kal‘a-i Vedmeduka ve Çehril ve Omân ve Cânkirmân ve Özü kal‘ası önünde Hasan Paşa kal‘asıyla Kılburun kal‘ası mâbeyninde Karadeniz'e deryâ-misâl olup mahlût olur, ammâ nehr-i Tasma (---)(---) dağlarından tulû‘ edüp niçe kal‘alar ve tahrîr etdiğimiz kal‘a ve palankalara uğrayup kal‘a-i Çehriliçse kurbunda nehr-i Özü'ye munsab olur. Ol kadar lezîz su değildir, zîrâ çok azmak bataklıkdan gelüp cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 48a ·
metinde göster ·
… z vişne ile zeyn olup şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar
olur. Ol
İremezâtü'l-imâd misilli merâmı teferrüc ederken Koca İmâm-ı hümâm el açup bir …
Ammâ sene 1062 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olduğumuzda nefs-i Sofya-i sâfiye şehri ahâlîsinden yüz otuz yaşında Mahmûd Paşa câmi‘i imâmı Koca İmâm ve Leysîzâde Çelebi ve Koca Ya‘kûb Çavuş ve Koca Mü’ezzin Mahmûd Çelebi'ler ile şeb [ü] rûz ihtilât edüp mu‘tâdımız üzre cümle ehl-i kubûru ziyâret ederken şehr-i Sofya-i sâfiyenin cenûbu tarafına cebel-i Vitoş nâmıyla şöhre-i şehir olmuş bir kûh-ı bâlâdır kim şehr-i Sofya'ya sâfî havâle bir tell-i bâlâdır. Ol kûh-ı bâlânın zeylinde Koru Bâğları nâm bir hıyâbân-ı Acem-misâl dıraht-ı kiraz vişne ile zeyn olup şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ol İremezâtü'l-imâd misilli merâmı teferrüc ederken Koca İmâm-ı hümâm el açup bir kabr üzre du‘â ve senâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 96b ·
metinde göster ·
… suyu dahi keyif verir, ammâ bir nev‘a ramazâniyye derler, müselles gibi üzümden
olur. Ol
dahi âdemi ayağından alır, lâkin bu ramazâniyyenin al alalı imâmlarda bulunup ⟦ …
Der-beyân-ı envâ‘-ı meşrûbât: Evvelâ eyyâm-ı bahârda bu şehir içre niçe kerre yüz bin fıçı keçi süd[ünde]n kâmil üç ay surutka suyu, ya‘nî peynir suyu edüp çârsû-yı bâzâ[r]da fıçı fıçı surutka satarlar. Cümle halkının tabî‘atların müshil edüp reng-i rûyları humret üzre olur, ammâ sarı keçi südünden edenin surutkasın yağmâ edüp nûş ederler. Hakkâ ki gayrı diyârlarda dahi be-kavl-i hukemâ sarı keçi südü bahâr eyyâmında hoşdur kim vücûdda olan safra ve sevdâ ve balgam ahlâtı cümle mahv eder. Ve vişnâb suyu ve hardaliyyesi ve bal suyu dahi keyif verir, ammâ bir nev‘a ramazâniyye derler, müselles gibi üzümden olur. Ol dahi âdemi ayağından alır, lâkin bu ramazâniyyenin al alalı imâmlarda bulunup 131b ibâdete takviyet verir latîf şerbetdir, ammâ şarâbı içen nikbetdir deyü ta‘ayyüb ederler ve mest [ü] medhûş olan bu şehirde makhûr ve mezmûmdur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131a–131b ·
metinde göster ·
Havâss-ı âhar: Bu germâbın kaynağı mahallinden aşağı bir gûne balçık cem‘
olur. Ol
balçıkdan bizim vâlideler ve hemşîreler avret yerlerine ve sîm-endâmlarına dürt …
