… p doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbuna vardıkda altmış beş yiğidi bir hıyâbân içre
pusuya
koyup Seydî ile beş yiğit-i yekke-süvâr kal‘a-i Pirespirim kapusu şems-i âteş-t …
deyüp Müveylih nâm bir kal‘aya düşüp anda bir kaç gün ikâmet bulup bir beddîyeye gömlek ile elinde bir nobut ile azm-i Mısır deyüp bir refîk dahi kendi tabî‘atine münâsib "Evvelü'r-refîk sümme't-tarîk" fehvâsınca bir refîk-ı yâr-ı sâdık bulup iki kişi deşt-i hâmûn çölistân budur deyü kat‘-ı menâzil ederken bir gün bunlara üç Arab at bırağup "Işlâh yâ arsate Karamânî" deyüp arkalarında olan kamîsların almak ister. Seydî eydür "Rûh annî yâ arsa hayyâl" dedikde Arabın biri Seydî'ye sinân havâle edince hemân Seydî cüst ü çâpük ve çâlâklık edüp bir san‘at ile Arabın elindeki cıdası zerkinden rehâ bulup Arabın kellesine eyle bir nobut-ı kavvâsî urur kim Arabın kellesi Adana kabağı gibi hor olup tarfetü'l-ayn içre Arabın kısrağına Seydî süvâr olup Arabın cıdasıyla ol ân o bir iki Araba amân vermeyüp elindeki nîze ile iki Arabı dahi atlarından akdarup üçünün dahi kellele- 335a -rin bedenlerinden cüdâ edüp üç aded urbânın esbâbların Seydî ve refîki olan Seydî Alî giyüp at sâhibi ve silâh sâhibleri olup bir atı dahi yedeklerine alup yigirmi yedi gün Urbân ile ceng [ü] cidâl ve harb [u] kitâl ederek iki yiğit on bir re’s Arab küheylânı kısraklar ile Mısır'a geldiği hâlâ dâstân-ı dûstândır. Kaçan kim bu Seydî Paşa bu çöl-i çölistânda Urbânlar ile ceng [ü] cidâlin ve Bahr-i Kulzüm'de gark olup çekdiği âlâm-ı şedâ’idin ve Kasîre kal‘ası altında Abâbide Arabıyla cengin ve Elvâhât altında Za‘ğâ‘ Urbânıyla harb [u] kıtalin nakl etdükde âdemin aklı giderdi. Ba‘dehû Mısır'da (---)(---) hizmetinde olup Sultân İbrâhîm Hân'a Mısır cündîleri lâzım oldukda emr-i şerîf ile (---) Paşa on iki aded cündîler ile der-i devlete bu Seydî Paşa'yı İbrâhîm Hân'a gönderüp ibtidâ Harem-i hâsda seferliye, andan haftân altı ta‘bîr etdükleri mertebeye kadem basup andan nâm [u] şânıyla Hâsodaya girüp niçe kerre cirîdinin darbından ba‘zı cündîler hasm olup helâk oldular. Bir gün İbrâhîm Hân: "A Seydî! Benim musâhiblerime sakın cirid vurma" buyururlar. Seydî eydür: "Valaha pâdişâham! Onlar beni vururdur. Beni de onları hap vururdur. Cilîde horta yokıdır. Onlar beni baş vurursa, ben onları diş vurur" deyü Abazaca lehce-i mahsûsiyle kelimât etdiğinden İbrâhîm Hân bin altun ve bir semmûr hil‘at-i fâhire ihsân edüp masıtcıbaşı mertebesinde bıçaklı olur. Hikmet-i Hudâ bir gün Çemensofa nâm meydân-ı ma‘rekede cirît oynarken musâhib-i şehriyârîlerden bir kaçı cirîd hamlesi teklîfinde Seydî ile azğaşup Seydî dahi birin avlayup cirîd ile atından yıkup ol sâ‘at musâhib cân verir. Ana kafadâr olan, Seydî'ye atamadan cirîd urunca hemân Seydî ana dahi at yıkup dizgin aşrı bir cirîd-i haşeb-meşe-i pür-endîşe tarb ederse ol dahi atının tırnağına ser-nigûn [ve] ser ber-zemîn olup âbdestsiz secde edüp hele ânî çehresinde ansız meyyit-i müteharrik kaldırup Sarây-ı hâssa timarhânesine götürdüklerinde hemân Sultân İbrâhîm Hân gazab-âlûd olup "Tiz Seydî'yi dahi bu meydânda atından yıkup katl edin" deyü fermân edince huzzâr-ı meclisde olan musâhib-i munsıflar eydür "Pâdişâhım! Hâlâ Seydî at üzre, başı kaba gözleri kızarmış ve ejder-i heft-sere dönmüş, el gaddâreye urmuş ve uyluğunda on iki nîze-i Dahhak'dan nişân verir hıştları dizmiş. Şimdi