… me me’mûr olup gelen serdârlarının her biri askerine 66a mağlûb olup zabt [u]
rabta
kâdir değiller idi. Uğradıkları yerleri Karayazıcı ve Kalenderoğlu ve Sa‘îd Ara …
Cevâb-ı Abaza Paşa: "Pâdişâhım, üstüme me’mûr olup gelen serdârlarının her biri askerine 66a mağlûb olup zabt [u] rabta kâdir değiller idi. Uğradıkları yerleri Karayazıcı ve Kalenderoğlu ve Sa‘îd Arab gibi eli vilâyeti harâb [ü] yebâb ve halkı kebâb ederek gelüp beni muhâsara edüp her gün serdâr üzre bir gulû edüp serdârın başına otağın yıkup gûnâ-gûn fesâd işleyüp anlar celâlî ve harâmî, ben anların yanında aslahu'z-zaleme ve halâlî idim. Cânım korkusundan ceng edüp verilmedim. ‘Amân ile çıksam bir alay amân bilmez başsız bugsuz çemapur askeri-misâl bunlara râm olmak kuvvet-i hatâdan ve tehlikedir’ deyü var kuvveti bâzû-yı tüvânâya getirüp ceng ederdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65b–66a ·
metinde göster ·
… u bâğçelerinin bahârı ve gûnâ-gûn limonu ve lüffân nârı bir bâğda yokdur. Ve bu
rabta
Galata mevleviyyeti hükmünde niyâbetdir ve başka subaşısı ve yeniçeri çorbacısı …
Evvelâ bu belîde Hâsköy nâmıyla ma‘rûfdur ammâ bir şehr-i müzeyyen-misâldir. Zîrâ üç bin ma‘dûd kat-ender-kat ravza-i hadîkalı hâne-i zîbâlardır. Ba‘zı bâğlarında limon ve turunc ve kübbât hâsıl olur. Ammâ âb [u] hevâsı latîf bir câ-yı sürûr zemînde vâkı‘ olmuş deryâya nâzır kat-ender-kat evlerdir. Husûsan Yahûdî Küpeli oğulları ve Mürdehây ve Nisîm ve Kemâl Yahûdî nâmân cuhûdların hânelerinin amârı ve bâğ u bâğçelerinin bahârı ve gûnâ-gûn limonu ve lüffân nârı bir bâğda yokdur. Ve bu rabta Galata mevleviyyeti hükmünde niyâbetdir ve başka subaşısı ve yeniçeri çorbacısı kolluğu var hâkimlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124a ·
metinde göster ·
… lı ve esvâk-ı muhtasarlı ma‘mûr kasabadır}. Andan nehr-i Sakarya Karadeniz'e bu
rabta
kenarında mahlût olur. Nehr-i Sakarya Kütahiyye dağlarında (---) dağından tulû‘ …
Cezîre-i Kerpe: Dâiren-mâdâr (---) mîl ihâta eder bir cezîrecikdir. Ammâ şehir [ve] hâneleri bu kadar. Kocaili sancağı hâkine bir mil karîb cezîredir. Yine Kocaili içinde kasaba-i Kandırı'ya 4 sâ‘at karîb cezîredir. Kandırı, dağlarda bâğlı ve bâğçeli ve câmi‘ ve hân ve hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı ma‘mûr kasabadır}. Andan nehr-i Sakarya Karadeniz'e bu rabta kenarında mahlût olur. Nehr-i Sakarya Kütahiyye dağlarında (---) dağından tulû‘ edüp İzmit kasabâtlarından Geyve'ye ve (---)(---)(---)(---) uğrayup bu Kerpe kasabası kurbunda Bahr-i siyâha munsab olur. Andan yine eyyâmsız kürek çekerek (---) mil gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 245a ·
metinde göster ·
… nde olan sahrâda binâ etdüğü sarâ-yı azîm esâsları oldur ve ol zamândan berü bu
rabta
