… çifte çifte âdem ejdehâsı gibi apul apul yürüyüp birbirlerine kağan arslan gibi
sarılup bu
kadar temâşâcılar içre birbirine evren-misâl kec-nazar edüp alt üste ve üst alt …
Bu tekye içre üç yüz Pehlivân Zûpînler var kim onar çift câmûs kötenin zabt eder erlerdir. Yüz, yüz elli çift pehlivânlar cümle kisbetlerin geyüp sarı şîr-i revgan yağıyla yağlayup çifte çifte âdem ejdehâsı gibi apul apul yürüyüp birbirlerine kağan arslan gibi sarılup bu kadar temâşâcılar içre birbirine evren-misâl kec-nazar edüp alt üste ve üst alta pehlivânlık ederek cümle (---) bend lu‘bedebâzlıkdan kesme ve şîrâzî ve kesebend ve terskepce ve pîşkabza ve yanbaşı ve sergelle ve âsumâniş ve cezâyir sarması ve boğma ve karakuş nâm oyunları icrâ ederek alayköşkü dibinden ubûr edüp pâdişâhdan ihsânlar ile şeref-yâb olup ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190a ·
metinde göster ·
idi. Gâhîce Gâzî Hudâvendigâr Murâd Hân-ı Evvel Edirne'yi sene (---) târîhinde …
İç kal‘ada cümle iki bin hâne-i zîbâlardır ve kat-ender-kat sarây-ı âlîlerdir, ammâ bâğı ve bâğçeleri yokdur, teng büyûtlardır ve yedi mahalle ve yedi mihrâbdır ve bir hammâmdır. Çarsû-yı bâzârı yigirmi aded dükkânlardır. Câmi‘-i Sultân Orhân bundadır, tûlen ve arzen yüz on ayak câmi‘dir ve bir tabakalı bir minâresi vardır. Orhân Gâzî bunda medfûn olup Orhân Davulu dedikleri kırmızı kılıflı tabl-ı kebîr bu câmi‘in bir tâkinde asılıdır. Devlet-i Âl-i Osmân'da ibtidâ bu tabl çalınmışdır. Ve selef-i pâdişâhlarına mahsus sarây-ı müfîd [u] muhtasar bu kal‘adadır. Tâ Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e gelince pâdişâhların sarâyı bu idi. Gâhîce Gâzî Hudâvendigâr Murâd Hân-ı Evvel Edirne'yi sene (---) târîhinde feth edüp Edirne Sarâyı'nda sâkin idi. Ebü'l-feth sene (---) târîhinde İslâmbol'u feth edüp taht-ı sâlis olup Bursa'ya ve Edirne Sarâyı'na rağbet kalmayup Bursa Sarâyı hâlâ mu‘attaldır, ammâ ser-âbdarları, bennâları ve bostâncıları vardır. Ve bu İç kal‘anın cümle şâh-râhları hacer-i kebîrler ile pâk u pâkîze kaldırımlar düşelidir. Ve cümle hâneleri tarz-ı kadîm, ba‘zısı kâfirden kalmış hânelerin taş ve tula dîvârlarında üstâd-ı bennâ birer san‘at ile târihler tahrîr etmişler kim, gûyâ birer kıt‘a hüsn-i hatlardır. Ol hâneler ne kadar zamândır binâ olduğu târîhlerinden ma‘lûmdır ve cümle 223a hâneleri kârgîr binâ-yı zibâ ve serâpâ la‘l-gûn kiremit ile sütûhları mestûrdır ve cemî‘î hânelerin birer gûne serv-misâl musanna‘ ocakları var kim, biri birinden mevzûn şeş-hâne ve müdevver dûd-keşleri vardır. Ve câ-be-câ kal‘a içre servi ve ceviz dırahtları ve rez {üzüm} şecerleri vardır. Ve âb [u] hevâsı latîf mürtefi‘ zemîn olmağıla kal‘a halkı ten-dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222b–223a ·
metinde göster ·
gâzî, âlem-i hayretde kalup şaşar. Görse kim derenin için Kaydefâ sikkesiyle mü …
Sebeb-i binâ-yı Cisr-i Irğandı: Lisân-ı Türkî'de ırğandı, ırğalandı, salındı ma‘nâsınadır. Sene 722 târîhinde Orhân Gâzî Bursa'yı feth edüp bir mücâhid-i fî-sebîlillah, âşık-ı cân vakt-i Şâfi‘î'de hammâma giderken bu cisr mahallinde bir sadâ zâhir olup "Çıkayım mı, varayım mı" deyü feryâd eder. Ol gâzî dahi dal kılıç olup "Çık hey anasını fülân etdiğim" deyüp sadâ gelen mahalle bir satur urunca hemândem ol mahalden güldürredek kenz-i azîm cereyân edüp zemîn ırğalanup sarsılır. Bu gâzî, âlem-i hayretde kalup şaşar. Görse kim derenin için Kaydefâ sikkesiyle mümessek altunlar yığılup derhâl Orhân Hân'a gelüp ser-güzeşt-i kenzi bir bir takrîr eder. Orhân Gâzî eydür "Yâ ne haber etdin. Allah sana müyesser etmiş. Var Bursa içre hayrât [u] hasenâtlar eyle" deyü destûr-ı şâhî ile gelüp cümle mâlı hânesine taşıyup öşrün beytü'l-mâl-ı müslimîne verüp bu cisr-i azîmi binâ edüp anın çün Irğandı Cisri derler, ibret-nümâ cisrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229a ·
metinde göster ·
… ze-i Sîncânân ve derveze-i Verdiçûk ve derveze-i Şütürbân ve derveze-i Rîk, hân
sarâyı bu
mahallededir, ve derveze-i Hıyâbân ve Tebrîz'in şimâlinde derveze-i Sürhâb ve d …
