… atı ḳudrulmaḳ-lıġ tüş-te bular-nı üçün adı ködrülmiş üç maḫakalp bışurunup altı
paramid-lar-ta
tükel-lig bolup buyan -lı bilge bilig-li yėvig tizig-ler-ke ulatı üzülünçü-te b …
küsemiş üçün kim ornadıp turġurġalı tüz -ün yol-ta ulatı ḳudrulmaḳ-lıġ tüş-te bular-nı üçün adı ködrülmiş üç maḫakalp bışurunup altı paramid-lar-ta tükel-lig bolup buyan -lı bilge bilig-li yėvig tizig-ler-ke ulatı üzülünçü-te bulu yrlıḳamış üçün üzeliksiz tuymaḳ-ıġ.
… m ıyd-i nasârâ günleri ve her bâzâr günleri İslâmbol kal‘ası dîvârların kırmızı
parankona
çuka ile mestûr etdirüp bizzât kendüsi alay-ı azîm ile Leka-yı bed-likâ gibi sa …
Bu Kostantîn dahi cümle pâdişâhları kendüye mutî‘ [ü] münkâd edüp Îrân [ve] Tûrân ve Hind(ler)istân pâdişâhları kendüye bâc [u] harâç verüp ekâlîm-i seb‘ayı kabza-i tasarrufa alup cihângîr olmağa sehl kalmışdı. Ammâ müddet-i medîd ömrü İslâmbol'u amâr etmeğile güzer etdi. Ve zamân-ı hayâtında Kızıl yumurta günleri ve Meryem Ana günleri ve İsvet Nikola ve Kâsım ve Hızır-ilyâs ve Avusdos ve haçların suya bırakdıkları günler ve Kara Koncoloz günleri ve bu makûle bed-nâm ıyd-i nasârâ günleri ve her bâzâr günleri İslâmbol kal‘ası dîvârların kırmızı parankona çuka ile mestûr etdirüp bizzât kendüsi alay-ı azîm ile Leka-yı bed-likâ gibi sakalına incü dizüp başına tâc-ı İskender-i Keyâniyânı geyüp İslâmbol'u seyr [ü] temâşâ edüp deverân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 15b ·
metinde göster ·
… dâna getirüp âdemin biri şeyhin ardında pinhân olup halâs olur. Birisini arslan
paralayup
tenâvül eder. Yine Gülâbî Ağa su’âl eder.
"Refîk, mukayyed olma demedim mi?" deyü cevâb eder. Hemân yine karşu tarafdan iki âdem zâhir olup bunları bir arslan kovarak meydâna getirüp âdemin biri şeyhin ardında pinhân olup halâs olur. Birisini arslan paralayup tenâvül eder. Yine Gülâbî Ağa su’âl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
… s üzre kafesî destâr ve eyinlerine burnus ve demir-koparan ve kapod ve gûnâ-gûn
parankona
dolamalar ve bellerinde çatal pala bıçaklar ve ayaklarında tomaklar ve ba‘zılar …
Der-vasf-ı ahâlî-i şehr-i Kâsımpaşa: Bu şehr-i azîmin halkı üç fırkadır. Bir sınıfı askerî tâ’ifesidir kim kapudanlar ve azebistân vardiyanlar ve resenbâz keştîbân dayılardır. Cümle Cezâyirli esbâbı geyüp kırmızı fes üzre kafesî destâr ve eyinlerine burnus ve demir-koparan ve kapod ve gûnâ-gûn parankona dolamalar ve bellerinde çatal pala bıçaklar ve ayaklarında tomaklar ve ba‘zılar baldırı çıplak serenbâz, cündebâz cünûd-ı gâzîyândır. Bu askerin cümlesi (---) güzîde askerdir. Kânûn-ı Süleymânî üzre senevî mevâcib-i kâmilleri üç bin yetmiş kîse mâldır. Tershâne dîvânında kapudan paşa huzûrunda her üç ayda bir mevâcib alırlar güzîde askerlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 127a ·
metinde göster ·
bütün alırız" 165a deyüp huzûr-ı padîşâhîde top u tüfeng atarak bir ceng-i az …