Havâss-ı âhar: Bu germâbın kaynağı mahallinden aşağı bir gûne balçık cem‘ olur. Ol balçıkdan bizim vâlideler ve hemşîreler avret yerlerine ve sîm-endâmlarına dürtseler nûre, ya‘nî hırızamdan a‘lâ bâb-ı rahm-i masdar yerlerin pâk ü pâkîze edüp bir ser-i mûdan eser komayup aşağı kapuları pâk billûr gibi olup kulak şahmesi-misâl germ ü nerm olup ehl [ü] iyâlile kisb-i safâ etmeğe müsta‘id olur, bir nâfi‘ debbâğhâne ılıcasıdır. Ve bu mahalde niçe hânelerde dahi ılıcalar vardır. Bu ılıcalar cihetinde Tabahâne varoşu ahâlîsinin zevk u safâları vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 85b ·
metinde göster ·
… lmak ile ormanlık ve gün görünmez dırahtistân yollar olduğundan mahsûlâtları az
olur. Ol
ecilden zemîni çift sığırlar ile tarlaların balık sırtı gibi sırt sırt yüksek t …
Ve bu Macaristân'ın türâbı aslında bataklı yerler olmak ile ormanlık ve gün görünmez dırahtistân yollar olduğundan mahsûlâtları az olur. Ol ecilden zemîni çift sığırlar ile tarlaların balık sırtı gibi sırt sırt yüksek tarlalar edüp sırtlar üzre ekin ekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b ·
metinde göster ·
… ve lûtî ve ribâhor ve hamir-nûş olup cemî‘i ahlâk-ı zemîmelerden tâ’ib ve tâhir
olur, ol
azâb-ı elîm tasvîrlerin görüp yemeden içmeden berî olup bir künc-i mihnetde sav …
Ve bu cennete karşılık bir muzlim küncde elli adım mikdârı tûlı bir dîvâr yüzüne bir cehennem tasvîri yazmış kim hakîr gördükde sûre-i Fâtiha'da Arapça okudum. Ve mîzân ve terâzûyi görüp sûre-i Rahmân'da 61aArapça âyetin okudum. Ve derk-i esfel deresin gördükde sûre-i (---)Arapça âyetin tilâvet etdim. Ve çâh-ı gayyâyı gördükde sûre-i veylün li-külli âyetin kırâ’at etdim. Veyl deresi ve Sakar yokuşu ve Tamu deresi ve Siccîn deresi ve Sa‘îr beli ve gayri gûnâ-gûn cehennem derecelerin üstâd nakkaş-ı Freng-pesend bir nakş-ı Freng-i Mânî etmiş kim bir kerre ol cehennem içinde ibâdullâhın neft ü katrân ve âteş içinde büryân olup zebânîler elinde giryân olup mâlikler kırbaçlar ile halkı urarak akreb ve yılan ve çıyan ve develer boynu kadar engerekler âdemleri sokarak bu âlâm-ı şedâi’dlerin tasvîrâtların görenler tabî‘at-i Nemrûdiyyetden ve Fir‘avn ve Kârûn ve Şeddâdiyyet tabî‘atinden ve hümeze ve lüzeme ve zemmâm ü nemmâm u fâsık u fâcir ü zânî ve lûtî ve ribâhor ve hamir-nûş olup cemî‘i ahlâk-ı zemîmelerden tâ’ib ve tâhir olur, ol azâb-ı elîm tasvîrlerin görüp yemeden içmeden berî olup bir künc-i mihnetde savma‘asında bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘atla geçirüp çirkef-i dünyâdan el çeküp "Emir Allâh'ın, cennet olmazsa bârî cennet ve cehennem ortasında a‘râf olsun" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 60b–61a ·
metinde göster ·
