… ir olur. Ve âsûde hevâda niçe keştîbânlara hakîr bu mahalli gösterdikde cümlesi
pesend
[ü] hezâr ahsend etdiler.
Ve bu râdde yine deryâ iken sekiz rûzgâr-ı zorkârın telattumundan müteğayyir olmak ihtimâli yokdur. İllâ lodos rûzgârı Marmara cezîrelerinden berü cûş u hurûş edüp temevvüc ederek geldikde bu hattın levni ve bahreynin mâbeynleri müteğayyir olur. Ve âsûde hevâda niçe keştîbânlara hakîr bu mahalli gösterdikde cümlesi pesend [ü] hezâr ahsend etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
… böyle bir ibret-nümâ ilm-i hendese üzre kâmil ve mükemmel binâ görmedik" deyüp
pesend
hezâr ahsend etdiler. Hakîr eyitdim:
"Her mahlûkât [u] mevcûdâtın ve binâ-yı imârâtın yâ derûnu yâhûd bîrûnu güzel olup iki güzellik bir yerde olmaz. Ammâ bu câmi‘in derûn [u] bîrûnu eyle şîrînkârlık üzre binâ olunmuşdur. Cemî‘i Frengistân'da dahi böyle bir ibret-nümâ ilm-i hendese üzre kâmil ve mükemmel binâ görmedik" deyüp pesend hezâr ahsend etdiler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 45b ·
metinde göster ·
… dir" deyü Hasan Mu‘îd'i şehîd etmişdir. Âlimâne reddü'l-acz ale's-sadr, eş‘âr-ı
pesendîdeleri
vardır.
Hasan Mu‘îd: Hâk-i Rûm'dır. Terk-i diyâr edüp seyâhat ile Acem'e vardıkda bir râfizî "Sünnîdir" deyü Hasan Mu‘îd'i şehîd etmişdir. Âlimâne reddü'l-acz ale's-sadr, eş‘âr-ı pesendîdeleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 100a ·
metinde göster ·
ebyâtdır. Zî-akl olan idrâk edüp demeğe kâdir değildir. Ba‘dehu ifâkat bulup ce …
pesendîde ebyâtdır. Zî-akl olan idrâk edüp demeğe kâdir değildir. Ba‘dehu ifâkat bulup cemî‘i menâhî ve me‘âsîden tâ’ib ü tâhir olup maraz-ı tâ‘ûndan merhûm olup Kesegendede civârında âsûdedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 109a ·
metinde göster ·
ma‘rifetler hadden efzûndur. Zamânemiz mi‘mârları eyle bir şîrînkârlık etmeğe k …
Ve kubbe-i mevzûnunun taşrasında olan hayâl-i pesendîde ma‘rifetler hadden efzûndur. Zamânemiz mi‘mârları eyle bir şîrînkârlık etmeğe kâdir değillerdir. Minberi ve mihrâbı ve mü’ezzin mahfilindeki hurdegîr san‘atlar meğer Sinop kal‘asındaki minberde ola. Ve hareminin cânib-i selâsında medrese hücreleri ile müzeyyendir. Ve cânib-i erba‘asındaki gül [ü] gülistânı içre murg-ı hezârın nevâsâzlığı âdeme hayât verir. Târîhi budur: (---)(---)(---)(---)(---)(---) Ve minâresi gâyet musanna‘ serâmed minâredir. Koca Mi‘mâr Sinân bu câmi‘ binâsında yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. 118b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 118a–118b ·
metinde göster ·
… a‘l-gûndur kim şimdiki üstâdları ana nazîre kubbe inşâ edemezler, gâyet refî‘ ü
pesendîde
kubbe-i âlîdir. Ve fukarâ hücreleri cânib-i garbında ma‘mûrdur. Ve meydân-ı sem …
Ve tekyegâh-ı dervîşan-ı Beşiktaş: Evvelâ tekye-i Mevl[ev]îhâne-i (---) Paşa, leb-i deryâda semâ‘hânesi deryâya nâzır fevkânî bir mevlevîhânedir kim İslâmbol'da ve gayrı diyârda misli yokdur. Semâ‘hânesi bir musanna‘ tavan kubbe-i la‘l-gûndur kim şimdiki üstâdları ana nazîre kubbe inşâ edemezler, gâyet refî‘ ü pesendîde kubbe-i âlîdir. Ve fukarâ hücreleri cânib-i garbında ma‘mûrdur. Ve meydân-ı semâ‘hâne serâpâ ceviz levhasıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
… elkîs'ı Berhıyây nakş etmişdi kim lisân-ı Kabâbıta'da darb-ı mesel olmuşdur kim
pesendîde
bir nakşa nakş-ı Berhıyâ gibi erba‘a ve işrîn kırât olmuş derler. Ammâ Acem ve …