"Ey mola, ya mola" sadâsı evc-i âsumâne peyveste olarak ve her bir galyoncuklarda mahbûb pençe-i âfitâblar zer-ender-zere müstağrak muçolar gemilerde dayılara hidmet edüp her dayıların ellerinde câmlar ile ayş [u] işret edüp her gemide gûnâ-gûn sâz [u] söz fasılları ve cümle gemilerin direkleri ve küreklerin cevâhire gark edüp dîbâ ve şîb [u] zerbâf bâdbânlar edüp ve ibrîşim çarmıhlar ve direk başlarında ikişer üçer mahbûblar "Ala vere" diyüp silisre çalarak cemî‘i keştîbân dayılar âlât-ı silâha müstağrak olup sekiz bin pür-silâh dalyan Cezâyir tüfengli Berberîçe kırmızı fesli dayılar ve kışlakcı ve yelkenci ve dülekci ve çördekçi ve ablici ve kazlıcı ve istinkacı ve gomanacı ve komanyacı nâm niçe bin müdebbir dayılar hükm [ü] hükûmât ederek "tiramola, orsa ve poca ve duna foga" diyerek niçe bin ıstılâh-ı keştîbân ile Allâh deyüp ubûr ederek alayköşkü dibine vardıkları mahalde gûyâ beş on pâre kâfir gemisine râst gelüp birbirlerine sarmaşup Freng gemileri "ki parlar" deyüp müselmânlar "Paralamazız bütün alırız" 165a deyüp huzûr-ı padîşâhîde top u tüfeng atarak bir ceng-i azîm ederler kim gûyâ ceng-i deryâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164b–165a ·
metinde göster ·
çuka ve kumâş: Dükkân 45, neferât 180, pîrleri Ebü'l-hüdâ ibn Yâsîn'dir. Enes i …
Esnâf-ı paracıyân-ı çuka ve kumâş: Dükkân 45, neferât 180, pîrleri Ebü'l-hüdâ ibn Yâsîn'dir. Enes ibn Mâlik'e mâlik olup anın telâmîzinden oldu. Ebü'l-hüdâ'nın kabri Bağdâd Cevâzir'indedir. Bunlar dahi seyishâneler üzre dükkânların gûnâ-gûn akmişe ve çuka pâreleriyle zeyn edüp geçerler. Bunlar dahi cümle Midillici Urumlardır ammâ mün‘imlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 192b ·
metinde göster ·
tâcirân: Dükkân 10, neferât 15, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---) bunlar Me …
Esnâf-ı paracıyân-ı tâcirân: Dükkân 10, neferât 15, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---) bunlar Mercân çârşûsunda gön ve meşin ve sahtiyân parçacıkları fürûht eder fukarâlardır. Bunlar dahi alayda giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194b ·
metinde göster ·
… di kim benim aklım başımdan gitdi, zîrâ birkaç zamân mukaddem Haydar Kethüdâ'yı
paraladıkları
gün bu Nûruddehr ol mahalde dal hançer olup kaç kişiye ve Haydar Kethüdâ'ya niç …
Nûruddehr eydir: "Ey hazînedâr Seyf Alî katı ahmaksın. şimdi bu ma‘cûn meblâksız nice yenir, ver şu belindeki hançerin" deyüp Seyf Alî'nin belinden hançeri {Nûruddehr} eline alup bir elinde hokka ve bir elinde hançer-i zü'l-fecâm ile hammâm içre Rüstemâne bir gûne kağan arslan gibi reftâr etdi kim benim aklım başımdan gitdi, zîrâ birkaç zamân mukaddem Haydar Kethüdâ'yı paraladıkları gün bu Nûruddehr ol mahalde dal hançer olup kaç kişiye ve Haydar Kethüdâ'ya niçe hançer-i sertîz-i zü'l-feccâmlar kadadı men bilirem. Ol günü hâtırıma getirüp hammâmda hançerle Nûruddehr'i görünce aklım gitdi. {Zîrâ cümlemiz hammâmda uryân Nûruddehr'in elinde hançer-i tîğ-i berrân} hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12b ·
metinde göster ·
… birkaç el kumbarası atup hayli kâfiri mürd edüp bir dahi atarken kumbara elinde
paralanup
kendisi dahi şehîd olup bu hâl üzre {mezkûr} kapu önünde üç sâ‘at ceng-i azîm e …
