… r timsâlin ihdâs etdirüp her sene ol murg-ı bî-rîğ te’sîr-i vefk ile sayha urup
perr [ü]
bâlin küşâde edince azamet-i Hudâ ekâlîm-i seb‘ada ne kadar murg-ı zeyrek ve tu …
Biri dahi Bâb-ı Hümâyûn dâhilinde hâlâ cebehâne olan kubbe-i köhne bünyâddır kim ilâ yevminâ cebehâne-i Âl-i Osmân ile mâl-â-mâldır kim hisâb [u] kitâbdan hâric ve âric bir dahme-i Efrâsiyâb-misâl bir âlât-ı silâhhânedir. Bu gûne kubâb-ı azîmler ve dâr-ı şifâlar ve dâr-ı ulûmlar ve dâr-ı müsâfirîn ü mücâvirîn ve mihmânhâne ve tîmârhâneler ile Ayasofya etrâfın ârâste ve şehr-i Makdonya'yı pîrâste edüp mezkûr bin bir kubâbların tâ vasatında Tavukbâzârı nâm mahalde evc-i âsumâna ser çekmiş seng-i sumparadan bir serâmed amûd-ı müntehâ inşâ edüp tâ zirve-i a‘lâsına beyâz mermer-i hâm üzre bir tuyûr timsâlin ihdâs etdirüp her sene ol murg-ı bî-rîğ te’sîr-i vefk ile sayha urup perr [ü] bâlin küşâde edince azamet-i Hudâ ekâlîm-i seb‘ada ne kadar murg-ı zeyrek ve tuyûr-ı sığırcık-ı pür-reng var ise cemî‘i dünyâ hadîkalarına müstevlî olup minkârlarına birer zeytûn ve nâhuneynlerine ikişer zeytûn alup her tayr üçer dâne zeytûn hedâyâ ile İslâmbol'a gelüp mezkûr amûdun zeylinde olan kilar kubbesinin zirvesindeki delikden zeytûnları bırağup edâ-yı hidmet edüp giderlerdi. Aceb te’sîrât-ı mutalsamâtdır. Ve bu zeytûnları cemî‘i ruhbânlar tenâvül edüp def-i cû‘ ederlerdi. Bu gûne niçe bin mutalsamât-ı acîbler olduğu mahallinde tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 12b ·
metinde göster ·
… hammed Zü'l-hayâl bir sâhib-i şecî‘ nâmdâr serdâr iken şehîd olup cümle guzâtın
perr ü
bâlleri şikest olup bir yerden dahi imdâd gelmemek ile yedi gün dahi cenge tâka …
Ammâ Galata'da olan ümmet-i Muhammed cümle yigirmi üç bin bahâdır-ı nâmdâr asker idi. Var kuvveti bâzûya getirüp yedi gün yedi gece ceng-i Muhammed-i Arabî edüp yedi kerre küffâr üzre galebeler edüp şebhûnlar edüp âhir serdârları olan Muhammed Zü'l-hayâl bir sâhib-i şecî‘ nâmdâr serdâr iken şehîd olup cümle guzâtın perr ü bâlleri şikest olup bir yerden dahi imdâd gelmemek ile yedi gün dahi cenge tâkat getirüp sekizinci gün küffâr Galata kal‘asının câ-be-câ münhedim olan yerlerinden yürüyüşler edüp cümle ibâdullâhı şehd-i şehâdet ile şehîd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22a ·
metinde göster ·
Bu eşkâllerden mâ‘adâ kubbe-i azîmin dörd pâye-i azîmlerinin tabaka-i âlîsi nihâyetinde dörd köşede birer melek sûreti vardır. Bilâ-teşbîh biri Cebrâ’îl ve biri Mîkâ’îl ve biri İsrâfîl ve biri Azrâ’îl sûretleridir kim hâlâ kanatların küşâde edüp dururlar kim kadd [ü] kâmetleri perr ü bâlleri ile ellişer zirâ‘ timsâl-i acîbelerdir, tâ Hazret-i Risâlet vücûda gelince bu ferişte sûretleri göbeğinde olan ağızlarından kelimât edüp Cebrâ’îl tasvîri cânib-i şarkda olup olacak alâ’imât ü vakâyi‘âtları ayân edermiş. Ve Mîkâ’îl sûreti cânib-i garbdan düşmen zuhûr eder ve kaht [u] galâ olur deyü haber verirmiş. Ve İsrâfîl sûreti cânib-i şimâlde olacak vakâyi‘âtdan haber verirmiş. Ve Azrâ’îl timsâli cemî‘i dünyâda müte‘ad[did] pâdişâhların mevti haberin verirmiş. Hâlâ ol zikr olunan dörd sûret-i mehîb râyegândır. Ammâ Hazret'den berü tılısmâtları bâtıl olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
