… te’lîf etdi. Andan rebâbı Abdullâh Fâryâbî te’lîf edüp Hazret asrında dâ’ire ve
rebâb
çalınup sonra âlet-i ayş u tarab olmağile hicret-i nebeviyyenin sene 4 Medîne-i …
İbtidâ te’lîf olan dâ’ire ve kamışdan kavaldır. Hekîm Fisagores te’lîf edüp Belkîs'ın zifâfı gecesi çalındı. Andan Mûsâ mûsikârı miskâli te’lîf etdi. Andan rebâbı Abdullâh Fâryâbî te’lîf edüp Hazret asrında dâ’ire ve rebâb çalınup sonra âlet-i ayş u tarab olmağile hicret-i nebeviyyenin sene 4 Medîne-i Münevvere'de imâm Hasan vücûda geldiği sâ‘at Cibrîl-i Emîn mübârek-bâd'a nâzil olup hamr hakkında bu âyet-i şerîfi kıbel-i Hak'dan getirdi. Âye[t](---)(---)(---)(---)(---). Andan şarâb harâm olup âlet-i tarabı olan sâz dahi men‘ oldu. Hakkında (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206b ·
metinde göster ·
Ammâ mülûk içün sûrnâ ve boru ve tabl ve deff [ü] kudüm ve nây ve
rebâb
çalmağa sehel ruhsat vermişlerdir kim sâz [u] söz sevdâyı mahv edüp def‘-i gam …
Ammâ mülûk içün sûrnâ ve boru ve tabl ve deff [ü] kudüm ve nây ve rebâb çalmağa sehel ruhsat vermişlerdir kim sâz [u] söz sevdâyı mahv edüp def‘-i gam eder. Teferrüc ve mahbûb-ı cemâl, hukemâ kavlince kalbin âyînesin jeng-i gamdan mücellâ edüp âdemi tâze cüvân eder. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206b ·
metinde göster ·
… 'yı burc-ı zührede bulmuşlardır. Anınçün cemî‘i halkı sâz u söz ve ney ü cenk ü
rebâb
ve semâ‘ ederler (---)(---)(---).
Der-hakk-ı tâli‘-i Konya-i Selçukıyân: Müverrihân [u] müneccimânın kavl-i sahîhleri üzre ilm-i usturlabda ve ilm-i rub‘-ı dâ’ire ile irtifâ‘-ı tâli‘-i Konya'yı burc-ı zührede bulmuşlardır. Anınçün cemî‘i halkı sâz u söz ve ney ü cenk ü rebâb ve semâ‘ ederler (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 13b ·
metinde göster ·
… ûm-ı garîbe vü acîbe keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müslimler tanbûr u çenk,
rebâb
u santûr ve ney [ü] mûsîkâr ve çeşde ve ravze ve karadüzenin ve çöğürün bu deyr …
Hikmet-i garâ’ib: "Te’sîr-i mutalsemâtı mıdır, âyâ nedir kim niçe bin âdem Rûm u Arab u Acem'den gelüp cem‘ olur. Herkes nezerâtın getirüp derûn-ı deyre girüp edâ-yı nezir edüp derûnında ne hâyr [u] murâdât var ise du‘â edüp taşra çıkar. Hikmet-i Hudâ günden güne cemî‘i murâdı hâsıl olur" deyü bir alay ecnâs-ı haşerât cem‘ olup bu zu‘m-ı bâtıl sevdâsına düşmüşler. Garâ’ib bu kim ba‘zı mü’min ü muvahhid ümmî-i Ebü'l-hevl ü Ebü'l-cuhâ ve Ebü'l-bülh âdemler nezerâtın verüp ilm isteyüp kurbân keser. Hikmet-i Hudâ ana ulûm-ı garîbe vü acîbe keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müslimler tanbûr u çenk, rebâb u santûr ve ney [ü] mûsîkâr ve çeşde ve ravze ve karadüzenin ve çöğürün bu deyrde ziyâret mahalline koyup ertesi sâzın ele alup üstâdâne bir fasıl eder kim gûyâ fasl-ı Hüseyin-i Baykara'dır. Ekseriyyâ Ermenî tâ’ifeleri şâ‘ir-i mâhir olup "Bize bu ilm-i şi‘ir Çanlı'da verildi" deyü zu‘m-ı bâtıl ederler. Ammâ derûn-ı deyrde bir muzlim küncde bir kabir vardır. Ermenîler ol kabrin ismine Sıp Garabıt derler. Hakîkî Ermenîlerden su’âl etdim Hazret-i Yahyâ'nın ammîsidir dediler. Urûm Nasârâlarından su’âl etdim Hazret-i İsâ aleyhisselâmın on iki havâriyyûn halîfesi var idi. Anlardan (---) havâriyyûndur dediler. Hulâsa-i kelâm garîbe vü acîbe temâşâgâh-ı deyr-i ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… oğlu kolu ve Haşota kolu ve Semmûrkaş kolu nâmân kol kol mezkûr çengiler çeng u
rebâb
ve santur ve tanbûr ve ud ve çertây ve kânûnları üzre her şeb gânâgûn fasl-ı Fâ …
deyüp ol ân paşaya varup Kâğızhâne'ye gitmeğe izn alup kırk altun masrûf ve iki koyun ve gayri me’kûlât [u] meşrûbât-ı bî-kıyâs alup hakîrin yâr-ı gâr-ı münâsiblerinden beş altı ağa ile haymelerimiz alup Kâğızhâne nehrinin sâhilinde dıraht-ı çınar sâyesinde meks edüp gice ve gündüz sohbet-i hâssa başlayup gûyâ her şeb [u] rûz Hüseyin-i Baykara zevki ederdik. Mâh-ı Recebü'l-müreccebin gurresinden tâ şehr-i Ramazânu'l-mübârekin hilâli nümâyân olunca kâmil iki ay bu sahrâ-yı çemenzâr [u] lâlezâr-ı Kâğızhâne'de eyle îyş u ışretler olmuşdur kim diller ile ta‘bîr ü kalemler ile tahrîr olunmaz. İslâmbol'un cemî‘i a‘yân [u] eşrâfları ve mîrâsyedi hoppa çelebileri bu Kâğızhâne fezâsında üç bin mikdârı münakkaş hayme vü hargâhlar ve çerge ü sahâbe ve nâmûsiyyeler ile vâdî-i hâmûnu zeyn edüp her şeb cümle hayemâtları niçe kerre yüz bin kanâdiller ile ve şem‘-i asel ve şem‘-i rîch ve meşâ‘il ü fânûs-ı me’nûs-ı ahterân ile çerâğân ederlerdi. Ve her serâperde-i a‘yânda her şeb hânende ü sâzende ü mutrıbân ve Ahmed kolu ve Cevâhir kolu ve Nazlı kolu ve Garibânî kolu ve Akîde kolu ve Zümrüd kolu ve Postâlcı kolu ve Potakoğlu kolu ve Haşota kolu ve Semmûrkaş kolu nâmân kol kol mezkûr çengiler çeng u rebâb ve santur ve tanbûr ve ud ve çertây ve kânûnları üzre her şeb gânâgûn fasl-ı Fâryâbî edüp tâ sabâha dek bir hây hu olurdu kim gûyâ Deccâl hurûc etmişdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 172b ·
metinde göster ·
… ksûreler önünde niçe yüz gûne çarhları sular deverân etdirdikçe niçe yüz çeng ü
rebâb
ve şeştâr ve ıklığ ve çöğür ve rebâb ve erganonları ve nâkûs 52b ve mizmerâtl …
