Evvelâ Hâlık-ı eflâk, Rabbu'l-‘ızze yüz kırk sekiz cibâl-i azîm halk edüp rûy-ı zemîne kilid urmuşdur kim vech-i arza zelzele vâkı‘ oldukda bu dağlar mismâr gibi zemîni zabt eder. Bu kûh-ı azîmlerin hakkında Hallâk-ı âlem Kur’ân-ı Azîm'inde buyurur. Âyet Arapça buyurmuşlardır. Tefsîr-i şerîfinde "mekâlîd", kilid ile tefsîr olunmuşdur. Ya‘nî "Habîbim, biz dağları yer yüzüne kilid gibi kilidleyüp halk etmişiz", diğer âyet-i şerîf Arapça âyetleri bu ma‘nâyı îhâm eder. Ve seyyâhân-ı hukemâ-yı kudemâ eyle vâkıf-ı esrâr olup yazmışlar kim "İklîm-i evvelde 19 cebel-i azîmdir, iklîm-i sânide 27 cebeldir, iklîm-i sâlisde 31 cebeldir, iklim-i râbi‘de 24 kûhdur, iklîm-i hâmisde 29 cebeldir, iklîm-i sâdisde 36 dağdır, iklîm sâbi‘de 32 cibâl-i azîmlerdir" deyü cümle coğrâfiyye, Atlas Minor'da, Paya Monat'da (?) ve cümle hey’et kitâblarında bu cebel-i azîmler böyle tahrîr olunmuşdur. Ammâ cümle cebellerin başı Cebel-i "Kâf"dır kim Cenâb-ı Bârî, hakkında âyet Arapça âyeti nâzil olmuşdur kim cebel-i Kâf dünyayı ihâta etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b ·
metinde göster ·
Ve bu Beç kal‘ası Alaman dağı eteğindedir. Kışı gâyet katı olup sâ’ir diyârlardan üç ay evvel kışı gelir. Bu kal‘ayı muhâsara eden bir yıl mukaddem Budin'de meştâ edüp hemân nevrûzdan mukaddem kar alaca olmağa başlayınca asker-i İslâm ile Beç altında kar üzre meks edüp sâ’ir tedârikler görülünce evvelbahârda gelüp deryâ-misâl Tatar askerin Âl-i Osmân ordusu etrâfında kondurup kâfiristânın her tarafların vurdurup Beç'e imdâda gelen leşker-i küffârı kırdırup kal‘ayı murâd üzre muhâsara etmek gerek, zîrâ bu kal‘a-i Beç iklîm-i sâdisde bulunup ilm-i usturlâb üzre be-kavl-i Batlîmûs-ı hakîm bu beldenin arz-ı beledi (---)(---) ve tûl-ı nehârı (---)(---) olup (---) derîce (---) ve dakîkadır. Anıniçün kışı şedîd olur. Ve biz bu Beç'de iken atvel-i nehârı mahallî idi, on sekiz buçuk sâ‘at ve bir dakîka idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 55b ·
metinde göster ·
Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Lâkin bâğ u bâğçeleri yokdur. Ve iklîm-i
sâdisde
olmağın şiddet-i şitâsı şedîd olup seksen günde gûnâ-gûn mahsûlâtları olup dağl …
Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Lâkin bâğ u bâğçeleri yokdur. Ve iklîm-i sâdisde olmağın şiddet-i şitâsı şedîd olup seksen günde gûnâ-gûn mahsûlâtları olup dağlarında limon ve turunc ve zeytûn incir ve nârdan gayri cümle meyve-i gûnâ-gûnları vardır. Ammâ bu diyâr kûh-ı Elburz dâmenleri olmak ile kışı mukaddem gelir, ammâ halkı ten-dürüstlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152b ·
metinde göster ·
on bir dağ ve kırk nehir var. Bâ-husûs cümleden nehr-i Tuna mebde’i yüz on kona …
İklîm-i sâdisde on bir dağ ve kırk nehir var. Bâ-husûs cümleden nehr-i Tuna mebde’i yüz on konak yerdir, Alman'dan çıkup kendüye yedi yüz nehir mahlût olarak Karadeniz'e beş yerden biri Kili boğazında, biri Tulça boğazında, biri Soluna boğazında, biri Beşdepe dibinde, biri Karahırmen boğazında Karadeniz'e deryâ olup mahlût olur. Tâ Beç'e ve Prag'a ve Alman'a varınca niçe bin pâre şayka ve karamürsel [ve] zarbina ve tıransa ve sırımba gemiler yürür bir nehr-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y255a ·
metinde göster ·
on kûh-ı bâlâ vardır. Husûsan Dağıstân kurbunda kûh-ı Elburz kadar rub‘-ı meskû …
Ve iklîm-i sâdisde on kûh-ı bâlâ vardır. Husûsan Dağıstân kurbunda kûh-ı Elburz kadar rub‘-ı meskûnda eyle bir kûh-ı bâlâ yokdur, zirve-i a‘lâsına bir ferd-i âferîde çıkmamışdır. Gûl-i beyâbânîler ve yırtıcı canavarlar vardır ve cânib-i erba‘asında beş pâdişâh sâkindir, tâ bu mertebe ulu dağdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y255a ·
metinde göster ·