… î dilberânları bî-bâk u bî-pervâ havz içre perr-i tâvûsî perendeler ve kebûterî
perendeler atup
şivekârlığ ve çâresâzlığ edüp arz-ı 295b ma‘rifet edüp ırz [u] vakârların set …
Ve mihmânhânemize karîb Zâl Paşa hammâmı, bu dahi vâcibü's-seyr havâsı ve binâsı hûb, dellâkleri mahbûb ve gayrı huddâmları mergûb hammâm-ı ferah-cândır. Bunun dahi cümle der-i dîvârı Kâşî, fağfûr-i Çîndir. Ve ferşi serâpâ sâfî yeşim ve yerekânî ve balgamî ve mermer-i somâkî ile döşenmiş bir hammâm-ı münevverdir kim cemî‘î camları billûr ve necef ve morandır. Ve kubbe-i âlîsinin ortasında aşren-fe-‘aşr bir havz-ı azîmi var, cümle dilberânlar onda deniz mâliki gibi şinâverlik ederler. Bu havz içre hammâmcı beher yevm birer şele, ya‘nî birer sepet berk-i verd-i handân döküp gûyâ cümle dilberân gülâb içinde şinâverlik edüp beyâz vücûdlarına gül yaprakları yapışup sîmîn tenleri gül gül olup gül ruhları âlu'l-âl, gülfâm lebleri la‘l-i Bedehşân-misâl olur. Ve cemî‘î dilberânları bî-bâk u bî-pervâ havz içre perr-i tâvûsî perendeler ve kebûterî perendeler atup şivekârlığ ve çâresâzlığ edüp arz-ı 295b ma‘rifet edüp ırz [u] vakârların setr eder bir alay mahbûbândır. Hulâsa-i kelâm bu hammâm-ı hoş-hevâ ve hoş-binânın midhatinde ve hüsn-i letâfet ve nezâfet ciheti ta‘rîf ve tavsîfinde Hassân u Selmân dahi âcizdir, değil ki bu hakîr Evliyâ-yı âciz, acz u taksîriyle medh etmek ne mümkündür. Ve esvâk-ı şâhî içre ankâ hâcegiyân ve mün‘im sevdâgerânlar vardır kim her biri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı berr u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir kim rûz-merre birer bâğda ıyş [u] ışret ederler. Hattâ Nahşivân Hânı Rızâeddîn Hân bize istikbâle çıkdıkda elçisiyle hakîri doğru bir bâğa götürüp nâme ve muhabbetnâmeler bâğda kırâ’at olunup cümle a‘yân-ı kibâr-ı Nahşivân anda hâzır olup bir ziyâfet-i uzmâ ve bir meclis-i sâz u söz-i hânendegân u mutrıbân sohbeti olmuşdur kim gûyâ meclis-i Hüseyn-i Ba[y]kara oldu. Meğer Hân-ı âlî-şân, sâhib-i tab‘, hoş-sohbet cân imiş. Sultân Murâd'a Bağdâd'ı veren Şâh Safî'nin hazînedârbaşılığından hân olmuş Gürcî-peçe Aristo-fikr kimesnedir. İsmine Devlet Mirza Hân nâm vermişler, bir nâmdâr er idi. Bu bâğda ba‘de'z-ziyâfe ibtidâ kendüye paşa efendimiz tarafından elçilik ile gelen Alacaatlı Hasan Ağa'ya ve hakîre birer hil‘at-i fâhire ve onar tümen hammâm-bahâ Abbâsî ve birer at ihsân edüp kendi elçisine dahi hil‘at-i fâhire giydirdi. Böyle bir sâhib-i kerem hân idi. Ve kırk elli aded dûrbîn-i fikr [u] ilm ve dânâ ve fâzıl u kâmil nedîm ve musâhibleri var kim her biri tekmîl-i fünûn etmiş nedîm-i şehriyârîlerdir. Bu şehrin re‘âyâ vü berâyâsı lisân-ı Dihkan'ı kelimât ederler, ammâ ârif şâ‘irleri ve nedîm ve zarîfleri, zarâfet ve nezâketle lisân-ı Pehlevî ve lisân-ı Moğolî kelimât ederler kim lisân-ı kadîmlerdir. Ve şehirleri dahi kadîmdir kim böyle kelimât ederler. Evvelâ lisân-ı Dehkanî ve lisân-ı Derî ve lisân-ı Fârisî ve Pârisî ve lisân-ı Gâzî ve lisân-ı Pehlevî kelimât etdikleri dahi mahalliyle terkîm olunur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a–295b ·
metinde göster ·
… olurlar. Ve niçe bin âdem Tuna üzre buz kayarken ra‘d gibi şakıyup giderken bir
perende atup
yine aslâ tetiğin bozmayup kayarak gider.
