gemir edüp bir baş on pâre kalyonlara ve on pâre balkarmata kadırgalara cümle g …
Hemân beriden iki yüz pâre firkate ve kayıklar içre Okmeydânı'ndan gelen guzât-ı müslimîn gemilere girüp salpa demir, avanta kürek, ribaça gemir edüp bir baş on pâre kalyonlara ve on pâre balkarmata kadırgalara cümle guzât-ı müslimîn zenbûr-ı asel, kovana üşer gibi üşüp kıçdan ve başdan ankebût-vâr resenbâzlık edüp kâfir keştîlerine mâl-â-mâl olurlar. Küffâr ise emn [ü] emâna dâhil olduk, bunlar istikbâlimize geldi zan edüp aslâ dest-dırâzlık etmeyüp âsûde dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 27b ·
metinde göster ·
… bu Hâsköy mezârlıkları kurbünde ine Ayazma nâm bir ayn-ı zülâl vardır, mahmûm-ı
riba‘a
mübtelâ olan âdem yedi kerre nûş edüp gasl etse ısıtmadan halâs olur. Rûm tâ’if …
Ve bu Hâsköy mezârlıkları kurbünde ine Ayazma nâm bir ayn-ı zülâl vardır, mahmûm-ı riba‘a mübtelâ olan âdem yedi kerre nûş edüp gasl etse ısıtmadan halâs olur. Rûm tâ’ifesinin ziyâretgâhlarıdır. Hakîrin âlem-i aşkda olduğu mahalde bir cum‘aertesi gecesi bu mahaldeki Yahûdî mezârlığı içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124a ·
metinde göster ·
… kapudan filandıra kaldıralım. Top atup askeri cem‘ edüp salpa demir edüp avanta
ribaçse
ve tente fora ve sök yelken edüp alarka deryâda yatalım, yâhûd orsa poça ve bur …
Melek Ahmed Paşa kalyonun kapudanı Kapudan Alî Paşa'ya "Gel kapudan filandıra kaldıralım. Top atup askeri cem‘ edüp salpa demir edüp avanta ribaçse ve tente fora ve sök yelken edüp alarka deryâda yatalım, yâhûd orsa poça ve buruna ve baba finko yelken kullanup deryâda volta uralım. Olmaya illâ hayr" deyü gemici ıstılâhâtlarıyla niçe gûne elfâz-ı keştîbân tekellüm edüp aslâ bu kelâma Kapudan Alî Paşa gûş dutmayup bu nasîhat-âmîz kelâmları gûşına menkûş etmeyüp "Bre balıkçı! Venedik küffârı ne olsa gerek?" deyü mağrûrâne niçe kelâm-ı nâ-pûhte söyler. Âhir ale's-seher "Küffârın donanması, bre geldi!" deyince cümle asker taşra, cümle gemilerin askerin cem‘ etmeğe iktidârları olmayup salpa demir etmeden niçe bin lenger hadîdlerin halat ve palamar ve gimana ve cankurtaranlarına balta urup demirler deryâda kalup deryâya çıkalım derken cümle bizim keştîler biri biri üzerine düşüp hırâş-ı cân çekmede iken küffâr gemileri bizim donanma içine girüp cenge âğâze edüp deryâda demir üzre yatan galyon ve Cezâyirli ve altı pâre mavunalarımız kâfiri ortaya alup topa tutulmış maymuna döndürüp kâfirden yedi pâre gemi gark olup elli pâre gemi bizden karaya düşüp bâkî kalan askerleri dahi karaya dökülüp beğ gemileri ve Cezâyir gemileri ve sâ’ir kalyonlar küffâr ile kal‘a-i Nakşa ve Berre altında kâmil yedi sâ‘at-i nücûmî ceng ede ede vâlide kalyonu ve Melek Paşa kalyonu ve Ereğli kalyonunda Mustafâ Forsa Kapudan kalyonu içre Anadolu Vâlîsi Abaza Ahmed Paşa kâfiri ortaya alup bir ceng [ü] savaş-ı perhâş ederler kim gûyâ ceng-i Ayamavra'dır. Küffâr münhezim olmuşken Duka ve Malta ve Papa ve Mesina ve Korsika ve Sardalya ve Alakorna gemileri zede vü büve yememiş kırk pâre gemiler, Âl-i