Emîr'e düşüp niçe yüz şürefâlar dahi bile Emîr Sultân ile Rûm'a azîmet ederler. …
Ziyâret-i bahr-i vefâ ve kân-ı şifâ, rükn-i muhterem, kutb-ı muhteşem, zâhid-i zamâne, âbid-i yegane eş-Şeyh Hazret-i Şemseddîn Muhammed b. Alî ya‘nî Hazret-i Seyyid Emîr Sultân: Hüseynî nesebdir. Buhârâ'da müştak olup edâ-yı farz içün Mekke-i Mükerreme'ye, andan Medîne-i Münevvere'ye gelüp ceddi Hazret-i Resûl'ü ziyâret ederken Medîne şürefâları "Nedir bu sende sikke-i {Âl-i} Muhammedî" deyü ta‘n [u] taarruz edüp şürefâ surresin vermezler. Hemân Hazret-i Emîr eydür "Gelin ceddimiz huzûruna varup murâfa‘a-i şer‘ olalım. Kankımız ırk-ı tâhirden ise anlar hükm buyursunlar" deyü cümle şürefâ-yı Mekkiyi Hazret-i Resûl muvâcehesine götürüp hemân Seyyid Emîr "Es-selâmu aleyke yâ Ceddî" der. Hemân Ravza-i Mutahhara içinden {"Ve aleykümü's-selâm} yâ veledî, Muhammed b. Alî" deyü sadâ-yı Resûl-i Kibriyâ gelüp "Yâ veledî, Rûh ile'r-Rûm, ma‘a'l-kandîl" buyururlar. Hemân o mahalde cümle şürefâ-yı Mekke hâk-i pây-i Emîr'e düşüp niçe yüz şürefâlar dahi bile Emîr Sultân ile Rûm'a azîmet ederler. Görseler kim havâda mu‘allak bir kandîl bile menzil-be-menzil gidüp leyle-i muzlimde üzerlerine nûr gibi şu‘le verüp tâ ki şehr-i Bursa'ya dâhil olduğu gibi ol kandîl sönüp gâ’ib oldu. Emîr Sultân cümle fukarâlarına eyitti: "Ey ihvân-ı bâ-safâlar, bizim ömrümüz, kandîl bu şehrde sönüp makâmımız bu şehr olması işâretidir" buyururlar. Hemân a‘yân-ı Bursa Emîr Sultân'ın hâk-i pâyine yüz sürüp dörd kerre yüz bin âdem mürîdi oldular. Zîrâ ol nûr-ı kandîl ile azîzin Bursa'ya dâhil olduklarını her menzîlde cümle âşıkân görüp Bursa halkı dahi üç gün üç gice o kandîli temâşâ edüp ulu sultân olduğun müşâhede etdiklerinden cümle kibâr-ı Bursa Hazret-i Emîr'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukara-yı (---)(---) oldular. Bizzât Yıldırım Bâyezîd Hân rikâblarında piyâde yürüyüp bey‘at-kerdeleri olduklarından mâ‘adâ Yıldırım Bâyezîd Hân Nilüfer Hânım nâm-ı cânım olan kerîme-i afîfesin Emîr Sultân'a tezvîc edüp azîm sürûr [u] şâdmânlar oldu. Diyâr-ı Rûm'da bir velvele-ârâ-yı azîz oldu kim cihânda yegâne-i asr oldu. Hattâ Yıldırım Hân Ulu Câmi‘i binâ edüp evvel cum‘a namâzı edâ olundukdan sonra Yıldırım Hân, Emîr Sultân'a eydür "İyi câmi‘ olmadı mı sultânım", der. Emîr Sultân eydür: "Katı müzeyyen câmi‘ olmuş ammâ ortasında beş on küp katresi harâm hamr gerekdir kim gelüp giden cemâ‘atler şarâb-ı mel‘ûndan şürb edüp gideler, hemân ol eksikdir" deyince Yıldırım Bâyezîd Hân eydür: "Yâ Sultânım! Bu ibâdethânedir. Hiç ne mümkündür kim böyle câmi‘de şarâb ola" deyü cevâb eydür. Hemân Emîr Sultân eydür: "Bak a Yıldırım, bu câmi‘i sen binâ edüp içine şarâb komağı irtikâb etmeği ma‘kûl görmedin, sen ki Cenâb-ı Bârî'nin yed-i kudretiyle bir katre menîden halk etdüğü tılısım-ı ism-i a‘zam ve arş [u] kürs-i kerrûbiyyândan efdal ü eşref beytullah olasın. Husûsan benî Âdem hakkında Allah "Kalbü'l-mü’mini arşullah" diye. Sen ol arşullah içre Allah'dan havf etmeden niçe gice ve gündüz şarâb-ı habîs korsun" deyince hemân Yıldırım Hân irşâd olup şarâba tevbe eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 238a ·
metinde göster ·
… lup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i
pây-i
şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘all …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… erîflerin bûs ederler. Hemân Şehzâde İbrâhîm, Ahmed Hân'ın ve Mahmûd Efendi'nin
pây-i
pûşların bûs edince Mahmûd Efendi eydür "Meydân-ı ma‘reke bu İbrâhîm'e nazar ol …
"Âl-i Osmân'ın güzîdesi, on altıncı pâdişâh-ı azîmü'ş-şân ebbedallahu devletehu ilâ inkırâzu'd-devrân, Mekke ve Medîne ve Kuds ve Irâk-ı Arab ve Acem pâdişâhı Sultan 274b Ahmed Hân pâdişâhımızsüz. Hak Te‘âlâ vücûd-ı şerîfiniz hatâlardan hıfz edüp devâm-ı devletiniz dâ’im ola. Bizcileyin bir pespâye ve ednâ Penç Pirim'den Girid cezîresin ricâ eylemişsüz. Altı kerre yüz bin re‘âyâsıyla ve yetmiş altı pâre kal‘asıyla ve senevî yedi Mısır hazînesi hâsıl olur yedi yüz yetmiş pâre kurâsıyla ve yedi aded altun ve gümüş ve gayrı me‘âdinleriyle yedi yüz yetmiş mil ihâta eder cezîre-i Giridimiz ki hasretü'l-mülûkdur, anı size verelim" dedikde hemân Mahmûd Efendi, bu niyyete "el-Fâtiha" deyüp cümle hâs u âm ve huzzâr-ı meclis Fâtiha-yı şerîfi tilâvet edüp Girid fethi içün du‘â ve senâ olunup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. Ve nâmenin zeylinde yazmışlar kim "Bizim gibi fakîr, sizin gibi pâdişâh-ı azîmü'ş-şâna eylece mahsûldâr cezîreyi verince sizcileyin pâdişâh-ı âlî-vekârdan ricâ [ve] temennâmız oldur kim bize Arabistân iskelelerinden Akka kal‘asın ve Sayda kal‘asın ve Beyrût kal‘asın ve ma‘bed-i kadîmiz ola[n] Hazret-i Mesîh âsitânesi kal‘a-i Kuds-i şerîfi ale't-temâm hudûdlarıyla ihsân olunmak bâbında fermân pâdişâhındır. Ve illâ cezîre-i Girid'e bundan gayrı çâre yokdur kim göz göre kimse kimseye mülkin vermek, hâmile avretin vermekden eşeddir. Ve bu bizim mülkümüzü istemeden ise sizin