"Bire bizim sarıca gâzîleri yok mu?" deyü hakîr feryâd edince der-akab elli aded şahbâz nâmdâr tüfengli yiğitler gelüp gördüler kim kapunun içerdeki semerkandîlerinden bir aralık peydâ olmuş. Hemân ol aralıkdan elli aded tüfeng bir ağızdan atılınca kapu önünde cisir üzre yığılup çalışan küffârların yetmiş sekseni ser-nigûn olup tekerlekleri bakıyye-i küffâr bırağup firâr etdiklerinde bedenler üzre sâ’ir gâzîler kâfirlere kurşumlar 59a urup kapu aralığından gâzîler taşra çıkup derhâl cisri zincirler ile bağlayup yine makaralar ile kapu kullelerinden çeküp kapu cisrin kal‘a kapusuna siper eylediler. Ve tarfetü'l-ayn içre derûn-ı hisârda avrat ve oğlan üşüp kapu arasına taş ve toprak doldurup kapuyu sedd edüp emîn oldular, {lâkin sonra} bu kapu mahalli arası cenginde Yûsuf Kethüdâ'nın bir gulâmı mecrûh ve biri kurşum ile urulup şehîd oldu ve yukaru dendân bedenden Alî Hoca nâm bir sulehâ-yı be-nâm benim yanımda kâfire beden üzre birkaç el kumbarası atup hayli kâfiri mürd edüp bir dahi atarken kumbara elinde paralanup kendisi dahi şehîd olup bu hâl üzre {mezkûr} kapu önünde üç sâ‘at ceng-i azîm ederken yine Özü {nehri} kenârını küffâr hâlî bulup ol taraflar kayıklarına yakın olmağile kayıkların direklerin nerdübân edüp kal‘a bedenlerine urûc edüp Yassı Kulle nâm bir kulleye haçlı bayraklar diküp milk etdim zann edüp sâ’ir guzât ile köpek cengi ederken ahâlî-i kal‘aya telâş verüp hemân Özü beği ve Karkılı Halîl Ağa ve Yûsuf Kethüdâ bir sâ‘at kulle üzre ceng-i azîmde iken anı gördük: Mukaddemâ handak kenârında yatan Nigebolı ve Vidin ve Silisre alaybeğileri ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârları "Bu ceng dörd gündür mümted oldu. Âhir n'olsa gerek. Her çi bâdâ-bâd" deyüp üç bin mikdârı güzîde asker Özü {nehri} burnundaki Küçük Hasan Paşa kal‘asından berü dal uryân kılıç olup kal‘a-i Özü altında meterislerde olan Kazak-ı Ak üzre bir baş at bırağup Allâh Allâh deyü sâtûr-ı Muhammedî ururken hemân bizimle kulle üzre ceng edüp metânet etdim diyen kâfirlerin cümle bakıyyetü's-seyfi kendüleri kal‘adan aşağı perrân atup kimi pâre pâre ve kimi mecrûh-ı pür-yara olup bu kerre aşağı meterislerde basılan küffârlar savlet-i guzât-ı müslimîne tâkat getiremeyüp meterislerinden çıkınca kal‘adan bunlara kurşumları guzât-ı müslimîn bârân-ı la‘net gibi üzerlerine yağdırup kal‘adan toplar râyegân gezen küme küme kâfirlere atılup balyemezler ve şâhî toplar demir zincirler ile ve safra taşlarıyla sıklanmış topların darbından niçe bin küffâr helc ü melc olup Silisre ve Nigebolı gâzîleri mâl-ı ganâ’imle ve kelle ve diri esîrler ile muğtenim olup anlar bize feryâd ederler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b–59a ·
metinde göster ·
… ılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle
paraladılar
kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine b …
Der-fasl-ı sayd [u] şikâr: Zirinoğlu kâmil yedi sâ‘at bizim serhadlerimiz tarafında olan zikri sebkat eden kırıntıların iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar ve ormanlar içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorna'dan re‘âyâlara âdemler gitmiş. Âdem deryâsı bir hay huy sayha-i azîm ile âdem deryâsı gelmede ve toplara ârâm olmayup atılmada, ammâ cemî‘i dağların vahşî canavârları sürü sürü gelüp Kırıntı nâm mahalde yığılup cân bâzârına düşmede, ammâ azamet-i Hudâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve karaca ve tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk