… bî-mecâl rimâl üzre yatırken anı gördüm, ol balık kendüyi deryâdan taşra hevâya
pertâb ederek
ve deryâyı cûş [u] hurûşa getirüp burnunun iki deliklerinden minâre-misâl deryâ …
‘Bu balık durdukça oturduğum mahal karnıdır’ deyüp elimle yoklayup bildim ki incecik deridir. Ağzından taşra çıkmak mümkün değil. Hemân Allâh'a sığınup elimdeki bıçağile balığın aşağı tarafına bir bıçak nice urdumsa karnı yarılup bir deryâ içre çıka-düşüp elimdeki bıçağile rû-yı deryâya çıkup şinâverlik ederek 164a bir kenâra çıkup bî-tâb [u] bî-mecâl rimâl üzre yatırken anı gördüm, ol balık kendüyi deryâdan taşra hevâya pertâb ederek ve deryâyı cûş [u] hurûşa getirüp burnunun iki deliklerinden minâre-misâl deryâyı şâzrevân edüp pur putur olup gûyâ başdarda kadırga gibi deryâ üzre şinâverlik ederek Harkova tarafına doğru gidüp Mostarlı Mustafâ Paşa önünde bi-emrillâh ol balık karaya düşer."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163b–164a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû cümle vüzerâ vü vükelâ ve ulemâ ü sulehâ ve kibâr-ı kübbâr cümle huzûr-ı pâdişâhîye varup müşâvere etdiler. "Ayâ mühri kime versek?" dediler. Ol mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi nümâyân olup atından nüzûl edüp menkale pehlivân-vâr pertâb ederek Çemensoffa nâm mahalde huzûr-ı pâdişâhîye gelüp Hâsodabaşı Rûm Hasan Ağa, paşanın önüne düşüp götürdükde, paşa zemîn-bûs etmek mu‘tâdı olmadığından "es-Selâmu aleyk pâdişâhım!" deyü du‘â vü senâ ederek pâdişâh-ı Cem-haşmet müvâcehesine varup şeref-i takbîl-i enâmil-i pâdişâhî ile şâdkâm olup muhassılu'l-merâma erüp sâ’ir vüzerâlar üzre tekaddüm edüp vaka‘-ı vekârıyla tâ saff-ı âlîde karâr edüp ber-karâr oldu. Derhâl sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-cenâb sa‘âdetle mü’eddebâne ber-zânû olup buyurdular kim "Bak a vüzerâlarım, benim hâssaten murad [u] merâmımdır. Bir merdin ilkâsıyla ve bir ferdin iltimâsıyla değil ancak kendi zâde-i tab‘-ı karîhamdan mühr-i şerîfim Melek Ahmed Paşa lalama sadâret-i uzmâmı ihsân etmişim" deyince hemân Melek Ahmed Paşa efendimiz üç kerre pertâb edüp dest ber-zemîn edüp eydür "Padişâhım, nutk-ı dürer-bârın cân bulsun içün mühr-i şerîfin aldım, kabûl eyledim. Ammâ nitekim Anadolu'da İpşir Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve Mirza Paşa ve Kara Hasan Paşa ve sâ’ir aşkıyâ ve Celâlî vü Cemâlîler ve zorba zorba sekbân u sarıca haşerâtları köğden köğe tavuk kırup lokmacılık edüp niçe bin ibâdullahı müte’ezzî edüp ehl [ü] ıyâl-ı re‘âya vü berâyâ pâymâl-i rimâl olup ili vilâyeti anlar harâb u yebâb ederlerken bir vezîrin mühre mâlik olup zabt u rabt edüp adl [u] adâlet edüp tahsîl-i mâl edemez. Mâh be-mâh cemî‘i 174a kullarun mevâcib taleb edüp Tershâne-i âmire mühimmâtı lâzım olup beher sene kırk yedi bin kîse-i Rûmî mesârif lâzım. Anadolu tarafından ise cemî‘i hâs-ı harâclardan bir akçe gelmeyüp cânib-i şark tavâ’if-i mülûke döndü. Pâdişâhım! Bu abd-i kemterin akl-ı kâsırı üzre ve