(---)(---) sancağı hükmünde (---)(---)(---)(---)(---) dir ve yüz elli akçe …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) İdrivne kralının yaylağı tahtı olmak ile ol asırda şehr-i azîm imiş. Sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr Edirne'yi feth etdikde bu kal‘ayı dahi muhâsara edüp fethinde usret ve meşakkat çekdiğiyçün ba‘de'l-feth sûrunu siverin edüp harâb eder. Hâlâ eser-i binâları şehrin cânib-i şimâlindeki bayırlar üzre nümâyândır. Ol mahalde bir kenîse-i ibret-nümâ temeli zâhirdir kim ve mine'l-iberdir. Ba‘dehû bu şehrin âb [u] hevâsından Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Hân hazz edüp sayd [u] şikâr tarîkiyle bu şehre gelüp kesb-i tarâvet ederdi. Hâlâ şehrin cânib-i kıblesinde olan sahrâda binâ etdüğü sarâ-yı azîm esâsları oldur ve ol zamândan berü bu rabta (---)(---) sancağı hükmünde (---)(---)(---)(---)(---) dir ve yüz elli akçe payesiyle şerîf kazâdır. Senevî kadıya (---) aded ma‘mûr nâhiye kurâlarından beş kise mâl hâsıl olur. Hâlâ imâristânı Çalıkkavak balkanına muttasıl olan kûh-ı bülendlerin dâmeninde bir mürtefi‘ bayır üzre serâpâ bağlı ve bâğçeli ve âb-ı revânları cârî ve firâvân bir kasaba-i İslimye-i hûbândır. Cümle on bir mahalle ve on iki mihrâbdır. Ve iki bin beş yüz aded kiremitli ve şındıra tahta örtülü büyût-ı a‘yân-ı kibâr ve gayri hâne-i müte‘addidelerdir. Cümle hânelerinin revzenleri ve tâka-i dervezeleri şehrin cânib-i kıblesinde zeyn olan sahrâ-yı ma‘mûra nâzır kat-ender-kat evleri vardır. On iki aded mihrâbın ma‘mûru çârsû içinde bir minâreli (---) câmi‘-i rûşendir. Ve cemâ‘ati 131a çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130b–131a ·
metinde göster ·
… tûn hânı, kiremitli bir hân-ı sağîredir ammâ gâyet kavî binâ-yı metîndir. Ve bu
rabta
cümle sekiz yüz bâğ u bâğçeli ve serâpâ kiremit örtülü ve sekiz mihrâblı kasaba …
Ve bu hân-ı azîmin civârında Hafsa Hâtûn hânı, kiremitli bir hân-ı sağîredir ammâ gâyet kavî binâ-yı metîndir. Ve bu rabta cümle sekiz yüz bâğ u bâğçeli ve serâpâ kiremit örtülü ve sekiz mihrâblı kasaba-i ra‘nâdır. Ve dörd aded kiremit örtülü küçük hânları var. Ve Hafsa Hâtûn hânı kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 169b ·
metinde göster ·
… âs edinirlerdi. Âhir Mehemmed Hân-ı Gâzî'ye bu büleyde ahâlîsi tazallum edüp bu
rabta
hâricinde eflâke ser çekmiş bir kulle-i bâlâ inşâ edüp içine müstahfızân kodu k …
Der-sitâyiş-i kasaba-i Fener: (---) hâkinde Silivri nevâhîsinde kâhîce Eyyûb Mevleviyyetinde olur bir rabta-i ma‘mûrdur. Fener nâmıyla müsemmâ olmasının aslı oldur kim Ebü'l-feth Gâzî asrında henüz feth olmuş diyâr-ı nevşâr olmağıla dağlarında olan küffâr bu büleydeyi nehb ü gâret edip yine 171a kûh-ı hıyâbânları cây-ı menâs edinirlerdi. Âhir Mehemmed Hân-ı Gâzî'ye bu büleyde ahâlîsi tazallum edüp bu rabta hâricinde eflâke