Hikmet-i Hudâ sebeb-i seyâhat ve geşt [ü] güzâr-ı vilâyet Evvelâ mahlas-ı hakîr-i fakîr ve dâ‘î-i kesîrü't-taksîr seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem, Evliyâ-yı bi-riyâ ibn Dervîş Mehemmed Zıllî dâ’imâ ed‘iye-i me’sûre-i istihâreye tâlib ü müdâvim ve esniye-i mevfûre-i müşerrefeye râğıb ü mülâzım olup Hikmet-i Rabbânî ve hidâyet-i Yezdânî, sûre-i kerîm-i Furkâniyye ve âyât-i azîme-i Kur’âniyye berekâtiyle dil-i çeşm-i alîl Cenâb-ı Hazret-i Celîl tarafından istimdâd taleb edüp maskıt-ı re’simiz olan İslâmbol'da künc-i mihnethânemizde girde-bâliş-i nâliş üzre hâb-ı murâda yasdanup bin kırk {mâh-ı} Muharreminin leyle-i âşûrası idi kim bu hakîr beyne'n-nevm ve'l-yakazada iken görürüm ki Yemiş iskelesi kurbünde Ahî Çelebi câmi‘i nâm câmi‘ kim helâl-i zülâl mâl ile inşâ olunmuş bir müstecâbü'd-da‘ve câmi‘-i atîkdir, menâmımda hakîr kendümi ol câmi‘de gördüm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 6b ·
metinde göster ·
Evvelâ be-emr-i Hudâ İslâmbol içre Sultân Ahmed câmi‘inin imâreti altında bir gâr-ı azîmler var idi. Andan hikmet-i Hâlık ile bârûd-ı siyâh ve güherçile ve kükürd-i asfar çıkup zamân-ı ihtiyâcda andan alup def‘-i ihtiyâc ederlerdi. Hikmet-i Rabbânî ve kazâ-yı âsumânîden ol gâra ra‘d isâbet edüp Kostantîn asrında şehr-i Kostantîn'in niçe yerleri ol bârûdun ihrâk olmasından harâb oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
Sancakları bunlardır: Cemmâse ve Hâbûr ve Deyr-i Rahbe ve Benî
Rabî‘ ve
Serûc ve Harrân ve Rıkka, ikisini Urbân harâb etmişdir. Rûhâ ya‘nî Urfa paşa sa …
Sancakları bunlardır: Cemmâse ve Hâbûr ve Deyr-i Rahbe ve Benî Rabî‘ ve Serûc ve Harrân ve Rıkka, ikisini Urbân harâb etmişdir. Rûhâ ya‘nî Urfa paşa sancağıdır. Erbâb-ı dîvândan huddâmları yokdur
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 52a ·
metinde göster ·
Ammâ bu Husrev Paşa lalan Âsitâne-i sa‘âdet'den fermân-ı pâdişâhîyle Tokat'dan kalkup üzerime geldikde çaşıtlarım rûz-merre gelüp cümle menâzillerde adl [ü] adâletin ve zabt [u] rabtın ve aşkıyâya amân vermeyüp katl edüp asker-i Abdülmü’min gibi geldiğin istimâ‘ edüp bildim ki bu merd-i kâmildir, günden güne mehâbet [ü] salâbeti yâd olundukda derûnuma bir bîm [u] ru‘b hâsıl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 66a ·
metinde göster ·
… -i adâlet ve emn [u] emânlarına ve re‘âyâ vü berâyâ perver olmalarına ve zabt u
rabt ve
çârsû-yı bâzârının pâklığına ve narh-ı Şeyh Safîlerinin nizâm [u] intizâmlarına …
deyüp üç murabba‘ ve bir semâ‘î ve ba‘dehû bir dü-beyt ile faslı tamâm etdiğimde cümle huzzâr-ı meclis engüşt-ber-dehen edüp hemân Hân eyninden tarz-ı Acemâne semmûr libâçesin kendi eliyle eynime giydirüp hezâr-ahsend deyüp bir Gürcî gulâmı ihsân etdi. Ve "sad-i lek bârekallah ey Kayser-zemîn âlüftesi" deyüp on tümen Abbâsî ve bir karaçabuk esb-i sabâ-reftâr hîbe eyleyüp bizden artık emîn olup bâde teklîfinde olmadı. Kâmil bir ay her şebimiz leyle-i kadr ve her rûzumuz yevm-ı ıyd-ı adhâ olup niçe bunun emsâli cân sohbetleri edüp şehr-i Tebrîz-i dilâvîzi seyr [u] temâşâ ederdik. Ammâ adl-i adâlet ve emn [u] emânlarına ve re‘âyâ vü berâyâ perver olmalarına ve zabt u rabt ve çârsû-yı bâzârının pâklığına ve narh-ı Şeyh Safîlerinin nizâm [u] intizâmlarına aşk-ı sad-lek aşk olsun. Zîrâ cemî‘î halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir ammâ şâhrâhda aslâ mestâne bir kimesne yokdur. Gâyet mü‘eddeb halkı vardır kim anların hakkında bu şi‘r-i belîğ denilmişdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a ·
metinde göster ·
deyüp Müveylih nâm bir kal‘aya düşüp anda bir kaç gün ikâmet bulup bir beddîyeye gömlek ile elinde bir nobut ile azm-i Mısır deyüp bir refîk dahi kendi tabî‘atine münâsib "Evvelü'r-refîk sümme't-tarîk" fehvâsınca bir refîk-ı yâr-ı sâdık bulup iki kişi deşt-i hâmûn çölistân budur deyü kat‘-ı menâzil ederken bir gün bunlara üç Arab at bırağup "Işlâh yâ arsate Karamânî" deyüp arkalarında olan kamîsların almak ister. Seydî eydür "Rûh annî yâ arsa hayyâl" dedikde Arabın biri Seydî'ye sinân havâle edince hemân Seydî cüst ü çâpük ve çâlâklık edüp bir san‘at ile Arabın elindeki cıdası zerkinden rehâ bulup Arabın kellesine eyle bir nobut-ı kavvâsî urur kim Arabın kellesi Adana kabağı gibi hor olup tarfetü'l-ayn içre Arabın kısrağına Seydî süvâr olup Arabın cıdasıyla ol ân o bir iki Araba amân vermeyüp elindeki nîze ile iki Arabı dahi atlarından akdarup üçünün dahi kellele- 335a -rin bedenlerinden cüdâ edüp üç aded urbânın esbâbların Seydî ve refîki olan Seydî Alî giyüp at sâhibi ve silâh sâhibleri olup bir atı dahi yedeklerine alup yigirmi yedi gün Urbân ile ceng [ü] cidâl ve harb [u] kitâl ederek iki yiğit on bir re’s Arab küheylânı kısraklar ile Mısır'a geldiği hâlâ dâstân-ı dûstândır. Kaçan kim bu Seydî Paşa bu çöl-i çölistânda Urbânlar ile ceng [ü] cidâlin ve Bahr-i Kulzüm'de gark olup çekdiği âlâm-ı şedâ’idin ve Kasîre kal‘ası altında Abâbide Arabıyla cengin ve Elvâhât altında Za‘ğâ‘ Urbânıyla harb [u] kıtalin nakl etdükde âdemin aklı giderdi. Ba‘dehû Mısır'da (---)(---) hizmetinde olup Sultân İbrâhîm Hân'a Mısır cündîleri lâzım oldukda emr-i şerîf ile (---) Paşa on iki aded cündîler ile der-i devlete bu Seydî Paşa'yı İbrâhîm Hân'a gönderüp ibtidâ Harem-i