Osmân donanmasının nısfı karaya düşmüş, nısfı yedi sâ‘at ceng etmiş bî-tâb u bî-mecâl gemiler içre Malta gemileri girince Venedik küffârları taze cân bulup üç sâ‘at dahi ceng-i azîm edüp ibtidâ deryâ beğleri firâr edince ba‘dehû galyonların her biri birer taraf deyüp pârekende ve perîşân olup Varna'da binâ olunan burunsuz kalyon bir gicede cezîre-i Girid'de Hanya'ya düşer. Kimi Rodos'a, kimi Nakşa ve Berre ve Foça ve İşkatoz'a ve Hereke ve İliye ve Zacca ve Darahıyye ve İstanköy'e ve Sakız'a ve Midilli'ye düşüp her biri bu zikr olunan kal‘alara düşüp cân kurtarırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97b ·
metinde göster ·
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… başlarına geldi. Ba‘dehû anı gördük. Sarâyburnu'ndan Bostâncıbaşı kayığı yalpa
ribaçsa
diyerek akındıya karşu fırışka kürek çekerek ra‘d gibi gelüp kimi dûrbînli ve k …
Vakt-i zuhr oldukda efendimiz Melek Ahmed Paşa bâzûların sığayup tecdîd-i vuzû‘ etmeğe hücreden taşra çıkmak murâd edindikde bu kadar a‘yân-ı devlet huzûrunda hemân Cehennem Bölükbaşı nâm şâkî sa’îr-i benâm bir zişt-rûy-ı bed-likâ başında demir tuğulkasıyla ve eğninde Dâvûdî zırhıyla ve kemerinde altı aded tabancalı tüfengiyle ve zahrında Haleb kalkanıyla gûyâ bu bir ayaklı cebehâne âdem ejderhâsı idi. Hemân bu habîs u iblîs-i pür-teblîs kapunun önüne gerilüp "Koca Melek Paşa benim kağan arslanım İpşir Paşa hünkârdan sağ esen gelmeden sen kande gidersin" dedikde Paşa-yı halîm ü selîm eydür "Namâz vakti oldu. Bir âbdest alıp ibâdet edelim" dedikde "Benim İpşir'im hünkârınıza gitdi. O sağ gelmezse ben sana âbdestler vereyim ki secdeyi gûrhânede edesin" dedi. Paşa tebessüm edüp yine taşra çıkmağa murâd edinince "Bre paşa otur" deyince hemân paşa-yı gayyûra gayret ve hamiyyet-i vezâret el verüp var kuvveti bâzûya getirüp ol Cehennem Bölükbaşı'ya bir tabanca-i Melek urdu kim tabanca darbından belindeki tabancalı tüfenkleri yire dökülüp başından demir tuğulkası düşünce paşa dal-hançer olup bu kadar haşerât içre Bölükbaşı'nın başına (başına) hançer kabzasıyla beş altı yerde zahmdâr edüp Bölükbaşı'nın başından ve burnundan 179b kan tüfenklerinden atılır gibi hûn-feşân olup Cehennem Bölükbaşı yüzü üstüne düşüp bi-emri Hayy [u] Kadîr sar‘a dutunca cümle sekbân haşerâtları "Hayy ser-çeşmemiz uruldu" deyü paşa üzre hücûm edince İpşir'in cümle Abaza ve Çerkes iç ağaları paşayı himâyeye alup paşayı güç ile zabt u rabt etdiler. Cehennem Bölükbaşı'yı cehennem zebânilerine teslîm edüp koltuğuna girüp taşra sürüdüler. Cümle huzzâr-ı meclisler Melek Paşa'nın ol sarıca haşerâtları izdihâmında böyle cür’et etdiğine engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Yine Melek Paşa aslâ tetiğin bozmayup cemâ‘at-ı kesîre ile hakîr imâmet edüp salât-ı zuhru edâ etdik. Ba‘dehû anı gördük, Sarâyburnu'ndan bir kayık zâhir olup Yıldırım gibi Kurşumlu Mahzen tarafına revâne olup kayık içinden bir mızrak üzre bir beyâz bayrak âşikâre olup cümle İpşir'in iç ağaları ona nazar edüp "Hamd-i Hudâ efendimiz sağdır. İşte ak bayrak