Der-sitâyiş-i mahallât-ı büldân: {Evvelâ bu diyârda mahalleye derveze derler. Cümle bin altmış derveze ta‘bîr olunur. Evvelâ derveze-i Dımışkiyye ve derveze-i Pul-bâğ, "pul", köprüye derler, ya‘nî Köprü mahallesi derler, derveze-i Sîncânân ve derveze-i Verdiçûk ve derveze-i Şütürbân ve derveze-i Rîk, hân sarâyı bu mahallededir, ve derveze-i Hıyâbân ve Tebrîz'in şimâlinde derveze-i Sürhâb ve dervaze-i Emîre Kız} ve Serdâb mahallesi, Özdemirzâde Osmân Paşa serdâbını tathîr etdüğü bir azîm serdâbdır. Miyâh-ı Tebrîz ve kanavât [u] kariz ile bu serd-i âb Serdâb mahallesinden cereyân eder. Mahalle-i Çârminâre ve mahalle-i Mırmır ve mahalle-i derveze-i Ser[ay].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299b ·
metinde göster ·
… er. Derûn-ı hisârda altı yüz bâğsız ve bâğçesiz hâne-i hâk-i mestûrı var ve Hân
sarâyı bu
kal‘adadır. Câmi‘i ve hân [ve] hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve küçük kal‘a sonr …
Eşkâl-i kal‘a-i Tiflis: Evvelâ nehr-i Kür kenarında yalçın kayalar üzre birbirine mukâbil iki kal‘a-i Betlis-i Tiflis'dir kim mâbeyne-hümâsından nehr-i Kür cereyân edüp bir kayadan bir kayaya cisr-i azîm ile kal‘adan kal‘aya ubûr olunur. Kal‘a-i kebîr, nehr-i Kür'ün cânib-i cenûbundadır. Ve küçük kal‘a nehr-i Kür'ün şimâlindedir. Ve nehr-i Kür büyük kal‘anın sahrâya nâzır tarafında küçük kal‘aya açılan kapusu önünden nehr-i Kür kal‘a dîvârına dokunarak cereyân ederek yedinci konakda Bakü kal‘asıyla Gîlân şehri mâbeyninde Bahr-i Haraz'a mahlût olur. İbtidâ matla‘ı vilâyet-i Çıldır'da (---) dağlarından hurûc edüp tâ Kara Ardahân'dan ve kal‘a-i Ahıska'ya ve kal‘a-i Azgur'a uğrayup Tiflis içinden geçüp Bahr-i Haraz'a munsab olur. Bir nehr-i azîmdir kim müverrihân-ı İrân-zemîn, "Bu nehr-i Kür'e bin altmış uyûn-ı câriye rîzân olur" deyü tahrîr etmişler. Hakkâ ki nehr-i Furât'dan sonra nehr-i Kür azîm sudur. Bu nehr kenarında yalçın kaya üzre Betlis'in binâ etdiği kal‘a-i kebîrin dâiren-mâdâr cirmi altı bin adımdır ammâ binâ-yı atîkdir. Dîvârının kaddi altmış zirâ‘ ve yetmiş burc ve üç bin bedendir. Ve bir cisr bâbı var, handakı yokdur. Nehr-i Kür üzre suluk kullesi var. Hîn-ı muhâsarada andan def‘-i atşân ederler. Derûn-ı hisârda altı yüz bâğsız ve bâğçesiz hâne-i hâk-i mestûrı var ve Hân sarâyı bu kal‘adadır. Câmi‘i ve hân [ve] hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve küçük kal‘a sonradan Yezdcir[d] Şâh binâ etmişdir, bir yalçın püşte üzre sad-ribâz-misâl bir seng-âbâd şekl-i murabba‘ küçük kal‘adır. Cisr başına ancak bir dervezesi var. Derûn-ı kal‘ada üç yüz hâne ve câmi‘ var. Lâkin bedâsteni ve imâret yokdur. Bu kal‘anın büyük kal‘a cenûb tarafındadır. Ammâ bu küçük kal‘a sûr-ı kebîrden metîndir. Bu kal‘aların cümle üç bin nigehbânları vardır. Her şeb-i muzlimde kal‘ayı meş‘aller ile çerâğân edüp dîdebânlar "Hudâ hûb" deyü feryâd ederek nigehbânlık ederler. Gerçi Acem diyârıdır, ammâ ekseriyyâ ahâlîsi Osmânlı zamânından berü Sünnî ve Hanefî ve Şâfi‘îyyü'l-mezheb bî-hisâb kimesneleri vardır ve ulemâsı ve mahbûb ve mahbûbesi vâfirdir. Memdûhâtından, dânedâr gendümü ve hâs ve beyâz Tiflis nânı ve beyâzî ve âl tebekânî yanaklı şeftâlûsü ve âbdâr [ve] lezîzât şeftâlûsü gâyet latîf ve hoş-hordur. Zîrâ Gürcî zenâneleri bâğında hâsıl olur et şeftâlûleridir. Hubûbât [u] nebâtâtı mahsûlleri gâyet memdûhdur. Pembesi ve harîri olmaz, amma âbdâr engürü mevsûfdır. Ve nehr-i Kür'den bu mahsûlâtlara aslâ fâ’ide (yarkıdde) yokdur. Cümle bârân-ı rahmet ile hayr [u] berekât mütekâsirdir. Nehr-i Kür'ün tulû‘undan gurûbuna varınca yüz elli pâre şehre uğrayup aslâ bu kurâ ve kasabâtların mezâri‘âtlarına fâ’ide olmaduğundan nehr-i Kür derler, Moğol kavmi Kür-i ur derler, ya‘nî fâ’idesiz 320a demekdir, ammâ lezîz âb-ı nâbdır. Dâ’imâ pest akmağile âlî yerleri reyy edemez ve hammâmları memdûh değildir. Zîrâ bu şehirde ılıcalar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 319b–320a ·
metinde göster ·
… üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı
sarkıdır. Bu
kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" de …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
Seydî Gâzî şehrinde sâhib-i fetvâ iken şehîd etdiler. Hân civârında bir sed üzr …
