Ve kal‘a-i İslâmbol dâ’iren-mâdâr kâmil on sekiz mîl ihâta eder şekl-i müselles bir kal‘a-i bî misâldir. Bir köşesi cânib-i kıbleye mevzûn Yedikulle'dir, bir köşesi cânib-i şimâle nâzır Sarâyburnu'dur. Bir köşesi cânib-i garb ile yıldız rûzgârı mâbeynine nâzır Ebû Ensârî kapusu köşesidir. Ve Kostantîn Ciniviz kıralından kız alup karâbet takrîbiyle kırala ruhsat verüp İslâmbol Halîc'inin şimâl cânibinde Galata nâm kal‘ayı Ciniviz kıralı dörd oğluna dörd kal‘a birbirine muttasıl hisâr-ı azîmler binâ etdi kim her biri birer hasîn-i üstüvârdır. Lisân-ı Yûnân'da "gala" süde derler. Mukaddemâ Kostantîn'in südhânesi olup cümle sağmal hayvânâtları anda durduğiyçün Galata derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14a ·
metinde göster ·
verilüp cümle deryâ beğleri ve kapudan paşa dahi anın re’y [ü] tedbîriyle sefer …
Hâss-ı vezîr kapudan paşa on iki kerre yüz bin ve yedi yüz akçedir. Bundan tâ Tarabulus paşası hâssına varınca yüzer akçe birbirinden nâkısdır. Ammâ Süleymân Hân asrındaki serdâra küffârdan intikâm almak içün ruhsat verilüp cümle deryâ beğleri ve kapudan paşa dahi anın re’y [ü] tedbîriyle sefer eşerdi ve cümle deryâ paşaları üzre takaddüm ederdi, andan yoluyla gelüp Hayreddîn Paşa gibi kapudan olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 50a ·
metinde göster ·
… olur. Esnâf-ı habbâzân tâ bu mertebe muhteşemâne dârât [u] azemetle alay etmeğe
ruhsat
verilmişdir.
Bunların ardı sıra Âl-i Osmân'ın on ikişer kat mehterhâne-i azîmi ve yigirmi çift beyâz şütürler üzre seksen aded kös-i hâkâniyânlara darblar urup ubûr etdüklerinde gulgule ve velvelesinden istimâ‘ eden benî âdemin beynisi mağzı ağzından çıkup görmeyen âdem dem-beste olur. Esnâf-ı habbâzân tâ bu mertebe muhteşemâne dârât [u] azemetle alay etmeğe ruhsat verilmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161b ·
metinde göster ·
Hazret ol sancakdan gayrı sûrete ve tasvîr [u] put yazmağa ruhsat vermemişlerdir. Ammâ Rûm nakkâşları zâde-i tab‘larından yine dîn-i İslâmın şân [u] şöhret şevketleriyçün Hazret-i Hamza-i bâ-safânın Zûpîn ile atlar üzre ceng [ü] cidâl sûretlerin âlât-ı silâha müstağrak olup Zûpîn'i kayd [ü] bend edüp Hamza gâlib olup sûretin yazarlar kim gûyâ zî-rûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… ülûk içün sûrnâ ve boru ve tabl ve deff [ü] kudüm ve nây ve rebâb çalmağa sehel
ruhsat
vermişlerdir kim sâz [u] söz sevdâyı mahv edüp def‘-i gam eder. Teferrüc ve mah …
Ammâ mülûk içün sûrnâ ve boru ve tabl ve deff [ü] kudüm ve nây ve rebâb çalmağa sehel ruhsat vermişlerdir kim sâz [u] söz sevdâyı mahv edüp def‘-i gam eder. Teferrüc ve mahbûb-ı cemâl, hukemâ kavlince kalbin âyînesin jeng-i gamdan mücellâ edüp âdemi tâze cüvân eder. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206b ·
metinde göster ·
… ek bir hay-huy fasıl ve helvâ sohbetleri olup Hüseyn-i Baykara fasılları etmeğe
ruhsat
verilmişdir, ammâ şarâb işreti memnû‘dur.
