… n dibinde kaplı olan bakırın câ-be-câ yerlerinde delikler vardır, andan bir kaç
parmak
toprak yalasa bi-emrillâh istifrâğ edüp halâs olur. Gâyet mücerrebdir.
Hâsiyyet-i Terlerdirek: Bir âdem sudâ‘a mübtelâ olup bu amûdun arakından başına dürtse bi-emrillâh şifâ bulur. Hâssa-i dîğer, bir âdem zahîre mübtelâ olup yüreğinden kan gitse Terlerdirek terinden yalasa bi-emrillâh halâs olur. Hâssa-i sâlis, bir âdemi rub‘ ısıtması dutsa Terlerdireğin dibinde kaplı olan bakırın câ-be-câ yerlerinde delikler vardır, andan bir kaç parmak toprak yalasa bi-emrillâh istifrâğ edüp halâs olur. Gâyet mücerrebdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38b ·
metinde göster ·
… ümüşü sâfî su olur. Ba‘dehu altunun alup ana su altunu derler, balmûmu gibi iki
parmak
mâbeyninde ezilir bir gûne za‘ferân sarısı altundur.
Bu tâ’ifeler dahi cümle Yahûdîlerdir. Kârları oldur kim bir gümüşde altun olsa yâhûd bakırda ve kurşumda gümüş yâhûd altun olsa ekseriyyâ kâr-ı kadîmlerde kalan altun mutallâ olup altunun rende ile kazırken gümüş dahi böyle kazılur, bu gûne gümüşleri altundan, altunları gümüşden ayırmak için iri şîşeler içre gümüşü pâre pâre koyup ibtidâ nerm âteş ile şîşeyi âteş üzre koyup içine tîz-âbı te’ennî ile dökerek kaynayup altunu dâne-i haşhâş-misâl şîşe dibinde kalup gümüşü sâfî su olur. Ba‘dehu altunun alup ana su altunu derler, balmûmu gibi iki parmak mâbeyninde ezilir bir gûne za‘ferân sarısı altundur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187a ·
metinde göster ·
… ne körüklerin rîhları isâbet edüp çaldıkda her sâzın yine deliklerine güderiden
parmak
gibi şeyler deliklere basup usûl ile sadâ verir. Ammâ bu cümle üç yüz sâzların …
{Der ta‘rîf-i sâz-ı erganûn:} Bu erganûn 300 aded rûzgâr düdüğü sâzlardır. Her deyrde birer mü’ezzin mahâfilleri üzre mezkûr sâzlar zeyn olup iki aded körükleri câmûs derilerindendir, her körüğü onar ruhbân çeküp bir körük enüp bir körük kalkup rûzgârları birer san‘at ile bu zeyn olan sâzların çarhlarına dokunup çalar. Ve ağızla çalınacak sâzlara yine körüklerin rîhları isâbet edüp çaldıkda her sâzın yine deliklerine güderiden parmak gibi şeyler deliklere basup usûl ile sadâ verir. Ammâ bu cümle üç yüz sâzların muharriki körüklerin rûzgârları ve zenbereke ve çarhlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 203a ·
metinde göster ·
yiyince bakkâl kadının yüzüne karşu edebde part par[t] kavarazânlık edüp on bir …
"Hayır bir latîf bal verdim" deyüp baldan bir parmak yiyince bakkâl kadının yüzüne karşu edebde part par[t] kavarazânlık edüp on bir kişi mahkeme içre zartazenlik eylediklerin bu Çıkrıkcızâde Süleymân taklîd etdikde âdemin gülmeden hayâtı gidüp memât kıyıları nümâyân olurdu. Sâ’ir taklîdleri dahi ana göre idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
… rler. Bir acîbü'l-heykel, dâbbetü'l-arz-misâl kazan başlı ve tobra taçlı ve iki
parmak
enli kaşlı ve omuzlarında birer âdem karâr edecek kadar vâsi‘ ketefli ve sînesi …
{Evsâf-ı kavm-i kabîle-i Kaytak} Ve bu diyârda Kaytak kavmi derler, yigirmi bin kadar kavmdir kim Dağıstân hududundadır. Ba‘zı zamân Aras şehrine ve ba‘zı zamân Şekî şehrine gelüp bâzârlık ederler. Bir acîbü'l-heykel, dâbbetü'l-arz-misâl kazan başlı ve tobra taçlı ve iki parmak enli kaşlı ve omuzlarında birer âdem karâr edecek kadar vâsi‘ ketefli ve sînesi vâsi‘ ve beli ince ve uylukları semîn ve tabanları yassı ve gözleri 311b müdevver ve ahmerü'l-levn vech-i münevver kişilerdir. Ammâ Şâfi‘iyyü'l-mezheb geçinirler cüssedâr âdemlerdir. Kaçan Aras ve Şekî kal‘ası bâzârlarına gelseler cümlesi piyâde sahrâya inüp Şekî arabalarına süvâr olurlar. Zîrâ lahm u şahm sâhibi olduklarından anları at ve katır götürmeğe tahammül edemediklerinden arabalara ve mefret câmûslara eğer urup câmûslara süvâr olup başlarında hammâm kubbesi kadar destârlarıyla Kırım kadısı gibi şavârıp-tırâş ve zekan-dırâz olup iki cânibine muhteşemâne selâm vererek ubûr etdiklerinde gûyâ bir sürü kavm-i Deccâl ubûr eder. Bir acîb ve garîb acebe-likâ oğuz tâ’ifelerdir. Cümle Gîlân ve Şirvân ve Şamâkî halkının masharalarıdır. Gâyet Oğuz kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 311a–311b ·
metinde göster ·
… aşına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki
parmak
enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve ku …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
… im, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm,
parmak
kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
… ânı merdâne-vâr tavkâne (?) bile doğdu bürâderi nâhun-dırâz olur. Ya‘nî kırmızî
parmak
bürâder evren-misâl olup soludukça büyük olur.