Ve niçe yüz yerde câ-be-câ maksûreler önünde niçe yüz gûne çarhları sular deverân etdirdikçe niçe yüz çeng ü rebâb ve şeştâr ve ıklığ ve çöğür ve rebâb ve erganonları ve nâkûs 52b ve mizmerâtları cümle su dollâblarının çarhları birer san‘at ile çalar kim bu dahi bir ibret-nümâyı temâşâgâhdır. Yine niçe yerde dahi ney gibi kaval ve düdük ve miskal ve dankiyo ve çağırtma düdüklerin envâ‘ların su çarhları körükleri çeküp rûzgâr ile körükler dolup andan mezkûr sâzlara körüklerden rûzgâr urup cümle rehâvî makâmında sâzlardan âheng-i gûnâ-gûnlar çıkup gûyâ Hüseyin Baykara fasılları olur kim ağreb ü garâ’ibden su çevirir çarhların körük sâzlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 52a–52b ·
metinde göster ·
… ı sular deverân etdirdikçe niçe yüz çeng ü rebâb ve şeştâr ve ıklığ ve çöğür ve
rebâb
ve erganonları ve nâkûs 52b ve mizmerâtları cümle su dollâblarının çarhları b …
Ve niçe yüz yerde câ-be-câ maksûreler önünde niçe yüz gûne çarhları sular deverân etdirdikçe niçe yüz çeng ü rebâb ve şeştâr ve ıklığ ve çöğür ve rebâb ve erganonları ve nâkûs 52b ve mizmerâtları cümle su dollâblarının çarhları birer san‘at ile çalar kim bu dahi bir ibret-nümâyı temâşâgâhdır. Yine niçe yerde dahi ney gibi kaval ve düdük ve miskal ve dankiyo ve çağırtma düdüklerin envâ‘ların su çarhları körükleri çeküp rûzgâr ile körükler dolup andan mezkûr sâzlara körüklerden rûzgâr urup cümle rehâvî makâmında sâzlardan âheng-i gûnâ-gûnlar çıkup gûyâ Hüseyin Baykara fasılları olur kim ağreb ü garâ’ibden su çevirir çarhların körük sâzlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 52a–52b ·
metinde göster ·
… kim beyt-i zührede bulunduklarından cümle hevâyî san‘at olup sâz söz ve çeng-i
rebâb
ve def kudûm ve nây musikâr ve santûr ve tanbûr ve tanbûra-misâl sâzlara mâyill …
Hattâ bu şehrin tâli‘-i imâreti burc-ı mîzânda bulunmak ile mîzân hükmünce cemî‘i ahâlîsi i‘tidâl üzre vezn-i mîzân gibi geçinüp kendi hâllerinde ve kâr [u] kisblerinde bir alay tüccâr kavmidir. Bir sınıfı a‘yân-ı kibârdan ehl-i hidmetdir. Ve bir zümresi âlimân-ı sâlihân-ı mü’minân-ı muvahhidân e’imme ve hutebâ ve mecma‘-ı ulemâ, menba‘-ı fuzalâ ve mesken-i şu‘arâdır. Ve ehl-i sanâyi‘leri gâyet âlüfte ve âşüfte âdemlerdir kim beyt-i zührede bulunduklarından cümle hevâyî san‘at olup sâz söz ve çeng-i rebâb ve def kudûm ve nây musikâr ve santûr ve tanbûr ve tanbûra-misâl sâzlara mâyillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 221a ·
metinde göster ·
Ve her tarafda çeng ü çeğâne ve def ü tanbûr u santûr ve çeng ü
rebâb
u mûsikârlar çalınup kahvehâne ve meyhâne ve bozahânelerde ve gayri hayme vü bâ …