ser çekmiş bir kulle-i bâlâ inşâ edüp içine müstahfızân kodu kim haydud küffârı bu büleydeyi nehb ü gârete geldikde bu kulleden toplar ve tüfengler atılıp kullenin tâ zîrve-i a‘lâsında fânûslar ve âteşler ile çerâğân ederlerdi. Bu çerâğistânı sâ’ir kurâlardan görenler ve leb-i deryâda Silivri kal‘ası askeri görüp atlarına süvâr olup bu Fener kasabası imdâdına yetişüp küffârdan halâs ederlerdi. Anınçün bu rabtaya kasaba-i Fânûs-ı Vize derler. Hâlâ ol kulle-i bâlâ esâsı {yel değirmânları kulleleri kurbunda} ma‘lûmdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 170b–171a ·
metinde göster ·
… ra Rûmiyye'ye geliniz." dedim. Hazz etdiler ve bize hayli hedâyâ verdiler ve bu
rabta
içre cereyân eden bu nehr-i Davdan'ı su’âl etdim. "Harîr dağlarından ve Ardalân …
Ammâ Kızılbaş azîm asker ile üzerlerine gelüp ceng ederek kırk bin koyunların yaylalarından sürdü ve biz anların koyunların tahsîl içün mübâşir olduğumuz ma‘lûmları olup bizimle Rûmiyye hânına bile gitmeğe murâd edindiler. Hakîr eyitdim: "Biz yine sizin koyunlarınız içün, niçe Acem sultânlarına Van vezîrinden mektûblarımız vardır, dahi çok dolaşırız. Siz sonra Rûmiyye'ye geliniz." dedim. Hazz etdiler ve bize hayli hedâyâ verdiler ve bu rabta içre cereyân eden bu nehr-i Davdan'ı su’âl etdim. "Harîr dağlarından ve Ardalân bellerinden ve Hakkarî kûhlarından cem‘ olup şehrimiz içre ubûr edüp maşrık tarafında Çevlân sultân hâkinden güzer edüp Rûmiyye deryâsına rîzân olur." dediler. Ammâ âb-ı hayâtdır, her bâr geçit verir nehr-i sağîredir. Andan şarka 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 289a ·
metinde göster ·
… itâne civârında defn ederler. Bu kasaba halkı cümle İmâm Mûsâ huddâmıdır. Ve bu
rabta
Kuşlar kal‘ası hâkinde Şatt'ın kıblesinde ve Mekke türâbında ve Şatt kenârında …
İmâm Hüseyin vâlidesi Hazret-i Fatımatü'z-Zehrâ binti Hazret-i Resûl-i Kibriyâ Muhammedü'l-Mustafâ'dır. Rıdvânullahi Ta‘âlâ aleyhim ecma‘în. Bu kasaba-i ma‘mûr içre Hazret-i İmâm Mûsâ Kâzım evc-i âsumâne ser çekmiş bir kubbe-i bâlâ içre medfûndur kim Hârûnu'r-Reşîd binâsıdır. Sandûkası ve dervezesi ve âsitâne-i âlîsi cümle sîm-i hâlis ile mebnîdir. Ve kubbe-i pür-envârının derûnunda ol kadar musanna‘ maslûbât-ı âvîzeler ve kanâdîl-i murassa‘ ve çerâğdân u şem‘dânlar var kim vasfında lisân kâsır ve midhatinde kalem kâsirdir. Evkâf-ı azîm olduğundan iki yüz aded huddâmları vardır. Ve cemî‘i diyâr-ı Acem'den nezerâtlar gelir. Ve beher sene niçe bin Acem merhûm olup tâ diyâr-ı Acem'den merhûmun na‘şın getirüp bu âsitâne civârında defn ederler. Bu kasaba halkı cümle İmâm Mûsâ huddâmıdır. Ve bu rabta Kuşlar kal‘ası hâkinde Şatt'ın kıblesinde ve Mekke türâbında ve Şatt kenârında iki bin bâğlı u bâğçeli ve hurmalı ma‘mûr kasabadır kim Şatt'ın karşu Bağdâd hâkinde İmâm-ı A‘zam ile İmâm Mûsâ birbirine mukâbildir. Mâbeynehümâlarından Şatt cereyân eder. Ve bu rabtada niçe bin kibâr-ı evliyâullâh medfûn olduğu Bağdâd ziyâretgâhında mastûrdur. Ve bu kasabada İmâm Mûsâ Kâzım câmi‘i ve hân u hammâmı ve mesâcid ü tekyeleri ve üç yüz mikdârı dükkânları vardır. Cemî‘i bây u gedâ-yı züvvâra ni‘meti mebzûl imâret-i ıt‘âmı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 345a ·