ecdâd-ı ızâmlarınızdan berü irsiyle intikâl eden vilâyetlerinizi celâlî ve cemâlî elinden halâs etseniz dahi ma‘kûl idi, ve's-selâm" dedikde Sultân Ahmed Hân hayli müte’ellim olup bükâ-âlûd oldular. Hemân Mahmûd Efendi eydür: "Hey beğim! Ne elem çekersin, sözü verenden alan uslu gerek. İbtidâ sernâmelerinde cezîre-i Girid'i size verelim, demişler, "elsinetü'l-halk aklamu'l-Hak'dır", anlara Girid'i verelim dâiren Cenâb-ı İzzet'dir kim anların lisânından verelim lafzı sâdır olup er ve geç elbette anlar ol cezîreyi vericilerdir kim Fâtîha-i şerîf tilâvet olunup hedef-i icâbetde vâki‘ olup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. İnşâallah feth olunması mukarrerdir" deyü gayrı mükâlemeye şürû‘ etdiler. Hikmet-i Hudâ bu nâme-i küffâr dîvânda kırâ’at olunduğundan sonra sa‘âdetlü hünkâr def‘-i gam içün Hâsbâğçe içinde Çemensoffa nâm mahalde bir çetr-i mülemma‘ı, çemenzâr ve kiyâhât u nebâtât üzre kurup bâlâda tahrîr olunan musâhib ulemâ ve sulehâlar ile cân sohbetleri ederken ânî gördük, kızlarağası (---) Ağa, Harem-i bâb-ı Dârü's-sa‘âde'den berü yedi dâne şehzâde-i âzâde-i civân-bahtın önüne düşüp kızlarağası huzûr-ı padişâhîye gelüp cümle şehzâdeler pâdişâhın ve Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve sâ’ir huzzâr-ı meclisin dest-i şerîflerin bûs ederler. Hemân Şehzâde İbrâhîm, Ahmed Hân'ın ve Mahmûd Efendi'nin pây-i pûşların bûs edince Mahmûd Efendi eydür "Meydân-ı ma‘reke bu İbrâhîm'e nazar olundu" der. Sultân Ahmed eydür "Sultânım! Bu şehzâdeler kullarınızdır. Hüsn-i nazarlarınız ricâ ederiz" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 274a–274b ·
metinde göster ·
… ur Uzun Hasan Şâh üzre geldikde Hasan Şâh âkılâne hareket edüp Timur-ı bî-nûrun
pây-i
semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh ile berâber Hasan Ş …
Galat-ı meşhûr üzre elsine-i nâsda Ahıska, Ahkıska ve Ahçıska ve Akıska ve Akhısha {ve Akısha} derler. Zîrâ cânib-i erba‘asında elsîne-i muhtelife tekellüm eder benî Âdem çok olmağıla her biri bir lehce ile nâm komuşlardır ammâ Defterhâne-i pâdişâhîde "Eyâlet-i Çıldır'a mutasarrıf vezîrim fülân paşa" deyü tahrîr olunur. İbtidâ bu kal‘a-i metînin bânîsi sâhib-i eyvân, tâk-i kisrâ Enûşirvân-ı Gürcîstân'dır kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ Muhammedü'l-Mustafâ sa‘âdetle rahm-i mâderden müştakk olup bu edîm-i arza kadem basdıkda bu Enûşirvân üstâd-ı kâmil kâhin idi. "Hây! Âhir zamân Muhammedi sâhib-i hurûc bu gice zuhûr etdi" deyü bu kal‘a esâsına mübâşeret etdüğü İskender târîhinden Vilâdet-i Resûlullah'a gelince 882 sene olmuşdu kim bu kal‘a binâ olunup ol kadar imâristân oldu kim Enûşirvân her sene Bağdâd-ı behişt-âbâddan gelüp bu Ahıçka'da altı ay yaylağ faslı ederdi. Zîrâ hâlâ âb [u] hevâsı latîfdir. Andan sonra bu kal‘a üzre niçe bin mülûk tama‘a düşüp mâlik-i Ahıçka 321a oldukların biz mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak be-kavl-i târîh-i Şerefnâme, hicret-i Nebeviyye'nin sene (---) târîhinde Âl-i Emevîden Hişâm b. Abdülmelik hazretleri Şâm'dan deryâ-misâl asker ile Haleb ve Ayntâb ve Mar‘aş ve Malatıyye ve Diyârbekir ve Erzurûm kılâ‘ların feth ederek gelüp bu kal‘a-i Ahıçka'yı feth edüp ibtidâ dârü'l-mülk-i İslâm sedd-i Gürcîstân olan bu kal‘a-i Ahıçka'dır, andan asâkir-i bî-pâyân gönderüp Tiflis [u] Tomanis ve Gence ve Şirvân ve Bâbü'l-ebvâb'ı ve vilâyet-i Dağıstân'ı cümle feth edüp İslâm ile müşerref eden Emîrü'l-mü’minîn Halîfe Hişâm'dır. Andan yine dârü'l-mülkü olan Şâm-ı cennet-meşâma müteveccih oldular. Andan yine tâ’ife-i Gürcîstân istilâ etdi. Andan Azerbaycân şâhlarından Karakoyunlu Kara Yûsuf Şâh, mâlik oldu. Timur Hân sâhib-i hurûc olup Kara Yûsuf üzre geldikde Kara Yûsuf, salâbet-i Timur'a tâkat getiremeyüp Kara Yûsuf Âl-i Osmân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân'a firâr edüp ba‘dehû bu kal‘a-i Ahıçka'ya Sultân Uzun Hasan mâlik oldu. Ba‘dehû Timur Uzun Hasan Şâh üzre geldikde Hasan Şâh âkılâne hareket edüp Timur-ı bî-nûrun pây-i semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh ile berâber Hasan Şâh dahi yürüyüp Hasan Şâh'a yine vilâyet-i Azerbaycân'ı ihsân edüp nehb [u] gâret etmedi. Andan sonra devlet-i Azerbaycân Şeyh Safî evlâdlarından şâh-ı İrân-zemîn olan Şâh İsmâ‘îl destine girüp bu Ahıska'yı yaylağ edüp cemî‘î Gürcîstân tümenin kendüye mutî‘ [u] münkâd edüp asr-ı Bâyezîd Hân'da vilâyet-i Âl-i Osmân'ın dâr [u] diyârların harâb u yebâb ederek tâ Arpa Çukuru nâmıyla ma‘rûf olan Sivas'a gelince yedi eyâlet yeri kabza-i tasarrufa aldı. Ol asrda Şehzâde Selîm Hân-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimi idi. Kağan arslan gibi şâh-ı bed-fi‘âl askerinin kâhîce ardın alup tîğ-i Selîm'den geçirirdi. Cenâb-ı Bârî yârî kılup taht-ı Âl-i Osmân, Selîm Hân'a erzânî oldukda ibtidâ Niyyetü'l-gazâ! deyüp Şâh İsmâ‘îl üzre deryâ-misâl asker ile gelüp bu Çıldır sahrâsında bir ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp yüz bin kızılbaş-ı evbâş, sürhserânların serleri seyf-i Muhammedî ile tırâş olup ancak Şâh kuş cânıyla cân atup cânib-i Azerbaycân'a cân düşürüp halâs olduğu cemî‘î tevârîh-i Âl-i Osmân'da mestûrdur kim tahrîri lâzım değildir. Andan Selîm Hân bu kal‘a-i Ahıska'yı feth eyleyüp cümle Gürcîstân'ı mutî‘ [u] münkâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320b–321a ·