Bu kulleler cümle şehrin içindeki sahrâlarda kırk ellişer aded balyemez toplu kullelerdir kim her birinde yigirmi âdem sığar kullelerdir. Ve cümle (---) mazgal delikli dirseklerdir kim her biri birin korudurlar ve sûr-ı Bağdâd'ın etrâfında cümle yigirmi dörd bin bedendir kim kerrât ile hisâb olunmuşdur. Hîn-i muhâsarada her bedende ikişer tüfeng-endâz lâzımdır. Tâ bu mertebe bârû-yı azîmdir ve her gice bu bedenler üzre sekiz bin âdem tâ vakt-i sabâha dek "Allah yekdir yek!" deyüp nevbet beklerler. Ve her şeb-i yeldâda kırk ağa pür-silâh kol dolaşup hâb-ı gafletde yatan pâsbânlara yüzer aded deste çub urup ta‘zîr eder, pür-silâh âmâde bulunan nigehbânlara ihsân edüp her şeb şehrin cemî‘i zurefâları çeng ü çigane ve sâz u söz ve mutrıbânlarıyla kal‘a bedenleri üzre varup sabâha dek bir hay-huy fasıl ve helvâ sohbetleri olup Hüseyn-i Baykara fasılları etmeğe ruhsat verilmişdir, ammâ şarâb işreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 340b ·
metinde göster ·
… nra bin pâre gemiyle Girid ve Malta üzre sefer edüp ba‘de'l-feth [ü] futûh kula
ruhsat
verüp artık sefer lafzın anmayup niçe zamân bu devletde seninle ber-devâm oluru …
Burnâz-ı pürnâz u kurnaz müftî eydir: "Bire Harem-i Hâs'da birkaç kişiyle bir olup Sultân Murâd'ın cem‘ etdiği çilhâne hazînesin açdırup cümle kula cülûs in‘âmı ve mâhiyye kul mevâciblerin verdikden sonra bin pâre gemiyle Girid ve Malta üzre sefer edüp ba‘de'l-feth [ü] futûh kula ruhsat verüp artık sefer lafzın anmayup niçe zamân bu devletde seninle ber-devâm oluruz" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 18a ·
metinde göster ·
… kadar tevâbi‘ât ü levâhikâtlar ederse eğer kefere ve eğer müslim eder ol kadar
ruhsat
verilmişdir, zîrâ mansıb-ı âlîdir. Beğine beher sene sekizer bin kîse-i Rûmî ve …
Bunlardan mâ‘adâ ne kadar tevâbi‘ât ü levâhikâtlar ederse eğer kefere ve eğer müslim eder ol kadar ruhsat verilmişdir, zîrâ mansıb-ı âlîdir. Beğine beher sene sekizer bin kîse-i Rûmî ve iki bin kîse hedâyâ ve iki bin kîse zehâyir hâsıl olup İslâmbol'un erbâb-ı dîvân vüzerâ ve vükelâların ganîmet eden bu Boğdan ve Eflâk diyârıdır. Hakîr bu diyârların ahvâllerine eyle muttali‘ olmuşumdur kim bu Boğdan ve Eflâk mansıbları Bağdâd ve Mısır'dan mahsûldârdır, ammâ kefere beğlerine mahsûs olmuş bir mansıb-ı cevrdir. Hudâ-yı Lem-yezel Âl-i Osmân vüzerâlarına nasîb eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 105b ·
metinde göster ·
… ra meclisi etmededirler, zîrâ bu şehir yeni feth olmağile hâkimü'l-vakt halkına
ruhsat
ve imhâl vermişlerdir. Anıniçün bu şehir günden güne ma‘mûr olup sâ’ir livâ ve …
