Ziyâretgâh-ı Terlerdirek: Bu amûd-ı arak-âlûdun hakkında niçe kıyl ü kâl vardır kim sayf [u] şitâda şeb [u] rûz arakrîz olup durmadadır. Ayasofya câmi‘inin gerüde kıble kapularının cânib-i garbî nihâyetindeki kapunun iç yüzündeki bucakda çâr-kûşe yek-pâre bir beyâz mermer sütûn-ı müntehâdır kim kaddi on bir zirâ‘dır. Aşağısında bir âdem kaddi bakır kaplıdır. Yine böyle iken dâ’imâ terler durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38b ·
metinde göster ·
[u] şitâda sekiz bahş etmişdi. İbtidâ leyle-i cum‘ada ulemâ ve sulehâ ve meşâyi …
Ve mu‘tâd-ı Murâd Hân bir haftayı sayf [u] şitâda sekiz bahş etmişdi. İbtidâ leyle-i cum‘ada ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân ve hâfız-ı Kur’ân edüp sabâha dek mübâhese-i ilm olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73a ·
metinde göster ·
… ân olduğundan Geysûdâr lakabıyla meşhûr-ı âfâk bir kutb-ı istihkâk kimesne idi.
Sayf
[u] şitâda bir beyâz imroz kebesinden gayrı "Lâ-cübbete velâ-sivâllâh" deyü des …
eş-Şeyh Sultân-ı Melâmiyyûn Hazret-i Kapanî Mehemmed Efendi: Ve dahi Geysûdâr Mehemmed Efendi derlerdi. Zîrâ pâ-bürehne ve ser-bürehne olup geysûları mergûle mergûle ve fetîle fetîle pîç u pîç ham-be-ham kâkül-i perîşân bir dervîş-i zîşân olduğundan Geysûdâr lakabıyla meşhûr-ı âfâk bir kutb-ı istihkâk kimesne idi. Sayf [u] şitâda bir beyâz imroz kebesinden gayrı "Lâ-cübbete velâ-sivâllâh" deyü destinde bir teberi eksik değil idi. Gelibolu etrâfındandır derlerdi. Ammâ Peçuy-ı Sirem mânend-i bâğ-ı İrem taraflarında akrabâları kabaniçeli ve kopçalı çakşırlı âdemler gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Arabacılar meydânı önündeki (---) Paşa mektebinde sâkin olurlardı. Akrabâları dahi atları ve donları ile anda olurlardı. Ve bizzât kendüleri dahi lehceleri Boşnak lisânı üzre fesâhat ü belâğat sâhibi olup tekellüm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 112b ·
metinde göster ·
… a‘yâna pîşkeşlik içün tabla tabla meyve ve bahâr-ı gûnâ-gûnları bunlar donadup
sayf
ü şitâda âlü'l-âl meyve ve bahâr bunlarda bulunup niçe yüz tabla ile meyveleri …
Bu çiçekciyânın dükkânları Tahta'l-kal‘a'da ve Aksarây'da ve Sultân Mehemmed'de ve Ayasofya'da Cebehânekapusu önündedir. Cümle vüzerâ ve ulemâ ve a‘yâna pîşkeşlik içün tabla tabla meyve ve bahâr-ı gûnâ-gûnları bunlar donadup sayf ü şitâda âlü'l-âl meyve ve bahâr bunlarda bulunup niçe yüz tabla ile meyveleri başlarında götürüp güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 180b ·
metinde göster ·
… gâh etmek içün üç kerre fasl-ı latîfler ederler kim bîdâr olanlara hayât verir.
Sayf
[ü] şitâ'da kânûn-ı Osmânî budur. Gâyet mültefit ü mu‘azzez esnâfdır ve ulûfele …
Ve her vakt-i seher sabâha üç sâ‘at kalup dîvâna cümle erbâb-ı dîvânı ve ehl-i salâtı âgâh etmek içün üç kerre fasl-ı latîfler ederler kim bîdâr olanlara hayât verir. Sayf [ü] şitâ'da kânûn-ı Osmânî budur. Gâyet mültefit ü mu‘azzez esnâfdır ve ulûfeleri ağırdır. Her ehl-i dîvân ve cümle a‘yân bir mansıb-ı âlîye nâ’il olsa bu mehterân tehniyeleriyçün hâne-i ehl-i manâsıblara varup üç nevbet fasl ederler. {Eğer sâhib-i hâne hânesinde gâ’ib ise ehl-i beytine bir fasl çalup giderler}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202b ·
metinde göster ·
… lesi Laçığa derler, baş iskeledir. Bunda bir gice mihmân olduk. Latîf limandır.