bir ânî katl edin deyince anı bu mahalde atından bin âdem indiremez. Çok âdem helâk edüp huzûr-ı pâdişâhîde çok bednâmlık olur. Pâdişâhımdan ricâ ederiz, bir damla kanın afv edüp ba‘de zamân hakkından gelesiz" deyü ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olmayup yine Sultân İbrâhîm Hân dibelik âteş-pâre olup "Benim huzûrumda musâhiblerim öldürdü. Ben anı sağ kor muyum? Husûsan tenbîh etmişim kim benim musâhiblerimi vurma demişim", "Pâdişâhım! Bu meydân-ı ma‘reke(d)e musâhib yüsâhib yeri değildir. Âr meydânı değildir, er meydânıdır. Bunda vuran, vurulan, ölen öldürülen birdir, kânûn-ı Âl-i Osmân budur ve bu cirîd cenginden bir şu’bedir" deyü niçe gûne hüsn-i ta‘bîr ve tevcîhler etdiklerince hünkâr musırr olup "Elbette katl edin" deyince beri tarafda Seydî'nin muhibb-i sâdıkları dilsiz işâreti edüp hemân Seydî at boynuna düşüp Çemensofa'dan firâr edüp Hâsâhûr kapusundan taşra çıkup andan Bâb-ı Hümâyûn'u çıkup şehr-i azîm İslâmbol içre güm-nâm olup bir köşede karâr edüp niçe musâhibler ricâ edüp bir kaç günden sonra Sarây-ı hâsdan Çâşnigîrbaşı pâyesiyle Sarây-ı hâsdan çıkmış oldu. Andan Budin'de Siyâvuş Paşa'ya gidüp Sametorna sancâğın ihsân edüp Kopan sancağı nevâhîlerinde ve Balatın gölü kenarında kal‘a-i Fok ve kal‘a-i Kemînvar ve kal‘a-i Ekrivar küffârının Zerrinoğlu ve Yeganoğlu küffârlarıyla şeb [u] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl edüp Orta Macar diyârına vâveylâ salup şebhûnlar ile dâr-ı diyârlar ve dârü'l-bevârların harâb u yebâb edüp güzîde Macar dilîrleri ve kapudanların esîr edüp kâfiristân Hıristiyânlarına mâtem salardı. Ba‘dehû Üstolni-Belgrad sancağına mutasarrıf olup tâ nehr-i Raba ve nehr-i Rayçe kenarlarına varınca çapgunlar salup mâl-ı ganâ’imler alup kal‘a-i Tata ve kal‘a-i Papa ve kal‘a-yı Pirespirim ve kal‘a-i Çobaniçe ve kal‘a-i Ni‘met-i Uyvar ve kal‘a-i Senmartin ve kal‘a-i Yanık ve kal‘a-i Komran nevâhîlerden aslâ bir küffâr baş çıkarmağa kâdir olmayup Nemse Çasarı bir kaç kerre "Sulha muğâyir Seydî Paşa iş eder" deyü der-i devlete arz etdi. Âhir kâfirin Pirespirim kal‘asının kapudanıyla hasm olup Üstolni-Belgrad'ın ale'l-gafle yetmiş aded "Benim dîger 335b nist" diyen müşvârı belli çete ve söz sâhibi başı telli yiğit ile nısfu'l-leylde çatal atlar ile çıkup doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbuna vardıkda altmış beş yiğidi bir hıyâbân içre pusuya koyup Seydî ile beş yiğit-i yekke-süvâr kal‘a-i Pirespirim kapusu şems-i âteş-tâb kulle-i felekden baş gösterdikde kal‘a kapusu, küşâde olunca kal‘a kapudanı kal‘a kapusunun iç yüzünde elinde asâsıyla niçe yüz kâfir karşusunda el kavşurup sabâh dîvânında hükm-i hükûmet ederken hemândem Seydî Paşa handak üzre cisrden at koparup kapudana bir hışt-ı pehlivânî ile urur kim terzi iğnesi atlâsdan güzer eder gibi kâfirin sîne-i pür-kînesinden geçüp sâ’ir küffârlar derûn-ı kal‘aya firâr edüp beş atlı kal‘a içre meymene ve meysere küffârları kırarak kapudanın başın Seydî kesüp ve on yedi kelle dahi kesüp bî-bâk ü bî-pervâ kal‘adan taşra çıkup giderken kal‘adan toplar atılup cümle küffâr atlanup üç yüz mikdârı küffâr Seydî Paşa'yı kovarak Seydî pusuyu geçince kemîngâhda olan altmış beş nefer gâzîler bir ağızdan "Allah Allah" deyüp üç yüz kâfire kılıç korken Seydî dahi gerü dönüp "Koma kurdum" deyü üç yüz kâfirden yüz ellisini dendân-ı tîğdan geçirüp