Hânende Kapucu, sağır, asam bir âdem olmağile bir kerre fasla başlasa tâ
sabâh olunca
fasl ederdi, dur desen işitmezdi ve Dâvûdî bülend âvâzı var idi. Ve,
Hânende Kapucu, sağır, asam bir âdem olmağile bir kerre fasla başlasa tâ sabâh olunca fasl ederdi, dur desen işitmezdi ve Dâvûdî bülend âvâzı var idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206a ·
metinde göster ·
… d olur. Taşrada kalan giremez ve giren merd ü ferd ve ehl-i derd çıkamaz. Tâ ki
sabâh olunca
kapusu küşâde olup herkes kârına ve dükkânına gidüp meşgûl {olurlar}.
Evsâf-ı hân-ı mücerredân: Cümlesi (---) aded bekâr ve garîbü'd-diyâr sâhib-i kâr kimselerin odalarıdır. Başka bevvâbları ve odabaşıları vardır. Her gice ba‘de'l-ışâ tablları döğülüp kapuları sedd olur. Taşrada kalan giremez ve giren merd ü ferd ve ehl-i derd çıkamaz. Tâ ki sabâh olunca kapusu küşâde olup herkes kârına ve dükkânına gidüp meşgûl {olurlar}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 281b ·
metinde göster ·
… gârete gidüp gemilerinde ancak beşer onar kefere ve fecere kaldı. Hemân vakt-i
sabâh olunca
bizim kemîngâhda olan piyâde sekbân ve sarıca arıları dağdan teper aşağı "Allah …
Balçıkbaşı nâm bir mahalde hayme ü hargâhlarımızla meks edüp hâb-ı râhatda yatarken re‘âyâdan bir recül-i sâlih gelüp paşaya mülâkî olup eydür "Sultânım, deryâda otuz altı pâre Kazak-ı Ak şaykaları gezer, ihtimâldir muvafık eyyâm ile vakt-i Şâfi‘îde bu Balçık iskelesin nehb ü gâret ede" deyü paşayı haberdâr edüp gitdi. Paşa dahi Zıpır Bölükbaşı ve Gırbo ve Çento ve Hüseyin Bölükbaşıları yüzer yiğitleriyle piyâde ve bin aded güzîde esb-i tâzî-süvâr Abaza ve Çerkes ve Gürcî yiğitlerin ileri nısfu'l-leylde gönderüp bir kemîngâhda karâr etdiler. Hikmet-i İlâh ile vakt-i Şâfi‘îde Kazak karaya âdem döküp Balçık şehrinin cânib-i erba‘asından âteşe urup ahâlî-i belede telâş el verüp halk vâveylâda iken Kazak-ı Ak şehri nehb ü gârete başlayup "poz yoz" deyü feryâd ederken deryâda olan otuz altı pâre şaykaları dahi vakt-i Hanefî'de imdâda gelüp kenara çıkup anlar dahi imdâd-ı gârete gidüp gemilerinde ancak beşer onar kefere ve fecere kaldı. Hemân vakt-i sabâh olunca bizim kemîngâhda olan piyâde sekbân ve sarıca arıları dağdan teper aşağı "Allah Allah" sadâsına rehâ buldurup der-ceng-i evvel kâfirin leb-i deryâda olan firkatelerine sarılup ân-ı vâhidde amân vermeyüp on yedi adedin kabza-i tasarrufa alup içinde olan esir ümmet-i Muhammed'i halâs edüp anlara kürek çekdirerek deryâya alarga olup firâr eden kayıkları dahi ahz edüp içindeki beşer onar küffârı kayd-bend edüp esîrlikden halâs olan ibâdullah ile ba‘zı paşa efendimiz levendâtları deryâda levarime edüp demir bırakdılar. Bu kerre şehri gâret eden küffârlar bu hâli görüp karada kalup cânlarından Balçık iskelesindeki buğday anbarlarına girüp cenge âhenge başlayup kimi dağlara firâr ederken efendimiz Melek Ahmed Paşa ılgar ile Balçık başından imdâda gelirken bu firâr eden küffârlar râst gelüp kimin esîr ve kimin kelle paça edüp kimi dağlarda Dobruca Çıtağı eline girüp esir olmada. Ammâ beri tarafda Balçık şehri içre mahzenlere kapanan Kazaklar cân havliyle ceng [ü] cidâl edüp hemân paşa, askerine bezl-i mâl ihsân ederek "Koma şehbâzlarım, cümle mâl-ı ganâ’im [ü] üserâ sizin olsun" deyü alay çavuşları nidâ edince anbarları bizim asker âteşe urup damları delüp yedi sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm olup üç yüz kâfir esîr ve dörd yüz kelle ve paça ve otuz altı pâre