Ve her tarafda çeng ü çeğâne ve def ü tanbûr u santûr ve çeng ü rebâb u mûsikârlar çalınup kahvehâne ve meyhâne ve bozahânelerde ve gayri hayme vü bârgâhlarda bir hây hûy sâz u söz ü rakkâsân ve mutrıbân ve kaşmerân ve mukallidân [ve] meddâhânların cümlesiyle her gün her gece Hüseyin Baykara meclisleri olup cemî‘i ordu-yı bâzâr niçe kerre yüz bin kanâdîl ve meşâ‘il ve fânûs u şem‘-i asel şem‘-i rîhlar ile çârsû-yı hüsn çerâğân olup şeb-i muzlimleri gûyâ rûz-ı rûşen olup rûzları rûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhî olup bu tertîb üzre kırk gün kırk gece taraf taraf ve köşe be-köşe zevk [u] şevkler olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 242a ·
metinde göster ·
… u ibâdât, kimisi me’kûlât [u] meşrûbât kaydında olup kebâb u şarâb ve çeng [ü]
rebâb
kaydında olup bir alay levendât harâbât erenleri mezkûr uyûn-ı câriyelerde câme …
Tekye-i Alî Baba: Tarîk-i Bektaşiyândan birkaç fakr [ü] fâka sâhibi cânları var. Bu âsitâne içinde Alî Baba medfûndur, kuddise sırruhu. Bu dergâh leb-i deryâda olmak ile cemî‘i etrâfdan kayıklar ile züvvâr-ı berr [ü] bihârlar gelüp ziyâret ederler. Bir temâşâgâh mesîregâh-ı dilküşâdır. Hattâ bu âsitânede bir seçer-i azîm var kim sâyesi zemîni dutup niçe bin aded nihâl-i şâhaları serâperde-i Süleymânî gibi sâyebân olup zıll-ı himâyesindeki çemenzâr soffalar ve dikkeler üzre niçe bin uşşâkân-ı müştâkânlar zevk u safâlar edüp kimisi tâ‘at u ibâdât, kimisi me’kûlât [u] meşrûbât kaydında olup kebâb u şarâb ve çeng [ü] rebâb kaydında olup bir alay levendât harâbât erenleri mezkûr uyûn-ı câriyelerde câme-şûyluk edüp esbâbların yaykarlar, bir acâ’ib ü garâ’ib mesîregâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 260a ·
metinde göster ·
… i kayığı yanyana bağlayup üstünü döşeyüp sâzendegânlar çeng tanbûr ve santûr ve
rebâb
ve ney ve mûsikâr ve çârtây ve kânûn üzre fasıl edüp on iki makâm ve yigirmi dö …
Ve ba‘zı kimesneler iki kayığı yanyana bağlayup üstünü döşeyüp sâzendegânlar çeng tanbûr ve santûr ve rebâb ve ney ve mûsikâr ve çârtây ve kânûn üzre fasıl edüp on iki makâm ve yigirmi dörd usûlü icrâ ederek dâ’ireden çıkmayup ubûr ederler. Gûyâ ki fasılları fasl-ı Fâryâbî ve Gulâm Şâdî faslıdır. Bu üslûb üzre şeb [ü] rûz kanâdîller ile müzeyyen olmuş kayasa ve kayıklar mehterhâne ve sâde cura zurna ve nefîr ve nakâre ile âşıkân na‘ra-i hû ile güzer ederler. Bu günlerde aslâ ayıb değildir. Mısır'ın bu mahalli cemî‘i kubhun setr edüp hüsniyyâtı zâhir ü bâhir olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y130a ·
metinde göster ·
… etleri deff ü kudüm ve sancaklar ile leşlerinin üzerlerine semâ‘ edüp raks edüp
rebâb
ve ûd çalup bükâ ederlerdi. Sıbyânları lakkâ oynarlardı.