Ziyâret-i el-Müvellâ Güden Tâceddîn: Vilâyet-i Saruhân'dandır. Bu Seydî Gâzî şehrinde sâhib-i fetvâ iken şehîd etdiler. Hân civârında bir sed üzre medfûndur. Seng-i mezârında târîhi mestûrdur. Ammâ mürûr-ı eyyâm ile kesret-i matardan seng-i merkadinin hattı müteğayyir olup tahrîr ü terkîme cür’et olunmadı. Bunlardan sonra Seydî Gâzî yüz elli akçe pâyesiyle şerîf kazâ oldu. Ber-vech-i adâlet yetmiş altı pâre nâhiye kuralarından kadısına senevî dört kîse-i Rûmî olur. Ve kal‘a dibinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 8a ·
metinde göster ·
… şa sarâyı ve Celâlî Kadı sarâyı ve Sarzâde Mustafâ Paşa sarâyı ve Arab Alî Paşa
sarâyı, bu
sarâylardan mâ‘adâ niçe hânedânlar vardır. Yâddaşımız olan bu büyût-ı ra‘nâlard …
Bu şehrin fevkânî kal‘ası ve tahtânî sûr varoşunun enderûn [u] bîrûnunda cümle iki bin altı yüz kireç ve türâb ve cibs ile sutûhları mestûr binâ-yı âbâdân ma‘mûr hâne-i zîbâlardır. Ve bağlı ve bâğçeli ve âb-ı revânlı ve hammâmlı sarây-ı azîmlerdir. Cümleden Tayyâr Mehemmed Paşa sarâyı, oğlu Ahmed Paşa, Hâtem-i Tayy ve Ca‘fer-i Bermekî sâhib-i kerem kimesnedir ve Paşa sarâyı ve Monla sarâyı ve Gürz Paşa sarâyı ve Celâlî Kadı sarâyı ve Sarzâde Mustafâ Paşa sarâyı ve Arab Alî Paşa sarâyı, bu sarâylardan mâ‘adâ niçe hânedânlar vardır. Yâddaşımız olan bu büyût-ı ra‘nâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 55b ·
metinde göster ·
nehir dahi ayn-ı Furât'dan nehr-i İsâ kurbünde ayrılır. Allahu â‘lem. Bu dahi F …
Biri dahi nehr-i Sarsar'dır. Bu nehir dahi ayn-ı Furât'dan nehr-i İsâ kurbünde ayrılır. Allahu â‘lem. Bu dahi Furât nehrinden amelî ayrılup çölü saky eder. Ba‘dehû hâk-i Bağdâd ile Kûfe türâbı mâbeyninde cereyân ederek kal‘a-i Kahriyye-i Sarsar'a vâsıl olup andan çölistânı saky ederek Bağdâd-ı behişt-âbâd ile Medâyin arasında nehr-i Şattu'l-Arab'a mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205b ·
metinde göster ·
… öllü: Mardin hükmünde ve kazâsında 500 hâneli Ermenî ve Ekrâd köyüdür ve suları
sarnıçdır. Bu
mahalden kal‘a-i Mardin nümâyândır. Dârâ Şâh Rûm kefereleriyle bu sahrâda ceng- …
Menzil-i karye-i Göllü: Mardin hükmünde ve kazâsında 500 hâneli Ermenî ve Ekrâd köyüdür ve suları sarnıçdır. Bu mahalden kal‘a-i Mardin nümâyândır. Dârâ Şâh Rûm kefereleriyle bu sahrâda ceng-i azîm edüp Dârâ Şâh münhedimen kal‘a-i Nasîbîn kurbünde taht-ı kadîmi olan Karadar nâm mahalde karâr etdi, ammâ hâlâ bu Göllü sahrâsında Dârâ Şâh'ın helâk olan Acem üstühânları püşte püşte nümâyândır. Rûm keferelerinin kemikleri başka kümlerdir kim niçe küffârlar ol hâk-i nâ-pâke yüzlerin sürerler. Andan yine çöl ile (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 212a ·
metinde göster ·
… otuz sekiz âdemin haklarından gelirim. Tiz cellâdlar, kaldırın!" deyü sekban u
sarıca bu
mücrimleri kaldırup kal‘aya götürdüler. Biri giderken yolda cân verdi.
Cümle Kürdistân askeri ve a‘yân-ı Van bu ni‘met-i uzmâ ile def‘-i cîy‘ân eyleyüp "Ba‘de't-ta‘âm ve'd-du‘â vü senâ dîvân-ı pâdişâhîdir", deyü dokuzar kat 248b mehterhâneler çalınup ba‘dehû bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat durup çavuşlar alkışlayup, "Şikâyetçi var mı?", deyince netîce-i merâm yedi kimesnenin gûnâ-gûn da‘vâları dinlenüp şer‘ ile edâ-yı hak olunup yedi kimesnenin katillerine fermân-ı şehriyârî var iken anları kaldırdup kal‘aya fermân edince hemân dîvânda eli kavuşup duranlardan dörd âdem dîvândan firâr edüp üçü dîvânda tepesi üzre ser-nigûn olup sarı‘ dutdular. Meğer bunlar ve firâr edenler Van Paşası Şemsi Paşa oğlu Mehemmed Emîn Paşa'nın Van'a kapanup isyân etmesine bâ‘is ü bâdî olanlardan bu firâr edenler imiş. Der-akab anları keşân-ber-keşân getirüp dîvân-ı pâdişâhîde ba‘de's-subût huccet-i şer‘iyye ile kellelerin tenlerinden cüdâ olup öbir ser-nigûn olup düşen ihtiyârları kal‘aya fermân etdüğünden sonra kapucubaşı hatt-ı şerîfi dîvân-ı pâdişâhîde dîvân efendimiz Gınâyîzâde Alî Efendi destine verüp ol dahi savt-ı a‘lâ ile alâ mele’i'n-nâs kırâ’at edüp yetmiş aded âdemin kelle-i bî-devletleri Dârü's-saltanati'l-aliyyeye fermân olunup yetmiş âdemden kırk beşi anda mevcûd bulunup cümle huzûr-ı paşaya dest ber-kafa kayd [ü] bend ile gelüp cümlenin cürmleri su’âl olunup "Şehrimizi harâb u yebâb etdirüp top güllesiyle hânedânlarımız berbâd etdirüp bu kadar âdem kılıçdan geçmesine bu zorba ve aşkıyâlardır." deyü şehâdet eylediklerinde paşa eydür: "Bugünkü gün pâdişâhımın vekîl-i mutlakı ve serdâr-ı mu‘azzamıyım. Bu yedi âdemi vekâletim hasebiyle âzâd etdim, ammâ bu otuz sekiz âdemin haklarından gelirim. Tiz cellâdlar, kaldırın!" deyü sekban u sarıca bu mücrimleri kaldırup kal‘aya götürdüler. Biri giderken yolda cân verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248a–248b ·