Ve merdâneler nûş etse vecd-i hallât-ı merdânı merdâne-vâr tavkâne (?) bile doğdu bürâderi nâhun-dırâz olur. Ya‘nî kırmızî parmak bürâder evren-misâl olup soludukça büyük olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 6a ·
metinde göster ·
… urâd edindikde "püf" demeğe dem nefesi tutulup ancak bir sedd-i ramakı kaldıkda
parmak
kaldırup İslâm ile müşerref olanın biri Murâd Hân-ı Râbî‘ asrında türbedâr idi, …
Bir kaç kerre Yahûdî tâ’îfesi tebdîl-i câme olup çerâğ-ı münevverin söndürmek murâd edindikde "püf" demeğe dem nefesi tutulup ancak bir sedd-i ramakı kaldıkda parmak kaldırup İslâm ile müşerref olanın biri Murâd Hân-ı Râbî‘ asrında türbedâr idi, deyü şehâdet etdiler. Hâlâ ol kandili ser-i sa‘âdetleri tarafında huddâmları 170b yağ koyup âsitâne-i Baba'yı münevver eder. Niçe kerre dühn-i kûsfend komağı ferâmûş edüp niçe günler yine çerâğı rûşen olur, bir âsitâne-i deyr-i azîmde medfûndur. Gerçi tekye-i Bektâşiyân'dır ammâ evkâfı za‘îf olmağıla dervîşânı azdır ammâ nezerâtları çok gelir. Ve cânib-i erba‘asında bâğ u besâtînleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 170a–170b ·
metinde göster ·
… di. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer buçuk karış ancak var, üçer
parmak
mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı ma‘rifet idecek yer yok, âlet …
Diğer pesendîde-i ma‘rifet-i pehlivânî: Yine huddâmları def [u] kudüme el urup pehlivân meydân-ı muhabbetde deverân [u] seyerân ve lu‘bedebâzlık ve perendebâzlık ederken cilbendinden bir çekiş ve iki mismâr enseri çıkarup eydür: "Ey hanım! Eğer izn-i şerîfin olur, bu seksen arşın kaddi âlî olan dîvârın yüzünden ta sütûha çıkayım" deyü izin taleb etdikde Hân eydür: "Destûr der, Hudâ âsân getire" deyüp dîvârın dibine varup hayır du‘â edüp eli yetişdiği yerde dîvâra enserinin birisin kakup çekici yine beline sokup ya Allah deyüp perende ile enserinin üstüne çıkup oturdu ve hayli ma‘rifetler icrâ etdi. Andan bu mismâr üstünden dîvâra yapışarak ayak üzre kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup kaddinde anı dahi iki taş mâbeynine kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr ol mismâr üzre karâr edüp anda dahi niçe gûne lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer buçuk karış ancak var, üçer parmak mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı ma‘rifet idecek yer yok, âlet yok. Anı gördük, yukarıdaki mismardan yılan gibi süzülüp baş aşağı olup aşağıdaki mismâra berk yapışup yukaruda kalan mismâra ayağının üsteki mesh olacak yerlerin ve ayaklarının parmakların devirüp çengel edüp aşağı mismardan ellerin boş koyup baş aşağı ayağı üstünden asılup ser-nigûn niçe fünûnlar gösterirken belinden çekicin çıkarup ayağı üstünden asılmış iken aşağı mismârı çekiç ile ura ura çıkarup yine yukaru mismâra süzüldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b–233a ·
metinde göster ·
getirüp İslâm ile müşerref olup ricâl-ı gaybın fermânlarıyla bu İslâm ile müşer …
Hemân bu tâ’ife-i Ermenîler cümle parmak getirüp İslâm ile müşerref olup ricâl-ı gaybın fermânlarıyla bu İslâm ile müşerref olan âdemler ricâl-ı gaybın haymeleriyle bu Ercîş zemîninde kalup imârına sebeb olup Erceyş'den galat Ercîş derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 244b ·
metinde göster ·
… t; üç karışdır. Ve bir karış; yigirmi arpa kaddidir ve çuka arşını üç karış iki
parmak
enlidir. Ve mi‘mâr arşını bir zirâ‘-ı hayyâtî ve bir sülüs ziyâdedir ve zirâ‘-ı …
