… ım bûs edüp Ahî Çelebi câmi‘inden taşra çıkup gitdiler. Hakîr mebhût olup hâb-ı
râhatdan
bîdâr olup;
"Yürü sehm [ü] kavs ile gazâ eyle ve Allâh'ın hıfz [u] emânında ol ve müjde olsun sana bu meclisde ne kadar ervâh ile görüşüp dest-i şerîflerin bûs etdinse cümlesini ziyâret etmek müyesser olup seyyâh-ı âlem ve ferîd-i âdem olursun. Ammâ geşt [ü] güzâr etdüğin memâlik-i mahrûseleri ve kılâ‘-ı büldânları ve âsâr-ı acîbe ve garîbeleri ve her diyârın memdûhât, sanâyi‘ât, me’kûlât [ü] meşrûbâtını ve arz-ı beledi ve tûl-ı nehârların tahrîr edüp bir âsâr-ı garîbe eyle. Ve benim silâhımla amel edüp dünyâ ve âhiret oğlum ol. Tarîk-i hakkı elden koma, gıll [u] gışdan berî ol, nân u nemek hakkın gözle, yâr-ı sâdık ol, yaramazlarla yâr olma, eyilerden eylik öğren" deyü va‘z [u] bendler edüp ve alnım bûs edüp Ahî Çelebi câmi‘inden taşra çıkup gitdiler. Hakîr mebhût olup hâb-ı râhatdan bîdâr olup;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 7b ·
metinde göster ·
… âm mahalle gelüp anda serâperde-i Süleymânîyi kurup meks etdükde bir gece hâb-ı
râhat
edüp âb [u] hevâsından tarâvet kesb edince ol mahalde bir sarây-ı âlî ve gûnâ-g …
Andan İslâmbol zemînine gelüp hâlâ Hünkâr bâğçesi ki Sarâyburnu nâm mahalle gelüp anda serâperde-i Süleymânîyi kurup meks etdükde bir gece hâb-ı râhat edüp âb [u] hevâsından tarâvet kesb edince ol mahalde bir sarây-ı âlî ve gûnâ-gûn nüzhet-âbâd maksûreler inşâ etdi kim dillerde dâstân-ı dostân olup inkırâzu'd-devrân ma‘mûr u âbâdân ola deyü İslâmbol zemîni içün hayr du‘â etdi. Meğer ol duhter-i bed-ahter, babası timsâline mahfî putperestelik eder. Hazret-i Süleymân vâkıf-ı esrâr olunca mezkûr kızı {babası gibi} katl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 8b ·
metinde göster ·
… muvâfık eyyâm ile Kızıl Adalar'a lenger-endâz olup ol şeb asâkir-i İslâm hâb-ı
râhatda
yatırken İslâmbol tekrurunun bir oğlu iki yüz pâre gemi ile vakt-i seherde ale' …
Andan cümle guzât-ı müslimîn bî-feth mâl-ı hazâyin ile Yedikulle'den keştîlere süvâr olup muvâfık eyyâm ile Kızıl Adalar'a lenger-endâz olup ol şeb asâkir-i İslâm hâb-ı râhatda yatırken İslâmbol tekrurunun bir oğlu iki yüz pâre gemi ile vakt-i seherde ale'l-gafle şebhûn edüp ceng-i azîm içinde bi-emr-i Hayy-ı Kadîr cümle küffâr-ı hîlekâr münhedim olup yetmiş pâre gemileri ile on bin küffârları giriftâr-ı bend-i hicrân olup bizzât serdâr olan kıral-ı dâllin veled-i pelîd-i nâ-pâki esîr olup sekiz bin küffâr dahi cânın dâr-ı cahîme salup cümle guzât mansûr [u] muzaffer ve şâd [u] handân azm-i Arabistân deyüp bâdbânların küşâde edüp giderken İslâmbol Silivrisin ve kal‘a-i Florunya ve kal‘a-i Kumburgos'ı ve niçe kurâ ve kasabâtları nehb ü gâret ederek Şâm Tarabulusu'na, andan Şâm'a dâhil oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 20b ·
metinde göster ·
… ûslarında Kara Mustafâ {Paşa} vezîr-i a‘zam bulunup ibkâ olundu. Ve halk-ı âlem
râhat
olup (---) sene sadrıa‘zam olup âhir-i kâr hasûd-ı nüdemâ-yı şehriyârî ığvâları …
Zamân-ı hilâfetinde olan vüzerâları bildirir: Yevm-i cülûslarında Kara Mustafâ {Paşa} vezîr-i a‘zam bulunup ibkâ olundu. Ve halk-ı âlem râhat olup (---) sene sadrıa‘zam olup âhir-i kâr hasûd-ı nüdemâ-yı şehriyârî ığvâları ile katl olunacağın bilüp Hâs bâğçeden sarâyına firâr edüp der-akab tebdîl-i câme sarâyından taşrada Mûsâ Paşa sarâyı önünde Bostâncıbaşı Sarhoş İbrâhîm Paşa râst geldüği mahalde bir Uskok bostâncı, başına bir tüfeng kundağı urup şehîd etdiler ve na‘şın Parmakkapu'da türbesinde defn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 76a ·
metinde göster ·
Mevlûdları Ma‘nisa'da, cülûsları İslâmbol'da sene (---) Receb'inin on sekizinci günü idi. Eyyâm-ı devleti, celâlî ve cemâlî ceng [ü] cidâli ve Üstürgon kal‘asının harb [ü] kıtâli ile güzer edüp bir ân râhat olmadılar. Niçe feth [u] fütûhlar edüp niçe bin hayrât [u] hasenâtlar etdüği bâlâda tahrîr olunup cümle vüzerâsı ve ulemâsıyla ale't-tafsîl terkîm olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 104a ·
metinde göster ·
… selâtînler ve şehzâdegânlar ile mâl-â-mâl olup Mustafâ Hân'a dünyâda bir câ-yı
râhat
bulunmayup on yedi sâ‘at na‘ş-ı şerîfi meydân-ı musallâda kaldı.
Bu hisâb üzre altı kerre pâdişâh olup müddet-i ömr-i azîzleri (---) sene olup vefât etdükde cümle pâdişâhların 105a merkad-i âsitânları mülûk-i selef-i selâtînler ve şehzâdegânlar ile mâl-â-mâl olup Mustafâ Hân'a dünyâda bir câ-yı râhat bulunmayup on yedi sâ‘at na‘ş-ı şerîfi meydân-ı musallâda kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 104b–105a ·
metinde göster ·
… ihân emn [ü] emân oldu. Kara Mustafâ Paşa vezîr-i a‘zam bulunmağile halk-ı âlem
râhat
buldu.
