dayanup götürürler, kimi har-süvâr ve kimi piyâde-reftârdır, kimi çemendere süv …
Esnâf-ı şeyhü'l-arasât: Nefer 155, bunların her biri hammâm kubbesi kadar gûnâ-gûn sarıklar sarup destârların götürmeğe gerdânları tahammül edüp herbirinin destârın beşer onar âdem dayanup götürürler, kimi har-süvâr ve kimi piyâde-reftârdır, kimi çemendere süvâr olup sarığın başka bir ata yükledüp herbiri birer gûne destârıyla 157b el açup du‘â ederek ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157a–157b ·
metinde göster ·
… da birer âdemden kırk üç bin {tokuz yüz} elli âdem eder. Ammâ ba‘zı bâğda beşer
onar âdem
vardır. Bunların dükkân [ve] dezgâhları olmayup cümlesi terekecibaşı ma‘rifetiy …
Esnâf-ı bâğbân: Dörd mevleviyyet yerde cümle bâğ u bâğçe ve besâtîn aded 43950, hadîka-i ravza-i cinân, bâğ [u] bostândır kim gûyâ her biri İremezâtü'l-imâddır. Her bir bâğda birer âdemden kırk üç bin {tokuz yüz} elli âdem eder. Ammâ ba‘zı bâğda beşer onar âdem vardır. Bunların dükkân [ve] dezgâhları olmayup cümlesi terekecibaşı ma‘rifetiyle kırk bin asker-i pür-silâh ellerinde gûnâ-gûn kazmalar ve çapalar ve yabalar ve beller ve başlarında teller ve çapa taraklar ve tırmıklar ve küsküler ve aşlama destereleri ve keserler ve gûnâ-gûn bâğbânân âletleri ve niçe bin kınalı bostân dollâbları sığırların tezyîn edüp "Oha diha babam" diyüp "Allâh Allâh rahmet ver yâ Mevlâ, bereket ver yâ Mevlâ, kuvvet ver yâ Mevlâ" deyü feryâd [ü] figân edüp her bir bâğbânın ellerinde ve başlarında ucbe-likâ tâcları üzre gûnâ-gûn şükûfe ve ezhârlar ile donanup tarafeynde duran temâşâcılara şükûfe bezl ederler kim bir azîm ecnâs-ı mahlûk askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159a ·
metinde göster ·
kaldırup bir âdemin arkasına koyup ol dahi kantâra koduğu zamân kantârın mîller …
Ammâ zelehor hammâlları gedikdir ve gâyet zeber-dest tüvânâ âdemlerdir, biri fevt olsa taşra Cânbezdi nâm hammâllardan bir tüvânâsın bu merhûm zelehor gediğine korlar. Bu tâ’ife birer toklu veyâhûd birer kuzucuk ve kırkar badya boza içüp bin okka kâmil yüke girir. Zîrâ Eydincik ve Bandırma 175b ve Erdek ve Mihalıç nâm şehir iskelelerinden seklem ta‘bîr etdikleri yedişer sekizer kantâr-ı Osmânî gelir çuvalları onar âdem kaldırup bir âdemin arkasına koyup ol dahi kantâra koduğu zamân kantârın mîlleri vızır vızır öter ve yine kantârdan arkasına koyup murâd edindikleri yere götürürler ammâ iki tarafından birer zelehor hammâlları dahi ellerine yapışup imdâd ederler. Makdûr-ı beşer değil, akıl ihâta etmez kâr-ı mühlikdir. {Arkalarında çuvallar ile cümle ubûr ederler, aceb dîv kavmdir.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175a–175b ·
metinde göster ·
… h bir kîse ve bir kat libâs-ı fâhire on bir huddâmımdan gayrı her ocakdan beşer
onar âdem
koşup cümle kırk beş nefer olup paşa efendimizle ve cümle ehibbâ ile vedâlaşup …
