… bir nûr-ı ilâhî beyâz vücûd-ı şerîf kıbleye müteveccih olup yatır. Gördüler kim
sadr-ı
münevverinde kırmızı et ile Yâvedûd ismi yazılmış, hemân Akşemseddîn ve Sivasî …
{Menâkıb-ı Yâvedûd Sultân}: Sultân Mehemmed Ayasofya'yı seyr [ü] temâşâ edüp deverân ederken Terlerdirek nâm bir mahalde bir nûr-ı ilâhî berk urur görüp üzerine vardılar, gördiler kim bir nûr-ı ilâhî beyâz vücûd-ı şerîf kıbleye müteveccih olup yatır. Gördüler kim sadr-ı münevverinde kırmızı et ile Yâvedûd ismi yazılmış, hemân Akşemseddîn ve Sivasî Kara Şemseddîn ve yetmiş aded kibâr-ı evliyâullâh buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 30a ·
metinde göster ·
âlîde karâr eden pîşvâ-yı tarîk ihtiyârın dest-i şerîfin bûs etdükde Gülâbî Ağa …
"Ve aleykümü's-selâm" deyüp mezkûr yeniçeri Gülâbî Ağa'ya yer gösterüp anda bir hâk-i mezellet üzre ber-karâr olup hemân âşcı-sıfat kendüyi tebdîl-i câme edüp sadr-ı âlîde karâr eden pîşvâ-yı tarîk ihtiyârın dest-i şerîfin bûs etdükde Gülâbî Ağa ile mâcerâ-yı sâbıkaların bir bir tafsîl üzre hikâye eder. şeyh eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
Rûm bulunup ba‘dehu mütekâ‘id oldu ve Bostânzâde Mehemmed Efendi dâmâdı Kemânke …
Sadru'l-ulemâ-yı Rûm Hüseyin Efendi hîn-i cülûsda sadr-ı Rûm bulunup ba‘dehu mütekâ‘id oldu ve Bostânzâde Mehemmed Efendi dâmâdı Kemânkeş Alî Paşa devletinde azl olundu sene (---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 74a ·
metinde göster ·
Rûm olup şîr-pençe marazından fevt oldu deyü haberi gelince Çeşmî Efendi yerine …
Ve Hüseyin Efendi def‘a-i sânîde sadr-ı Rûm olup şîr-pençe marazından fevt oldu deyü haberi gelince Çeşmî Efendi yerine sadr-ı Rûm olup Hüseyin Efendi'nin şîr-pençeden fevti hilâf-ı vâkı‘ olup yine Hüseyin Efendi Rûm ve Çeşmî Efendi'ye Anatolu mukarrer oldu sene 1041.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 74a ·
metinde göster ·
… Rûm olup şîr-pençe marazından fevt oldu deyü haberi gelince Çeşmî Efendi yerine
sadr-ı
Rûm olup Hüseyin Efendi'nin şîr-pençeden fevti hilâf-ı vâkı‘ olup yine Hüseyin …
Ve Hüseyin Efendi def‘a-i sânîde sadr-ı Rûm olup şîr-pençe marazından fevt oldu deyü haberi gelince Çeşmî Efendi yerine sadr-ı Rûm olup Hüseyin Efendi'nin şîr-pençeden fevti hilâf-ı vâkı‘ olup yine Hüseyin Efendi Rûm ve Çeşmî Efendi'ye Anatolu mukarrer oldu sene 1041.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 74a ·
metinde göster ·
… a nakl olundu. Bostânzâde Yahyâ Efendi Anatolu iken bürâder-i mihterleri yerine
sadr-ı
Rûm olmuşlar idi. Cülûs-ı hümâyûndan sonra azl olundular sene 1032.