metinde göster ·
… ile niçe gûne lu‘bedebâzlıklar ve curcuna ve küşte-gîrlikler edüp libâsları ve
pây-i
tahtlarında olan halıçeler çâk çâk ve yüzleri pây-mâl-i hâk olup tenhâlarında b …
Ammâ beyne'l-halk gaddâr derlerdi kim paşa mağrûr u müdemmağ ve hod-bîn u hod-pesend ve gazûbdur deyü dahl [u] ta‘arruz ederlerdi. Gerçi dârât [u] azamet sâhibi olmağıla iki cânibine selâmı kalîl idi. Bu cihetden yine halk ta‘yîb edüp "Paşanın taht-ı nazarında kat‘â benî Âdem halk olunmamışdır. Bu selâma cümle el bağlayup duran ibâdullah cemâdât [u] haşerât makûlesi imiş. Eğer benî Âdem olsalar paşa dahi adam gibi selâm verirdi" deyü efvâh-ı nâsda dehhâl u ta‘ân âdemler bu gûne güft u gû ederlerdi. Ammâ Paşa-yı zî-şân halkın anladığı gibi değil idi. Halvethânesinde akrâniyle ve musâhib nedîmleriyle ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile pâ-bürehne ve ser-bürehne olup gürzbâz ve matrakbâz ve şemşîrbâzlık edüp gûnâ-gûn silâhşorluklar ile niçe gûne lu‘bedebâzlıklar ve curcuna ve küşte-gîrlikler edüp libâsları ve pây-i tahtlarında olan halıçeler çâk çâk ve yüzleri pây-mâl-i hâk olup tenhâlarında bu gûne şûh-şengüllük ederlerdi. Ammâ dîvân-ı pâdişâhîde ırz-ı vüzerâyı edâ edüp herkese rîş-hand etmeyüp her âdemin isti‘dâdına göre ri‘âyet edüp hükm-i hükûmât mahallinde mahalle münâsib halka kâh rıfk ile ve kâh mudârâ ile kâh kec-nigâh etme ve atma ve dutma ve asma ve basma ve urmak ve kesme ta‘zîri evzâ‘ların etdükde sadâsın istimâ‘ eden mücrim âdemlerin zehresi çâk ve başlarına hâk olup bir da‘vâyı ol sâ‘at kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet ederdi. Bir da‘vâyı aslâ süründürmezdi ve şâhid-i zor ile da‘vâ edeni sevindirmezdi ve da‘vâ-yı bâtılı kavl-i za‘îf ile hükm edüp mazlûmları yerindirmezdi. Zîra ilm u fazîletde deryâ-yı amîk idi. İlm-i ferâ’izde ve ilm-i fıkhda bin altmış aded mesâ’il-i şer’iyye ve Kudûrî ve Mültekâü'l-ebhûr hıfzında idi. Ve niçe ulûmlar dahi hâtır [u] yâddaşı idi. Ve akrân [u] emsâliyle dâ’ima hüsn-i zindegânî ederdi. Ammâ evâ’il-i hâllerinde biri fazîlet-i bâhire sâhibi olmak iddi‘âsında olsalar ve haddinden tecâvüz edüp yukarudan aşağı mu‘âmelesin edenleri ele alup her ne mertebede ise ana haddin bildirüp Ahfeş-i mü’ellifin keçisine bindirüp ol vaz‘-ı nâ-hemvâr ile mevsûf olan âdemi rüsvây-ı âm edüp mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337b ·
metinde göster ·
… et destine girüp âhir sene (---) târîhinde ahâlîsi ve hâkimi Selîm Şâh'ın hâk-i
pây-i
semendine yüz sürüp kal‘anın yetmiş aded miftâhıyla Süleymân Hân'a teslîm edüp …
Sebeb-i tesmiyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) Bânîsi Âl-i Abbâsiyân'dan (---)(---) binâsıdır. Niçe devlet destine girüp âhir sene (---) târîhinde ahâlîsi ve hâkimi Selîm Şâh'ın hâk-i pây-i semendine yüz sürüp kal‘anın yetmiş aded miftâhıyla Süleymân Hân'a teslîm edüp hizmet [u] istikâmetleri mukâbelesinde ahâlîsin cümle tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf u müsellem edüp mîr-i livâsına yine hâkimliğin ibkâ ve mukarrer edüp Diyârbekir eyâletinde mefrûzü'l-kadem ve maktû‘u'l-kalem olan beş aded hükûmetlerdir kim biri hükûmet-i Cezîre'dir ve biri hükûmet-i Eğil'dir ve biri hükûmet-i Palu'dur ve biri hükûmet-i Hazzo'dur ve biri dahi bu hükûmet-i Dinç'dir. Bunlara taraf-ı pâdişâhîden evâmir-i şâhî ve yarlığ-ı belîğ-i pâdişâhî gelse bu hâkimlerin elkâb ibârâtında Cenâb-me’âb deyü tahrîr olunur beş hükûmetdir. Cümleden ulusu Cezîre hükûmetidir. Andan ikincisi bu Dinç hükûmetidir. Zamân-ı kadîmde üç bin asker ile sefer eşermiş, ammâ hâlâ hâkimi Alî Beğ bin askere mâlikdir. Muş sahrâsıyla müşa‘ ma‘mûr [u] âbâdân bir hükûmetdir. Cümle ebvâb-ı mahsûlâtı beğine hâss ifrâz olunmuşdur. Eyâletinde timar ve ze‘âmet yokdur. Taraf-ı Âl-i Osmân'dan üç yüz akçe pâyesiyle bir kadı gelüp hükûmet-i şer‘-i Muhammedî edüp ber-vech-i adâlet dörd ve beş kîse tahsîl eder. Şeyhülislâmı ve nakîbi şehr-i Bitlis'dedir, zîrâ cümle ahâlîsi Ekrâd-ı Şâfi‘îlerdir. Yezîdî Ekrâdları ve Ermenîleri cümle re‘âyâdır. Sipâh kethüdâyeri ve serdârı ve dizdârı ve neferâtı yokdur. Kal‘ası hâkimi hükmünde olup âsitâne tarafından yeniçeri müstahfazânı yokdur ve ulemâ-yı Ekrâdı gâyet çokdur ve hakkâ ki şehr-i Dinc olmağıla âb [u] hevâsının letâfetinden halkı dincdir ve memâliki günçdür. Cümle a‘yânı sâhib-gencdir ve vilâyet-i vâsi‘i gülüncdir, bir koyun on akçeye, bir sığır bir rub‘a ve iki vakiyye beyâz nân-pâre bir akçeye ve bir somar buğday (---) at yemi olur on akçeye. Sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbât [u] hubûbâtlar dahi hâkezâ kıyas-ı re-mev-misâlidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 86a ·