Ve her gaytân-ı cinânda gûnâ-gûn meyvedâr nahl-i mevzûnlardan mâ‘adâ bî-hadd ü bî-kıyâs bîd-i ser-nigûnlar kenâr-ı cûya vâki‘ olup nehr-i Kiriş üzre saya salup gûyâ hıyâbân-ı Acem olduğundan mâ‘adâ ol dıraht-ı ser-nigûnlerin zıll-ı himâyesinde cümle ahâlî-i vilâyet meclis-be-meclis Hüseyin Baykara meclisi etmededirler, zîrâ bu şehir yeni feth olmağile hâkimü'l-vakt halkına ruhsat ve imhâl vermişlerdir. Anıniçün bu şehir günden güne ma‘mûr olup sâ’ir livâ ve kurâ vü kasabâtlardan re‘âyâ vü berâyâ gelmededirler ve henüz bir hammâmı var ve Kiriş nehri üzre ağaç köprü başında Köpürlü oğlu Ahmed Paşa bir hân-ı azîm inşâ edüp kiremit ile mestûr ve ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 122b ·
metinde göster ·
… r ehl-i şer‘ yanında zünnâr kuşak harâm ise, anlara lâzım olduğundan ol kadarca
ruhsat
verilmişdir. Ve bellerinden aşağı bolca beyâz dimiden şalvar geyüp kırmızı çuka …
Ve cümle ancak iki silâhları var. Bir kılıç ve bir çakmaklı tüfeng. Aslâ fitilli tüfengleri yokdur. Ancak bir yaylım tüfeng atup, "Allâh Allâh" deyüp dal kılıç olup girişirler. Ya alışırlar, ya verişirler, yâhûd barışırlar. Cümle piyâde şehbâzlardır, ammâ her birine at yetişmez ve taşlık diyâr olmağile at işlemez ve esbâbları cümle kırmızı pırankona çuka daracık bağır yelekleri geyüp göğüslerinde birer vukıyye gümüş halkaları var ve kuşakları ekseriyyâ zünnâr ta‘bîr etdikleri teybend kuşakdır. Gerçi harâmdır, ammâ kâfirleri esîr etdiklerinde anınla bağlarlar ve bir kuyudan su çekseler kuşağile çekerler ve niçe gâzîler esîr olup kuşağın kemend edüp kâfir kal‘alarından firâr etmişlerdir. Hulâsa-i kelâm eğer ehl-i şer‘ yanında zünnâr kuşak harâm ise, anlara lâzım olduğundan ol kadarca ruhsat verilmişdir. Ve bellerinden aşağı bolca beyâz dimiden şalvar geyüp kırmızı çukadan kopçalı daracık serdelye(?) geyüp ayaklarına bir gûne nâzük çarık geyerler kim ol sengistânda her biri ceyrân gibi sekerler. Ve başlarına yine kırmızı çuka Hırvad arakıyyesi geyerler. El-hâsıl hakkâ ki cüst u çâpük u çâlâk Amr-ı Ayyâr-vâr sâhib-i ayâr yiğitlerdir. Bu gâzîler ile bu serhadlerde hüsn-i ülfet edüp zahîre-bahâ içün bu mücâhidîne aslâ zulm [u] ta‘addî etmeyüp kendü rızâlarıyla paşaya verdiklerin alup hakîr içün ücret-i kadem bir şey almadım. İllâ alâ tarîki'l-hedâye ba‘zı tüfeng ve kılıçlar alup rızâlarıyla kabûl edüp refîkler alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 157a ·
metinde göster ·
… ar ise cümlesin asâkir-i İslâm'a arabalarıyla tevzî‘ edüp bu mahalde krala izin
ruhsat
verilüp eğnine bir semmûr kür[k] geydirilüp bâkî kalan bin kîse mâlı evvel bahâ …
Hemân Âsaf-ı Berhayâ-yı müdebbir bu mahalde kral askerinin ne kadar bin araba zahîreleri var ise cümlesin asâkir-i İslâm'a arabalarıyla tevzî‘ edüp bu mahalde krala izin ruhsat verilüp eğnine bir semmûr kür[k] geydirilüp bâkî kalan bin kîse mâlı evvel bahârda kral ta‘ahhüd edüp ahd [ü] mîsâkdan sonra kral cümle vüzerâ ve vükelâlar ile vedâlaşup geriye döndü. Andan 7 sâ‘at gidüp nehr-i Velat'ı geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 31a ·