katırlarına benzer. Ve bir gûne kırmızı yünlü ayu geldi kim her biri Bağdâd aslanına {benzer} mehîb, mefret ve azulu hınzîrları hımârdan büyük ve yaban keçisi ve yaban koyunu sığır kadar ve gele gele ol kadar tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve tavşan geldi kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i topdan mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "Bire vurun" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içine girüp kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ile ayu beş yüz mikdârı kefereleri helâk etdiler. "Bire vardı" ve "Bire geldi" derken gerüden dağlar içre gere gere getirdikleri katrânlı Firengî ipden seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp be-dürüstî kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle paraladılar kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine budağ birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar urup depelerdi. Mehîb ve mefret Alman ayıları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b–163a ·
metinde göster ·
… -ı kal‘a-kûplar yerinde kalup cümlesin kal‘a-i Sibin'e korlar. Hâlâ kırmızı bir
parankona
çukalar ile mestûr altun-misâl toplar idiği cümle manzûrumuz olmuşdur.
Hemân derûn-ı hisârdan bir gece yetmiş bin asker-i kefere ve Mehemmed Paşa'dan dahi bu kadar asker-i İslâm kal‘adan çıkup vakt-i şâfi‘îde Rakofçi la‘în-i bî-dîn üzre şeb-hûn edüp bir koldan Barçay Kral ve bir koldan Mehemmed Paşa Rakofçi askerin basup kıra kıra kemân-ı iktidârın yasup ve cemî‘i mâlların ganîmet edüp Rakofçi la‘în ancak yetmiş atlıyla cân ve baş halâsına düşüp firâr etdi. Ve Sibin kâfirleri esîr almayup Mehemmed Paşa askeri üç bin aded esîr ve bu kadar mâl-ı ganâ’imler ile sîr olup bu kadar cebehâne ile yetmiş aded balyemez ve düşmana amân u zamân vermez top-ı kal‘a-kûplar yerinde kalup cümlesin kal‘a-i Sibin'e korlar. Hâlâ kırmızı bir parankona çukalar ile mestûr altun-misâl toplar idiği cümle manzûrumuz olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30a ·
metinde göster ·
Demirci burnu: Karadeniz kenârında bir sivri burundur. Bunda dahi gemiler
paralanup
helâk olurlar. Anda bir ma‘mûr kefere-i Rûm köy[ü] vardır. Gark olan gemilerden …
Demirci burnu: Karadeniz kenârında bir sivri burundur. Bunda dahi gemiler paralanup helâk olurlar. Anda bir ma‘mûr kefere-i Rûm köy[ü] vardır. Gark olan gemilerden çıkan ümmet-i Muhammed'i bu kefereler şehîd ederler. Andan yine cânib-i garba gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50a ·
metinde göster ·
… mayup ol top dumanında ber-hevâ çıkdıkda derhâl beyâz kuğu gibi kal‘ayı kırmızı
parankona
çukaya geydirüp biz bu temâşâları ve bizim alaya karşu çıkan kara şapkalı deryâ …
Hamd-i Hudâ bizim atlar top sadâsın seferlerde işide işide alışup bizleri yere urmayup aslâ alay tertîbimiz bozmayup ol top dumanında ber-hevâ çıkdıkda derhâl beyâz kuğu gibi kal‘ayı kırmızı parankona çukaya geydirüp biz bu temâşâları ve bizim alaya karşu çıkan kara şapkalı deryâ-misâl küffârı seyr ederek kal‘anın bir kapusundan girüp Varoş kapusundan çıkup Tuna kenârında meks olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 48b ·
metinde göster ·