Hâlâ Varat hâkinde nehr-i Kara Kiriş kenârında cânib-i erba‘ası ormanlık içinde şekl-i murabba‘ bir metîn ve rıhtım dolma dîvârlı dâ’iren-mâdâr beş yüz adım cirmli palanka-i müstahkemdir. İçinde dizdârı ve elli aded merdüm-hisârı ve cebehânesi ve şâhî şâhâne topları ve beş dükkâncığı ve bir mükellef hâncuğazı var. Ve mezkûr Fekte Batur manastırı hâlâ Hüseyin Paşa {Sultân Mehemmed} câmi‘i etdi. Ve kal‘a kapusu cânib-i garba mekşûf ağaç kapudur. Ve bir sık orman-ı mişeyistânlı zemîne vâki‘ olmağile gâyet mahûf u muhâtara yer olduğundan her bâr Macar katanası keferesi eksik değildir, zîrâ Yanova ile Varat arasında gâyet memerr-i nâsdır. Ve bu kal‘a handakından akan nehr-i Kara Kiriş tâ Erdel vilâyetinde Kolojvar kal‘ası dağlarından ve Şiçevar kal‘ası derelerinden cereyân ederek gelüp bu Fekte Batur kal‘asına uğrayup andan mezkûr Göle kal‘asını reyy edüp andan Eğre eyâletinde Sonlok kal‘ası mâbeyninde nehr-i Tise'ye mahlût olur. Ol kadar latîf su değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 85a ·
metinde göster ·
… umaları kıran âdemleri ısıtma dutar ve birini tâ‘ûn urur ve biri sinekden helâk
olur. "Ol
günden berü şehrimizin hevâsı bed olup halkı tâ‘ûn da urmağa başladı ve çârsû-y …
Der-fasl-ı hevâ-yı hûb-ı câvidâ[n]: Mehemmed Geray Hân hazretleri bu kal‘a taşrasına handak kazdırırken handak yerinde bir büyük tuç kumkuma bulurlar. Bu kumkumayı bir hâl ile kırup içinden üç gûne su çıkar kim birbirlerine karışmamış, biri sarı ve biri yeşil ve biri kibrîtî renkli sular. Hemân sâ‘at bu kumkumaları kıran âdemleri ısıtma dutar ve birini tâ‘ûn urur ve biri sinekden helâk olur. "Ol günden berü şehrimizin hevâsı bed olup halkı tâ‘ûn da urmağa başladı ve çârsû-yı bâzârda kara sinek dahi çok görünür oldu" deyü ahâlî-i vilâyet şikâyet ü hikâyet etdiler. Meğer evâ’illerde bu şehir içre ısıtma ve tâ‘ûn ve sinek aslâ yok imiş. Hudâ-yı Bîçûn yine def‘ ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 119a ·
metinde göster ·
… erlerken hayli havf ü haşyet çekerler. Allâhümme âfinâ bir âdem düşse pâre pâre
olur. Ol
ecilden cemî‘i âyende vü revendegânlar bu kayalarda piyâde yürürler, ne‘ûzü bil …
Bu şehir içre cereyân eden ayn-ı ilimboz yine ilimboz dağlarından gelüp bu şehrin tâ ortasından cereyân edüp andan aşağı gidüp bir günlük yolda (---) nâm mahalde Akdeniz'e mahlût olur bir âb-ı hayât sudur. Ammâ şehrin Serfice yolu tarafındaki mezkûrûn su değirmenleri tarafında bu nehir gâyet uçurum ve muhâlif kayalı yollardan cereyân eder. Hattâ cemî‘i yolcular bu kayalardan ubûr ederlerken hayli havf ü haşyet çekerler. Allâhümme âfinâ bir âdem düşse pâre pâre olur. Ol ecilden cemî‘i âyende vü revendegânlar bu kayalarda piyâde yürürler, ne‘ûzü billâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 235a ·
metinde göster ·
Ve bu kubbenin tâ ortasında zer-ender-zer sihr-i mübîn üstâd-ı harrâtîn eyle musanna‘ şebeke îcâd eylemiş kim akıllar çâk olur. Ol şebeke-i müzehhebin içinde hâzırlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y180a ·
metinde göster ·