hâsda seferliye, andan haftân altı ta‘bîr etdükleri mertebeye kadem basup andan nâm [u] şânıyla Hâsodaya girüp niçe kerre cirîdinin darbından ba‘zı cündîler hasm olup helâk oldular. Bir gün İbrâhîm Hân: "A Seydî! Benim musâhiblerime sakın cirid vurma" buyururlar. Seydî eydür: "Valaha pâdişâham! Onlar beni vururdur. Beni de onları hap vururdur. Cilîde horta yokıdır. Onlar beni baş vurursa, ben onları diş vurur" deyü Abazaca lehce-i mahsûsiyle kelimât etdiğinden İbrâhîm Hân bin altun ve bir semmûr hil‘at-i fâhire ihsân edüp masıtcıbaşı mertebesinde bıçaklı olur. Hikmet-i Hudâ bir gün Çemensofa nâm meydân-ı ma‘rekede cirît oynarken musâhib-i şehriyârîlerden bir kaçı cirîd hamlesi teklîfinde Seydî ile azğaşup Seydî dahi birin avlayup cirîd ile atından yıkup ol sâ‘at musâhib cân verir. Ana kafadâr olan, Seydî'ye atamadan cirîd urunca hemân Seydî ana dahi at yıkup dizgin aşrı bir cirîd-i haşeb-meşe-i pür-endîşe tarb ederse ol dahi atının tırnağına ser-nigûn [ve] ser ber-zemîn olup âbdestsiz secde edüp hele ânî çehresinde ansız meyyit-i müteharrik kaldırup Sarây-ı hâssa timarhânesine götürdüklerinde hemân Sultân İbrâhîm Hân gazab-âlûd olup "Tiz Seydî'yi dahi bu meydânda atından yıkup katl edin" deyü fermân edince huzzâr-ı meclisde olan musâhib-i munsıflar eydür "Pâdişâhım! Hâlâ Seydî at üzre, başı kaba gözleri kızarmış ve ejder-i heft-sere dönmüş, el gaddâreye urmuş ve uyluğunda on iki nîze-i Dahhak'dan nişân verir hıştları dizmiş. Şimdi bir ânî katl edin deyince anı bu mahalde atından bin âdem indiremez. Çok âdem helâk edüp huzûr-ı pâdişâhîde çok bednâmlık olur. Pâdişâhımdan ricâ ederiz, bir damla kanın afv edüp ba‘de zamân hakkından gelesiz" deyü ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olmayup yine Sultân İbrâhîm Hân dibelik âteş-pâre olup "Benim huzûrumda musâhiblerim öldürdü. Ben anı sağ kor muyum? Husûsan tenbîh etmişim kim benim musâhiblerimi vurma demişim", "Pâdişâhım! Bu meydân-ı ma‘reke(d)e musâhib yüsâhib yeri değildir. Âr meydânı değildir, er meydânıdır. Bunda vuran, vurulan, ölen öldürülen birdir, kânûn-ı Âl-i Osmân budur ve bu cirîd cenginden bir şu’bedir" deyü niçe gûne hüsn-i ta‘bîr ve tevcîhler etdiklerince hünkâr musırr olup "Elbette katl edin" deyince beri tarafda Seydî'nin muhibb-i sâdıkları dilsiz işâreti edüp hemân Seydî at boynuna düşüp Çemensofa'dan firâr edüp Hâsâhûr kapusundan taşra çıkup andan Bâb-ı Hümâyûn'u çıkup şehr-i azîm İslâmbol içre güm-nâm olup bir köşede karâr edüp niçe musâhibler ricâ edüp bir kaç günden sonra Sarây-ı hâsdan Çâşnigîrbaşı pâyesiyle Sarây-ı hâsdan çıkmış oldu. Andan Budin'de Siyâvuş Paşa'ya gidüp Sametorna sancâğın ihsân edüp Kopan sancağı nevâhîlerinde ve Balatın gölü kenarında kal‘a-i Fok ve kal‘a-i Kemînvar ve kal‘a-i Ekrivar küffârının Zerrinoğlu ve Yeganoğlu küffârlarıyla şeb [u] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl edüp Orta Macar diyârına vâveylâ salup şebhûnlar ile dâr-ı diyârlar ve dârü'l-bevârların harâb u yebâb edüp güzîde Macar dilîrleri ve kapudanların esîr edüp kâfiristân Hıristiyânlarına mâtem salardı. Ba‘dehû Üstolni-Belgrad sancağına mutasarrıf olup tâ nehr-i Raba ve nehr-i Rayçe kenarlarına varınca çapgunlar salup mâl-ı ganâ’imler alup kal‘a-i Tata ve kal‘a-i Papa ve kal‘a-yı Pirespirim ve kal‘a-i Çobaniçe ve kal‘a-i Ni‘met-i Uyvar ve kal‘a-i Senmartin ve kal‘a-i Yanık ve kal‘a-i Komran nevâhîlerden aslâ bir küffâr baş çıkarmağa kâdir olmayup Nemse Çasarı bir kaç kerre "Sulha muğâyir Seydî Paşa iş eder" deyü der-i devlete arz etdi. Âhir kâfirin Pirespirim kal‘asının kapudanıyla hasm olup Üstolni-Belgrad'ın ale'l-gafle yetmiş aded "Benim dîger 335b nist" diyen müşvârı belli çete ve söz sâhibi başı telli yiğit ile nısfu'l-leylde çatal atlar ile çıkup doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbuna vardıkda altmış beş yiğidi bir hıyâbân içre pusuya koyup Seydî ile beş yiğit-i yekke-süvâr kal‘a-i Pirespirim kapusu şems-i âteş-tâb kulle-i felekden baş gösterdikde kal‘a kapusu, küşâde olunca kal‘a kapudanı kal‘a kapusunun iç yüzünde elinde asâsıyla niçe yüz kâfir karşusunda el kavşurup sabâh dîvânında hükm-i hükûmet ederken hemândem Seydî Paşa handak üzre cisrden at koparup kapudana bir hışt-ı pehlivânî ile urur kim terzi iğnesi atlâsdan güzer eder gibi kâfirin sîne-i pür-kînesinden geçüp sâ’ir küffârlar derûn-ı kal‘aya firâr edüp beş atlı kal‘a içre meymene ve meysere küffârları kırarak kapudanın başın Seydî kesüp ve on yedi kelle dahi kesüp bî-bâk ü bî-pervâ kal‘adan taşra çıkup giderken kal‘adan toplar atılup cümle küffâr atlanup üç yüz mikdârı küffâr Seydî Paşa'yı kovarak Seydî pusuyu geçince kemîngâhda olan altmış beş nefer gâzîler bir ağızdan "Allah Allah" deyüp üç yüz kâfire kılıç korken Seydî dahi gerü dönüp "Koma kurdum" deyü üç yüz kâfirden yüz ellisini dendân-ı tîğdan geçirüp ellisi firâr edüp yüz aded kâfirleri üç aded kapudanlarıyla kayd-bend esîr edüp mürdelerin âlât-ı silâhlarıyla ve küheylân katana Sene Martin atlarıyla ertesi ale's-sabâh kal‘a-i İstolni'ye dâhil olup ertesi Siyâvuş Paşa'dan bir semmûr hil‘at-i fâhire ve bir çeleng ve bir murassa‘ zeynli at ve üç kîse nakd-i murâd ihsân geldi. Günden güne Seydî Paşa serhadd-i Kanije'de ve Budin ve Egre'de iştihâr bulup