… rân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu
per ü
bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık s …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… de "Kanı Paşa'nın kendi hattı" dediklerinde "Paşa gâyet şikeste-hâl ve meksûr-ı
per ü
bâl olduğundan kendü kalemiyle yazmağa iktidârı olmayup ‘İ‘timâd etsinler’ deyü …
Mankalya'dan 33b üçüncü günde Kaya Sultân'a vâsıl olunca Paşa'nın mektûbların verüp Paşa'nın sıhhat haberin i‘lâm etdikde "Kanı Paşa'nın kendi hattı" dediklerinde "Paşa gâyet şikeste-hâl ve meksûr-ı per ü bâl olduğundan kendü kalemiyle yazmağa iktidârı olmayup ‘İ‘timâd etsinler’ deyü beni üç günde sultânıma gönderdi ve sultânıma Eflâk ve Boğdan hazînesiyle yetmiş kîse gönderdi ki İnşâ’llâh sekiz günden hazîneniz dahi vâsıl olur" dedikde sehel i‘timâd edüp Kaya Sultân hazz etdi, ammâ musâhibeler "Elbette Paşa öldü" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 33a–33b ·
metinde göster ·
… imizle cihâd-ı ekber etmeğe kuvvet-i kuvâ buluruz, ammâ hakkâ ki bu keferelerde
perhîz ü
riyâzet ile niçe hâletler müşâhede edüp ten-dürüst olup ahlât-ı emrâz-ı muhteli …
Ve bu çanhâne kullesinin içerisi cümle yigirmi yedi tabakadır ve cümle bin aded ruhbân ile memlûdur. Tâ zirve-i a‘lâsında enüp çıkmağa kuvvet-i kuvâları olan mahbûb mûğ-pîçe ve bıtrîk-pîçe papas gulâmları sâkin olur. Andan aşağı yigirmisine bâliğ papas-pîçeler andan aşağı kırk elli yaşında ruhbânlar var, andan aşağı yetmiş seksen seneye bâliğ olmuş nâ-bâliğ bıtrîklar var. En ednâ tabakasında yüz elli yüz altmış yaşında pîr-i muğânlar var kim ömr-i nâzenînlerin ilm-i kemâl-i riyâzât ile geçirüp kadîd-i mahz olmuş kıssîsler var kim ol mertebe müsinn ü mu‘ammer ve zâl-ı zamân olmuş kim kuvvetleri gitmiş ve hey’etleri yitmiş ve ömr-i girân-mâyeleri yüz altmışa ve yüz yetmişe yetmiş ve musâhabetden bi'l-külliye kalmış niçesi haftada bir kerre iftâr edüp beş hurma(?) ve beş zeytûn ve on dâne siyâh üzüm ve beş hurma ve bir iki fincân süd içer. Ba‘zısı bu me’kûlât [u] meşrûbâtları yigirmi günde bir ve ayda bir iftâr eder ruhbân râhibler var kim hem dâll u hem mudıll ladikalar var, ammâ cümlesi nâne çöpüne ve yâdes kemiğine dönmüş arık ve urûk ve kadîd-i mahz kâfirler var kim yigirmisine bir muşt-ı pehlivânî ursalar cümle mürd olurlar. Elhamdülillâh alâ dîni'l-İslâm hadîs-i sahîh üzre Arapça mazmûnunca Ma‘dî-kereb kadar yeyüp ibâdet edüp gazâ etmeğe ve helâlimizle cihâd-ı ekber etmeğe kuvvet-i kuvâ buluruz, ammâ hakkâ ki bu keferelerde perhîz ü riyâzet ile niçe hâletler müşâhede edüp ten-dürüst olup ahlât-ı emrâz-ı muhtelifeden 61b berîlerdir ve riyâzet-i mücâhede ile nefslerin dahi öldürmüşlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61a–61b ·