kaldırdılar ve kayık yukaruya gidüp buraya gelse gerek. Eğer Sarâyburnu'ndan aşağı kayık gidüp kırmızı bayrak açsalar paşayı pâdişâh öldürmesi alâmeti idi. Paşa buradan hünkâra giderken eyle müşâvere oldu idi, şükür paşa sağdır. Üsküdar âteşe yanmadan halâs oldu" deyü her bir içağaları birer vezîre ve birer a‘yâna bu alâmet-i müşâvereden haber verüp Şâmîzâde'nin ve bizim Kudde Kethüdâ'nın ve Moralı defterdârın reng-i rûyları la‘l-gûn olup akılları başlarına geldi. Ba‘dehû anı gördük. Sarâyburnu'ndan Bostâncıbaşı kayığı yalpa ribaçsa diyerek akındıya karşu fırışka kürek çekerek ra‘d gibi gelüp kimi dûrbînli ve kimi kuvvet-i basarlı kayığa nazar edüp "El-hamdülillah paşa sağ esendir" deyü şâdımân oldular. Anı gördük, kayık Salacak iskelesine gelüp yanaşup cümle halk istikbâline varup kimi koltuğuna girüp sarâya getirirlerdi. Melek Ahmed Paşa yerinde sâbit-kadem olup İpşir Paşa sarâyına kadem basınca Melek Paşa karşu çıkup İpşir bir gül-i pembe semmûr giyüp paşamız anın koltuğuna girüp "Hayr makdem bîrâder, elhamdülillah, evvel ve âhir olacağı bu idi, hoş geldin" deyüp içeri havzlı odaya İbşir girerken "Bu yatan âdem nedir" deyü su’âl etdikde "Sultânım Melek Ahmed Paşa karındaşın Cehennem Bölükbaşı kulunuzu urup mecrûh etti" deyince "Cehennemdir, cehenneme kaldırın, cân ber-cehennemest" deyüp bizim paşa ile muhabbet üzre görüşüp eydür "Vallahi birâder, eğer sen bana karşu istikbâle gelmesen zâlim İslâmbol halkı beni güc ile Celâlî ederlerdi. Hâşâ ben o fesâdı kabûl etmezdim, ammâ bed-nâm olurdum. Allah senden râzî ola. Senin bana va‘z u nasîhatinden ziyâde sa‘âdetlü pâdişâh bana ikrâm edüp yemîn billahlar edüp "Benden emîn ol!" deyü bu cevâhir hançeri ihsân eyledi. Ben dahi sana in‘âm edem, kabûl eyle birâder" deyü hançeri paşaya verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 179a–179b ·
metinde göster ·
… pür-melâli görüp hemân baş hatmanları bayrak haçın kaldurup hemân "Avanta" deyü
ribaçsa
urarak göz karardup bizim tarafımızı özleyüp bir yaylım kurşum urup karaya çıkd …
Deryâda olan Kazaklar kayıklar içre bu hâl-i pür-melâli görüp hemân baş hatmanları bayrak haçın kaldurup hemân "Avanta" deyü ribaçsa urarak göz karardup bizim tarafımızı özleyüp bir yaylım kurşum urup karaya çıkdılar kim karada kalan refîklerin halâs edeler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29b ·
metinde göster ·
… Beğ ve Hüsâmoğlu ve'l-hâsıl on pâre forsa palpa kadırgalar "Salpa demir avanta
ribaçsa
" deyüp akındı ile ra‘d-vâr şakıyarak gidüp şaykaya ol mahalde yetişdiler kim üç …
"Bire şu kâfirleri bizim donanma gemileri karşulayup şaykayı kurtarsınlar" deyince, azamet-i Hudâ tarfetü'l-ayn içre Maryoloğlu Mustafâ Paşa ve Memi Paşazâde Mahmûd Paşa ve Abdülkâdir Paşa ve Eğribozlu Köse Alî Paşa ve Maryoloğlu Hasan Paşa ve Durak Beğ ve Hüsâmoğlu ve'l-hâsıl on pâre forsa palpa kadırgalar "Salpa demir avanta ribaçsa" deyüp akındı ile ra‘d-vâr şakıyarak gidüp şaykaya ol mahalde yetişdiler kim üç pâre küffâr gemisi ileri varup şaykayı alma sadedinde iken bi-emr-i Hayy-i Kadîr