nâmdâr oldu. Bu Pirespirim kapudanın ve bu kadar küffârı kırdığın Nemse Çasarı pâdişâha bildirüp gördüler kim sulha mugâyir Seydî işler ediyor. Ammâ ne çâre, âhir sene (---) târîhinde Revân tarafında kızılbaşın isyân [u] tuğyâna müte‘allık işleri şâyi‘ olup Sadrıa‘zam Sâlih Paşa, Defterdârzâde'ye eyâlet-i Erzurûm'u ve Seydî Ahmed Paşa'ya İspir-Tortum sancağın ihsân edüp Acem serhaddinde ne işlerlerse işlesinler deyü istimâletler verilüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-azamet Sultân İbrâhîm Hân, Seydî Ahmed Paşa'nın defter-i cerâyimine nazar etmeyüp huzûrunda musâhiblerin katl etdüğünü afv edüp bir kîse altun ve bir otâk-ı nüh-tâk ve on katar-ı katır ve on katar şütür bariyle ihsân edüp tuğ ve tabl [u] alemlerin mücedded hazîneden cümle levâzımâtın ve yedi küheyl at bisâtlarıyla yedek atların ihsân edüp "Beni sevenler Seydî Paşa'ma ri‘âyet eylesiz" deyüp Seydî Paşa'ya hayr-du‘â edüp arkasın İbrâhîm Hân yepeleyüp "Yürü Allah işin onara, göreyim seni. Acem serhaddinde niçe gazâlar edersin" deyü Tortum sancâğına gönderüp Üsküdar'a çıkdıkda cümle vezîr ü vüzerâ ve a‘yân [u] kibâr-ı İslâmbol'dan ol kadar bisât u mal [u] menâl geldi kim Seydî Paşa bir vezîr dârâtı kadar azamet [u] dârâta mâlik olup mükemmel kapusuyla kat‘-ı menâzil Tortum sancâğına gidüp kal‘a-i Şuşik gazâsında ve Gönye ve Mikrilistân fütûhâtlarında cihân cihân görüşüp rûz-merre cemî‘î ahvâline vakıf-ı esrâr idim. Zîrâ Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz kendüyi gâyetü'l-gâye sevip Tortum sancağına göndermeyüp ekser evkâtda Seydî Paşa ile sohbet-i hâs edüp mâh-be-mâh birer kîse ceyb harcı ihsân edüp Erzurûm'da sâkin olup bu hakîr de ol takrîb ile âşnâlık kesb edüp niçe zamân hakîr ile hüsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b–335b ·
metinde göster ·
Tekye-i eş-Şeyh Hazret-i Abdülkâdir Cîlânî: Bağdâd-ı behişt-âbâd kurbunda Cîlân nâm bir büleyde-i benâmdan tulû‘ edüp şeyh-i hümâm olup Rûm u Hindistân'da velvele-ârâ kutb-ı Rabbânî ve ârif-i Samedânî eş-Şeyh Hazret-i Abdülkâdir Cîlânî'dir. Yohsa diyâr-ı Acem'de Gîlân'dan değildir. Bu tekye-i makâm-ı tevhîd-i erre onların rûhâniyyeti sebebiyle imâr olmuşdur. Kurd Bayırı nâm mahalde cânib-i cenûba nâzır bir mürtefi‘ zemînde bir ulu âsitâne-i sa‘âdetdir kim âşıkân-ı sâdıkândan bin aded fukarâ-yı ehl-i tevhîd olur bir tevhîd meydânıyla ârâste ü müte‘addid hücreler ile pîrâste olmuş matbahı ve kilârı ve sâ’ir imâreti ma‘mûr âsitâne-i Kâdirî'dir. Her rûz-ı cum‘a niçe bin ârif-i billâh cem‘ olup tevhîd [ü] tezkîr edüp ba‘de'd-du‘â ve's-senâ cümle uşşâka ni‘meti mebzûldür. Niçe kerre ehl-i şer‘ "Tevhîd ve raks harâmdır" deyü bu tâ’ifeye seng-sâr-ı ta‘n-ı ağyâr etdiler. Bunlar cümle hâmûş-bâş olup aslâ âyînlerin bozmayıp âyet Arapça nassı ile âyet-i şerif
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 159a ·
metinde göster ·
… al‘a-i Sadırbaz, ya‘nî Besne ve kal‘a-i Mar‘aş'a varınca cümle on dörd kal‘a ve
rabtalar ve
kurâ ve şehr-i imârlar ile anların evsâfı cümle bin elli dokuz târîhinde bâlâda …
Bu Erganî'den cânib-i şarka bir menzilde Sazlık yoluyla kal‘a-i Çermik ve kasaba-i Abdîher ve kal‘a-i sancak-ı Siverek ve kal‘a-i Rehbi ve kal‘a-i Müsin Ruha ve kasaba-i Karakayık ve şehr-i Gerger ve Çüngüş ve kal‘a-i Sofraz ve kasaba-i Sur ve kasaba-i Kahta ve kal‘a-i Hasan Mansûr ve kal‘a-i Sadırbaz, ya‘nî Besne ve kal‘a-i Mar‘aş'a varınca cümle on dörd kal‘a ve rabtalar ve kurâ ve şehr-i imârlar ile anların evsâfı cümle bin elli dokuz târîhinde bâlâda mastûr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 198a ·
metinde göster ·
… Muhtesibi ve kapândarı ve boyahâne emîni hân tarafındandır. Her vech ile zabt u
rabtı ve
adl-i adâleti yerinde hükûmetdir. 224a
Bu nevâhî-i ma‘mûrelerden kadısına ber-vech-i adâlet beher sene sekiz kise-i Rûmî hâsıl olur. Eğer hânlar ile hüsn-i ülfet ederse dahi ziyâdece olur. Hâkim-i sâlisi mezheb-i Şâfi‘î müftîsidir; müftî-i Hanefî yokdur. Zîrâ cümle ahâlîsi Şâfi‘îyyü'l-mezhebdir. Ve hâkim-i râbi‘i nakîbü'l-eşrâfdır. Hâkim-i hâmisi serdâr ve hâkim-i sâdisi bâcdâr ve hâkim-i sâbi‘i şâhbenderdir ammâ bu mezkûrlar cümle hân tarafından hâkimlerdir. Ammâ harâc ağası ve yeniçeri serdârı pâdişâh tarafındandır. Muhtesibi ve kapândarı ve boyahâne emîni hân tarafındandır. Her vech ile zabt u rabtı ve adl-i adâleti yerinde hükûmetdir. 224a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223b–224a ·
metinde göster ·
… nbâzları ve aşbâzlarına aşk olsun. Ve hâkimlerinin narh-ı Şeyh Safî deyü zabt u
rabtlarına ve
sikkelerinin pâkliğine aşk olsun. Abbâsî ve Bisitîlerinde "Lâ ilâhe illallah, M …