mazmûnu içre bu solugan delikleri garîb u acîb temâşâgâh yerlerdir. Ammâ yanına varılıp mâhîler aslâ sayd olunmaz, mümkin değildir. Zîrâ bu mahallenin buzu bi-emrillah gâyet rakîk olur. Ammâ ba‘zı zamân niçe kızaklar buna geçüp gark olur. Ve niçe âdemler kızak kayarken rakîk buzlara gelüp gark olur. Ve niçe Tuna gâzîleri karşu Eflâk ve Boğdan diyârlarına şeb-revânî esvâblar giyüp Eflâk ve Boğdan mahbûb u mahbûbelerin serîka edüp İslâm ile müşerref olurlar. Ve niçe bin âdem Tuna üzre buz kayarken ra‘d gibi şakıyup giderken bir perende atup yine aslâ tetiğin bozmayup kayarak gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 118b ·
metinde göster ·
… şelerin biri biri üzre koyup karşu tarafdan "Yâ Allah!..." deyüp seğirderek bir
perende atup
bî-bâk u bî-pervâ bu şîşe-i sürâhîlerin üstünde karâr edüp kendüsü ne hareket e …
Ve mine'l-acâ’ib san‘at-ı diğer: Bu pehlivân meydân-ı muhabbete iki yerde üç dane sürâhî bâde şîşelerin biri biri üzre koyup karşu tarafdan "Yâ Allah!..." deyüp seğirderek bir perende atup bî-bâk u bî-pervâ bu şîşe-i sürâhîlerin üstünde karâr edüp kendüsü ne hareket etdi ve ne şîşe-i hayâller şikest oldu. Hemân şîşeler üstünden pertâb edüp zemîni kadem basup bu şîşe üzre üç şîşeler dahi koyup cümle on iki aded şîşeler oldu. Hatta bu şîşelere rüzgâr isâbet etdikde zücâclar hareket ederdi ve içleri boş eyle hayâl-i sürahî Ceneviz Firengî şîşeleridir kim her biri hayal-i kârdır ve bu sırçaların altısı biri biri üzre durdukda bir âdem kaddinden âlî oldu. Müşkil işdir kim Perverdigâr yâver ola. Dest ber dâ’ire deyüp kırk elli adım mikdârı gerüye gidüp hemân anda at gibi eşinüp bir süheyl urup "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ!" deyüp yıldırım gibi şakıyup katı yaydan ok çıkar gibi seğirdüp şîşelerin dibine geldikde "Yâ Hay" deyüp pertâb edüp gûyâ bir meges-vâr bir ayağın altı şîşe ve bir pâyın şeş şîşe üzre koyup meks etdi. Hudâ âlimdir ol cüsse ile ne kendüsü ve ne şîşeler zerre kadar hareket etmeyüp biri dahi münkesir olmadı. Şîşeler üzre paşaya du‘â edüp yine bir pertâb ile zemîn bûs edüp bir tarafa durdu. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a ·
metinde göster ·
… m-ı hasretü'l-mülûke girüp mülûkâne bir zevk u safâ edüp havuzlar içre kebûterî
perendeler atup
yemîn ü yesâra şinâverlikler edüp her birimiz gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp ga …
Âhir bir gece Ziyâeddîn Hân-ı nev-cüvân eydir: "Bu gece sizinle âlem ağyârdan bî-haber oldukda hammâmlara girüp hınnâlar ve noralar urunup ve fütûnî kîseler sürünüp cân sohbetleri edeh" dedikde taraf taraf "Vallâh yahşı ve ma‘kul" dediler. Çünki vakit gurûb oldu Summat-ı Muhammedî gelüp mümessek ta‘âmlar tenâvül olunup ba‘de'l-ışâ hân-ı âlîşânın mukaddemâ memdûh olan hammâmın ârâste ve müheyyâ etdikleri haberi gelüp Ziyâeddîn Hân ve büyük karındaşı Bedir Beğ ve dahi kiçi {birâderi} Nûruddehr Beğ ve bu hakîr ve Çaşnigîrbaşı Mustafâ Çelebi ki Diyârbekir'de Rûmiyye şeyhinin akrabâlarından idi. Ve Kıssahân Monla Dilâver-i Isfahanî bu altı aded herîf-i zarîf ile ol hammâm-ı hasretü'l-mülûke girüp mülûkâne bir zevk u safâ edüp havuzlar içre kebûterî perendeler atup yemîn ü yesâra şinâverlikler edüp her birimiz gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp gark-âlûd oldukda kîse ve sabunları ol mümtâz [ü] müstesnâ gulâm-ı zer-harideler sürüp, hidmetler edüp micmereler içre şemmâme şemmâme amber-i hâmlar yanup demâğlarımız mu‘attar olup gûnâ-gûn mümessek eşribeler nûş edüp pâk 12b u pâkîze olup câmekânda dahi kesb-i tarâvet edüp yine derûn-ı hammâmda havzın fevvârelerinde niçe sihr-i i‘câz san‘atları temâşâ ederken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12a–12b ·
metinde göster ·
… dır kim kaçan karnı aç olsa kendü kendüye âdemler önünde taklalar ve rakslar ve
perendeler atup
ol kadar perendebâz ve lu‘bedebâzlıklar eder kim âdem gülmeden hayrân olur, amm …
İbtidâ bu şehirde beyâz ve siyâh semmûrun sağların gördük. Hemân Rûm'un sansarı gibi bir mahlûkdur ve gâyet enîs ü mûnis hayvândır kim şehir oğlancıkları omuzlarında gezdirüp beslerler, ammâ beyâz semmûru gâyet mahbûb oluyor. Ve beyâz kakum dahi gâyet çokdur. Kedi gibi evlerde beslerler. Bu dahi kediden küçük mahbûb ve münîs cândır. Ve cumran nâm sincâb gibi tüğlü ve ol kıt‘ada ve cüssede bir mahlûk var, ammâ kuyruğu sincâb gibi uzun değildir. Lâkin ol kadar şûh ve şengül ve şakrak hayvândır kim kaçan karnı aç olsa kendü kendüye âdemler önünde taklalar ve rakslar ve perendeler atup ol kadar perendebâz ve lu‘bedebâzlıklar eder kim âdem gülmeden hayrân olur, ammâ karnı doydukdan sonra batıyyü'l-hareke olup âdem yanına gelmez ve gâyet müstağnî olur. Hattâ incecik çubuk ile ursan feryâd edüp oynamaz, kedi gibi mırlar ve âdemden ırağ bir yerde yatır. Necâseti Habeş vilâyetinin zebat kedisi gibi necâseti kokar, keferelerde makbûldür. Kedi gibi et ve ekmek dahi yer cumran nâm bir mudhik hayvândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·