Evvelâ hisâb-ı kez; yedi yüz kırk sekiz bin sekiz yüz dirhemdir. Ve sak; altmış iki bin dört yüz dirhemdir. Ve nakin; on iki bin dörd yüz seksen dirhemdir. Ve nakiz; on iki bin sakdır. Mekul bin beş yüz 325a altmış dirhemdir. Sâ‘; bin kırk dirhemdir. Mud; beş yüz yigirmi dirhemdir. Menn; iki yüz altmış dirhemdir. Ratl; yüz otuz dirhemdir. İstâd; altı yüz dirhemdir. Dirhem; otuz üç arpa ağırıdır. Miskâl; yüz arpa ağırıdır. Kırat; beş arpa ağırıdır. Dânk; (---)(---). Fersah; on iki bin adımdır. Mil; dörd bin adımdır. Bir adım dörd ayakdır ve bir ayak-ı meyân uç uca yigirmi iki arpa kaddidir. Ve bir zirâ‘-ı hayyât; üç karışdır. Ve bir karış; yigirmi arpa kaddidir ve çuka arşını üç karış iki parmak enlidir. Ve mi‘mâr arşını bir zirâ‘-ı hayyâtî ve bir sülüs ziyâdedir ve zirâ‘-ı Mekkî, Hazret-i Zübeyr Mekke'yi ta‘mîr etdikde zirâ‘-ı Mekkî dedüğü bir çubuk zirâ‘-ı hayyâtîdir. (---)(---)(---)(---). Bu hisâb-ı kitâblardan mâ‘adâ bu şehr-i Sâve halkı ilm-i arkâmda gûyâ Feyzullah-ı Hindî'dir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 324b–325a ·
metinde göster ·
… â-yı sâliham oldur kim, vâkı‘amda çömelüp âbdest alırken edebde ardıma biri bir
parmak
urunca hemân sıçrayup gördüm ki birkaç pösdeki kürkü geymiş Kazaklar hemân gaza …
Ve mine'l-acâ’ib rüyâ-yı sâliha-ı Melek Ahmed Paşa: Bismillâh deyüp, "Evliyâ rüyâ-yı sâliham oldur kim, vâkı‘amda çömelüp âbdest alırken edebde ardıma biri bir parmak urunca hemân sıçrayup gördüm ki birkaç pösdeki kürkü geymiş Kazaklar hemân gazab-âlûd olup elimde misvâk ile birkaçının başların yarup kanlarından sen ve bizim Rıdvân Halîfe ve birkaç ağavâtlarımız kanları yalayup içdiniz ve Çerkez Alî ve Arpa Emîni Mustafâ Ağa ve Kürd Haydar ve Elvend Ağalar dahi sizin Urus kanların içdiğinizi görüp anlar dahi kanlarından yalayup cümleniz kanları tükürdünüz" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29a ·
metinde göster ·
… bûs etdikde hemân cerrâh-ı cellâd paşanın ensesine bî-pâk u bî-pervâ geçüp beş
parmak
mikdârı ensesinin solundan bir yaka açdı kim Allâhu Te‘âlâ a‘lemdir, benim yanı …
Efendi gelüp, eydir: "Alî Efendi, tîz sadrıa‘zama ve dârü's-sa‘âde ağasına ve Kaya Sultân'a ve Kapu Kethüdâsı Zühdü Efendi'ye sıhhatde olduğumuz mektûbların yazup Evliyâ'ma altı menzil bârgîrleri emri yaz" dedikde ale'l-acele mektûblar yazılup hakîr dahi pür-silâh âmâde oldukda anı gördüm, cerrâh-ı cellâd gelüp âlât-ı bisâtın paşanın yanına koyup paşa dahi tahrîr olunan mektûblar ile hakîre harc-ı râh üç yüz altun verüp dest bûs etdikde hemân cerrâh-ı cellâd paşanın ensesine bî-pâk u bî-pervâ geçüp beş parmak mikdârı ensesinin solundan bir yaka açdı kim Allâhu Te‘âlâ a‘lemdir, benim yanımda üç yek merdî kâse dolusu leş gibi kokar sarı cerâhat cereyân edüp parça parça çürük etler çıkınca hemân Paşa, Elhamdülillâh deyüp gözün açup "Mankalya şehri fukarâlarına on kîse bezl olunsun" deyü fermân edince, hemân hakîr dest bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 33a ·
metinde göster ·
… rdârımız Kalga Sultân'a üç yüz tevâbi‘ [ü] levâhık ehl [ü] ıyâliyle gelüp hakîr
parmak
kaldırdup cümlesin İslâm ile müşerref eylediğimiz bu hakîre mâl-ı ganâ’imden az …
Ve el vilâyet-i Eflâk harâb u yebâb ve halkı esîr-i kebâb ve evleri türâb olup cümle emvâl [ü] erzâkları pâymâl-ı rimâl olup işleri tamâm olunca hikmet-i Hudâ on günden sonra nehr-i Tuna'nın buzu sökülüp buz pâreleri hırmen hırmen cereyâna başladı, ammâ bu mahalde Eflâk'ın bir mün‘im boyarı bizim serdârımız Kalga Sultân'a üç yüz tevâbi‘ [ü] levâhık ehl [ü] ıyâliyle gelüp hakîr parmak kaldırdup cümlesin İslâm ile müşerref eylediğimiz bu hakîre mâl-ı ganâ’imden azîz izzetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 104a ·
metinde göster ·
… ıkları üzre Hazret-i Ebâbekir'in şehâdet parmağı, ki ana lisân-ı Arab'da sebâbe
parmak
derler, anın tırnağı boğumu yok idi, radıyallâhu anh.