Zikr-i ziyâretgâh-ı Sultân İbrâhîm Hân ibn Ahmed Hân Tâbe serâhumâ: Sene 1049 târîhinde cülûs edüp zamân-ı devletinde cihân emn [ü] emân oldu. Kara Mustafâ Paşa vezîr-i a‘zam bulunmağile halk-ı âlem râhat buldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 105a ·
metinde göster ·
… apanı'nda Ekmekci Alî Çelebi'nin âteş-i germâ-germli ekmek furununa girüp hâb-ı
râhata
vardı. Andan çıkup niçe yüz kimesne ile vedâlaşup Unkapanı'nda kendüyi deryâya …
Ve Kapanî Deli Sefer Dede: Unkapanı'nda Ekmekci Alî Çelebi'nin âteş-i germâ-germli ekmek furununa girüp hâb-ı râhata vardı. Andan çıkup niçe yüz kimesne ile vedâlaşup Unkapanı'nda kendüyi deryâya atup gâ’ib oldu. Bu ahvâle ahâlî-yi Kapan-ı dakîk vâkıflardır. Yedi yıldan sonra Cezâyir'den Kara Hoca ve Alî Peçenoğlu kalyonları ile Der-i devlete geldiklerinde Deli Sefer Dede anların kalyonları ile bile gelüp yine Unkapanı'mızda sâkin olurdu. Ammâ bî-zebân olmuşdu. Mezbelistânlarda papuç eskilerinden gayrı bir şey tenâvül etmezdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 113b ·
metinde göster ·
… eccâde üzre iki rek‘at namâz kılup ba‘de's-selâm bir secde dahi edüp gûyâ hâb-ı
râhata
varup kaldı. Niçeler,
"Müjde olsun beğim, alemdâr-ı Resûl olan Ebâ Eyyûb-ı Ensârî bu mahalde medfûndur" deyü bir hıyâbân ormanistân ve çengalistân içre girüp bir seccâde üzre iki rek‘at namâz kılup ba‘de's-selâm bir secde dahi edüp gûyâ hâb-ı râhata varup kaldı. Niçeler,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 120b ·
metinde göster ·
… rîklerin altında âteşler ile musanna‘ yapılmış ibrîkler ile bahârlı ve gülâblı "
Râhat-ı
cân sıhhatü'l-ebdân sa‘lebim nefâyis" deyüp feryâd ederek ubûr ederler. Ammâ ha …
Esnâf-ı sa‘lebciyân: Neferât iki yüz, bunların dahi dükkânları yokdur. Kış günleri hussetü's-sa‘leb derler ya‘nî tilki taşağı demek olur, Bursa'da Cebel-i Ruhbân'da ve Bingöl'de ve Eğri dağında ve Göksun yaylasında ve Ercis dağında ve Sübhân dağında ve Cûdî dağında ve Bosna'da Köprez yaylasında ve Hersek'de Çemrene yaylasında ve Samakov'da Rila yaylasında ve Filibe'de Despot yaylalarında olur. Hemân tilki hayâsı gibi bir sarımsak dişine benzer bir otdur, anı kurudup havânda un gibi edüp sükkerle pâlûde gibi pişirüp bakır ibrîklerin altında âteşler ile musanna‘ yapılmış ibrîkler ile bahârlı ve gülâblı "Râhat-ı cân sıhhatü'l-ebdân sa‘lebim nefâyis" deyüp feryâd ederek ubûr ederler. Ammâ hakkâ ki zâlim gâyet mukavvîdir. Yüz yaşında âdemin âlet-i cimâ‘ına tavakân verüp âdemi cüst ü çâpük ve serme[s]t edüp kuvvet-i nazarı dahi ziyâde eder. Yetmiş hâssasın Hekîm Dâvûd, Tezkiresi'nde tahrîr etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172a ·
metinde göster ·
… nlar gelüp îmân ile müşerref olup Hazret-i Risâlet-penâh sürûr [u] şâdumânından
râhatü'l-ebdân
içün ol gün Selmân-ı Pâk'e emr edüp Selmân-ı Pâk, Hazret-i Risâlet-penâh'ın müb …
Hakîrin bu arz-ı ma‘mûre-i dünyâda saçlı âdemlerden gayrı çok kavm görmedik. Siğer kütüblerinde yazdığı üzre Hazret-i Risâlet-penâh Mekke'den Medîne'ye hicret edüp Mekke-i Mükerreme hicretin sene 17 feth etdükde Ebû Süfyân bin Dacn bin Harb ve Halîm bin Cerâm ve Bedîl bin Vertâ ve ikrime bin Ebû Cehil ve Hazret-i Ebûbekir'in pederi Ebû Kuhâfe cümle bunlar gelüp îmân ile müşerref olup Hazret-i Risâlet-penâh sürûr [u] şâdumânından râhatü'l-ebdân içün ol gün Selmân-ı Pâk'e emr edüp Selmân-ı Pâk, Hazret-i Risâlet-penâh'ın mübârek ser-i sa‘âdetin pâk mûs ile müzeyyinlik edüp trâş etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197b ·
metinde göster ·
… leceğin fehm edüp kendüye nân-pâre ve vesîle peydâ edecek kadar bilüp seyâhatde
râhat
ola. Zîrâ "kellimu'n-nâs(e) alâ-kadari ukûlihim" buyurmuşlar. Eyle olsa her lis …
Bu lisânlardan mâ‘adâ niçe lisânlar dahi vardır, ammâ bey‘ [u] şirâ edüp ihtilâf ederken hâtırda kalan bu kelimâtlardır. Ammâ bu lisânlar kaleme gelmede bu gûne tahrîr olunur, ammâ telaffuzda gâyet müşkil lehçe-i mahsûsalardır. Gûyâ tuyûr saksığân lisânıdır. Gâyet zeküyyü't-tab‘ ve necîb ve reşîd ve mukallid âdem gerekdir kim Abaza kavmiyle musâhabet ide, ammâ seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olan ârifü-billaha her lisândan birer şemme lâzımdır kim ol âdem kendüye zarar u nef‘ geleceğin fehm edüp kendüye nân-pâre ve vesîle peydâ edecek kadar bilüp seyâhatde râhat ola. Zîrâ "kellimu'n-nâs(e) alâ-kadari ukûlihim" buyurmuşlar. Eyle olsa her lisândan ma‘ûnet-i dünya içün ba‘zı lisânlardan öğrenmek ma‘kûldür. Diyâr-ı gurbetde ol kişi hayât [ve] necât bulup selâmete vâsıl ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259a ·
metinde göster ·
yatup şiddet-i şitâda çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’idler ve havf u haşyetlerden cümle …
Bu tekyegâhda on gice mest [u] medhûş hâb-ı râhatda yatup şiddet-i şitâda çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’idler ve havf u haşyetlerden cümle emrâz-ı muhtelifeler urûklarımıza istîlâ edüp kâmil bir kış şikeste-hâtır olup girde-bâliş üzre nâliş ederek on hatm-i şerîf-i şükrân etdim. Bu mahalde âlem-i sabâvetden berü bin altmış hatm-i şerîf olmuşdu. Ve bu âsitâne-i Keliğra Sultân'da cümle fukarâ-yı Bektâşiyân ile sekiz ay tashîh-i mizâc edince cân sohbetleri edüp kâh mü’ezzinlik ve kâh imâmetlik ederek ıslah-ı vücûd eyledik. Gulâmlarımızın birisi bir gün, biz fülân âdemin abd-i memlûkları idik demeyüp gûyâ helâl [u] zülâl mâlımız ile iştirâ olunmuş abd-i müşterâmız idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a ·
metinde göster ·
… mlekde bulgur kaynar gibi kaynar. Bunâ muttasıl bir ayn-ı bârid vardır. İçinden
râhat-ı
cân ile üç taş çıkaramazsın. Şiddet-i burûdetinden dest-i âdem tahammül edemez …