metinde göster ·
… -ı cennet-meşâm eder. Âhir Moğol Pâdişâhı İnçul Şâh Bağdâd'dan bu Kâşân'a gelüp
pây-i
taht-ı İnçoliyân olup dahi âbâdân olur. Kavm-i Moğolî'de şâhlara İnçoliyân derl …
Ba‘dehû bu şehr-i Kâşân bu vakf-ı dünyâ içre niçe bin mülûkdan mülûka intikâl edüp kâh imâr ve kâh harâb olup sene (---) târîhinde Bağdâd Halîfesi El-Mustansır Billah üzre Moğol kavmi gelüp Bağdâd'ı kabza-i tasarrufa alup bu Kâşân'da Aka Bây nâm vezîri hâkim olup eyle imâr eder kim gûyâ Dımışk-ı Şâm-ı cennet-meşâm eder. Âhir Moğol Pâdişâhı İnçul Şâh Bağdâd'dan bu Kâşân'a gelüp pây-i taht-ı İnçoliyân olup dahi âbâdân olur. Kavm-i Moğolî'de şâhlara İnçoliyân derler ammâ cümle Moğol-ı İnçuliyân üç neferdir. Üçü de bu Kâşân'dan İnçul olup üçünü de bu Kâşân'da katl eylemişlerdir. Hâlâ hâric-i Kâşân'da bir kıbâb-ı serâmed içre medfûnlardır kim Meşhed-i İnçuliyân-ı Moğol deyü ma‘rûfdur. Ammâ niçe târîhde bu kavm-i Moğol lisânı üzre bu şehre Kışvân derler. Lisân-ı Ekrâd'da Keşân derler, lisân-ı Hindî'de Kejdimân ya‘nî akreb diyârı, lisân-ı Arab'da Kâsibân ya‘nî kâr idiciler derler. Lisân-ı Çağatay'da Keşân-bür derler. Lisân-ı Pârsîde Kâşân ve Kaşân derler. Zirâ kaf ve kâfın birbirlerine kurb-ı mahreci vardır. Ammâ niçe efvâh-ı nâsda Kâşiyân ve Kasıyân {derler}. Ammâ lûgat-i sahîhi Kâşân'dır. Zîrâ ism-i kadîmi şehr-i Kılmân'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 321b ·
metinde göster ·
… , dedi. Ve inşâallahu Ta‘âlâ mâlik-i Irâk-ı Horasân-ı Pârs olurum ki ol Isfahân
pây-i
taht-ı şâh-ı şâhân-ı İrân'dır ve ülke-i dördüncü Irâk, vilâyet-i Kıpçak'da ve d …
Ve bu hakîr Murâd Hân'ın nutk-ı dürer-bârlarından istimâ‘ etmişdim. Buyurmuşlardı kim "Bu rûy-ı Arz-ı Mukaddes'de ve hâk-i Pârs'da ve diyâr-ı Kaytak'da dörd aded diyâr-ı Irâk var. Hamd-i Hudâ arz-ı Irâk-ı Arab ki Halebü'ş-şehbâ'dır. Ceddim Fâtih-i Mısır Sultân Selîm'den berü Irâk-ı Haleb'e mâlikim ammâ şimdi elhamdülillah fâtih-i Irâk-ı Acem Bağdâd-ı behişt-âbâd olup Cum‘a hutbelerimde sâhibü'l-Irâkeyn deyü yâd olunurum, dedi. Ve inşâallahu Ta‘âlâ mâlik-i Irâk-ı Horasân-ı Pârs olurum ki ol Isfahân pây-i taht-ı şâh-ı şâhân-ı İrân'dır ve ülke-i dördüncü Irâk, vilâyet-i Kıpçak'da ve diyâr-ı Kaytak'da kûh-ı Elburz dâmeninde vâki‘ olmuş bir diyâr-ı Irâk-ı Dâdyân'dır kim cedd-i ızâmım Süleymân-ı Sânî asrında Sokollu 337b Mehemmed Paşa Irâk-ı Dâdyân'a ve vilâyet-i Gazan'a mâlik olmuşdu. Sene 986 târîhinde yine ceddim Murâd Hân-ı Sâlis vezîrlerinden Özdemirzâde Osmân Paşa Demirkapu fethine müteveccih oldukda bu Irâk-ı Dâdyân'a mâlik olmuşdur. Hâlâ Dağıstân şamhalı hükmünde harâb kalmışdır. İnşâallah ol Irâk-ı Dâdyân'ı da feth ederim." deyü dörd aded Irâk diyârlarının ta‘rîf ü tavsîfin Murâd Hân böyle nakl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 337a–337b ·
metinde göster ·
semendine bir katre âb dokunmadan ubûr eder. Hâlâ Cimcime Sultân ol mahalde med …
Andan yine Hille şehri kurbünde Cimcime nâm bir şerîf makâm vardır ki pâdişâh iken tâc u tahtı ve raht u bahtı bezl edüp bu mahalde sâkin iken Hazret-i Alî bu pâdişâhı ziyârete gelüp ilm-i ledünden yedi gün yedi gice ekl [ü] şürb etmeden cân sohbeti edüp kelimât ederler. Ba‘dehû vedâ‘ mahallinde Hazret-i Alî nehr-i (---) taht su‘âl edüp taht gösterirler. Hikmet-i Hudâ Düldül'ün pây-i semendine bir katre âb dokunmadan ubûr eder. Hâlâ Cimcime Sultân ol mahalde medfûndur, azîm ziyâretdir. Kuddise sırruhu'l-azîz. Andan Hille ile râbi‘u'l-hulefâ Hazret-i Alî mâbeyninde Hazret-i Zülkülf aleyhi's-selâm medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 347a ·
metinde göster ·
Müverrih Mıkdısî tahrîri üzre bu kal‘a-i Şehrezûl'u ibtidâ binâ eden Zor ibn Dahhâk-i Mârî'dir. Aslında Şehr-i Zor'dur. Galat-ı meşhûru Şehrezûl'dur, sahîhi Şehr-i Zor'dur. Hâk-i Irâk'da Kûfe ve Medâyin'den sonra bu Şehr-i Zor gâyet imâr olup gûyâ ravza-i cinân oldu. Ba‘dehû Âl-i Abbâsiyân asrında Hulâgû Hân bu Şehrezûr'u zor-ı bâzû-yı tüvânâsıyla harâb u yebâb etdi. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Âl-i Emeviyyûn'un Mervân-ı Hımâr'da inkırâz olduğu senede yine Zor ibn Dahhâk-i Mârî neslinden Moğol Karkük nâm bir benâm-ı merd-i hümâm ba‘zı kabâ’il-i Ekrâd ile yek-dil [ü] yek-cihet olup anların isti‘ânetiyle Şehrezûr'u müceddeden imâr edüp ismine kal‘a-i Kerkâk-i Moğol derler. Murûr-ı eyyâm ile elsine-i nâsda galat-ı meşhûr evlâ olmağile hâlâ kal‘a-i Kerkük derler ammâ kal‘a-i Kelkek ve Kelkit ve Kerkit değildir. Kelkik eyâlet-i Erzurûm'da bir nevâhînin ismidir. Ammâ bu hâk-i Irâk ile müşâ Şehrezûr'un pây-i tahtı bu kal‘a-i Kerkük'dür. Lâkin Şehrezûr-ı kadîm diyâr-ı Acem hudûdunda Merâğa şehrine karîb olup Timur Hân'dan berü harâbe [vü] garîb kalmışdır. Şehr-i Merâğa dahi Timur harâbından kalmışdır, ba‘dehû imâr olmuşdur. Şehrezûr-ı kadîm ile şehr-i Merâğa beyni altı merhale zemîn-i mahsûldârdır. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 372a ·
metinde göster ·
… -i azîm edüp Hazret-i Alî Mu‘âviye'den dilgîr olup Kûfe şehri ve Medâyin şehrin
