… . Ammâ Unkapanı'nın iç yüzünde kuyumcular içinde sâkin olup sarâyında âyende vü
revendeye
ni‘meti eyle mebzûl idi kim bu kadar ni‘met-i uzmâ ve bu kadar masrûf mâl-ı fir …
"Seni katl ederiz, elbette bu şarâbdan nûş edersin" deyü ibrâm [u] ilhâh ile teklîf-i mâlâ-yutâk edüp hâh-nâ-hâh ol mu‘tekid ihtiyâr bir câm bâde nûş edince "Yâ Allâh" deyü ol ân uryân olup hânesine gelüp artık hânesinden taşra çıkmayup alâyık-ı dünyâdan el çeküp halkdan münzevî bir câzibe sâhibi büyük âdem idi. Ammâ Unkapanı'nın iç yüzünde kuyumcular içinde sâkin olup sarâyında âyende vü revendeye ni‘meti eyle mebzûl idi kim bu kadar ni‘met-i uzmâ ve bu kadar masrûf mâl-ı firâvân nereden hâsıl oluduğuna bir kimsenin aklı ermemiş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38b ·
metinde göster ·
… tevhânesi ve bîmârhânesi ve müte‘addid hammâmları, dârü'z-ziyâfesi ve âyende vü
revendeye
mihmânhânesi ve ıstâbl-ı Anterîsi ve mekteb-i sıbyânı ve sâ’ir imâretleri hadde …
Andan medrese-i Sultân Süleymân, şimâlinde ve cenûbunda dörd aded medreselerdir kim midhatinde lisân kâsırdır. Ve bir dârü'l-hadîsi ve bir dârü'l-kurrâsı ve başka ilm-i tıb medresesi ve bir imâreti ve tevhânesi ve bîmârhânesi ve müte‘addid hammâmları, dârü'z-ziyâfesi ve âyende vü revendeye mihmânhânesi ve ıstâbl-ı Anterîsi ve mekteb-i sıbyânı ve sâ’ir imâretleri hadden efzûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 91a ·
metinde göster ·
… yevm ilâ-hâze'l-ân merreteyn fukarâ ve mesâkîne ve pîr [u] cüvâne ve âyende vü
revendeye
birer nân-pâresiyle birer tâs şûrbâsı ale'd-devâm mebzûldür. Bu hakîr elli bir …
Bunlardan mâ‘adâ niçe yüz tekyelerde matbah-ı Keykâvûslar vardır. Ammâ imâret-i selâtîn-i selef bunlardır kim beher yevm ilâ-hâze'l-ân merreteyn fukarâ ve mesâkîne ve pîr [u] cüvâne ve âyende vü revendeye birer nân-pâresiyle birer tâs şûrbâsı ale'd-devâm mebzûldür. Bu hakîr elli bir senede on sekiz pâdişâhlığ u kırallık yer seyâhat etdim, bu mertebe manzûrumuz olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
… sinde sâkin idi. Rûz-ı tavîlde Kâsımpaşa salâhânesi cisri üzre oturup âyende ve
revendeye
,
Yine Kâsımpaşa'da Boynuzlu Dîvâne Ahmed Dede: Kocamışoğlu nâm bir yeniçeri hânesinde sâkin idi. Rûz-ı tavîlde Kâsımpaşa salâhânesi cisri üzre oturup âyende ve revendeye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114b ·
metinde göster ·
… istinye limanı burnunda bir kasr-ı âlî teferrücgâh kasr-ı zîbâsı var, âyende ve
revendeye
mihmânhânedir.
A‘yândan Müftî Yahyâ Efendi yalısı ve Yeniçeri efendisi Koyunzâde yalısı ve Hâdım Alî Ağa yalısı ve Beğ yalısı bunlar meşhûr yalılardır. Ve nev binâ Kelemser Boşnak {İsmâ‘îl} Efendi yalısı cümleden mükellef sarây-ı âlî olmadadır. Ve ziyâretleri ma‘lûmum değildir, ammâ istinye limanı burnunda bir kasr-ı âlî teferrücgâh kasr-ı zîbâsı var, âyende ve revendeye mihmânhânedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 137b ·
metinde göster ·
… ele başında Mihrimâh Sultân imâreti mâh ve sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl âyende ve
revendeye
, mihmân-sarâyda sâkin olanlara beher-yevm merreteyn birer bakır sini ile herkes …
Ve cümle imâret-i it‘âmı beyân eder: Evvelâ cümleden, iskele başında Mihrimâh Sultân imâreti mâh ve sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl âyende ve revendeye, mihmân-sarâyda sâkin olanlara beher-yevm merreteyn birer bakır sini ile herkese birer tâs buğday çobrası ve birer nân ve her şeb birer şem‘a ve her at başına bir yem sadakası vardır. Üç günden ziyâde mihmân olana vermezler. Şeb [u] rûz şart-ı vâkıf böyle ta‘yîn etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 142b ·
metinde göster ·
… nsarâylardır kim gûyâ birer kal‘adır. Serâpâ kurşum ile mestûrdur kim âyende ve
revendeye
hâne-i bî-minnetdir, Mihrimâh Sultân hayrâtıdır.
Cümleden iskele başı'ndaki câmi‘in iki tarafında leb-i deryâda yüzer ocaklı yüzer tavla at alır kârbânsarâylardır kim gûyâ birer kal‘adır. Serâpâ kurşum ile mestûrdur kim âyende ve revendeye hâne-i bî-minnetdir, Mihrimâh Sultân hayrâtıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143a ·
metinde göster ·
Bu imâretlerden mâ‘adâ cümle yigirmi bir imâret-i fukarâlardır kim âyende vü
revendeye
ve bây [u] gedâya mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl sofra-i bî-imtinânı mebzûldu …
Bu imâretlerden mâ‘adâ cümle yigirmi bir imâret-i fukarâlardır kim âyende vü revendeye ve bây [u] gedâya mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl sofra-i bî-imtinânı mebzûldur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 226a ·
metinde göster ·
… ûn'da nazîri yokdur ve câmi‘in kıble tarafında matbah ve me’keli var. Âyende vü
revendeye
ve keştîbânlara ve pîr [ü] civânlara ni‘meti mebzûldür. Ve bir ekmek furunu var …
Cümle (---) imâretdir. Evvelâ Orta Hisârda İmâret-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân: Cemî‘î bây u gedâya mâh u sâl ni‘meti mebzûldur. Ve imâret-i it‘âm: Hâtûniyye Câmi‘ine muttasıl bir dârü'z-ziyâfedir kim Tarabefsûn'da nazîri yokdur ve câmi‘in kıble tarafında matbah ve me’keli var. Âyende vü revendeye ve keştîbânlara ve pîr [ü] civânlara ni‘meti mebzûldür. Ve bir ekmek furunu var ve imâret içün hâs ve beyâz ekmeği tabh edüp cami‘i mürtezikasına (?) bezl ederler. Ve matbah zahîresi hıfz içün bir kilâr-ı azîmi var, cemî‘î ni‘met anda mevcûddur. Ve matbahına muttasıl cemî‘î fukarâ ve suhtevâta ma’kel-i it‘âmı var kim tâlib-i ilme mahsus dârü'z-ziyâfedir. Rûz-merre, merreteyn ale's-sabâh ve ba‘de'z-zuhr cümle ulemâya birer tas çobra ve birer nânpâre verirler. Ve her cum‘a gicesi pilav, zerde ve yahni tevzî‘ ederler. İlâ mâşâallah şart-ı vâkıf böyle ta‘yîn etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
ni‘meti mebzûldur. Hayrât [u] akârâtı olmayup pârsâ-yı Muhammedî ile geçinir bi …