Kârhâne-i nakkâşbaşı birdir, Arslanhâne'nin üst tabakaları kat-ender-kat kârgîr-binâ hücrelerdir kim cemî‘i nakkâşân-ı üstâdân bu kârhânede sâkinlerdir, gayrı yerlerde dükkân yüz adeddir, ammâ hânelerinde sâkin sarây-ı âlîler nakkâşı cümle bin neferdir. Pîrleri Şeddâd'ın Bağ-ı İremin nakş eden Şemr-i Ahîm'dir, Kıbtî tevârîhlerinden bu Şemr içün peygamberdir deyü yazmış. Ammâ Hazret-i Süleymân vezîri Âsaf-ı Berhıyây dahi peygamber ve nakkâş idi kim taht-ı Süleymân'ı ve kasr-ı Belkîs'ı Berhıyây nakş etmişdi kim lisân-ı Kabâbıta'da darb-ı mesel olmuşdur kim pesendîde bir nakşa nakş-ı Berhıyâ gibi erba‘a ve işrîn kırât olmuş derler. Ammâ Acem ve Rûm şu‘arâları medhinde nakş-ı Erjeng medh olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 198b ·
metinde göster ·
… eb ü garâyibden harb [ü] kıtâllerin evâyil-i eyyâm üstâdlarının sihr-i i‘câz ve
pesendîde
ketebeli kalemleriyle iri İslâmbol tabakı kâğız cermleri üzre yazılmış tasvîrle …
Bâlâda tahrîr olunan cümle pehlivânların ve selef pâdişâhlarının ve niçe mürsel peygamberlerin ve bî-hisâb kal‘aların ceng [ü] cidâllerin ve deryâda keştîlerin agreb ü garâyibden harb [ü] kıtâllerin evâyil-i eyyâm üstâdlarının sihr-i i‘câz ve pesendîde ketebeli kalemleriyle iri İslâmbol tabakı kâğız cermleri üzre yazılmış tasvîrleri cild cild rû-yı dükkânına dizüp âyende ve revende gelüp tâli‘ dutup bir akçe verüp bu tasvîrlerden fâl açup, ceng [ü] cidâl mi gelir yâhûd Yûsuf ü Züleyhâ mı gelir ya Leylâ vü Mecnûn ve Ferhâd ü Şîrîn ve Varka [ü] Gülşâh mı veyâ selef sâhib-kırânlarının birbiriyle muhâsemeti ve ayş [u] işretleri gelüp ana göre;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
âlem pehlivânân-ı resenbâzân ya‘nî cânbâzân: İslâmbol'da hâzır bulunan pehlivân …
Evvelâ kâr-ı pesendîde-i âlem pehlivânân-ı resenbâzân ya‘nî cânbâzân: İslâmbol'da hâzır bulunan pehlivân nefer 13 pehlivânlardır kim her biri ipden nerdübân ile eflâke kemend atup urûc ederek kerrûbiyân ve Hazret-i Îsâ ile kelimât etmeğe yakın olmuşlardır. Evvelâ Üsküdarlı Mehemmed Çelebi ve Mağribli Hacı Nâsır ve iskenderiyyeli Hacı Alî ve Harputlu Şaşı Hüsâm ve Bursalı Kubâdî ve Arabgîrli Kara Şücâh ve Kamberoğlu ve Kız Pehlivân, bunlar pâdişâh huzûrunda terâzûlü ve terâzûsüz kubâdî pabuc ile ve kimi ellerinde birer desti ile arkalarında birer hımâr ile ve kimi ellerinde dal kılıç ile ve'l-hâsıl iki yüz altmış pâre âlet-i bâzbâzân ile arz-ı ma‘rifet edüp Galata kullesinin tâ zirve-i a‘lâsındaki top-ı feleke kadem basmış Arab u Acem ve Hind ü Yemen pehlivânlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 204a ·
metinde göster ·
… n‘at-ı musanna‘dır. Alayköşkünden pâdişâh bu çarhları görüp "Ey tasnîfdir" deyü
pesend
edüp bu üç esnâfa bir kîse guruş ihsân etmişdir.
Yağ değirmeni ve at değirmeni ve su dollâbı çarhcıları cümle arabalar üzre çarhların yapup araba tekerlekleri deverân etdikce mezkûr çarhlara tekerleklerin perleri isâbet edüp yağ değirmeni tahîne çıkarır, at değirmenleri un öğüdür, su dollâbları küplerden su çıkarup araba ve kızaklar üzre olan havz u şâzrevânlara birer san‘at ile sular dökülüp şâzrevânlar revâne olur aceb san‘at-ı musanna‘dır. Alayköşkünden pâdişâh bu çarhları görüp "Ey tasnîfdir" deyü pesend edüp bu üç esnâfa bir kîse guruş ihsân etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b ·
metinde göster ·
… ğil bir şekl-i âhar musanna‘ bir câmi'dir. Mi‘mârı Frenk âdemîsi olmağıla Frenk
pesend
bir câmi'dir kim aşağısı ibâdethâne, fevkânîsi dâiren-mâdâr medrese hücreleridi …
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Gâzî Hüdâvendigâr : Ya‘nî Şehîd Murâd Hân-ı Evvel Câmi‘i Bursa şehrinin cânib-i garbında nısf sâ‘at ba‘îd başka kasabadadır kim Eski Kaplıca derler ma‘mûr mahalle-i iremde vâkı‘ olmuş ibret-nümâ bir câmi‘-i zîbâdır. Bir câmi‘ tarzında değil bir şekl-i âhar musanna‘ bir câmi'dir. Mi‘mârı Frenk âdemîsi olmağıla Frenk pesend bir câmi'dir kim aşağısı ibâdethâne, fevkânîsi dâiren-mâdâr medrese hücreleridir. Herkes savma‘asından imâma iktidâ edüp ibâdet ederler. Görmeğe muhtaç bir vâcibü's-seyr câmi‘-i pür-envâr ve câmi‘-i pür-esrâr rûhâniyyetli bir ma‘bed-i kadîmdir. Kıbleden mihrâba tûlu (---) ayakdır, arzı yetmiş ayakdır. Ve (---) müntehâlar ile mebnîdir ve câmi‘ içre Murâd Hân'ın bir doğanı tayerân edüp bir tâk üzre meks eder. Murâd Hân bu doğanı peftere ile ol kadar okuya da‘vet edüp bek gösterüp gelmek ihtimâli olmayup Gâzî Murâd Hân gazâb-âlûd olup "Kaskatı kal" deyince bi-emrillah ol doğan kuşu ol tâk üzre cılkısı ve kündesi ve üzüniyle hâlâ taş olup kalmışdır kim alâ melei'n-nâs zâhir ü bâhirdir. Bu câmi‘in bir kapusu ve bir tabakalı minâresi vardır, lâkin haremi yokdur. 