Ve bir bezzâzistânı vardır kim gûyâ kal‘adır. Çâr dervâzesi Çârbâğ'a ve bâzâr-ı kâga mekşûfdur. Cümle kıbâblar ile ârâste vü dollâblar ile pîrâste olmuş bâzâr-ı hüsündür. Ankâ hâcegânları vardır. Cemî‘i diyârın kâlâyî vü âlâyî, kâmhâ ve hârâ vü dârâyî vü zîbâ vü şîb ü zerbâfı bî-kıyâsdır. Ammâ nânbâzları ve aşbâzlarına aşk olsun. Ve hâkimlerinin narh-ı Şeyh Safî deyü zabt u rabtlarına ve sikkelerinin pâkliğine aşk olsun. Abbâsî ve Bisitîlerinde "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah, Alîyyün veliyyullah" yazar. Bu sikke üzre hilâf eden âdemi ve sikkeyi kalp edüp kesen âdemi ol ân amân u zamân vermeyüp katl ederler. Cemî‘i bâzârlarında cümle me’kûlât [u] meşrûbâtı bey‘ edenler vezn-i Alî ile fürûht ederler. Hatta buğday ve yumurtayı ve pişmiş tavuğu ve beyâz nânı ve'l-hâsıl cümle eşyâ-yı âvânîyi terazü ile fürûht ederler. Hattâ aşbâzlar bile çobra ve kebâb ve pilavı dahi vezn ile fürûht ederler. Kim kâdirdir kim narh-ı Safî üzre hilâf ide? Hîlebâzın gözüne milçe ve başına kızgın tas oturdurlar, niçesinün ödün çıkarırlar ve niçesinün karnın yarup yüreğin çıkarırlar. Gâyet zabt [u] rabt-ı Alî vardır. Bu şehrin cemî‘i imâretlerin ve bâğ u müşebbek bostânların reyy edüp ahâlîsinin nûş etdüği âb-ı hayâtlar bu şehrin cânib-i garbîsinde Çevlân dağlarından ve Harîr ü Enzelî kûhlarından gelüp bu şehri saky edüp cânib-i şarkda buhayre-i Rûmiyye'ye rîzân olur. Bu ülke-i Rûmiyye cümle yüz elli pâre ma‘mûr u âbâdân kendlerdir kim her biri ikişer üçer bin hâneli ve bâğ u bâğçeli ve câmi‘ ü hân u hammâm ve çârsû-yı şâhlı kend-i mu‘azzamlardır. Ve cümle kırk bir pâre kasabadır ve cümle elli pâre kılâ‘-ı metînelerdir. Ha denilse bu ülkeden yigirmi bin asker çıkar, ammâ üç kerre yüz bin re‘âyâ tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295a ·
metinde göster ·
… u şehirde cümle halkı askerîdir kim bir şey’e muhtâc değillerdir. Bir de zabt u
rabt ve
narh-ı cârîlerine aşk olsun. Her şeb cümle dükkânçeleri küşâde kalup herkes hân …
Birisi oldur kim bu şehirde cümle halkı askerîdir kim bir şey’e muhtâc değillerdir. Bir de zabt u rabt ve narh-ı cârîlerine aşk olsun. Her şeb cümle dükkânçeleri küşâde kalup herkes hâne-i bî-minnetine bî-bâk ü bî-pervâ yatup pâsbânlar tâ vakt-i sehere dek dîdebân u nigehbân u keşikbânlık ederler. Ol kadar mazbût şehirdir kim me’kûlât [u] meşrûbât makûlesi eşyâlara seg-i dirende dahi dehân-dırâzlık etmezler. Ve çârsû-yı şâhîde metâ‘-ı firâvâna bir merd-i âferîde dest-dırâzlık etmeyüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtı ve beyzası ve pişmiş tavuğu ve çobrası ve pilavı ve herîsesi cümle vezn-i Alî ile fürûht olunur, aslâ ve kat‘â kelek ve şinik ve gülbe ve peymâne yokdur. Ammâ halkının ahd [ü] peymânları vardır. Eyle ganîmetdir kim bir kez gendüm-i danedâr nîm abbâsîye yarar. Ve bin menn-i hâs ve beyâz nân-ı cân bir kazbekî-i Tiflisîyedir. Ve bir vusak tereyağı kehribâ-vâr üç Kazbekiyyedir. Tâ bu mertebede ganîmet şehr-i Sâve'dir. Ve cümle halkı müdekkik-i âlem olduklarından gâyet hisâbîlerdir kim kâr [u] kisb içinde bir dangı hisâb ederler ve kânûn-ı Şeyh Safî'dir deyü narh-ı şâhîleri üzre cân verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 324b ·
metinde göster ·
… nda ve mukâta‘a-i kasaba-i Ca‘feriyye, nehr-i Şatt kenârında vâki‘ olmuş ma‘mûr
rabtadır. Ve
livâ-i kal‘a-i Arce ve mukâta‘a-i gümrük senevî beş yüz kise hâsıl olur ve Basr …
Evvelâ livâ-i Kurna ve livâ-i İskenderiyye'dir kim İskender-i Kübrâ binâ etmişdir ve livâ-i Ammâre, Şatt kenârında berr-i Acem'dedir. Ve livâ-i Abâdân, berr-i Basra'dadır. Ve livâ-i Zekiyye makâm-ı Hazret-i Üzeyr Nebî andadır ve Şatt kenârıdır ve Basra'dan aşağı livâ-i kal‘a-i Mühennâvî, Basra'ya gâyet karîbdir. Ve andan aşağı livâ-i Kabân, bender-i azîmdir ve Basra'nın Şatt aşrı mukâbelesinde livâ-i Böğürdelen, bir kal‘a-i metîndir. Acem hudûdunda olmak ile neferâtları ve cebehânesi mükemmeldir. Bu mahalde nehr-i Şatt'a mahlût olan nehr-i Kârûniyye, tâ diyâr-ı Acem'de şehr-i Hureyza dağlarından gelir âb-ı hayâtdır. Ve mukâta‘a-i livâ-i kasaba-i Cenûb ve mukâta‘a-i livâ-yı kasaba-i Şimâl 360b ve livâ-i kasaba-i Akkara ve mukâta‘a-i kasaba-i Mansûriyye, bu dahi Şatt kenârında ve mukâta‘a-i kasaba-i Ca‘feriyye, nehr-i Şatt kenârında vâki‘ olmuş ma‘mûr rabtadır. Ve livâ-i kal‘a-i Arce ve mukâta‘a-i gümrük senevî beş yüz kise hâsıl olur ve Basra'dan altı fersah aşağıda kasaba-i mukâta‘a-i Übülle ve mukâta‘a-i Cerce ve livâ-yı azîm cezîre-i Basra, eyâlet-misâl bir sancakdır. Cümle otuz altı pâre ma‘mûr kal‘alardır. Baş kal‘ası Tuzla'dır. Andan gayrileri mahalliyle tahrîr olunur. Ve kasaba-i Vehmâ ve dahi kasaba-i İmâm Muhammed Hanefî ve kasaba-i Mînâ ve kasaba-i Übülle ve livâ-i Katîf.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360a–360b ·
metinde göster ·
… Kadrî Paşa ve Dutsak Alî Paşa ve Çetrefilzâde Hüseyin Paşa olup cümlesi ilhâm-ı
Rabbânî ve
imdâd-ı mu‘cizât-ı Nebevî ile cümle celâlî ve cemâlî eşbehlerinin kelle-i bî-de …
Azîmet-i sefer-i hümâyûn-ı pâdişâh-ı cem-haşmet oldur kim, mukaddemâ Halebü'ş-şehbâ kal‘asında Celâlî Hasan Paşa'nın ve Tayyaroğlu ve Sarı Ken‘ân Paşa'nın ve niçe mîr-i mîrân ve ümerâ celâlîlerin katlleri be-dest-i Murtazâ Paşa ve Kadrî Paşa ve Dutsak Alî Paşa ve Çetrefilzâde Hüseyin Paşa olup cümlesi ilhâm-ı Rabbânî ve imdâd-ı mu‘cizât-ı Nebevî ile cümle celâlî ve cemâlî eşbehlerinin kelle-i bî-devletleri der-i devlet olan Bâb-ı Hümâyûn önünde galtân olup bakıyyetü's-seyf olanlara seyf-i Muhammedî urulmağa sefer-i hümâyûn olmak fermân olunup azîmet-i pâdişâh-ı İskender-zafer-i kişver-keşân, berây-ı celâlîyân pür-fitne-i sâhib-isyân üzre müteveccih olup ibtidâ tuğ-ı hümâyûn sahrâ-yı Üsküdar'da serâperde-i hümâyûnda meks edüp andan cemî‘i asâkir-i İslâm ile pâdişâh-ı cem-azamet mahrûsa-i Kostantiniyye'den mâh-ı (---) günü başdarda-i hümâyûnuna süvâr olup deryâ-misâl asker ile arz-ı mukaddeseye mülâsık olan hâk-i Üsküdar'da serâperdesinde karâr-dâde olduklarında ol hâk-i amber-pâka kadem basdıkda nihânîce birkaç musâhibleriyle Üsküdarî Mahmûd Efendi kuddise sırruhu hazretlerinin kabr-i şerîflerin ziyâret edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdiler kim hadîs-i şerîfde Resûl-i Kibriyâ buyurmuşlardır kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80a ·