eyyâm serdimend olup gerüdeki ve ileride üç kâfir gemileri bî-tâb ü bî-mecâl kaldıklarında hemân bizim on pâre aleste gemilerimiz avanta edüp üç pâre kâfir gemisine amân u zamân vermeyüp huzûr-ı pâdişâhîde sarılup bir sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm ederken gerüden on pâre kadırga dahi bizden imdâda varınca anlar üç pâre kâfir gemilerin feth edüp ve mezkûr şaykayı yedeğe alup küffâr gemilerinin alem-i salîbe peykerlerin ser-nigûn edüp cümle kefereleri selâsil-i ağlâl ile pâ-beste ve dil-haste bir azîm şâdumânî ile huzûr-ı pâdişâhîye getirilüp cümle beğlere ve paşalara birer hil‘at-i fâhire ve Kapudan Köse Alî Paşa'ya bir semmûr lipâçe ihsân olunup cümle Fireng esîrlerin küreğe komak fermân olunup kâfir gemilerin limanda hıfz etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 93a ·
metinde göster ·
… eleri âsân, ammâ su ile baş yukaru çıkmak müşkil olup cümle küffâr küreğe girüp
ribaça
urarak firâr ederlerken hikmet-i Hudâ rûzgâr-ı zorkâr bu kâfir firkatelerin kar …
Hikmet-i Bârî vakt-i Şâfi‘îde cemî‘i asâkir-i İslâm hâb-ı râhatda iken nehr-i Tuna üzre bir top u tüfeng sadâsı istimâ‘ olunca derûn-ı askerden bir Allâh Allâh âğâzesi olup tarafeynden cenge 29a başladılar. Meğer küffâr-ı hîlekâr gece ile on iki pâre pür-silâh âteş-pâre firkateler ile şeb-i zulmetde gelüp asâkir-i İslâmın haymelerin Tuna kenârında toplayup niçe at ve âdem helâk [ve] mecrûh edüp yine firâr ederken su akındısı ile gelmeleri âsân, ammâ su ile baş yukaru çıkmak müşkil olup cümle küffâr küreğe girüp ribaça urarak firâr ederlerken hikmet-i Hudâ rûzgâr-ı zorkâr bu kâfir firkatelerin karşulayup bir kırat gidemediklerinde hemân Sadrıa‘zam Üstürgon kapudanı firkatelerine asker doldurup ve gayri gemileri kezâlik leşker ile pür edüp gemileri karadan âdem deryâsı ipler ile ve atlar ile çekerek gitmede ve yine Üstürgon tarafı karasından Kanbur Mustafa Paşa ve Defterdâr Hüseyin Paşa şâhî toplar ile kâfiri kovmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 28b–29a ·
metinde göster ·
Hemân şaykadan guzât-ı müslimîn sandallar ile deryâdan küffârları alup şaykaya çıkarup iki kâfir kalyonları içre guzât-ı müslimîn girüp kılıç ururken biz dahi beri tarafda atları firkateden taşra çıkarup "avanta" diyerek üzerlerine imdâda varırken gerüden ibtidâ alınan şaykayı altı pâre kalyon bırağup tarfetü'l-ayn içre üzerlerine gelirken bir firkate büyük şaykaya yetişüp içine imdâd girdik. Ne gördük cân u kan Ceyhûn-vâr revân olmuş. Fî'l-hâl cümle guzât-ı müslimîn küffâr kalyonlarında meşveret edüp büyük şayka askeri küffâr gemilerinden yedi sundûk guruş ve niçe yüz silâh makûlesi eşyâlar ve yigirmi altı mahbûb Freng oğlanı ve yetmiş beş esîr ve niçe kelepür makûlesi eşyâların zî-kıymetlerin şaykaya taşıyup ve küçük kalyonun kapudanın yaralı bulup otuz Freng mahbûbu ile tarfetü'l-ayn ile şaykaya doldurup fi'l-hâl şaykayı bizim firkateye yedeğe alup cümlemiz küreğe girüp dîn aşkına eyle ribacsa çekmedeyüz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y112a ·
metinde göster ·