benim hüsn-i rızâm, hüsn-i zannım üzre mühr-i şerîfi İpşir Paşa lalana ihsân eyle. Ale'l-acele der-i devlete gelsin. Anadolu'da cümle ibâdullah zalemelerin şûr-ı şerlerinden emîn olsun. Mâldâr u umûr-dîde bir vezîr-i atîkdir. Gelsin bir azîm donanma inşâ etsin. Anadolu ve Rûmeli'nden cezîr-i Girid'e âdem deryâsın sürüp kendüsü dahi serdâr-ı mu‘azzam olup cezîre-i Girid'i kal‘a-i Kandiyesi'yle feth edüp cezîre-i Korfoz'u ve kal‘a-i Zadra'yı feth edüp berr ü bahrde Mısır yolları emn [ü] emân olup sulh [u] salâhlar olsun. Ve İpşir Paşa lalan da bir kerre mühür sâhibi olup mühr-i Süleymânî ne ma‘nâ idüğün bilüp mührün çaşnisi ne lezzetde idüğün bilsin," deyüp bu mertebe kelâm-ı müşâvereden sonra hâmûş-bâş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173b–174a ·
metinde göster ·
Menzil-i sahrâ-yı Konya: Bu vâdî-i hâmûn nümâyân oldukda bu sahrâ-yı bî-pâyânı hayme vü hargâh u bâr-ı bengâh dutup tınâp tınâba çitaçit kurulmuş serâperdeler ile ârâste ve otak-ı gûnâ-gûnlar ile pîrâste olmuş bir asker meks etmiş kim hadd [ü] hasrın Hudâ-yı Müte’âl bilür. Bu hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı dörd sâ‘atde gücile ubûr edüp doğru bizim aşîretimizden Kara Abaza Hasan Paşa'ya vardığımda yerinden kalkup hakîri bağrına basup silâhlarım kemerimden çıkarmadan ol ân hakîri İpşir Paşa serâperdesine götürdü. Ammâ ne çetr-i mülamma‘dır, gûyâ hayme-i Efrâsiyâb'dır. Kapusundan tâ paşanın obasına varınca bî-tâb u bî-mecâl kaldım. Hemân pertâb ederek İpşir Paşa huzûruna vardıkda, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a ·
metinde göster ·
… lîs hânı Abdâl Hân askeri nümâyân olup anı gördük, Abdâl Hân atından nüzûl edüp
pertâb ederek
paşaya gelüp rikâbın bûs idecek mahalde paşa dahi esb-i sabâ-sür‘atinden nüzûl …
Bu mahalde ol sarp teng mahallerde Bitlîs hânı Abdâl Hân askeri nümâyân olup anı gördük, Abdâl Hân atından nüzûl edüp pertâb ederek paşaya gelüp rikâbın bûs idecek mahalde paşa dahi esb-i sabâ-sür‘atinden nüzûl edüp birbirlerin der-âğûş ederek öpüşerek görüşerek hayli musâhabetden sonra hân eydür: "Sultânım! Sehel ata süvâr olup ileride bir fütûr tenâvül idesiz." dedikde paşa atına süvâr olup yine alây-ı azîm ile sekizer kat mehterhânesin döğerek anı gördük, bir çemenzâr dere içre tarz-ı Acemâne ve Türkmane ve Kürdâne derim obaları ve Acem tengtirleri ve Osmânlı sâyebânları ile ol çemenzâr hayme vü hargâh serâperdeler ile lâle-zâr olmuş. Paşa ol cây-ı müferriha varup serâperde-i hânda karâr edüp ân-ı vâhidde cümle altun ve gümüş lengerîler ile ve fağfûrî ve balğamî ve mertebânî kâseler ile bir sımât-ı Muhammedî çekilmişdir. Cemşîd ü İskender ü Keykâvûs'dan berü eyle ta‘âm-ı firâvân-ı mümesseki bir selâtîn-i selef çekmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221a ·
metinde göster ·
… lâm'ın gözleri bu kadar akabe ve musîbetleri görmeyüp piyâdeler Amr-ı Ayyâr-vâr
pertâb ederek
ve atlılar bî-bâk u bî-pervâ at koparak kılıç urup kelle ve dil alırlardı.