Sayf
u şitâda gemiler eksik değildir. Andan yine cânib-i garba iki konak
Karye-i Hıfal: Aşîret-i Arlan hudûdudur. Bin bahâdıra mâlikdir ve gâyet mahsûllü yerleri vardır. Beğlerinin ismi (---) iskelesi Laçığa derler, baş iskeledir. Bunda bir gice mihmân olduk. Latîf limandır. Sayf u şitâda gemiler eksik değildir. Andan yine cânib-i garba iki konak
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
… sâ‘ikasından âdeme dehşet hâsıl olur. Fa’idesiz coşkun cereyân eder bir sudur.
Sayf
u şitâda dâ’imâ kırmızı kan gibi akar kanlı sudur. Hatta bu hakîr, bu mahalde a …
Menzil-i karye-i Hacı Hamza: Hamzavî Hacı Hamza kim Habîb-i Karamânî halîfesidir. Bu karyede mütevellid olup iştihâr verdiğiçün Hacı Hamza Köyü derler. Zulümden ahâlîsi dağda bir ma‘mûr kurâda sâkin olurlar. Târîk-ı âm üzre ancak bir köhne câmi‘i kalmış, gayrı büyûtları harâbdır. Nehr-i Kızılırmak kenarıdır. Karşu cânibi sâfî bâğ u bâğçeler ile müzeyyendir. Bu nehr-i Kızılırmağ'ın ibtidâ tulû‘u (---) sancağında (---) nâm mahal dağlarından hurûc edüp sâhil-i Karadeniz'e Bafra kasabası cenbinde Karadeniz'e mahlût olduğu yerde bu nehir kendüyü evce beraber kayalardan deryâya atup gürüldüsü ve sâ‘ikasından âdeme dehşet hâsıl olur. Fa’idesiz coşkun cereyân eder bir sudur. Sayf u şitâda dâ’imâ kırmızı kan gibi akar kanlı sudur. Hatta bu hakîr, bu mahalde atımla karşu tarafdaki bâğlara geçmek murâd edüp atımla beni toparlayup cân havlinden karşu kenarda bir söğüt dalına sarılup atdan ayrıldım. Meğer zâlim su gâyet darplı ve iri iri taşlı yerden cereyân edermiş. Güç ile cân halâs edüp ba‘dehû huddâmlarım atımı getirdiler. 279b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279a–279b ·
metinde göster ·
… sâ'dan sonra dâğ-ı derûnundan diyâr-ı Mısr'ı terk edüp bu dağda olup hâlâ kabri
sayf
u şitâda leş gibi kokup türâbı yağıyla cehennem azâbı çeküp kaynar" dedikde bu …
Menâkıb-ı Bel‘am ibn Bâ‘ûr: Hikmet-i Hudâ bir gün bir cebelin dâmeninde cirid oynarken hakîr atdan tekerlenüp at başın alup "Kandesin Eğerlidağ?" deyüp urûc etdi. Hemân hakîrin cân başına gelüp bir gayrı ata süvâr olup esb-i firârîyi birkaç gulâmımızla kovarak tâ Eğerlidağ'ın zirve-i a‘lâsına çıkup atı anda dutup süvâr oldum. Ol mahâlde bir kabr-i tavîl görüp "Allahu a‘lem bir ulu ziyâretdir" deyü rûhiyçün bir Fâtiha tilâvet edüp piyâdece adımlayup kaddi kâmil seksen adım geldi. Başı ayağı ucunda birer serâmed amûd-ı zenbûrîler dikilmiş, ammâ bunun ziyâret [u] temâşâsına meşgûl iken bir bed râyiha hakîri ve gulâmlarımı sermest edüp çâkerlerim burunlarını dutdular. Kabri üzre nazar etdim, ancak kabri üzre olan türâb tencerede bulkur gibi kaynar ve siyâh zift ve katran gibi yağlı toprakdır. Âhir bed râyihasından tahammül edemeyüp bu türâbın yağıyla kaynaduğuna ta‘accüb ederek yine atlarımıza süvâr olup vakt-i gurûbda Tebrîz kapusundan içeri dâhil olup ba‘de'l-mağrib Paşa huzûruna vardığımızda "Şükür sağlığa, hele