Ve Abdullâh Efendi Anatolu'dan Rûm'a nakl olundu. Bostânzâde Yahyâ Efendi Anatolu iken bürâder-i mihterleri yerine sadr-ı Rûm olmuşlar idi. Cülûs-ı hümâyûndan sonra azl olundular sene 1032.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 74a ·
metinde göster ·
Ve Hoca{zâde} Abdullâh Efendi İslâmbol'dan munfasıl iken Anatolu
sadrı
olmuşlar idi. Hüseyin Efendi hayâtda olmağile hilâf-inhâ olunup yeri yine mukar …
Ve Hoca{zâde} Abdullâh Efendi İslâmbol'dan munfasıl iken Anatolu sadrı olmuşlar idi. Hüseyin Efendi hayâtda olmağile hilâf-inhâ olunup yeri yine mukarrer kılındı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 74b ·
metinde göster ·
eş-Şeyh İbrâhîm Tennûrî ibn Sarrâf Hüseyin: Bunlar dahi Akşemseddîn hulefâsıdır. Şehr-i Sivas'da vücûda gelmişdir. Ba‘dehu Akşemseddîn hidmetinde olur. Ve Keskin'de medfûn Şeyh Hamza-i Şâmî ve Karahisâr-ı Sâhib'de medfûn Abdürrahîm-i Mısrî ve şehr-i İskilib'de yatan Muslihiddîn Attâr bu üçü halvete girüp sâhib-i seccâde olurlar. Ammâ bu İbrâhîm Tennûrî hazretleri isti‘dâd-ı küllî sâhibi olmağile halvete girmeden Akşemseddîn hazretlerinden me’zûn olup sadr-ı hilâfete iclâs ederler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 99a ·
metinde göster ·
… vet edüp âşinâlık kesb etdik ve rûhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp inşirâh-ı
sadr-ı
derûn hâsıl etdik. Üçüncü nefîr-i irtihâller çalınup cümle yârân-ı asdıkâlar il …
Ziyâret-i Ferhâd: Amâlıka'dan idi. Ehl-i Amasiyye, "İslâm ile gitdi", derler. Ol kûh-i bülendin zirvesinde medfûndur. "Şîrîn öldü" deyü haberi'd-dürûğ eden Ferhâd öldüren câzû, Ferhâd ile Şîrîn mâbeyninde medfûndur. Garâbet bu kim Ferhâd u Şîrîn üzre gül bitüp nihâlleri birbirine sarılırken câdû avret üstünde kara çalı dikenleri bitüp Ferhâd [u] Şîrîn'in gül fidânların birbirinden ayırır, aceb sırdır kim dünyevî ve uhrevî mâni‘-i mülâkât olmuş mel‘ûnedir. Şehr-i Amasiyye'de bu ziyâretlerden mâ‘adâ niçe bin kibâr-ı evliyâullah ziyâretler vardır, ammâ ziyâret etdiğimiz bunlardır. Her birinin rûh-ı şerîfleriyçün Yâsîn ve Fâtiha tilâvet edüp âşinâlık kesb etdik ve rûhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp inşirâh-ı sadr-ı derûn hâsıl etdik. Üçüncü nefîr-i irtihâller çalınup cümle yârân-ı asdıkâlar ile vedâ‘laşup ol gün Çengâllibel nâm dağlar ve ormanlar içre ber-muhavvif ü muhâtara yerleri geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b ·
metinde göster ·
âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile ber-karâr siyâh sakallı bir çelebi kimesne o …
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr İbrâhîm Hân cülûs etdükde Sultân Murâd-ı Râbi' vezîri Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi. Anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve haseki ve nisvân ve sâhib-i ısyân musâhibeler ve gayrılardan Musâhib Cinci Hoca ve Mülakkab İslâmbol Mollası ve Sadrıa‘zam Tezkireci Ahmed Paşa ve gayrı musâhibler Kara Mustafâ Paşa'dan sonra cümle taraf taraf fürceler bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ [vü] hevese düşürüp ve vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı ulemâ ve sulehâlardan celb-i mâl içün irtişâya dadandırdılar ve pâdişâhı zinâ sohbetine meyl etdirdiler. Ve Mısr'dan gelen hazîneyi cümle Melekî Bola'ya ve Şekerpâre Bola'ya ve Telli Haseki ve Saçbağı Haseki'lere birer Mısr 370a hazînesi ihsân etdirdiler. Ve bir hazîne-i Mısr dahi Cinci Hoca'ya ve sûr-ı hümâyûnlara ve Ahmed Kolu Çingâne sâzendelerine ve harâb olmuş sarâyların tamîr [ü] termîmine ve semmûr kürk döşeli niçe sarâylar tertîbine ve niçe bî-ma‘nâ yire hazîneler itlâf etdirüp bin elli dörd târîhinde iken cemî‘î hâs harâcları elli sekiz târîhiyle füruht etmeğe başlayup tedâhül olup îrâd yok masrûf-ı bî-ma‘nâ çok olup kula mevâcib çıkmaz olup Cezîre-i Girid'e imdâd ve hazîne gitmez oldu. Bir kerre kul gulüvv edüp hayli fetret olup bu harekât-ı gulüvden Vezîr ve Cinci ve Kıncı Hocalar ve sâ’ir musâhib ve musâhibeler mücâb olmayup Cezîre-i Girid'de Serdâr Deli Hüseyin Paşa asâkir-i İslâm büryân u giryân u nâlân olup, bre bize imdâd el-amân deyü feryâd etmede. Beri tarafda Cinci Hoca'lar hünkârdan bir ân münfekk olmayup pâdişâh yanında Hoca'dan gayrı mukarreb bir merd-i ferd yok idi. Sadrıa‘zam ve vâlideden tekarrübü ziyâde idi. Padişah hantava ve koçuya ve altı katırlı taht-ı revâna binse, bile süvâr olurdu. Ve her giz nasîhat edenlere Cinci Hoca rîş-hand edüp yüzlerine gülerdi. Ve her sâ‘at ol pâdişâh-ı mazlûmu hoş-âmed kelimâtlar ile mağrûr edüp sû’-i tedbîrler ederdi. Zîrâ umûr-ı devletde bir iş görmüş değil idi. Za‘afrânborlu nâm şehirde Şeyh-zâde nâm bir suhte idi. Âsitâne'ye gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Fil Yokuşu'nda Hâmid Efendi Medresesi'nde Hakîr Ahfeş Efendi'den Molla Câmî tilâvet edüp Kitâb-ı İbn Hâcib Kâfiye'yi i‘râb ederken bu mezkûr Cinci Hoca, Ahfeş Efendi üstâdımızdan Kitâb-ı Izzî okurken hikmet-i azîz ismine mazhar düşüp bir günde izzet bulup sa‘âdetlü pâdişâha Surh-bâd ve Gencü'l-arş ed‘ıyyelerin tilâvet edüp bi-emrillah İbrâhîm Hân hoş-hâl olup Şeyh-zâde'nin ismi Cinci Hoca olup iştihâr buldu. Ammâ Hudâ âlimdir, şerîkimiz olması cihetiyle keyfiyyet-i hâli ma‘lûmumuzdur. İlm-i da‘vetden bir hurûf bilmezdi. Ancak baht [u] tâli‘i bu zamân müsâ‘ade edüp ol dahi fülk-i atlas-ı bukalemûnda pây-bâflık edüp sağa ve sola gûnâ-gûn mekikler atdı. Hattâ hakîr bu seyâhatimizde Erzurûm'dan gelüp gördüm, Civân Kapucıbaşı sarâyına havâle bir sarây-ı azîm binâ etmiş kim evc-i âsumâna ser çekmiş. Hakîr bu sarây-ı balayı temâşâ ederken bir bevvâb gelüp "Buyurun, sizi efendi hazretleri ister" dedi. "Efendiniz kimdir" dedim. "Hünkâr hocası bu sarây sâhibi ister" dedi. Hakîr nerdübândan urûc edüp dîvânhâne-i âlîsine çıkup gördüm. Yetmiş seksen semmûr kürklü huddâmân-ı mümtâz civân miyân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile ber-karâr siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûmım değil. Hemân levendâne cümle huzzâra hıtâben "Es-selâmü aleyküm ey âşıkân" dedim. Hemân sadrdan "Ve aleyküm selâm! Hâmid Efendi Medresesi'nde Şeyh-zâde hakîrin şerîki karındaşım, cânım" deyüp ayâğ üzre kalkup hakîrin elin eline alup öpüşüp kucaştık. Ammâ alimallah bilemedim. "A benim