Andan yukaru yine Buhayre hâkinde dağlar dibinde kumsal sahrâlar içre Benî Selâme ve Benî Rücbân kabîleleri sâkindir. Bu kavm ol gece Nîl kenârında ale'l-gafle bir ma‘âş gemisin basup azîm ceng ederler. Gemi içinde olan yolcular meğer pür-silâh âmâde bahâdırlar imiş, Urbânın on yedisin Y 340a katl ederler. Hakîr ol mahalde üzerlerine vardık. Cümle Urbân avretleri deff ü kudüm ve sancaklar ile leşlerinin üzerlerine semâ‘ edüp raks edüp rebâb ve ûd çalup bükâ ederlerdi. Sıbyânları lakkâ oynarlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y339b–Y340a ·
metinde göster ·
… lânları ya‘nî hânende ve sâzendeleri fîl başı berâber getirüp bir gûne çâr-gûşe
rebâb
ve bir halkaya iki yüz demir halka geçmiş kıvış kıvış sadâ verir ve yine kamışd …
Ba‘de't-ta‘âm gayrı fîller üzre süvâr olan firdilânları ya‘nî hânende ve sâzendeleri fîl başı berâber getirüp bir gûne çâr-gûşe rebâb ve bir halkaya iki yüz demir halka geçmiş kıvış kıvış sadâ verir ve yine kamışdan gûnâ-gûn mizmerâtlara âheng olur hûb u hazîn ve hoş-elhân Fûncî hânende Baykara fasılları ederek tayy-i merâhil ederdik. Ammâ el-azametullâh dağı taşı ve hâmûn-ı kâşî Urbân ve bu kadar ibâdullâh pür edüp saf saf ve mevc mevc alay alay gürûh gürûh enbûh gibi giderlerdi. Ve niçe bin fîl üzre âlât-ı silâh ve üç yüz mikdârı mancınık ve altı pâre şâhî tuc top ve niçe bin fîl kemiğinden toplar ve niçe kerre yüz bin develer üzre mühimmâtlar ve harsüvâr ve pîlsüvâr ve hımâr-süvâr benî âdem'in hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür. Ve piyâde kavmin hadd [ü] hasrına nihâyet yok idi. Bu hâl üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y399b ·
metinde göster ·
… , andan bir savt-ı hazîn ile ibtidâ sûrnâ ve ûd ve kânûn ve santûr ve tanbûr ve
rebâb
sadâları ile bir zemzeme-i sûznâk nağemâtı kopup râst makâmında be-dürüstî bir …
Anı gördük, mağârânın bir köşesinde zelzeleden rahnedâr olmuş bir yarık kaya yeri var, andan bir savt-ı hazîn ile ibtidâ sûrnâ ve ûd ve kânûn ve santûr ve tanbûr ve rebâb sadâları ile bir zemzeme-i sûznâk nağemâtı kopup râst makâmında be-dürüstî bir fasl-ı Hüseyin Baykara oldu kim hakîrin karârı kalmayup karârı raksda edeyazdım. Ba‘dehu bir semâ‘î ve andan beş on âvâz-ı muhrik sûznâk bir yerden bir perdeden bir gûne kâr okudular. Ammâ elfâzları bir lisâna müşâbeheti yok idi, ammâ usûl âheng yerinde idi. Anlar tamâm edince azamet-i Hudâ bir velvele ve gulgule ve debdebe-i kös ve kerrenây ve tabl ve boru ve kudüm ve sahan ve tancere sadâları istimâ‘ olunup bunlar makâm-ı hüseynî'de bir fasıl etdiler kim bu kehfin içi ra‘d gibi gürleyüp kulaklarımız asam oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y425a ·
metinde göster ·
… r ve gûnâ-gûn kavmlerin herbirinin ellerinde deff ü nakâre ve dübelek ve çeng ü
rebâb
ve ıklığ ve barbût ve'l-hâsıl bu rûy-i arzda ne kadar sâz makûlesi mezâmirâtlar …
Çârpâ bir hımâr-ı azîmdir kim kaddi beş cıda kadar vardır. Siyâh taşdan bir kara hımârdır, aslâ gayrı gûne değildir. Ammâ üstünde dağ-pâre bir cesîm ü semîn âdem oturmuş. Bir gözü yok. Cümle vücûdu beyâz mermerden ve başında destârı sarı taşdandır. Bir elinde zekeri, bir eli uyluğu üzre hımâra süvâr durur. Ve cânib-i erba‘asında avret ve oğlan ve dahi şapka takyeli Yahûdîler ve gûnâ-gûn kavmlerin herbirinin ellerinde deff ü nakâre ve dübelek ve çeng ü rebâb ve ıklığ ve barbût ve'l-hâsıl bu rûy-i arzda ne kadar sâz makûlesi mezâmirâtlar var ise her ecnâsın ellerinde birer âletleri ile çalar şeklinde taşdan binâ olunup Deccâl-i la‘înin başına üşmüşler. Bu dahi ve mine'l-acâyibâtdandır. Bunu dahi seyr [ü] temâşâ edüp yine melik ile bu sahrânın cenûbî tarafına bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y428a ·
metinde göster ·