metinde göster ·
İbn Kesîr kırâ’atin dahi min evvelihi ve âhirihi tekmîl edüp ilm-i tecvîde müte …
Niçe kerre hakîri hıfzen dinlemişlerdi. Hamd-i Hudâ hamele-i Kur’ân'ım, hâzâ min fazli rabbî ve İbn Kesîr kırâ’atin dahi min evvelihi ve âhirihi tekmîl edüp ilm-i tecvîde müte‘allık Kitâb-ı Şâtıbî ki (---) aded beytdir, anı ve Kitâb-ı Cezerî kim (---) aded beytdir, anı dahi Evliyâ Efendi ve cemî‘i şeyhü'ş-şüyûhlar huzûrunda yedi sâ‘atde hıfzen itmâm etdim. Andan seb‘a kırâ’atin sûre-i Yûsuf'a dek tekmîl edüp ba‘dehu velî-i ni‘am üstâdımız Evliyâ Mehemmed Efendi sene (---) târîhinde merhûm olup Hünkâr imâmı Şâmî Yûsuf Efendi'den kırâ’at-i seb‘ayı Yâsîn-i şerîfe dek tekmîl edüp anlar dahi sene (---) târîhinde merhûm olup İslâmbol'da Haydarpaşa mahallesi mescidi imâmı ba‘dehu Sultân Selîm Hân câmi‘i imâmı olan Şâmî Efendi'den ilm-i kırâ’at-i seb‘ayı tekmîl etdik. Hamd-i Hudâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 47b ·
metinde göster ·
… n kurtardık. Bir dahi benim askerimden ve evlâd-ı zevi'l-ihtirâmlarımdan nehr-i
Raba'yı ve
kal‘a-i Yanık'ı ubûr eden evlâdlarım Yanık'da yanalar ve Beç'de peç ve pûç ve i …
"Yok bu mahalle cân kurtaran derler. Biz Beç'den bu mahalle asâkir-i İslâmla gelüp cân kurtardık. Bir dahi benim askerimden ve evlâd-ı zevi'l-ihtirâmlarımdan nehr-i Raba'yı ve kal‘a-i Yanık'ı ubûr eden evlâdlarım Yanık'da yanalar ve Beç'de peç ve pûç ve işleri hiç ve pîç pîç olalar bencileyin bu Cânkurtaran'a gelüp cân kurtaralar" deyü Beç kal‘ası ve Yanık kal‘ası altına varanlara beddu‘â edüp ba‘dehu buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 71b ·
metinde göster ·
… roş-ı Cânkurtaran: Bu varoş hisâr dahi bir sarp yalın kat palanka ve şarampavlı
rabâtdır ve
cümle yüz elli kadar hâneli ve sarp handaklı ve bir hânlı ve yigirmi dükkânlı m …
Der-kayd-ı varoş-ı Cânkurtaran: Bu varoş hisâr dahi bir sarp yalın kat palanka ve şarampavlı rabâtdır ve cümle yüz elli kadar hâneli ve sarp handaklı ve bir hânlı ve yigirmi dükkânlı ma‘mûr ve sık ve ganîmet intihâ-i serhaddir. Bunun dahi âb [u] hevâsı latîfdir. Ve bâğ u bâğçeleri cümle bu kal‘a karşusunda cezîre-i Kovin'dedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72a ·
metinde göster ·
… Sührâb Mehemmed Paşa'nın cânı yerine gelüp Hersek sancağı kendüye Mısır oldu ve
Raba ve
Yenikal‘a'nın seferinden dahi halâs oldu.
Andan Sührâb Mehemmed Paşa eydir: "Ben bu dağlarda üç gün oturak ederim. Hemân cümle gâzîler cân birliğiyle çeteye ve potura gitsinler" deyü fermân edince el-azametullâh Mehemmed Paşa yanında ancak iki bin âdem kalup cümle guzât üç gün üç gece dağları elekden geçirüp ol kadar esîr ve zahîre ve hayvânât (ve) makûlesi getirdiler kim hadd [ü] hasrın Hudâ bilir, ammâ zî-kıymet sîm ü zeheb âvânî ve akmişe-i fâhire ve metâ‘-ı nâdirelerden hakkâ ki nâdir şeyler var idi, ammâ âsî kinezler ve belli başlı papaslar ele girüp Sührâb Mehemmed Paşa'nın cânı yerine gelüp Hersek sancağı kendüye Mısır oldu ve Raba ve Yenikal‘a'nın seferinden dahi halâs oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 158b ·
metinde göster ·
… imiş kim şark tarafında üç konak yerde nehr-i Tuna ve cânib-i cenûbunda nehr-i
Raba ve
buhayre-i Balatin kıble tarafında nümâyân imiş.
Ol asırda bu deyrin bir çanhâne kullesi var imiş kim şark tarafında üç konak yerde nehr-i Tuna ve cânib-i cenûbunda nehr-i Raba ve buhayre-i Balatin kıble tarafında nümâyân imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 14b ·
metinde göster ·
… retinden ve kendilerinin re’y-i ahsen tedbîrlerinden bildiler. Cenâb-ı Bârî ise
Rabbü'l-âlemîndir ve
ismi Müntakım'dır. Yigirmi günden sonra bize dahi bu nehr-i Raba'da tâbaka'n-na …
Bu Yenikal‘a'nın feth u nusretin Cenâb-ı Bârî'den bilmeyüp askerin kesretinden ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inin vefretinden ve kendilerinin re’y-i ahsen tedbîrlerinden bildiler. Cenâb-ı Bârî ise Rabbü'l-âlemîndir ve ismi Müntakım'dır. Yigirmi günden sonra bize dahi bu nehr-i Raba'da tâbaka'n-na‘l bi'n-na‘l Yenikal‘a'da kâfirin cisri nice kırıldı ise bizim dahi nehr-i Raba'da eyle cisrimiz kırılup eyle gark olup kâfir dahi bize götün açup "Hey hey Türk" deyü feryâd ederlerdi, zîrâ "Men dakka dukka" demişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 22a ·
metinde göster ·
… u dağ-ı bî-amânda pişmiş koyun kebâbı verdin. Atlarımıza yulaf verdin. Hakkâ ki
Rabbü'l-âlemîn ve
Râzık-ı bî-ta‘b Hudâ-yı Kerîm'sin kim âyet-i şerîfinde,
Ba‘de't-ta‘âm gulâmlar iki karabina kâfir tüfengleri ve üç dâne çarhlı kol tüfengleri ve bir kılıç ve bir külüng buldular. Andan seyishâneleri yükledüp gitmek sadedinde iken iki gulâmlarım bir çalı dibinde iki cak yükü yulaf bulup getirdiler, ammâ her birin birer âdem kaldıramaz. İlâhî bin bin sana hamd ü senâ, bizlere şu dağ-ı bî-amânda pişmiş koyun kebâbı verdin. Atlarımıza yulaf verdin. Hakkâ ki Rabbü'l-âlemîn ve Râzık-ı bî-ta‘b Hudâ-yı Kerîm'sin kim âyet-i şerîfinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