şayka feth olup cümle bölükbaşılar çelenkler ve hil‘at-i fâhireler ile behremend oldular. Üç yüz kâfirden yüz kadarın der-i devlete Rûmeli şaykalarıyla gönderüp telhîs etdi. Mâ‘adâ kâfirleri ağavâtlara bezl edüp otuz altı pâre Urus şaykalarında olan mâl-ı ganâ’imi içinde esîr olan ibâdullaha mâlların teslîm edüp şaykaları Özü ve Kili ve Akkirmân kal‘aları ta‘mîr ü termîmine gönderüp âmedânî böyle bir gazâ-yı garrâda bulunduğumuza bu hakîrin şikeste beste târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124a ·
metinde göster ·
… Ol gice anda bunlar ile mihmân olup çîl aded âdem dahi tarafeynden yazup vakt-i
sabâh olunca
Armağanî bunlardan me’zûn olup defteriyle dosdoğru Murâd Hân'a gelüp "Beğim san …
Sene 1032 târîhinde Murâd Hân-ı Râbi‘in henüz tahta cülûs etdiği sene Murâd Hân'dan ve müftî-i zamân Hüseyin Efendi'den ve Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Doğanî Efendi ve Kapânî Geysûdâr Mehemmed Efendi ve hakîrin pederi Dervîş Mehemmed Zıllî'den me’zûn olup sıla-i rahm etmeğe Üsküdar'a geçüp taban kakup Bostâncıbaşı nâm cisre varup tecdîd-i vudû edüp vakt-i zuhur ezânın tilâvet edüp görse kim cisrin yemîn ü yesârında asker-i deryâ-misâl, asker hayme vü hargâhlarıyla meks etmişler. Ammâ bir beğ ve paşa askerine ve benî Âdeme benzemez asker, Üsküdar tarafında beyâz çadırlı ve beyâz hil‘atli âdemler ammâ karşu tarafda siyâh haymeli ve siyâh çerde ve siyâh geysûlu ve eli hıştlı âdemlerdir. Bu Mehemmed Efendi {bunları görüp} "Sübhânallah ayâ bu ne asker ola." deyü ta‘accüb-künân olup vakt-i zuhuru edâ idem derken başına niçe âdem üşüp "Tiz bize imâmet eyle, bu kerre bu namâzı benî Âdem imâmetiyle kılmış olavuz." dediklerinde edâ-yı salâta mübâşeret mahallinde "Biz ehl-i seferiz, iki rek‘at kıl." derler. Mehemmed Efendi ben dahi ehl-i seferim deyü bunlar salât-ı zuhuru kılıverüp ba‘de's-salât ta‘âmları meydâna getirüp tenâvül mahallinde Armağanî görse kim aslâ bu dünyâ ta‘âmından değil, cümle hubûbât ve nebâtât kökleri. Mehemmed Efendi bi'z-zarûrî yerken görse kim lezzetde dahi dünyâ ta‘âmı lezzeti yok, ta‘accüb edüp ba‘de't-ta‘âm bunların serçeşmesi Melik Şiyam eydür: "Âdem sen eyi âdemsin, bizler tâ‘ûn askerinin ervâh-ı tayyibesiyiz. Bizim urduğumuz bi-emrillah halâs olur ammâ karşu kara çadırlılar ervâh-ı habîselerdir, anların urduğu şehîd olur." dedikde Mehemmed Efendi eydür: "Sultânım, şimdi İslâmbol'da uracak âdemler var mıdır?" dedikde, "Çok vardır, istersen uracağımız âdemleri defter eyle." dedikde Armağanî'nin cân başına sıçrayup derdest devât ve kalem alınca melik eydür "Tiz habîse meliğin dahi çağırın. Şehîd olacakları da yazasın." dedikde habîse meliği dahi gelüp kâmil ahşama dek tayyibe vü habîseden vurulacaklardan üç bin kırk yedi âdem tahrîr eder. Ol gice anda bunlar ile mihmân olup çîl aded âdem dahi tarafeynden yazup vakt-i sabâh olunca Armağanî bunlardan me’zûn olup defteriyle dosdoğru Murâd Hân'a gelüp "Beğim sana müjde olsun. İslâmbol içine yarın tâ‘ûn askeri girüp kıyâmet kopar ammâ senin hâsodanda Hazret-i Risâlet hırka-i şerîfi ve dendân-ı şerîfi vardır ve anda aslâ cimâ‘ olmadığından tâ‘ûn hâsodaya girmese gerek, ammâ yarınki gün bu şehr-i tayyıbeyene kıyâmet kopar!" deyü tâ‘ûn defterin Murâd Hân'ın eline verüp kaziyye-i sergüzeştin bir bir Murâd Hân'a nakl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396b ·
metinde göster ·
… l‘aya yakın bir dar ağaçlık içinde pusu edüp karavullar ile bîdâr âmâde durduk.
