bana edicilerdir. Zîrâ Âsitâne'den âdemlerim geldi. Bâb-ı Hümâyûn önünde Gazze …
"Tiz devât ve kalem" deyü kilk-i cevâhirin yed-i tûlâsına alup derûn-ı dilinde olan gencîne-i ma‘ânî kuflini küşâde kılup dürr-i cevâhir nisâr edüp "El-ma‘nâ fî batnı's-şâ‘ir"i zebân-ı hâle getirüp niçe elfâz-ı tumturak ile bir nasîhatnâme ve niçe ta‘n-âmîz san‘at-ı şi‘riyyeli rumûz-ı künûzlu esrâra müte‘allık pendler tahrîr eyledi. Zîrâ kendileri ilm-i inşâda Ünsî-i sânî ve Tâcizâde Ca‘fer Çelebi ve Aliy-yi Ma‘nî idi ve elvân-ı kalem ile hüsn-ı hatta mâlik bir seri‘u'l-kalem ve beyne'l-akrân mümtâz-ı ilm olmuşdu. Ve gâyetü'l-gâye tîz-dest idi. Hattâ peder-i azîzleri merhûm ve mağfûrunleh Mustafâ Paşa, Murâd Hân-ı Râbi'de defterdâr iken kendüler mülâzim ve müderris olmağıla tekmîl-i fünûn edüp ilm-i lügatde Kâmûs-ı Ahterî ve Arûz-ı Me’âlî olmuşdu. Hattâ Arab u Acem'den ve Hind u Belh [u] Buhârâ'dan Tataristân'a ve Hân'a bir nâme iktizâ etse Mecd Efendi ve Durak Efendi ve Sıdkî Efendi nâmeleri müsevvede edüp bu efendimiz Defterdârzâdeye verüp tashîh ederek kendü hattıyla nâmeler tahrîr edüp her mülûk huzûruna vardıkda makbûl-ı şehriyârî olup elden ele gezerdi. Ve menâsıb-ı âlîlerde iken aslâ re’îslerine muhtac olmayup cemî‘î evâmir ü arzları ve Şehzâde Mehemmed Hân'ın mevlûdü müjdesin ve sâ’ir kılâ’ın fütûhatnâmeleri ve mekâtiblerin ve sâ’ir mürâselâtı cümle kendi hattıyla tahrîr etdüğünden Varvar Alî Paşa'ya dahi kendiler dest-i hatlarıyla muhabbetnâme yazdılar. Zîrâ Varvar Alî Paşa'nın re’îsi Niksârî Halîl Efendi dahi bir münşî-i mustalah, fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân ve rumûz-ı künûz, miftâh-ı ma‘ânî ve bir bahr-i ma‘ârif kânı kimesne idi. Ana binâ’en Alî Paşa'ya nâme-i muhabbeti kendiler yazdı. Netîce-i kelâmı oldur kim "Benim peder-i azîzim! Mektûb-ı 361a dürer-bârınızda tahrîr etmişsiz kim bir baş Üsküdar'a dek İpşir oğlum ile ve sâ’ir vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ile gidüp şer‘ ile da‘vâm görürüm, buyurmuşsuz. Da‘vâcın kadı, yarıcun Allah ola, deyü elsine-i nâsda darb-ı meseli ma‘lûm-ı sa‘âdet-mendiniz değil midir. Cenâbınızın hod hasmı pâdişâhdır, pâdişâh âdil gerek kim şer‘ ile da‘vâm var diyesiz. Nâ-şer‘î bir âdemin ehlin almak murâd edinen imâmın mezâhib-i erba‘a fetâvâlarında imâmeti sahîh olmaduğu hod azherü mine'ş-şemsdir. Böyle olan imâma niçe iktidâ edüp niçe mu‘âvemet edüp niçe şer‘ ile da‘vâm vardır dersiz ve umûma muhâlefet kuvvet-i hatâdan idüğü ma‘lûmunuzdur. Atalar sözün tutmayan hatalar demiş, el mi yaman beğ mi yaman demişler ve Sultân Murâd tâbe serâh hazretleri merhûmun zamânından berü harem-i hâsda perveriş bulup bu sinn-i sâliniz