224b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224a–224b ·
metinde göster ·
… . Şöhre-i şehr olduğundan ılgar ile niçe somunlarından Acem şâhına götürmüşler,
pesend
ahsend etmişler. Tâ bu mertebe lezîz ve hâs ve beyâz ekmeği olur, ammâ suyunun …
Menzil-i kasaba-i Sabanca: İbtidâ İzmitli bir koca bu mahalde dağıstân ve muğaylânistânı kurup saban yürütdüğünden Sabancı Koca nâmıyla müsemmâ bir kurâ olur. Mürûr-ı eyyâm ile Süleymân Hân asrında bir kasaba-i şîrîn olup Sarı Rüstem Paşa, bir hân-ı azîm binâ edüp yüz yetmiş ocakdır. Bir câmi‘-i latîf ve bir hammâm-ı nasîf ve bir esvâk-ı münîf inşâ olunup cümle rasâs-ı hâlis ile mestûr bin kiremit örtülü hâne-i ma‘mûrlu kasaba-i şîrîndir. {Ve Koca Mi‘mâr Sinân binâsıdır ve Hân-ı Pertev Paşa dahi kâr-ı Mimar Sinan'dır.} Cümle bu hayrât [u] hasenâtlar Rüstem Paşa'nın olmağıla anın mütevellîsi hâkimdir. Başka yeniçeri serdârı vardır. Memdûhâtından beyâz kirazı ve hammâmı dibinde bir ekmekçi dükkânı var. Bir dervîşin hayr du‘âsı berekâtıyla bir gûne hâs ve beyâz somunu pişer kim sabanca somunu deyü rub‘-ı meskûnda meşhûrdır. Hatta kırk gün dursa kuruyup lezzeti mütegayyir olup küflenmek ihtimâli yokdur. Şöhre-i şehr olduğundan ılgar ile niçe somunlarından Acem şâhına götürmüşler, pesend ahsend etmişler. Tâ bu mertebe lezîz ve hâs ve beyâz ekmeği olur, ammâ suyunun hâssasındandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 277a ·
metinde göster ·
… -ı mücezza‘ ile ve mermer-i ebrî ve sommâkî ve yeşim-i yerekânî gûnân ile mebnî
pesen-dîde
düyûr-ı kebîrler var idi. Hazretin mevlûdü gicesi çoğu münhedim olup hâlâ âsâr- …
Evsâf-ı külliyât-ı Antakıyye: Bu şehri Hazret-i Yahyâ asrında imâr eden Bî‘atü'l-Kassân nâm bir melik-i âdil Hazret-i İsâ'ya îmân getirmiş idi. Bu şehr içre yüz yıl adâlet ile hükümet edüp yetmiş kadar deyr-i azîmler binâ edüp bu kal‘a içre cümle altı yüz aded kenîse, manastır, ma‘bedhâne-ı Mesîhiyye var idi. Her biri fass u müzehheb ve zücâc-ı billûr ve necef-i mülevven ile belât-ı mücezza‘ ile ve mermer-i ebrî ve sommâkî ve yeşim-i yerekânî gûnân ile mebnî pesen-dîde düyûr-ı kebîrler var idi. Hazretin mevlûdü gicesi çoğu münhedim olup hâlâ âsâr-ı binâları ve yedi aded düyûr [u] kenîse-i ma‘mûrları vadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23b ·
metinde göster ·
Maşâd-ı şâ‘ir-i mâhir İmrü'l-Kays: Ol İmrü'l-Kays'dır kim Hazret-i Risâlet-penâh'ın zamân-ı sa‘âdetlerinde fusahâ-yı büleğâ-yı Kureyş idi. Ol asırda ilm-i şi‘re rağbet olmağıla niçe bin sultân-ı şu‘arâlar var idi, ammâ cümleye mümtâz [u] müsellem Abdurrahmân Hassân ve bu İmrü'l-Kays idi. Pesendîde eş‘âr-ı belîğlerin Hazret-i Resûl kıra’at edüp Seb‘a-yı Mu‘allaka nâm mahalde sahîfesiyle asup makbûl şi‘r olmuş olurdu. Ammâ Hassân İslâm ile müşerref olup sahâbe-i kirâmın güzîdesi oldu. Hattâ Mısır'dan melik Mukavkıs-i Kıbtî Hazret'e Düldül katırı ve Zülfikâr kılıcı ve Mariya câriyeyi ve hemşîresin Hazret-i Zünnûn-ı Mısrî ile hedâ[yâ] gönderüp hedâya huzûr-ı Resûl'de makbûle geçdikde Düldül'ü ve Zülfikâr'ı Hazret-i Alî'ye ihsân etdi ve Mariya câriyeyi hazret kendülere alıkoyup İbni'n-nebî İbrâhîm andan oldu. Mariya câriyenin hemşîresin bu Hassân şâ‘ire verüp