metinde göster ·
… ân edüp bir gûne âteş-feşânlık oldu kim âsımânda pervâz eden murğ-ı hevâyîlerin
per ü
bâlleri ihrâk olup bî-cenâh hâk-i pâke düşüp niçe bin hûş [u] tuyûr zemînin rim …
Ve ol gece kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre cemî‘i asâkir-i İslâmda ne kadar kerre yüz bin meş‘ale ve fânûslar ve cebehânede ne kadar neft ü katrân ve zift ü yağ ve yel mûmları ve bal mûmları ve niçe kerre yüz bin aded kanâdîller var ise kal‘a dîvârı üzre aslâ âteşsiz yer kalmayup eyle çerâğân oldu kim kal‘a-i Kandiye nûr-ı pür-nûr olup ahşamdan tâ sabâha dak top u tüfeng kırkar kerre yaylım yaylım atılırken meğer Sadrıa‘zam ve Defterdâr Ahmed Paşa ve Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ve Defterdâr-ı sâbık Şâm vezîri Melek İbrâhîm Paşa ve Kethudâ İbrâhîm Paşa ve Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa ve gayri vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve gayri a‘yân-ı kibârların kollarında niçe kerre yüz bin aded serrâka âsımânî tarakalı fişengler ve badaluçka nâm muşkat ve tüfengler atup tâ vakt-i sabâha dek fişeng ü kumbaralar hevâda tayerân edüp bir gûne âteş-feşânlık oldu kim âsımânda pervâz eden murğ-ı hevâyîlerin per ü bâlleri ihrâk olup bî-cenâh hâk-i pâke düşüp niçe bin hûş [u] tuyûr zemînin rimâli üzre purputur gezerlerdi tâ ol mertebe hevâda âteş-i sûzân fişenglerden rîzân olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305a ·
metinde göster ·
bâli gürüldüsünden dağlar ve bâğlar sadâ verir. Ve hâzır helvâ gibi kurd ballar …
Ve bu dağlarda arılar perr ü bâli gürüldüsünden dağlar ve bâğlar sadâ verir. Ve hâzır helvâ gibi kurd balların arılar cem‘ edüp kovanlar içre yigirmişer ve otuzar vukıyye gömeç balı olur ve gâyet beyâz dülbend gibi asel-i musaffâ olup a‘yân [u] eşrâfa hedâyâ götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y65a ·
metinde göster ·
… ıkaran İsmâ‘îl nâm ola. Bu kadar zamândan berü hacerâta siper-i lâ‘net olmağile
perr ü
bâlinden ve pâyleri ve kolundan bir vücûdu kalmamış. Allâhu a‘lem Mekke'de Mîne …
Hakîkat bir uzun mezâr üzre bir beyâz mermerden bir mehîb cüssedâr âdem sûreti edüp iki ketiflerinde birer ejderhâ kelleleri edüp Dahhâk'ın nâ-mübârek başını ısırır şekilli tasvîr olunmuşdur. Ve "Dahhâk-i Mârî'nin omuzlarında bu ejderhâların hâsıl olmasına sebeb şeytândır" deyü anın dahi eşkâlin bir siyâh kara yüzlü ve kör gözlü kanatlı melek sûretinde kara kayadan bir İblîs-i pür-telbîs sûreti etmişler kim görenin gülmeden aklı gider, bir mudhik eşkâldir. Ammâ bu İblîs'in temâşâsına gelenler seng-sâr edüp bu kadar bin yıldan berü taş yiye yiye bir gözün dahi çıkarmışlar. Allâhu a‘lem, ol gözin dahi çıkaran İsmâ‘îl nâm ola. Bu kadar zamândan berü hacerâta siper-i lâ‘net olmağile perr ü bâlinden ve pâyleri ve kolundan bir vücûdu kalmamış. Allâhu a‘lem Mekke'de Mîne bâzârında yetmiş bin huccâcın recemât hacerlerinin darbı bu İblîs tasvîrine dahi isâbet etmiş gibi. Ve bu eşkâl-i İblîs Ayasuluk'da Dahhâk mezârı önünde pâymâl-i rimâl olup yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70a ·