içre bu kadar menâsıb-ı âlîler zabt edüp bu kadar celâlî ve cemâlî ve zorbalar kim ulü'l-emr üzre ısyan [u] tuğyân edenlerin kankısı iflâh [u] ber-hurdâr olup müsmir olmuşdur. Ve karîbü'l-ahd olan Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa bu kadar sene ısyân edüp Sultân Osmân Efendi'min kanı deyü kırk bin yeniçeri kırup şer‘ ile da‘vâm vardır der idi. Şer‘î ve nâ-şer‘î da‘vâsın kim istimâ‘ edüp âhir hâli neye müncer oldu. Ve dahi karîbü'l-ahd kim vak‘ası mürûr ideli yedi sene olmuşdur, Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa bir yumurtayı bir akçeye alup adl-i adâlet ederim deyü sizin gibi yigirmi bin asker cem edüp Kör Hazînedâr İbrâhîm Paşa ile Kaysariyye altında ceng edüp Nusaf Paşazâde, Hazînedâr İbrâhîm Paşa'yı şehîd edüp niçe bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp bu kadar mâl-ı ganâ’im alıp Hüseyin Paşa mansûr u muzaffer oldum deyü Anadolu gibi arz-ı vâsi‘a sevâd-ı mu‘azzam diyârları bırağup şer‘ile da‘vâm vardır deyü sûret-i hakdan görünüp Üsküdar gibi bir teng dar yire varup şer‘ ile gezerken şerrile askeri târumâr olup arz-ı mukaddes gibi bir vâsi‘atü'l-aktâr diyârı koyup boğa[z]dan Rûmeli gibi edna'l-arz olan dar yire geçüp Varna kurbuna varup anda girîbânın ele verüp Kara Mustafâ Paşa vezîrin huzûruna dip diri getirüp doğram doğram edüp Hüseyin Paşa'yı şehîd edüp başın Bâb-ı Hümâyûn önüne bırakdılar. İmdi benim peder-i azîzim. Bu mektûb-ı muhabbet-üslûbdan me’âl-i kelâm oldur kim Kara Mustafâ Paşa, mezkûr Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa'yı böyle münhedim edüp katl etdüğü günlerde hâlâ sadrıa‘zam olan Bişin karınlı Semiz Ahmed Paşa anın tezkirecisi idi. Hüseyin Paşa'nın katli cümle bunun re’y [ü] tedbîriyle idi. Hâlâ sadrıa‘zam olup senin hasm-ı kavîn ve adüvv-i cânındır. Elbette Nasıf Paşazâde katli san‘atların sana ve bana edicilerdir. Zîrâ Âsitâne'den âdemlerim geldi. Bâb-ı Hümâyûn önünde Gazze makrameleri üzre altı vezîr ve beş mîr-i mîrân kellesi yatarmış. Sakının, el-hazer el-hazer, şer‘ile Üsküdar'a gelmen. Zîrâ Devlet-i Âl-i Osmân'a nizâm [u] intizâm veren Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Anların halîfelerinden Kemikli Alî Baba nâm bir er-i server, ârif-i billah-ı hünerverdir, Hacı Bektâş-ı Velî, anlara "Var Alî Baba, Üsküdar ile Gekbiziyye mâbeyninde bir püştecik vardır, bu âteş ile bu penbeyi bu hokka ile götür. Tâ ki ol püşte üzre vardıkda âteş penbeyi yakdığı yer senin dâr-ı bâkî makâmındır, anda sâkin ol" deyü Hacı Bektâş Alî Dede'ye bu nasîhatları edüp Alî Baba'nın üzerine ism-i a‘zam tilâvet edüp üfürür. Var Alî Baba makâmında ecel-i müsemmâna dek sâkin ol. Âl-i Osmân üzre ısyân ile