sultân-ı şu‘âra oldu ve elçi Zünnûn-ı Mısrî dahi İslâm ile müşerref olup sahâbe-i kirâmdan olup cümle hükemâya pîr oldu. Ve Mısır'da medfûndur, ammâ bu İmrü'l-Kays Arapça 'dan olup İslâm ile müşerref olmadı. Zîrâ ilm-i nücûmda Ebû Leheb-i la‘înin telâmîzlerinden ve anın akrabâlarından idi. Hattâ bu İmrü'l-Kays hazret-i Kur’ân-ı azîm ve furkân-ı mecîd kıbel-i Hakkdan Cibrîl-i emîn vesâtatıyla resûl-i kibriyâya nâzil olmazdan yedi sene mukaddem Arapça lafz-ı dürer-bârın mukaddem târîhile İmrü'l-Kays manzûm etmişdir kim güfte-i İmrü'l-Kays:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 68a ·
metinde göster ·
Bu tahrîr olunan mahallâtlar içre cümle on bir sarâydır. Cümleden mükellef ve mükemmel kal‘a kapusu önünde Tuna kenarında vüzerâlara mahsûs sarây-ı azîm, Budin ve Bosna sarâyları gibi binâ-yı azîmleri sarây-ı kavî değildir. Cümle belvan ve tahta ile mebnî sarây-ı fevkânîdir. Bir vâsi‘ce havlisi ve bir küçük dîvânhânesi ve yetmiş aded gılmân-ı hâssa hücreleri ve bir küçük hammâm-ı muhtasarı var. Cümle odaları soba ocaklıdır. Zîrâ kışı katı olur. Cümle kiremitli binâlardır. Bu Silisre sarâyın temâşâ etdiğimiz bin altmış bir târîhi idi. Göncüzâde nâm ilm-i nücûmda pesendîde-i hâs [u] âm bir kimesne eydür "Bin doksan târîhinde Âl-i Osmân'dan Mehemmed Hân bu Silisre şehrine gelüp bu sarâyı esâsından cedîd edüp "Bu şehir taht-ı pâdişâhî ola" dedi. "Allahümme yessir bi'l-hayr" denildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 119a ·
metinde göster ·
san‘atı dahi üstâd-ı russâsı bu câmi‘in cemî‘i kıbâbların eyle rasâs-ı hâs ile …
deyüp engüşt ber-dehen eder. Bu câmi‘in bir pesendîde san‘atı dahi üstâd-ı russâsı bu câmi‘in cemî‘i kıbâbların eyle rasâs-ı hâs ile sihr-âsâr örtmüşdür kim her bir kıbâb-ı nîlgûn üzre perkâr ursan bir tahta kurşuma bir tahtadan ser-i mû hâric değildir. Tâ bu mertebe hemvâr-ı mestûr olmuş kıbâb-ı ibret-nümâ-yı hübâblardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 155b ·
metinde göster ·
… da selef pehlivânlarının demirden yayları ve hadengleri ve gürzleri ve gûnâ-gûn
pesendîde
kemânkeş darbları ve salıkları ve zerdeste ve matrakları ve kırkar ellişer vakı …
Bu Edirne tekyesinde sayf [u] şitâda yüz çift dervîşân-ı küştegîrân hâzır olup âyîn-i Püryâr-ı Velî üzre idmân ederler. Ve bu tekye gerçi kârgîr kıbâblar ile mebnî değildir ammâ ma‘mûrdur. Müte‘addid hücreleri ve matbahı ve sehel bâğçesi vardır. Ve meydânında selef pehlivânlarının demirden yayları ve hadengleri ve gürzleri ve gûnâ-gûn pesendîde kemânkeş darbları ve salıkları ve zerdeste ve matrakları ve kırkar ellişer vakıyye gelir câmûs derilerinden yağlı kısbetleri ve nice elvân âlât-ı pehlivânları meydân-ı muhabbetleri üzre maslûbdur. Ve bu dergâh-ı küştegirân Alî Paşa çârsûsu kurbunda Balıkbâzârı kapusunun iç yüzünde vâkı‘ olmuş Güleşçiler tekyesidir. Bundan sonra binâ olunan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158b ·
metinde göster ·
ma‘rifet-i pehlivânî: Yine huddâmları def [u] kudüme el urup pehlivân meydân-ı …
Diğer pesendîde-i ma‘rifet-i pehlivânî: Yine huddâmları def [u] kudüme el urup pehlivân meydân-ı muhabbetde deverân [u] seyerân ve lu‘bedebâzlık ve perendebâzlık ederken cilbendinden bir çekiş ve iki mismâr enseri çıkarup eydür: "Ey hanım! Eğer izn-i şerîfin olur, bu seksen arşın kaddi âlî olan dîvârın yüzünden ta sütûha çıkayım" deyü izin taleb etdikde Hân eydür: "Destûr der, Hudâ âsân getire" deyüp dîvârın dibine varup hayır du‘â edüp eli yetişdiği yerde dîvâra enserinin birisin kakup çekici yine beline sokup ya Allah deyüp perende ile enserinin üstüne çıkup oturdu ve hayli ma‘rifetler icrâ etdi. Andan bu mismâr üstünden dîvâra yapışarak ayak üzre kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup kaddinde anı dahi iki taş mâbeynine kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr ol mismâr üzre karâr edüp anda dahi niçe gûne lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer buçuk karış ancak var, üçer parmak mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı ma‘rifet idecek yer yok, âlet yok. Anı gördük, yukarıdaki mismardan yılan gibi süzülüp baş aşağı olup aşağıdaki mismâra berk yapışup yukaruda kalan mismâra ayağının üsteki mesh olacak yerlerin ve ayaklarının parmakların devirüp çengel edüp aşağı mismardan ellerin boş koyup baş aşağı ayağı üstünden asılup ser-nigûn niçe fünûnlar gösterirken belinden çekicin çıkarup ayağı üstünden asılmış iken aşağı mismârı çekiç ile ura ura çıkarup yine yukaru mismâra süzüldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b–233a ·
metinde göster ·
Bu gûne elvân sahtiyânlar ta dip Firengîstân'a gidüp
pesend
ederler kim anlar bu gûne sahtiyân idememişlerdir. Ekseriyyâ güderi derisi işle …
Bu gûne elvân sahtiyânlar ta dip Firengîstân'a gidüp pesend ederler kim anlar bu gûne sahtiyân idememişlerdir. Ekseriyyâ güderi derisi işlerler. Moskov telâtin derisi işlerler. Rûm'da biz dahi telatin idemeziz ve Firengîstân'da Engürü sofu dahi işleyemezler. Hatta beher sene niçe bin kantar sof ipliği Firengîstân'a gider, mümkin olmayup Engürü sofuna taklîd edemediler. İlâ hâze'l-ân çalışırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b ·
metinde göster ·
On birinci gün derûn-ı kal‘ada mahsûr olan sipehsâlâr Alîcân niçe tülüngî Kızılbaş-ı rîş-tıraşlar ile bir şeb-i muzlimde kemend-i pesendleriyle kal‘adan nüzûl edüp Elkas Mirzâ'nın haymesine varup dahl düşerler. Elkas Mirzâ dahi Süleymân Hân'dan derûn-ı kal‘adakileri ricâ edüp on ikinci gün sene 955 Recebi'nin yigirminci gününde Süleymân Hân be-dest-i Rüstem Paşa-yı vezîr-i celîlü'ş-şân muhâsarasıyla def‘a-i sânîde feth olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 250b ·
metinde göster ·
… iyle ârâste ve köşe-bendler ile pîrâste olmuş hisâriçe ta‘bîr etdikleri dîvâr-ı
pesenddir
. Ammâ bu dîvâr üzre asla top yokdur ve bu dîvârın iç yüzünde zîr-i zemîn içre k …
Ve bu bâlâda tahrîr olunan kulle-i metînelerin önlerinde bir kat dahi alçak hisâriçe dîvârı gâyet kalın ve rıhtım ve Şeddâdî dîvârdır kim serâpâ mazgal delikleriyle ârâste ve köşe-bendler ile pîrâste olmuş hisâriçe ta‘bîr etdikleri dîvâr-ı pesenddir. Ammâ bu dîvâr üzre asla top yokdur ve bu dîvârın iç yüzünde zîr-i zemîn içre kârgîr binâ yollar vardır kim hîn-i muhâsarada düşman bu kal‘aya toprak sürse mezkûr yollardan handak içre sürülen türâbı kal‘ada mahsûr olanlar uğurlayup kal‘ayı gark-ı türâbdan halâs ederler. Mezkûr hisâriçe yolların üç tarafında dahi dâ’iren-mâdâr Yalı kapusundan ta Tebrîz kapusuna varınca kal‘ayı handak ihâta etmişdir. Elli altmış âdem oğlu handak ihâta etmişdir, ammâ alçakdır. Zîrâ çayırlı ve çemenzârlı alçak zemîn-i mahsûldâr bir tarafından düşman muhâsara edüp meterise girilmek muhâldir. Zîrâ bir zirâ‘ mikdârı meteris kazılsa su çıkar. Ammâ la‘în Kel Rüstem Hân İrân-zemîn askeriyle bu kal‘a altına çöküp bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden toprak süre süre handak kenârlarına gelüp amelî türâb ile meterise girmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 252b ·
metinde göster ·
Ve iki yüz altmış kıt‘a mücelled mecmû‘a-i ibret-nümâ murakka‘âtlar kim her bir sahîfesinde olan kıt‘alar yüzer guruş değer. Selef hattâtlarının gûnâ-gûn hatt-ı pesendîdeleridir kim gûyâ hatt-ı Hazret-i Osmân'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 275a ·
metinde göster ·
… kâ ki sihr-i füsûn-ı işve-gûne kalemi târdır ve murdâr elin eşkâlât-ı hayâlâtda
pesendîde
kalemi vardır. Hatta bir esb-i câdû ve pîl-i câdû tasvîr 276b etmişdir kim si …