Ammâ Ali paşa-yı vezîr-i dilîr gâyet dil-nüvâz ve müdebbir ve mubsır ve halûk u halîm ve selîm ü havsala sâhibi sâhib-i tedbîr bir vezîr-i mesîr idi ve bizzât Hazret-i Ebâbekiri's-Sıddîk'in ırk-ı tâhirinden olup Silivri'de câmi‘leri ve hayrât [u] hasenâtları olan Selîm Hân-ı Evvel vezîri Kara P[î]rî Paşa evlâdı evlâdıdır kim nesl-i Ebâbekir'in sağ elinde salavât parmaklarının bir boğumları yokdur, ırk-ı tâhir-i Ebâbekir olduklarına ol alâmet şâhiddir, zîrâ cemî‘i siyer kitâblarında yazdıkları üzre Hazret-i Ebâbekir'in şehâdet parmağı, ki ana lisân-ı Arab'da sebâbe parmak derler, anın tırnağı boğumu yok idi, radıyallâhu anh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26a ·
metinde göster ·
Bu kerre asker-i İslâmın gark-ı âb olduğun gördüler. Cümle küffâr
parmak
ısırup güldiler ve su kenârına çıkup halâs olan askeri 22a görüp kurşumla uru …
Bu kerre asker-i İslâmın gark-ı âb olduğun gördüler. Cümle küffâr parmak ısırup güldiler ve su kenârına çıkup halâs olan askeri 22a görüp kurşumla urup yıkdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21b–22a ·
metinde göster ·
… i yâhûd Mora batlıcanı kadar büyük kırmızı burunlu ve burnunun deliklerine üçer
parmak
sığar vâsi‘ burnu deliklerinin içinden otuz yaşında yiğidin bıyığı kılları gibi …
Evvelâ Nemse çâsârı inpirator kralın ismi (---) ve babası (---) dır. Henüz yigirmi ikisine bâliğ olup sene (---) târîhinde Ungurus kralı olmuşdur, ammâ Cenâb-ı Bârî bunu gerçi insân deyü halk etmişdir, ammâ orta boylu ince miyânlu ol kadar mülahham ve mücessem değil ve ol kadar kadîd-i mahz dahi değil bir fedâyî kad sakalsız gulâmdır, ammâ evvelâ başı bi-emrillâh Mevlevî külâhı gibi yâhûd bal kabağı gibi surâhî kellesi var ve alnı tahta gibi yassı ve kaşları kalın siyâh kaş, ammâ mâbeyni gâyet açık olup ügü kuşları gözü gibi müdevver aları gözlü ve kirpikleri uzun siyâh kirpikler ve yüzü Hacı Tilki(?) gibi uzun çehreli ve kulakları oğlancıklar pabucu kadar büyük kulaklı ve burnu bir koruk kadar kırık yarım akçe tahtası gibi yâhûd Mora batlıcanı kadar büyük kırmızı burunlu ve burnunun deliklerine üçer parmak sığar vâsi‘ burnu deliklerinin içinden otuz yaşında yiğidin bıyığı kılları gibi burnu deliklerinden bıyıkları çıkup dudağı bıyığına karışmış karış morış olmuş siyâh fos bıyığı var kim tâ kulaklarına varmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66b ·
metinde göster ·
… ân eder: Cümle ok ve yay ve mızrak taşırlar. Okları Çîn ü Fağfûr hadengleridir,
parmak
kalınlığı oklardır ve demrenleri el ayası kadardır. Ve demrenin dâ’imâ seng-i f …