Evsâf-ı germâb-ı ibret-nümâ: Nehr-i Araz ile Van deryâsı kenarında Erciş kal‘ası mâbeyninde bir humme-i vâcibü's-seyrdir kim Ziyâeddîn kal‘asına karîbdir. Sun‘-ı Hudâ budur kim bu ılıca beş altı yerde kaynakdır kim birbirine onar ve on beşer adım ba‘îd kıbâblardır. Kimisi buz pâresi âb-ı zülâldir, kimisi eyle ıssıdır kim çömlekde bulgur kaynar gibi kaynar. Bunâ muttasıl bir ayn-ı bârid vardır. İçinden râhat-ı cân ile üç taş çıkaramazsın. Şiddet-i burûdetinden dest-i âdem tahammül edemez ve yine buna muttasıl şâzirvân-misâl pertâb eder eyle ıssıdır kim içinde baş ve paça ütülenir. Bu germâbların ancak birinde âsâr-ı binâ vardır. Gayrılar küşâde Hüdâî hummelerdir kim her biri birer âsiyâb-ı mâ kadar cereyân eder. Bu kal‘ayı seyr [ü] temâşâ edüp fermân-ı vezîr ile kal‘a kullarının nısfı ağalarıyla sefere me’mûr olup andan yine cânib-i garba Süncâb aynı kenarınca dağlar ve taşlar aşup 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 291b ·
metinde göster ·
Ammâ cümleden âb u hevâsı lâtîf, rûşen-binâ-yı rûşenâ, hammâm-ı
râhat-fezâ-yı
dilküşa Şâbûrî hammâmıdır. Müte‘addid halvetleri ve miyânında havz u fevvâreler …
Ammâ cümleden âb u hevâsı lâtîf, rûşen-binâ-yı rûşenâ, hammâm-ı râhat-fezâ-yı dilküşa Şâbûrî hammâmıdır. Müte‘addid halvetleri ve miyânında havz u fevvâreleri var. Ve mahbûb-ı Şirvân-zemîn Hoten âhûsu gözlü, sîmîn-tenin nîl-gûn futaya sarmış pâk dellâkleri var. Meydân hammâmı ve Kazak Hân hammâmı ve Ferec Hân hammâmı ve kal‘adan taşrâ kal‘a kurbunda Husrev Hân hammâmı gâyet latîf hammâmdır. Ve bu hammâmlardan mâ‘adâ her bâğda birer hammâm ve birer havz-ı şâfi‘î mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 313a ·
metinde göster ·
… almamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele,
râhatlığının
ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… d-i Hudâ böyle şiddet-i şitâda üç gice eynimizden esbâb [u] zırhlarımız çıkarup
râhat
ile yatmak müyesser olup pâk esbâblar giydik. Ammâ şehrin cânib-i erba‘asında s …
Bu şehirde üç gün meks edüp Şehsüvâr Paşa sarâyında Defterdârzâde efendimiz mihmân olup Gâzî Beğ ibn Şehsüvâr'ı üç gün okuyup harîmden vâlidesi bir boğça don ve gömlek ihsân eyledi. Ve hamd-i Hudâ böyle şiddet-i şitâda üç gice eynimizden esbâb [u] zırhlarımız çıkarup râhat ile yatmak müyesser olup pâk esbâblar giydik. Ammâ şehrin cânib-i erba‘asında sekbân ve sarıca bayrakları nefîr-i âm havfinden nevbet beklerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ hânemize cümle dâbbeler ve huddâmlarımızla vâsıl olup ibtidâ vâlide-i müşfikamızın dest-i şerîflerin bûs edüp ve hemşîrelerimin çeşm-i pür-nûrların bûs edüp andan yine atıma süvâr olup ahde vefâ içün ibtidâ Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerin ziyâret edüp anda bir kurbân nezrimizi rızâullah zebh edüp erbâb-ı müstahıkka bezl edüp rûh-ı şerîfleriyçün bir hatm-i şerîfe bed‘ edüp yine hânemize gelüp ol gice hâb-ı râhatda yatup merhûm ve mağfûrun leh pederim vâkı‘da görürüm "Seyâhat, ticâret [ve] ziyâretin mübârek olup şefâ‘at-ı Resûlullah dahi müyesser ola. Safâ geldin, hoş geldin, hamd-i Hudâ boş gelmedin. Er Sultân tarîkında er köçeği olmuşsun. Bizi hayr du‘âdan unutma" deyü hakîre Bismillah ile sûre-i Elhâkümü't-tekâsür'ü üç kerre okudup hâbden bîdâr olup ale's-sabâh akrabâlarımızla Unkapanı'ndan bir kayığa süvâr olup Tershâne ardında mezâristânımıza varup ibtidâ peder-i azîzim ziyâret edüp üç kerre sûre-i Elhâkümü't-tekâsür'ü tilâvet edüp ve bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp tâ Ebü'l-feth asrından berü medfûn olan ecdâdlarımız ziyâret edüp bükâ-yı nâliş ederek yine hânemize gelüp merhûm ve mağfûrun leh pederimizden intikâl eden mâlımız alup cümle kabz edüp helâl mâl-ı zülâlimizden iki bin altun Hacc-ı şerîf râhına nezr edüp İslâmbol içre cümle ehibbâ ve dûstânlar ile mülâkât ve müşerref olup cân sohbetleri ederken hikmet-i Hudâ bin elli sekiz Receb'inin on sekizinci gün yevmü's-sebtde vakt-i sabâh İslâmbol içre bir gulgule ve velvele-i Rûm olup cemî‘î askerî tâ’ifesi ve gayrı dâğ-ı derûnu olan dilgîr ibâdullah ve gayrılar guluvv-i âm edüp pür-silâh Atmeydânı'nda ve Etmeydânı'nda ve İslâmbol içre meşhûr on iki meydânda âdem deryâsı cem‘ olup Atmeydânı'na alem-i Resûlullah ile bu kadar mahluk-ı Hudâ cem‘ olup sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b ·
metinde göster ·
… eb 373a içün Anadolu vilâyetinde yigirmi sancak yerde niçe yüz bin ibâdullahı
râhatda
komayup tâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ibtidâsına gelince üç eyâlet yeri harâb u ye …
Evvelâ Kara Haydar nâm şakî bir kadıyı katl eyleyüp Sultân İbrâhîm Hân'ın cülûsunda ısyân [u] tuğyân edüp niçe sene şakâvet edüp Sakaltutan-beli'nde ve Köprübeli'nde ve Felâketbeli'nde ve Direklibel'de ve Çengâllıbel'de ve Sarmaşıklıbel'de ve Domalıçbeli'nde ve İzmir kurbunda Sabuncubeli'nde bunun emsâli niçe yüz bellerde niçe bin kârbânı basup bellerinden kemerin yasup harâmîlik ederdi. Âhir Kara Mustafâ Paşa fermânıyla Anadolu eyâletinde nefîr-i am çıkup Kara Haydar'ı Işıklı nâm kasaba kurbunda bir hâne içre kapanup hâneye ateş edüp cümle tevâbi‘i cız-bız kebâbı gibi büryân olup Kara Haydar cân havliyle taşra çıkup katl edüp kelle-i murdârın der-i devlete gönderüp cemî‘î tarîk-ı âmlar emn [ü] emân oldu. Ammâ Kara Haydaroğlu nâm bir veled-i zinâsı zuhûr edüp babası mel‘ûnun kanın taleb 373a içün Anadolu vilâyetinde yigirmi sancak yerde niçe yüz bin ibâdullahı râhatda komayup tâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ibtidâsına gelince üç eyâlet yeri harâb u yebâb eyleyüp bir vech ile ele girmek muhâl oldu. Hattâ bu hakîrin Engüri kurbunda Balıkhisâr nâm karyede ale'l-gafle râst geldiğimiz mel‘ûnlardır kim mukaddemâ evsâfları beş ay mukaddem tahrîr olunmuşdur. Âhir-ı zamân-ı saltanat-ı İbrâhîm Hân evâhirinde Melek Ahmed Paşa efendimizin ağalarından sâbıkan Türkmân Ağası Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Kara Haydaroğlu'nun ya başı, ya başın" deyü istimâlet emirleri gidüp kayd-ı hayât ile Hasan Ağa'ya ba‘de edâ-yı hizmet Türkmân ağalığı ta‘ahhüd olunup Hasan Ağa dahi bin kadar şehbâz u nâmdâr iş erleri ve dağ u râğ serverlerinin bahâdır [u] hünerverlerin başına cem‘ edüp bir gün Söğüd dağı nâm mahalde Kara Haydaroğlu'nu yataklandurup andan firâr eder. Ba‘dehû andan başına iki yüz nâm-ı be-nâm vâcibü'l-izâle cem‘ edüp Katırcıoğlu ve Akyakalıoğlu ve Oynağanlıoğlu ve Yeğen Hüseyin ve Kara Memi nâm hârâmîlerle şehr-i Isparta dağlarında ve Söğüd kûhlarında ve Aydın cebellerinde ve Sarıhan illerinde gezüp ehl-i tüccâr-ı berr [u] bihârı rencîde etdüğü İbrâhîm Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup Anadolu eyâletine mutasarrıf Vezîr Küçük Çavuş Paşa cümle Anadolu eyâletiyle varmak fermân-ı şehriyârî olup on bin askerle âsî ve harâmî mezkûrların üzerine varup Karahisâr altında iki asker birbiriyle mukâbele ve mukâtele ederken bi-emri Hudâ Kara Haydaroğlu vâcibi yedi yüz âdemiyle on bin derme ve çatma Anadolu askeri içine aç kurd koyuna girer gibi girüp askeri bozup kimin kırup kimin âzâd edüp ol mahalde Anadolu Valisi bir vezîr-i dânâyı kayd-bend ile Kara Haydaroğlu'nun önüne getirüp ırz-ı pâdişâhî vardır deyü Kara Haydaroğlu, Küçük Çavuş Paşa'yı atıyla ve donuyla ve bir kaç yakın huddâmıyla bir dahi hazretin sancağıyla üzerime gelme deyü ahd [ü] yemîn verüp âzâd eder. Bu esnâda paşanın ve gayrı Anadolu askerinin bâr [u] bengâhı ve hayme vü hargâhı ganâ’imiyle Katırcıoğlu nâm şimşîr-bâz eli kolu kan bî-îmân u bî-amân gelüp cümle şikârı Kara Haydaroğlu'nun önüne kodukda paşanın tuğ u sancağ ve bayrağ u tabl [u] alemin Kara Haydaroğlu görüp "Katırcıoğlu! İşte Allah bizi tuğ ve sancak ve tabl [u] alem sâhibi dağ paşası etdi" dedikde Katırcıoğlu eydür: "Neyleyeyim, paşayı ele getiremedim. Gidinin yöğrük atları var imiş ve bir kaç ..kilgen oğlanları var imiş, elimden kurtuldu" deyince Kara Haydaroğlu eydür: "Bre şimdi paşayı kayd-bend ile önüme eli bağlı ve ciğeri dâğlı getirdiler. Hâline merhamet edüp bir dahi üzerime gelmeyeceğine yemîn verüp âzâd etdim. İşte şimdi gitdi" deyince Katırcıoğlu eydür: "Bre gerçek mi? Ya sonra yine deryâ-misâl askerle üzerimize gelirse bizi öküz boynuzunda isek de bizi kırar. Hay Kara Haydaroğlu! Allah belâcığın versin. Bre ne âzâd etdin. Onların dirisiyle söyleşmekden ise ölüsüyle söyleşmek gerek" deyü atına süvâr olup fi'l-hâl paşaya erüp "Dur a bre .mlı kahbe" deyüp paşaya dal-kılıç olup paşa yedi âdemiyle Katırcıoğlu'na hamle edüp Katırcıoğlu'nun bir âdemin katl edüp birine dahi sataşırken Katırcıoğlu paşaya bir satûr-ı Katırcı niçe urursa kellesin terkiye alup yedi gulâmın kayd-bend edüp kelleyle ve atları ve gulâmlarıyla Kara Haydaroğlu önüne gelince Haydaroğlu ağlayup "Katırcıoğlu! Şimden gerü biz dahi başımız tedârükün görelim. Âhir işimiz tamâm oldu. Hemân gerçekden asker yazup Kara Yazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu gibi ili vilâyeti urup celâlî olalım. Yâhûd deryâ-misâl asker ile Acem diyârında bir yer feth edüp anda karâr idelim" dedi. Katırcıoğlu eydür: "Bre iki el bir baş içindir. İpden kazıkdan kurtulmuş yiğit yazalım, mâl verelim, mâl alalım" deyüp niçe yüz harcu's-seyf ip sürüyenleri başlarına cem‘ edüp Kırşehri ve Beğşehri ve Akşehri ve Seydîşehri ve Eskişehri ve Alaşehri ve gayrı büleyde ve şehirleri harâb u yebâb ve halkın kebâb u hânelerin türâb ederek günden güne ısyân [u] tuğyânları ziyâde olup niçe ümmet-i Muhammed'in ehl [u] ıyâllerin alup kırmızı şâl ile kafadârları gibi gezdirüp fi‘l-i şenî‘lere başladılar. Hikmet-i Hudâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ertesi günü Kara Haydaroğlu katli hakkında yine Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Dünyâ âsûde-hâl ola" deyü bu târîh mısra‘ı mazmûnunca (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b–373a ·
metinde göster ·
… ç karnına bir mesâne zahmına mübtelâ olan kimesne nûş etse mesânesi yolu açılup
râhat
ile tebevvül eyleye. Ammâ çok isti‘mâl ederse sidiğin dutamaz olup selisü'l-bev …
Karye-i Mağâr: Sıfet hâkinde yüz hâneli Timâni köyüdür. Bu mahallerde bir kayalı derelerde Benî İsrâ‘îl şehirlerinden şehr-i Hayyân nâm bir şehir var imiş. Lâkin cümle mağârlarda sâkinlermiş kim kat-ender-kat mağâra-i azîmlerdir. Hak Te‘âlâ bu kavme azâb edüp cümle arpa ve buğday ve pirinçleri ve zeytûnları cümle taş olmuşdur. Ol derenin içi mâl-â-mâl hurda taş pirinçdir, hacerü'r-revz derler. Hukemâlar ishâl olmuş kimesne ma‘cûnuna idhâl edüp zahîr marazından bile halâs olur. Ve taş olan zeytûnlarına zeytûnu'l-Yahûd ve haceru'l-Yahûd derler. Aynı zeytûn cirminde ve şeklinde bir sengîn taşdır. Mesâne marazına mübtelâ olanlara bu haceru'l-Yahûd gülâb ile bileğiye sürüp ezilir. Ol sudan aç karnına bir mesâne zahmına mübtelâ olan kimesne nûş etse mesânesi yolu açılup râhat ile tebevvül eyleye. Ammâ çok isti‘mâl ederse sidiğin dutamaz olup selisü'l-bevle mübtelâ olur. Gâyet ihtirâz lâzımdır. Bu haceru'l-Yahûd'u Rûm'a, Arab ve Acem'e ve diyâr-i Hindistân'a götürür başka tüccârları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44a ·
metinde göster ·
… z yigirmi dörd bin peygamberin dörd bini min muhabbetillahi Te‘âlâ câme-i hâb-ı
râhatında
merhûm olmamışlardır. Cümlesin bu Yahûd tâ’ifesi şehîd etmişlerdir. Eğer Yahyâ …
Kavm-i kadîm-i melâ‘înlerdir kim gâyet muta‘assıbîn cuhûd Yahûdîlerdir. Yüz yigirmi dörd bin peygamberin dörd bini min muhabbetillahi Te‘âlâ câme-i hâb-ı râhatında merhûm olmamışlardır. Cümlesin bu Yahûd tâ’ifesi şehîd etmişlerdir. Eğer Yahyâ ve Zekeriyyâ ve Circîs (---)(---)(---)(---)(---) gibi niçe bin mürsel ve gayri mürsel nebîleri şehîd eyledikleri cemî‘i tefâsîr ve tevârîhlerde mastûrdur. Bir millete iki kitâb nâzil olmamışdır. Ammâ bunlar ibtidâ Dâvûdî olmağıla cenâb-ı Bârî Hazret-i Dâvûd'a kitâb-ı Zebûr'ı nâzil eyledi. Sûre-i (---)Arapça âyet-i delîl [u] bürhândır. İbtidâ Hazret-i Dâvûd vâ‘iz u nâsıh idi ve Dâvûdî bülend-âvâz ile Zebûr âyetlerin tilâvet edüp va‘z u nasîhat edüp kifâf-ı nefs içün cenk âletiyçün demirden zırh düzerdi. Sonra Cenâb-ı Bârî, Hazret-i Dâvûd'a emr edüp Câlût Melîk üzre sefere gidüp Tâlût Melik Hazret-i Dâvûd'a îmân getirüp Câlût ile Haleb eyâletinde Mercidâbık sahrâsında bir ceng-i azîm edüp Hazret-i Dâvûd, Câlût'un kellesine bir seng-i sapan-ı Dâvûdî ile urdu kim Câlût'un kellesi hurd olup ol ân mürd olup Cenâb-ı Bârî Hazret-i Dâvûd'a Câlût'un hilâfeti ve mülkin ihsân eyleyüp hem nebî ve hem pâdişâh olduğuna Sûre-i Bakara'da Arapça âyetin nâzil etmişdir. Ammâ Hazret-i Dâvûd'a nâzil olan kitâb-ı Zebûr'da va‘d u va‘îd ve kasas ve emr [u] nehy ve harâm u helâl yokdur, cümle du‘âdır. Hâlâ cemî‘i tâ’ife-i Yahûdâ'nın sinagolarında hahamların kayış üzre tilâvet etdikleri Zebûr'dur ve yemîn etdikleri kitâb Zebûr'dur. Ammâ Hazret-i Mûsâ'ya nâzil olan kitâb-ı Tevrât'da cümle va‘d u va‘îd ve emr [u] nehy ve kasas ve helâl ü harâm ve cennet ü cehennem ve a‘râf ü haşr u neşr Arapça âyeti Furkân'da olduğu gibi kitâb-ı Tevrât'da cümle hükm vardır. Ammâ kavm-i Yahûd'dan mâ‘ada millet-i Mesîhiyye'de olanlardan kefere-i İsfeç ve Felemenk ve Donkarkıza ve Danimarka ve Nemse (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) kefereleri cümle Tevrât ve Zebûr olmayup Yahûdânca kelimât ederler. Ammâ mezhebleri Mesîhiyye mezhebine muhâlif ü muğâyir bir alay dalâlet-âyîn kefere-i fecerelerdir kim lisân-ı Yahûdî budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44b ·