seni geçenlerin kemikleri, üzerinde yığılup Kemikli Baba nâmıyla cihân-ârâ olasın, deyü eyle Sultân Velî nefes etmiş ve Hacı Bektâş'dan feyz alup gûyâ ol merkezde kutb-ı ricâl gibi bir mutalsam ulu sultândır. Anı, ısyân ile ubûr edenlerin kankısı iflâh [u] ber-hurdâr olmuşdur? Ve buyurmuşsuz kim İpşir oğlum benimle biledir. Bir kılıma bin kelle verir demiş, sizi eyle inandırmış. Sakının, vallahi i‘timâd ve i‘tikâd etmen. Baş değil bir taş ve lâş ve lâşî vermez. Zirâ Abaza aşîreti mâbeyninde bir babak soydur. Ve gâyet hasîs ve denî ve le’îm ve korkak kavmdendir. Kendinin dahi cemî‘î zamânda bahâdırlığı zâhir ü bâhir olmamışdır. Ve gerçi tütün ve kahve içmeyüp süd içer ammâ eyle bir zâlimdir kim unsuz evün hâmûrun ve ineksiz evün südün bulup içer ve bir kana on bin guruş alır, etdiği zulmü Haccâc-ı Zâlim Yûsuf etmez. Benim peder-i azîzim, anın ipiyle kuyuya inen câh-ı gayyâda kalır. Hilekârdır, cengâver, dilâver [ve] server değildir. Hattâ ma‘lûmunuz değil midir kim merhûm ve mağfûrun leh Murâd Hân-ı Râbi‘in İpşir {Revân kal‘ası cenginde} emîr-i ahûr-ı kebîri değil mi idi. Üç yüz aded âdem ile yetmiş kızılbaş-ı bed-ma‘âş bunlara râst gelüp dahi kızılbaş ile elleşmeden ve zahmdâr olmadan der-ceng-i evvel üç yüz âdemlerinden hicâb etmeden firâr etdi. Ve üç yüz âdemi ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp esîr oldular. Ve İpşir'in akîbince kızılbaşlar düşüp atı kalmadan belinden tîrkeş ve kılıcın 361b bırağup piyâde nehr-i Zengî sâhilinde ahşama dek bir bostân içinde pinhân olup ba‘de'l-mağrib Ken‘an Paşa ordusuna uryânen gelüp Ken‘an Paşa bir kat esbâb ve bir kat silâh ve bir at ihsân edüp ceng ide ide halâs oldum, deyü kizb eden kezzâb u mûhenât İpşir değil midir? {Kim ol gün bir kızılbaş kendüye bir hançer uyluğuna urup ol zamândan berü topal olmuşdur. Bir kizbi dahi "atdan tekerlenüp leng oldum" der} Benim pederim, sakın böyle bed-nâm ü güm-i nâ-kem-nâm ile hem-ınân ü hem-dem ü hem-zebân olma ve kimseye i‘timâd edüp mahrem-i esrâr edinme. Sana sûret-i hakdan görünüp Âsitâne tarafıyla mansıb-ı âlî içün yek-dil [ü] yek-cihet olup vakt-i hengâmda seni meydânda korlar. Bu gûne pend [u] nasîhatları pederime yazmak küstâhânedir ammâ dâğ-ı derûnumdan cür’et edüp tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360b–361b ·
metinde göster ·
… n'a gelüp mürâfa‘a-i şer‘-i Resûl-i mübîn olasın. Vallahi ve billahi ve tallahi
sana ve
gayrı tevâbi‘lerine ve mâl-ı hânene zerre kadar halel gelmez. Elbette gelesin v …