cânım! Dağ âdemi olup levend olmuşsun. Ne bu bizimle bîgâne âşinâlık?" dedikde ol mahalde bile düşüp "Sultânım, yâr-ı kadîmim, ömrüm, cânım, şerîkim ve çelebim Şeyhzâde azîzimsin" dedim. "Safâ geldin, hoş geldin! Kahve içmez, şerbet getirin" dedi. "Nedir bu sarây, ne temâşâ ederdin sultânım?" "Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile bu şehirden gideli iki buçuk sene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübârek eyleye" dedikde {Târîh-i Sarây-ı Cinci Hoca:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b–370a ·
metinde göster ·
… ayışbınarı nâm mahalle geldiler. Yarın elbette cenk ederler" deyü haber gelince
Sadr-ı
a‘zâm Kara Murâd Paşa kırk bin tüfenk-endâz yeniçeriyâna ve sâ’ir yedi bölük as …
Bu gûnâ-gûn re’y-i tedbîr ile asker-i İslâm cenge âmâde Celâlîler tarafından çaşıtlar gelüp "İşte âsîler Kayışbınarı nâm mahalle geldiler. Yarın elbette cenk ederler" deyü haber gelince Sadr-ı a‘zâm Kara Murâd Paşa kırk bin tüfenk-endâz yeniçeriyâna ve sâ’ir yedi bölük askerine ve a‘yânına ve ser-i kârda olan iş erlerine niçe yüz va‘de-i kerîmeler edüp Novali'den Bosna ve Arnavudluk'dan on bin benâm, fitoz, şehbâz, bahâdır serdengeçdi yiğit ile Hazret-i Risâlet-penâhın alem-i şerîfiyle cenk meydânına çıkup Çarkacı Defterdârzâde Mehemmed Paşa ensesine kafadâr dururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32a ·
metinde göster ·
kullede lisân-ı Latince İdrivne Kral bu kullenin târîhin tahrir edüp ta‘mîr etm …
Bir köşesinde Zindân kullesidir kim yine nehr-i Meriç sâhiline nâzır taraf-ı kıbleye nâzır burc-ı pür-borcdur kim cemî‘i borclu ve kâtil ve kuttâ‘u't-tarîk-i vâcibü'l-izâle olanlar bu Zindân kullesinde mescûn u mahpûs olunmuşlardır. "Tûfân-ı Nûh'dan mukaddem kalan kulle-i kadîm budur", deyü sadr-ı kullede lisân-ı Latince İdrivne Kral bu kullenin târîhin tahrir edüp ta‘mîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 149b ·
metinde göster ·
… Paşa'dan ve gayri a‘yândan mektûb-ı muhabbet-uslûb getirdiğim âdemler inşirâh-ı
sadr-ı
derûn bulup bu hakîre vâfir ihsân u in‘âmlar etdiler. Ammâ Defterdâr Moralı'ya …
Menzil-i Gekbiziyye: Andan Üsküdar'ı ubûr edüp mâh-ı (---)(---)(---) gününde İslâmbol'a dâhil olup paşayı Tershâne'de Girid cezîresi mühimmâtın görürken bulup dest-i şerîflerin bûs edüp cümle mektûbları verüp paşa kırâ‘at etmeğe başlayup hakîr istirâhat içün sehel hâb-âlûd oldum. Bu mahalde dahi İpşir Paşa gelince olan havâdisât-ı kelimâtları bir bir ayân eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak İpşir Paşa'dan ve Kara Hasan Paşa'dan ve Tayyârzâde Ahmed Paşa'dan ve Cân İmirza Paşa'dan ve gayri a‘yândan mektûb-ı muhabbet-uslûb getirdiğim âdemler inşirâh-ı sadr-ı derûn bulup bu hakîre vâfir ihsân u in‘âmlar etdiler. Ammâ Defterdâr Moralı'ya bir kimesneden mektûb olmadığından gâyet müte’ellim olup her bâr hakîre "İpşir Paşa benim içün ne dedi" deyü su’âl ederdi. Âhir bu hakîr, hadîs
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b ·
metinde göster ·
… up hiçbir cânibe hakâret nazarıyla nazar eder mi?" deyü Tebrîz hânına inşirâh-ı
sadr-ı
derûn haberleri verdim.