metinde göster ·
Ashâb-ı güzînin güzîdesi ve zindesi Selmân-ı Pâris'dir. Aslında hâk-i pâk-i Pâris-i Selmân-ı Pâk'dir. Hazret-i Resûl'e Hazret-i Hadîce-i Kübrâ'dan sonra îmân getirüp Hânedân-ı Resûl'de Hazret'in Âyişe'ye berdûş-ı halka-be-gûşu gibi huddâmı idi. Hazret-i Risâlet-penâh aleyhi's-selâm Hazret-i Alî'nin ser-i sa‘âdetine Zü's-sehâb nâm bir tâc-ı imâmî ser-i sa‘âdet-i Alî'ye giydirüp önüne ve ardına iki taylesân-ı Muhammedî sarkıddığiyçün bu tâca Zü's-sehâb dediler ve bizzât Hazret-i Risâlet-penâh Hazret-i Alî'nin kemerine bir şeddi bend edüp dest-i Alî'ye bir asâ verüp tarîk-ı Halvetî pîşvâsı olmak üzre Hazret-i Resûl Hazret-i Alî'ye bir seccâde verüp eyitdi: "Yâ Alî, cemî‘i tarîk-ı meşâyihe seni pîşvâ eyledim. Sen de senin muhibbân u dostânından murâd idindiğin kimesnelerin kemerin bâğlayup destûr ver. Anlar da bir tarîka ve ehl-i sanâyi‘ ve erbâb-ı hırefe pîr olsunlar." deyü Hazret-i Resûl izin verdikde hemân Hazret-i Alî yerinden turup Resûl-i Hudâ'nın önünde on yedi rek‘at namâz kılup ba‘dehû Ashâb-ı güzînden on yedi nefer kibâr-ı ashâbın kemerlerine du‘â vü senâ ve gülbâng-ı Muhammedî ile niçe bin Sahâbe-i kirâm huzûrunda on yedi âdemin kemerin bağladı. İbtidâ Hazret-i Alî eyitdi: "Destûr yâ Resûlullah." deyüp Hazret'in yanından Selmân-ı Pâk'i meydân-ı muhabbete çekdikde Hazret-i Resûl "Destûr yâ Alî, istihâl Selmân'dır." dediklerinde Hazret-i Alî ibtidâ du‘â-i hayr ile Selmân'ın kemerine şed bend edüp Selmân, Hazret'in ve Çâr-yâr-ı güzînin ve Aşere-i Mübeşşere ve sâ’ir Ashâb-ı güzînin destlerin bûs edüp huddâmlara ve berberlere Selmân-ı Pâk pîr oldu. Ol dahi üç yüz yigirmi yaşında pîr-i fânî idi, ammâ nazar-ı Resûl ile zinde idi ve ilm-i ledünde gâyet âlim idi. Ve Hazret-i Resûl Selmân-ı Pâk hakkında
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 368b ·
metinde göster ·
… sarâydır. Ve yine Hân sarâyı meydânına nâzır Muzurî kapusu kurbünde Muzurî beği
sarâyı, bu
dahi İmâdiyye ve Kürdistân'da meşhûr hânedândır. Ve Mezâristân meydânında Kadı …
Sitâyiş-i imâret-i kal‘a-i İmâdiyye: Şâhbender defteri üzre derûn-ı kal‘a-i İmâdiyye'de cümle (---) aded hânedân u sarây-ı âlîler u tahtânî vü fevkânî kârgîr binâ büyût-ı ra‘nâlardır. Ve cümle kireç ve cir u cıbıs ve hâk-i pâk ile mestûr külbe-i ahzân-ı ma‘mûrlardır. Cümleden Hân Sarâyı Muzurî kapusunun iç yüzünde bir köşeye vâki‘dir. Bu sarây-ı azîm gûyâ İmâdiyye kal‘asına iç kal‘a vâki‘ olmuşdur. Yüz elli aded hücre-i ma‘mûrlar ile ârâste ve dîvânhâne ve hammâm u kâ‘alar ile pîrâste olmuş sarây-ı azîmdir. Bin on seneden berü gelen hân-ı hânân mülûk-ı selâtîn-i Abbâsiyân'ın her biri birer âsâr-ı binâ zamîme ederek kasr-ı Havernak-misâl bir sarây-ı pür-kemâldir. Ve bu sarây içinde bir meydân-ı azîmin bir köşesinde bâğ-ı İrem-misâl bir bâğçesi var ve anda iki aded sebz-gûn zümürrüd-misâl serâmed serv dırahtları var kim her gören "Sübhânu'l-Hallâk!" deyü engüşt ber-dehen edüp ta‘accüb eder. Ve bu bâğçe kurbünde seng-i hârâdan Sultân Hüseyin İmâdiyye'de sikke ve hutbe sâhibi iken bir çâh-ı mâ kazdırmış, umku yetmiş zirâ‘-ı Mekkîdir ammâ âb-ı hayâtdan nişân verir. Cümle sarâyın enderûn [u] bîrûnunda hân ile sâkin olanlar bu bi’r-i zülâlden dollâblar ile su çeküp nûş ederler ve gayrı levâzımâtlarına mâ-i zülâlden isti‘mâl ederler. Ve bu sarây-ı azîmin cümle revzenleri cânib-i (---) küşâde olup cihân-nümâ maksûreler ile müzeyyen bir taht-gâh-ı Âl-i Abbâsiyân'dır. Ancak meydâna nâzır bir kapusu gûyâ kal‘a kapusudur. Ve bu Hân sarâyı kurbünde yine Muzurî kapusu iç yüzünde Zıbarı beği sarâyı dahi meşhûr ve ma‘mûr u müzeyyen sarâydır. Ve yine Hân sarâyı meydânına nâzır Muzurî kapusu kurbünde Muzurî beği sarâyı, bu dahi İmâdiyye ve Kürdistân'da meşhûr hânedândır. Ve Mezâristân meydânında Kadı efendi sarâyı mahkeme-i şer‘-i Resûl-i Mübîn'dir kim dîvânhâne ve hücreleri cümle kal‘a bedenleri üzre vâki‘ olup cihân-nümâ bir hevâdâr sarây-ı ra‘nâdır ve Şeyhülislâm Monlâ (---) Efendi sarâyı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 378a ·