Âlât-ı silâhların beyân eder: Cümle ok ve yay ve mızrak taşırlar. Okları Çîn ü Fağfûr hadengleridir, parmak kalınlığı oklardır ve demrenleri el ayası kadardır. Ve demrenin dâ’imâ seng-i ferah nâm bir taş ile bileyüp demreni ustura gibi eder, ammâ oku gâyet 177a yakından atar, zîrâ okları uzağa sürmez. Ammâ tîrkeşinde yâ beş yâ altı kadar okları vardır, ziyâde değildir, zîrâ demrenleri pek ağır demirdir. Ve yayları kol kalınlığı Hıtâ ve Hoten yaylarıdır. Ammâ kılıçları nâdirdir. Lâkin elbette ellerinden mızrakları mukarrerdir. Gâyetü'l-gâye mahâretleri sünü iledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176b–177a ·
metinde göster ·
Bu dahi garîb temâşâdır deyüp Alî Dede'nin tâbût-ı şerîfin bu kadar bin guzât
parmak
üzre götürüp Kara Şehîdlik mahalde mukaddemâ defn etdiğimiz Yeşil Kol Sultân il …
Bu dahi garîb temâşâdır deyüp Alî Dede'nin tâbût-ı şerîfin bu kadar bin guzât parmak üzre götürüp Kara Şehîdlik mahalde mukaddemâ defn etdiğimiz Yeşil Kol Sultân ile bizim şehîd olan Hindî Baba Mansûr'un yanında defn edüp kabr-i şerîfi üzre niçe bin fukarâlar Yâsîn-i Şerîf tilâvet edüp niçe yüz fukarâlar meşhedi üzre kırk gün kırk gece kalup hatm-i şerîfler tilâvet ederlerdi. Rahmetullâhi aleyh, rûhlarıyçün el-fâtiha.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304a ·
metinde göster ·
… Pilili Ahmed Ağa'nın ve Sıyâmîzâde bâğının cem üzümü ve âb-ı cân üzümü ve kaba
parmak
ve razakı üzümü bir diyârda yokdur.
ve yedi gûne incîri ve âbdâr şeftâlûsu ve yigirmi gûne üzümü olur. Husûsâ Pilili Ahmed Ağa'nın ve Sıyâmîzâde bâğının cem üzümü ve âb-ı cân üzümü ve kaba parmak ve razakı üzümü bir diyârda yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y107a ·
metinde göster ·
… su ve garba nâzır Kör Sovuk kapusu ve Hazret-i Mevlânâ vâlidesi türbesi dibinde
Parmak
kapu ve cenûba Toplar kapusu ve kıbleye İmâret kapusu ve cenûba Emîr Ahmed kapu …
Ve bu şehr-i azîmi ihâta eden taşra bârû kal‘ası üçüncü katıdır. Çepçevirme yedi bin adım kal‘a-i kebîrdir. Ve cümle yüz kırk kulledir. Ve cümle tokuz kapudur. Evvelâ Paşa câmi‘i kurbunda kıbleye nâzır Emildenli(?) kapusu ve şarka nâzır Seki Çeşmesi kapusu ve yine şarka nâzır Şâm kapusu ve garba nâzır Kör Sovuk kapusu ve Hazret-i Mevlânâ vâlidesi türbesi dibinde Parmak kapu ve cenûba Toplar kapusu ve kıbleye İmâret kapusu ve cenûba Emîr Ahmed kapusu ve kıbleye Tekye kapusu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y145a ·
metinde göster ·
… huzûr-ı kalb ile ibâdet edeler. Ammâ ne mümkün yine dîvâr ile Sahra mâbeyninde
parmak
girir ve ba‘zı yerine el girir aralıkdır.