metinde göster ·
… ahâlî-i derbendân-ı derbederân tenâsül bularak bâğ u bâğçeler ederek bir ma‘mûr
rabta
olunca bu kerre bunlara Dubrovnik Kral bir kal‘a binâ eder. Gitdikçe bu şehir a …
Be-kavl-i tevârîh-i Rûm-ı Yunan, ya‘nî müverrih Latin Yanvan bu şehrin ibtidâsı bir derbend beklemek içün Dubrovnik Kral-ı dâllı beş on aded hâne-i külbe-i ahzânlar binâ edüp üç yüz nefer âdemler bu derbend-i mûhişde nigehbânlık ederler, ammâ bu zemînin âb [u] havâsı latîf olduğundan mürûr-ı eyyâm ile ahâlî-i derbendân-ı derbederân tenâsül bularak bâğ u bâğçeler ederek bir ma‘mûr rabta olunca bu kerre bunlara Dubrovnik Kral bir kal‘a binâ eder. Gitdikçe bu şehir amâr olup bender-i azîm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
… ma‘mûr evlerdir ve mezkûr nehr-i Cermat Niş ve şarköy dağlarında tulû‘ edüp bu
rabta
içre şehrin vasatından bir haşeb cisr-i kebîr altından ubûr edüp cânib-i kıbley …
şehrin zemîni nehr-i Cermat kenârının yemîn ü yesârında bir vâsi‘ öz içre sâfî gül [ü] gülistân ve müşebbek bostânlı iki bin aded tahtânî ve fevkânî serâpâ kiremitli ma‘mûr evlerdir ve mezkûr nehr-i Cermat Niş ve şarköy dağlarında tulû‘ edüp bu rabta içre şehrin vasatından bir haşeb cisr-i kebîr altından ubûr edüp cânib-i kıbleye cereyân ederek Demirhisâr mukâbelesinde Vetirne şehri cisrinden ve Demirhisâr'dan geçüp nehr-i azîm Vardar'a munsabb olur bir âb-ı hayâtdır kim bundan Dobniçse halkı nûş etmeğile cümle zindedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 174b ·
metinde göster ·
içre bir kiremit örtülü bir câmi‘ ve bir mescid ve bir hân ve on beş dükkân var …
Bu rabta içre bir kiremit örtülü bir câmi‘ ve bir mescid ve bir hân ve on beş dükkân var, gayri imâret yokdur. Ancak cümle on o kadar Müselmân hâneleridir, mâ‘adâ Bulgar ve Sırf kefereleri evleridir. A‘yândan Kâsım Ağa ve karındaşı Mehemmed Ağaların hâneleri âyende vü revendegâna mihmân-sarây olup ni‘metleri bay u gedâya ve pîr u cüvâna ve gebr ü tersâya mebzûldur. Bunlar da bu menzilde olmasalar bu dereden kuş uçmazdı. Andan Kâsım Ağa bu hakîre yigirmi yiğit tüfeng-endâz refîkler verüp ale's-sabâh cânib-i şarka dağlar ve ormanlar ve niçe bin sürü koyunlar geçüp 4 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 38b ·
metinde göster ·
… hâneleri cümle Sultân Ahmed Hân vezîri Ekmekçizâde Ahmed Paşa hayrâtıdır ve bu
rabta
Ereğli kasabası hâkinde vâkı‘dir}.