ellisi firâr edüp yüz aded kâfirleri üç aded kapudanlarıyla kayd-bend esîr edüp mürdelerin âlât-ı silâhlarıyla ve küheylân katana Sene Martin atlarıyla ertesi ale's-sabâh kal‘a-i İstolni'ye dâhil olup ertesi Siyâvuş Paşa'dan bir semmûr hil‘at-i fâhire ve bir çeleng ve bir murassa‘ zeynli at ve üç kîse nakd-i murâd ihsân geldi. Günden güne Seydî Paşa serhadd-i Kanije'de ve Budin ve Egre'de iştihâr bulup nâmdâr oldu. Bu Pirespirim kapudanın ve bu kadar küffârı kırdığın Nemse Çasarı pâdişâha bildirüp gördüler kim sulha mugâyir Seydî işler ediyor. Ammâ ne çâre, âhir sene (---) târîhinde Revân tarafında kızılbaşın isyân [u] tuğyâna müte‘allık işleri şâyi‘ olup Sadrıa‘zam Sâlih Paşa, Defterdârzâde'ye eyâlet-i Erzurûm'u ve Seydî Ahmed Paşa'ya İspir-Tortum sancağın ihsân edüp Acem serhaddinde ne işlerlerse işlesinler deyü istimâletler verilüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-azamet Sultân İbrâhîm Hân, Seydî Ahmed Paşa'nın defter-i cerâyimine nazar etmeyüp huzûrunda musâhiblerin katl etdüğünü afv edüp bir kîse altun ve bir otâk-ı nüh-tâk ve on katar-ı katır ve on katar şütür bariyle ihsân edüp tuğ ve tabl [u] alemlerin mücedded hazîneden cümle levâzımâtın ve yedi küheyl at bisâtlarıyla yedek atların ihsân edüp "Beni sevenler Seydî Paşa'ma ri‘âyet eylesiz" deyüp Seydî Paşa'ya hayr-du‘â edüp arkasın İbrâhîm Hân yepeleyüp "Yürü Allah işin onara, göreyim seni. Acem serhaddinde niçe gazâlar edersin" deyü Tortum sancâğına gönderüp Üsküdar'a çıkdıkda cümle vezîr ü vüzerâ ve a‘yân [u] kibâr-ı İslâmbol'dan ol kadar bisât u mal [u] menâl geldi kim Seydî Paşa bir vezîr dârâtı kadar azamet [u] dârâta mâlik olup mükemmel kapusuyla kat‘-ı menâzil Tortum sancâğına gidüp kal‘a-i Şuşik gazâsında ve Gönye ve Mikrilistân fütûhâtlarında cihân cihân görüşüp rûz-merre cemî‘î ahvâline vakıf-ı esrâr idim. Zîrâ Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz kendüyi gâyetü'l-gâye sevip Tortum sancağına göndermeyüp ekser evkâtda Seydî Paşa ile sohbet-i hâs edüp mâh-be-mâh birer kîse ceyb harcı ihsân edüp Erzurûm'da sâkin olup bu hakîr de ol takrîb ile âşnâlık kesb edüp niçe zamân hakîr ile hüsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b–335b ·
metinde göster ·
… ar ve sallar çatup atları yıldırarak karşu tarafa geçdik, zîrâ bu mahalde kâfir
pusuya
saklanup görür ki askerin yarusu geçüp yarusu yerinde kaldıkda asker iki bölük …
Nehr-i azîm Perezen: Tâ cânib-i garbda şahrut ve Ladicin dağlarından gelüp Durujunka Kazağı vilâyetin geçerek bu yol üzre aslâ geçit vermez nehr-i azîm olup Karadeniz'e Tentere adaları önünde mahlût olur. Bir mîl enli sudur. Yüz bin renc [ü] anâ çekerek ancak bir küçük gemiyle karşu geçerken hamd-i Hudâ Akkirmân askeriyle mukaddemâ fermânlarla giden bin aded Boğdan keferesi askeri gelüp anlar ile bî-bâk u bî-pervâ sabâha dak potlar ve sallar çatup atları yıldırarak karşu tarafa geçdik, zîrâ bu mahalde kâfir pusuya saklanup görür ki askerin yarusu geçüp yarusu yerinde kaldıkda asker iki bölük olunca ya berisin ya ötesindeki askeri urup esîr eder çok olmuşdur kim hem berisin ve hem ötesin urur bir muhâtara nehr-i Perezen'dir. Hamd-i Hudâ selâmetle cümle ubûr edüp yine Karadeniz kenârınca cânib-i şarka 4 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 54a ·
metinde göster ·
… de edüp iki bin askerin beş yüzün sular ve beksümâtlar ile gerüde kemîngâhlarda
