Hakîr bu ma‘sûmu görüp âlem-i hayretde kalup gulâmın babasına eyitdim "Ey
peder! Bu
ma‘sûmun vâlidesi sağ mıdır?" dedim. "Belî hâlâ hayâttadır ve yine hâmiledir" d …
Hakîr bu ma‘sûmu görüp âlem-i hayretde kalup gulâmın babasına eyitdim "Ey peder! Bu ma‘sûmun vâlidesi sağ mıdır?" dedim. "Belî hâlâ hayâttadır ve yine hâmiledir" dedi. Hakîr eyitdim: "Eğer hâmile ise karnındaki birâderini bek bağlan, belki vâlidesi masdarından müddeti tamâm olmadan düşe. Zirâ böyle kelle ile mâsdardan sâdır olunca haylice kabîh masdar olmak var" dedim. Pederi meğer ârif imiş. "Oğul! Cevâbın anladım. Murâdın latîfedir ammâ vâlidesi bu ma‘sûmu doğurdukda "Aslâ haberim olmadı. Bî-renc ü bî-anâ ve bî-zahmet, larkkadak doğurdum" deyü hamd eder" deyü ma‘sûmun pederi vâlidesinin ağzından bu gûne nakl etdi. Hakîr eyitdim "Cânım baba! Bu ne hikmetdir kim benî Âdemde böyle kelleli ve bu gûne çehreli ve dişli ve başlı benî Âdem bu karîbü'l-ahdde halk olunmamışdır. Eyâ hiç zann-ı gâlibin var mı ki böyle evlâd sulbünden vücûda gelmişdir" dedim. 344a Herîf-i zarîf eyitdi: "Vallahi oğlum! Bir gün bu ma‘sûmun vâlidesiyle dağa odun kesmeğe gitdiğimizde rücûliyyetdir, vecd-i hâlet-i merdân tokana gelüp ehlim ile dağda bir güleş edüp ehlim beni ben ehlimi yenüp cân sohbeti etdik. Ehlim altımdan kalkup bir dıraht-ı müntehânın sâyesinde istirâhat edüp ben odun keserken hemân ehlim bir feryâd u feza‘ u ceza‘ ederek firâr edüp yanıma geldi. Ânî gördüm, başı serâmed çam ağaçlarına berâber başı büyük, kolları çınâr-pâre-misâl zeker-i dırâzı elinde bizi kova kova firâr edüp hânemize gelüp ehlim bir ay havfinden haste-hâl olup günden güne karnı şişüp hamli âşikâre olup kâmil bir seneden sonra bu ma‘sûm vücûda bu eşkâl ile gelüp günden güne başı büyümededir. Hâlâ tokuz yaşındadır. Bundan gayrı ne hâl olduğun bilmedik. Vâlidesi eydür: "Ol herîfi görüp nefsi nefsime geldiğinden gayrı bilmem ne hâl oldu", deyü ser-güzeşt [u] ser-encâmı ve ehlinin gül-fâmından geçeni bu ta‘bîr ile takrîr etdi. Hakîr eyitdim: "Ey imdi baba! İnşâallah bu ma‘sûm büyüdükçe kellesi büyürse seninle bu evlâdın İslâmbol'a götürelim, cemî‘î vüzerâ ve vükelâya ve a‘yân-ı kibâra temâşâ etdirelim. Bir yılda iki bin guruş senin ve iki bin guruş benim" deyü bu gûne bir latîfe edüp bu ma‘sûmu bu gûne temâşâ etdik, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b–344a ·
metinde göster ·
… râğûş edüp ol mahkûke kız Melek Ahmed Paşa'ya Abaza diyârında hâmile kalup koca
peder bu
kadar mâl-ı ganâ’im üsârâlar ile avdet edüp yine Dağıstân'da Özdemirzâde Osmân …
Ba‘dehu Melek Paşa pederi Osmân Paşa'dan me’zûn olup "Vilâyetim karîbdir" deyü Dağıstân'dan vatan-ı aslîsi olan mezkûr Sadşe vilâyetine varup cümle akrabâlarıyla mülâkât olup yetmiş aded mikdârı mahbûb u mahbûbeler pençe-i âfitâb ü âfitâbe gulâm-ı mümtâzlar ve âyetün min âye[t] bâkire-i tannâzlar ki kimin şerîfe ve kimin hedâyâ verirler, ammâ bu Çerkezistân ü Abazistân'da hırsızlık bahâdırlıkdır, ayıb değil gâyet memdûhdur. El-hâl ol esîrler içinde bir pençe-i âfitâbe mahbûbe duhter-i pâkîzesin dirâğûş edüp ol mahkûke kız Melek Ahmed Paşa'ya Abaza diyârında hâmile kalup koca peder bu kadar mâl-ı ganâ’im üsârâlar ile avdet edüp yine Dağıstân'da Özdemirzâde Osmân Paşa'ya gelmek sadedinde iken koca peder istimâ’ eder kim Özdemirzâde Dağıstân'dan Deşt-i Kıpçağ u Heyhât sahrâsı ve Çerkezistân içre vilâyet-i Kırım'a andan İslâmbol'a gitmeğe azm-i râh etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46b ·
metinde göster ·
kadar mâl-ı firâvân ile vilâyet-i Sadşe'den vilâyet-i Abaza'da Sovuksu nâm iske …
Hemân koca peder bu kadar mâl-ı firâvân ile vilâyet-i Sadşe'den vilâyet-i Abaza'da Sovuksu nâm iskeleye gelüp anda bir keştîye süvâr olup İslâmbol'da Fındıklı kasabasındaki hânesinde sâkin olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46b ·
metinde göster ·