Yedinci tâbûtu Dobruca krallığından İslâm ile müşerref etdüğü Alî Muhtâr bir tâbût alup bu maksad [u] merâmımız olan Keliğra kayalarında Ejderha mağarasında defn edüp Keliğra kayası nâmıyla iştihâr bulmuş kaya olmağıla Keliğra Sultân derler. Lisân-ı Latînde Keliğra ejder-i heft-sere derler. Fesahat-ı lisân-ı Latin'dir. Anınçün yedi kralda medfûn olup âsitâne-i sa‘âdetleri vardır. Üçü Âl-i Osmân hükmünde ulu âsitânelerdir. Ve her diyârda birer ismiyle müsemmâdır. Ammâ Rûm'da Baba Sultân ve Sarı Saltık Sultân ve Keliğra Sultân derler. Ammâ kâfiristân-ı Hıristiyânistân'da İsvet-i Nikola derler. Cemî‘î millet-i Mesîhiyye gâyet mu‘tekidlerdir. Hâlâ cemî‘î dervîşânları def ve kudûmler çalarak alem-i peykerlerin açarak dîb-i Frengistân'da gezüp pâdişâhâne zevk u safâ edüp tatyîb-i hâtırlarıyla cümle nasârâ mukayyed olup nezerât ve sadakalar ihsânlar edüp beleğan-mâ-belağ mâl-i firâvânlar ile yine âsitânelerine gelirler. Ammâ bu bizim deryâdan halâs olup âsitânesinde mihmân olduğumuz Tekye-i Keliğra Sultân, Karadeniz kenarında evc-i âsumâne ser çekmiş bir burundur kim fil hortumu gibi deryâya uzanmışdır. İslâmbol'dan Kara Hırmeni ve Köstence ve Kili câniblerin özleyen gemiler bu Keliğra kayalarını özleyüp gelir. Yüz elli mil yerden nümâyân âsmâne peyveste olmuş kûh-ı bülendlerdir. Deryâ aşırı karşu şark cânibinde Anadolu tarafında Sinop Burnu bu Keliğra kayalarına mukâbildir. İkisi mâbeyni (---) mildir. Küşâde hevâda Keliğra'dan Sinop dağları Sinop'dan Keliğra dağları seçilir. Ammâ gâyet küşâde hevâ ister. Bu Keliğra kayasının tâ burnunda Keliğra Saltık Sultân bir mağara içinde medfûndur kim ejderhânın gâr-ı karârı idi. Ve yine bu mahalde tekyesi âsitâne-i azîmdir kim ibtidâ bânîsi Dobruca Alî Muhtar binâ etmişdir. Azîzin ağaç kılıcı ve sapanı ve def ve kudûmü ve alemi ve sancağ u bayrakları durur. Ve âsitânesinde müte‘addid hücreleri ve yaz meydânı ve kış meydânlarının cânib-i erba‘asında pâk u pâkîze kurbân postlarıyla döşenmiş her post üzre birer sâhîb-i ma‘rifet ehl-i ilm u fâzıl ve âlim u fâzıl cânlar vardır. Cümlesi ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at mü’min ve muvahhid cânlardır. Evkât-ı hamselerin mescidlerinde edâ eder sâhib-i tertîblerdir. Yüzden mütecâviz âşıkân-ı sâdıkânlardır. Hatta hakîrden sekiz ay Hıfz kırâ’ati üzre 267b Kur’ân-ı Azîm tilâvet etdiler. Bu âsitânenin ve türbe-i pür-envârın revzenleri cümle deryâya nâzırdır. Ve görmeğe muhtâc ibret-nümâ bir matbah-ı Keykâvûs'u vardır. Mu‘allak bir kubbe-misâl dûd-keş bacası vardır. Şeb [u] rûz ale'd-devâm âteş üzre ni‘meti hâzırdır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hayrât [u] akârâtı olmayup pârsâ-yı Muhammedî ile geçinir bir alây fakr [ü] fâka erenleridir. Ve işbâzlarında pây-bürehne ve ser-bürehne cevallâkî zeber-dest tüvâna zivinleri var kim her biri aşk-ı ilâhî ile suhte olup pute-i kâlde hâl sâhibi olmuşlar, böyle bir âsitâne-i kübrâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 267a–267b ·
metinde göster ·
… Ol dahi gâyet mevzûn minâre-i âlîdir. Bu câmi‘in cânib [ü] etrâfında âyende vü
revendeye
mihmân olmağ içün bir mihmân-sarây var kim üç bin âdem ve iki bin at alır kârbâ …
lafzı târîh vâkı‘ olmuşdur. Ve derûn-ı câmi'de yetmiş aded hüsn-i hatt ile kelâm-ı İzzet'ler var kim her biri birer Mısır hazînesi değer, ammâ cümleden mihrâbın sol tarafında Yâkût-ı Musta‘sımî hattıyla olan kelâm-ı İzzet bir diyârda yokdur. Meğer Sultân Ahmed Câmi‘i'nde ola. Ve kıble kapusunun iki yanında taşra sofalarında altı aded sütun-ı gûnâ-gûnlar üzre altı âded kubbe ve bir kapu 277a kubbesiyle yedi aded kubbeler ile müzeyyendir. Ve haremi, câmi‘-i selâtîn-misâl bir harem-i vâsi‘dir kim (---)(---)(---) müzeyyendir. Ve bir şerîfeli bir tabaka minâresi vardır. Ol dahi gâyet mevzûn minâre-i âlîdir. Bu câmi‘in cânib [ü] etrâfında âyende vü revendeye mihmân olmağ içün bir mihmân-sarây var kim üç bin âdem ve iki bin at alır kârbân-sarâydır. Ve başka develiği vardır. Ve cemî‘î müsâfirîn ve mücâvirîn içün bir dârü't-ta‘âmı vardır kim mâh u sâl pîr u civâna ve ricâl u nisvâna ni‘meti mebzûl olduğundan mâ‘ada ile'l-ân her şeb ba‘de'l-ışâ mihmân-sarâyda sâkin olanlara bakır sinilerle her ocak başına birer sini çobra ve âdem başına birer nân-pâre ve her ocağa birer şem‘-i revgân ve her at ve katır ve deve ve hımâr başına birer tobra yem, cânib-i vakfdan mihmândârlar getirüp hizmet ederler. Böyle bir hayrât-ı kavîdir. Ve bir âb [u] hevâsı ve binâsı latîf rûşen ve rûşenâ hammâmı vardır. Bu zikr olunan imâretlerin cümlesi serâpâ kurşum ile mestûr hayrât-ı azîmlerdir. Bunlardan gayrı sağîr ü kebîr kırk bir hânı ve yüz seksen dükkânı vardır. {Bu cümle şîrîn-kârlığ Mi‘mâr Sinân sun‘ıdır} ve çârsû içinde (---) câmi‘i sâdece binâ-yı kadîmdir. Ve cümle hâneleri kırmızı kiremit örtülüdür. Suları cümle kuyulardır. Ser-i kûh üzre olmağıla hevâsı latîfdir. Ammâ suyu sakîlcedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276b–277a ·
metinde göster ·
… si hîrelenir. Ve imâretinde şeb [u] rûz ni‘meti âteş üstünden inmeyüp âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûldur. Hakîr ibtidâ bu şehre dâhil oldukda bir mürtefi‘ yerde âsitâ …
Bizzat Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî halîfesidir. Sene (---) târîhinde muhabbetullahi Te‘âlâ merhûm olup anda medfûndur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Hazret-i Sultân Bâyezîd-i Velî, aziz-i merkûmu leyle-i kadrde vâkı‘asında görüp vasiyyet-i Azîz ile kabr-i şerîfi üzre bir kubbe-i âlî ve bir câmi‘-i şerîf ve dervîşân-ı zî-şân içün bir meydân ve bir it‘âm-ı dârü'z-zıyâfe-i pîr [ü] civân ve bir âyende vü revendeler içün bir mihmânsarây hân ve niçe müte‘addid hücreler ve matbah ve kilâr ve meydân edüp cümle bu hayrât [u] hasenâtla serâpâ kurşum ile mestûr bir binâ-yı ma‘mûrdur kim bir fersah ba‘îd yerden gömgök deryâ gibi kurşumları temevvüc eder şeklinde nümâyân olup kubbe-i nîl-gûnları ve kubbe-i merkad-i pür-envârının altun alemlerinin şa‘şa‘asından benî Âdemin çeşm-i nergîsi hîrelenir. Ve imâretinde şeb [u] rûz ni‘meti âteş üstünden inmeyüp âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hakîr ibtidâ bu şehre dâhil oldukda bir mürtefi‘ yerde âsitânesine âdâb-ı ziyâret üzre varup atebe-i süflîsin bûs edüp es-selâmu aleyk ile kabr-i şerîfine dâhil olup bir hatm-i şerîfe rûh-ı şerîfiçün şürû‘ edüp hamd-i Hudâ ziyâreti müyesser oldu. Kubbe-i münevveresi misk ü anber-i hâm râyihasıyla pür olup cümle ehl-i züvvârın dimâğları mu‘attar olur. Ve her gelen zâ’ire, fukarâ ve türbedârları gülâb nisâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b ·
metinde göster ·
… â-bürehne ve ser-bürehne âşık-ı serbâzları var. Evkâf-ı azîm olmağıla âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûldür. Hamd-i Hudâ ziyâreti müyesser olup rûh-ı şerîfiyçün bir hatm …