Hakîr eyitdim: "Hânım Âl-i Osmân Oğuz tâ’ife vü minkaladır ve deryâ-misâl askere mâlik olduğundan hîle ve hud‘a nedir bilmez. Bir cânibe hâb-ı hargûş gösterüp bir tarafı urmağa tenezzül etmez ve hâdimü'l-Haremeyni'ş-şerîfeynliğe ol hîle-i bednâmı düşürmez. Ve cemî‘i zamânda Osmânlı ahid-şikenlik edüp bir düşmanının üstüne ale'l-gafle varmamışdır. İbtidâ sulha muğâyir bir pîşekârlık edeni evvel elçiler ile nâmeler gönderüp mudârâlar gösterir ve ‘Vaktine hâzır-bâş ol!’ deyü haber gönderir. Sonra deryâ-misâl asker ile kankı düşman ise üzerine çeküp intikâm alır. Yohsa hânım eğer Âl-i Osmân ve eğer vüzerâları evvel kendileri ahid-şikenlik etmemişlerdir. Husûsan bizim Melek Ahmed Paşa vezîrimiz hânımla dost ve kardaş olup hiçbir cânibe hakâret nazarıyla nazar eder mi?" deyü Tebrîz hânına inşirâh-ı sadr-ı derûn haberleri verdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 303a ·
metinde göster ·
… m u gussa ve evhâm-ı mühlikden ve vesvâs-ı düllîden ârî olup bir gûne inşirâh-ı
sadr-ı
zevk-i derûn hâsıl olup âdeme bir gûne cevelân u tab‘ u zekâvet hâsıl olur. Ve …
Muhassal-ı merâm âdem müşk ü amber-i hâm-ı hoş-bûdan sermest ü hayrân ve gûyâ bî-ser ü sâmân olur. Ve müstecâbü'd-da‘ve misilli olduğuna delîldir kim bir âdem ne kadar mağmûm u pür-gussa vü müte’ellim olup nutka mecâli olmasa bir kerre ziyâret edince cemî‘i gıll u gışdan ve gam u gussa ve evhâm-ı mühlikden ve vesvâs-ı düllîden ârî olup bir gûne inşirâh-ı sadr-ı zevk-i derûn hâsıl olup âdeme bir gûne cevelân u tab‘ u zekâvet hâsıl olur. Ve her kim emrâz-ı muhtelifeye mübtelâ olsa bu İmâm Hüseyin âsitânesine yedi gün müdâvemet edüp yüz sürse bi-emrillahi Ta‘âlâ rahm-i mâderden henüz müştakk olmuş gibi vücûdunda bir illet kalmayup zinde olur. Tâ bu mertebe dâru'ş-şifâ-yı kûy-ı yâr-ı Hüseyni'ş-şehîdi'r-rızâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 351a ·
metinde göster ·
… r ve sîne-i pür-kîneleri husrevânî küp gibi güm gü[m] sadâ verir vâsi‘ [ü] arîz
sadr-ı
mücessemleri var, ya‘nî merd-i kelâm bu mertebe cüssede olan gâzîler ol kadar t …
Kara Dağ nâm bir sengistân-ı bî-amân içinde çâr-kûşe bin seng binâ metîn ve burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenleri sedd-i hasîn bir kapulu ve kesme kaya handaklı bir kal‘a-i cedîddir. İçinde dizdârı ve yedi yüz aded yarar ve bahâdır pâ-bürehne ve ser-bürehne kotur şehbâz ve dilâver ve zorâver u şehnâz yiğitleri var, şeb [ü] rûz Kotur kâfirleriyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl etmede mücâhid fî-sebîlillâh gâzîlerdir, ammâ libâsları gâyet