metinde göster ·
… ır ve Fitozoğlu mahallesi ve Emîr Kadı mahallesi Mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn
sarâyı bu
mahallede hâne-i meşrûtadır ve Sultân mahallesi ve Beğ mahallesi ve Semerkandî …
şehr içinde olan mahallâtların esmâların beyân eder: Evvelâ Meydân mahallesi. Kân-ı vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân u kibâr-ı kümmelîndir. Ve şeftalü sokağı mahallesi ve Müftî mahallesi ve Tabahâne mahallesi ve Sovukbınar mahallesi ve Başmeydân mahallesi ve Sinân Beğ mahallesi ve Eski Tabahâne mahallesi ve Çalık İslâm mahallesi Alî Paşa câmi‘i ardındadır ve Fitozoğlu mahallesi ve Emîr Kadı mahallesi Mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn sarâyı bu mahallede hâne-i meşrûtadır ve Sultân mahallesi ve Beğ mahallesi ve Semerkandî mahallesi ve Semerciler mahallesi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 22a ·
metinde göster ·
… ğçesiz üstleri serâpâ toprak örtülü tahtânî ve fevkânî serhad evleridir. Ve beğ
sarâyı bu
kal‘adadır kim cümle sokakları pâk kaldırımlı, yolun iki tarafında ancak birer …
Ve bu kal‘ada cümle havlısı küçük iki yüz aded bâğçesiz üstleri serâpâ toprak örtülü tahtânî ve fevkânî serhad evleridir. Ve beğ sarâyı bu kal‘adadır kim cümle sokakları pâk kaldırımlı, yolun iki tarafında ancak birer âdem sığar yigirmi aded hurde dükkâncıkları kurbunda bir küçücük üç kurnalı hammâmı vardır. Aşağıdan atlarla suyun getirirler, ammâ cebehânesi ve buğday anbârları ve mükellef ü mükemmel hâzır-bâş topları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55a ·
metinde göster ·
nehir kenârına cümle şehr-i Sarây'ın erbâb-ı merâmı hayme vü hargâhlarıyla bu n …
Andan teferrücgâh-ı nehr-i Sarây, bu nehir kenârına cümle şehr-i Sarây'ın erbâb-ı merâmı hayme vü hargâhlarıyla bu nehir kenârında meks edüp beşer onar vukıyye gelir alabalıkları olur kim her biri murassa‘ yed-i kudret ile zer-nişân olunmuş mâhîlerdir ve gayrı niçe yüz elvân semekleri seleler ile dâma düşürüp lezîz tereyağıyla pişirüp tenâvül edüp ayş [u] işret edüp ibâdet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131b ·
metinde göster ·
… â Van diyârında Ahlad şehri kadîdi gibi olup bâzûlarım ve uyluklarım eyle sarup
sarmalayup bu
ten-i nâ-dürüste be-dürüstî ile teklîf-i mâlâ-yutâk ederek gûyâ yek pâre bir âd …
"Nola, Bismillâh el-emrü emrüküm" deyüp tedârikimiz görüp âmâde olduk, lâkin hakîr iki yerden gayret kuşağın ve hamiyyet kılıcın kuşandığımdan mâ‘adâ cemî‘i vücûdum prankona çuka kenârları ve mişmâlar(?) ile der-âgûş etdirüp gûyâ Van diyârında Ahlad şehri kadîdi gibi olup bâzûlarım ve uyluklarım eyle sarup sarmalayup bu ten-i nâ-dürüste be-dürüstî ile teklîf-i mâlâ-yutâk ederek gûyâ yek pâre bir âdem olup paşadan mektûbları ve Budin'de Seydî Ahmed Paşa'dan gelmiş mektûbları ve hâlâ benim Zirinoğlu'ndan getirdiğim mektûbu ve İspilet kapudanından gelmiş mektûbları cümle hakîre verüp her menzilde menzilcilere bahşîş vermek içün iki yüz sikke-i hasene altun verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 163b ·
metinde göster ·
Ortahisâr'ın şimâlinde kal‘a dîvârı üzre nehr-i Tuna'ya ve sahrâ-yı Peşte'ye ve …
Der-vasf-ı Paşa sarâyı: Bu Ortahisâr'ın şimâlinde kal‘a dîvârı üzre nehr-i Tuna'ya ve sahrâ-yı Peşte'ye ve vâdî-i Keçkemet'e nâzır revzenli ve şâhnişînli bir daracık dîvânhâne-i müfîd ü muhtasarlı 81a ve iki yüz aded daracık odalı ve bir dar havlılı ve bir hammâmlı bâğçe sarâydır. Hattâ Kara Murâd Paşa bu sarâya sığamayup dahi tevsî‘ u termîm etdikde dîvânhânesinde bu târîh tahrîr olunmuşdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80b–81a ·
metinde göster ·
… çekmişdir. Ve bir hurma dahi taşra varoşda Topla suyu kenârında Hacı Hurrem Ağa
sarâyında, bu
dahi bir nahl-i hurma-yı âlîdir, ammâ meyve verdiği ma‘lûmum değildir. Ve meşhû …