metinde göster ·
verüp "Sem‘an ve tâ‘aten" deyüp cümle ayyârân-ı dûzdânlar nısfu'l-leyle âmâde o …
"Göreyim sizi ne tedârikler edüp şunları gece yarısında nice gâret edüp her tarafdan nice şeb-hûnlar edüp orduların gâret ederek nice rahne verirsiz göreyim sizi" deyüp cümle harâmzâde dûzdânlara ve zehr-i mârdan kattâl harâmîlere ruhsat verüp "Sem‘an ve tâ‘aten" deyüp cümle ayyârân-ı dûzdânlar nısfu'l-leyle âmâde olduklarında hikmet-i Hudâ kal‘a dizdârında mahpûs olan harâmîlerden beş on dâne kebîrlerin çıkarup bizi gârete âmâde olduklarında hemân dizdâr ağa-yı sâhib-i îmân bu haberden âgâh olup bize merhameten bir garîb ü dil-nüvâz ü maslahat 187a güzâr âdem ile nihânîce bu hakîre haber gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186b–187a ·
metinde göster ·
Ez-în-cânib yine sadede rücû‘ edelim. Gerçi bu Eflak vilâyetin ibtidâ Yıldırım Bâyezîd Hân feth etdi, ammâ Süleymân zamânında ziyâdesiyle amâr olup beğlerine rağbet edüp Mora paşası pâyesiyle iki tuğlu ve sancağ u bayrak ve yedekleri ve mehterhâneleri ve mataracıları ve tüfengcileri ve şâtırları 101b ve emîr-i âhûru ve bâzâra gideni ve altı nefer çukadârları ve altı aded sarrâcları ve bir dîvân efendisi ve onar aded sekbân bölükbaşıları cümle taraf-ı pâdişâhîden müselmân kimseler verdiler. Tâ bu mertebe Eflak ve Boğdan beğlerine ruhsat verilip ilâ mâşâallâh cümle beğler ile muhteşemâne Süleymân askerleriyle kefere beğleri hükm-i hükûmât edüp mâl-ı pâdişâhîyi tahsîl eder. Kendü kendine tahammülüne göre her ne kadar tarabans nâm ne kadar piyâde tüfengli asker yazarsa kendi bilir, ammâ hâlâ kânûn üzre sancakları ardında Âl-i Osmân mehterhânesi çalar, önü sıra alarkada keferelerin Efrâsiyâb boruları ve tablları çalınur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 101a–101b ·
metinde göster ·
Bu ulemâların izn-i şerîfleriyle cümle kavm-i Tatar at eti yerler. Hattâ Ebû Hanîfe ki Nu‘mân bin Sâbit'dir kim İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdemdir, anların kavl-i şerîfi üzre at eti yemek mekrûhdur, zîrâ [at] âlet-ı gazâdır, at yemeğe ruhsat verilse ihtimâldir atlar inkırâz bula. Ammâ İmâm Mâlik katında kerâhet tahrîmîdir. Lâkin İmâm Şâfi‘î ve İmâm Hanbel kavlleri üzre helâldir, zîrâ anlar Hazret-i Risâlet'den bu hadîs-i şerîfi sened edinmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108a ·
metinde göster ·
Ve hânlar iki tuğlu ve iki sancağ u bayraklı ve yedişer kat mehterhâne çalmağa
ruhsat
verilmiştir, ammâ kendülerinin askeri önünde ecdâdlarından kalma tarz-ı Efrâsiy …