mudhikâne libâslardır, sevâhil diyâr olmağile âb [u] hevâsı letâfetinden halkının kadd [ü] kâmetleri çınar-ı bâlâlar gibi serâmed fidâyî yiğitlerdir. Başları Adana kabağı kadar büyükdür ve bâzûları tohuma gelmiş dolma kabağı kadar kalın bâzûları var ve sîne-i pür-kîneleri husrevânî küp gibi güm gü[m] sadâ verir vâsi‘ [ü] arîz sadr-ı mücessemleri var, ya‘nî merd-i kelâm bu mertebe cüssede olan gâzîler ol kadar ten-dürüst ve zinde ve cüst ü çapük ü çâlâkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 35a ·
metinde göster ·
… m, cümle sahrâ kuru olsun. Andan iş görüp kal‘ayı feth edin" dediklerinde hemân
sadr-ı
âlîcâh bu kâfirlere hâh-nâ-hâh amân verüp cümlesin kasem billâh ile âzâd edüp c …
"Nitekim bu kal‘a altında bu su vardır, siz bu kal‘ayı feth etmek değil yanına varamazsız. Bu suyu cümle biz etdik ve biz yolların biliriz ve yine biz keselim, cümle sahrâ kuru olsun. Andan iş görüp kal‘ayı feth edin" dediklerinde hemân sadr-ı âlîcâh bu kâfirlere hâh-nâ-hâh amân verüp cümlesin kasem billâh ile âzâd edüp cemî‘i kefereleri Çatrapatra Ali Paşa'ya teslîm olunup ol gece cümle küffâr ile Ali Paşa yine çıplak ve şallak mallak askeriyle gidüp nısfu'l-leylde bir sâ‘ıka ve bir gürüldü sâika istimâ‘ oldu kim cümle guzât şeb-hûn olup küffâr basdı zann etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109a ·
metinde göster ·
… nın Kalmak kâfirinden feryâdnâmelerin dest be-dest Sadrıa‘zama verdikde sâhib-i
sadr-ı
âlî-kadr ol ân arzları kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmları olunca,
"Vallâhi'l-azîm ve billâhi'l-kerîm babam da ve ben kulun da abd-i memlûkunuz gibiyiz, lâkin kendilerinin gelmediğine sebeb oldur kim geçen ayda yetmiş seksen bin Kılmah Tatarı Çigişke ve Arbat ve Orağzı nâm kal‘alarımız arasından Kırım'a girüp beş on bin ümmet-i Muhammed'i esîr edüp bu kadar kurâ vü kasabâtlarımız harâb u yebâb ve halkını kebâb edüp gitdi. Şimdi yine Kırım'a girmek üzre iken fermân-ı pâdişâhî gelüp sefer fermân olmuş. Cümle Kırım eyeleri ve cümle Kırım erenleri ve cemî‘i kadıları ve Kefe vezîri Ak Mehemmed Paşa ile cümle müşâvere edüp ‘Hânım sen sefere gidersen, cezîre-i Kırım elden gider. Elbette oğlun gönder’ deyüp müşâvere edüp efendimin kulluğuna beni bir iç gulâmı pâyesiyle gönderüp huzûr-ı şerîfine gelüp hamd [ü] senâ ol Allâh'a kim mübârek cemâl-i bâ-kemâliniz görüp pâypûş-ı bûsınızla şeref-yâb oldum" dedikde Köpürlüzâde bu kadar kelimât-ı piyâz-ı nâz [u] niyâzdan hazz edüp tebessüm-künân oldukda hemân Şehzâde-i cüvân-baht Ahmed Giray ibn sâhib-i taht {hemân} koynundan cemî‘i Kırım a‘yânının Kalmak kâfirinden feryâdnâmelerin dest be-dest Sadrıa‘zama verdikde sâhib-i sadr-ı âlî-kadr ol ân arzları kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmları olunca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113b ·