Ve Şâh Kulu ve Velîcân ve Şemsî Hân ve Mâlik ve Erjeng ve Ağa Rızâ ve Muhammed Rızâ ve kalem-i Behzâd hakkâ ki sihr-i füsûn-ı işve-gûne kalemi târdır ve murdâr elin eşkâlât-ı hayâlâtda pesendîde kalemi vardır. Hatta bir esb-i câdû ve pîl-i câdû tasvîr 276b etmişdir kim sihr-i füsûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276a–276b ·
metinde göster ·
… mû‘a-i acîb dahi üç yüz seksen varak idi. Her sahîfesinde selef mühürgânlarının
pesend-i
zemîn ü zamân ve ta‘lîk u nesih u rık‘a seci‘-i manzûmları var idi kim benî Âde …
Hulâsa-i kelâm hânın bu kadar mâl u menâlinde böyle zî-kıymet eşyâlar bulundu ve bir mecmû‘a-i acîb dahi üç yüz seksen varak idi. Her sahîfesinde selef mühürgânlarının pesend-i zemîn ü zamân ve ta‘lîk u nesih u rık‘a seci‘-i manzûmları var idi kim benî Âdemin çeşmi hîrelenirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 277a ·
metinde göster ·
etdiler. Andan bir zer-ender-zer pişkîr serdi ve bir leğen ibrik-i fağfûrî kim …
Şehr-i Bitlîs'den taraf üç yüz aded âdemler nümâyân olup her birinin başlarında birer kâse ve tabak-ı fağfûrî ve mertebânî-i gûnâ-gûn kâr-ı Gavrî Sultân ve elli mikdârı sîm-i hâlisden sahûnlar ve mâ‘adâsı bakır âvânî sahûnlar ammâ cümle müzehheb ü mutallâ sahûnlar kim mülûk-i selef asrında amel olunmuş sahûnları yine Amber Ağa, paşa huzûruna koyup "Hanım Sultân efendimiz sultânım hazretlerine selâm edüp tahte'l-fütûr gönderdiler." deyü Amber Ağa huzûr-ı paşada dilîrâne dâmenin der-miyân edüp kemerine bir zerdûz peştemâli bend kılup ibtidâ zerdûz destehân-ı kâr-ı Isfahân döşedi kim görenler hezâr ahsen-i pesend etdiler. Andan bir zer-ender-zer pişkîr serdi ve bir leğen ibrik-i fağfûrî kim sâfî mücevher idi. Paşa dest-i şerîflerin gasl edüp der-ân paşanın huzûruna cümle fağfûrî mertebânîlerin kapakların açdıklarında azamet-i Hudâ ud u amber ü müşk ile tabh olmuş ni‘met-i nefîselerin râyiha-i tayyibesi Paşa'nın otağı içinde olanların dimâğların mu‘attar etdi. Hudâ'ya ayândır kim üç yüz aded sahûn u fağfûrî vü mertebânîlerin içinde olan ta‘âm-ı mümessekler cümle birer gûne et‘ıme-i nefîseler idi. Hatta yigirmi elvân pilav ve vezde büryân ve meza‘fer pilav ve kükü pilav ve çelav pilav ve avşıla pilav ve hoşek pilav-ı düvezdeh-büryân ve amber pilav ve gülnar pilav ve sarımsak pilav ve mâverd pilav ve gübeybe pilav ve bâdâm pilav ve sanavber pilav ve dûd pilav (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) misilli pilavların birisi dahi birbirine müşâbeheti yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 278b ·
metinde göster ·
… rertesi gün {Bitlîs} hânı askerine bir seyf-i Melek uruldu kim felekde melekler
pesend
eylediler. Âhir-ı kâr Bitlîs hânı firâr edüp nâbûd olup ciğer-kûşesin yerine hâ …
"Hânım, Acem tüccârın ve yeniçeri sevdâgerânın bâc içün rencîde-hâtır etdiği ecilden Van gümrüğü mu‘attal kaldı. Âhir paşa birkaç kerre tenbîh etdiğinden mütenebbih olmayup üstüne yetmiş bin asker ve bu kadar gemilerle Van deryâsından toplar çeküp hânın üzerine varup bin altmış beş Ramazân'ının yigirmi beşinci pazarertesi gün {Bitlîs} hânı askerine bir seyf-i Melek uruldu kim felekde melekler pesend eylediler. Âhir-ı kâr Bitlîs hânı firâr edüp nâbûd olup ciğer-kûşesin yerine hân etdi." dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302b ·
metinde göster ·
… r ve eyle kâr-ı hurdegîr görmedim. Niçe bin ilm-i hendese üzre gûnâ-gûn hayâl-i
pesend
tasarrufları vardır ammâ mülûk-ı selef içün bu câmi‘ içre bir maksûresi var kim …