Der-hakk-ı sarây-ı a‘yân-ı kibâr-ı fakîrân: Bu şehrin enderûn [u] bîrûnuna ve varoşunda ve kal‘a-i bâlâsı ve hisâr-ı süflîsinde cümle tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ kiremitli ve kayağan örtülü büyût-ı ra‘nâları cümle 306 aded bâğçeli vâsi‘ hânedânlardır, ammâ cümleden Ömer Ağa hânesi ve Karaca suyu üzre mahkemesi ve Râmoğlu Hacı Süleymân hânesi ve Aşağı kal‘ada Hacı Zekeriyyâ Ağa hânesinde bir serâmed hurma ağacı var kim eflâke ser çekmişdir. Ve bir hurma dahi taşra varoşda Topla suyu kenârında Hacı Hurrem Ağa sarâyında, bu dahi bir nahl-i hurma-yı âlîdir, ammâ meyve verdiği ma‘lûmum değildir. Ve meşhûr ve ma‘mûr bu mezkûr sarâylardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 155a ·
metinde göster ·
mezkûr çârsûda paşalara mahsûs kat-ender-kat serâpâ haşeb binâ bir hânedân-ı ra …
Sitâyiş-i Paşa sarâyı: Bu mezkûr çârsûda paşalara mahsûs kat-ender-kat serâpâ haşeb binâ bir hânedân-ı ra‘nâdır, ammâ gâyet mukassardır, lâkin dîvânhânesi ve yetmiş seksen aded tevâbi ve levâhık hâneleri ve müte‘addid cihân-nümâ kasırları var, ammâ Sührâb Mehemmed Paşa kasrı derler, ammâ aslında bu sarây ıhrâk oldukda cümle Sührâb Mehemmed Paşa binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 181a ·
metinde göster ·
… nî ve fevkânî vâsi‘ büyût-ı zîbâlardır kim cümlesi kiremit ile mestûrdur ve beğ
sarâyı bu
varoşda hânedân-ı ma‘mûrdur. Lâkin bu varoş palanka hisâr içinde değildir, zîrâ …
Ve cümle bu varoşda iki yüz aded bâğlı ve bâğçeli tahtânî ve fevkânî vâsi‘ büyût-ı zîbâlardır kim cümlesi kiremit ile mestûrdur ve beğ sarâyı bu varoşda hânedân-ı ma‘mûrdur. Lâkin bu varoş palanka hisâr içinde değildir, zîrâ intihâ-i serhad olmamak ile etrâfına sûr-ı üstüvâr çekmemişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b ·
metinde göster ·
… cümle demir kapulu kal‘a-misâl manastırlardır. Bâ-husûs kral kortası, ya‘nî beğ
sarâylarına bu
diyârda korta derler.
Bu şehir bir bayırlı yere vâki‘ olup şehir içinden nehr-i Domboviçse cereyân edüp bu nehrin iki tarafı şehirdir. Bir tarafdan bir tarafa yigirmi bir yerden ağaç cisirlerle geçilir şehr-i mu‘azzamdır, ammâ kal‘ası yokdur, ammâ cümle on dör[d] manastır-ı azîmleri vardır kim her biri birer hısn-ı hasîn kal‘a-misâl düyûrlardır. Evvelâ Koca Mihal deyri, bir bayır üzre yüz aded kârgîr odalı deyrdir. Andan Kâsım Voyvada manastırı ve İsvet-i Nikola manastırı ve Kostantin Beğ deyri ve Radul Beğ deyri ve Sarı Saltık deyri ve Meryem Ana manastırı. Bu mezkûr düyûrlar cümle demir kapulu kal‘a-misâl manastırlardır. Bâ-husûs kral kortası, ya‘nî beğ sarâylarına bu diyârda korta derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 101b ·
metinde göster ·
… n tâ ortasında cânib-i etrâfı kalın meşe ağaçlarından yalın kat palanka dîvârlı
sarâydır. Bu
sarây içre gûnâ-gûn kârgîr binâ odalar ve müte‘addid dîvânhâneler ve bir müzeyy …
Şehrin tâ ortasında cânib-i etrâfı kalın meşe ağaçlarından yalın kat palanka dîvârlı sarâydır. Bu sarây içre gûnâ-gûn kârgîr binâ odalar ve müte‘addid dîvânhâneler ve bir müzeyyen manastır ve cânib-i erba‘asında iki yüz aded tahtânî ve fevkânî tüfeng-endâz tarabans, ya‘nî yeniçeri odaları ve sarây ortası bir azîm meydândır. Bir tarafı büyük âhûrdur. Ve dîvânhânesinden içeri iç oğlanları hücreleri ve gûnâ-gûn maksûreler ve harem odaları ve domna, ya‘nî beğ karısı hücreler ve hammâmları ve niçe yüz âsâr-ı binâlarla ârâste ve bir müzeyyen bâğçe ile pîrâste olmuş korta sarâydır. Ve Âl-i Osmân'ın bir tarafa seferi oldukda kânûn üzre bu Eflak beği on iki bin asker ile sefer eşer. Ve bu korta sarâyın su aşırı karşusunda bir hammâm-ı hoş-hevâsı var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 101b ·
metinde göster ·
Bu mübârek sâ‘at içinde bi-avn-i Müste‘ân, / Kıldı âbâdânda bir devlet
sarâyın bu
zamân, / Şâh evlâd u elini şîb ü zafer-peyker livâ, / Âl-i Cingiz, ya‘nî kim Sâ …
Bu mübârek sâ‘at içinde bi-avn-i Müste‘ân,Kıldı âbâdânda bir devlet sarâyın bu zamân,Şâh evlâd u elini şîb ü zafer-peyker livâ,Âl-i Cingiz, ya‘nî kim Sâhib Geray-ı ohsan(?),Zâhir oldu çünki Hicretden tokuz yüz kırk iki,Anda hatm oldu muhakkak bu mu‘allâ sâyebân.Sene 942.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123b ·
metinde göster ·
… a binâ olunmuş dârdır. 133b Ve Sefer Gâzî Vezîrin bâğ-ı Merâm'dan nişân verir
sarâyı bu
tarafdadır. Cümle binden mütecâviz bâğ u bâğçelerdir.