Ve bu Umrede tarîk-ı âmmın iki cânibinde iki azîm mîller vardır. Her mîlin üzerinde üç dâne hurde kubbe-i sağîrecikler vardır. Târîhi kûfî hat ile: "Benâ Hazret-i Ebâ Bekri's-sıddîk" deyü tahrîr olunmuş hatt-i kesîredir. Ammâ acele ile ubûr olunduğundan bu târîh ve Ömer Paşa'nın bürkesi târîhi tahrîr olunmadı. Bu mîllerden içeri dâhil olan, Mekke-i mükerreme haremine dâhil olmuş olur. Bu mîllerden içeri bir âdem merhûm olsa Ka‘be-i şerîfede merhûm olmuş gibi olur. Ol Hazret-i Ebâ Bekir mîlleri hudûd-ı Mekke âlâmetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y310a ·
metinde göster ·
… n kanâdîller ile tezyîn edüp nûr iken nûrun alâ-nûr olup gûyâ bir kubbe-i fânûs
olur. Ol
gece niçe bin huffâz-ı Kur’ân anda hatm-i şerîf tilâvet ederler. Ba‘zı fukarâla …
Ve leyle-i arefede bu kubbe-i nûr-ı billûrun cânib-i erba‘asın niçe bin kanâdîller ile tezyîn edüp nûr iken nûrun alâ-nûr olup gûyâ bir kubbe-i fânûs olur. Ol gece niçe bin huffâz-ı Kur’ân anda hatm-i şerîf tilâvet ederler. Ba‘zı fukarâlara tasadduk edüp hukûk-ı vâlideyn içün hatm-i şerîf tilâvet etdirmek gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y319a ·
metinde göster ·
… e kerre yüz bin kova su çekilir. Böyle hadîd belâzîk olmasa kuyu ağzı pâre pâre
olur. Ol
ecilden dehân-ı çâh-ı Zemzeme demir ağızlık etmişlerdir.
Ve Bi’r-i Zemzem bu binâ-yı âlînin ortasında vâki‘ olmuş, dehân-ı çâhda bir beyâz mermer ağızlıkdır. Kaddi bir âdem memesi kaddince bir büyük kuyu ağızlığıdır. Dâ’iren-mâdâr on iki âdem ihâta eder, kuyu ağzıdır. Ve bu kuyu ağızlığı dâ’iren-mâdâr demir belâzîkdir. Zîrâ bu âb-ı Zemzem halk olaldan beri şeb rûz niçe kerre yüz bin kova su çekilir. Böyle hadîd belâzîk olmasa kuyu ağzı pâre pâre olur. Ol ecilden dehân-ı çâh-ı Zemzeme demir ağızlık etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y346b ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ ol emir Mısır'da Muhammed-i Ekber'e vâsıl
olur. Ol
dahi bu emri Medîne-i münevvereye gönderir. Ehl-i Medîne bu emri Hazret-i Osmân …
Hikmet-i Hudâ ol emir Mısır'da Muhammed-i Ekber'e vâsıl olur. Ol dahi bu emri Medîne-i münevvereye gönderir. Ehl-i Medîne bu emri Hazret-i Osmân'a gösterdiklerinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y17a ·
metinde göster ·
Ve bu kapudan içeri züvvâr girdikde dem-beste ve hayrân
olur. Ol
kadar zer ü zîver ile müzeyyen ve ol kadar zî-kıymet maslûbât âvîze-i musanna‘l …
Ve bu kapudan içeri züvvâr girdikde dem-beste ve hayrân olur. Ol kadar zer ü zîver ile müzeyyen ve ol kadar zî-kıymet maslûbât âvîze-i musanna‘lar var kim benî âdem im‘ân-ı nazar ile nazar etse âdem hayrân kalır. Binden mütecâvîz sîm kanâdîl ve billûr necef ve moran kanâdîller ile müzeyyendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y112a ·
metinde göster ·
… mahallerde şiddet-i hârdan bürkenin suyu altı ay durup kurur, bir çemenzâr fezâ
olur, ol
mevlûd günleri yüz kırk tarîk meşâyihleri bu bürke sahrâsına hayme ve sâyebânla …
