… ed ü nifâkdan müberrâ bir halûk ve halîm ve selîm ve garîb-dost ve sebük-rûh ve
sâde-dil
ve saf-derûn ve tevâbi‘ u levâhık-perver, asker-keş ve adüv-küş ve server-i hün …
Hattâ cirîd meydânında hakîre latîfe yüzünden bir cirîd atup yüzüme isâbet edüp dörd aded dişlerim boğazıma dıkup Defterdârzâde efendimiz hayli müte’ellim olup dörd dişimin kısâsına karşılık bir kîse cerîme ve bir küheylân esb-i fetâh bile cerîme verüp sulh olduk. Ammâ Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi tilâvet ederken mehâric-i hurûfun savt-ı sağîr ile edâ olunur, sîn ve şın ve sâd ve zâ ve dâl misillü hurûfların kemâ hüve hakkahu edâ-yı mehâric-i hurûf edemez olduk. Ammâ dişlerim kırdığı yine Seydî Paşa'ya helâl olsun. Yedi küheylân at ve yedi Gürcî gulâm ve iki kîse ve niçe hil‘at-ı fâhire ihsânlarını görmişim, bir sahî, sâhib-i kerem ve gıll [u] gışdan berî ve kîn u kibr u buğz adâvet u hased ü nifâkdan müberrâ bir halûk ve halîm ve selîm ve garîb-dost ve sebük-rûh ve sâde-dil ve saf-derûn ve tevâbi‘ u levâhık-perver, asker-keş ve adüv-küş ve server-i hünerver ve dilâver, er kişi idi. Gerçi ilm u fazîlet u bâhire sâhibi değil idi, ammâ şehbâzlık ile kuvvet-i kâhire sâhibi bir Arab evli Hâtem-i Tây-meşreb deryâ-dil ü hoş-sohbet ve sebük-rûh [u] hoş-ışret 336a merd-i meydân, fârisü'l-hayl, pehlivân ve zekiyyü't-tab‘ [ve] hâkim-i cerrî kimesne idi. Ve cemî‘î menâhîden müberrâ, pâk-i‘tikâd müslim ve muvahhid ve muhibb-i ulemâ ve sulehâ ve muhibb-i guzât-ı müslimîn ve mücâhid-i fî-sebilillahdır. Gerçi herkes ile hüsn-i ülfet içün güler ve oynar ve sarık bozup güleş eder ve murâdı üzre satranc oynarken piyâde yerine şâhı verüp atı fil gibi oynardı. Şahı vezîr yerine verüp "ben sağ olayım" derdi. Bu dahi lâtîfe gûne bir hüsn-i hulku idi. Ammâ cümle ahlâk-ı hamîdesiyle muttasıf olduğundan memdûh şey-i garîb gurebâya at ve bisât ve ihsân u in‘âm edüp çerâğ etmesi ve bây u gedâya ni‘meti dâ’imâ mebzûl olması cümle evsâf-ı cemîlesinden memdûhdur. Hudâ cümle müşkil işlerin âsân ide.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 335b–336a ·
metinde göster ·
… nların gelmesine ihtiyâc kalmadı. Eğer gelirse safâ geldi, hoş geldi" dedi. Bir
sâde-dil
harem-i hâsda perveriş bulup
ebyâtı üzre vakt-i seherde paşa cümle ordu etrâfına muhâfazacı askerleri koyup Bismillah ile altı bin salt güzîde urguncu ve yağmacı ve tâlâncı asker atlayup ılgar ile cânib-i kıbleye yedi sâ‘at gidüp Kankırı hâkinde Kurşumlıdağı eteğine vardıkda meğer Köprülü'nün çâşıdı varup "İşte Varvar Alî Paşa askeri geldi" deyince tarfetü'l-ayn içre Köprülü çarhası meydân-ı muhabbete çıkup Alî Paşa askeri dahi ileri varup çarha askeri gösterüp