… nık varoşunun handakları içinde cereyân ederek tabya handakları içind[e] nehr-i
Raba ve
nehr-i Rabçe bir olup Tuna'ya mahlût {olur}, ammâ kal‘a handakların ve varoş ha …
Evsâf-ı eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Yanık: Eyle bir Sedd-i Ye’cûc u Me’cûc'dur kim bizim Budin ve Üstürgon toprağındadır, Tuna'nın karşu tarafında değildir, beri bizim hâkda Ustolni-Belgradı kurbundadır. Şimâl tarafında nehr-i Tuna garbdan gelüp şarka doğru cereyân eder ve kıble tarafında nehr-i Kanlı Raba cereyân eder kim bizim asker-i İslâm münhezim olduğu sudur kim kal‘a-i Yanığ'ın handakından ırakda olan tabyaların handakları içinde mezkûr nehr-i Raba Tuna'ya karışır. Ve mağrib cânibinde nehr-i Rabçe Senmartin kal‘ası dağlarından gelüp Yanık varoşunun handakları içinde cereyân ederek tabya handakları içind[e] nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe bir olup Tuna'ya mahlût {olur}, ammâ kal‘a handakların ve varoş handakların deverân edüp iki nehr-i azîm maşrıka nâzır kal‘anın dîvârı dibinde Tuna'ya karışırlar. Gerçi bu Yanık kal‘ası adada değildir, ammâ bu mezkûr üç aded nehr-i azîmin mâbeynlerinde cezîre-misâl yerde kalmışdır, ammâ bu kal‘a muhâsara olunsa nehr-i Tuna'dan gayri nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe'yi gayri yerlere akıtmak ve kal‘a kuruda kalmak mümkindir. Ve Raba ile Rabçe'nin mâbeyni bir ok menzili yerdir ve bu iki nehir kal‘a altına amelî akmışdır. Mukaddemâ akan yerleri zâhir ü bâhirdir. Hakîr im‘ân-ı nazar ile pek takayyüd etdim. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
… sâl yerde kalmışdır, ammâ bu kal‘a muhâsara olunsa nehr-i Tuna'dan gayri nehr-i
Raba ve
nehr-i Rabçe'yi gayri yerlere akıtmak ve kal‘a kuruda kalmak mümkindir. Ve Raba …
Evsâf-ı eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Yanık: Eyle bir Sedd-i Ye’cûc u Me’cûc'dur kim bizim Budin ve Üstürgon toprağındadır, Tuna'nın karşu tarafında değildir, beri bizim hâkda Ustolni-Belgradı kurbundadır. Şimâl tarafında nehr-i Tuna garbdan gelüp şarka doğru cereyân eder ve kıble tarafında nehr-i Kanlı Raba cereyân eder kim bizim asker-i İslâm münhezim olduğu sudur kim kal‘a-i Yanığ'ın handakından ırakda olan tabyaların handakları içinde mezkûr nehr-i Raba Tuna'ya karışır. Ve mağrib cânibinde nehr-i Rabçe Senmartin kal‘ası dağlarından gelüp Yanık varoşunun handakları içinde cereyân ederek tabya handakları içind[e] nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe bir olup Tuna'ya mahlût {olur}, ammâ kal‘a handakların ve varoş handakların deverân edüp iki nehr-i azîm maşrıka nâzır kal‘anın dîvârı dibinde Tuna'ya karışırlar. Gerçi bu Yanık kal‘ası adada değildir, ammâ bu mezkûr üç aded nehr-i azîmin mâbeynlerinde cezîre-misâl yerde kalmışdır, ammâ bu kal‘a muhâsara olunsa nehr-i Tuna'dan gayri nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe'yi gayri yerlere akıtmak ve kal‘a kuruda kalmak mümkindir. Ve Raba ile Rabçe'nin mâbeyni bir ok menzili yerdir ve bu iki nehir kal‘a altına amelî akmışdır. Mukaddemâ akan yerleri zâhir ü bâhirdir. Hakîr im‘ân-ı nazar ile pek takayyüd etdim. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
… bâğ-ı İremden nişân verir vâsi‘ dâr-ı menhûslardır kim cümle revzenleri nehr-i
Raba'ya ve
nehr-i Rabçe'ye bakar hânelerdir ve ortası vâsi‘ şâhrâhın yemîn [ü] yesârı sâfî …
Sitâyiş-i varoş-ı Yanık: Bir azîm Macar küffârı varoşudur. Yanık kal‘asına üç Macar keferesinden ziyâde giremez. Cümle Macar-ı füccâr bu varoşda olur. Uzunluğu iki bin adım gelir varoş-ı tavîldir. Ve cümle iki bin aded tahtânî ve fevkânî serâpâ haşeb binâ ve şindire tahta örtülü bâğ-ı İremden nişân verir vâsi‘ dâr-ı menhûslardır kim cümle revzenleri nehr-i Raba'ya ve nehr-i Rabçe'ye bakar hânelerdir ve ortası vâsi‘ şâhrâhın yemîn [ü] yesârı sâfî müzeyyen dükkânlardır kim cümlesinde avretler oturup metâ‘ların fürûht ederler. Ve birkaç müfîd [ü] muhtasar kenîseleri var. Bunun dahi etrâfında handakında Raba ve Rabçe cereyân edüp dahi hâricinde bâğları ve bâğçeleri bî-hisâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
… r. Ve birkaç müfîd [ü] muhtasar kenîseleri var. Bunun dahi etrâfında handakında
Raba ve
Rabçe cereyân edüp dahi hâricinde bâğları ve bâğçeleri bî-hisâbdır.
Sitâyiş-i varoş-ı Yanık: Bir azîm Macar küffârı varoşudur. Yanık kal‘asına üç Macar keferesinden ziyâde giremez. Cümle Macar-ı füccâr bu varoşda olur. Uzunluğu iki bin adım gelir varoş-ı tavîldir. Ve cümle iki bin aded tahtânî ve fevkânî serâpâ haşeb binâ ve şindire tahta örtülü bâğ-ı İremden nişân verir vâsi‘ dâr-ı menhûslardır kim cümle revzenleri nehr-i Raba'ya ve nehr-i Rabçe'ye bakar hânelerdir ve ortası vâsi‘ şâhrâhın yemîn [ü] yesârı sâfî müzeyyen dükkânlardır kim cümlesinde avretler oturup metâ‘ların fürûht ederler. Ve birkaç müfîd [ü] muhtasar kenîseleri var. Bunun dahi etrâfında handakında Raba ve Rabçe cereyân edüp dahi hâricinde bâğları ve bâğçeleri bî-hisâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
… irisinden girilir ve birisinden çıkılır, gayri yol yokdur, zîrâ bu kal‘a nehr-i
Raba ve
nehr-i Rabçe içre ada gibidir.