Ve bu Akmescid şehrinin gerçi bâğ u bâğçesi yokdur, ammâ şehir ortasından cereyân eden nehr-i Salkır'ın karşu cânibinde cümle şehrin bâğ u bâğçeleri nehrin karşu tarafındadır, zîrâ o cânibi otlu ve sulu ve topraklı zemîn-i mahsûldârdır, ammâ hakkâ ki Akmescid taşlıkda binâ olunmuş dârdır. 133b Ve Sefer Gâzî Vezîrin bâğ-ı Merâm'dan nişân verir sarâyı bu tarafdadır. Cümle binden mütecâviz bâğ u bâğçelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 133a–133b ·
metinde göster ·
Demirkapu'nun şarkîsinde bir konak karîbdir. Ve Karabudak şehri Demirkapu'yu şa …
İbtidâ Dağıstân pâdişâhının Şehriyâne sarâyı bu Demirkapu'nun şarkîsinde bir konak karîbdir. Ve Karabudak şehri Demirkapu'yu şarka geçüp bir günlük yoldur. Ve şehr-i Şâbûrân şehr-i azîmdir kim yetmiş mihrâbdır kim Demirkapu'nun nâhiye-i Şâbûrânında vâki‘ olmuş şehirdir kim cild-i sânîde mevsûfdur. Ve bu şehr-i Şâbûrân'a bir merhale karîb şehr-i Niyâzâbâd: Mâ-tekaddem şehr-i azîm olup Ferhâd Paşa sene (---) târîhinde harâb edüp hâlâ kırk aded mihrâb kalduğu ve elli bin hâne olup Acem elinde kaldığı bâlâdaki cild-i sânîde mastûrdur. Ve Demirkapu'nun şarkîsinde (---) menzilde kal‘a-i Şamâhî, Acem elindedir ve yine Demirkapu'nun şimâlinde beş merhale yer kal‘a-i Bakü'dür, bu dahi dest-i Acem'dedir. Ve kal‘a-i Bakü'nün şimâlinde Bahr-i Harez kenârıyla (---) sâ‘atde şehr-i azîm Gîlân'dır kim re‘âyâsına kavm-i Terekeme derler. Diyâr-ı Acem'in mu‘azzam şehirlerindendir. Ve kal‘a-i Ereş Demirkapu'nun şarkîsinde (---) merhale yerdir. Hâlâ dest-i Acem'dedir. Ve kal‘a-i Gence-i dilnüvâz dahi Demirkapu'nun şarkîsinde (---) merhale mesâfedir. Ve kal‘a-i Şeki dahi Demirkapu'nun şarkîsindedir. Ve şehr-i Serîrü'l-lân Dağıstân hudûdunda Acem elinde kalmışdır. Ve şehr-i Kâht Dağıstân'ın idi. Gürcî-i Şavşad elinde kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 166a ·
metinde göster ·
… mükellef kahvehâneler ve voyvadanın havz [u] fıskiyye ve şâzrevân ve maksûreli
sarâyı bu
dere kenârında bir yalçın kaya sahra-i azîm altında bir musanna‘ ve şîrîn sarây …
Ve cümle 3 aded yerde cisr-i memerr-i nâs vardır. Şehrin tâ ortasından cereyân eden (---) ibret-nümâ (---) gûyâ aynu'l-hayât misilli bir berrâk ve pâk billûr-misâl âb-ı hoş-güvârdır kim ibtidâ menba‘ı Bihor dağlarından ve İnebahtı bellerinden gelüp bu şehir içinde mezkûr üç aded cüsûr-ı metîneler altından geçüp bu uyûn-ı cârilerin yemîn [ü] yesâr[r]ı şehr-i azîm ve çârsû-yı bâzâr ve kenârında mükellef kahvehâneler ve voyvadanın havz [u] fıskiyye ve şâzrevân ve maksûreli sarâyı bu dere kenârında bir yalçın kaya sahra-i azîm altında bir musanna‘ ve şîrîn sarâydır. Dahi aşağı nehir kenârınca ma‘mûr tabahâneden aşağı cereyân edüp Esedâbâd kasabasından aşağı Bahr-i Sefîd'e mahlût olur. El-hâsıl bu şehir gâyet sarp ve taşlık içinde daracık ma‘mûr şehirdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246b ·
metinde göster ·
… gîr minâreli ve kârgîr kubbeli ve kiremit örtülü (---) câmi‘i var, altı sâfî su
sarnıcıdır. Bu
câmi‘ içre dahi mücerred gönüllü gâzîleri olurlar. Ammâ bu kal‘ada garâ’ib ü ac …
El-hâsıl bu kal‘aya bir tarafdan zafer mümkin değildir, ammâ havâle olan kayalar kal‘a içinde âdem gezdirmez. Anıniçün kal‘a içinde bir er ve bir oğlan ve bir avret ve bir hâne yokdur. Cümle 276a kal‘a neferâtları ehl [ü] ıyâlleriyle kal‘a kulleleri içinde olan kat-ender-kat kullelerde sâkinlerdir. Her bir bölük ağaları birer kulle içinde neferleri ile olurlar. Ancak kal‘a ortasındaki meydânda bir kârgîr minâreli ve kârgîr kubbeli ve kiremit örtülü (---) câmi‘i var, altı sâfî su sarnıcıdır. Bu câmi‘ içre dahi mücerred gönüllü gâzîleri olurlar. Ammâ bu kal‘ada garâ’ib ü acâ’ib balyemez topları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 275b–276a ·
metinde göster ·
… kârgîr binâlı musanna‘ azîm sarâyları var kim her biri kat-ender-kat cihân-nümâ
sarâylardır. Bu
kal‘a ve taşra kal‘a ve taşra bâğ u bâğçeler kâfir zamânı ol kadar ma‘mûr u müz …
Der-sitâyiş-i kal‘a-i meyân: Mezkûr büyü[k] hisârın tâ ortasında bir mürtefi‘ yerde cihân-nümâ bir iç kal‘adır kim cümle üç aded kapuları var. Biri cânib-i şarka ve biri taraf-ı garba ve biri nerdübân ile enilüp çıkılup çârsû-yı bâzâra işler bir bâbdır kim öbür kapulardan küçükdür. Ammâ öbür büyük kapulardan bir kapuya varınca bu iç kal‘a ortasında bir vâsi‘(î) pâk kaldırımlı şâhrâhın yemîn [ü] yesârında aceb kârgîr binâlı musanna‘ azîm sarâyları var kim her biri kat-ender-kat cihân-nümâ sarâylardır. Bu kal‘a ve taşra kal‘a ve taşra bâğ u bâğçeler kâfir zamânı ol kadar ma‘mûr u müzeyyen imiş kim gûyâ her hânedâ[n] kasr-ı İrem ve her bir bâğçe cinîn-i hurrem imiş kim ta‘bîr ü tavsîfden müberrâdır. Lâkin henüz ilâ yevminâ hâzâ ma‘mûr [u] âbâdân olmadadır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 285a ·
metinde göster ·
… a sarâyı ve Şahin Paşa sarâyı ve Alî Paşa sarâyı ve mîr-i livâlara mahsûs (...)