Evsâf-ı ziyâret-i kutbu'l-âfâk, eş-şeyh-i ale'l-ıtlâk, zübde-i evliyâ, umde-i asfiyâ, kibâr-ı hâsu'l-hâs, deryâ-yı dîn-i gavvâs eş-Şeyh Hazret-i Pîr İlyâs-ı Amasiyyevî: Bu azîz Yıldırım Hân meşâyîhlerindendir. Timur ile müşerref olup Şirvân'a bile gitmişdir. Ba‘dehû yine Amasiyye'ye gelüp Amâsiyye'nin kurbunda Sevâdiye nâm bir mürtefî‘ cihân-nümâ bir âsitâne-i âlîde medfûndur. Niçe bin keşf [u] kerâmetleri âşikâre olmuşdur. Hatta merhûm olduklarında cesed-i şerîfin gassâl gasl ederken teneşiri gassâl eğri kor. Hemân azîz-i merhûm dest-i şerîfleriyle teneşiri doğruldurlar. Ziyâretgâh-ı erbâb-ı hâcâtdır. Âsitânesi ve imâreti ve cümle hayrâtın Sultân Bâyezîd ibn Mehemmed Hân sene (---) târîhinde binâ etmişdir. Tarîk-i (---) niçe yüz pâ-bürehne ve ser-bürehne âşık-ı serbâzları var. Evkâf-ı azîm olmağıla âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Hamd-i Hudâ ziyâreti müyesser olup rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe mübâşeret etdik. Ve âsitânesi dîvârında bu ebyâtlar bir kâğıda tahrîr olunmuşdur. Kıt‘a:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b ·
metinde göster ·
… (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş- …
Evsâf-ı menzil-i Âsitâne-i Çağırkanlı Sultân kuddise sırruhu: Sene (---) târîhinde (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-gûn şem‘dânlar ile çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gülâbdânlar ile zeyn olup niçe hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı İzzetler ile müzeyyendir. Bir âsitâne-i rûhânîdir kim âdem dâhil olunca gışş u mebhut olup elbette hayr murâdât-ı makbûledir. Hamd-i Hudâ ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Bu azîzin rûhâniyyeti sebebiyle kurâsı ma‘mûr olup dağlarında kırk bin koyun ve sığırı ve câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır. Selef pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı şerîfleri vârid (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş-i dil-rîşân fukarâları vardır. Cümle evlâd-ı sığâr u kibârının ellerinde birer ağaç topuzları ve niçesinün birer eğri başlı demir asâları vardır. Paşaya cümle fukarâları hedâyâlarıyla ve evkâfnâmeleriyle gelüp hizmetde olup du‘â-i hayr niyâ[z] etdiler. Paşa-yı [sâhib]-re’y [u] tedbîr eyitdi: "Ey fukarâ! Bu kadar mu‘âf ve müsellem olmağa neden müstahak oldunuz?" deyince "Sultânım sehilce semâ‘hâne meydânımıza teşrîf buyurun" dediler. Paşa dahi da‘vete icâbet deyüp vardık. Bir meydân-ı muhabbete kırk elli araba mikdârı oduna âteşler urup cânib-i erba‘asında kırk aded kurbânları kebâb edüp niçe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr edüp binden mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tabl, def [ve] kudûmler ile zikrullaha meşgûl olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i erre ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân tilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp âteşi depe depe nîm sâ‘at tevhîd edüp taşra çıkup ancak başlarında cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere bir maraz isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘asına gitdi. Paşa ve sâ’ir temâşâcılar âlem-i hayretde kalup ol mahalde paşaya bir ziyâfet-i azîm çekdiler kim Taban Ahmed Ağa ziyâfetine gâlib idi. Garâ’ib bunda kim paşa bu âsitâneye ale'l-gafle geldi. Zîrâ yoldan sapa dağlar içinde bir nihânî genc-i nihân gibi künc-i râhda kalmış bir âsitânedir. Bu kadar ta‘âmı bir sâ‘atde niçe yetişdirdiler, paşa hayrân kalup mu‘âfnâmeleri üzre buyurdı-ı şerîf verüp yüz altun, fukarâsına tasadduk edüp hayr du‘âlarıyla behre-mend olduk. Andan 12 sâ‘atde Tercân Ovası'na gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… lle mesâcidlerdir. Ve bir imâret-i ıt‘âm-ı dârü'z-ziyâfesi vardır kim âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûldır. Ve bir imâret-i dârü't-tedrîsi ve ders-i âmmı ve talebeleri …
Cümle (---) mihrâbdır. Evvelâ cümleden cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i kadîm Ebü'l-feth Câmi‘i iç kal‘adadır. Andan aşağı çârsû içre şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîre ile müzdehim Zâhîd Efendi Câmi‘i, bu dahi toprak ile mestûr tarz-ı kadîm câmi‘-i atîkdir. Bir nâzük, mevzûn ve rakîk, miyân-ı serâmed tula minâre-i bâlâsı vardır, sol tarafında iki aded bâb-ı mu‘allâsı vardır. Mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn ve boyahâne-i sultânî ve kappan-ı dakîk-i dihkânı Zâhid Câmi‘i'nin yesâr tarafındadır. Ve Karı hammâmına muttasıl Kadızâde Mehemmed Çelebi Câmi‘i hayli vâsi‘ ve musanna‘ ve kâr-ı kadîm ve şîrîn-kâr câmi‘-i azîmdir. Nehr-i Çoruğ'a karîb bir garîb câmi‘i-i acîbdir. Ve Şengülbây Câmi‘i ve nehr-i Çoruğ aşrı olan şehre Yüres mahallesi derler anda, dahi bir câmi‘-i kadîm vardır. Lâkin tahta minârelidir. Bu zikr olunan cevâmi‘lerden mâ‘adâ mahalle mesâcidlerdir. Ve bir imâret-i ıt‘âm-ı dârü'z-ziyâfesi vardır kim âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldır. Ve bir imâret-i dârü't-tedrîsi ve ders-i âmmı ve talebeleri vardır. Ve her câmi‘de ve ba‘zı zâviyelerde medrese-i hasbîler mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327b ·
metinde göster ·
… ğaç urur kim hâlâ zencîrin pâreleri bâbının kemeri üzre maslûb durur. Âyende vü
revendeye
temâşâgâh makdûr-ı beşer değildir. Ve bizimle bu sefer-i zafer-me’ser olan Göny …
Evsâf-ı ahlâk-ı Ketağaç Paşa (---)(---)(---) perveriş bulmuş Boltakay kabîlesinden Çerkeziyyü'l-asl yarar ve nâmdâr ve şecî‘ ve dilîr bir mîr-livâ idi. Şam-ı Tarabulus hâkinde ekseriyyâ Hama ve Humus sancaklarına mutasarrıf olup Urbânın ol taraflarda ırkın kesmiş bir paşa idi. Âdil ve re‘âyâ-perver, asakir-kes server ve dilâver idi. Ammâ aslâ Türkçe bilmezdi. Hemân kılıç u at ve zırh u mu‘teberât bilirdi. Hattâ Humus hâricinde nehr-i Âsî kenarında Çöl Urbânın kırup hâlâ üstühânları püşte püşte yığılup "Ketağaç Paşa Depesi" nâmıyla ma‘rûf bir kemikden depedir. Ve bu Ketağaç Paşa'nın hânesi Antakiyye şehri içre bir sarây-ı azîmdir. Kapusunda hân zencîri gibi zencîr çekilmiş idi. Bir kerre Antâkıyye hâricinde Urbân geldi derler, hemân atına tevâbi‘leriyle süvâr olup sarâyının kapusunda zencîri küşâde etmeğe bevvâb bulmayup hemân Ketağaç Paşa dal-kılıç olup zencîre eyle bir satûr-ı Ketağaç urur kim hâlâ zencîrin pâreleri bâbının kemeri üzre maslûb durur. Âyende vü revendeye temâşâgâh makdûr-ı beşer değildir. Ve bizimle bu sefer-i zafer-me’ser olan Gönye gazâsında ve Mikrilistân nehb ü gâretinde etdüğü yararlığı bir er etmemişdir. Hudâ cemî‘î murâdât [u] maksûdın hâsıl ide.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 336a ·
metinde göster ·
… r berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü
revendeye
arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm ta …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
… fân ve mihmângâh-ı ehl-i dilân ve karârgâh-ı dervîşân-ı zîşân yerdir. Âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûl evkâf-ı azîmdir.