gerüde beş koldan kafadar kat kat asker koyup iki çarha birbirine dokuşup bir sâ‘at yahşı ceng-i perhaş [u] savaş olup bir sâ‘atden Köprülü tarafı aslâ dayanamayup münhezim olup beş aded eyâlet askeri kimi dendân-ı tîğdan geçerken kimi Lâ ilâhe illallah der, kimi Muhammedün Resûlullah der, kimi amân ve kimi yamân deyüp bu kadar mahlûk-ı Hudâ târumâr oldular. Köprülü askerin Varvarlı varup koyun kuzular gibi yalayup hayme ve hargâhları ve bâr ü bengâhları ve tevâbi‘at-ı bî-günâhların âhın alup küffâr gibi zincirleri gerdenlerine bend kılup esîr gibi bu kadar müslimîni keşan ber-keşân edüp atdan ve dondan ve katar u mehârdan ve'l-hasıl devlet-i dünyâdan ayrılmış, ömründe piyâde yürümemiş ve ka‘r-ı vakâr sâhibi muhteşem ağaları sekbân ve sarıcalar yalın ayak ve başı kabak piyâde yürüdüp kimin kırarlar, kimin esîr ve kimin âzâd ederler ve ba‘zısına "mâlını kande gömdün" der, işkence ederler ve kimi pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste bu kadar kavm, koyun sürüsü gibi giderlerdi. Ba‘zısını istedikleri yerde katl ederlerdi. Bu kadar fezâhatden mâ‘adâ Âl-i Osmân pâdişâhının üç tuğlu bir ihtiyâr-ı âlî-vakâr Köprülü Mehemmed Paşa'yı ve iki tuğlu Amâsiyyeli Kör Hüseyin Paşa'yı ve iki tuğlu Kara Sefer Paşa'yı ve Amasiyyeli Hacı Efendizâde gibi hânedân sâhibi kimesneleri dest-ber-kafa bağlı hûn ciğerleri dâğlı, çeşm-i pür-hûnları yaşlı ve bâğırları başlı Varvar Alî Paşa'nın tuğları önü sıra boğazlarında tavk-ı la‘net ile zincirler ile akd olunmuş eyle nâzenîn vücûdları ol şiddet-i hârda piyâde giderek "el-hükmü lillah" deyüp her ân ve her sâ‘atde cellâd-ı feleğe muntazır olup lisânlarında kelime-i Tevhîd gitmezdi. Gör felek atlasının hâlin kim bir ân evvel bu kadar kerr u ferr ve dârât [u] azamet sâhibi idiler. Bir ân-ı vâhidde cübbe ve destâra mâlik olmayup piyâde zencîr-keş olup sekbân ve sarıca elinde esîr oldular. Bu hâlde iken gözleri önünde tevâbi‘ [u] levâhıkların katl edüp kılıcının kanın cellâdlar paşaların üzerine silerlerdi. Hulâsa-i kelâm bir vezîr ve beş mîr-i mîrân-ı sâhib-îmân Varvar Alî Paşa'nın üç direkli otâğı sütûnlarında bâr-ı bend zincîrler ile bağlı ve sâ’ir mîr-i mîrânlar ve sâ’ir mîr-i livâlar ve gayrı a‘yân-ı kibârlar yüzü üstüne bağlı idi. Sâ’ir Köprülü ve Hüseyin Paşa ve Kara Sefer Paşa askerleri gayrı çadırlarda esîr [ü] gürisneler idi. Bu mâbeynde Varvar Alî Paşa'nın bir habbeye ve bir lipâçe cübbeye muhtâc ve aç u zevi'l-ihtiyâc olan piyâde seyis ve harbende ve akkâm ve meş‘alcileri ve kâse-şûyları birer katar bâr-ı sakîle ve bu kadar mâl-ı ganâ’ime ve beşer onar aded zırh u zıreh külâhlı ve katlâvî ve cebe vü cevşenli köçeklere mâlik olup Fir‘avn u