Ol yürüyüşde bizim Muhammedî aşîretinden ancak bir at ve bir âdem şehîd olup kırk âdem dahi mecrûh olup niçesi atdan tekerlenüp mecrûh olduğudur. Ammâ ol gün Cenâb-ı Allah bizim askere ol kadar kuvvet ü kudret u nusret verdi kim bu meterisler içre hammâm kubbesi kadar taşlar ve dere ve depeler ve niçe bin mülhid çukurları ve bâlâda tahrîr olunduğu üzre niçe bin kemîngâhlar ve kepânlar ve muhîl şeytanatlar var iken bi-emri Hudâ gûyâ asâkir-i İslâm'ın gözleri bu kadar akabe ve musîbetleri görmeyüp piyâdeler Amr-ı Ayyâr-vâr pertâb ederek ve atlılar bî-bâk u bî-pervâ at koparak kılıç urup kelle ve dil alırlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a ·
metinde göster ·
… ser-i sa‘âdeti gerdeninden cüdâ durup bir san‘at ile hûn-ı Hüseyin fevvâre-vâr
pertâb ederek
bu sûret-i Hüseyin ile evlâd u ensâb-ı Hüseyin ve şehîdân-ı deşteyn-i Kerbelâ-y …
Hân eydür: "Ey Evliyâ akam! Kalk gör kim ne temâşâ idesin!" dedikde hakîr örü turup temâşâya âmâde oldum. Çünki şeyh kürsî üzre Makteli'l-Hüseyin'in şehîd olduğu mahalle gelince kürsînin ardında perde küşâde olup bir âdem bir yeşil imâmeli 313a İmâm Hüseyin eşkâlin vücûdıyla çıkardıkda cümle halk gördüler kim sûret-i İmâm Hüseyin'in gerdeninden kanlar akup ser-i sa‘âdeti gerdeninden cüdâ durup bir san‘at ile hûn-ı Hüseyin fevvâre-vâr pertâb ederek bu sûret-i Hüseyin ile evlâd u ensâb-ı Hüseyin ve şehîdân-ı deşteyn-i Kerbelâ-yı Hüseyin meydân-ı muhabbete gelince el-azametullah cümle muhibb-i hânedân-ı Ehl-i Beyt feryâd u figân ve "Âh Hüseyin, Şâh Hüseyin." deyüp sînelerin ve bâzûların Selmânîlere dutup Selmânîler de bunlara Kassâb-ı Cömert köçeği gibi bâzûlarına ve sînelerine usturalar urup şerha şerha sînelerin sırım sırım edüp aşk-ı Hüseyin içün kanların revân ederdi. Ve ba‘zı üstâd-ı Selmânîler niçe bin kimesnenin serlerine aşk-ı hüseyin deyü fetileler ile dâğlar yakardı. Ve niçe yüz âdem kanın akıtmak içün Hazret-i Risâlet'in Uhud gazâsında şehîd olan dendân-ı şerîfiyçün niçeler sinnin çıkarup "Aşk-ı Muhammedi'd-dâd." der di.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312b–313a ·
metinde göster ·
… de, hemân kâfir dest ber-kafâ iken dal taban olup "Ardıma düşün" deyü Ayyâr-vâr
pertâb ederek
şibenik'den cânib-i şarka dağlar ve bâğlar aşup yarım sâ‘atde,
"N'ola Muhammed hakkıyçün seni âzâd edeyim" dedikde, hemân kâfir dest ber-kafâ iken dal taban olup "Ardıma düşün" deyü Ayyâr-vâr pertâb ederek şibenik'den cânib-i şarka dağlar ve bâğlar aşup yarım sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 145a ·
metinde göster ·
… kin sıçramış yiğitler su içinde atdan ata ve âdem üstünden âdem üstüne sıçrayup
pertâb ederek
karşu cânibe ubûr edüp halâs oldular.