Ve hânlar iki tuğlu ve iki sancağ u bayraklı ve yedişer kat mehterhâne çalmağa ruhsat verilmiştir, ammâ kendülerinin askeri önünde ecdâdlarından kalma tarz-ı Efrâsiyâbî boruları ve tarz-ı Cemşîdî sû[r]nâ ve tablları döğülür. Hakkâ ki azîm vezni üzre hâzır-bâş askere mâlikdir kim ne seyishâne ve ne bârhâne ve ne kilar ve ne matbah ve ne araba ve ne deve ve ne katâr u mehâr ve ne top ve ne tüfeng ve ne hayme ve ne hargâh-ı bâr [u] büngâhdan bir nişân olmayup hemân seksen bin aded salt atlı sadaklı ve savatlı ve elleri şıdaklı askerin altı kerre ve yedi kerre yüz bin atları ve alaşaları koş koş cümle atlar[ı] birbirlerinin kuyruklarına bağlayup her koşda, ya‘nî yüz adımda bir hoşçı nâm kazanları bir bârgîr üzre tokmak kayışlarıyla bağlı olup ve birkaç bârgîrler üzre koyun ve keçi derileri içre yüz(?) pastırması, ya‘nî kavrulmuş darı ve keşkurutları var, gayri me’kû[lâ]tları yok bir alay Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikârlardır kim dâ’imâ mu‘tâdları budur kim on konak yeri bir günde alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 125b ·
metinde göster ·
… rver ve güzîde asker beslemeğe ve her câniblerinde düşmanlarıyla savaş eylemeğe
ruhsat
verirler, zîrâ bu diyârda hüküm "Hâzâ hükmü kitâbillâh" diyen ulemâlarındır. Ha …
Ulemâ-yı Dağıstân "Eş-şöhretü âfetün" deyü pâdişâhlarına dârât etdirmezler, ammâ hemân adl [ü] adâlet eyleyüp re‘âyâ-perver ve güzîde asker beslemeğe ve her câniblerinde düşmanlarıyla savaş eylemeğe ruhsat verirler, zîrâ bu diyârda hüküm "Hâzâ hükmü kitâbillâh" diyen ulemâlarındır. Hattâ mezâhib-i erba‘a şeyhülislâmları pâdişâhlarının üst yanlarında otururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 161b ·
metinde göster ·
verüp yine rûz merre azîm ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl olup bir yanında kal …
"Eyle olsun" deyüp kâfire ruhsat verüp yine rûz merre azîm ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl olup bir yanında kal‘a tabyaları üzre beyâz vere bayrakları ve bir yanından kâfirler ve müselmânlar içeriye ve taşraya girüp çıkmada, yine germâ-germ ceng-âşûb olup bu kadar âdem şehîd olmada. Cümle âlem halkı âlem-i hayretde kalup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 302b ·
metinde göster ·
… neler ve cümle yigirmi aded bozahânelerdir kim kân-ı levendâtdır. Bunlara sehel
ruhsat
verdiler kim askerî tâ’ifesine ârâmgâh ola, ammâ meyhânelere izin verilmedi.
Ve cümle altmış sekiz aded kârgîr mahzenler ve cümle on aded kahvehâneler ve cümle yigirmi aded bozahânelerdir kim kân-ı levendâtdır. Bunlara sehel ruhsat verdiler kim askerî tâ’ifesine ârâmgâh ola, ammâ meyhânelere izin verilmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 316a ·
metinde göster ·
… r ve hücrelerde meks edüp ayş [ü] işret etsinler" deyü destûr-ı şâhî sâdır olup
ruhsat
verilmişdir.