metinde göster ·
… ın yüzi cânib-i şimâle mekşûfdur. Ol ecilden havâsı bâd-ı sabâ-misâl bir gûne-i
râhatü'l-ervâh
havâsı vardır kim seher-hîz olan cân şemmü'l-hevâ etdikde hevâ-yı nesîmin müşâh …
Sitâyiş-i havâ-yı nesîm-i hûb-i câvidân: Şehrin zemîni cebel-i Ercis dâmeninde olmağıla şehrin cümle hânedânlarının yüzi cânib-i şimâle mekşûfdur. Ol ecilden havâsı bâd-ı sabâ-misâl bir gûne-i râhatü'l-ervâh havâsı vardır kim seher-hîz olan cân şemmü'l-hevâ etdikde hevâ-yı nesîmin müşâhede eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65b ·
metinde göster ·
… an. Bre Allah Allah" deyü bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup hâb-ı
râhatda
yatan askerin içlerine at bırağup cümle çadırların başlarına yıkup kimi uryân v …
deyü bu gûne ma‘nîleri hüzn-i dil ile garîbâne savt-ı ciğer-sûz ile tegannî eyleyerek ağlayup yanında hâb-âlûd olan refîkına nidâ edüp eydür: "Ey Alî cân, kalk! Ne çok yatarsın, sabâh karîbdir. Cümle kurd, kuş ve koyun ve benî Âdem seherin kalkup rahmet kapuları açık iken du‘â edüp kimi dünyâ, kimi âhiret ister. Kalk hey gök bahtlı, biz seninle şehîdlik isteyelim. Bre kalk hey it" deyüp refîkı dahi hâbden bîdâr olup eydir: "Hayr ola Velî! 100a Şimdi bir düş görürdüm. Elimde bir yanmış mum var idi. Sen benim elimden mumu alup püf deyüp söndürüp elimden mumu alup başım ol mum ile urup başım yardın. Sandım ki başım kesdin" dedikde "Hayr ola, ben de bu gice huzûr edemeyüp kalkdım, atcağızım timâr etdim. Sen de atını eğerle, sabâh yakındır" dediler. Ammâ bunlardan gayri uyah kimesne yok idi. Yedi sekiz kişi bunların mükâlemesin cân kulağıyla cümle istimâ‘ edüp girü çarha küme'sine varup istimâ‘ etdiğimiz ma‘niyâtları ve hâmûş-bâş yatan gâfil ümmetlerin ahvâllerin bir bir takrîr edüp girüde olan askere haber gönderdik. Vakt-i seher kim oldu, ânî gördük, girüden bizim askerin ilerisi gerisine bakmayup "Kopar bre kopar, at boyna düşmüşler, yanımıza gelüp bize bakmadan. Bre Allah Allah" deyü bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup hâb-ı râhatda yatan askerin içlerine at bırağup cümle çadırların başlarına yıkup kimi uryân ve kimi giryân u nâlân ederek onu onda ve bunu bunda, işte şu şunda deyü her biri birer çengelistâna perem perem olup göz açdırmayup içlerine kılıç urulmağa başlandı. İbtidâ ma‘nî okuyup atı timar eden garîb yiğit ve anın refîkı ki, hâbdan kalkup vâkı‘â gördüm diyen yiğit, ikisi uryânen bellerine kılıçların çalup ve uryancık atlarına yular ile eğer urmadan bilâ-licâm süvâr olup ol ân bizden üçer âdem hâke düşürdüler. Meğer şecî‘ yarar yiğitler imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99b–100a ·
metinde göster ·
Balçıkbaşı nâm bir mahalde hayme ü hargâhlarımızla meks edüp hâb-ı
râhatda
yatarken re‘âyâdan bir recül-i sâlih gelüp paşaya mülâkî olup eydür "Sultânım, …
Balçıkbaşı nâm bir mahalde hayme ü hargâhlarımızla meks edüp hâb-ı râhatda yatarken re‘âyâdan bir recül-i sâlih gelüp paşaya mülâkî olup eydür "Sultânım, deryâda otuz altı pâre Kazak-ı Ak şaykaları gezer, ihtimâldir muvafık eyyâm ile vakt-i Şâfi‘îde bu Balçık iskelesin nehb ü gâret ede" deyü paşayı haberdâr edüp gitdi. Paşa dahi Zıpır Bölükbaşı ve Gırbo ve Çento ve Hüseyin Bölükbaşıları yüzer yiğitleriyle piyâde ve bin aded güzîde esb-i tâzî-süvâr Abaza ve Çerkes ve Gürcî yiğitlerin ileri nısfu'l-leylde gönderüp bir kemîngâhda karâr etdiler. Hikmet-i İlâh ile vakt-i Şâfi‘îde Kazak karaya âdem döküp Balçık şehrinin cânib-i erba‘asından âteşe urup ahâlî-i belede telâş el verüp halk vâveylâda iken Kazak-ı Ak şehri nehb ü gârete başlayup "poz yoz" deyü feryâd ederken deryâda olan otuz altı pâre şaykaları dahi vakt-i Hanefî'de imdâda gelüp kenara çıkup anlar dahi imdâd-ı gârete gidüp gemilerinde ancak beşer onar kefere ve fecere kaldı. Hemân vakt-i sabâh olunca bizim kemîngâhda olan piyâde sekbân ve sarıca arıları dağdan teper aşağı "Allah Allah" sadâsına rehâ buldurup der-ceng-i evvel kâfirin leb-i deryâda olan firkatelerine sarılup ân-ı vâhidde amân vermeyüp on yedi adedin kabza-i tasarrufa alup içinde olan esir ümmet-i Muhammed'i halâs edüp anlara kürek çekdirerek deryâya alarga olup firâr eden kayıkları dahi ahz edüp içindeki beşer onar küffârı kayd-bend edüp esîrlikden halâs olan ibâdullah ile ba‘zı paşa efendimiz levendâtları deryâda levarime edüp demir bırakdılar. Bu kerre şehri gâret eden küffârlar bu hâli görüp karada kalup cânlarından Balçık iskelesindeki buğday anbarlarına girüp cenge âhenge başlayup kimi dağlara firâr ederken efendimiz Melek Ahmed Paşa ılgar ile Balçık başından imdâda gelirken bu firâr eden küffârlar râst gelüp kimin esîr ve kimin kelle paça edüp kimi dağlarda Dobruca Çıtağı eline girüp esir olmada. Ammâ beri tarafda Balçık şehri içre mahzenlere kapanan Kazaklar cân havliyle ceng [ü] cidâl edüp hemân paşa, askerine bezl-i mâl ihsân ederek "Koma şehbâzlarım, cümle mâl-ı ganâ’im [ü] üserâ sizin olsun" deyü alay çavuşları nidâ edince anbarları bizim asker âteşe urup damları delüp yedi sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm olup üç yüz kâfir esîr ve dörd yüz kelle ve paça ve otuz altı pâre şayka feth olup cümle bölükbaşılar çelenkler ve hil‘at-i fâhireler ile behremend oldular. Üç yüz kâfirden yüz kadarın der-i devlete Rûmeli şaykalarıyla gönderüp telhîs etdi. Mâ‘adâ kâfirleri ağavâtlara bezl edüp otuz altı pâre Urus şaykalarında olan mâl-ı ganâ’imi içinde esîr olan ibâdullaha mâlların teslîm edüp şaykaları Özü ve Kili ve Akkirmân kal‘aları ta‘mîr ü termîmine gönderüp âmedânî böyle bir gazâ-yı garrâda bulunduğumuza bu hakîrin şikeste beste târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124a ·