Kasaba-i Sekbânlı: Âbâdân câmi‘li ve hânlı ve hammâmlı ve beş aded {dükkânlı ve yüz aded kiremit örtülü hâneleri cümle Sultân Ahmed Hân vezîri Ekmekçizâde Ahmed Paşa hayrâtıdır ve bu rabta Ereğli kasabası hâkinde vâkı‘dir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 51b ·
metinde göster ·
vâlîsi Nigebolı sancağı hâkinde olmak ile paşa hâssı olup hâkimisi voyvadadır v …
Bu rabta vâlîsi Nigebolı sancağı hâkinde olmak ile paşa hâssı olup hâkimisi voyvadadır ve kadısı yüz elli akçe pâyesiyle zâbıt-ı şer‘dir. {Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârısı ve muhtesib ağası ve harâc ağası vardır}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 56b ·
metinde göster ·
… ender yerler olup bin iki bin âdem gücile ubûr ederlermiş. Hamd-i Hudâ şimdi bu
rabta
amâr olalı emn-i tarîk oldu.
Bu mezkûr hayrâtların cümlesi merhûm Gâzî Mûsâ Paşa hayrâtıdır. Hattâ bu âsâr-ı binâlar yok iken bu mahaller haydud harâmîsi havfinden derbendi calender yerler olup bin iki bin âdem gücile ubûr ederlermiş. Hamd-i Hudâ şimdi bu rabta amâr olalı emn-i tarîk oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168a ·
metinde göster ·
… a iki bin hâneli varoş-ı azîm imiş. Hâlâ birkaç kerre muhâsaralar görmek ile bu
rabta
harâb olmuşdur, zîrâ küffâr bu kal‘ayı bir iki kerre bu varoş tarafından almışd …
Der-vasf-ı Varoş-ı Beşli: Ustolni-Belgrad'ının Budin Kapusu'ndan taşra cânib-i şimâlde handak kenârında kefere a‘sârında iki bin hâneli varoş-ı azîm imiş. Hâlâ birkaç kerre muhâsaralar görmek ile bu rabta harâb olmuşdur, zîrâ küffâr bu kal‘ayı bir iki kerre bu varoş tarafından almışdır. Anıniçün Osmânlı harâb etmişdir. Hâlâ yüz kadar hâne ve bir mahalle câmi‘i ve bir mescidi (---)(---) Baba'nın tekyesi kalmışdır, ammâ etrâfında palanka hisârı kalmamışdır. Çârsû-yı bâzârdan ve gayri imâretden bir âsâr-ı binâ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 15b ·
metinde göster ·
… i kal‘a-i metîn olan Kanlı tabya lağımlarıyla ma‘dûmu'l-eser ve zemîni zabt [u]
rabta
girüp handaklarına duhûl müyesser olunca vâki‘ olan ceng [ü] cidâl ve tarafeynd …
Evvelâ hamd ol Hâlık-ı Bîçûn'a kim bu sene-i mübârekde Kandiye kal‘asının fethi müyesser olup der-i devlet-masîre bu yüzden fetihnâme-i küstâhâne tahrîr olundu kim hâliyâ cezîre-i Girid ahvâl-i hasret-me’âli istihbâr olunur ise zîr-i nîlgûn tâk-ı lem-yekün mislühâ fi'l-âfâk olan Kandiye kal‘asının ibtidâ muhâsarasından 326b kemend-i feth-i teshîre gelince vâki‘ olan cidâl ü harb [ü] kıtâl ve darb ma‘lûm-ı cümle-i âlem ve mefhûm-ı kâffe-i ümem olup lâkin ol kal‘a-i metîne Deryâ-yı Sefîd'in sedd-i sedîdi ve umûmen Frengistân'ın âhenîn kilîd-i mekîni olmağla vâki‘ olan gazâ-yı kebîreyn ve cihâd-ı azîmeyn nakl-i takdîr-i bedîde gelüp muvahhidîn tahsîl-i sürûr-ı lâ-yuhsâ ve cünûd-ı zafer-karîn tekmîl-i hubûr-ı gayr-i ihsâ etmek muhakkak olmağla bir