Ve Tire şehrinin a‘yân [u] eşrâfının destlerine Y 79a hatt-ı şerîf verüp "Her sene Nevrûz-ı Hârezmşâhî'de cümle a‘yân-ı vilâyet bu Balbınarı'na gelüp üç ay hayme [vü] hargâhlarıyla gelsinler ve hücrelerde meks edüp ayş [ü] işret etsinler" deyü destûr-ı şâhî sâdır olup ruhsat verilmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y78b–Y79a ·
metinde göster ·
Ve şürefâların tuğ ve sancağı yokdur. Ammâ alem-i Resûlullâh-misâl sancakları ve tabl [u] kûsleri ve makrafeleri vardır. Hemân bir şeyh pâyesinde hâkimdir. Ol kadar ruhsat vermemişlerdir, zîrâ selefde hayli isyân edüp Mısır sultânı Kayıtbay haklarından gelüp hâlâ kuyruksuz ata binerler. Bâlâda mufassal tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y332b ·
metinde göster ·
… r kim Arapça dir, ammâ ehl olan bu kadarca ifşâ etmeğe me’zûnlardır, ziyâdeye
ruhsat
yokdur. Ol âyet-i şerîf budur:
"Yâ Selîm! Senin içün Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet Kur’ân-ı azîmde fâtih-i Mısır olacağın âşikâre eylemişdir kim bunu dahi Hazret-i Alî istihrâc eyleyüp İmâm Hüseyn'e, İmâm Hüseyin Zeynelâbidîn'e andan Serîr-i Sakatî ve andan Cüneyd'e teblîğ eylediler kim Kur’ân-ı azîmin ve Furkân-ı mecîdin her hurûfu devr-i kıyâmete dek gelüp geleceğe işâret rumûz [u] künûzdur kim Arapça dir, ammâ ehl olan bu kadarca ifşâ etmeğe me’zûnlardır, ziyâdeye ruhsat yokdur. Ol âyet-i şerîf budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y50a ·
metinde göster ·
… ‘zı zamân iki tuğla ihsân olunur. Zîrâ şürefâ üstüne tasaddur etsin, deyü hayli
ruhsat
vermişlerdir. Arab-ı Urbân içinde vekîlü's-sultân derler. Hükûmet-i azîmedir. Z …
Ve üçüncü hilâfet dahi bender-i Cidde hükûmetidir. Gâyet müstakil paşadır. Ba‘zı zamân iki tuğla ihsân olunur. Zîrâ şürefâ üstüne tasaddur etsin, deyü hayli ruhsat vermişlerdir. Arab-ı Urbân içinde vekîlü's-sultân derler. Hükûmet-i azîmedir. Zîrâ Hind ü Sind ve Yemen ve Habeş ve Sevâkin pâdişâhları cümle bu Cidde sultânına mürâca‘at edüp vekîlü's-sultân deyü i‘tibâr ederler. Ve dâ’imâ Hind pâdişâhının buna nâmesiyle hedâyâsı gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y59a ·
metinde göster ·
… nâkese asrında askerî tâ’ifesinin isyân [u] tuğyânı olması sebebiyle kullarına
ruhsat
verüp zulümleri haddan aşup ahâlî-i vilâyet cilâ-yı vatan etmeğile şehrin amâr …
Bi-kavli Tevârîh-i Yanvân rûy-ı arzda imârât-ı azîmelerden evvelâ biri Mısır'dır, biri Bağdâd'dır, biri Sîn'dir, biri Irâk-ı Dâdyân'dır. Rûy-ı arzda bu dörd şehr-i azîm sevâd-ı mu‘azzamlar imiş. Ammâ Mısır dünyânın ortasında vâki‘ olmağile gâyet ma‘mûr imiş. Hâlâ yine edîm-i arzda nazîri yokdur. Ammâ sene 912 târîhinde Çerâkese-i nâkese asrında askerî tâ’ifesinin isyân [u] tuğyânı olması sebebiyle kullarına ruhsat verüp zulümleri haddan aşup ahâlî-i vilâyet cilâ-yı vatan etmeğile şehrin amâr olan der ü dîvârları Y 76b ve kûçe bâzârları harâba müşrif olmuş. Ve câ-be-câ yerleri türâb u rimâl ve kömlük arasında pâymâl olmuş. Eski Mısır bir merzubûmdur kim köşeleri bûm ve masmasa ve kebûter âşiyânı olmuş. Mürûr-ı eyyâm-ı kurûn ile yaşı yetmiş bir pîr şehr-i kebîrdir. A‘zâ-yı hânelerine palâsı gelmiş, her der ü dîvârı pür-dil olmuş. Lisân-ı hâl ile çok zamândan haber ve niçe devrândan nişân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y76a–Y76b ·
metinde göster ·