metinde göster ·
… a anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı
râhatdan
bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine …
Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler. Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân "Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım 130b hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış. Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim: "Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a–130b ·
metinde göster ·
… ret-i kelâmdan bî-tâb u bî-mecâl kalup girde-bâlişe nâliş ederek söylenüp hâb-ı
râhata
vardı. Cümle enderûn [u] bîrûn ağaları ve gayri huzzâr-ı meclis kimesneler paşa …
Ve bostâncıbaşıyla gemime bir Frenk hekîm girdüğü Kaya Sultân'ım 145a tarafından bir hekîm ile baltacı gelüp vücûduma hekîm-i hâzık timar etmesidir. Ve sıhhat buldukça hekîme derûn-ı dilimden muhabbet edüp ihsânlar etsem gerekdir, ammâ Allahu a‘lem alâmet-i kebîr oldur kim vücûdum gemisi direği kesilüp ten gemisinden ayrılup benim yoluma revâne olup ben marazdan halâs olurum inşâallah" deyüp bir Fâtiha deyüp ba‘de'l-Fâtiha eydür: "Evliyâm işe sen bizim sâdıkâne muhibb-i yâr-ı kadîmimiz olmağıla sen bizim içün bu vâkı‘ayı görüp ol gice bize de işâret olup Evliyâ'nın gördüğü vâkı‘ayı kendüden su’âl edün, deyü bize tebşîr etdiklerinden bu gün bu vâkı‘anın vâkı‘-ı hâlin senden su’âl etdiğimin aslı ol idi. İmdi bu hakîr ilhâm-ı Rabbânî ile böyle ta‘bîr etdim, hayr ola" deyüp kesret-i kelâmdan bî-tâb u bî-mecâl kalup girde-bâlişe nâliş ederek söylenüp hâb-ı râhata vardı. Cümle enderûn [u] bîrûn ağaları ve gayri huzzâr-ı meclis kimesneler paşanın bu vâkı‘ayı böyle ta‘bîr etdüğüne engüşt ber-dehen ederek "Âferîn, sad hezârân âferîn yâ Melek Ahmed Paşa sad-lek tahsîn ola. Hakkâ ki hâl sâhibisin. Hudâ sıhhat vere" deyü cümle hayr du‘âlar edüp hakîre dahi "Hakkâ Evliyâm, sen de er oğlu ersin ve hakkâ ki pâk seyyâh-ı âlemsin kim böyle bir rü’yâ-yı sâliha gördün!" deyü hakîre dahi du‘â ve senâlar edüp derûnî muhabbet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b–145a ·
metinde göster ·
… ldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların nutk-ı dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi
râhatü'l-ervâh
buldum. Maksad [u] merâmıma vâsıl oldum," deyü Dervîş Sünnetî'nin elin eline al …
Paşa efendimiz bu hâli görüp tarîk-i Hâcegân'da iken fırsat ganîmetdir deyüp ol dahi bî‘at edem deyü temennâ etdikde dervîş eyitdi "Ey âşık, siz Melek Ahmed Paşa değil misiz? Siz bî‘at-ı ezeliyyeye iktidâ etmişsiz kim biz sizin hâtırınız içün kat‘-ı menâzil ederdik. Gelüp hamd-i Hudâ sıhhatle mülâkât müyesser oldu. İmdi ey Melek Dede, İşpaniye erenlerinden Mübtecil Hoca Ca‘fer ve Dervîş Angel Haydar millet-i Mesîhiyye şeklinde geçinirler ammâ ikisi de mü’mîn ü muvahhid nihânîce sâhib-i seccâdedirler. Ve pişvâ-yı tarîk-i Hâcegân birer pâdişâh-ı Cem-cenâbdırlar. Anlar hakîre bî‘at verüp "Var ey Dervîş Sünnetî! İslâmbol'da Melek Ahmed Paşa ile buluş ve görüş ve nedîmleriyle biliş ve Allah emâneti olsun Melek Baba'ya selâmımızı teblîğ eyleyüp bu sûre-i Yûsuf âyetiyle tesellî bulsun ve sûre-i (---)Arapça(---) ilâ âhirih, âyetin evrâd etsin. Âyet-i Yûsuf emâneti budur deyüp (---)Arapça âyetidir. Anlar sizlere bu âyeti gönderüp selâm eylediler ve İpşir'den havf eylemesin. Allah ona yâverdir, dediler" deyince hemân paşa ayağa kalkup "Yâ Allah! şükür elhamdülillah ve aleykümü's-selâm rahmetullahi ve berekâtihi, gönderen getiren sağ esen olsun. Hamdülillah ki derûnumda olan İpşir havfi gitdi. Evhâm-ı tahayyülâtdan ve gıll u gışdan berî olup kesâfetden halâs oldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların nutk-ı dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi râhatü'l-ervâh buldum. Maksad [u] merâmıma vâsıl oldum," deyü Dervîş Sünnetî'nin elin eline alıp diyâr-ı İşpaniye'de ve gayri büldânlarda hâl sâhibi kimler var ise su’âl ederken "Kurtuba şehrinde Mübtecil Baba Sâdık size selâm etdi ve Tanca şehrinde Şeyh Mansûr selâm etdi ve Fes-i Merânkûşî şehrinde İzzeddîn Burnâvî selâm etdiler" diyince paşa ayağa kalkup selâm alup "Biz anlara Cezâyirli Alî Sipçinoğlu ile mektûblar göndermiş idik. Vâsıl olduğu haberleri geldi" deyüp paşa Dervîş Sünnetî ile yine öpüşüp koç-kucağ ve birbirlerin derâğûş edüp künc-i bucağda bir çağ dahi sohbet-i hâssa meşğûl 176a oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175b–176a ·
metinde göster ·
vardım. Netîce-i merâm sahrâ-yı Konya'da İpşir Paşa ile yedi gün sohbet edüp "e …
deyüp seğirderek dest-i şerîfin bûs etdim. Hemân buyurdular kim "Evliyâ hoş geldin, biz seninle Varvar Alî Paşa senesinden berü görüşmedik. İslâmbol'dan çıkalı kaç gündür?" "Sultânım, beş gündür, ammâ gâyet kış çekdim" dedim. "Devlet tarafında ne var ne yok" dedikde, hakîr eyitdim "Bây u gedâ ve pîr u cüvân ve hâs u âmm sultânımın şeref-i kudûmiyle müşerref olmağa muntazırlardır. Husûsen Melek Ahmed Paşa karındâşınız, âh Sultânım Murâd efendimin çerâğ-ı efrûhtesi ve nazarkerdesi karındaşım gelse, deyü sultânımın intizârında olup sultânıma bu mektûbları gönderdi" deyü yetmiş aded atlas kîseli mekâtibleri verüp zemîn-bûs edüp gerüye çekildim. Hemân hazînedârına tenbîh edüp 177b "Evliyâ senin müsâfirindir, bir hoş gözedüp bir semmûr kürk ve bir kat esbâb ve bir kîse guruş hammâm akçesi ver" deyü tenbîh etdikde hazîne çadırına varup def‘-i cû‘ edüp bî-mecâl olduğumdan hâb-ı râhata vardım. Netîce-i merâm sahrâ-yı Konya'da İpşir Paşa ile yedi gün sohbet edüp "el-kelâmu yecürrü'l-kelâm" üzre yedi günde müşâvere ve mükâlemeleri birer birer takrîr etsem bir tomar-ı dırâz olur. Me’âl-i kelâm: Bir gün İpşir Paşa eydür: "Evliyâm, doğru söyle Murâd Paşa ve yeniçeri ocağı beni isterler mi?" yemin edüp "Belî cümle pâdişâh kulları ve vüzerâ vü vükelâları sultânıma muntazırlardır. Âh der-i devlete gelse de devlet-i Âl-i Osmân nizâm bulsa, derler. Ve cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve a‘yân [u] kibâr, Sultân Murâd çerâğıdır, Husrev Paşa