Andan aşağı bir vâsi‘ meydândır. Ve ibâdetgâh-ı erbâb-ı züvvârândır. Ammâ bu Sahra-i şerîfin mu‘allâk durduğundan ziyârete gelen ehl-i züvvâr görüp havf [u] haşyet çekmesin içün ve niçe hâmile hâtûn bu gâra girüp Sahra-i şerîfi mu‘allâk görünce, âh deyüp havfinden niçe kerre vaz‘-ı haml etmiş hâtûnlar vâki‘ olmuşdur. Ol ecilden halîfe-i selefin biri Sahra altına bir ince dîvâr çekmişler kim halk havfden berî olup huzûr-ı kalb ile ibâdet edeler. Ammâ ne mümkün yine dîvâr ile Sahra mâbeyninde parmak girir ve ba‘zı yerine el girir aralıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y214a ·
metinde göster ·
Derhâl kol kalınlığı olup ol yılan şişdi. Ammâ aslında baş
parmak
kalınlığı idi. Bir hoş kesilmemek ile başından zehir vücûduna te’sîr edüp şişdi …
Derhâl kol kalınlığı olup ol yılan şişdi. Ammâ aslında baş parmak kalınlığı idi. Bir hoş kesilmemek ile başından zehir vücûduna te’sîr edüp şişdi. Anıniçün hekîmbaşı feryâd edüp atdırdı. Ve tomruk ile ol sâtûru dahi atup gayrı tomruğ u sâtûr getirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y122b ·
metinde göster ·
… ddâmları ve şeyhleri (ve) bir yere gelüp bir tabak kâğıza sarı za‘ferân ile kaç
parmak
taşdığın tahrîr ederler. Ol hat budur:
Sene (---) târîhinde Şeyh Sâdât Mağrib'den Mısır'a gelüp münzevî iken hikmet-i Hudâ Nîl bir sene taşmayup kaht [u] galâ olup ahâlî-i Mısır muztarib olup Sâdât'dan du‘â ricâ etdiklerinde bir kerre el açup du‘â edince bir yıldan berü gelmeyen Nîl eyle gelüp vefâ eder kim hâlâ ol ândan berü Nîl ol günlerde gelüp vefâ eder. Ve ol mahalde Sultân (---) Sâdât'a ziyâfet edüp Mısır'ın nısfın ana temlîk eder. Anıniçün hâlâ Sâdât evlâdları bu mahalle gelüp du‘â edüp ziyâfet anıniçündür. Hakkâ ki ulu nesildir, sellemek yâ Ebü'n-nahsîs(?). Tarîk-ı Vefâ-yı (---) Ümmü'l-kıyâs şeyhleri ve üç yüz nefer Reddâd oğulları cümle Ümmü'l-kıyâs'da sâkin olurlar. Ve her gece Nîl-i mübârek ne kadar taşdı ise P 210a cümle Ümmü'l-kıyâs huddâmları ve şeyhleri (ve) bir yere gelüp bir tabak kâğıza sarı za‘ferân ile kaç parmak taşdığın tahrîr ederler. Ol hat budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y146a ·
metinde göster ·
… -kıyâs şeyhi, mikyâs havuzu içre otuz arşın âlî bir amûd-ı müntehâ vardır, anda
parmak
parmak kertikler vardır, ana nazar edüp her sabâh birer hüccet yazup ibtidâ paş …
Ve Nîl-i mübârek ne mertebe taşdığı neden ma‘lûmdur denilirse Y 146b Ümmü'l-kıyâs şeyhi, mikyâs havuzu içre otuz arşın âlî bir amûd-ı müntehâ vardır, anda parmak parmak kertikler vardır, ana nazar edüp her sabâh birer hüccet yazup ibtidâ paşaya bir ihtiyâr gidüp paşanın tâ haremine girir, ana kapu baca yokdur, her ne mahalde olursa girüp;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y146a–Y146b ·
metinde göster ·
… şeyhi, mikyâs havuzu içre otuz arşın âlî bir amûd-ı müntehâ vardır, anda parmak
parmak
kertikler vardır, ana nazar edüp her sabâh birer hüccet yazup ibtidâ paşaya bir …
Ve Nîl-i mübârek ne mertebe taşdığı neden ma‘lûmdur denilirse Y 146b Ümmü'l-kıyâs şeyhi, mikyâs havuzu içre otuz arşın âlî bir amûd-ı müntehâ vardır, anda parmak parmak kertikler vardır, ana nazar edüp her sabâh birer hüccet yazup ibtidâ paşaya bir ihtiyâr gidüp paşanın tâ haremine girir, ana kapu baca yokdur, her ne mahalde olursa girüp;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y146a–Y146b ·
metinde göster ·
… e sellemeke'llâh, câ’e'n-Nîlü'l-mübârek hâze'l-leyle bi-emrillâhi ta‘âlâ, vâhid
parmak
ve isneyn parmak (---) bir arşındır, ba‘dehu bir arşın bir parmak" deyü nidâ ed …
"Es-selâmü aleyküm yâ vekîle's-sultâni'l-vâlî hafizakallâh ve sellemeke'llâh, câ’e'n-Nîlü'l-mübârek hâze'l-leyle bi-emrillâhi ta‘âlâ, vâhid parmak ve isneyn parmak (---) bir arşındır, ba‘dehu bir arşın bir parmak" deyü nidâ ederek bir altun hâliyesin alup kâmil seksen dörd gün bu üslûb üzre paşaya i‘lâm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y146b ·