Ve cümle üç aded üçer kat cedîd ve metîn ve kavî kapuları var. Evvelâ cenûb tarafına Senmartin kapusu. Ve Ustolni ve Üstürgon kapusu derler, biri biri içre eğri büğrü üç kat sarp kapulardır. Andan girirken handak üzre cisrini adımladım kâmil iki yüz germe adımdır. Andan içeri şehr içre bin adım gidüp cânib-i garba nâzır Varoş kapusudur kim bu dahi eğri büğrü kemerler altından ubûr olunur kapulardır. Üzerleri dağlar gibi toprak yığılı tabyalardır. Bu mezkûr iki kapu kal‘anın bir köşesine vâki‘ olup birisinden girilir ve birisinden çıkılır, gayri yol yokdur, zîrâ bu kal‘a nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe içre ada gibidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 48a ·
metinde göster ·
… â‘atçi ve tüfengci ve çıkrıkçı ve sokaklarının pâkliğine ve hâkimlerinin zabt u
rabtlarına ve
bey‘ [u] şirâlarında mîzân u terâzûda hılâf etmeyüp kizb söylemediklerine ve ad …
Ve bu şehrin cümle şey’i memdûh [u] meşhûrdur, ammâ hezâr ahsend pesend cümle hukemâ ve cerrâh u fassâd u kehhâl u nakkâş ve sâ‘atçi ve tüfengci ve çıkrıkçı ve sokaklarının pâkliğine ve hâkimlerinin zabt u rabtlarına ve bey‘ [u] şirâlarında mîzân u terâzûda hılâf etmeyüp kizb söylemediklerine ve adl-ı adâletlerine ve re‘âyâ vü berâyâlarının âsûde-hâl üzre olup zulm etmediklerine ve âb [u] hevâsının letâfetine ve mahbûb u mahbûbesinin nezâfet ü zerâfetine ve tarz-ı âhar râyihası ve elvânı gayri gûne şükûfelerine ve cümle halkının herkes ile hüsn-i ülfet edüp garîb-dost olup dil-nüvâzlıklarına ve vilâyetleri cümle her şeyden emn ü emân olduğuna sad bârekallâh aşk olsun kim İslâm diyârında böyle emn ü emân ve adl-i adâlet yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 64a ·
metinde göster ·
… nde harâb u yebâb idi, ammâ şimdi ol kadar ma‘mûr u âbâdân olmuş kim kal‘ası ve
rabâtları ve
mahallât [ü] cevâmi‘leri ve bâğ u bâğçeleriyle gûyâ bâğ-ı İrem Ürd-i behişt olm …
Andan bizim elçimiz Kara Mehemmed Paşa ile Nemse çâsârına hakîr bile gidüp Alman diyârın niçe zamân 85b seyr-i temâşâlar edüp ba‘dehu Nemse çâsârının papinta hattıyla iki buçuk sene yedi krallık yeri bâlâda tahrîr olunduğu vech-i meşrûh üzr[e] yedi krallık yeri geşt [ü] güzâr edüp üçüncü yılda Budin vezîri Gürcî Mehemmed Paşa'ya gelüp müşerref olduğumuzda {hakîre} Eğre ve Tımışvar ve Varat eyâletlerinin kal‘a yoklamaların ihsân edüp bâlâda tahrîr olunduğu üzre mezkûr eyâletlerin cemî‘i kal‘alarını seyr-i temâşâ ederek kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp Beç ve Prak ve Bahr-i Muhît ve Donkarkız ve Danimarka ve İsfaç ve Çeh ve Tot vilâyetlerinden üçüncü yılda hamd-i Hudâ yine sıhhat [ü] selâmetle mukaddemâ sene (---) târîhinde fethinde bulunduğumuz kal‘a-i Varat'a gelüp vâsıl oldukda Varat vâlîsi Arnavud Hısım Mehemmed Paşa sarâyında meks edüp şeb [ü] rûz şeref-i sohbetleriyle müşerref olup kal‘a-i Varat'ı ve varoşu ve bâğ-ı İremlerin seyr-i temâşâ ederdim, ammâ feth etdiğimizde asâkir-i İslâm elinde harâb u yebâb idi, ammâ şimdi ol kadar ma‘mûr u âbâdân olmuş kim kal‘ası ve rabâtları ve mahallât [ü] cevâmi‘leri ve bâğ u bâğçeleriyle gûyâ bâğ-ı İrem Ürd-i behişt olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 85a–85b ·
metinde göster ·
… ma‘mûr tahta örtülü evleri ve deyrleri vardır. Ammâ taşra varoşu handaklı metîn
rabâtlıdır. Ve
etrâfında nâhiyesi dahi ziyâde ma‘mûr olup Varat kal‘ası aklâmı tahrîr olunmuşd …
Lisân-ı Erdel'de (---)(---) demekdir. Bânîsi ma‘lûmum değildir, ammâ kadîm-i evvelden berü Erdel kralı hükmünde idi. Şimdi Varat eyâletinde kal‘ası ve nâhiyesinin cümle harâcı Varat kulu aklâmıdır. Lâkin varoşunu Varat fethinden evvel Seydî Ahmed Paşa ile ihrâk etmişdik ve kal‘asından amân ile yetmiş kîse mâl alup guzâta bahş-ı kalenderî etmişdik. Hâlâ ol zamândan berü varoşu ma‘mûr u âbâdân olmuş. Kal‘ası bir gölün sâhilinde şekl-i murabba‘ Şeddâdî binâ bir sûr-ı ra‘nâdır. Hâlâ kal‘a içinde ma‘mûr tahta örtülü evleri ve deyrleri vardır. Ammâ taşra varoşu handaklı metîn rabâtlıdır. Ve etrâfında nâhiyesi dahi ziyâde ma‘mûr olup Varat kal‘ası aklâmı tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 90a ·
metinde göster ·
… yassı başlı gezerler. Esmâları Hundî ve Dundî ve Cenâne ve Tâbende ve iftede ve
Rabişe ve
Cânfidâ ve Süglün ve Selviboy ve Selvinâz misilli câriye nâmları var.
Der-benâm-ı cevâriyân-ı erbâb-ı ısyân: Ekseriyyâ câriyeleri cümle beyâz abâ ferrâce geyüp yassı başlı gezerler. Esmâları Hundî ve Dundî ve Cenâne ve Tâbende ve iftede ve Rabişe ve Cânfidâ ve Süglün ve Selviboy ve Selvinâz misilli câriye nâmları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 383a ·
metinde göster ·
… i bu şehirde mihmân olup ol gece istihâre du‘âsın kırâ’at edüp yatdım. Hikmet-i
Rabbanî ve
du‘â-i Sübhânî berekâtıyla vâkı‘amda mukaddemâ Kula şehrinde hânesinde mihmân o …
Bu şehri dahi seyr [ü] temâşâ edüp ale's-sabâh kalkmak üzre iken hikmet-i Hudâ iki kölemiz firâr edüp yer yarılup yere girdi. Şehrin hâkimi cânib-i erba‘aya âdemler perîşân edüp dellâllar nidâ edüp bir eserleri zuhûr etmeyüp âhir bir gece dahi bu şehirde mihmân olup ol gece istihâre du‘âsın kırâ’at edüp yatdım. Hikmet-i Rabbanî ve du‘â-i Sübhânî berekâtıyla vâkı‘amda mukaddemâ Kula şehrinde hânesinde mihmân olduğumuz Şeyhî Çelebi'yi gördüm. Hikmet-i İlâh kaçan kim Kula şehrinde kendülerden müfârakat edüp elvedâ mahallinde buyurdular kim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y25a ·
metinde göster ·
… ya ve Kandiye gibi sedd-i Ye’cûc kal‘alarının fethinde bulunduk. Hâzâ min fazli
Rabbî. Ve
ale't-tafsîl cümle evsâfı bâlâda tahrîr olunmuşdur. Ve bu Girid cezîresinin gar …