Şeddâd gibi gurur hâsıl etdiler. Varvar Alî Paşa ise mansûr u muzaffer oldum, deyü enâniyyet da‘vâsında mu‘âmele etmeğe başladı. Ve henüz ısyân [u] tuğyânı zâhir ü bâhir oldu. Ve günden güne ordusunda haşerât-ı Cemâpûr cem‘ olmada. Ve etrâf-ı kazâlarda mîr-i mîrânlar asker sürmeğe ve zehâ’ir sürmeğe me’mûr oldular. Ve ba‘zı mîr-i mîrânlara evâmirler tahrîr edüp "Elbette eyâletin askeriyle bizim ordumuza gelesin ve illâ üzerine asker çekerim" deyü mü’ekked emirler tahrîr olundu. Ve ba‘zı ehl-i ırz ümerâ ve mîr-i mîrânlar ordusuna geldikde cümle otuz yedi bin asker oldu. Bu hâl ile kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek yine Kankırı sancağı hâkinde, menzil-i karye-i Bozoğlan nâm mahalle geldikde hakîr huzûruna varup "Gazânız kutlu olsun. Sultânıma inşâallah mansûr u muzaffer olursız demişdim. Hamd-i Hudâ düşmanları münhedim etdiniz. Ba‘de'l-yevm Cenâb-ı İzzet sizi hıfz [u]363b emânında edüp hemîşe düşmanlarınız böyle münhedim olup serleri ârâyiş-i nîze ola" deyü vâfir hoş-âmed kelimâtlar edüp "Sultânım! Şimden gerü bu kulunuza mektûblar ihsân edüp paşa oğlunuza beni gönderin" dedim. Feth-i kelâm edüp eydür: "Gördün mü Evliyâ'm! Bu kadar düşman askerin ân-ı vâhidde niçe târumâr eyleyüp kırup geçirdim ve niçe vezîrleri zincire urup keşân-ber-keşân götürürüm" dedikde "Gördüm sultânım! Aleyhi mâ-yestahıkku, lâkin merhamet edüp niçesin âzâd edüp Cenâb-ı Bârî sizin dahi niçe müşkil işleriniz âsân ide. Mücrimleriniz cümle ümmet-i Muhammed'dir. Bu kârhâne-i Âl-i Osmân'ın hâli budur. Ulü'l-emre itâ‘at edüp beğler ve paşalar biri biri üzre ceng ide gelmişlerdir. Size lâyık olan yine afv ile mu‘âmele eylemekdir. "Allahümme inneke afuvvun tuhibbü'l-afve fa‘fu annî" buyurmuşlar" dedikçe musırr olup bir âdem âzâd etmeyüp "Sabr eyle, beş on günden sonra görürsün. Hele Küçük Çavuş Paşa oğlum ve İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâroğlu Şehkadı Paşa oğlum ve niçe oğullarım dahi gelsinler dahi neler işlesem gerek" deyü aceb enâniyyet ile ba‘zı gurûrâne kelimâtlar etdi. Hakîr eyitdim "Yâ Sultânım! Bizim efendimize dahi mektûblar yazın. Anlar dahi ordu-yı İslâm cem‘iyyetine dâhil olup dahi ziyâde cem‘iyyet-i kübrâ olsun" dedim. "Hele şimden gerü iş bitdi. Anların gelmesine ihtiyâc kalmadı. Eğer gelirse safâ geldi, hoş geldi" dedi. Bir sâde-dil harem-i hâsda perveriş bulup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 363a–363b ·
metinde göster ·
… n sebebi oldur" deyü bu gûne hüsn-i teveccüh etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa-yı
sâde-dil
"Belî ol sene eyle kış olup gökde bulutlar birkaç ay yürümeyüp yerinde kaldı" d …