metinde göster ·
… câ’e'n-Nîlü'l-mübârek hâze'l-leyle bi-emrillâhi ta‘âlâ, vâhid parmak ve isneyn
parmak
(---) bir arşındır, ba‘dehu bir arşın bir parmak" deyü nidâ ederek bir altun hâ …
"Es-selâmü aleyküm yâ vekîle's-sultâni'l-vâlî hafizakallâh ve sellemeke'llâh, câ’e'n-Nîlü'l-mübârek hâze'l-leyle bi-emrillâhi ta‘âlâ, vâhid parmak ve isneyn parmak (---) bir arşındır, ba‘dehu bir arşın bir parmak" deyü nidâ ederek bir altun hâliyesin alup kâmil seksen dörd gün bu üslûb üzre paşaya i‘lâm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y146b ·
metinde göster ·
… ta‘âlâ, vâhid parmak ve isneyn parmak (---) bir arşındır, ba‘dehu bir arşın bir
parmak
" deyü nidâ ederek bir altun hâliyesin alup kâmil seksen dörd gün bu üslûb üzre …
"Es-selâmü aleyküm yâ vekîle's-sultâni'l-vâlî hafizakallâh ve sellemeke'llâh, câ’e'n-Nîlü'l-mübârek hâze'l-leyle bi-emrillâhi ta‘âlâ, vâhid parmak ve isneyn parmak (---) bir arşındır, ba‘dehu bir arşın bir parmak" deyü nidâ ederek bir altun hâliyesin alup kâmil seksen dörd gün bu üslûb üzre paşaya i‘lâm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y146b ·
metinde göster ·
ve iki arşın üç parmak", her ne kadar olduysa her gün meserret haberlerin Mısır …
"Bi-emrillâh câe'n-Nîlü'l-mübârek bir arşın altı parmak ve iki arşın üç parmak", her ne kadar olduysa her gün meserret haberlerin Mısır içine böyle teblîğ ederler. Herkesin isti‘dâdına göre ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y146b ·
metinde göster ·
"Bi-emrillâh câe'n-Nîlü'l-mübârek bir arşın altı parmak ve iki arşın üç
parmak
", her ne kadar olduysa her gün meserret haberlerin Mısır içine böyle teblîğ ede …
"Bi-emrillâh câe'n-Nîlü'l-mübârek bir arşın altı parmak ve iki arşın üç parmak", her ne kadar olduysa her gün meserret haberlerin Mısır içine böyle teblîğ ederler. Herkesin isti‘dâdına göre ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y146b ·
metinde göster ·
Ve bu havuzun tâ ortasında şeşhâne bir beyâz mermer amûd-ı müntehâ var. Kaddi kâmil yigirmi beş arşındır. Bu amûd bir cânibe meyl etmeyüp karârdâde olsun içün havuzun bir tarafından bir tarafına bir haşeb cisir komuşlardır, ol haşeb amûd üzre basmışdır ve amûd anınla kâyimdir. Musannıfînin isteve'l-mâu ve'l-haşebe dedüği bu haşebdir. Ve mezkûr amûdun şeş tarafı tâ yigirmi beş arşına çıkınca onar onar kertik kertik parmak hisâbıdır. Darb-ı meseldir kim "Bana Mısır'ın parmak hisâbın verirsin" derler. Buna münâsib şu‘arânın birisi bir ebyât etmişdir, beyit:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y148b ·
metinde göster ·
… ca onar onar kertik kertik parmak hisâbıdır. Darb-ı meseldir kim "Bana Mısır'ın
parmak
hisâbın verirsin" derler. Buna münâsib şu‘arânın birisi bir ebyât etmişdir, bey …
Ve bu havuzun tâ ortasında şeşhâne bir beyâz mermer amûd-ı müntehâ var. Kaddi kâmil yigirmi beş arşındır. Bu amûd bir cânibe meyl etmeyüp karârdâde olsun içün havuzun bir tarafından bir tarafına bir haşeb cisir komuşlardır, ol haşeb amûd üzre basmışdır ve amûd anınla kâyimdir. Musannıfînin isteve'l-mâu ve'l-haşebe dedüği bu haşebdir. Ve mezkûr amûdun şeş tarafı tâ yigirmi beş arşına çıkınca onar onar kertik kertik parmak hisâbıdır. Darb-ı meseldir kim "Bana Mısır'ın parmak hisâbın verirsin" derler. Buna münâsib şu‘arânın birisi bir ebyât etmişdir, beyit:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y148b ·
metinde göster ·
hisâbından ma‘lûm olur rûz-merre gelen Nîl [(---)] zîrâ her kertik birer parmak …
Bu parmak hisâbından ma‘lûm olur rûz-merre gelen Nîl [(---)] zîrâ her kertik birer parmakdır, üstâd mühendis eyle inşâ etmişlerdir. Ve mezkûr kertikler sayılmasıyçün havuzun iç yüzünde yine mermerden nerdübânlar vardır, tâ havuzun nihâyetine enince kâmil kırk sekiz kademedir, her sabâh Mikyâs şeyhi ol nerdübândan aşağı enüp ol gece ne kadar Nîl geldi ise mermer amûd kertiklerinden ma‘lûmdur. Ve şeyh-i Mikyâs bir ucu za‘ferânlı kâğıza Nîl-i mübârek kaç arşın olduğun yazup paşaya i‘lâm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y148b ·