pusuya
kazandibi alıkoyup hemân bin beş yüz asker bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh ile …
Bizim gâzîler dahi susuzlukdan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlar, ammâ anlar dahi bizleri görünce susuzlukları def‘ olup hayât-ı cân buldular ammâ bir yalçın kayaya arka verüp ceng ederlerken hemân bizler dahi kemîngâhlardan çıkup bayraklarımız küşâde edüp iki bin askerin beş yüzün sular ve beksümâtlar ile gerüde kemîngâhlarda pusuya kazandibi alıkoyup hemân bin beş yüz asker bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh ile gülbâng-ı Muhammedîler getirüp kâfire göz açdırmayup bir yaylım kurşum urunca küffâr-ı dûzah-karâr gördü kim imdâd geldi. Hemân kudurmuş yılan gibi üzerimize döndüler. Evvelki asker dahi bu hâli görüp tâze cân bulup kamandıkları yerden anlar dahi "Allâh Allâh"a rehâ buldurup anlar dahi kâfirin ardlarından hücûm edüp küffâr iki askerin ortasında kalup eyle sâtûr-ı Muhammedîler uruldu kim Hudâ'ya ayândır ol serhadde böyle bir gazânın misli sebkat etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136a ·
metinde göster ·
Menzil-i vâdî-i Virpolise: Bu mahalde paşa-yı müdebbir yedi yerde
pusuya
asker koyup on bin aded müsellâh ve mükellef ü mükemmel askere Yûsuf Kethüdâ'yı …
Menzil-i vâdî-i Virpolise: Bu mahalde paşa-yı müdebbir yedi yerde pusuya asker koyup on bin aded müsellâh ve mükellef ü mükemmel askere Yûsuf Kethüdâ'yı serdâr ta‘yîn eyleyüp hil‘at-i fâhire ihsân edüp kendüleri bu mahalde dündâr ve hâzır-bâş kalup etrâf-ı erba‘aya yarar karavullar kodu ve pusuda olan asâkirlere haberler gönderüp "gâfil mebâş" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
… ken sancak dibinde hakîr Feth-i şerîfe müdâvemet edüp giderken paşa efendimizin
pusuya
koduğu asâkir üstlerine uğrayup tenbîh ü te’kîdler edüp ileri ubûr etdik. Çün v …
Çün kim bu Virpolise nâm mahalde ol gece cümle guzât helâlleşüp cümle atlara yemlerin kesdirüp vakt-i şâfi‘î oldukda evvelâ Atlıbeğzâde ve Çoltaroğlu ve Tilki Bölükbaşı ve Gırbo Bölükbaşı ve Hasan Bölükbaşı Yenge Kırığı bölükbaşılar cümle bin sekiz yüz aded yiğitler piyâde pür-silâh karanlıkda ileri gitdiler ve ardları sıra iki bin güzîde salt cürd atlı yiğitler ile Bosna Alaybeğisi Gâzî İsmâ‘îl Beğ ve Hersek alaybeğisi bu atlılara serdâr olup âheste âheste gitmede. Ve serdârımız Yûsuf Kethüdâ dahi beş bin piyâde ve atlı yiğitler ile kilt-â-kit giderken sancak dibinde hakîr Feth-i şerîfe müdâvemet edüp giderken paşa efendimizin pusuya koduğu asâkir üstlerine uğrayup tenbîh ü te’kîdler edüp ileri ubûr etdik. Çün vakt-i Hanefî oldu. Ale't-ta‘cîl salât-ı fecri edâ edüp der-ân atlara süvâr olup du‘â ve senâyı atlar üzre edüp âheste-reviş giderken hemân ileride bir sadâ-yı Allâh Allâh ile bir tüfeng sadâsı kopdu. Derhâl anı gördük. Geceden giden yayanlar har har soluyarak çıkageldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
girin. Biz kaçamak verdik" deyüp yıldırım gibi cümle geçdiler. Biz dahi sol tar …
"Bire meded, kâfir geliyor. Pusuya girin. Biz kaçamak verdik" deyüp yıldırım gibi cümle geçdiler. Biz dahi sol tarafda ve sağ tarafda serdârımızla bir sarp dereler içlerine pusuya girüp âmâde durduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
… ler. Biz dahi sol tarafda ve sağ tarafda serdârımızla bir sarp dereler içlerine
pusuya
girüp âmâde durduk.