emrine imtisâlen üzerine varmak farz-ı ayn olup fenkerû(?) mâl u menâl-i ganâ’iminüz helâl-i zülâl olduğuna mezâhib-i erba‘adan mükerrer fetvâlar alınup memâlik-i İslâmı sencileyin yağî ve bâğî ve dağî ve âsî haşerâtlar elinden şâh-râh-ı Müslimîni pâk edüp üstüne varmağa azîmet olunmuşdur. Gerekdir kim mektûb-ı pend-üslûbum vüsûl buldukda bir ân durmayup Van derneği altında sâ’ir ümerâ karındaşların ile hizmet-i pâdişâhîde bulunup gâret etdiğin koyunları ve mâl-ı sevdâgerânları ve gayrı nehb etdiğin mâl-ı bî-girânları cümle ashâblarına redd etmeğe Taht-ı Van'a gelüp mürâfa‘a-i şer‘-i Resûl-i mübîn olasın. Vallahi ve billahi ve tallahi sana ve gayrı tevâbi‘lerine ve mâl-ı hânene zerre kadar halel gelmez. Elbette gelesin ve illâ bu kadar mâl [u] menâl hasâre etdiğin mukâbelesinde senin dahi ilin vilâyetin nehb ü gâret olup hemîn cümle erzâkın gâret olup vücûd-ı bî-sûd-ı pür mazarratın sahîfe-i rûzgâr-ı zûrkârda hakk olunmağa azîmet olunup iki yerden gayret kılıcın kemerime bend edüp "Bismillah niyyetü'l-gazâ demişiz!", ümiddir kim seninle Rahova nâm sahrâda asâkir-i İslâm-ı Van ile varıldıkda sen dahi kavm-i Yezîdî Rûjikiyân asker-i Çamapurunla karşu çıkasın. Ya taht ola, ya baht ola, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a ·
metinde göster ·
… Menimle yahşı danışıh et galan ve be-dürüstî râst söyle galan. Vallah ve Billah
sana ve
Vezîr {Melek Ahmed Paşa} pederime çok ri‘âyet ederem. Doğrı söyle kim, sizinle …
Ba‘de't-ta‘âm eydür: "Ey bürâder-i cân-berâberim ve cân-ı azîzimden azîz ahî-yi e‘azzim, ol Muhammedü'l-Mustafâ rûhiyçün olsun, bugün senin hâk-i pâyine gelmişem. Menimle yahşı danışıh et galan ve be-dürüstî râst söyle galan. Vallah ve Billah sana ve Vezîr {Melek Ahmed Paşa} pederime çok ri‘âyet ederem. Doğrı söyle kim, sizinle Van'dan bir ağa çıkup 292b bizim Güzelce Şâh'a gitdi mi?" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 292a–292b ·
metinde göster ·
… tân-ı dostân olsun’ deyü etdiği kemliğe karşılık {eylik} edersin kim cümle halk
sana ve
cemî‘i Kürdistân halkı ve cemî‘i Âl-i Osmân diyârı halkı, ‘Hezâr-ahsend ey hân- …
Hakîr eyitdim: "Hânım, yine siz deryâ-dil bir pâdişâh-ı cem-cenâbsız, {yine} siz afv ile mu‘âmele edersiz. Anların etdiğine kalmayup eğer ma‘zûlen paşa bunda gelirse ke'l-evvel geldiği gibi dâmâd-ı pâdişâhî bir vezîr-i âlîşândır. ‘Ben dahi şânıma düşeni ideyim ki dâstân-ı dostân olsun’ deyü etdiği kemliğe karşılık {eylik} edersin kim cümle halk sana ve cemî‘i Kürdistân halkı ve cemî‘i Âl-i Osmân diyârı halkı, ‘Hezâr-ahsend ey hân-ı âlîşân’ deyü pesend edeler. Melek'e sadlek la‘net ve Hâman ve Fir‘avn ve Karûn ve Yezîd'in la‘netin edüp Melek'e beddu‘â sana hayır du‘â ederler. Hânım, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
Âl-i Osmân pâdişâhına ömürler versin kim beni Rakofçi gibi düşmandan halâs edüp …