Sabâh olunca
ince karavulumuz ileri gönderüp biz dahi bir sâ‘at gidüp hemân karavullarımız ç …
Bu diyârda "var" lafzı kal‘a demekdir, ammâ Jidvar lisân-ı Macar'da (---)(---)(---) demekdir. Bu kal‘a evvel [ve] âhir Erdel krallarına tâbi‘dir, lâkin Kemen Yanoş-ı la‘în kralın milkidir. Bir sık dağlık ve ormanlık içinde bir sa‘b kaya üzre üç tabyalı bir taş şîrîn küçük kal‘adır. Dibinden nehr-i Jidvar akup maşrık cânibine gidüp nehr-i Şamos'a mahlût olur ve kal‘aya yakın bir dar ağaçlık içinde pusu edüp karavullar ile bîdâr âmâde durduk. Sabâh olunca ince karavulumuz ileri gönderüp biz dahi bir sâ‘at gidüp hemân karavullarımız çıka gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3b ·
metinde göster ·
… raba şarâb gelüp içildi. Tâ sabâha dak şeb-i yeldâmız atlar üzre böyle geçildi.
Sabâh olunca
cümle küffâr târumâr olup bu sahrâdan göçüldü. Ve henüz kral kral-ı müstakil ol …
El-hâsıl tatvîl-i kelâma ne hâcet cemî‘i küffâr-ı dûzah-kâr ol gün bî‘at edüp el öpmeden ve vaz‘ [u] nasîhat dinlemeden ve müşâvere-i turvin etmeden fâriğ olamayup ba‘de'l-bî‘at niçe kerre yüz bin küffâra kral bir ziyâfet tertîb etmişdir kim bu da dillerde dâstândır, ammâ ekseriyyâ ziyâfetdeki ta‘âmın kesreti ekmek ve kebâb ve şarâb idi. Hemân "İstenamasa nacramasa" deyüp niçe bin araba şarâb gelüp içildi. Tâ sabâha dak şeb-i yeldâmız atlar üzre böyle geçildi. Sabâh olunca cümle küffâr târumâr olup bu sahrâdan göçüldü. Ve henüz kral kral-ı müstakil olup dolusu içildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30b ·
metinde göster ·
… iyânlarına gidüp Kalmıklar dahi fursatı ganîmet bilüp cümle gece ile ılgar edüp
sabâh olunca
yine yatup andan yine gece gidüp altıncı ayda ılgar ile giderek "Kûh-ı Kâf etek …
Böyle kırk gün bu kuşlar ile bu Kalmık gündüzün ceng edüp hemân ki ahşam olup şeb-i muzlim oldukda cemî‘i ukâblar âşiyânlarına gidüp Kalmıklar dahi fursatı ganîmet bilüp cümle gece ile ılgar edüp sabâh olunca yine yatup andan yine gece gidüp altıncı ayda ılgar ile giderek "Kûh-ı Kâf eteklerinde Sedd-i İskender dibinde ka‘bemize varup yüz süreriz" dediler. Hakîr bunlara ka‘belerinden su’âl etdim. Anlar eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 177a ·
metinde göster ·
… rdan bir gece küffâr askere şebhûn edüp bir savaş-ı perhâş-ı Alî ederler kim tâ
sabâh olunca
küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî urup kuvvet-i bâzû-yı Velî ile İnebahtı feth olur …
Ba‘dehu Bâyezîd Hân yigirmi bin askeriyle Fâ’ik Paşa'ya ibtidâ İnebahtı sancağın iki tuğla ihsân edüp niçe şâdımânlardan sonra asâkir-i İslâm kal‘a içinde iken üçüncü gün İnebahtı kal‘asının piğadya cânibinde zîr-i zemîn mağârâlardan bir gece küffâr askere şebhûn edüp bir savaş-ı perhâş-ı Alî ederler kim tâ sabâh olunca küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî urup kuvvet-i bâzû-yı Velî ile İnebahtı feth olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 341b ·