"Bire meded, kâfir geliyor. Pusuya girin. Biz kaçamak verdik" deyüp yıldırım gibi cümle geçdiler. Biz dahi sol tarafda ve sağ tarafda serdârımızla bir sarp dereler içlerine pusuya girüp âmâde durduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
… koma kurdlarım" deyü savaş-ı perhâş ederken hamd-i Hudâ Melek Paşa efendimizin
pusuya
koduğu alaybeğinin biri kâfirin kamandığı kayalar üzre çıkup aşağıda olan küffâ …
"Bire bire koma kurdlarım" deyü savaş-ı perhâş ederken hamd-i Hudâ Melek Paşa efendimizin pusuya koduğu alaybeğinin biri kâfirin kamandığı kayalar üzre çıkup aşağıda olan küffâra anlar dahi kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup âhir kâfir kayalardan çıkup tekrâr üzerimize hücûm edüp köpek cengi etmeğe başladı, ammâ mel‘ûn küffâr kurşum ile yüzden mütecâviz yiğitlerimiz haşladı. Yine cümle guzât bu hâl-ı pür-melâle aslâ nazar etmeyüp "Bire Allâh Allâh" diyerek kâmil iki sâ‘at ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup küffâr-ı murdâr firâra yüz dutup bu kadar askerden biri cân kurtarmayup beş yüz on kelle ve kırk diri asker tâze cân buldu. Hemân bu hakîr ü za‘îf Evliyâ-yı bî-riyâ ileride ince çetecilere iki atımla seğirdüp varup yetişdim ve cümle kâfirleri kırup kelle-paça kırup etdiğimiz anlara nakl etdiğimde cümle gâzîyân secde-i şükür edüp dediler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
… nda müşâvere olup ol gece Demirkapu'ya beş bin tüfeng-endâz yiğitler gönderilüp
pusuya
girdiler. Bu askerin akîblerince Tımışvar eyâleti ile Abaza Sarı Hüseyin Paşa t …
Bir öz içinde bir ormanlı çemenzârda sehel güneşler olup pür rahmet olur. Ve cümle esbâblarımız ve hayme vü hargâhlarımız yâbis oldular. Bu mahalde bir Macar avreti bir çadır içre yedi nefer âdemleri katl edüp sabâhısı ol mel‘ûneyi gâzîler âteş-i Nemrûd'a yakdılar. Ve bu menzilde niçe yüz aded at arabaları kırıldı, zîrâ sa‘b yol idi. Ve bunda müşâvere olup ol gece Demirkapu'ya beş bin tüfeng-endâz yiğitler gönderilüp pusuya girdiler. Bu askerin akîblerince Tımışvar eyâleti ile Abaza Sarı Hüseyin Paşa talî‘a-i asker ta‘yîn olundu. Ve andan Çarkacı İsmâ‘îl Paşa kalkup Demirkapu'yu gitdi ve Demirkapu'yı mülk etdiği haberi gelüp asker tâze cân buldu. Andan 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2a ·
metinde göster ·
… rp taşlıklar içre üç bin kadar asâkir-i İslâmı ol kayalar ve ol dereler arasına
pusuya
koduk.