revişindedir. Âh gelse de cemî‘i umûr-ı mu‘azzamayı görüp Venedik küffârından intikâm alup Mısır'ın deryâ yolları küffârdan emîn olsa, derler" dedim. "Yâ Evliyâ, doğru söyle, Moralı Defterdâr mühr içün iki bin kîse verdiği sahih midir?" "Belî, merhûm Bıyıklı Dervîş Mehemmed Paşa meflûc iken mühri taleb etdi. Ammâ sa‘âdetlü pâdişâh rızâ vermeyüp mührü karındaşın Melek Ahmed Paşa'ya sadaka olunmasın re’y-i ahsen gördüler. Paşa karındaşınız 'Ben bir kerre mühr sâhibi olup lezzetin aldım. Pâdişâhım benim hüsn-i rızâm ile mühri elbette İpşir Paşa lalana ihsân eylen. Asker sâhibi vü müdebbir ü âkıl ü cerîdir. Mühr anın bin kez hakkıdır ve eski vezîrindir,' deyü bir sâ‘at ta‘rîf ve tavsîfinizde olup Şeyhülislâm Ebû Sa’îd ve kızlarağası ve (---)(---)(---)(---) cümlesi, "Pâdişâhım İpşir Paşa lalana mühr istihâldir" deyü Fâtiha tilâvet olunup mühr-i şerîfi sultânıma gönderdiler. Kâ’immakâmlığı Melek Paşa karındaşınıza ihsân etdiler. Ve yedinci günde anlar dahi var kuvveti bâzûya getirüp cümle ocağa ulûfe çıkardılar" deyü niçe bin kelimâtlar oldu kim tahrîri mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a–177b ·
metinde göster ·
Sebeb-i âmeden-i İskender-i Kübrâ, Încâ (---) bi-kavli tevârîh-i Mıkdısî-i Yarmenî "İskender-i Zülkarneyn'in iki et parçasından pekçe iki boynuzları var idi. Lisân-ı Arab'da karn boynuza derler. Ya‘nî iki boynuz sâhibi demekdir. İskender bu iki boynuzların veca‘ından bir sâ‘at hâb-ı râhata varamazdı. Âhir veca‘ı karneynine dâ-i devâ içün cihân-geşt olup cemî‘i nedim-i musâhibleriyle ve hukemâlarıyla ve niçe yüz bin askeriyle tâ zulumâta gidüp ‘âb-ı hayâtdan derdine bir dermân bulam’ deyü âb-ı hayât arardı. Hikmet-i Hudâ meğer ol asırda Hızır İskender'in askerî tâ’ifesinden idi. Hızır âb-ı hayâtı bulup ilâ hâze'l-ân zinde-i peygamberândır, ammâ nübüvvetinde ihtilâf-ı kalîl-i za‘îf de vardır. Âhir İskender âb-ı hayât bulmadan el yuyup hâ’ib ü hâsir yine boynuzlarının veca‘iyle yine cihânı geşt [u] güzâr ederek şehr-i Basra'ya gelüp Şattu'l-Arab'ı nûş idince karneyninin veca‘ayni teskîn olup sehel hâb-ı râhata varır. Netîce-i kelâm kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek nehr-i Batmân ile nehr-i Şatt'ın birbirleriyle mahlût olduğu mahalle gelüp ikisinden dahi nûş eder. Ammâ âb-ı Şatt'ın nef‘in müşâhede edüp boynuzunun vec‘i teskîn olduğundan sâhil-i Şatt'ı kovarak Diyârbekir'e gelüp andan yukaru bu Palu kal‘ası kurbünda Şatı bâğına gelüp nûş edüp karneyn veca‘ayni teskîn olur. Anınçün bu mahalde çetr-i mülammâ‘ın kurup bu mahalde bir sedd-i İskender-i neşimin binâ eder. Hâlâ ber-devâm bir mastaba-i hâss u âmdır. Anınçün İskender bu mahalle gelmişdir." deyü müverrih Mıkdısî böyle tahrîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
… a gelüp Şattu'l-Arab'ı nûş idince karneyninin veca‘ayni teskîn olup sehel hâb-ı
râhata
varır. Netîce-i kelâm kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek nehr-i Batmân ile …
Sebeb-i âmeden-i İskender-i Kübrâ, Încâ (---) bi-kavli tevârîh-i Mıkdısî-i Yarmenî "İskender-i Zülkarneyn'in iki et parçasından pekçe iki boynuzları var idi. Lisân-ı Arab'da karn boynuza derler. Ya‘nî iki boynuz sâhibi demekdir. İskender bu iki boynuzların veca‘ından bir sâ‘at hâb-ı râhata varamazdı. Âhir veca‘ı karneynine dâ-i devâ içün cihân-geşt olup cemî‘i nedim-i musâhibleriyle ve hukemâlarıyla ve niçe yüz bin askeriyle tâ zulumâta gidüp ‘âb-ı hayâtdan derdine bir dermân bulam’ deyü âb-ı hayât arardı. Hikmet-i Hudâ meğer ol asırda Hızır İskender'in askerî tâ’ifesinden idi. Hızır âb-ı hayâtı bulup ilâ hâze'l-ân zinde-i peygamberândır, ammâ nübüvvetinde ihtilâf-ı kalîl-i za‘îf de vardır. Âhir İskender âb-ı hayât bulmadan el yuyup hâ’ib ü hâsir yine boynuzlarının veca‘iyle yine cihânı geşt [u] güzâr ederek şehr-i Basra'ya gelüp Şattu'l-Arab'ı nûş idince karneyninin veca‘ayni teskîn olup sehel hâb-ı râhata varır. Netîce-i kelâm kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek nehr-i Batmân ile nehr-i Şatt'ın birbirleriyle mahlût olduğu mahalle gelüp ikisinden dahi nûş eder. Ammâ âb-ı Şatt'ın nef‘in müşâhede edüp boynuzunun vec‘i teskîn olduğundan sâhil-i Şatt'ı kovarak Diyârbekir'e gelüp andan yukaru bu Palu kal‘ası kurbünda Şatı bâğına gelüp nûş edüp karneyn veca‘ayni teskîn olur. Anınçün bu mahalde çetr-i mülammâ‘ın kurup bu mahalde bir sedd-i İskender-i neşimin binâ eder. Hâlâ ber-devâm bir mastaba-i hâss u âmdır. Anınçün İskender bu mahalle gelmişdir." deyü müverrih Mıkdısî böyle tahrîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
… sîbîn'in taraf-ı cenûbundadır ve kal‘a-i Musul'a iki günde sür‘atle ve üç günde
râhatla
varılır. Ammâ kal‘a-i Sincâr bu kal‘a-i Musul'un cânib-i garbîsindedir ve kal‘a …
Bu tahrîr olunandan mâ‘adâ bir câmi‘ ve bir medresesinden gayrı hân u câmi‘ ve imâret ü hammâm ve çârsû-yı bâzâr dahi (---)(---). Ammâ ol sengistân içre bâğları var kim gûyâ Ayntâb diyârının bâğları gibi mahsûldâr ve lezîz ü âbdâr üzümü olur. Bu kal‘a cezîre-i Dicle'nin vasatında bir sahrâ-yı azîme vâki‘ olmuşdur kim elbette vilâyetine bilâd-ı rebî‘ derler. Sahrâ-yı Hâmûn'dur kim cümle Kîş ve kabîle-i Tay ve kabîle-i (---)(---)(---) Urbânları sâkin olurlar, bir vâdî-i bî-pâyândır. Bu sahrâ-yı Tîh'in vasatında havâlesiz bir sûr-ı muhkemdir. Cümle halkı darı ekmeği tenâvül ederler ve gâyet beyâz ve mümessek balı olur. Ve bu kal‘a kal‘a-i Nasîbîn'in taraf-ı cenûbundadır ve kal‘a-i Musul'a iki günde sür‘atle ve üç günde râhatla varılır. Ammâ kal‘a-i Sincâr bu kal‘a-i Musul'un cânib-i garbîsindedir ve kal‘a-i Musul, kal‘a-i Sincâr'ın cihet-i şarkındadır. İnşâallah bu müsevveddâtımız hey’et üzre kal‘asının eşkâliyle ve sahrâları ve âb-ı revânlarıyla atlas kitâbı tahrîr etdiğimizde böyle tasvîr oluna. Ve bu cebel-i Sincâr'ın cânib-i etrâfı zeylinde kayalardan yetmiş seksen aded uyûn-ı câriyeler tulû‘ edüp bilâd-ı rebî‘i reyy ederek cânib-i garba cereyân ederek nehr-i Furât'a munsabb olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213b ·
metinde göster ·
… ğundan Karneyn dediler. Ammâ İskender bu boynuzların veca‘ından bir sâ‘at hâb-ı
râhata
varamazdı ve cemî‘i hukemâları ana ilâc bulamazdı.