metinde göster ·
… Bersîm derler bir otdur, anı tohumdan ekdikleri gece bi-emrillâh sabâha dek iki
parmak
biter, üçüncü gün hayvânât otlamak mümkündür. Mısır'ın cümle atları anınla çayı …
Bu Cîze hâkinde İnbaba hudûdlarına gelince sâfî çayır ve çemenzâr bir vâdîdir kim cümle ahâlî-i Mısır'ın ve Mısır vezîrinin cümle atları anda çayırlar bir ferah-fezâ-yı ahdaristândır. Ammâ Hudâyî değildir, amelîdir. Bersîm derler bir otdur, anı tohumdan ekdikleri gece bi-emrillâh sabâha dek iki parmak biter, üçüncü gün hayvânât otlamak mümkündür. Mısır'ın cümle atları anınla çayırlar. Rûm'un yonca ta‘bîr etdikleri misilli bir giyâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y225b ·
metinde göster ·
… ve altı boş bir büyük furundur. İçi tula ile bölük bölük bölüp her hâne ikişer
parmak
kalın yanmamış penbe-misâl atılmış yumuşak fışkı döşer. Ve her hâneye ellişer y …
U‘cûbe-i dehrden biri dahi budur kim on bin yumurtayı at fışkısı içine gömüp yigirmi günde on bin tavuk yavrusu çıkup civ civ diyerek ol ân gezmeğe başlar. Akl-ı insân perîşân olur, aceb ibret temâşâdır. Ammâ bu kârı herkes edemez, Âbyâr kazâsında Mısır ümerâlarından Serdâr Süleymân beldelerinden Berme nâm bir köydür, anda bir asıl nesil nesle vardır, fışkıda tavuk çıkarmak anlara mahsûsdur. Piliç çıkarmak murâd edinen kimesne anlardan bir âdem alup kankı kazâya götürmek murâd edersen gidüp anda ibtidâ bir furun inşâ eder kim piliç çıkmak içün mahsûs furundur. Gûyâ etmek furunu gibi üstü kubbe ve altı boş bir büyük furundur. İçi tula ile bölük bölük bölüp her hâne ikişer parmak kalın yanmamış penbe-misâl atılmış yumuşak fışkı döşer. Ve her hâneye ellişer yumurta kor. Ammâ her yumurtayı güneşe tutup nazar eder. Eğer tâze yumurta ise, kor, eğer cılk ise komaz. Zîrâ fışkı harâretinden pârelenüp sâ’ir yumurtalara dahi zararı isâbet edüp yavrular çıkmaz. Ol ecilden cümle tâze yumurta korlar. Ve kankı yumurtadan horos ve kankı beyzden dişi piliç çıkacağın yumurtasından bilürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y229a ·
metinde göster ·
Ve bu P 241a yumurtaların Q 244a üstlerine dahi ikişer
parmak
fışkı örtüp furunun için yumurta ile böyle zeyn edüp ba‘dehu altına nerm âteş e …
Ve bu P 241a yumurtaların Q 244a üstlerine dahi ikişer parmak fışkı örtüp furunun için yumurta ile böyle zeyn edüp ba‘dehu altına nerm âteş eder. Ammâ yine fışkı yakar, odun yakmaz. Bu hâl üzre kâmil üç gün dörd gün. Dördüncü gün mezkûr piliççi baba uryân olup furunun içine girüp Y 229b tavuk gibi kurk kurk diyerek serâpâ cümle yumurtaların altın üstlerine döndürür. Ammâ elinde yine tavuk tüğünden yapılmış bir gûne eldivândır, anın ile her hücredeki ellişer yumurtaları birer birer devr etdirüp mâbeynlerine birkaç tavuk tüğleri kor. Ve bir gûne buhûr yakup dütsü verüp furunun ağzın kapayup gider. Ammâ bu kârı aslâ kimseye göstermez, ammâ hakîr kasd edüp ol beldede yigirmi iki gün meks edüp ayne'l-yakîn hâsıl etmeğiçün temâşâ ederdim. Ve yigirmi günde üç kerre piliç anası herîf furuna girüp cümle yumurtaları devr ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y229a–Y229b ·
metinde göster ·
… üzerine cereyân edüp andan aşağı incikleri mesâbesi yerinden nüzûl edüp iki baş
parmak
tırnakları üzre bu kadar bin yıldan berü cereyân ede ede gûyâ mîzâb gibi yer ey …
Ammâ bu temâşâda ta‘accüb edecek oldur kim bu amûdlar üzre karârdâde olan dîv-i mü’ennesin iki gözlerinden kanlı yaş iki dizleri üzerine cereyân edüp andan aşağı incikleri mesâbesi yerinden nüzûl edüp iki baş parmak tırnakları üzre bu kadar bin yıldan berü cereyân ede ede gûyâ mîzâb gibi yer eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y406a ·
metinde göster ·