metinde göster ·
… kadem basup her kankımızın hânesine vardı ise müsâferete kabûl Y 42a etmeyüp
sabâh olunca
ol dervîş edâ-yı fecr etdükde câmi‘de olan cemâ‘ate,
Ve hâkimü'l-örf bir âdeme örf etse bir gece elin ve ayağın bir direğe kayd [u] bend edüp giderler. Sabâhın ol âdem-i fakîr yâ helâk olmuş, yâhûd tulum gibi şişmiş bulunup cemî‘i etdüği günâhlarına mu‘terif olur. Mücrim olan âdemlere böyle şikence ederler. Melemen şehrinin tâ bu mertebe nâmûsu ya‘nî sivri sineği vardır. Zîrâ sineklerin pâdişâhı, değirmenler cânibinde bir kuyu vardır, ol kuyudadır derler. Ve hakîkatü'l-hâl vakt-i gurûb olunca mezkûr çâhdan duman duman olup sivrisinekler ol bi’rden çıkup şehre müstevlî olur. Niçe kerre ahâlî-i vilâyet bu çâha neft ve katrân ve çıra ve hâr [u] hâşâk doldurup âteş etmişler, nâr-ı Nemrûd eflâke peyveste olup yine halâs olmamışlar. Ve hâlâ ihtiyâr kimesneler nakletdiler kim Sultân Ahmed zamânında bir dervîş-i dilrîş bir leyle-i Ramazân'da bu şehrimize kadem basup her kankımızın hânesine vardı ise müsâferete kabûl Y 42a etmeyüp sabâh olunca ol dervîş edâ-yı fecr etdükde câmi‘de olan cemâ‘ate,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y41b–Y42a ·
metinde göster ·
… ğrib dîdebânlardan gayri bir cân kalmayup herkes bâğlarında hânelerine gidüp tâ
sabâh olunca
kal‘a müstahfızânları tabıllarına darblar urup keşik beklerler, zîrâ bu kal‘a b …
Ve bu kal‘a içre haftada bir azîm bâzâr olur kim gûyâ âdem denizi Denizli şehrinde temevvüc eder. Ve bâzârdan sonra kal‘ada ba‘de'l-mağrib dîdebânlardan gayri bir cân kalmayup herkes bâğlarında hânelerine gidüp tâ sabâh olunca kal‘a müstahfızânları tabıllarına darblar urup keşik beklerler, zîrâ bu kal‘a bezzâzistânın zîr-i zemîninde niçe Mısır hazînesi mâl-ı tüccârân vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y95a ·
metinde göster ·
… olup meş‘al ve çerâğ yoğ iken ders okutmağa şurû‘ etdikleri meclis-i şerîfleri
sabâh olunca
sohbet-i şerîfleri münevver olurmuş. Anıniçün şeyh şu‘le derler. Ulu sultân ve …
Ve bunun mukâbelesinde yine bir bayır üzre kal‘a-misâl tekye-i Hazret-i şeyh şu‘le: Gündüz savma‘asında ibâdet edüp gece şeb-i zulmânîde cümle fukarâları cem‘ olup meş‘al ve çerâğ yoğ iken ders okutmağa şurû‘ etdikleri meclis-i şerîfleri sabâh olunca sohbet-i şerîfleri münevver olurmuş. Anıniçün şeyh şu‘le derler. Ulu sultân ve ma‘mûr âsitânedir. Y 206a Ziyâret edüp hayâtda olan evlâdlarından şeyh Sun‘ullâh hazretlerinin dest-i şerîflerin bûs edüp du‘â-yı hayrları ile şerefyâb olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y205b–Y206a ·
metinde göster ·
… sin deyü tenbîh olundu ve tâ sabâha dek bu hâl üzre develer yüklü karâr olundu.
Sabâh olunca
ne bakarsın cemî‘i sahrâ deryâ olup mevc urur.