Evvelâ Bism-i İlâh ile Bileyke nâhiyesinden tarfetü'l-ayn içre Sührâb Paşa'nın üç bin asker ve emr-i şerîf götürüp yeni yazdığımız üç bin piyâde pandur yiğitleriyle Pıraçalı Mustafâ Paşa ve Dobra-Venedik'den gelen elçinin üç yüz tüfeng-endâzı ve cümle Hersek sancağının erbâb-ı tîmârları ve erbâb-ı zu‘amâları el-hâsıl cümle tokuz bin güzîde salt ve sebükbâr piyâde ve atlı asker-i İslâm ile cânib-i şarka (---) sâ‘at seğirdüp kâfirin Kotur kal‘ası kurbunda deryâ kenârındaki sarp taşlıklar içre üç bin kadar asâkir-i İslâmı ol kayalar ve ol dereler arasına pusuya koduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 156b ·
metinde göster ·
… aşa dahi bu asâkirin yatdıkları yere hâ’il dağlar içre üç bin askeriyle ol dahi
pusuya
girüp yatdılar.
Ve yine leb-i deryâda kâfirin Perast nâm kal‘ası ardındaki sa‘b püşteler arasına kemîngâhlara üç bin yiğit dahi kat-ender-kat olup basdılar. Ve Sührâb Mehemmed Paşa dahi bu asâkirin yatdıkları yere hâ’il dağlar içre üç bin askeriyle ol dahi pusuya girüp yatdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 156b ·
metinde göster ·
… ceng bahânesiyçün bengdir. Anların üzerlerine asker gönderüp ceng etsek askeri
pusuya
çekerler. Yüz karalığı olmadan Allâhu Te‘âlâ hıfz ede. Cum‘a günleri ceng etmek …
"Sultânım, bugün Cum‘adır ceng olmaz, yarın ceng-i sultânîdir, buyurduğunuzda orduda kimesne kalmayup cümle guzât fermân-ı dürer-bârınız üzre taraf taraf ota otluğa gitdiler ve bu görünen azacık küffâr ancak hîle ile meydâna gelüp hemân bir ceng bahânesiyçün bengdir. Anların üzerlerine asker gönderüp ceng etsek askeri pusuya çekerler. Yüz karalığı olmadan Allâhu Te‘âlâ hıfz ede. Cum‘a günleri ceng etmek selef pâdişâhları vüzerâları ve gâzîlerinin re’y-i tedbîr-i ahsenleri değildir" deyü hayli çelebi hayli cevâb etdikde hemân İsmâ‘îl Paşa-yı lecûc eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18b ·
metinde göster ·
… bir bahâdırı bin atlı yiğit ile baş başa gidüp dağlar içre yedi yüz atlı yiğidi
pusuya
koyup üç yüz atlı yiğit ile kal‘a-i Marçil varoşuna sarılırlar. Der-akab küffâr …
Bir sâ‘atden mukaddem bizim Ahmed Geray Sultân'ın Alî Batır be-nâm bir bahâdırı bin atlı yiğit ile baş başa gidüp dağlar içre yedi yüz atlı yiğidi pusuya koyup üç yüz atlı yiğit ile kal‘a-i Marçil varoşuna sarılırlar. Der-akab küffâr-ı hâksâr sevmediği Tatar'ı görüp hemân cümlesi varoşdan çıkup Tatar'ı kovarak bir top menzili ba‘îd oldukda hemân kemîngâhda olan yedi sekiz yüz nefer Tatarlar pusudan çıkup varoş içre girüp eyle bir sâtûr-ı miczem ururlar kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23b ·
metinde göster ·
… ar'ın Semendire ve Külvar kal‘alarından kal‘a-i Yankofça dibinde beş yüz küffâr
pusuya
sinüp kal‘a kapusu açılınca derûn-ı hisârdan iki yüz yiğit mezkûr beş yüz kâfir …
Lisân-ı serhadlide ismine (---) demekdir. Sene (---) Süleymân Hân binâsıdır. Kal‘a Segedin sancağı hâkinde Eğre kal‘ası kulu aklâmı olup yedi yük akçe emînlikdir. Baçka kırı(?) çölü içinde bir ma‘mûr ve kavî binâ palanka-i ra‘nâdır. Kâmil iki yüz aded "Benem, dîğer nîst!" diyen gâzî ve yarar ve nâmdâr kula mâlikdir. Hattâ anda mihmân iken Orta Macar'ın Semendire ve Külvar kal‘alarından kal‘a-i Yankofça dibinde beş yüz küffâr pusuya sinüp kal‘a kapusu açılınca derûn-ı hisârdan iki yüz yiğit mezkûr beş yüz kâfire karşu çıkup tarfetü'l-ayn içre âmedâne bir ceng-i azîm edüp ân-ı vâhidde kâfirden elli kelle ve yigirmi nefer yarar katana esîr ve yüz re’s katana atları ve bu kadar mâl-ı ganâ’im şikâr alup sürûr-ı şâdımân etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 78b ·