Menzil-i karye-i Alacalar: Araz kenarında Bâyezîd kal‘ası hükmünde üç yüz evli Ermeni ve müselmân köyüdür. Bunda sâhib-i devlet efendimiz Revân Hânı elçisi Kâsım Hân'a ve Nahşıvân Hânı elçisi Takî Hân'a ve Tebrîz Hânı elçisi Seyf Alî Hân'a azîm ziyâfetler edüp muhabbetnâmeler verüp her birine ikişer çıplak küheylân atlar ve mercân u tesbîh ve tîr ü kemânlar ve niçe elvân Ceneviz ve Venedik hâreleri ihsân edüp cümle elçilere hitâben buyurdular kim "Âl-i Osmân devletinde biz sulha muğâyir iş işlemeği revâ görmeyüp Şuşik Beği Mustafa Beğin ilin vilâyetin nehb ü gâret edüp kal‘asın âhir beğe ihsân etdük kim sizin Revân hânı karındaşımız andan şikâyet etmeğile hakkından gelindi. İmdi sizler dahi sulha muğâyir iş etmeyüp Mekü kal‘asına koyduğunuz askeri çıkarup kânûn-ı sulh üzre kal‘ayı harâb idesiz ve illâ hâlâ tuğrâkeş serdâr-ı mu‘azzam deryâ-misâl asker ile Revân ve Nahşıvân diyârların nehb u gâret ederim", deyü cevâb-ı pür-savâb hitâb edince üç aded elçi ser-ber-zemîn edüp "bi-ser ü çeşm" dediklerinde her birine birer Acemâne semmûr kürkler giydirilüp Kilârcı Velî Ağa Elçi Kâsım Hân ile Revân cânibine gitdi. Alacaatlı Hasan Ağa elçi Takî Hân ile Nahşıvân'a gitdi. Hakîr dahi gümrük kâtibi olmamız hasebiyle gümrüğe tüccâr gelmesiyçün hakîre nâmeler verilüp 293a Tebrîz Hânına bir mücevher zeynli at ve yelkenden çullu küheyl at ve latîf sultânî destmâllar ve bir incü tesbih ve bir çift çârkâb tîrkeş verüp Tebrîz hânı elçisi Seyf Alî Hân'a hakîri teslîm edüp "Evliyâm size Allah emâneti olsun" deyü vasıyyetler edüp tatyîb-i hâtır ile mukayyed olup "Bu cânibde gümrüğümüze kârbânlar gönderesiz" deyü nâmeler ve ricânâmeler hâkîre teslîm olunup harc-ı râh bir kîse ve bir kat libâs-ı fâhire on bir huddâmımdan gayrı her ocakdan beşer onar âdem koşup cümle kırk beş nefer olup paşa efendimizle ve cümle ehibbâ ile vedâlaşup tevekkülen alâ cânib Revân'a [ve] Nahşıvân'a revâne olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 292b–293a ·
metinde göster ·
… lmış toplardır kim cümle toplar beşer onar yerde demir çemberlidir. Her topları
onar âdem
kaldırır ve on topu bir arabaya koyup istediği yere götürüp anda demir çemberle …
Ve ekseriyyâ kal‘aları Kanije gibi sazlık ve bataklık içinde ağaçdan kal‘alardır, lâkin her biri sedd-i İskender'dir, zîrâ bu diyâr küffârları İsfaç kralından pek havf 129a etdiklerinden kal‘aların metîn ü müstahkem ederler. Ammâ ekseriyyâ topları dişbudak ağacından ve karaağaçdan ve sarma ağacından fıçı gibi yapılmış toplardır kim cümle toplar beşer onar yerde demir çemberlidir. Her topları onar âdem kaldırır ve on topu bir arabaya koyup istediği yere götürüp anda demir çemberlerin geçirüp ağaçdan topları atmağa başlar. Ammâ her top on beşer ve yigirmişer kerre ancak atılır, ba‘zısı üç dörd kerreden ziyâde atılmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128b–129a ·
metinde göster ·
… ağaçdır, ammâ cümle yüz yetmiş aded dalları var kim bu haşeblerin de her birini
onar âdem
ancak kucaklar. Ve yüz yetmiş aded dalların her birinde olan beşer altışar âdem …