ay ceng-âşûbdan mıkatta-ı husûmet ü adâvete değin sûret-pezîr olan harb ü darbdan mümkinü't-takrîr olan vech üzre ihtisâr-ı ahbâr olunup ve'l-hâsıl kal‘a-i mezbûre bin yetmiş yedi senesinde vâki‘ olan mâh-ı Zilhicce'nin gurresinde cevânib-i erba‘asında muhâsara ve ma‘rûf olan Yüksek tabyadan garb (garb) tarafında leb-i deryâda vâki‘ olan metânet ile iştihâr bulan Kızıl tabyaya varınca meterislere mübâşeret ve mevâzı‘ adî(?) sekiz yerden mütecâviz kal‘a-kûb ra‘d-âşûb balyemez toplar tabya dîvârlarına havâle olup yevmen fe-yevmen meterisler handaklara doğru sürülüp ejder-dem ve âteş-fem top-ı serâmedler ile leylen ve nehâr kal‘a dîvârı ve tabyaları döğülüp lâkin kal‘a-i üstüvârın cânib-i berrîsi husûsan meterisler önünde nakş-ı dîvâr-ı kal‘anın esâs-ı ibret-nümâsı ekseriyyâ kemerler üzre mebnî olunup âlât-ı harb ile müştemil sanâyi‘-i garîbeler ile memlû olduğundan mâ‘adâ handakı iki yüz zirâ‘-ı Mekkî'den mütecâviz âriz ve kemâl mertebe amîk olup ale'l-ittisâl parmaklık cengleri vefret üzre olup kal‘adan munfasıl ve handak-ı kebîrden hâric tabya-i azîmeler dahi birbirlerine mukârin olup her birisi birer kal‘a-i metîn ve kûh-ı Demâvend-vâr temkîn mânendi olup cehâresin ve ka‘r-ı zemînlerin feth [u] teshîre her dirsek tabyaları mâni‘ olup ale'l-husûs sa‘âdetlü sadr-ı âlî-mikdâr hazretlerinin kolunda vâki‘ metânet ve istihkâm ile meşhûr [u] müte‘ârif olan Kanlı tabyanın etrâf [u] cevânibi kat-ender-kat parmaklıklar ve şaranpavlar ve domuz damları ve zîr-i hâkde cengci tabyaları ve ka‘r-ı zemînde beşer altışar kat lağımları âteş-i harbile memlû ve mâ-fevki top ve kumbaralar ile meşhûn olup vech-i meşrûh üzre mevâni‘-i garîbelerin ta‘tîl ü teshîr ve zîr-i hâkde olan düşmen-i dînin lağımları ibtâl ve mânend-i kal‘a-i metîn olan Kanlı tabya lağımlarıyla ma‘dûmu'l-eser ve zemîni zabt [u] rabta girüp handaklarına duhûl müyesser olunca vâki‘ olan ceng [ü] cidâl ve tarafeynden atılan lağım ve kazan kumbaraların tahrîr [ü] tavsîfi kalem-i serî‘u'l-beyân kendü lâl ve kemâ yenbağî takrîri emr-i muhâl olup bu esnâda vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ erişmeğile alâ tarîkı'l-muhâfaza kalmak müşâvere olunup meterisler handak kenârlarında karâr-dâde olup cemî‘i meterislerde i‘tidâl-i hevâ olunca meks ü ârâm ve ikdâm [u] ihtimâm ile meterislerde kıyâm olunup cünûd-ı muvahhidîn hiddet-i sermâda ve şiddet-i bürûdetde bilâ-hâ’il nâzil olan berf ü bârân leyl [ü] nehâr meterisler içre revân-ı seyl-i bî-pâyân meşakkatlerin uğur-ı dîn-i mübînde mahz rahmet bilmek[l]e ale'd-devâm peykâr olup bu hâl-i pür-melâl üzre mürûr-ı sermâ ubûr edüp sürûr-ı i‘tidâl-i hevâ mukârin olmağile asâkir-i deryâ-mevc fevc fevc ikdâm-ı cenge kıyâm ve ahz-ı intikâm ve kal‘anın feth [ü] teshîrine bezl-i ikdâm olunup cânib-i bahrden leb-i deryâ ile iki koldan meterislere girilmesin savâb-dîd-i cumhûr-ı asâkir-i