pây-i
taht edinüp ol sene-i mübârekede bizzât Hazret-i Alî kerremallahu veche asâkir- …
Âhirü'l-emr ba‘dehû hicreti'n-Nebeviyye Hazret-i Alî nehr-i Furât kenârında Mu‘âviye ibn Ebî Süfyân ile ceng-i azîm edüp Hazret-i Alî Mu‘âviye'den dilgîr olup Kûfe şehri ve Medâyin şehrin pây-i taht edinüp ol sene-i mübârekede bizzât Hazret-i Alî kerremallahu veche asâkir-i Urbân ile bu İmâdiyye kal‘asın muhâsara edüp yedi ayda cebren ve kahren Enûşirvân oğlu Amedân destinden dest-i kahr ile feth etdiğini müverrihân-ı Arab u Acem tahrîr etmişler. Amedân Kral ibn Enûşirvân bir amûd-ı müntehâya sarılup mürd olmuş bulunduğu müverrih Mıkdısî-i Yarmenî hûb tahrîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 376b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû ârifân-ı Acem ve zarîfân-ı kavm-i Becem kesr-i elif ile ve feth-i elif ü med ile Aspehân derler ammâ niçe füsehâları kesr-i elif ve sükûn-ı sad-ı mühmele ve feth-i bâ-i muvahhid ve hâ-yı hüvvez meftûh ile ve sükûn-ı elif ve uhrâ nûn-ı sükûn ile Isfahân dediler ammâ kâ‘ide-i lisân-ı lûgat-i Acem'dir kim bâ-i muvahhideyi harf-i fâya tebdîl eylerler. Zîrâ ilm-i tecvîdde bâ harfi ve fâ harfi hurûf-ı şefevî olduğundan bâ harfin fâ yerine isti‘mâl ederler. Meselâ ferişteye perişte ve perifte dahi derler ve file pîl dahi derler. Anınçün Aspehân'a Isfahân-ı nısf-ı cihân derler. Ammâ bu gûne isim ile müsemmâ oldu ammâ yine ba‘zı tevarihlerde şehr-i Yahûd derler. Bu mezmûm isim ile müsemmâ olmuş pây-i taht-ı şâh-ı şâhân-ı İrân-zemîn olmasın içün Âl-i Kiyâniyân'dan Keygubâd Şâh bir gayrı şehir inşâ edüp ismine "Nısf-ı cihân-ı seyyâhân." dediler. Anınçün şehr-i Isfahân birbirine muttasıl iki şehirdir ammâ Isfahân-ı atîk-i şehr-i Yahûd'u ibtidâ binâ eden Tahmûres ve Cemşîd ve Zülkarneyn binâ etmişlerdir. Lâkin sonra kavm-i Yahûd mezkûr Hazret-i Hızır şehrinden varup mâl-â-mâl olduklarından şehr-i Yahûd derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407a ·
metinde göster ·
"Ma‘kûl, ma‘kûl müşâveredir. Ve bu kal‘a krallara mahsûs
pây-i
taht-ı kadîm kal‘alarıdır. Ve müşâverehâneleri ve Sarı Saltık vakfıdır. Bunu İs …
"Ma‘kûl, ma‘kûl müşâveredir. Ve bu kal‘a krallara mahsûs pây-i taht-ı kadîm kal‘alarıdır. Ve müşâverehâneleri ve Sarı Saltık vakfıdır. Bunu İslâm diyârına zamm etsek kal‘a-i Üstürgon gibi ve kal‘a-i Ustolni-Belgrad gibi herbâr küffâr-ı hâksâr gelüp sarılup 6b alır. Niçe kerre seferî derdlerin çekeriz. Câmi‘ ve mesâcid ve âsitân-ı Âl-i Osmân etmek mümkün, ammâ zaptı mümkün değildir" deyüp ferâğât edüp cemî‘i hâneleri ve kenîselerinden ve künûzlarından mâl-ı hazâyinlerin alup bir ânda böyle bir şehr-i ma‘mûr u müzeyyeni ıhrâk bi'n-nâr edüp ol kadar mâl-ı ganâ’im alındı kim vasfdan bîrûn idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 6a–6b ·
metinde göster ·
… ken cild-i (---) bu mahmiyye-i Edirne mufassal tahrîr olunmuşdur, ammâ şimdi bu
pây-i
taht-ı Âl-i Osmân olan Edirne sahrâsında sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh çetr-i …
Kal‘a-i taht-ı sânî edna'l-arz Edirne: Sene 1063 Rûmeli'nden Melek Ahmed Paşa ile İslâmbol'a giderken cild-i (---) bu mahmiyye-i Edirne mufassal tahrîr olunmuşdur, ammâ şimdi bu pây-i taht-ı Âl-i Osmân olan Edirne sahrâsında sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh çetr-i mülammâ‘ların kurup cemî‘i asâkir-i İslâm'ın umûr-dîde ihtiyârları ve iş erleri ve cümle vüzerâ ve vükelâlar serâperde-i pâdişâhîde cem‘ olup müşâvere-i azîmler 52a oldukda niçe hayr-hâh-ı devlet olan ihtiyârlar eyitdiler kim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 51b–52a ·
metinde göster ·
… arında helâk olur, değil ki benî âdem atdan yıkılup halâs ola. Ol at dahi zîr-i
pây-i
semendde ve benî âdem dahi atların ayakları altlarında herse ve ma‘cûn ve lahm- …
Bu kavim ol kavm-i sâ‘ıka-i ra‘d-vârdır kim tahmînen küffâr bir iki merhale yerlerde kalınca cemî‘i Tatar'a çapul bırakmak, ya‘nî ılgar ile gitmek fermân olundukda cümle kavm-i Tatar mukaddemâ arpaya bağlanmış ve yaranmış ve kızaklanmış ağırmak küheylân atlarına ol gün süvâr olup seğirdirler. Allâh ırağ eylesün ol mahalde bir âdem atdan tekerlense aslâ halâs mümkin değildir. Hemân ol âdem at ayakları altında pâymâl-i rimâl olup şehîd olur, zîrâ ol mahalde bu kavm-i Tatar ardlarına ve izlerine bakmak de’bleri değillerdir, zîrâ onar ve on beşer kadar atlar birbirlerinin kuyruklarına arkanlarla bağlı olup cümle atlar birbirlerin keşân ber-keşân çekerler. Eyle ana baba gününde bir at dahi yıkılsa ol at bir dahi davranmayup atların ayakları altlarında helâk olur, değil ki benî âdem atdan yıkılup halâs ola. Ol at dahi zîr-i pây-i semendde ve benî âdem dahi atların ayakları altlarında herse ve ma‘cûn ve lahm-ı acîn gibi olur Allâhümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112a ·
metinde göster ·
… im sahrâ-yı Maskov hûn-ı insân ile deryâ-yı Nîl-vâr sürh-reng olup pây-ı esb ve
pây-i
benî âdem dem-i nühûrda şinâverlik ederdi.