Cezîre-i Girid: Bu dahi yedi yüz yetmiş mîl ihâta eder bir cezîre-i zer-hâsıl bâğ-ı İremdir ve niçe latîf limanları vardır kim sekiz rûzgârdan masûn [u] mahfûzdur. Cümleden biri Suda limanının rûy-i deryâda misli yokdur. Beş bin pâre keştî lenger-endâht etse teng ü târ olmaz. Ve bu cezîrenin cânib-i erba‘asında yigirmi beş kal‘a vardır. Ba‘de'l-feth cümlesin seyr ü temâşâ edüp hamd-i Hudâ Hanya ve Kandiye gibi sedd-i Ye’cûc kal‘alarının fethinde bulunduk. Hâzâ min fazli Rabbî. Ve ale't-tafsîl cümle evsâfı bâlâda tahrîr olunmuşdur. Ve bu Girid cezîresinin garbî tarafında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y124b ·
metinde göster ·
… e kal‘ası ayyûka ser çekmiş bir kırmızı levn cibâl-i müntehâ ortasında kudret-i
Rabbânî ve
hikmet-i Yezdânî bir sun‘-ı Hudâ vâcibü's-seyr kal‘a-i ibret-nümâdır. Ve otuz i …
Ve kal‘ası ayyûka ser çekmiş bir kırmızı levn cibâl-i müntehâ ortasında kudret-i Rabbânî ve hikmet-i Yezdânî bir sun‘-ı Hudâ vâcibü's-seyr kal‘a-i ibret-nümâdır. Ve otuz iki yılda on sekiz pâdişâhlık yerde berrde ve bahirde mislin görmedim bir kal‘a-i Yed-i Kudret'dir. Aslâ der-i dîvârdan ve burc [u] bârûdan alâmet yokdur. Ve şekl-i muhammes ve murabba‘ demekden müberrâ bir turfe hisârdır. Ve dâ’iren-mâdâr handak ve kulleler kaydından berî bir kûh-ı Demâvend kal‘a-i bî-mânenddir. Ancak şarka nâzır bir küçük kapusu var, ana dahi yüz kırk kademe ağaç nerdübân ile çıkılır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y142b ·
metinde göster ·
… yüzüm sürüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdim. Hamd-i Hudâ hâzâ min fazlı
Rabbî ve
Hudâ hakkıyçün şehr-i Haleb'e on bir kerre uğramak müyesser olmuşdur. Ve niçe b …
Ve bunlardan mâ‘adâ ziyâret etdiklerimiz bâlâda mahallinde terkîm olunmuşdur. Ammâ meşhûr-ı âfâk olan ziyâretgâhlar bu sultânlardır. Bunların herbirin ziyâret etdükde rûh-ı şerîfleriyçün birer Yâsîn yâhûd bir Fâtiha-i şerîf tilâvet edüp hâklerine yüzüm sürüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdim. Hamd-i Hudâ hâzâ min fazlı Rabbî ve Hudâ hakkıyçün şehr-i Haleb'e on bir kerre uğramak müyesser olmuşdur. Ve niçe bin âsitâneye yüzüm sürüp birer Fâtiha-i şerîfile âşinâlık kesb etmişimdir. Ammâ tahrîri tatvîl-i kelâm olup seyâhatden ârâm bulamam kim sâ’ir müverrih gibi âb ü tâb verüp tavsîf edem. Ancak alâ kadri'l-imkân bu mertebe iktidârımız oldu. Afvile mestûr buyurula.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y174b ·
metinde göster ·
(---) 35 ve sahîfede, cümle binâ-yı kadîm vekâleleri ya‘nî hân-ı azîmleri ve
rabları ve
mûristânları ya‘nî timarhâneleri ve amel-i tiryâk-ı fârûk-ı a‘zamı bildirir.
(---) 35 ve sahîfede, cümle binâ-yı kadîm vekâleleri ya‘nî hân-ı azîmleri ve rabları ve mûristânları ya‘nî timarhâneleri ve amel-i tiryâk-ı fârûk-ı a‘zamı bildirir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y454b ·
metinde göster ·
… siyân olduklarına binâ’en ta‘zîm edüp şeyhü'ş-şüyûh mertebesinde idiler. Zabt u
rabt ve
bast u akd [u] hâl tegallüben Çerâkese elinde idi. Ve almak-vermek ve yasmak-as …
Cümle on yedi neferdir. Müddet-i saltanatları kâmil 332 sene oldu. Ammâ Mısır'da bunların hilâfeti âl-i Abbâsiyân olduklarına binâ’en ta‘zîm edüp şeyhü'ş-şüyûh mertebesinde idiler. Zabt u rabt ve bast u akd [u] hâl tegallüben Çerâkese elinde idi. Ve almak-vermek ve yasmak-asmak cümle Çerâkese destinde idi. Bunlar hemân sâhib-i kelâm olup anlara bî‘at verirdi, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y19a ·
metinde göster ·
Hattâ hakîr sene (---) târîhinde Kethudâ İbrâhîm Paşa asrında Mısır'da bulunup Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in Kamaniçse kal‘ası fethinin şâdumânîsin gördüm, engüşt ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldım. Halkının geceleri Kadir ve rûzları rûz-ı ıyd-ı ekber idi. El-azametullâh, askerî tâ’ifesinin evvel ü âhir zabt u rabtları müşkil iken destûr-ı pâdişâhî olmağile mây bâlî deyüp bu günlerde olan fezâhat kubbe-i nîlgûn altında olmayup yine Mısır'da olur. Y 213b Zîrâ gulgule-i Mısır ve debdebe-i Mısır [ve] velvele-i Mısır ve tantane-i Mısır ve cığcığa-i Mısır ve Ümmü Dünyâ-yı Mısır'dır. Gerçi İslâmbol büyük şehirdir, ammâ halkı zabt [u] rabt ve râbıta üzredir. Ammâ Mısır'ın askerî tâ’ifesi şekâvet üzre olduklarından cümle pîr ü civânının bay u gedâsının pâybendleri alınup şerrânî atlar gibi bir depişme ve bir hây ve bir hûdur kim bir kimse bu günlerde evlâd u hizmetkârına ve memlûk ü ehl [ü] ıyâline tahakküm edemez. Herkes taraf taraf ayş [u] işretde ve sohbet-i hâsdadırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y213a–Y213b ·
metinde göster ·
… a mahsûs idi, bu Müstekfî dahi cümle tevâbi‘iyle anda sâkin olurdu. Ammâ zabt u
rabt ve
akd u hal cümle Sultân Tâhir Baybars'ın idi, ancak sikke ve hutbe Müstekfî nâmı …
Ulu Câmi‘ sâhibi es-Sultân el-Müstekfî Billâh Süleymân bin el-Hâkim Bi-emrillâh: Mısır'da kânûn-ı âl-i Abbâsiyân üzre mesned-i hilâfetde olup Kal‘atü'l-Kepş sarâyı âl-i Abbâsiyâna mahsûs idi, bu Müstekfî dahi cümle tevâbi‘iyle anda sâkin olurdu. Ammâ zabt u rabt ve akd u hal cümle Sultân Tâhir Baybars'ın idi, ancak sikke ve hutbe Müstekfî nâmına okunurdu. Hikmet-i Hudâ Müstekfî tevâbi‘ şerrine uğrayup Tâhir Baybars ile Müstekfî'nin mâbeynlerine nifâk düşüp Baybars Müstekfî'yi ehl [ü] iyâli ve münâfık tevâbi‘âtiyle bu Kûs şehrine sürdü. Müstekfî dahi dâğ-ı derûnundan cemî‘-i üstâd-ı kâmil Mağribî ve Hindîlerin dahme-küşâ ve künûz-küşâların cem‘ edüp şeddâd ibn Âd zamânından berü defâyin [ü] hazâyinleri ve gûnâ-gûn mutalsamâtları bulup o genc ile Kûs şehrin eyle amâr etdi kim ta‘bîr olunmaz. Hikmet-i Hudâ min-indillâh Arapça emr-i şerîfi gelüp sene 704 vâsıl-ı Cinân olup bunda bir kubbe-i müfîd-i muhtasarda medfûndur. Müddet-i hilâfeti 39 sene ve müddet-i ömr-i azîzleri 50 sene. Atebe-i ulyâsında târîhi böyle mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y382b ·
metinde göster ·