Ve mine'l-acâ’ib ve'l-garâ’ib binâ-yı azîm câmi‘-i Müşebbek, ibret-nümâ-yı kadîm, şehr-i Kazvîn'in eski hisârına karîb bir câmi‘-i kebîrdir. Kıble kapusu bir bâb-ı vâcibü's-seyr bir dervezedir kim vasfında lisân kâsır bir müşebbek bâb olduğundan ol bâb ile müsemmâ câmi‘-i Müşebbek derler. Rûm u Arab u Acem'de bu hakîr böyle bir bâb-ı kebîr ve eyle kâr-ı hurdegîr görmedim. Niçe bin ilm-i hendese üzre gûnâ-gûn hayâl-i pesend tasarrufları vardır ammâ mülûk-ı selef içün bu câmi‘ içre bir maksûresi var kim benî Âdem anı gördükde vâlih ü hayrân kalup dillerle ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz bir kâh-ı Havernak-ı Gazvîn'dir. Ammâ bu câmi‘-i pür 315a envârın bânîsi şehr-i Gazvîn'in dördüncü kerre imâr eden Şâh İmâdeddîn hazretlerinin abd-i memlûkü olan Emîr Humâ-i Yas inşâ etdirmişdir. Müverrihân-ı Acem "Bu câmi‘e bir şütür bârı altun masrûf olundu." deyü tahrîr etmişler. Hakkâ ki muhakkak mâ-lâ kelâm gitmişdir, ammâ câmi‘ Cennet-i Adn'e dönmüşdür. Lâkin cemâ‘atden garîb kalmışdır ve mihrâb üzere olan kubbe-i kebîri eflâke ser çekmiştir. Cemî‘i kıbâblar her diyârda surâhîce binâ olunmuşdur ammâ bu kubbe-i serâmed top-ı küreh arzı gibi müdevver ve cevfinde ol kadar envâ‘-ı fusûs-ı mukavvim mahkûk-ı gûnâ-gûn sadefkârî var. Ruhâm-ı ibret-nümûn ma‘kûklar ile ma‘kûd kılınmış zî-kıymet taşlar var kim çeşm-i benî Âdem hîrelenir. Bu hakîr bu kadar kesret-i seyâhatde her âsâr-ı binâya im‘ân-ı nazar ile nazar etdiğimde Budin serhaddinde kal‘a-i Estergon'un iç hisârındaki Kızılelma Câmi‘i kubbesi ve biri dahi bu Gazvîn câmi‘i gibi bu arâzî-i edîmde böyle âsâr-ı acîbe ve bunun gibi binâ-yı garîbe görmedim. Hakkâ ki min cihet-i'l-ahseni imâr bu kubbeden âlî bir kubbe-i nüh-tâk-ı tumturak-ı revâk yokdur. Meğer yine bu kubbe-i Gazvîn-i arâk ola. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 314b–315a ·
metinde göster ·
… ân halkı ve cemî‘i Âl-i Osmân diyârı halkı, ‘Hezâr-ahsend ey hân-ı âlîşân’ deyü
pesend
edeler. Melek'e sadlek la‘net ve Hâman ve Fir‘avn ve Karûn ve Yezîd'in la‘netin …
Hakîr eyitdim: "Hânım, yine siz deryâ-dil bir pâdişâh-ı cem-cenâbsız, {yine} siz afv ile mu‘âmele edersiz. Anların etdiğine kalmayup eğer ma‘zûlen paşa bunda gelirse ke'l-evvel geldiği gibi dâmâd-ı pâdişâhî bir vezîr-i âlîşândır. ‘Ben dahi şânıma düşeni ideyim ki dâstân-ı dostân olsun’ deyü etdiği kemliğe karşılık {eylik} edersin kim cümle halk sana ve cemî‘i Kürdistân halkı ve cemî‘i Âl-i Osmân diyârı halkı, ‘Hezâr-ahsend ey hân-ı âlîşân’ deyü pesend edeler. Melek'e sadlek la‘net ve Hâman ve Fir‘avn ve Karûn ve Yezîd'in la‘netin edüp Melek'e beddu‘â sana hayır du‘â ederler. Hânım, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
bir ma‘rifet arz edüp yed-i tûlâsın ayân u beyân etdiği oldur kim tâk-ı Kisrâsı …
Bu kantara-i vâcibü's-seyrin pesendîde bir ma‘rifet arz edüp yed-i tûlâsın ayân u beyân etdiği oldur kim tâk-ı Kisrâsının ortasına vaz‘ etdiği kined ta‘bîr etdikleri seng-i hârânın tâ vasatına bir zer-i hâlisden bir halka asmış, nehr-i Araz üzre maslûb durup bir rîh-i şedîd ol halkaya isâbet etse halka-i müdevver hareket eder. Ve ol halkanın da rezesi vardır kim âdem beli kalınlığı vardır. Ve halka kezâlik âdem uyluğu kalınlığı vardır, âlî yerde olmağın küçük görünür ammâ içinden bir at geçse mümkündür, tâ bu mertebe bir azîm altun halkadır. Anıniçün Altun Halkalı köprü derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 16a ·
metinde göster ·
… ddir. Bir musanna‘ rakîk minâre-i zîbâsı vardır. İlm-i mi‘mârîden haberdâr olan
pesend
eder.
Evvelâ Topçu bâğı içinde vâki‘ Müftî mescidi. Gâyet büyük kârgîr binâ, mesâcid-i ra‘nâdır kim câmi‘ olmağa müsta‘iddir. Bir musanna‘ rakîk minâre-i zîbâsı vardır. İlm-i mi‘mârîden haberdâr olan pesend eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 21a ·
metinde göster ·
… su ile doldurup yine taşra suyu bir âsân vech ile ol ma‘sûm çeker kim her gören
pesend
eder. Tâ bu mertebe tetik ile inşâ olunmuş kuyu çıkrığıdır.