atını cümle bisâtıyla buldun mu", dediler. "Belî buldum ve Eğerlidağ'da bir kabr-i tavîl-i evliyâullahı ziyâret etdim" deyü kabri gördüğüm üzre paşaya hikâyet edince hemân Erzurûmlu Ca‘fer Efendi, musannif ve mü’ellif ve sulehâ-yı ümmetden azîz kimesne idi, ol eyitdi: "Sakın Evliyâ Çelebi! Ol maşadı bir dahi ziyâret etme. Ol Hazret-i Mûsâ bed-du‘âsıyla imânsız gitmişdir, anâ Bel‘am ibn Bâ‘ûr derler. Niçe yüz yıl mu‘ammer olup âhir Hazret-i Mûsâ'dan sonra dâğ-ı derûnundan diyâr-ı Mısr'ı terk edüp bu dağda olup hâlâ kabri sayf u şitâda leş gibi kokup türâbı yağıyla cehennem azâbı çeküp kaynar" dedikde bu hakîr-i pür-taksîr âlem-i hayretde kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a ·
metinde göster ·
… şekeridir, zülbiyyât [u] hulviyyâtı ve baklavası ve pâlûdesi ve muhallebisi ve
sayf
[u] şitâda üçer kâse gûnâ-gûn hoş-âbı cümle Şâm nebâtından idi. Ve cümle seferl …
Bu Erzurûm'da Tabanıyassı Mehemmed Paşa şehîd edüp Erzingân kapusu hâricinde Deveçeşmesi cenbinde medfundur. Rahmetullahi aleyh. Ammâ bu Mehemmed Paşa efendimizin ta‘âmı anlardan vefret üzre tabh olunup cemî‘î zamânda sefer u hazarda matbahına asel ve mî‘âd sükkeri girmemişdir. Cümle Şâm'ın nebât-ı hamavî ki katu şekeridir, zülbiyyât [u] hulviyyâtı ve baklavası ve pâlûdesi ve muhallebisi ve sayf [u] şitâda üçer kâse gûnâ-gûn hoş-âbı cümle Şâm nebâtından idi. Ve cümle seferlerde bile şeb [u] rûz yigirmişer fağfûrî sâfî tereyağlı muttabak böreği ve çöreği ve mümessek ta‘âamı memdûd idi. Ve bunda olan âlât-ı âvânî-i sımât-ı zî-kıymet bir vezîrde yok, bî-kıymet [ü] pâk eşyâ-yı âvânîleri vardır. Ve sofrabaşı hizmetine me’mûr reşîd ve necîb, mümtâz [u] müstesnâ, cüst ü çâpük-i çâlâk pençe-i âfitâb, şîb ü zerbâfa müstağrak huddâmları vardır kim her biri birer işgâle meşgûl me’mûr gılmân-ı hâsları vardır. Ve bir hasleti dahi bu idi kim matbahında cümle kırk aded aşçı var idi. Yolda olsa yigirmisi konakcıyla ileri gider, anlara halîfe-i baş olurdu. Yigirmisi gerüde aşçıbaşıyla gerü kalup ba‘zı menâzilde âb-ı revânlar sâhilinde meks edüp sayd [u] şikâr olunan mâhîleri ve vahşî âhûları ve keklik ve turrâc ve süğlün ve çili ve gayrı şikâr olunan eşyaları bişirirlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a ·
metinde göster ·
… kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ
sayf
u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü h …
Karye-i Ayn-i Sûl; nâm mahalle varılup Şıkıf nâhiyesinde Ayn-i Sûl nâmında bir kayadan ayn-ı hayât su çıkup aşağıda bir buhayrecik olur. Ol buhayre içre aslâ sayf u şitâda semekden bir nâm [u] nişân yokdur. Tâ ki mâh-ı şubât geldikde hadd ü hasrın cenâb-ı Bârî bilir bir gûne balık zâhir olur kim gûyâ sîm-i hâlisdir. Cüssede Rûm'un hapsi balığı gibi bir semekedir. Mâh-ı şubatın nısfı olunca bu balıklar biri biri üzre binüp cimâ‘ etmeğe başlarlar ve ol balıklardan bu su yüzüne bir gûne neft gibi yağ şinâverlik