Yine paşa nüdemâlarından niçe kimesneler eydür: "Yavaşça Mehemmed Ağa'yı biz biliriz. Bir Oğuz ve sâhib-i sülûk âdem idi. Ol altun anın helâl mâlı olmağıla buldu" dediler. Hemân paşa dahi bu altun kıssasına "şâhidim" deyü nâfile şehâdet edüp Yahyâ Efendi-yi kezzâbı tasdîke çıkardı. Hâlâ ki Murtezâ Paşa ol asırda Revân seferine giderken ol sefer-i berzahda dünyâ ve âhireti bilmez bir karakaşlı sekiz yaşında sarıkçı şâkirdi idi. Sefere gitmeğe iktidârı olmayup anlar Haleb'de kalmışlar idi. Yahyâ-yı Kizbî Efendi'nin bu Revân hikâyeti sahîh olduğuna hakîr dahi vâkıf-ı esrârım. Ammâ Yavaşça Mehemmed Ağa ol zemistânda karı eşüp yine altun defn edüp âsumândaki ebr-i kebûdu nişân etdüğü kelâm-ı dürûğu istimâ‘ edince hakîr güftâra gelüp eyitdim: "Bre cânım, o seferde niçe bin tüvânâ yiğitler hayme vü hargâhların ve bâr-ı bengâhların bozup ester-i üştürlerine tahmîl edüp niçe bin âdemler bellerinde tîrkeş ve kılıçların ve altun ve guruş kemerlerin bellerinden çıkarmadan selâmete çıkdılar. Ya Yavaşça Mehemmed Ağa ol seferde iki katar, katır ile vara gele 52b belindeki kemerinden âciz oldu ise hüddâmlarının heybesine ve katarları üstüne kodu yâhûd bir tevâbi‘ine verdi, selâmete çıkarup geldi. İş temâm oldu, bitdi. Altun dedikleri mâl cândandır, cânın âdem katarı üzre kosa ne olur. Beyâbânda kar içine niçe akıl ile {altununu} gömer dedim. Ya ol zemistânda el dutmaz ayak dutmaz, zemîn polâd-ı Nahşivânî gibi olmuş. Hançer ile değil ferhâdî külünkler ile bir kırat kopmayan zemîni hançer ile niçe kazup altun kemerin defn eder ve on aydan sonra varup nişân etdüğü âsumândaki buludu ber-karâr bulup bulut altındaki zemînden altunu çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah cemî‘i ebr-i kebûdlar vech-i âsumânda deverân ve seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe ber-karâr bulut ola" dedim. Hemân nedîmin birisi "Ol sene eyle şiddet-i şitâ oldu kim bir kaç ay âfitâb-ı âlemtâbın ziyâsı müncemid olup rûy-ı zemîne pertev vermez olup ol şitâda bulutlar dahi ber-hevâ donup ber-karâr kaldığından Yavaşça Mehemmed Ağa nişân koduğu buludu bulup nişânıyla zemînde altunu bulmasının sebebi oldur" deyü bu gûne hüsn-i teveccüh etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa-yı sâde-dil "Belî ol sene eyle kış olup gökde bulutlar birkaç ay yürümeyüp yerinde kaldı" deyü Molla Yahyâ Efendi'nin kelâm-ı dürûğun tasdîk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a–52b ·
metinde göster ·
Bâyezîd hiyel ü şeytanatdan ba‘îd cân baş üstine deyüp üç bin nâmdâr yigitleri …