Ve bu dıraht-ı azîmin aşağıdan cüssesi yigirmi iki âdem el ele verüp kucakladık. Güc ile el ele kavuşduk. Tâ bu mertebe kalın ağaçdır, ammâ cümle yüz yetmiş aded dalları var kim bu haşeblerin de her birini onar âdem ancak kucaklar. Ve yüz yetmiş aded dalların her birinde olan beşer altışar âdem kucaklar. Dalların ve budakların hisâbın Cenâb-ı Allâh bilür. Niçe bin dalları evc-i âsumâna kad-keşân olmuşdur, ammâ mezkûr büyük dalları kırk elli âdem boyu yükseğinden sonra cânib-i etrâfına doğru doğru yayılmış yüz yetmiş nihâl-i azîmlerdir kim bu dırahtın sâye-i zıll-ı himâyesinde bârgâh-ı Âl-i Osmân kurulsa gölgesinde kalır. Tahmînen bu dırahtın sâyesinde bin sürü koyun avlağılanır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… çirüp ol örme urganların uçlarına yine kalın ipden balık ağı gibi örülmüş beşer
onar âdem
alur zenbîl-misâl şeyleri aşağı sarkıdup yukaru çekecek zahîreleri ve koyunları …
Tırhala tarafına bir sivri kaya burnu vardır. Anda zamân-ı kadîmde küffârlar âdem gevdesi kalınlığı demir kollar uzadup uçlarına tuç makaralar bağlayup câmûs ve sığır derilerin dilim dilim edüp kalın gemi palamarı ipleri gibi örmüşler. Hîn-i mahalde bu ipleri tuçdan makaralara geçirüp ol örme urganların uçlarına yine kalın ipden balık ağı gibi örülmüş beşer onar âdem alur zenbîl-misâl şeyleri aşağı sarkıdup yukaru çekecek zahîreleri ve koyunları ve sığırları ve'l-hâsıl her ne var ise postlara(?) aşağıda koyup yukaru kayanın tâ zirve-i a‘lâsındaki tuç makaraların yanlarında dollâb-ı çarh-ı musanna‘lar vardır, ol dollâbların hidmetine on aded papaslar dâ’imâ me’mûr olup dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 240b ·
metinde göster ·
Her dıraht-ı şâhdârın her birin onar âdem kucaklayamaz. Aceb sun‘-ı Hallâk-ı Lem-yezel kârı dıraht-ı azîmlerdir kim sâyelerinde olan aşren fe-aşr havz-ı azîm üzre ve zıll-ı himâyesinde olan soffalar üzre sohbet-i hâs eden âdemlere aslâ güneş te’sîr etmez, bir garîb ü acîb teferrücgâh-ı mesîregâh bâğ-ı Merâmdır kim Mora'da ve sâ’ir diyârda Zursa teferrücgâhı gâyet meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 265b ·
metinde göster ·
… -kıymet eşyâlar ile makfûl ve memhûrlu durur. Şeb [u] rûz kal‘a neferâtlarından
onar âdem
nevbet ile dîdebânlık edüp hıfz [u] hırâset ederler. Hîn-i muhâsarada ve celâlî …
Ve gerçi bu iç kal‘ada hâneler yok şöyle mu‘attal durur, ammâ yine a‘yân-ı şehrin irs ile intikâl etmiş hudûdları ve ankâ kimesnelerin mahzenleri ve gârları vardır. İçlerinde zî-kıymet eşyâlar ile makfûl ve memhûrlu durur. Şeb [u] rûz kal‘a neferâtlarından onar âdem nevbet ile dîdebânlık edüp hıfz [u] hırâset ederler. Hîn-i muhâsarada ve celâlî ve cemâlî havfinden herkes emvâl [u] erzâkların bu kal‘a kehflerinde pinhân ederler. Anıniçün dâ’imâ kapusu nigehbânlar ile mesdûd durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y15b ·
metinde göster ·
… i Nîl basar köyden köye Y 158a gitmeğe toprakdan cisirler yığmışlardır, beşer
onar âdem
kaddi sedd-i bâlâdır, kaçan Nîl taşdıkda ol sedler üstünden cemî‘i halk atları …