Hamd-i Hudâ bâd-ı zafer, Hân hazretleri cânibine esüp küffâr-ı hâksârlar dendân-ı tîğdan meydân-ı ma‘rekede kaldı. Ve mağlûb ve menkûb olup vakt-i sabâhdan tâ ba‘de'l-asra dek eyle bir ceng-i savaş-ı perhâş olmuşdur kim sahrâ-yı Maskov hûn-ı insân ile deryâ-yı Nîl-vâr sürh-reng olup pây-ı esb ve pây-i benî âdem dem-i nühûrda şinâverlik ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… bir gûne ta‘zîm ü tekrîm ve ihtirâmlar etdiler kim ta‘bîr olunmaz. Hattâ Hân'ın
pây-i
semendine iki yüz aded koy kurbân edüp fukarâlara bezl edüp sürûr [u] şâdımânla …
Hamd-i Hudâ be-dürüstî diyâr-ı İslâm'a kadem basup bize Dağıstân ümmet-i Muhammed 161b askerinden on bin aded cüyûş-ı muvahhidîn istikbâle gelüp Dağıstân Pâdişâhı Sultân Mahmûd Şemhal Şâh'dan niçe bin gûne hedâyâlar ve me’kûlât [u] meşrûbâtlar gelüp Hân'a bir gûne ta‘zîm ü tekrîm ve ihtirâmlar etdiler kim ta‘bîr olunmaz. Hattâ Hân'ın pây-i semendine iki yüz aded koy kurbân edüp fukarâlara bezl edüp sürûr [u] şâdımânlar etdiler. Bu mahalden şark tarafına,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 161a–161b ·
metinde göster ·
… ların çalarak Ulubeğ alay-ı azametle geldikde atından piyâde olup iki pâdişâhın
pây-i
semendlerine yüz sürüp yine karaçubuk atına bilâ-rikâb süvâr olup iki pâdişâhı …
Andan bu tertîb ile şehr-i Enderey'e girecek mahalde şehr-i Enderey hânı Ulubeğ Hân dahi karşudan azîm leşker ile iki pâdişâhın istikbâline çıkdıkda ol dahi yigirmi bin cebeli ve cevşenli ve kübeli ve zırh ü zereh-külâhlı ve serpenâhlı ve Dağıstân'ın kerevke nâm zırh ve tuğulkalarına müstağrak olmuş piyâde tüfeng-endâzlar ve niçe bin piyâde kemendârlar ve gûnâ-gûn âlât-ı silâhlar ile mülebbes küheylân es-sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlara süvâr olmuş ve niçe bin aded alaca karaçubuk(?) atlarına binmiş askerle bezenüp Ulubeğ Hân'ın ensesinde nefîr ü sûrnây ve kös-i hâkânî ve kerrenây-ı Efrâsiyâbî ve dühül-ü İskenderî ve tabl [u] kudûm (---) ların çalarak Ulubeğ alay-ı azametle geldikde atından piyâde olup iki pâdişâhın pây-i semendlerine yüz sürüp yine karaçubuk atına bilâ-rikâb süvâr olup iki pâdişâhı selâmlayup anlar yine talî‘a-i asker olup cümle leşker saf saf ve mevc ü mevc alay ile şehr-i Enderey'e dâhil olup ziyâfet-i azîmler oldu. Ve bizim Hân hazretlerine bir sarây-ı azîm döşenüp zevk u safâya meşgûl olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 163b ·
metinde göster ·
… nkarkız ve Danimarka vilâyetlerine ve Alman deryâsı kenârında Filimenk kralının
pây-i
tahtı olan Amıstırdam vilâyetlerine ve niçe yüz pâre şehirlerine ve yedi krallı …
Hattâ bu hakîr-i pür-taksîr sene 1074 târîhinde Raba suyu inhizâmından sonra Nemse çâsârı kralına varup andan pasaporta nâm hatlar alup Bahr-i Muhît kenârında Lonçat şehrine ve Donkarkız ve Danimarka vilâyetlerine ve Alman deryâsı kenârında Filimenk kralının pây-i tahtı olan Amıstırdam vilâyetlerine ve niçe yüz pâre şehirlerine ve yedi krallık vilâyetlerine gidüp seyâhat ederken ol sene bu cengde gâ’ib olan Fransa kralı şehzâdesine hakîr râst geldikde buluşup elimde olan Nemse çâsârın hattını görüp vâfir hazz edüp yetmiş gün kendü ile ve banları ve hatmanları ve hersekleriyle üns [ü] ülfet etdiğimiz mahallerde elli bin aded asker ile Dış Fransa vilâyetine giderdi. Bî-hadd ü bî-pâyân asker-i deryâ-misâle mâlik olup bir nev-cüvân kralzâde-i cihân pençe-i âfitâb-ı devr-i zamân idi. Meğer eceli sahrâ-yı bî-amân Kandiye-i dâr-ı kızıl kanda dest-i Âl-i Osmân'da müstağrak-ı hûn olup nâ-bedîd oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 298b ·
metinde göster ·
Ve bunda olan amûd-ı müntehâlar ve ibret-nümâ mîller ve havz u şâzrevân fevvâreler ve selsebîller ve niçe yüz âsâr-ı kâr-ı köhne tılsımâtlar var kim bir diyârda deyyâr misilleri yokdur. Meğer Bahr-i Muhît kenârında Yenidünyâ iskelesi olan Lonçat şehrinde böyle âsâr-ı azîmeler ola. Ve ol kadar vüs‘at üzre kal‘adır kim içinde iki pâre bâğlar ve bâğçeler ve niçe bin evler ve niçe kerre yüz bin dölüm tarlalı ve müşebbek bostânlı kal‘a-i azîmdir. Meğer Ikrît kralın lodos rûzgârından harâb olan pây-i taht-ı kadîmi bu şehr-i azîm imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 322a ·
metinde göster ·
Körfez dahi derler. Evvel ve âhır Venedik krallarının bir cây-ı emân
pây-i
tahtgâhı gibi bir kal‘a-i sedd-i sedîdidir, ammâ sene 943 târîhinde Süleymân Hâ …
Körfez dahi derler. Evvel ve âhır Venedik krallarının bir cây-ı emân pây-i tahtgâhı gibi bir kal‘a-i sedd-i sedîdidir, ammâ sene 943 târîhinde Süleymân Hân elinden gazâl kurtulur gibi bu kal‘a halâs olaldan berü eyle metîn ü müstahkem bir kal‘a-i üstüvâr etmişlerdir kim vâkı‘asında bu kal‘ayı görenlerin dudakları uçuklar. Ol zamândan berü Venedik küffârı Ungurus kralına du‘â ederler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 351b ·
metinde göster ·
serdâr edüp niçe kelimâtdan sonra hemân Piyale Paşa,
Sebeb-i feth-i Sakız: Ciniviz küffârı Âl-i Osmân ile sûret-i Y 55b zâhirde dost idi. Ammâ nihânîce âyende ve revende tüccâr ve huccâc ve züvvâr gemilerin alup ibâdullâhı esîr-i bend-i zencîr etdikleri pâdişâh-ı Cem-cenâbın mesmû‘-ı hümâyûnları olup cezîre-i Sakız'ın fethini Piyale Paşa'ya emr edüp ol dahi üç yüz pâre kadırga ile her sene rûy-i bahrde her sene sayd [u] şikâre gezdiği minvâl üzre gezerek düşmanlara istimâlet hâb-ı hargûş vererek bir gün mu‘tâd-ı kadîmesi üzre cezîre-i Sakız'ın on sekiz mîl cânib-i şarkîsi mukâbilinde mukaddemâ evsâfı tahrîr olunan kal‘a-i Hoşâbâd ya‘nî Çeşme kal‘ası limanında üç yüz pâre bâdbân ile lenger-endâht olup yatdı. Beri Sakız'dan küffâr donanma-i hümâyûnun mu‘tâdları üzre gelüp yatdıkların görünce Sakız'dan cemî‘i a‘yân-ı kefere ve fecere ve balyoz kralzâdelerin eşbehleri firkate firkate hedâyâların leb-ber-leb edüp cümle keferenin sâhib-i kelâmları de’b-i bâtılları üzre Piyale Paşa'ya gelüp başdardada bulşup cemî‘i hedâyâların arz edüp gûnâ-gûn arz-ı hulûslar edüp ser-ber-zemîn ser-fürû‘ ederek bûs-ı Q 29aP 29a pâ-yi serdâr edüp niçe kelimâtdan sonra hemân Piyale Paşa,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y55a–Y55b ·