Mısır a‘yânlarının biri dahi Şeyh Bekrîlerdir kim pâdişâhâne zevk [u] safâları var. Husûsâ Şeyh Bekrî hazretinin mu‘tâd-ı kadîmleridir kim her sene mâh-ı Rebî‘ü'l-evvelin on ikinci gece isneyn gecesi oldukda mevlûdü'n-Nebî aleyhi's-selâm ederler kim vasfında lisân kâsırdır. Ol mahallerde şiddet-i hârdan bürkenin suyu altı ay durup kurur, bir çemenzâr fezâ olur, ol mevlûd günleri yüz kırk tarîk meşâyihleri bu bürke sahrâsına hayme ve sâyebânları ve sahâbeleri ile gelüp beş altı yüz çadır ulemâ ve sulehâ ve meşâyih niçe bin fukarâlar ile deff ü kudüm çalarak üç gün üç gece tevhîd-i sultânî ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y132a ·
metinde göster ·
sâ‘at kal‘a mehterânları gelüp bir fasl-ı Arabî çalup bin pâre hâliye ihsânları …
Dîvân-ı Mısır bozulunca iç kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atılup mübârek-bâd şâdumânîleri olur. Ol sâ‘at kal‘a mehterânları gelüp bir fasl-ı Arabî çalup bin pâre hâliye ihsânların alup giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y193b ·
metinde göster ·
… e yüz bin kanâdîller ile Mısır minâreleri tezyîn olur, şehir içi nûr-ı münevver
olur. Ol
gece Özbekiyye bürkesi kenârında mevlûd-ı Şeyh Bekrî hazretleri mevlûdu gibi bi …
Mâh-ı Rebî‘ü'l-evvel'in on ikinci gece isneyn gecesi Mısır'ın üç bin altmış tabaka minâresi niçe kerre yüz bin kanâdîller ile Mısır minâreleri tezyîn olur, şehir içi nûr-ı münevver olur. Ol gece Özbekiyye bürkesi kenârında mevlûd-ı Şeyh Bekrî hazretleri mevlûdu gibi bir tantanaraklı ve bir tumturaklı mevlûdü'n-nebî olmazdır. Zîrâ on gün on gece evvel cümle a‘yân-ı Mısır'a esnâf Y 219b esnâf ziyâfet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y220b–Y219b ·
metinde göster ·
… ın sâhib-i tab‘ olanları Nîl tuğyânında yeşil cereyân eder, ba‘dehu humret üzre
olur. Ol
mahalde paşalar ve sâhib-i tab‘ olanlar Nîl'i içmezler. Sebebi oldur kim Mısır' …
Menâfi‘-i bi’r-i âb-ı Matariyye: Ve Mısır paşalarının sâhib-i tab‘ olanları Nîl tuğyânında yeşil cereyân eder, ba‘dehu humret üzre olur. Ol mahalde paşalar ve sâhib-i tab‘ olanlar Nîl'i içmezler. Sebebi oldur kim Mısır'ın tur‘aları ve halîcleri içre sene-i sâbıkdan kalmış semm-i helâhilden nişân verir yeşil suları kalmışdır. Yeni Nîl gelince ol yeşil suları halîclerden sürüp Q 243a cereyân ederek Mısır'dan ubûr eder. Ol yeşil sudan her kim nûş ederse elbette bir marîze mübtelâ olur. Ol ecilden paşalar ve sâhib-i tab‘ olan a‘yânlar bir ay bu Nîl'den içmeyüp Bi’r-i Matariyye'den nûş ederler. Gâyet âb-ı hoş-güvârdır. Ve bir müferrih havâdâr yerdir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y227b ·
metinde göster ·
… sır'dan ubûr eder. Ol yeşil sudan her kim nûş ederse elbette bir marîze mübtelâ
olur. Ol
ecilden paşalar ve sâhib-i tab‘ olan a‘yânlar bir ay bu Nîl'den içmeyüp Bi’r-i …