Âhir alay çavuşları nidâ edüp sabâha dek yine bu mahalde "Develeriniz ıhırın" deyü tenbîh olunup emîrü'l-hacca fermân olundu kim bu şeb-i zulmetde huccâcı ileri koyvermesin deyü tenbîh olundu ve tâ sabâha dek bu hâl üzre develer yüklü karâr olundu. Sabâh olunca ne bakarsın cemî‘i sahrâ deryâ olup mevc urur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y263b ·
metinde göster ·
… gece bir tekyede mihmân olup "Ekrimu'd-dayfe" fehvâsınca ol müsâfire ikrâm edüp
sabâh olunca
tekye şeyhi ol müsâfire bir Mısrî Q 202a para hammâm akçesi ihsân edermiş. Di …
Şehr-i Mısır içre niçe yüz tekyeler dahi vardır, ammâ meşhûr olanları ve binâ-yı kebîrleri bunlardır. Ve bu dergâhlarda birer zâviye ve cevâmi‘ler olması hasebiyle câmi‘ ve mesâcid ve medâris ve dârü'l-hadîs ve dârü'l-kurrâ ve mekteb-i sıbyân tertîbinde tahrîr olundu. Ammâ kadîm eyyâmda hemân Garâfe-i kübrâda ma‘mûr [u] âbâdân evkâf-ı cârî üç yüz altmış altı tekye var imiş. Mısır'a bir fukarâ müsâfir gelüp mihmân olmak murâd edinse her gece bir tekyede mihmân olup "Ekrimu'd-dayfe" fehvâsınca ol müsâfire ikrâm edüp sabâh olunca tekye şeyhi ol müsâfire bir Mısrî Q 202a para hammâm akçesi ihsân edermiş. Dilerse ol müsâfir bir sene sâkin olsun, yevmiyye birer para cânib-i vakıfdan in‘âm olunurmuş. Ve sene başında bulunan seyyâhâna bir hırka dahi ihsân olunurmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y116b ·
metinde göster ·
… k Nîl boğazı yakındır, deyü kenâra karîb gelmeyüp yine deryâya tıramola edüp tâ
sabâh olunca
volta urup gezer. Zîrâ boğaz muhâlif olduğundan gece girilmek muhaldir. Yâhûd b …
Ve bu mahalde Nîl ile Akdeniz'in poyraz ve yıldız ve karayel esdüği mahalde birbirleri ile telattumunun feryâd [u] figânları evce peyveste olup elli mîl ba‘îd deryâda istimâ‘ eden gemiler bilirler kim Nîl ile deryâ döğüşüyorlar. Eğer gece ise deryâdan su alırlar, eğer lezîz ise tahkîk Nîl boğazı yakındır, deyü kenâra karîb gelmeyüp yine deryâya tıramola edüp tâ sabâh olunca volta urup gezer. Zîrâ boğaz muhâlif olduğundan gece girilmek muhaldir. Yâhûd boğaz ağzında demir bırağup yatır, ale's-sabâh liman re’îsi gelüp boğazları yoklayup eğer bi-emrillâh boğazlar kum ile dolmayup açık ise geminin önüne düşüp boğazdan içeri kor. Eğer boğazlar mesdûd ise Reşîd'den cerim gemileri gelüp mezkûr geminin nısf yükün alup gemi hafîf oldukda boğazdan içeri girir. Âdetullâh bunun üstüne cârî bir girdâb-ı Kudret boğaz[dır]. Cemî‘i Mısır re’îsleri bu boğazlardan girüp çıkmak içün elem çeküp tasadduklar ederler. Hattâ hakîr bir kerre beş gün bu boğazdan ubûr edemeyüp âhirü'l-emr yine Reşîd'e gelüp andan a‘yân-ı vilâyet atlarına süvâr olup on iki sâ‘atde İskenderiyye'ye dâhil olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y336b ·
metinde göster ·
… gayrılardan latîfdir. Ammâ binden mütecâviz sarây hammâmları vardır. Fukarâları
sabâh olunca
niçe bin âdem şehr içinden cereyân eden halîce girüp gusl ederler, hammâmdan be …
Ve yedi hammâmı dahi mu‘attaldır. Ammâ hammâm-ı Vefâ ziyâretgâhdır ve âb [u] havâsı ve binâsı gayrılardan latîfdir. Ammâ binden mütecâviz sarây hammâmları vardır. Fukarâları sabâh olunca niçe bin âdem şehr içinden cereyân eden halîce girüp gusl ederler, hammâmdan berîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y357b ·
metinde göster ·