metinde göster ·
… kapusu var. İçinde kubbe-i kadem-i Hazret-i Îsâ. Seng-i hârâya te’sîr etmiş dü
pây-i
şerîfleridir. Bu kal‘a içre bu kubbeden gayri binâ yokdur. Kal‘a dahi gâyet küç …
Ve bu Tûr-ı Zeytâ'nın tâ zirve-i a‘lâsında kal‘a-i Tûr. Garba nâzır bir kapusu var. İçinde kubbe-i kadem-i Hazret-i Îsâ. Seng-i hârâya te’sîr etmiş dü pây-i şerîfleridir. Bu kal‘a içre bu kubbeden gayri binâ yokdur. Kal‘a dahi gâyet küçükdür, cirmi yüz elli adımdır. Ve bu kal‘anın şarkında mezâristân içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y218b ·
metinde göster ·
… gibi cesed-i şerîfleri gömülüp re’s-i şerîfleri ve mübârek kitifleri ve mübârek
pây-i
şerîfleri taşa te’sîr edüp hâlâ nümâyândır. Ve kaddi hakîrin şibriyle beş karış …
Makâm-ı Hazret-i Îsâ: Âlem-i tufûliyyetde mübârek vücûd-ı şerîfi konduğu bir beyâz mermer-i hâmdır. Mübârek arkası üzre yatduğı gibi cesed-i şerîfleri gömülüp re’s-i şerîfleri ve mübârek kitifleri ve mübârek pây-i şerîfleri taşa te’sîr edüp hâlâ nümâyândır. Ve kaddi hakîrin şibriyle beş karışdır. Zîrâ dahi âlem-i mehdde iken bu seng-i beyâz üzre komuşlar. Hâlâ mübârek ser-i sa‘âdetlerinin çukuruna iki vukıyye gülâb doldurup cemî‘i züvvâr yüzlerine sürerler. Ve bu çukurun etrâfı zer-ender-zer murassa‘ ile tezyîn olmuşdur. Ve bu mahalde on iki kanâdîller var kim herbiri birer Rûm harâcı değer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y226b ·
metinde göster ·
… zî-sa‘âdetler, ma‘lûm ola kim bu âsitânede ne kadar Resûl-i Hudâ medfûnlar ise
pây-i
şerîfleri hâlâ kıblemize doğrudur. Ser-i sa‘âdetleri Kudüs'e müteveccihdir. Zîr …
Bu mahalde harem-i şerîfde olan ziyâretler tamâm oldu. Ammâ ihvân-ı zî-sa‘âdetler, ma‘lûm ola kim bu âsitânede ne kadar Resûl-i Hudâ medfûnlar ise pây-i şerîfleri hâlâ kıblemize doğrudur. Ser-i sa‘âdetleri Kudüs'e müteveccihdir. Zîrâ anların zamân-ı sa‘âdetlerinde Kudüs-i şerîf kıble idi. Hâlâ Kudüs ise kıblemizin şimâline vâki‘ olmuşdur. Anıniçün ser-i sa‘âdetleri Kudüs'e müteveccihdir. Hâlâ bu asrımız kavmi defn olunduğu gibi başları garba, pâları şarkadır. Bunlar kıbleye müteveccih oldukları gibi değildir. Ammâ bu harem içre aslâ şecer mecer makûlesi olmayup haremin cânib-i şarkîsinde bir beyâz seng-i azîm vardır. Anın altında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y230b ·
metinde göster ·
Pây-i sa‘âdetleri cânibinde müvâce[he]-i şerîflerine varup cümlemiz âdâb üzre oturup hakîrin Sûre-i Nebe’'de kalmış Q 99b bir hatm-i şerîfi tamâm edüp savâbın rûh-ı şerîflerine hibe eyleyüp şefâ‘atlerin ricâ eyleyüp taşra câmi‘e varup ibâdet etdik. Ve ol gece anda mihmân olup ahâlî-i karye elli tavuk ve bir koyun ve beş hımâr yükü nîlgûn taşlar getirdiler. P 99b Hakîr dücâcların ve ganemin bahâların verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y234a ·
metinde göster ·
semendine yüzler sürdüler. Ve Selîm Hân ol meştâyı şâm-ı amber-fâmda edüp şâm'ı …
Sene 921 târîhinde dahi dest-i Çerâkes-i nâkes-i bîkesden Selîm şâh-ı Evvel Mısır fethine giderken Melik Senyal salâbet-i pâdişâhîye tâkat getiremeyüp Hayre Bay vâsıtasıyla şâm-ı şerîfi Selîm Hân'a teslîm edüp cemî‘i a‘yân-ı şâm Arapça deyü pây-i semendine yüzler sürdüler. Ve Selîm Hân ol meştâyı şâm-ı amber-fâmda edüp şâm'ı (---) Paşa'ya ve mevleviyyetin (---) Efendi'ye ihsân edüp eyâletin tahrîr etdi. Ve yigirmi bin asker koyup bir iç kal‘a inşâ olunmasın fermân edüp gitdiler. Mısır fethine müteveccih oldular. Hamd-i Hudâ ilâ hâze'l-ân bir eyâlet-i vezâretdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y240a ·
metinde göster ·
Andan yine câmi‘ içinden adımlayup Hazret-i Risâlet'in
pây-i
şerîfleri ucundan ve Bâb-ı Cibrîl'den ve şeyhü'l-haremler soffasından ve Bâb-ı …
Andan yine câmi‘ içinden adımlayup Hazret-i Risâlet'in pây-i şerîfleri ucundan ve Bâb-ı Cibrîl'den ve şeyhü'l-haremler soffasından ve Bâb-ı şifâ'yı ubûr edüp yine haremin iç yüzünden tâ yağ mahzenleri önüne varınca yüz yetmiş adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y281b ·
metinde göster ·
şerîfleri şebekesi önünde P 118b bir pençere dahi vardır. Tarîk-ı âma nâzırdı …
Ve bir pençere dahi Hazret-i Risâlet'in pây-i şerîfleri şebekesi önünde P 118b bir pençere dahi vardır. Tarîk-ı âma nâzırdır. Bu dahi pirinç kafesli revzendir. Bu câmi‘de bu iki pençereden gayri yokdur. Gûyâ cânib-i erba‘ası bir mahfûz kal‘adır. Hakkâ ki kal‘a içinde kal‘adan metîn bir kal‘a-i gevher-nigîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y283a ·
metinde göster ·
… le pûşîde sandûkada âsûdeler imiş. Ve yine bu cibinlik içinde Hazret'in mübârek
pây-i
sa‘âdetleri sağında bir yeşil Ka‘be örtüsü ile pûşîde sandûka içinde Hazret-i Ö …
Ve Hazret-i Ebâ Bekir dahi ol cibinliğin içinde hazretin mübârek uylukları sağında ol berâberlikde siyâh Ka‘be örtüsü ile pûşîde sandûkada âsûdeler imiş. Ve yine bu cibinlik içinde Hazret'in mübârek pây-i sa‘âdetleri sağında bir yeşil Ka‘be örtüsü ile pûşîde sandûka içinde Hazret-i Ömer ibnü'l-Hattâb âsûdedirler. Bu kubbe-i âlîde bunlardan gayri kimesne medfûn değildir. Hazret-i Fâtıma bu kubbeden hâric sâhasında medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y291b ·
metinde göster ·
… sıra bin beş yüz tüfeng-endâz yeniçeriyân-ı şâm-ı cennet-cihân askeri dahi her
pâyi
biner guruş bahâ eder Arabî feresler üzre süvâr olup ubûr etdiler.