"Benim pâdişâhım efendim, Allâh sana ve Âl-i Osmân pâdişâhına ömürler versin kim beni Rakofçi gibi düşmandan halâs edüp memleketim bana ihsân eylediniz, ammâ el-ihsânu illâ bi't-tamâm ricâm oldur kim benim vilâyetimde olan âsî kal‘aları Tatar ile urup nehb u gâret edüp mâl-ı ganâ’imlerin alup esîrler çıkarup haklarından gelesiniz kim ol bana âsî olan kılâ‘lar bunlardır" deyü iki yüz yetmiş pâre gâret olacak kılâ‘ları defter edüp ve gâret etmeğe kendü vüzerâlarından İlvov hâkimin yetmiş bin âdem ile ta‘yîn etdikde Tatar-ı adû-şikâr dünyâlar kadar hazz edüp cümle taburdan aldıkları 45a mâl-ı ganâ’imlerin herkes Or beği Karaş Ağa ile Kırım'a {gider} on bin asker olup şühedâları ve mâlların Kırım'a gönderüp cümle asâkir-i Tatar yine birer sadak ve birer şiydak ile sebük-bâr kaldılar. Ol gün Hân-ı âlîşân feth [ü] fütûh haberleriyle cümle cebehâne ve topları sa‘âdetlü pâdişâha ve vezîria‘zama ve efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya i‘lâm içün ulaklar gönderüp "Kırılan kâfir kellelerin göndermek ayıbdır" deyüp göndermedi. Ba‘dehû (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44b–45a ·
metinde göster ·
Hemân Paşa eyitdi: "Allâhu ekber, tîz-e yeniçeri ağası bu sabâh
sana ve
Tekeli Paşa kethüdâsına ve bizim Evliyâ'ya bir vâkı‘a dedim. Ben minberde hutbe …
Hemân Paşa eyitdi: "Allâhu ekber, tîz-e yeniçeri ağası bu sabâh sana ve Tekeli Paşa kethüdâsına ve bizim Evliyâ'ya bir vâkı‘a dedim. Ben minberde hutbe okurken Seydî Paşa minbere çıkup ve aşağı inerken düşüp başı düşdü ve bir zincirli ayu minbere çıkup üzerime hücûm eyleyüp, Evliyâ'm zincirinden çeküp yere düşürdü ve Evliyâ ayunun boynun urdu deyü bu sabâh bu vâkı‘a size dimedim mi? İşte hâlâ ol rü’yâ-yı sâliham idi ve hâlâ iskemle ile minber dibinde oturup Seydî Ahmed Paşa karındaşımın mürtedd olan bölükbaşısı imiş. Başın kesüp minber dibine bırakdım. Ol vâkı‘a budur. İnşâ’allâh Seydî karındaşım dahi çok mu‘ammer olur ve Evliyâ'm zincirinden çekdiği ayu işte bu mel‘ûn idi kim minberde menim üzerime hücûm [eden] mel‘ûnun asıl ismi Vasil imiş. Bire Evliyâ'm, vâkı‘amda bu ayuyu öldürdün. şimdi dahi âşikâre boynunu ur" deyince, "N'ola sultânım" deyüp etek der-miyân edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136b ·
metinde göster ·
tevâbi‘ine gadr [u] hayf olur kim atların ve hizmetkârların şiddet-i harâretden …
"Biz sizi Fûncistân'a koyvermeziz. Sana ve tevâbi‘ine gadr [u] hayf olur kim atların ve hizmetkârların şiddet-i harâretden ve açlıkdan helâk olurlar. Ve Zengî harâmîlerden selâmet gidemezsiz. Elbette (te) gitmen" deyü ricâ etdiler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y394a ·
metinde göster ·