Bu kal‘a-i atîkin ibtidâ bânîsin ve sebeb-i tesmiyyesin beyân idelim. Evvelâ müverrihân-ı Rûm u Arab u Acem, müverrih-i hakîkî Mıkdısî ibn Beyhakî Yarmenî ve bi-kavli Hazret-i Sultân Şerefeddîn-i Abbâsî ki, Şerefnâme sâhibidir, kim Âl-i Abbâsiyân'dan hân-ı âlîşânın cedd-i ızâmıdır. Anların kavl-i sahîhleri üzre İskender'in iki et pâresinden pekçe alnında iki boynuzları olduğundan İskender-i Zülkarneyn dediler. Bir kavlde otuz iki seneye bir karn derler kim bu eflâk otuz iki yılda devr eder. İskender iki kerre devr-i felek karnı sâhibi olmağile Zülkarneyn dediler, ammâ lisân-ı Arab'da karn boynuza derler. Esahh-ı rivâyet boynuzu olduğundan Karneyn dediler. Ammâ İskender bu boynuzların veca‘ından bir sâ‘at hâb-ı râhata varamazdı ve cemî‘i hukemâları ana ilâc bulamazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222a ·
metinde göster ·
… -i Batmân Şatt'a mahlût olduğu mahalle gelüp nehr-i Batmân'dan nûş edince hayli
râhat
olur. Sâhil-i Batmân ile gidüp Kefindir kal‘ası altına vardıkda Bitlîs'den berü …
Şatt'ın dörd başından dahi nûş edüp İskender'in boynuzu veca‘ları teskîn olur, ammâ karneyninden halâs olamaz. Âhir yine avdet edüp nehr-i Batmân Şatt'a mahlût olduğu mahalle gelüp nehr-i Batmân'dan nûş edince hayli râhat olur. Sâhil-i Batmân ile gidüp Kefindir kal‘ası altına vardıkda Bitlîs'den berü gelen uyûndan nûş edüp ayn-ı İskender münevver olur. "Bre meded", deyü şehr-i Bitlîs'e gelince şehir içinde nehir iki fırka olur. Avınç deresinden gelen uyûndan nûş eder, nef‘in müşâhede idemez, ammâ kal‘a-i Bitlîs kayasının sağ tarafından cereyân eden uyûndan nûş edince hemân kal‘a kayası dibinde hâb-ı 222b râhata varup safâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222a–222b ·
metinde göster ·
Şatt'ın dörd başından dahi nûş edüp İskender'in boynuzu veca‘ları teskîn olur, ammâ karneyninden halâs olamaz. Âhir yine avdet edüp nehr-i Batmân Şatt'a mahlût olduğu mahalle gelüp nehr-i Batmân'dan nûş edince hayli râhat olur. Sâhil-i Batmân ile gidüp Kefindir kal‘ası altına vardıkda Bitlîs'den berü gelen uyûndan nûş edüp ayn-ı İskender münevver olur. "Bre meded", deyü şehr-i Bitlîs'e gelince şehir içinde nehir iki fırka olur. Avınç deresinden gelen uyûndan nûş eder, nef‘in müşâhede idemez, ammâ kal‘a-i Bitlîs kayasının sağ tarafından cereyân eden uyûndan nûş edince hemân kal‘a kayası dibinde hâb-ı 222b râhata varup safâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222a–222b ·
metinde göster ·
… âb-ı hayâtdan nişân verir ıssı suları var. Bunları dahi mütevellîsi ıssı eder.
Râhat
üzre andan âbdest alup yine câmi‘e girerler. Niçeleri ders kırâ’at etmeden fâri …
Memdûh-ı meşhûr olan cevâmi‘ler bunlardır. Garâbet bunda kim bu câmi‘lerin cümlesi Acem haliçeleriyle ve Isfahân keçeleriyle döşenüp câmi‘in bir tarafında bir azîm sobası vardır. Cânib-i vakfdan mütevellîleri sobalara âteş edüp câmi‘ kapuların ve revzenlerin keçeleyüp cümle câmi‘ler vakt-i şitâda hammâm gibi olup cemî‘i cemâ‘at mübâhase-i ilm edüp tekmîl-i fünûn ederler ve âbdestleri kârcığan taşra çıkup âb-ı hayâtdan nişân verir ıssı suları var. Bunları dahi mütevellîsi ıssı eder. Râhat üzre andan âbdest alup yine câmi‘e girerler. Niçeleri ders kırâ’at etmeden fâriğ olup câmi‘in bir köşesinde hasmıyla sad-renc-i şatranç oynarlar. Mezheb-i Şâfi‘îde mübâhdır ve dahi akliyyâtdır deyü sad-rencbâzlık ve birbirlerine dilnüvâzlık ederler. Şatrancdan fâriğ olup yine derse meşgûl olurlar. Ammâ bir kerre câmi‘ içinde sadrenc oynaşırlarken Ekrâd kavminin kabı dar olmağile birbirleriyle "kışo mışo" derken giryân giryân olup birbirlerini hançer ile câmi‘de pâre pâre edüp merhûm oldukları meşhûrdur. Ol zamân men‘ etmişler ammâ yine ba‘zıları câmi‘de şatranç-ı Leclâc oynarlar. Hâlâ cemî‘i ulemâ-yı Ekrâd ve şeyhülislâmları dahi elbette hançer ile gezerler. Zîrâ sağîr ü kebîri fetâsı ve pîri şecî‘ ü bahâdırlardır ve gâyet musallîlerdir kim niçe bin âdemleri aslâ câmi‘den çıkmazlar. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 224a ·
metinde göster ·
… t: Bu Van şehrinin ibtidâ meşrûbâtının memdûhâtında Kûh-ı Verek balının şerbeti
râhat-ı
cândır. Hatta darçın ile üç gün dursa sehel keyf verir. Ve Sergiloğlu ve Şirek …
Der-ilm-i memdûhât-ı envâ‘-ı meşrûbât: Bu Van şehrinin ibtidâ meşrûbâtının memdûhâtında Kûh-ı Verek balının şerbeti râhat-ı cândır. Hatta darçın ile üç gün dursa sehel keyf verir. Ve Sergiloğlu ve Şirek Ermenî bâğlarının üç günlük helâl-i zülâl şırası kuvvet-i cândır ve beden-i insâna sâfî kandır. Ve âb-ı şülle [âbşıla] şerbeti ve reybas şerbeti ve tüffâhiye şerbetleri bir diyârda yokdur, meğer Bitlîs'de ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 258b ·
metinde göster ·
Hoca Bahtiyâr-ı ihtiyâr eydür: "Evliyâ akay, eyle ise Âl-i Osmân İpşir'in katliyle İrân-zemîne yahşı hörmet edipdir. Biz İpşir havfından hânemizde râhat yatabilmezdik. Şâh-ı İrân, İpşir'in katli haberin istimâ‘ etdikde 'henim heft iklîme şâh oldum' demişdir. Biz senden ne saklayalı, İpşir'in katliyçün diyâr-ı Acem'de bir gün bir gice şâdumânlar ve çerâğânlar ile sürûr u şâdumânlar etmişiz ve biz İpşir'in diyâr-ı Acem'e gelmesin çokdan istimâ‘ etmişih. Ammâ senden kasd ile su‘âl etmişih. Hakkâ ki sika kelâmların vardır kim me’âl-i kelâm dükeli sendedir." deyü ta‘accüb etdiler. Bu kelâm-ı hakîkatlerimden hân hazz edüp hakîre gitdikçe muhabbet edüp ihsân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 293b ·
metinde göster ·