Ve cümle üç bin yigirmi aded kiremitli, bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı revân sulu sarây-ı âlîler ve gayrı büyût-ı âhâli-yi beleddir. Ve cümle yedi tekyegâh-ı ehl-i tarîk vardır. Cümleden Hazret-i Seyyid Ahmed-i Kebîr Tekyesi, ma‘mûr [u] âbâdân, nazargâh-ı ehl-i irfân ve mihmângâh-ı ehl-i dilân ve karârgâh-ı dervîşân-ı zîşân yerdir. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûl evkâf-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345a ·
metinde göster ·
… irdir, çârsû içinde kârgîr binâ-yı azîm, merhûm Dâvûd Paşa'nındır kim âyende vü
revendeye
hasbeten-lillah menzilgâhdır. Yanında bir ayn-ı zülâli cereyân eder.
Ve cümle yedi hânı vardır. Evvelâ Kapan hânı ve Halîm Beğ hânı ve Emîr Hüseyinoğlu hânı ve Seydî Ahmed Efendizâde Alî Çelebi hânı ve Buğday bâzârında Tennik hânı. Ammâ kârbânsarây-ı sebîl-i âm birdir, çârsû içinde kârgîr binâ-yı azîm, merhûm Dâvûd Paşa'nındır kim âyende vü revendeye hasbeten-lillah menzilgâhdır. Yanında bir ayn-ı zülâli cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345a ·
metinde göster ·
… l-it‘âmı var. Cümleden Pîr Dede Sultân Tekyesi imâretinin hâs u âmme, âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûldur. Ve cümle 7 yerde tekye-i dervîşân-ı zî-şândır. Cümleden Pîr …
Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve cümle medârisdir. Evvelâ Medrese-i Sultân Murâd-ı Sânî; talebe hücreleri ve ders-i âm kubbeleri ile mebnî bî-bedel bir dârü't-tedrisdir ve ilm-i hadîs dahi tilâvet olunur. Ve iki yerde dârü'l-kurrâsı ve yetmiş yerde dârü't-ta‘lîm-i mekteb-i sıbyân [u] tıflânı var. Ve iki yerde imâret-i dârü'l-it‘âmı var. Cümleden Pîr Dede Sultân Tekyesi imâretinin hâs u âmme, âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Ve cümle 7 yerde tekye-i dervîşân-ı zî-şândır. Cümleden Pîr Dede Sultân Tekyesi ve yine Deşandağı eteğinde Hırka Sultân Tekyesi ve buna karîb şehre bir sâ‘at ba‘îd Hazret-i Ukkâşe Tekyesi, ulu âsitâne-i azîmdir. Ve şehr içinde Tekye-i Abdülkâdir-i Ceylânî ve Tekye-i Halvetî (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b ·
metinde göster ·
… tevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü
revendeye
ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i m …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… nda dahi matbah-ı Keykâvûs-misâl bir imâret-i dârü'z-ziyâfesi vardır. Âyende vü
revendeye
birer bakır sini ile her âdem başına birer nân-pâre ve birer sahan çobra ve bir …
Menzil-i Nallıhân: Bâğlı ve bâğçeli ve sâfî kavaklı bir dere içre yüz hâneli ve bir küçük hammâmlı mu‘âf [u] müsellem müselmân köyüdür. Hakimleri yine Nusaf Paşa mütevellîsidir. Bu hân dahi Nusaf Paşa hayrâtıdır. Hemân Köstebek hânı gibi bir hendese üzre imâr olmuşdu kim acâ’ib hayrât-ı azîmlerdir kim cümle yüz elli ocakdır. Bunda dahi matbah-ı Keykâvûs-misâl bir imâret-i dârü'z-ziyâfesi vardır. Âyende vü revendeye birer bakır sini ile her âdem başına birer nân-pâre ve birer sahan çobra ve birer şem‘-i revgan mihmândârlar getirüp hizmet ederler. Andan (---) sâ‘atde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 368a ·
metinde göster ·
… u] müsellem olmağiçün ellerine hatt-ı şerîfler verüp ahâlî-i belde ve âyende vü
revendeye
ibâdethâne olmak içün bir minâreli ve vâsi‘ haremli ve cânib-i erba‘ası kıbâbla …
Der-sitâyiş-i kasaba-i Hersek: Sene 861 târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân Gâzi Bosna diyârında Hersek kralının tahtı olan Bolagay kal‘asın muhâsara edüp fethinde usret çekerken içerden kralın oğlu kemend ile kal‘adan taşra nüzûl edüp Ebü'l-feth huzûrunda İslâm ile müşerref olup kal‘anın fethi mümkin olan yerlerin gösterüp bi-emrillah kal‘a feth olup mâl-ı ganâyimiyle ol kal‘ayı müselmân olan Hersek Kralı zâdesi Ahmed Beğ'e ber-vech-i sancak ihsân edüp ol taraflarda yetmiş altı pâre babasından kalmış kal‘aları feth edüp bilâd-ı İslâmiyeye zamîme olunduğu makbûl-ı şehriyârî olup mezkûr Ahmed Beğ'e Bosna eyâleti ihsân olunup andan vezîr-i âlîşân olduğu mahallerde gazâ mâlından bu Hersek kasabası yeri bir mahsûldâr arz-ı hâliye olup memerr-i nâs-ı huccâc-ı zevi'l-ihtiyâc olmağıla Hersekoğlu Ahmed Paşa bu cây-ı latîfe yedi yüz hâne re‘âyâ meks etdirüp cemî‘i tekâlîfden mu‘âf [u] müsellem olmağiçün ellerine hatt-ı şerîfler verüp ahâlî-i belde ve âyende vü revendeye ibâdethâne olmak içün bir minâreli ve vâsi‘ haremli ve cânib-i erba‘ası kıbâbları sütûnlar üzre ârâste iki kubbe-i âlî ile pîrâste ve mihrâb ve minber-i münîri ber tarz-ı kadîm bir müzeyyen câmi‘-i azîm binâ eder ve bir mescid ve bir medrese ve bir mekteb ve bir tekye ve iki hân ve bir hammâm ve bir imâret-i dârü'l-it‘âm binâ edüp hâlâ cemî‘i âyende vü revende müsâfirîn ü mücâvirînleri mihmânsarâyda meks edüp mihmândârlar kârbânsarâyın her ocağına bir sini ta‘âm çobra ve âdem başına birer nân-pâre ve şem‘-i revgân getirirler ve her at ve deve başına birer tobra şa‘îr getirüp mihmândârlar hizmet ederler, evkâf-ı azîmdir. Ve cümle yetmiş aded dükkândır. Ve cümle sonradan ihdâs beş aded hânlardır kim cümle binâları kiremitlidir ammâ Hersekoğlu Ahmed Paşa'nın bu kasaba içre cümle câmi‘ ve imâretleri kurşumlu binâ-yı azîmlerdir. Anınçün Hersek kasabası derler. Lâkin âb [u] hevâsı sakîldir, serçe ısıtma dutar. Cümle halkı asfaru'l-levn Etrâk âdemleridir, ammâ ankâlardır. Zîrâ gâyet kâr [u] kisb yeridir. Şehri bir kumsal düz yEre vâkı‘ olmuşdur. Andan cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 4b ·