zafer-mezâhir olmağla Kızıl tabya mukâbelesinde kadîmî meterislerden leb-i deryâya varınca meterisler ve medd ü tertîb olunup ve şark cânibinde Aktabya kurbunda Göllük ta‘bîr olunduğu mahalde leb-i deryâ ile tershâneye doğru ve ma‘rûf olan Kumlu tabyaya varılmak üzre meterisler mübâşeret olunup lâkin Kızıl tabya câniblerinde vâki‘ olup sa‘âdetlü sadrıa‘zam hazretlerinin kolunda vâki‘ olan meterisler önünde leb-i deryâ ile Taşlık ve Göllük tarafında kumluk olmağile iki koldan gayri dahi leb-i deryâ ile meterisler mübâşereti emr-i muhâl iken mücâhidân-ı gâziyân-ı dîn-i mübîn ve mübârizân-ı zafer-karîn uğur-ı dîn-i mübînde gayret ü hamiyyeti devlet-i uzmâ ve meşakkat ü zahmeti sa‘âdet-i ukbâ müşâhedesiyle cümle huzûr-ı râhatı vücûdlarına harâm mesâbesinde edüp cümle guzât hâb u râhat-ı istirâhati terk ü bî-ârâm edüp iki koldan meterisler içün mesâfe-i ba‘îdelerden zahrlıklarıyla toprak nakliyle meterisler i‘mâl olunup mavâzi‘-i gayriden ra‘d-gerdân-ı su‘bân-demâr balyemez top-ı kal‘a-kûblar getirüp tabya siperlerine vaz‘ edüp kal‘anın rû-yı dîvârlarına ve cümle tabyalarına topları havâle edüp kal‘anın dîvâr-ı tabyaları günden güne vîrân ve ser-nigûn olup limana gemilerinin hurûc [u] duhûlüne toplar mâni‘ olup lâkin a‘dây-ı dîn-i dûzah-karîn dahi zikr olunan iki koldan asıl dîvârdan gayri handaklardan hâric ve leb-i deryâda vâki‘ olan zîr-i hâkde ceng tabyaların püskürme lağımlar ile memlû ve mükemmel edüp bâ-husûs Kızıl tabyayı sanâyi‘-i ebniye ile metânet üzre edüp sedd-i râh olacak hiyel-i harbi müştemil mevâni‘-i acîbeler ile müretteb etmeğile cânibeyn-i mezkûreynde bir mertebe sanâyi‘-i acîbe ve garîbeler ihdâs ve bir derece mevâni‘-i takrîbe 327a îcâd eylemişdir kim zu‘m-ı fâsid ve hayâl-i kâsidleri üzre humâre dîn ve kumâre nusret-i karîn olup guzât-ı dîn yanına varmak ve karîb yanaşmak değil ejder-dehân âteş-feşân topların kesretinden ve lağım ve kumbaraların vefretinden nerre-i dîv-i Süleymânî yanına varmak değil bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden mürûr etmek emr-i muhâl olup zi-dehşet-nişân lağımlar ve kumbaralar vefretinden ankâ-yı lâ-mekân evc-i a‘lâda tayerân-ı adem muhâl tasavvur ile kasd-ı guzât-ı islâmîden bî-bâk ve âheng-i kümât-ı Rahmâniyyeden bî-pervâ olup lâkin cünûd-ı müslimîn-i sâhib-kırân ve asâkir-i gîtî-sitân
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 326a–327a ·
metinde göster ·
… olur. Ammâ kara yüzlü kavme beyâz yüz gösterirse yüz iki yüz âdem ile zabt [u]
rabta
kâdir olur.
Hemân kuvvet-i kâhiresine göre murâd edinirse cihângîr olur. Eğer cür’et sâhibi olmazsa ancak gümrük emîni pâyesiyle zabt eder, yine ber-vech-i adâlet ba‘de'l-harcı ve'l-masraf bin kîse olur. Ammâ kara yüzlü kavme beyâz yüz gösterirse yüz iki yüz âdem ile zabt [u] rabta kâdir olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y437b ·
metinde göster ·