Ve bu Mısır memleketi ilm-i hendese üzre tarh olunmuşdur. Zîrâ kurâdan kurâya malaka ta‘bîr etdikleri iki köy mâbeyninde olan yerlerdir. Kaçan ol vâdîleri Nîl basar köyden köye Y 158a gitmeğe toprakdan cisirler yığmışlardır, beşer onar âdem kaddi sedd-i bâlâdır, kaçan Nîl taşdıkda ol sedler üstünden cemî‘i halk atları ve develeri ve çemenderleri ile ubûr ederler. Ve Nîl-i mübârek ol sedlere dek mâl-â-mâl oldukdan sonra on gün bir yeri Nîl rey edüp andan ol seddin bendin açup bir vâdîye dahi Nîl gidüp deryâ olup gayrı beled hâkini ray eder, ya‘nî suvarır. Ve ceng [ü] cidâl olmasın içün hâkim tarafından askerî âdemlerden mu‘temedün-aleyh âdemler pür-silâh olup Nîl'i köylerden köylere koyverüp rey ederler. Yohsa hâkim tarafından âdem olmasa Urbân ve fellâhîn birbirlerini katl ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y157b–Y158a ·
metinde göster ·
Ve bu Bâb-ı Ahzar'dan yine handak kenârınca şark cânibine kâmil bin yüz adım gidüp Bâbü'l-bahr'dir. Kalyon limanı cânibine nâzır iki kat âlî demir kapulardır kim bu kapuların vasî‘liği ve âlîliği bir kal‘a bâblarında yokdur, gâyet mehîb vasî‘ kapulardır. Her kanatların ale's-sabâh onar âdem gücile açarlar. Kaddi yigirmi beşer zirâ‘dır. Ve taşra kapu kemeri üzre çâr köşe beyâz mermer üzre Kûfî Y 321a hatta karîb bir hüsn-i hat ile bu târîh merkûmdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y320b–Y321a ·
metinde göster ·
… ttasıldır. Ve cümle vücûdu kırmızı sommâkî taşdandır. Ve altı ayağının herbirin
onar âdem
kucaklar kalın pâyelerdir. Ve çatal tırnakları vardır, herbiri nâhünleri rumh-ı …
Yedi başlı bir ejderhâdır kim her seri eflâke serçekmişdir, ammâ yine birbirlerine muttasıldır. Ve cümle vücûdu kırmızı sommâkî taşdandır. Ve altı ayağının herbirin onar âdem kucaklar kalın pâyelerdir. Ve çatal tırnakları vardır, herbiri nâhünleri rumh-ı sinândan nişân verir. En aşağı ağzı gâr-ı yetîmân kadar vâsi‘dir. Ve vücûdu kûh-ı yekpâredir. Ve kuyruğun kec kılup ucu zahrına muttasıl durur. Ön ayaklarından kıç ayaklarına varınca tûlü yedi yüz adımdır. Hakîrin bir gulâmı aşağı ağzından içeri girüp temâşâ edüp gâr-ı cahîm gibi cevf bir temâşâdır, deyü nakl etdi. Ammâ melik hazretleri buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y429a ·
metinde göster ·
… ammâ bi-emrillâh aslâ zarar etmez. Ve bu menzilde ileri karavul şeklinde dâ’imâ
onar âdem
giderdi. Gözümüz görürken en ileri giden âdem Y 434b atdan tekerlenüp at bizd …
Bu sahrâda Dumbiye sultânı hudûdu tamâm olup iklîm-i evvelde Habeş hudûduna dâhil olup selâmete geldik, deyü kurbânlar kesdik, ammâ ertesi iklîm-i evvel hükmü te’sîr edüp şiddet-i hârdan tepemizden pişdik, ammâ bi-emrillâh aslâ zarar etmez. Ve bu menzilde ileri karavul şeklinde dâ’imâ onar âdem giderdi. Gözümüz görürken en ileri giden âdem Y 434b atdan tekerlenüp at bizden tarafa kaçup öbür refîkleri dahi atlarının boyunlarına düşüp fi'l-hâl har har soluyarak bize geldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y434a–Y434b ·
metinde göster ·