metinde göster ·
… ---) ulu sultândır. Yüzden mütecâviz fukarâ-yı bi-etallahları vardır. Âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûldür. Cemî‘i Arab u Urbân ve Türkmân ve Ervâm ve ecnâs-ı mahlûkât …
âyeti delîldir, ammâ bu tâbût Antakıyye ve Kefirnâhûn ya‘ni Sıfet'e ve şehr-i Mısır'a dâhil olmadığından cümle müfessirîn ve muhaddisîn [ü] müverrihîn bu üç şehr bi'l-ittifâk arz-ı mukaddes değildir, demişler ve bir rivâyetde peygamberler medfûn olduğu yerlere arz-ı mukaddes demişler. Ammâ bu Arz-ı Mukaddes'de Ba‘albek ovasında nehr-i Tenûr ve nehr-i Zâbûl ve nehrü'l-Kelb ve nehr-i Zağzağa ve niçe nehirler vardır ammâ Furât ve Âsî'den gayrî Arz-ı Mukaddes içre cereyân eden nehr-i azîm yokdur. Ammâ nehr-i Furât üzre Arz-ı Mukaddes'e dâhil oldukdan sonra aslâ cisr yokdur. Zîrâ deryâ-misâl sudur, cisr dutmak ihtimâli yokdur. Malâtiyye ve Birecik ve Ca‘ber kal‘aları önünde gemilerle ubûr olunup Birecik'den tâ Bağdâd ve Kurna'ya varınca cemî‘i tüccâr metâ‘ların keleklerle ve gemilerle Bağdâd ve Basra'ya götürürler. Nehr-i amîk sudur ammâ bu nehr-i Âsî kantara kabûl eder. Bir cisri Antakıyye'de ve bir köprüsü bu mezkûr Râstân cisridir kim Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd ve Şâm Halîfesi Nûreddînü'ş-Şehîd ve niçe mülûkler ta‘mîr ü termîm etmişdir. Zîrâ memerr-i nâs ve râh-ı Mısr u Şâm ve Haleb'dir. Bu cisrin Hımıs hâki tarafı kenarında bir bayır üzre Hımıs hudûdunda yüz hâneli bir Arab beledi vardır. Andan ziyâretgâh-ı pîr-i erbâb-ı zevk, şeyh-i ashâb-ı şevk, hâris-i akl u şer‘, ârif-i asl [u] fer‘, şeyh-i esrâr-ı İlâhî, mücâhid-i envâr-ı nâ-metünâhî, eş-Şeyh Bâyezîd-i Bistâmî kuddise sırruhu, ol karye içre bir câmi‘-i azîm ve bir tekye-i kadîm içre münevver bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Tarîk-i (---)(---) ulu sultândır. Yüzden mütecâviz fukarâ-yı bi-etallahları vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cemî‘i Arab u Urbân ve Türkmân ve Ervâm ve ecnâs-ı mahlûkât bu sultâna mu‘tekidlerdir kim ziyâretgâh-ı hâs u âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 26b ·
metinde göster ·
… ukarâlar ile bu âsitâne-i Hazret-i Baba Amr müzeyyen olup şeb [u] rûz âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûl bir ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır, kuddise sırruhu'l-azîz.
Ziyâret-i sâhib-i âfitâbe-i nihânî, şems [u] kamer-i zindegânî, müsâfir u hâzır u gâ’ib, pîşvâ-yı peyk-i Resûl-i nâ’ib, mahrem-i esrâr, makdem-i ebrâr, mücâhid-i ebvâr, âdem-i tayyâr Hazret-i peyk-i Resûl Amr-ı Ayyâr: İsm-i şerîfleri (---)(---) Hazret-i Risâlet-penâhın peyki ve musâhibi idi. Hâzır cevâb ve nüktedân ve nükteşinâs olduğundan Amr-i Ümeyyetü't-Damîrî derler idi. 28a Hazret-i Resûl-i İzzet ile cümle gazâlarda ve serdâr-ı mu‘azzamlar ile sefer-i seriyyelerde bulunup âhir Hazret-i Resûl'den sonra terk-i dünyâ edüp deydevî vü dehdevîsin kemerine bend kılup âfitâbesin ser-i sa‘âdetine giyüp niçe zamân cihânbân-ı seyyâh-ı âlem olup geşt [ü] güzâr ederek bu Hımıs şehrine geldikde görse iki kişi bir mezâr kazmışlar. "Acabâ uzun mu, kısa mı" deyü mücâdele ederler. Amr eydür: "Merhûm olan âdem biz kadar var mıdır" der, "Vardır" derler. Hemân Amr sıçrayup kabr içine girüp "Bismillah" deyü yatınca meğer mezâr kazanın biri Hazret-i Azrâ’îl imiş. Amr'ın girîbânın değşirüp şehâdet-i kelime etdirüp kabz-ı rûh edüp anda defn ederler. Şehrin içinde bir âsitâne-i azîmde medfûndur. Cemî‘i âyende vü revende dervîşân-ı seyyâhânın sapan-ı Dâvûdîleri ve asâ-yı Mûsâları ve cimcime-i İsâları ve nabût-ı Mûsâları ve âftâbe-i Veysü'l-Karanîleri ve keşkülleri ve pâlheng ve cürezân ve harazân ve ummân-ı kirâmeleri ve tennûre ve dağarcıkları ve gûnâ-gûn tarîklerin külâhları ve zîl-bem ve kantura ve deydevî ve dehdehî ve cığcığa ve teber-i müslimîn ve nefîr-i Horasanî ve niçe def ve kudûmleri ile ve niçe bunun emsâli cihâz-ı fakr-ı fukarâlar ile bu âsitâne-i Hazret-i Baba Amr müzeyyen olup şeb [u] rûz âyende vü revendeye ni‘meti mebzûl bir ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır, kuddise sırruhu'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b–28a ·
metinde göster ·
… nu gibi oturur, kimi kazığa urulmuş gibi ayakların sarkıdup oturur ve âyende vü
revendeye
ta‘n-âmîz nükteler ile zebân-dırâzlık edüp gözüne kestirdiği cenge giden âdemle …
Ve niçe bin bî-tâb u bî-mecâl kalmış muharrâ tiryâkîler ileri gitmeğe mecâli kalmayup refîklerine eydür "Birâder, Allahu a‘lem bizim asker bozulursa dîn kurnaz ve burnaz koknaz" İhtimâlcileri miskînler mezâristânı sedlerinde seng-i mezârlar üzre ferrâcelerin altlarına koyup kimi gemi meymûnu gibi oturur, kimi kazığa urulmuş gibi ayakların sarkıdup oturur ve âyende vü revendeye ta‘n-âmîz nükteler ile zebân-dırâzlık edüp gözüne kestirdiği cenge giden âdemlere ve niçe a‘yân [u] eşrâfa "Ağa uğurlar olsun ve gâzânız kutlu olsun. Bolay kim evine oğlanın ile bir baş göndereydin" der. Biri dahi "Ağa sen bunun sözüne bakma ve tehlikeye kendini atma. Bu cenk yerinde baş çok olacakdır. Bir baş satın alup ehline geçüp bir baş ile var", der. Ba‘zısı "Ağa gâzân kutlu olsun. Bolay kim şu gazâda sana şehâdet müyesser ola". Ba‘zısı garîb âdemdir, "Allah versin şehîdliği", der. Ve kimi dahi "Ağa bu silâhı bît bâzârından âriyetî mi aldın" der. Biri "Yok şirdenzâdeden ödünç aldı," der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31b ·