metinde göster ·
… n muhâfazacı ta‘yîn eyledüği Rûmeli ve Anatolu askerin cümle Mısır şehri içinde
perîşân ü
pârekende edüp gavgâ ve cidâl olmasın maslahatı içün cümle asker-i Y 75a İslâ …
Beri tarafda Hayre Beğ ser-i kârda olup sa‘âdetli pâdişâhın muhâfazacı ta‘yîn eyledüği Rûmeli ve Anatolu askerin cümle Mısır şehri içinde perîşân ü pârekende edüp gavgâ ve cidâl olmasın maslahatı içün cümle asker-i Y 75a İslâmı Kara Meydânı kal‘asına ve yedi kat iç kal‘aya toldurup Mısır âsûde-hâl üzre olup bir ferd haddinden tecâvüz etmeğe kâdir olmayup Hayre Beğ ol kadar adl [ü] adâlet ve ol kadar hükm [ü] hükûmetde cür’et edüp ahâlî-i Mısır ile o denlü hüsn-i ülfet etdi kim kürg-i dağî ile kûsfend-i bâğî birbirine kec nigâha kâdir değiller idi. Ol ecilden cümle ahâlî-i Mısır "İllâ yansuru's-sultân Hayre Bay" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y74b–Y75a ·
metinde göster ·
… n herbiri asılup dururlardı. Ve ba‘zısı fânûslara ve meş‘allere kendülerin urup
perr ü
bâlleri ihrâk olurdu. Ve ba‘zısı çehremize ururdu.
Ve bir gâr-ı azîmde mâl-â-mâl hûrmâ lîfi kefenli benî âdemler yatırlardı. Ve niçe yüz kadîdler var idi, herbirinin kadleri yetmiş ve seksener adım idi. Ammâ gurâb kadar yarasa kuşlarının necâseti râyihasından âdem helâk olur. Cemî‘isi kayalarda minkârlarından herbiri asılup dururlardı. Ve ba‘zısı fânûslara ve meş‘allere kendülerin urup perr ü bâlleri ihrâk olurdu. Ve ba‘zısı çehremize ururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233a ·
metinde göster ·
… ile yedi kerre gürûh gürûh deverân etdiklerinde evc-i âsumânda güneş gâyib olup
perr ü
bâl-i tuyûrdan zemîn şeb-i muzlim gibi olur. Yine bir sâ‘atden sonra alay alay …
Ve'l-hâsıl cemî‘i tuyûrân kanat kakup bu cebelden kalkup ber-havâ olup bir gûne sayha-i hazîn koparup istimâ‘ eden cânların cânları ve cân-ı cânânları bile râhat olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî bu cebel üzre hoş-havâ esvât-ı latîf ile yedi kerre gürûh gürûh deverân etdiklerinde evc-i âsumânda güneş gâyib olup perr ü bâl-i tuyûrdan zemîn şeb-i muzlim gibi olur. Yine bir sâ‘atden sonra alay alay remmâ remmâ cemî‘i murgân-ı Hudâ cümlesi turna katarı olup cenûb cânibine diyâr-ı Fûncistân'a andan Nîl'in başın ubûr edüp bu Mısır cezîresinden çıkup Bahr-i Muhît üzre yine cenûba doğru gitdiklerin Portakal ve Hind gemilerindeki âdemler görmüşlerdir, ammâ andan öte ne cânibe gitdikleri ma‘lûm değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y370a ·