İbtidâ şâm'ın erbâb-ı tîmârı zü'l-cenâheyn gök demire müstağrak olup küheylân ve sâfinâtü'l-ciyâd neslinden Mu‘nek ve Cilfe ve Tureyfî ve Seylâvî ve Musâfaha ve Cilfidân ve Mahmûdî hussânları üzre zer-ender-zere müstağrak altı pâre yancık ve bahrî hotaz ve zerdûz dikdik ve abâyîli küheylân hayller üzre ellerinde on yedişer boğum kantâr kargı sırıklar ile gürûh gürûh ubûr edüp ardları sıra bin beş yüz tüfeng-endâz yeniçeriyân-ı şâm-ı cennet-cihân askeri dahi her pâyi biner guruş bahâ eder Arabî feresler üzre süvâr olup ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y311b ·
metinde göster ·
… m Halîlullâh: Bu makâma geldikde eğer mümkin ise içeri girüp sandûkayı bûs edüp
pây-i
şerîfleri çukurundaki gülâb ile yüzün gasl ede ve eğer girmek mümkin değil ise …
Ziyâret-i makâm-ı İbrâhîm Halîlullâh: Bu makâma geldikde eğer mümkin ise içeri girüp sandûkayı bûs edüp pây-i şerîfleri çukurundaki gülâb ile yüzün gasl ede ve eğer girmek mümkin değil ise bu kubbenin etrâfında şebekelerin bir cânibinde Ka‘be-i şerîfe yönelüp iki rek‘at kazâ yâhûd nâfile namâz kılup bu du‘âyı tilâvet ede:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y316a ·
metinde göster ·
… râ Hazret-i Risâlet-penâh bu direklerin olduğu mahalden tavâf etdikleri mahalde
pây-i
şerîflerinin alâmeti üzre bu amûdlar inşâ olunmuşdur.
Ve bu tuç direklerin Minber-i Resûl dibinden tâ şâfi‘î makâmı önünden ubûr edüp tâ âb-ı Zemzem köşesine gelince Ka‘be-i şerîfi ihâta etmişdir, Ka‘be-i şerîf bu direklerin ortasında kalmışdır. Cümle huccâc-ı müslimîn bu tuç direkler içinde tavâf ederler. Hudûd-ı tavâfdır. P 143b Bu direklerden taşra tavâf olunmaz, zîrâ Hazret-i Risâlet-penâh bu direklerin olduğu mahalden tavâf etdikleri mahalde pây-i şerîflerinin alâmeti üzre bu amûdlar inşâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y345a ·
metinde göster ·
… etde iken arz üzre hâk-âlûd olup hâb-ı nâzdan bîdâr oldukda debelenerek mübârek
pây-i
şerîflerinin ökçesiyle zemîni urdukda bi-emrillâh iki uyûn zâhir olup İsmâ‘îl'i …
Hazret-i İbrâhîm'in oğlu İsmâ‘îli âlem-i sabâvetde mehdde iken vâlidesi Hacer Ana İsmâ‘îl'i yere bırağup kendü işine meşgûl oldukda Hazret-i İsmâ‘îl bükâ edüp nem-i dîdeleri zemîne düşdükde nemden yem-misâl ayneyn eşkinden iki uyûn zâhir olup kavm-i Benî Cürhüm lisân-ı İbrîde bu uyûnlara Zemzem dediler. Ammâ kavl-i kavî oldur kim kaçan Hazret-i İsmâ‘îl âlem-i sabâvetde iken arz üzre hâk-âlûd olup hâb-ı nâzdan bîdâr oldukda debelenerek mübârek pây-i şerîflerinin ökçesiyle zemîni urdukda bi-emrillâh iki uyûn zâhir olup İsmâ‘îl'i gark mertebesinde etdükde İsmâ‘îl feryâd [u] figâna âheng eder. Derhâl Hacer Ana bükâ-yı İsmâ‘îl'i istimâ‘ edince Safâ ve Merve mâbeyninde sa‘y ederek gelüp görse kim İsmâ‘îl gark-ı âb oluyor. Bire meded cânım pâresi sana n'oldu, deyüp İsmâ‘îl'i dirâgûş edüp âb-ı Zemzem'in zâhir olduğuna bin bin hamd edüp ibtidâ Hacer Ana nûş edüp elhamdülillâh yerine lisân-ı İbrîce Zemzem deyüp du‘â etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y347a ·
metinde göster ·
… ibinde bir dollâb içre çâr-kûşe bir sandûkada Hazret-i Risâlet-penâh'ın mübârek
pây-i
şerîfleri bir kara taşa te’sîr edüp kademeyn-i mübârekeyni çukurunda leb-ber-le …
Makâm-ı (---) ya‘nî Kademü'n-Nebî: Çâr-kûşe bir dîvâr üzre bir beyâz kubbe-i âlîdir. Kurşum ile pûşîde değildir, beyâz kireç ile mestûrdur. Bu kubbe içre bir mihrâb-ı muhtasar vardır. Anın sol cânibinde bir dollâb içre çâr-kûşe bir sandûkada Hazret-i Risâlet-penâh'ın mübârek pây-i şerîfleri bir kara taşa te’sîr edüp kademeyn-i mübârekeyni çukurunda leb-ber-leb gülâb-ı Resûl'dür. Cümle huccâc yüzlerine sürüp münevverü'l-vech olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y348b ·
metinde göster ·