metinde göster ·
… k’ demek içün birkaç gülleler götürelim ve silâhlarımızla gidelim" dediklerinde
Sadr-ı
âlî-kadr,
"İmdi benim sultânım, yeniçeri kullarınız kal‘a dîvârları ve tabyaları üzre çıkup bizim meterislerimize girsinler. Biz üç yüz arabaya kâiliz. Tek hemân ehl [ü] iyâlimizle kuş-ı cânımız halâs edelim. Ammâ lütf eylen dostumuza ve kâfirde olan düşmanlarımıza karşı silâhlarımızla ve atlarımızla gidelim ve bizi kırk günden berü döğdüğünüz balyemez topların güllelerinden beş on dâne gülle verin, krala gösterelim. ‘Niçün kal‘amı Türk'e verdiniz’ dedikde ‘Kırk gün kırk gece biz bu gülleleri yedik. Niçün gelüp imdâd etmedin. Anıniçün kal‘ayı Türk'e verdik’ demek içün birkaç gülleler götürelim ve silâhlarımızla gidelim" dediklerinde Sadr-ı âlî-kadr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 118b ·
metinde göster ·
âlî-vakâr "Olmaya illâ hayr" deyüp yerinde karâr etdiklerinde mezkûr Litre ve L …
(---)(---)(---)(---)(---)(---) Bu üç pâre kılâ‘-ı hısn-ı hasîneler ve sedd-i üstüvâr-ı metîneler aslâ itâ‘at etmeyüp ve ahidnâme ile varan elçileri te’ezzî ederek kimin döğüp kimin söğüp kovarak elçiler dahi vâkı‘-i hâli Sadrıa‘zama bildirdiklerinde Sadr-ı âlî-vakâr "Olmaya illâ hayr" deyüp yerinde karâr etdiklerinde mezkûr Litre ve Leve ve Novigrad kal‘alarının katanaları yarar ve Senc Efrenc ve Nemse ve Macar kâfirleri olmak ile Uyvar'dan etrâf [u] eknâfa çete ve poturaya giden gâzîlerden üç dörd bin âdem esîr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 122a ·
metinde göster ·
… asaddur da‘vâsı yokdur. On ikisi de halka olup dâ’iren-mâdâr oturdular kim biri
sadr-ı
âlîde karâr etmeyüp tasaddur da‘vâsında olmaya. Ammâ bu on iki beğin her biri b …
Hakîr dahi bi'z-zarûrî iskemle üzre dururken ayağa kalkup ma‘a'l-kerâhe ta‘zîm eder şeklinde olup anlar dahi birer iskemlede karâr etdiler, ammâ mâbeynlerinde aslâ tasaddur da‘vâsı yokdur. On ikisi de halka olup dâ’iren-mâdâr oturdular kim biri sadr-ı âlîde karâr etmeyüp tasaddur da‘vâsında olmaya. Ammâ bu on iki beğin her biri birer ay hükm-i hükûmât edüp yılda bir cümle beğ hükûmetleri devr eder, ammâ yine müşâverelerinde yek-dil [ü] yek-cihetdirler. Ve bu on iki beğden biri mürd olsa kırk beğ dahi var. Andan biri gelüp on iki beğe dâhil olur. Ve kırk beğin biri mürd olsa üç yüz aded taşra beğler dahi vardır, anların bir müsta‘iddi kırklara karışır, ammâ her bir beğ kırk yaşında kâmil sâhib-i ayâr olmayınca on iki beğlere ilhâk edüp tahta geçirmezler. Âyîn-i bâtılaları tâ cedd-i nâ-pâklerinden berü böyledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 153a ·