metinde göster ·
Sene (---) târîhinde Serdâr Alî Paşa'ya itâ‘at etmeyüp belki binden ziyâde toplar atdı. Ol gece Melek Ahmed Paşa efendimiz Rûmeli eyâletine mutasarrıf olmağile Rûmeli askerinden nısfu'l-leylde üç bin asker-i pür-silâh pusuya koyup kendüleri ale's-sabâh kâfire bek gösterdikde hemân küffâr-ı hâksâr bu kal‘a-i Köyvar'dan domuz sürüsü gibi çıkup görünen askerimiz üzre hov edüp bir hayli ceng [ü] cidâlden sonra bizim askerimiz yan verüp firâr eder şeklinde oldukları gibi küffâr-ı dûzah-karâr askerimizin akîbine düşüp kovarken kal‘a geriden hayli alarka olduklarında hemân Melek Ahmed Paşa efendimizin geceden kemîngâhlara koduğu asker-i İslâm ejder-i heft-ser gibi pusudan sadâ-yı Allâh Allâh ile çıkup küffâr iki asker ortasında kalup topa tutulmuş maymûna küffârı kıra kıra cân kurtulmayup bu kadar mâl-ı ganâ’imle guzât-ı Rûmeli muğtenim olup aşağı dere kenârındaki varoşu ihrâk etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 91a ·
metinde göster ·
kodu. İşte nısfu'l-leyl ki tamâm oldu, garîb huccâc şâm'dan berü hâb-ı râhatı g …
Ve ol gece paşa yedi yere bin âdem pusuya kodu. İşte nısfu'l-leyl ki tamâm oldu, garîb huccâc şâm'dan berü hâb-ı râhatı görmemiş âdemler menâm-ı Ashâb-ı Kehf'e varınca Urbânın kara hırsızları kol kol dere ve depelerden ve belîde içinden kemendleri ile yürüdüler. Hemân ki orduya dâhil olunca kemîngâhlardan sekbân ve sarıca bahâdırları sarıca arı gibi sarılup hırsızları kemendleri ile kayd-bend edüp paşa huzûruna getirdiklerince emân vermeyüp şirp kelle ve paf gevde ederlerdi. Bir dahi bir hırsız ordu içinden bir yük esbâb ile taşra çıkarken anı dahi dutup kayd-bend etdiler. Meğer bir huccâcın şâmlı akkâmı imiş, anı dahi katl edüp esvâbları gırârıyla sahîbine teslîm eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y273a ·
metinde göster ·
… Urbânın ardı sıra kurşumlaşarak ceng ederken dağların verâsından nısfu'l-leylde
pusuya
giden bahâdırân-ı dilîrân bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup Urbân …
Hemân paşa Y 273b tarafında olan gâziyânlar dahi atlarından ve heccânlarından enüp piyâde olup keçi kayaya tırmaşır gibi Urbânın ardı sıra kurşumlaşarak ceng ederken dağların verâsından nısfu'l-leylde pusuya giden bahâdırân-ı dilîrân bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup Urbân dönüp ardına bakup gördü kim enselerinden dal tîg-ı Dahhâk gelir. Aşağıdan dahi bu kadar tüfeng-endâz gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y273a–Y273b ·
metinde göster ·
… i bayrak asker dahi Mekke ile Mîne bâzârı akabesinin iki cânibinde kayalar içre
pusuya
girmek fermân eyledi.
Netîce-i kelâm bu tertîb üzre iki gün iki gece şâdumân çerâğân olup cihân cihân zevk [u] safâlar olunup ıyd-ı şerîfin ikinci gün Hüseyin Paşa Şâm ve Mısır askerinden beş yüz tüfeng-endâz ve bin atlı serbâz cebel-i Arafât'a gönderüp suyun başın zabt etdiler. Ve yedi bayrak asker dahi Mekke ile Mîne bâzârı akabesinin iki cânibinde kayalar içre pusuya girmek fermân eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y328b ·
metinde göster ·