Menâfi‘-i bi’r-i âb-ı Matariyye: Ve Mısır paşalarının sâhib-i tab‘ olanları Nîl tuğyânında yeşil cereyân eder, ba‘dehu humret üzre olur. Ol mahalde paşalar ve sâhib-i tab‘ olanlar Nîl'i içmezler. Sebebi oldur kim Mısır'ın tur‘aları ve halîcleri içre sene-i sâbıkdan kalmış semm-i helâhilden nişân verir yeşil suları kalmışdır. Yeni Nîl gelince ol yeşil suları halîclerden sürüp Q 243a cereyân ederek Mısır'dan ubûr eder. Ol yeşil sudan her kim nûş ederse elbette bir marîze mübtelâ olur. Ol ecilden paşalar ve sâhib-i tab‘ olan a‘yânlar bir ay bu Nîl'den içmeyüp Bi’r-i Matariyye'den nûş ederler. Gâyet âb-ı hoş-güvârdır. Ve bir müferrih havâdâr yerdir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y227b ·
metinde göster ·
… Mûsâ dağlarına cebel-i Becâmîm derler, anda bir kızıl reng kireç toprağı hâsıl
olur, ol
turâbı âteşde yaksalar altun çıkar. Ammâ odun kaht olduğundan çıkan altunun har …
Mısır'ın cânib-i kıblesine iki sâ‘at ba‘îd cebel-i Cûşî ardında Ayn-ı Mûsâ dağlarına cebel-i Becâmîm derler, anda bir kızıl reng kireç toprağı hâsıl olur, ol turâbı âteşde yaksalar altun çıkar. Ammâ odun kaht olduğundan çıkan altunun harcı hâsılından mahsûl olmaz. Hâkim Bi-emrillâh halîfe iken yedi sene çıkardup ba‘dehu mesdûd etmiş, hâlâ âsârları zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y231b ·
metinde göster ·
Mısır diyârında Cebelü'l-Ahzar'da bir gûne alaca taş
olur, ol
taşı her kankı etmek furununa kosalar, etmek hamuru taşup fırından taşra çıkarm …
Mısır diyârında Cebelü'l-Ahzar'da bir gûne alaca taş olur, ol taşı her kankı etmek furununa kosalar, etmek hamuru taşup fırından taşra çıkarmış, ammâ hakîr görmedim. Lâkin Mağrib huccâcların hakîr İbrâhîm Paşa fermânıyla tahrîre gitdiğimde Hûş-ı Îsâ şehrinde Behîce ve Hınâdî Urbânları nakl etdi. Y 235b Ve hâlâ bizim İzzeddîn'de de vardır, deyü nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y235a–Y235b ·
metinde göster ·
mahallerde timsâh havfından azîm taşları yudup ağır olur. Tâ Nîl tuğyânı zamânı …
Kıyâs'ın havuzu içinde Şeyh (---) Batrinî hazretleri bir timsâh timsâli inşâ edüp ol sûretin sadrına bir vefk-ı a‘zam kazmışdır. Ol zamândan berü Nîl ile timsâh Ümmü'l-kıyâs'dan aşağı cereyân etmez. Eğer Nîl'in tuğyânından ubûr ederse, batnı yukaru gelüp mürd olur. Ol mahallerde timsâh havfından azîm taşları yudup ağır olur. Tâ Nîl tuğyânı zamânı güzer edüp Nîl berrâk olunca üç ay Nîl'in dibinde timsâh yatup tıyn [u] türâb ile kifâflanır, andan Ümmü'l-kıyâs'dan gerü dönüp timsâh Mikyâs tılısmından halâs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y235b ·
metinde göster ·
… n gelmeğe muhtâcdır. Zîrâ Mısır'da hâsıl olan hıyârın tohumu sene-i mâzîde acûr
olur. Ol
ecilden her sene hıyâr tohumun Şâm'dan getürürler. Ve,
Hıyâr: Gâyet çok olur, ammâ tohumu her sene Şâm'dan gelmeğe muhtâcdır. Zîrâ Mısır'da hâsıl olan hıyârın tohumu sene-i mâzîde acûr olur. Ol ecilden her sene hıyâr tohumun Şâm'dan getürürler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y238a ·