metinde göster ·
sultân-ı Kırım Hazret-i Ahmed Ağa, / Kıldı bir çeşme binâ kim anı görse Hızrî, …
Menba‘-ı lutf u kerem ayn-ı adâlet ya‘nî,Sadr-ı sultân-ı Kırım Hazret-i Ahmed Ağa,Kıldı bir çeşme binâ kim anı görse Hızrî,Reşk edüp anmaz idi âb-ı zülâli aslâ,Oldu târîhine Zihnî kaleminden cârî,Eyledik kâ‘ide-i ayn-ı hayâtı icrâ.Sene (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 126b ·
metinde göster ·
… kaht [u] galâ olup küffâr içre vâveylâ düşdüğün firârî kefereler haber verince
Sadr-ı
Âsaf bu fecereleri geydirüp vâfir ihsân in‘âmlar edüp ordu içinde kara şapkalar …
Ammâ içeri kal‘ada dahi küffâr topdan kumbaradan ve taşdan ve hevâdan nâzil olan oklardan küffâr kırılup içlerine havf ü haşyet düşdüğün içerden taşra firâr edüp vezîria‘zama gelen küffârlar böyle haberler verüp ve gâyet kaht [u] galâ olup küffâr içre vâveylâ düşdüğün firârî kefereler haber verince Sadr-ı Âsaf bu fecereleri geydirüp vâfir ihsân in‘âmlar edüp ordu içinde kara şapkalarıyla gezerler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 293b ·
metinde göster ·
âyet-i şerîfi mazmûnu üzre gemileri ihrâk bi'n-nâr olup cümle küffârları gark-ı âb olup küffâr-ı bed-kâr içre gemilerinde bir vâveylâ ve vâveledâlar sadâsı kopup karârları firâra mübeddel olup cümle küffâr gemileri leb-i deryâdan alarka olunca hemân beride bizim asâkir-i nusret-me’ser tarafından bir sadâ-yı Allâh Allâh kopup taraf taraf ve kol kol cemî‘i guzât-ı müslimînin gözleri tâs-ı pür-hûna dönüp kal‘anın münhedim olan yerlerinden kemendbâzlık ve kemândârlık ve şemşîrbâzlık ve şehbâz u şehnâzlık ederek enderûn-ı kal‘adan ve Yeni dîvâr kal‘asının domuz hânelerinden koca kırçıl domuzların kellelerin galtân edüp alâ mele’i'n-nâs azîm yüz aklıkları olup iki yüz kelle ve yetmiş nefer yüzbaşı nâm kâfirleri başbuğuyla huzûr-ı sadr-ı Âsafa getirüp cümle serbâzânlara beleğan mâ-belağ surre ve atiyyeler ihsân [u] in‘âm olunup hulûs-ı hâl ile sûre-i Nebe'de Arapça mekâl-i hakîkat-me’âl ile küffâr-ı hâksârın ve füccâr-ı dûzah-karârın i‘timâd eyledikleri kal‘alarından derûn-ı dilden ve cân u gönülden henüz meyûs olup içerden taşra küffâr dahi ziyâde gürûh gürûh dilber kapudanzâdeleri çıkmağa başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300b ·
metinde göster ·