metinde göster ·
… ân etmeyüp ve gece yatmayup ubûr ederler. Ve bu gâr içre biri biri üzre yığılup
perr ü
bâlleri ile kadîd kalan kuşlar lâşesinin hadd [ü] hasrın Cenâb-ı Bârî bilür. ⟦Y …
Bahâr eyyâmlarında yine sevâhillerinden avdet etdüklerinde yine bu cebel-i pür-acîbi ziyâret edüp ke'l-evvel yedi kerre devr ederler, ammâ gâr içre kuşlardan kurbân etmeyüp ve gece yatmayup ubûr ederler. Ve bu gâr içre biri biri üzre yığılup perr ü bâlleri ile kadîd kalan kuşlar lâşesinin hadd [ü] hasrın Cenâb-ı Bârî bilür. Y 370b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y370a–Y370b ·
metinde göster ·
… bir dîndâr Ebüzzeheb nâm kulunum. Cemî‘i arz-ı ma‘rifet ızhâr etdiğim riyâzat ü
perhîz [ü]
mücâhede iledir", dedi. Melik eyitdi:
"El-hükmü lillâh yâ sultân, ben sağ olayım. Ol bir âteş-perest bengânî [Bengâlî?] mel‘ûn idi, cümle ma‘rifet izhâr etdüği sihir ile idi. Ammâ hamd-i Hudâ ben Mâlikiyyü'l-mezheb bir dîndâr Ebüzzeheb nâm kulunum. Cemî‘i arz-ı ma‘rifet ızhâr etdiğim riyâzat ü perhîz [ü] mücâhede iledir", dedi. Melik eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421b ·
metinde göster ·
… asında dörd çatal kanatdır ve iki çatal kuyruk mesâbesinde yine kayaya muttasıl
perr [ü]
bâllerin açup dururlar. Dördü dahi bir eşkâldedir, kanatları kûh-ı bâlânın tâ z …
Hikmet-i Hudâ bu sahrânın nihâyetinde iki dere ağzında dörd aded evce münkalib olmuş yalçın mermer kaya üzre yine kayalardan oyulmuş bir cebel üzre bilâ-teşbîh Cebrâ’îl, bir kaya üzre Mîkâ’îl ve beride İsrâfîl ve beride Hazret-i Azrâ’îl timsâlleri var. Elsiz ve ayaksız ve başsız bir vücûddur, ammâ a‘zâ-yı cevârihden bir şey yokdur, illâ bir münevver yüz var. Cânib-i erba‘asında dörd çatal kanatdır ve iki çatal kuyruk mesâbesinde yine kayaya muttasıl perr [ü] bâllerin açup dururlar. Dördü dahi bir eşkâldedir, kanatları kûh-ı bâlânın tâ zirvesinden tâ süflîsine dek bir nakş-ı bûkalemûnlardır kim sihr-i i‘câzdır. Anları temâşâ edüp bunlara karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y428b ·
metinde göster ·
… ü rûz ra‘dvâr girîv [ü] feryâd ederlerdi. Herbiri ber-havâ pervâz urup Y 433b
perr ü
bâlin açsa gûyâ âl-i Osmân'ın başdarda kadırgası kadar ukkâblardır. Cenâhları i …
Ve bu meks etdiğimiz Porega kayalarından sâfî ukkâb âşiyânları var idi. Şeb ü rûz ra‘dvâr girîv [ü] feryâd ederlerdi. Herbiri ber-havâ pervâz urup Y 433b perr ü bâlin açsa gûyâ âl-i Osmân'ın başdarda kadırgası kadar ukkâblardır. Cenâhları iki cânibinde kürekleridir, kuyruğu gûyâ bâdbân-ı keştîdir. Tâ bu mertebe ukkâblar olup herbiri günde birer ikişer fîli ve gergerdânı sayd edüp havâya götürüp andan zemîne bırağup pâre pâre oldukda tenâvül eder. Ve ber-havâ tayerân ederken cenâhları sâyesine âl-i Osmân'ın askeri konsa hayme ve sâyebân lâzım değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y433a–Y433b ·
metinde göster ·