Andan Zincirli Kuyu mescidi. Bu mahalde bir çâh-ı mâ vardır kim şekerden lezîz bir âb-ı hayâtı vardır kim mâh-ı Temmuz'da yehpâredir ve vakt-i şitâda germâbdır. Üstâd-ı kâmil bu kuyuya bir sütûn-ı bâlâ ile bir gûne seren çıkrık etmiş kim evc-i âsumâna kad çekmişdir. Ve üstâd-ı haddâd ol serene elli kulaç kadar kaddi bir zincir-i musanna‘ etmiş kim gûyâ kâr-ı Hazret-i Dâvûd Nebî'dir. Ve bu çıkrık eyle hendese üzre inşâ olunmuş kim bir tıfl-ı sağîr gelüp bu zinciri çeküp kuyuya endirüp delvesin su ile doldurup yine taşra suyu bir âsân vech ile ol ma‘sûm çeker kim her gören pesend eder. Tâ bu mertebe tetik ile inşâ olunmuş kuyu çıkrığıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 21a ·
metinde göster ·
… i ibret-nümâ-yı mahbûb üzre mebnî bir bâğ-ı İremdir kim her semtinin birer gûne
pesendîde
maksûreleri ve havuz u şazrevân-ı selsebîl ve fevvâreleri ne diller ile ta‘bîr …
Andan birez yârân dostlar ile Killik burnu nâm mahalde zevk u safâ edüp ale's-sabâh yine cümle yârân-ı bâ-safâ ile (---) Paşa bâğçe[sinde] zevk u safâlar ederken pâdişâh-ı bâ-vakâr dağlara sayd [u] şikâra geçüp gitdi. Hamd-i Hudâ bu bâğçe-i İremezâta uğramayup ubûr edüp zevkimize mâni‘ olmadı. Bir acâ’ib ü garâ’ib tarz [u] tarh-ı mergûb ve bir şekl-i ibret-nümâ-yı mahbûb üzre mebnî bir bâğ-ı İremdir kim her semtinin birer gûne pesendîde maksûreleri ve havuz u şazrevân-ı selsebîl ve fevvâreleri ne diller ile ta‘bîr ve ne kalemlerle tahrîr ve tastîr olur değildir. Hakkâ ki Konya'nın bâğ-ı Merâm'ından nişân verir. Bunda olan çeşme-i cân-bahşın târîhidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 94a ·
metinde göster ·
Hakkâ ki eyledir, zîrâ Musavvir ve Sannâ‘-ı Lem-yezel Hallâk-ı ezeldir kim cümle mevcûdâta harekât u sekenât ve cünbüş ü nazar ve hande ve bükâ veren oldur, ammâ murâd [u] merâm oldur kim bu deyr-i mezbûrun kubâb-ı nüh-tâk revâk-ı tâk-ı kisrâlarında olan Fireng pesend hurde nakş-ı sihr-âsârları bir diyârda görmedim. Hattâ üstâd-ı nakkaş arz-ı ma‘rifet içün bu deyr içre bir tarafa cennet-i me’vâ ve bir tarafa cehennem ve derkü'l-esfel çâh-ı gayyâ tasvîri edüp cennetde hûrî ve gılmân ve firdevs ve huld-i berîn ve ılliyyîn ve adn ve sidre-i müntehâ gösterüp bir tarafına arş u kürs ve levh [u] kalem dahi gösterüp gûnâ-gûn kasr-ı müzeyyenler içre ehl-i cennetin hûrî ve gılmân ehl-i ıyâlleriyle ayş [u] işretlerin tahrîr etmiş kim hemân gören âdem ol ân rûh teslîm edüp cennet-i me’vâya gideceği gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106a ·
metinde göster ·
… Rızâ ve Murdâr âleng(?) nâm nakkâşân-ı benâm cümle bir yere gelüp böyle Fireng
pesende
Firdevs ve Adn-i berîn ve huld-i irem ve ılliyyîn ile bir dâr-ı cahîm ve sa‘îr …
Netice-i kelâm bu cennet ve cehnnem ve mîzân ve sırât tasvîrlerin üstâd-ı nakkâş eyle tahrîr ve tasavvur etmiş kim gûyâ sihr-i i‘câz Fireng-pesend nakş-ı Fireng-i Mânî etmişler. Eğer nakkâşân-ı Acem ve Rûm'dan Erjeng ve Bihzâd ve Şâhkulu ve Ağa Rızâ ve Murdâr âleng(?) nâm nakkâşân-ı benâm cümle bir yere gelüp böyle Fireng pesende Firdevs ve Adn-i berîn ve huld-i irem ve ılliyyîn ile bir dâr-ı cahîm ve sa‘îr ve sakar ve gayyâ ve derk-i esfel veyl ve tamu tasvîrlerin yazmağa kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15a ·
metinde göster ·
… Cümle asâkir-i İslâm bu alayımızı görüp "Bârekallâh" deyü engüşt ber-dehen edüp
pesend
etdiler.
Bu şehri tamâm seyr [ü] temâşâ etdikde Kadızâde İbrâhîm Paşa efendimizin gerüde kalan askerleri dahi gelüp Vezîria‘zam Köpürlüzâde Ahmed Paşa otağı 64a önünden bir alay ile ubûr etmişdir kim bizim Nigebolı mansıbıyla gösterdiğimiz alayı Şâm ve Haleb ve Sivas ve Karaman ve Rûmeli ve Bosna eyâleti vezîrleri göstermeğe kâdir olamadılar. Hattâ paşamız dahi iki tuğlu idi. Cümle asâkir-i İslâm bu alayımızı görüp "Bârekallâh" deyü engüşt ber-dehen edüp pesend etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63b–64a ·
metinde göster ·