metinde göster ·
… rdâr olup cezîre-i Girid'e varup feth ederseniz Deli Hüseyin Paşa tekâsül etmiş
olur. Ol
zamân dahi katline fetvâ veremem. Zîrâ feth ü nusret Allâh ihsânıdır. Hüseyin P …
"Vezîrim, biz Deli Hüseyin Paşa'nın katline ol zamân fetvâ veririz kim siz dahi anlar gibi mühürsüz sâde serdâr olup cezîre-i Girid'e varup feth ederseniz Deli Hüseyin Paşa tekâsül etmiş olur. Ol zamân dahi katline fetvâ veremem. Zîrâ feth ü nusret Allâh ihsânıdır. Hüseyin Paşa katline fetvâ veremem" deyü cevâb verince Köpürlü vezîr eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y247b ·
metinde göster ·
ecilden kâşifleri askerleri ile âmâde dururlar. Zîrâ bu günlerde bu meydân-ı ma …
Ve iki kâşif bu kadar askeri ile cümle ehl-i züvvârı şeb [ü] rûz ihâta edüp dîdebânlık ederler. Ve her kolda yine Mısır a‘yânları tevâbi‘âtları ile nigâhbânlık ederler. Zîrâ cemî‘i mezâhib-i muhtelifenin ecnâs-ı haşerâtları ve Harâmî ve Cüzâmî ve sâ’ir aşâyir harâmzâdesi bu cem‘iyyet-i kübrâda hâzırlardır. Her gün bu meydân-ı Mel‘abe'de on on beş bin sırıklı Urbân-ı uryân orman-misâl mızrakları ile âmâde dururlar. Y 290b Ba‘zı zamân fursat bulup Benî Harâm ve Benî Cüzâm birbirleri ile bu arsada çalup alma birbirleri ile ceng edüp tarafeynden niçe yüz aşkıyâ mürd olur. Ammâ rûhâniyyet-i Bedevî ile tîz def‘ olur. Anıniçün cümle ehl-i züvvâr tınâb tınâba meks edüp haymelerden kal‘a olur. Ol ecilden kâşifleri askerleri ile âmâde dururlar. Zîrâ bu günlerde bu meydân-ı mahabbetde niçe yüz Mısır hazînesi mâl vardır. Böyle bir cem‘iyyet-i kübrâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y290a–Y290b ·
metinde göster ·
… ile ya‘nî çiğ ile dolu ola, çiğ ise şiddet-i harâreti gördükde havâya münkalib
olur. Ol
mahalde havâya topu atdı kim şiddet-i hâr kemâlinde idi. Bu kadar kelimâtdan ve …
Her ma‘rifetine aklım perîşân oldu. Lâkin akl-ı kâsırım ile eyle mülâhaza etdim ki mezkûr topun içi şeb-nem ile ya‘nî çiğ ile dolu ola, çiğ ise şiddet-i harâreti gördükde havâya münkalib olur. Ol mahalde havâya topu atdı kim şiddet-i hâr kemâlinde idi. Bu kadar kelimâtdan ve bu kadar tahsîl-i mâl edince top içinde çiğ kalmayup endi. Bundan gayra akl-ı cüz’îm ihâta etmedi, ilme'l-yakînim bunu kabûl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y292b ·
metinde göster ·
buhayreden gemiler Burlos kal‘asına gider. İnşâallâh mahallinde tahrîr olunur. …
İki câmi‘i ve birkaç dükkânı var, ammâ hammâm u hânı yokdur. Ve Nîl'in karşu cânibinde bir çemenzâr hûrmâlık içinde Şeyh Câbir hazretleri bir küçük kubbede medfûndur. Ve buna karîb bir tur‘a-i azîm vardır, Nîl'in Reşîd mukâbelesi cânibindedir, andan gemiler girüp şark cânibinde Burlos buhayresine mahlût olur. Ol buhayreden gemiler Burlos kal‘asına gider. İnşâallâh mahallinde tahrîr olunur. Andan Reşîd hâkinde Buhayre kâşifi hükmünde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y337a ·