Bu nehrin iki cânibi yarlar ve bayırlar, benî âdem ve atlar çıkması bir vecih ile mümkin değil. Niçe bin âdem atlarından ayrılup kimi gark-ı âb olmada. Atlar ise su içinde birbirlerine girüp licâm u rikâb birbirlerine dolaşup fakîr benî âdem at ve katır mâ-beyninde kalup cümlesi helc ü melc olup gûyâ yevmü'n-nüşûr ve rûz-ı kıyâmet oldu, ammâ alimallâh ve şehidallâh yine böyle iken ba‘zı cüst ü çâpük ü çâlâk aklı cânı başında olan iş görmüş beşkin sıçramış yiğitler su içinde atdan ata ve âdem üstünden âdem üstüne sıçrayup pertâb ederek karşu cânibe ubûr edüp halâs oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21a ·
metinde göster ·
… ahalde da‘vâ-yı mer[d] ile şehbâz ve merdâne fetâ yiğitler taşdan taşa sıçrayup
pertâb ederek
beriden öteye ve öteden beri cânibe dek geçmek mümkindir. Lâkin her zamân ol bü …
Evvelâ bu Demirkapu nâm yerde cereyân eden nehr-i Tuna'nın içinde sıra sıra hammâm kubbesi kadar iri taşlar vardır. Hattâ nehr-i Tuna mâh-ı Temmûz'da az olduğu mahalde da‘vâ-yı mer[d] ile şehbâz ve merdâne fetâ yiğitler taşdan taşa sıçrayup pertâb ederek beriden öteye ve öteden beri cânibe dek geçmek mümkindir. Lâkin her zamân ol büyük taşlar görünmez, meğer Tuna pek tenezzülde ola. Anıniçün bu taşlar sebebiyle niçe gemiler helâk olur. Ammâ kaçan kim Tuna taşup tuğyân üzre gelüp aksa mezkûr taşlar suya gark olup cümle gemiler selâmetle geçmeğe başlar, ammâ yine havf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 96a ·
metinde göster ·
ileri seğirtdiler. Hakîr dahi seyishâneleri huddâmlara bırağup bile ileri vardı …
Hemân hakîrin yanında kalan refîkler ceyrân gibi pertâb ederek ileri seğirtdiler. Hakîr dahi seyishâneleri huddâmlara bırağup bile ileri vardık. Meğer bizim mukaddemâ gerüden ileri giden refîklerimiz on yedi harâmîye râst gelüp kemîngâhda yatırlarmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y51a ·
metinde göster ·
… af taraf görünmeğe başlayup başların kaldırup sayyâd ile ceng etmeğe gelir gibi
pertâb ederek
geldikce sayyâd cümlesin tobrasına doldurup ol hâne yılandan emîn olur. Ammâ bu …
Ve Mısır'da bir âdemin evine veyâ güvercin kümesine yılan müstevlî olsa sâhib-i hânenin huzûru gitse mezkûr yılan sayyâdlarının birin bulup elbette birkaç para verirsin, eve girüp bir kerre na‘ra edüp belinde bir düdüğü var, anı çalar ve ağzıyla bir gûne ıslık verüp savt-ı safîr gibi bir sadâ zâhir olunca hemân yılanlar taraf taraf görünmeğe başlayup başların kaldırup sayyâd ile ceng etmeğe gelir gibi pertâb ederek geldikce sayyâd cümlesin tobrasına doldurup ol hâne yılandan emîn olur. Ammâ bu yılanlar fârûk olmaz, fârûka munhasır başka yılanlardır, beriyyede olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y125b ·
metinde göster ·
… ezâr hıyâbân gemi ormanıdır. Beri tarafdan bir âdem karşu tarafa gemiden gemiye
pertâb ederek
ubûr etmek mümkündür, tâ bu mertebe izdihâm olur. Ve cemî‘i ahâlî-i Mısır Nîl k …