Şehzâde Bâyezîd'i taleb içün der-i devletden elçiler gitdiğidir: Ezîn-cânib Âsitâne-i sa‘âdet'de Süleymân Hân'ın şâh ile Şehzâde Bâyezîd'in hüsn-i ülfet ittihâdın istimâ‘ edüp serbevvâbândan Sinân Beğ nâm bir vecih-i Ebü'l-Me’âlî-misâl hoş-gûy-ı nüktedân [ü] nükte-şinâsı nâme ile şâha gönderüp Bâyezîd'i taleb etdiler. Konya'da Şehzâde Selîm dahi "Elbette benim adüvv-i cânım olan karındaşım Bâyezîd'i gönder, yohsa İrân-zemîn'de ve diyâr-ı Âzerbâycân-ı Ucân'da taşı taş üzre komam" deyü nâmesiyle mîrâhûru Turak Ağa'yı gönderdi. Şâh Tahmâs'a elçiler varup nâmeler kırâ’at olundukça mazmûnu ma‘lûmları olup bir nâme ile Tabut nâm bir ağayı Süleymân Hân'a gönderüp Bâyezîd Hân'ı ricâ eyledi. Ve Şehzâde Selîm'e Seyfeddîn Ağa'sın gönderüp afv olunmasın ricâ eyledi. İki tarafda dahi şâhın ricâsı hayyiz-i kabûlde olmayup tekrâr birer elçi-yi mübrem Sofi Alî Paşa'yı ve kapucubaşı Hasan Ağa'yı şâha gönderdiler ve yine Şehzâde Selîm tarafından Kara Mahmûd Ağa elçi gidüp bî-kıyâs tuhaf hedâyâ ile şâha 78a üç aded elçi kazâ-yı âsumânî gibi varınca şâh-ı gümrâh bildi kim fakîr Bâyezîd'in halâsı mümkin değildir, ammâ câ’iz ki Bâyezîd askeri cânı acımış kavimdir mebâdâ bir el kaldıralar ve İrân-zemînde bir bed-nâmlık edeler deyü Bâyezîd Hân'a sûret-i hakkdan görünüp sizin Rûm bahâdurlarınızdan üç bin yiğit bizim sipah-sâlârımızla Asterâbâd ülkesin urmağa gidüp mâl-i ganâ’imiyle bay olsunlar deyü ricâ etdükde sâde-dil Bâyezîd hiyel ü şeytanatdan ba‘îd cân baş üstine deyüp üç bin nâmdâr yigitleri İsterâbâd urgunculuğuna gönderüp Bâyezîd yedi yüz kadar askerle kaldı ve bir gün Bâyezîd'in nedîmlerinden Kara Mehemmed nâm bir bî-dîn şâhı tenhâ bulup eydür: "Şâhım! Sakın bu Bâyezîd bir hod-bîn ve hûn-hâr sefîhdir. Babasına ve birâder-i mihterine âsî oldu. İrân-zemîne mâlik olmağıçün birkaç nökerine mâl verüp sizi zahmdâr edüp İrân tahtına iclâs etse gerek" deyince şâhın aklı başından gidüp gayri tedârike şurû‘ etdi ve şehzâde Arab Mehemmed'in şâha gamz etdüğüne vâkıf-ı esrâr olup aslâ söyletmeden boynun urdı. Hemân Aksak Seyfeddîn-i bî-dîn ve mîr-i alay-ı Amasiyye dedikleri mestâne-i divâne şehzâdenin Kara Mehemmed'i katl etdüğün görüp bî-huzûr ve kendülere şehzâde rencûr idiklerine vâkıf-ı esrâr olup üç münâfık-ı huddâm doğru şâha varup Bâyezîd'i murâd [u] merâmları üzre geçdiler. Şâh dibelik âteşpâre olup şehzâde-i âzâdeyi alâ tarîki'z-ziyâfe sarâyına da‘vet edüp bir muzlim küncde Şehzâde Bâyezîd'i ve elli aded bahâdır-ı kafâdârlarına cellâd-ı bî-amânlar üşüp şehzâdeyi kayd-bend edüp cümle tevâbi‘ [u] levâhıkın katl ederler ve şehr-i Kazvîn'de binden mütecâviz Bâyezîdîleri şehid ederler. Kuduz Ferhâd nâm bu şecî‘ ve dilîr yetmiş aded kızılbaşa hançer ve kılıç yetiştirdiği müsbitdir. Niçe tevârîhde "Şehzâde Bâyezîd'i şâh huzûrunda sakalın tırâş edüp eynine bir kirli esvâb