metinde göster ·
Bu tur‘a içine timsâhlar girmeden havf ederler. Zîrâ bu tur‘a Nîl'den ayrılduğı mahalde bir amûdda timsâh tılısmı vardır. Hemân timsâh bu tur‘aya girince karnı üstüne gelüp mürd olur. Ol ecilden timsâh harâmzâdeler Nîl'in kırmızı çamurlu akduğı mahalde âdem cüssesi kadar ve dahi küçük sengîn taşlar yudup Y 371b ağır olur, kâmil kırk gün Nîl dibinde cezîreler mâbeyninde erba‘în çeküp yatır. Ol mahalde ibâdullâhın evlâdları ve hayvânâtları bî-pâk [ü] bî-pervâ Nîl kenârına varup def‘-i atşân ederler. Ammâ gayrı zamân merd [ü] zenân ve sıbyân cem‘iyyet ile sâhil-i Nîl'e varup nobutlar ile Nîl'i ura ura su alırlar. Mel‘ûn timsâh ba‘zı mahalde fırsat bulup atları ve develeri kapup Nîl'e çeküp cezîrelerde tenâvül eder. Gâyet zorlu mel‘ûndur, illâ karada mahâreti yokdur, zîrâ elleri ve kıç ayakları kuvvetsizdir; mahâreti Nîl'de kuyruğuyladır. Ba‘zı âdemi bütün yudar. Küçük ma‘sûmları hod evlâ bi't-tarîk yudar. Ammâ ba‘zı mel‘ûnu mezkûr tur‘a-i Reml şiddeti mahallinde toparlayup tur‘aya dâhil olunca te’sîr-i tılısmâtdan mürd olup fellâhîn derilerin kapularına mıhlarlar. Bu tur‘ayı ubûr edüp yine cenûba 7 sâ‘at gidüp Nîl'den ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y371a–Y371b ·
metinde göster ·
eşkâldedir, ammâ gerdeni kısadır. Bu dahi sommâkî taşdandır. Cenâhların açup du …
Bu ol kadar büyük değil, ammâ gâyet şîrîn sûretli tuyûrdur. Gûyâ çölistânda münakkaş devekuşları olur, ol eşkâldedir, ammâ gerdeni kısadır. Bu dahi sommâkî taşdandır. Cenâhların açup durur. Ve bir kasırda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y427a ·
metinde göster ·
… y’et mecmû‘a mudhik maymunları vardır. Cümleden sumbe nâm bir gûne bozca maymun
olur, ol
kadar kaşmer ve mudhikdir kim her cünbüşü evzâ‘ u etv[â]rı âşub-ı mahzdır.
Ve dağlarındaki rengâreng maymunları ağacların yapraklarından külâhlar yapup başlarına geyüp birbirleri ile şaka ederler. Gûyâ benî âdem gibi tasarruf sâhibleridir. Ve dağlar içre fukarâ evleri ve tağ külbeleri gibi evleri var. Turfa-hey’et mecmû‘a mudhik maymunları vardır. Cümleden sumbe nâm bir gûne bozca maymun olur, ol kadar kaşmer ve mudhikdir kim her cünbüşü evzâ‘ u etv[â]rı âşub-ı mahzdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
… e Mısır'da Nîl kesimi olduğu mahalde Ebü'l-meccâne nâm cisr dibinden Nîl kesimi
olur, ol
cisrin altından cereyân eden Nîl cümle Kalyûb vilâyetin rey edüp andan Şarkıyye …
Suları kuyulardır, ammâ âb-ı hayâtdır. Ve bu şehir Nîl'den iki merhale yer ba‘îd çöldedir. Ammâ kaçan Nîl tuğyân etse Mısır'da Nîl kesimi olduğu mahalde Ebü'l-meccâne nâm cisr dibinden Nîl kesimi olur, ol cisrin altından cereyân eden Nîl cümle Kalyûb vilâyetin rey edüp andan Şarkıyye vilâyetin rey edüp bu şehr-i Bilbeys'i rey edüp Bilbeys'e gemiler gelüp zahîre ve metâ‘ alurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·