Ve şehr-i Bulak Sebtiyye'sinde paşa kethudâsının ve şehir havâlesi ve dîvân efendisi ve kapucular kethudâsının ve risâle ağası ve gümrük emîninin ve anbâr emîni ve nâzırın gûnâ-gûn müzeyyen akabeleri ve Mısır'ın yigirmi aded ümerâların ve yedi bölük ağalarının ve Çerkes beğlerinin ve kadıasker ve nakîbü'l-eşrâfın ve rûznâmeci ve defterdâr ve kapudanın ve'l-hâsıl Mısır a‘yân [u] eşrâfının bin bin iki yüz pâre akabe ve firkate ve kayıklar ve cerimler ve kayasalar ve sandalları atlas [u] dîbâ ve şîb P 211b ü zerbâft ve kâmhâ ve dârâyî vâlây kâlây ile cümle gemiler zer-ender-zer zerbâflara müstağrak edüp elvân elvân zerdûz bayraklar ve filandıra ve sancağ u tuğlar zeyn ederler. Ve'l-hâsıl geminin Y 151a bir alat reseni tehî değildir, cümle tezyîn olunmuşdur. Ve cümle gemilerin enderûn [u] bîrûnu âlât-ı silâh-ı mütenevvi‘a ile müzeyyen ederler kim gûyâ cenge âmâdedirler. Ol gün ol kadar gemi müzeyyen olur kim Sebtiyye kasrından ve Bulak'dan ve kasr-ı Ayn'dan ve Eski Mısır'dan tâ Kadem-i Nebî'ye varıncaya dak üç sâ‘at yerdir, Nîl'in yüzü keştî ile mâl-â-mâl olup gûyâ bir lâlezâr hıyâbân gemi ormanıdır. Beri tarafdan bir âdem karşu tarafa gemiden gemiye pertâb ederek ubûr etmek mümkündür, tâ bu mertebe izdihâm olur. Ve cemî‘i ahâlî-i Mısır Nîl kesimine âmâde oldukların paşa istimâ‘ edüp alaylar yürümeğe başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y150b–Y151a ·
metinde göster ·
… yen imiş kim Nîl kenârında olan sarây-ı âlîlerin damları üzre horos damdan dama
pertâb ederek
Bulak'dan Eski Mısır'dan Makdonya şehri ki Kademü'n-Nebî olan mahaldir horos ol …
Ve Mısır-ı Atîk eyle ma‘mûr u müzeyyen imiş kim Nîl kenârında olan sarây-ı âlîlerin damları üzre horos damdan dama pertâb ederek Bulak'dan Eski Mısır'dan Makdonya şehri ki Kademü'n-Nebî olan mahaldir horos ol mahalle varır imiş, böyle ma‘mûr [u] âbâdân imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y227b/mük ·
metinde göster ·
… iki sâ‘at İskenderiyye-i atîka varınca sutûhdan sutûha dam u bâmdan dama horos
pertâb ederek
dâma giriftâr olurmuş.
Ammâ Hazret-i Ömer hilâfetinde Amr ibnü'l-Âs feth etdüği mahalde ve âl-i Abbâsiyân'da ve âl-i Eyyûbiyân'da ve âl-i Emeviyyûn'da ol kadar ma‘mûr âbâdân büldân imiş kim iki bin altmış mihrâb ve yetmiş yedi bin hâne-i bî-minnet var imiş. Kal‘adan taşra olan imârâtı ta‘rîf ü tavsîfden müberrâ imiş kim İskenderiyye'den hâlâ Reşîd'e on iki sâ‘at yerdir, kat-ender-kat sarây-ı âlîler ve hadîka ve gaytânlar imiş. Ve leb-i deryâda bir karış arz-ı hâliye yok imiş. Ve cânib-i garbîsi kezâlik on iki sâ‘at İskenderiyye-i atîka varınca sutûhdan sutûha dam u bâmdan dama horos pertâb ederek dâma giriftâr olurmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y321b ·
metinde göster ·
… içre hammâm kubbesi gibi taşlar zâhir olur. Bir çâpük âdem kayalardan kayalara
pertâb ederek
Q 313bP 310b karşu cânibe güzer etmek mümkündür.
Ve bu mahalde Nîl kaçan tenezzül üzre cereyân etse Nîl içre hammâm kubbesi gibi taşlar zâhir olur. Bir çâpük âdem kayalardan kayalara pertâb ederek Q 313bP 310b karşu cânibe güzer etmek mümkündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y388b ·
metinde göster ·
… sâdeli beli zilli eli hıştlı başı cığalı bir zâğî âdem gelüp serâperde altında
pertâb ederek
Hüseyin Kan'ın önünde secde edüp,
"Sabr edin, inşâallâh işiniz âsân olur", derken bir beyâz sâdeli beli zilli eli hıştlı başı cığalı bir zâğî âdem gelüp serâperde altında pertâb ederek Hüseyin Kan'ın önünde secde edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y401b ·
metinde göster ·