giydirüp işkence ve îzâ ederek katl etdiler" deyü yazmışlar, ammâ galat tahrîr etmişler. Bu Bâyezîd mâddesiçün âsitâneden altı kerre şâh-ı Acem'e elçiler gidüp cümle elçiler anda mevcûd iken kayd-bend ile Şehzâde Bâyezîd'i ve dörd nefer evlâdlarıyla cümle elçilere teslîm etdiklerin ol asırda Acem diyârında bulunan Vefâlı İsâ Ağa ve Sultân Süleymân rikâbdârı Koz Alî Ağa ve emmimiz Kara Mustafâ alaybeği Elkâs Mirzâ mâddesiyçün Tahmâs Şâh'a gidüp Bâyezîd Hân şehzâde menâkıbın anlardan istimâ‘ etdiğimiz kimesnelerden tahrîr eylemişizdir. Anların nakli üzre Şehzâde Bâyezîd evlâdlarıyla der-i devlete gelirken Şehzâde Selîm ve Rüstem Paşa "İhtimâldir Bâyezîd der-i devlete gelüp cürmü afv olunup Süleymân Hân'ın âhir ömrüdür belki Bâyezîd tâc u taht sâhibi olup bizim hakkımızdan gele" deyü Süleymân Hân'a ibrâm [u] ilhâh edüp ale'l-acele bir elçi dahi gidüp Bâyezîd'e nerede râst gelirsen anda katl eyleyüp kabrini ma‘lûm eyle deyü hatt-ı şerîfler verüp elçi ılgar ile gidüp şehr-i Sivas'da râst gelüp Sivas Paşası Temerrüd Alî Paşa huzûrunda Şehzâde Bâyezîd'i ve büyük oğlu Şehzâde Orhân ile üç oğlun ma‘nûken şehîd edüp bu şehr-i Sivas'ın Paşa kal‘ası şimâlî kapusu önünde defn etdiklerini bilir müsinn âdemler ile kelimât edüp bu hakîr şehzâdeleri dahi ziyâret edüp anınçün şehr-i Sivas ziyâretgâhında tahrîr olunup bir müfîd ü muhtasır kubbesi vardır. Şâhrâh üzre olmağ-ile ziyâretgâh-ı hâs [u] âmmdır. Her sabâh üzerlerinde eczâ-yı şerîfe tilâvet olunur. Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b–78a ·
metinde göster ·
… tahrîrinden kalırız. Hemân şundan ma‘lûm ola kim bir nâ-ehil ve bir bî-ma‘rifet
sâde-dil
ebleh âdem, bu taht ve minberi görse "Yed-i kudret ile yaradılmış" der.
Menzil-i sahrâ-yı Turvin: Bir sahrâ-yı azîmdir kim gûyâ hâmûn-ı Deşt-i Kıpçak'dır. Bu sahrâ-yı lâlezârın etrâfına kol kol asâkir-i nusret-me’ser hayme [vü] hargâhıyla meks edüp bu vâ[di]nin tâ vasatına kral askeri hepini(?) meks edüp etrâfına kral ile me’mûr olan mezkûr paşalar ve Tatar askerleri çet-a-çet konup kral içün azîm otaklar ve çetr-i mülammâ‘ sokaklar kurulup kral-ı dâl bî-şân u bî-nişân muzlım şöhretiyle karâr-dâde olup tâ vakt-i zuhur oldukda bu sahrânın bir mürtefi‘ yerinde bir beyâz mermerden bilâ-teşbîh kırk kademe âlî bir minber-i bâlâ ve taht-misâl bir kürsî-i vâlâ var. Ol kürsî dahi Alman mermerinden inşâ olunmuşdur. Eğer bu minber ü kürsîyi ta‘rîf ü tavsîf etsek me’âl-i kelâm tahrîrinden kalırız. Hemân şundan ma‘lûm ola kim bir nâ-ehil ve bir bî-ma‘rifet sâde-dil ebleh âdem, bu taht ve minberi görse "Yed-i kudret ile yaradılmış" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30a ·
metinde göster ·