metinde göster ·
südli aş bezl olunurmuş. Bu kayser Cimcime eyle dârâta mâlik imiş kim rûz-merre …
Cümleden şehr içinde Alâüddevle câmi‘i haremindeki değirman gâyet serî‘ âsiyâbdır. Cümle cemâ‘at-ı kesîre bunun mîzâbından tecdîd-i vuzû‘ ederler. Bu şehrin cânib-i (---) bir yaylağ-ı kûh-ı bülend vardır. İsmine (---)(---) derler, bir cebel-i bülenddir kim vasfında lisân kâsırdır. Ol cebel-i müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir havz-ı azîm vardır. Gûyâ buheyre-misâldır. İsmine Karagöl derler. Şehr-i Mar‘aş'a üç sâ‘at yerdir. Bu Karagöl havzı kurbunda bir sarnıc-ı azîm vardır. Tûlen ve arzen dörder yüz adımdır. Zamân-ı kadîmde Cimcime kayserin bu yaylalarda ve Göksun yaylasında yetmiş bin sürü koyunu ve keçisi ve câmûsı ve sığırı var imiş. Cümle çobânlar bu hayvânâtları sağup süd-i sûdını bu havza döküp andan şehr-i Mar‘aş'a üç sâ‘atlik yer altından beyâz mermer kâriz Cimcime sarâyında havzlara dökülüp andan cümle halka leben-i hâlis bezl olunurmuş. Mâ-bâkîsi matbah-ı Keykâvûs'unda harc olunup âyende vü revendeye südli aş bezl olunurmuş. Bu kayser Cimcime eyle dârâta mâlik imiş kim rûz-merre matbahına ve gayri levâzımâtına ve cümle koyunlarına beher yevm yetmiş katır yükü tuz harc olunur imiş. Tâ bu mertebe bir kayser-ı Rûm-ı Cem-şân imiş. Anın zamânında bu Mar‘aş eyle ma‘mûr imiş kim şehrin bir ucundan bir tarafına horos damdan dama sıçrayup bir dâma giriftâr olmazmış. Hâlâ yine bir ma‘mûr şehr-i müzeyyendir. Bu şehrin cânib-i şarkîsi dağları ardı Elbistân sahrâsıdır. Anda bir nehr cârîdir kim (---) dağlarından gelir Aksu derler, Mar‘aş ve Ayntâb'ın cümle pembe ve pirinci anda hâsıl olur. Ol nehrin beri cânibi Mar‘aş'dır. Öte tarafı Ayntâb'dır kim mâbeyninde Şîr dağı vardır. Tâ cebel-i Arafât'a müntehî bir kûh-ı bâlâdır. Bu kûhlarda ve büleydelerde cümle Türkmân kavmi sâkinlerdir kim lisân-ı kadîm kelimât ederler. İbtidâ lisânları Tatar-ı Buhârâ'dan (---)(---)(---) kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 62a ·
metinde göster ·
… as u kıssîs hücreleri ve imâretinde beher yevm niçe bin sahn-ı ta‘âmı âyende vü
revendeye
mebzûldür. Bed-nâm günlerinde yüz koyun ve beş sığır ve ellişer somar buğday pi …
Eşkâl-i deyr-i Çanlı: Muş sahrâsının şimâlinde bir sık hıyâbân ve çengelistân ve ormanistân-ı gülistân-ı bâğ [u] bostân içre iki aded eflâke kadd çekmiş kubbe-i mehîbli bir deyr-i Mığdısiyândır. Bânîsi Ermenîlerin dahi ma‘lûmları değildir. Ba‘zılar Şeddâd binâsıdır derler. Hakkâ ki Şeddâdî binâdan nişân verir. Havlısının cânib-i erba‘asında niçe yüz ruhbân u bıtrîk ve papas u kıssîs hücreleri ve imâretinde beher yevm niçe bin sahn-ı ta‘âmı âyende vü revendeye mebzûldür. Bed-nâm günlerinde yüz koyun ve beş sığır ve ellişer somar buğday pişüp misâfirine bezl olur. Üçyüzden mütecâviz ruhbânları ruhbânları ve mûğpeçeleri var kim her biri deyr-i Mesîh'de dem urup makâm-ı rehâvîde İncîl kırâ’at etdükde gûyâ dem-i Mesîh ile mürde diller ihyâ olup her dem, dem-i cân-bahş olur. Cemî‘i misâfirîne ol kadar ri‘âyet edüp şîr-hurmâ ve katr-ı nebât-i Hamevîler yedirüp her şeb niçe yüz dibâ ve şîb ve zerbâf câme-i hâbler getürüp misâfirîne hizmet ederler. Evkâf-ı azîmdir. Paşaya beş kîse ve hâna beş kîse ve Atak beğine iki kîse hizmet edüp bî-hadd hedâyâlar verirler. Ammâ her sene gelen âdemlerden bin kat o kadar ziyâde mâl tahsîl ederler ve cemî‘i kâfiristâna papasları giderler. Niçe bin gurûş nezerât dib-i Frengistân'dan tahsîl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… üderrisiyle imâr olmuş rasâs-ı hâs ile mestûr medrese-i ma‘mûrdur. Ve âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûl dârü'l-it‘âmı vardır. Ve müte‘addid kârbânsarâyları ve mihmânhân …
Ve medrese-i Abdüsselâm, medrese-i azîmdir. Talebeleri ve müderrisiyle imâr olmuş rasâs-ı hâs ile mestûr medrese-i ma‘mûrdur. Ve âyende vü revendeye ni‘meti mebzûl dârü'l-it‘âmı vardır. Ve müte‘addid kârbânsarâyları ve mihmânhâne-i hân-ı hâcegânları ve hammâmları ve mekteb-i sıbyânı ve ma‘mûr u müzeyyen kifâyet mikdârı dükkânları vardır. Ve mahkeme kurbunda Büyük Kârbânsarây bin at alur binâ-yı azîmdir. Ve âb [u] hevâsı latîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 105a ·
metinde göster ·
Köprü başında bir tekyesi ve bir hânı ve kurbunda bir hammâmı ve üç yüz aded dükkânları var. Ammâ bezzâzistânı ve medrese ve dârü'l-kurrâsı ve darü'l-hadîsi yokdur. Ve yedi aded vakf-ı kavî mekteb-i sıbyânı var. Ve şehir içi gâyet pâkdir ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ekseriyyâ halkı neccârlardır. Cümle çuka bürünüp cümle beyâz şeyh abası ferrâce giyerler. Meğer mün‘ime hâtûnlar ola kim çuka ferrâce giyerler. Ve memdûhâtından üzümü ve kavunu memdûhdur. Ve cümle halkı ehl-i tevhîd ve garîb-dost ve kerem sâhibleridir. Ve âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldür. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 111b ·
metinde göster ·
… nda bir azîm gürz-i pehlivânî maslûbdur. Ve sağ tarafında handak üzre âyende vü
revendeye
ârâmgâh olmak içün bir tahta binâ bir maksûre-i ra‘nâsı var. Ve bu kapudan içer …