sarâylar bu
mezkûr sarâyların havlıları ve hânedânları eyle vâsi‘dir kim meydânlarında silâ …
Andan Kaplan Paşa sarâyı ve Pehlivân Paşa sarâyı ve Murâd Paşa sarâyı ve Mustafâ Paşa sarâyı ve Şahin Paşa sarâyı ve Alî Paşa sarâyı ve mîr-i livâlara mahsûs (...) sarâylar bu mezkûr sarâyların havlıları ve hânedânları eyle vâsi‘dir kim meydânlarında silâhşorânlar iki yanından mehterhâneler ile kütâ-küt cirid oynarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 347b ·
metinde göster ·
kal‘ayı elimizden Osmânlı alırdı, hele elhamdü lillâh Ungurus kralının ısyânı s …
"Eğer Ungurus kralı Ferdina[n]d kral Budin'e sarılmasa bu kal‘ayı elimizden Osmânlı alırdı, hele elhamdü lillâh Ungurus kralının ısyânı sebebiyle Süleymân ığrandup bu kal‘ayı bırağup gitdi" deyü hamd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 351b ·
metinde göster ·
… ve deve ve katârı bu sahrâ çerâgâhında gezer. Ve cümle harbende ve şütürbân ve
sarrâcîn bu
kal‘ada sâkinlerdir. Ve bir kaç mu‘âf [u] müsellem Urbânlar hâneleri var. Anda …
Müfîd [ü] muhtasar bir küçük kal‘adır. Cinîn sahrâsı içre şekl-i murabba‘ şeddâdî binâdır. Neferâtı ve top u tüfengi yokdur. Tarabulus paşasının cümle at ve deve ve katârı bu sahrâ çerâgâhında gezer. Ve cümle harbende ve şütürbân ve sarrâcîn bu kal‘ada sâkinlerdir. Ve bir kaç mu‘âf [u] müsellem Urbânlar hâneleri var. Anda bir şeb mihmân olup ale's-sabâh yine Cinîn sahrâsı içre bir sâ‘at, andan leb-i deryâ ile bir sâ‘at kıble cânibinde Tarabulus bâğ u bâğçeleri içre bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y184a ·
metinde göster ·
… ammâmı ve Nîl kenârında limon u turunc ve hûrmâlı ve reyhân gülistânlı müzeyyen
sarâydır. Bu
kal‘a içinde aslâ çârsû-yı bâzâr yokdur. Lâkin kal‘anın garbında olan varoş-ı a …
Dâyiren-mâdâr tula-binâ kal‘ası üç bin adımdır. Ve üç kapusu. Ve kal‘a içinde tûbdan Kakan İdrîs câmi‘i: Minâresi vardır; ekseriyyâ ubûr etdiğimiz kal‘aların câmi‘lerinde minâreleri yokdur. Ve melik sarâyı ve vezîrleri ve erbâb-ı dîvân ve a‘yân hâneleri tûbdan ve Nîl tîniyle sıvanmış kamış ve çalaşdan müfîd [ü] muhtasar iki bin bâğsız ve bâğçesiz evlerdir. Ammâ cümleden melik sarâyı Nîl'e nâzır havâdâr sarâydır. Bir hammâmı ve Nîl kenârında limon u turunc ve hûrmâlı ve reyhân gülistânlı müzeyyen sarâydır. Bu kal‘a içinde aslâ çârsû-yı bâzâr yokdur. Lâkin kal‘anın garbında olan varoş-ı azîm altı bin aded tûb ve haşeb ve kamış ve çalaş ve hasırdan evlerdir. Cümle tarîk-ı âmları pâk rimâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y414b ·
metinde göster ·
… ibine bir tüfeng menzili yerdir, sadâ işidilir, ya‘nî bir mîl yakındır. Ve paşa
sarâyı bu
cezîrede leb-i deryâda taş-binâ bir sarâydır. Bu dahi Özdemir Paşa'nın binâsıdı …
Ve bu Musova cezîresi karaya cenûb cânibine bir tüfeng menzili yerdir, sadâ işidilir, ya‘nî bir mîl yakındır. Ve paşa sarâyı bu cezîrede leb-i deryâda taş-binâ bir sarâydır. Bu dahi Özdemir Paşa'nın binâsıdır. Lâkin ol kadar vâsi‘ ve ma‘mûr u müzeyyen değildir. Zîrâ binâsının devâm [u] sebâtı yokdur ve cümle hurde hurde odalardır ve üzerleri serâpâ toprak örtülü hücrelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y438a ·
metinde göster ·
… , ya‘nî bir mîl yakındır. Ve paşa sarâyı bu cezîrede leb-i deryâda taş-binâ bir
sarâydır. Bu
dahi Özdemir Paşa'nın binâsıdır. Lâkin ol kadar vâsi‘ ve ma‘mûr u müzeyyen deği …
Ve bu Musova cezîresi karaya cenûb cânibine bir tüfeng menzili yerdir, sadâ işidilir, ya‘nî bir mîl yakındır. Ve paşa sarâyı bu cezîrede leb-i deryâda taş-binâ bir sarâydır. Bu dahi Özdemir Paşa'nın binâsıdır. Lâkin ol kadar vâsi‘ ve ma‘mûr u müzeyyen değildir. Zîrâ binâsının devâm [u] sebâtı yokdur ve cümle hurde hurde odalardır ve üzerleri serâpâ toprak örtülü hücrelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y438a ·
metinde göster ·