Nehr-i azîm Tuna sâhilinde seng-trâş ile mebnî şekl-i mukavves sûr-ı metîndir. Gûyâ yay gibi yayılmışdır. Yayın çille tarafı Tuna kenarı vâkı‘ olmuşdur kim azîm seng-i kebîrler ile inşâ olunmuşdur. Gûyâ yayın çille başlarında Tuna'ya nâzır metîn kulle-i kebîrleri vardır. Ve cânib-i garba meyyâl dîvâr (---)(---) dır. Dâ’imâ bu tarafı Tuna içindedir kim Tuna'nın girdâbı mahallidir kim bu mahalde azîm gümiler üzre yetmiş seksen aded un değirmânları var kim ibret-nümâ-yı vâcibü's-seyrdir. İnşâallah mahalliyle tahrîr olunur. Ve bu kal‘anın kara tarafı gûyâ yayın kabza tarafıdır kim metîn ü kavî seng-i kebîrler ile mebnî kavs-misâl nîm müdevverdir. Vâsi‘ ü arîz ü amîk handakı vardır. Dâ’imâ içinde Tuna cereyân edüp handakın cânib-i garbından girüp cânib-i şarkından hurûc eder. Cümle on bir kulle-i kavîlerdir. Ve cümle beş yüz bedendir. Ve iki kat mazgal delikleri vardır. Ve cümle iki kapusu vardır. Evvelâ cânib-i garba Tuna kenarında su kapusu, küçük kapudur. Ekseriyyâ mesdûd durur. On kademe taş nerdübân ile nehr-i Tuna'ya nüzûl olunur. Bir kapusu dahi cânib-i kıbleye, şehre mekşûf iki kat metîn ü kavî bâb-ı hadîdlerdir kim bu kapu gûyâ yay-misâl bina olunan dîvârın tâ yay kabzası mahallindedir. Handak-ı arîzi üzre tahta cisr ile ubûr olunur. Her gece kal‘a neferâtları cisri zencîrler ile burc [u] bârûlar üzre dollâb ve makaralar ile çeküp kal‘a kapusuna sedd edüp kal‘a nehr-i Tuna içre gûyâ bir cezîre gibi kalır. Bu kal‘a kapusuna taşradan içre girerken kapunun solunda kemer altında bir azîm gürz-i pehlivânî maslûbdur. Ve sağ tarafında handak üzre âyende vü revendeye ârâmgâh olmak içün bir tahta binâ bir maksûre-i ra‘nâsı var. Ve bu kapudan içeri orta kapunun atebe-i ulyâsı üzre ay ve güneş tasvîrin üstâd-ı kâmil beyâz mermer üzre tahrîr etmiş. Hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmış. Sihr-i helâ şems [ü] kamer göstermiş kim bu felek-i atlasda eyle bir mâh-ı âfitâb resmin bir ressâm-ı kâmil kemâliyle etmemişdir kim gûyâ kamer bedr-i münîr olmuş, güneş âleme pertev urmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 118a ·
metinde göster ·
… ı tarîk Hazret-i Rıdvân Efendi anda medfûndur. Evkâfı metîn olmak ile âyende vü
revendeye
ve fukarâ-yı Halvetî ve Celvetî'ye ni‘meti mebzûldür. Ve,
Hacı Ömer Ağa tekyesi: Ağaçbâzârı kurbunda âsitâne-i Halvetî'dir. Pîşvâ-yı tarîk Hazret-i Rıdvân Efendi anda medfûndur. Evkâfı metîn olmak ile âyende vü revendeye ve fukarâ-yı Halvetî ve Celvetî'ye ni‘meti mebzûldür. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 159b ·
metinde göster ·
… li bir hân-ı azîmdir kim beş bin at ve katır ve deve alır kârbânsarây âyende vü
revendeye
mihmânsarây-ı hâne-i bî-minnetdir. Ve bu şâhrâhın yemîn ü yesârında kâmil üç yü …
Bu târîh câmi‘in şâhrâh üzre harem kapusunun atebesi üzre vâki‘ olmuşdur}. Ve bu câmi‘ hâricinde yüz yigirmi ocaklı, enderûn [u] bîrûnlu ve sahrâ-misâl vâsi‘ haremli ve müte‘addid harem kâ‘alı ve ıstabl-ı anterli bir hân-ı azîmdir kim beş bin at ve katır ve deve alır kârbânsarây âyende vü revendeye mihmânsarây-ı hâne-i bî-minnetdir. Ve bu şâhrâhın yemîn ü yesârında kâmil üç yüz aded kârgîr kemer binâ dekâkînlerdir kim cümle zî-kıymet eşyâlar anda mevcûddur. Ve bu sûk-ı sultânî içre bir hammâm-ı ibret-nümâsı vardır. Kapusundan câmekânına altı kademe taş nerdübân ile urûc olunur, câmekân-ı kebîrli ve müte‘addid halvetli âb u hevâsı ü binâsı hûb ve dellâkları mahbûb bir hammâm-ı mergûbdur. Ve tekyesi ve medresesi ma‘mûrdur. Ve bir dârü'l-it‘âm-ı dârü'z-ziyâfe imâreti vardır, hâlâ ilâ hâze'l-ân cemî‘i müsafirîne subh u mesâ ol matbah-ı Keykâvûs'dan her ocak başına birer bakır sini ile birer sahun pilav yahni mahlût ve bir tas çobra ve beş nân ve şem‘-i revgan ve bir şem‘dân verüp cemî‘i Müslim ü gebr ü tersâya mâh [u] sâl nimetleri mebzûldür. Ve her hayvân başına birer tobra yem dâ’imdir. Bu hizmetlere cânib-i vakfdan nâzırı dâ’imdir.Bu hânın muslukları ve câmi‘in âbdest muslukları dahi vakt-i şitâda ıssı sudur. Ve'l-hâsıl eyle hayrât-ı kavîdir kim ebniye-i ulyâları serâpâ rasâs-ı hâs-ı nilgûn ile mestûr bir hayrât-ı ma‘mûrdur. Şehrin Burgaz tarafı râhında şehrin hâric-i nehr-i (---) deresi üzre olan cisr-i musanna‘ bu hayrâtdandır. Ve niçe kahhâvî ve sâ’ir hâne ve hânedânlar dahi bu hayrâtdandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 169b ·
metinde göster ·
… var. Eğîl beğinin pederi Kaçar Beğ anda medfûndur. İmâretinde ta‘âmı âyende vü
revendeye
mebzûldur. Ve gâyet mahallinde binâ olunmuş ârâmgâh-ı kadîmdir. Cümle, merhûm s …
Menzil-i kasaba-i harâb Şerbetîn: Diyârbekir hâkinde, gâyet ma‘mûr imiş, hâlâ iki yüz hâneli ve bir câmi‘li ve bir hân-ı azîmli ve birkaç dükkân-ı muhtasarlı kasabacıktır. Ve bir tekye-i atîki var. Eğîl beğinin pederi Kaçar Beğ anda medfûndur. İmâretinde ta‘âmı âyende vü revendeye mebzûldur. Ve gâyet mahallinde binâ olunmuş ârâmgâh-ı kadîmdir. Cümle, merhûm sa‘îd ü şehîd Kaçar Beğ hayrâtıdır. Ve ahâlîsi cümle müselmânlardır. Bu mahalden (---)(---)(---) kal‘ası gâyet yakındır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 198b ·
metinde göster ·
… yokdur. Zîrâ cümle hânedânları bâbları meftûh olup dârü'z-ziyâfe gibi âyende vü
revendeye
ni‘metleri mebzûldur.
Mukaddemâ selefde Şeref Hân imâreti ve Hâtûniyye imâreti ve Hüsrev Paşa imâretleri imâr iken cemî‘i müsâfirîn ü mücâvirîne ni‘metleri mebzûl imiş. Hâlâ evkâfları harâb u yebâb olmağile mâh-ı Âşûra'da ve mâh-ı leyle-i Ramazân'da çobrası çıkar ammâ bunlara ihtiyâc yokdur. Zîrâ cümle hânedânları bâbları meftûh olup dârü'z-ziyâfe gibi âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 234a ·
metinde göster ·
… âğçeleri hâlâ imâristândır. Kavm-i Acem bu sultâna mu‘tekidlerdir. Ve âyende vü
revendeye
ni‘metleri mebzûldur.
eş-Şeyh Hazret-i Koçağa Sultân: Hazret-i Ebâbekir'e silsile-i zülâleleri müntehî olur tarîk-ı Hâcegânda ulu sultândır. Diyârbekir'de sâkin iken fâtih-i Bağdâd Sultân {Murâd} şehîd etdüği Rûmiyye şeyhi azîzin bu Koçağa Sultân ol Azîz-i şehîdin ecdâd-ı ızâmıdır. Azîz-i merhûm sene (---) târîhinde Acem bu Rûmiyye'ye istîlâ idince Azîz-i sa‘îd Diyârbekir'e hicret edüp âhir sene 1038 târîhinde Diyârbekir içre Murâd Gâzî elinde münâfıklar iğvâsıyla ma‘nûkan şehîd oldukları Diyârbekir ziyâretlerinde mufassal tahrîr olunmuşdur. Ammâ ol Azîz-i şehîdin ecdâdı koçağa sultân şehr-i Rûmiyye içre hâkisteri medfûndur. Hâlâ bir ulu âsitânedir. Cânib-i etrâfı gül-i gülistân içre bir tekye-i Hâcegândır kim üç yüz aded dervîşândan ziyâde fukarâları vardır. Ve sarâyları ve bâğ u bâğçeleri hâlâ imâristândır. Kavm-i Acem bu sultâna mu‘tekidlerdir. Ve âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296a ·
metinde göster ·
mebzûldür. En ednâ mertebe kimesneleri ve âlüfte vü âşüfte add olunan kimesnele …
Bây u gedâsının ni‘metleri âyende vü revendeye mebzûldür. En ednâ mertebe kimesneleri ve âlüfte vü âşüfte add olunan kimesneleri bile sâhib-i kanâ‘at olup ni‘metin yalnız yemezlerdir, zîrâ bi-emrillâhi Te‘âlâ halkı "Yâ Gânî" ismine mazhar olduklarından ol sıfat ile muttasıf olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 25a ·
metinde göster ·
… Pîrî Paşa'nın hayrât [u] hasenâtillâhıdır kim fî's-sayfı ve'ş-şitâda âyende vü
revendeye
birer bakır sini içre her âdeme birer tas şurbâ-yı gendüm ve birer nân-ı beyâz …
Ve cümle (---) aded hânlardır. Cümleden mezkûr Kara Pîrî Paşa hânı gâyet ma‘mûr vekâle-i mihmân-sarây-ı bî-minnetdir ve imâret-i dârü'z-ziyâfesi birdir. Ol dahi merhûm Kara Pîrî Paşa'nın hayrât [u] hasenâtillâhıdır kim fî's-sayfı ve'ş-şitâda âyende vü revendeye birer bakır sini içre her âdeme birer tas şurbâ-yı gendüm ve birer nân-ı beyâz ve her ocak başına birer dâne şem‘-i revgan ve her esb-i sabâ-sür‘at başına birer tobra alîk yem cânib-i vakıfdan mihmândârânlar getirüp müsâfirîne tevzî‘ ederler. Hakkâ ki hayrât [u] hasenât-ı azîmdir, rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 99a ·
metinde göster ·
… ı çok olmak ile matbah-ı Mesîhiyyesinde ni‘met-i uzmâsı çok tabh olup âyende vü
revendeye
ta‘âm-ı nefîsesi mebzûldür. Hattâ Lipul oğlu yeni beğ bu deyre üç bin altun nez …
Ve bu deyrin bir vâsi‘ haremi etrâfında yüz adedden mütecâviz tahtânî ve fevkânî papas ve kıssîs ve ruhbân hücrelerinde üç yüzden ekser bıtrîkler vardır kim riyâziyyât ile gûyâ Roma papası gibi kadîd-i mahz olup bed çehre olmuşlar, ammâ bu deyrin evkâfı çok olmak ile matbah-ı Mesîhiyyesinde ni‘met-i uzmâsı çok tabh olup âyende vü revendeye ta‘âm-ı nefîsesi mebzûldür. Hattâ Lipul oğlu yeni beğ bu deyre üç bin altun nezr gönderüp bir altun kandil gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106b ·
metinde göster ·
… okdur, ammâ kal‘adan taşra Mûsâ Paşa'nın bir mu‘azzam hânı vardır kim âyende vü
revendeye
ârâmgâh mihmân-sarâydır. Andan,
Bu kal‘a dâ’iren-mâdâr şekl-i murabba‘ ve çâr kulle ve cümle sekiz yüz adımdır. Derûn-ı hisârda yüz elli aded neferâtları ve dizdârı ve cebehânesi ve bir câmi‘i ve anbârları ve mehterhânesi var, ammâ sûk-ı sultânîsi ve gayrı imâretleri yokdur, ammâ kal‘adan taşra Mûsâ Paşa'nın bir mu‘azzam hânı vardır kim âyende vü revendeye ârâmgâh mihmân-sarâydır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 109b ·
metinde göster ·
… ler ve mekteb ve tekye ve bir imâret-i dârü'z-ziyâfe inşâ edüp cemî‘i âyende vü
revendeye
ni‘met-i nefîse-i bî-imtinânı subh u mesâ bay u gedâya mebzûldür.
Sene 958 târîhinde asr-ı Süleymân Hân'da Vezîr-i Sânî Ahmed Paşa fethidir. Ba‘dehû küffâr istîlâ edüp Sokollu Mehemmed Paşa fethidir. Ba‘dehû mürûr-ı eyyâm ile harâb u yebâb olup sene (---) târîhinde Köpürlü Mehemmed Paşa Yanova kal‘asın feth etdikde müceddeden bu kal‘ayı amâr edüp dizdâr ve elli aded nefer ve cebehâne koyup bir câmi‘ ve bir hân-ı azîm ve tevhâne ve mütevellîhâneler ve mekteb ve tekye ve bir imâret-i dârü'z-ziyâfe inşâ edüp cemî‘i âyende vü revendeye ni‘met-i nefîse-i bî-imtinânı subh u mesâ bay u gedâya mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 120a ·
metinde göster ·
… ır. Bezzâzistânı ve me’âkil-i imâreti yokdur, ammâ her hânedânlarında âyende vü
revendeye
ni‘metleri mebzûldür.
Medrese ve tekyeleri ve mektebleri ve müte‘addid hânları ve mahkeme kurbunda bir kesîf hammâmı var, ammâ çârsûsu azdır. Bezzâzistânı ve me’âkil-i imâreti yokdur, ammâ her hânedânlarında âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 168a ·
metinde göster ·
… ı aded mescidi ve bir azîm kârbânsarây hânı ve bir küçücük hammâmı ve âyende vü
revendeye
ni‘meti mebzûl imâreti var. Her gece hânın her ocak başına birer bakır sini ta‘ …
Mütevellîsi salb [u] siyâset sâhibi hâkimdir kim yüz elli âdem ile iner ve biner, maktû‘ü'l-kalem ve mefrûzü'l-kadem hükûmetdir, ammâ taşra varoşu sekiz yüz aded kiremitli ve tahta ve saz örtülü ma‘mûr varoşdur. Bir câmi‘i ve altı aded mescidi ve bir azîm kârbânsarây hânı ve bir küçücük hammâmı ve âyende vü revendeye ni‘meti mebzûl imâreti var. Her gece hânın her ocak başına birer bakır sini ta‘âmı ve âdem başına birer nânı ve at başına birer tobra at yemi cânib-i vakfdan cemî‘i kefere ve müslimîne ni‘meti mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 173b ·
metinde göster ·
… gâhın yigirmi bir guruş evkâfı olmak ile imâretinde ni‘met-i nefîsesi âyende vü
revendeye
mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl ni‘meti mebzûl olduğundan fukarâsı çokdur.
Bu dergâhın yigirmi bir guruş evkâfı olmak ile imâretinde ni‘met-i nefîsesi âyende vü revendeye mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl ni‘meti mebzûl olduğundan fukarâsı çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68a ·
metinde göster ·
… erba‘asındaki cümle dağlardaki bâğlar bu tekyeye vakf olunmuşdur kim âyende vü
revende[ye]
ni‘meti mebzûldur. Merhûm Şeyh Hamza Baba, Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân musâh …
Bu tekyenin cânib-i erba‘asındaki cümle dağlardaki bâğlar bu tekyeye vakf olunmuşdur kim âyende vü revende[ye] ni‘meti mebzûldur. Merhûm Şeyh Hamza Baba, Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân musâhibi ve meşâyihlerinden olup kal‘a-i İzvornik muhâsarasında mevcûd bulunup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168a ·
metinde göster ·