etmeğe başlar. Ol yağdan cüzâm olanlar cem‘ edüp cerâmına sürse ve dütsi etse bi-emrillâh şifâ bulur. Bu halîc üzre yağ zuhûr olduğu mahalde bir âdem bu sudan nûş etse serhabtân marazına ya‘nî salbaş ve ahmaklık marazına mütbelâ olup başın dutamaz olur. Ammâ cimâ‘ etmeden dahi bîzâr olur. Ve mezkûr semekeyi âteşe yaksalar ol ev içinde olan hayvânât ve akreb ve çıyan ve yılan cümle mürd olur. Ve bu balığın etin tenâvül eden âdem dahi salbaş olup başın dutamaz olur. Bu temâşâyı edüp yine cânib-i kıbleye sengistân ve zeytûnlu çengelistân [u] hıyâbân yerleri aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
… tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn olmağıla
sayf
u şitâda sebzevâtı firâvândır. Ve iç kal‘anın ensesindeki Cebel-i Damlacık üzre …
Der-beyân-ı me’kûlât [u] meşrubât: Bu şehr-i Urfa'nın Harrân tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn olmağıla sayf u şitâda sebzevâtı firâvândır. Ve iç kal‘anın ensesindeki Cebel-i Damlacık üzre cümle bâğ u bâğçedir. Bir vakıyye ve beş yüz dirhem gelir âdem kellesi kadar nârı olup gâyet hoş-hor olur. Şehr-i şehribân-ı Bağdâd'da ve Sivas 57a{Niksâr'ında} ve Bursa Gemleyik'inde böyle âbdâr [u] dânedâr narı olur, ammâ İslâmbol'un ve Karaferye'nin lüfanına ve feyz narına yan başı gelir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu Urfa narı meşhûr-ı âfâkdır. Mar‘aş narı gerçi çok olup furûnda sehel kurudup diyâr diyâr götürürler, çok olduğundan meşhûrdur ammâ bu Urfa narı memdûh-ı âlemdir. Hattâ "en-Nârü fâkihetü'ş-şitâ" demişler, yârânın biri fâkihe lafzı olmağıla nârdan murâd olan bu Urfa nârın zann edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd Urfa'nın nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve hoş-hor nârı vardır. Ve sâ’ire müsmirrât-ı gûnâ-gûnu dahi memdûhdur. Ve hâs ve beyâz lavaşa ekmeği ve sacda pişen gül pembe varağı gibi yufka beyâz ekmeği ve tennûr kebâbı ve helvası ve dud şarâbı ve harîri gâyet meşhûr-ı afâkdır. Ve bu Urfa halkı gâyetü'l-gâye garîb-dost u dilnüvâz âdemlerdir. Şeb [u] rûz müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Şecî‘ ve sipâh ve bahâdır ve çerî merd-i meydânları vardır. Ve Cenâb-ı Bârî bu şehir halkına İbrâhîm Halîlullâh berekâtı vermiş gâyet ganîmet şehirdir. Âsitâne-i Halîlü'r-rahmân olduğundan bunda zulm eden hâkim aslâ mu‘ammer olmaz. Elbette bir kazâ-yı âsumânîye mübtelâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b–57a ·
metinde göster ·
… evendegân ve cemâ‘at-ı müslimân anda tâ‘at-ı Sübhân edüp hamd-i Yezdân ederler.
Sayf
[u] şitâda bu harem içre aslâ şems-i âteş-tâbın tâb-ı tüvânı te’sîr etmez. Bu h …
Evvelâ şehrin derûnunda cemâ‘at-ı kesîreden ârâm bulunmaz bir mesîregâh, ma‘bedgâh [ve] teferrücgâhdır. Ve taşra haremli fıskiye ve havz-ı şadırvânlı niçe yüz çınar ve serv-i ar‘ar ve kestâne ve şecere-i tayyibeler ile sâyedâr olmuş bir harem-i muhteremdir kim cemî‘i âyende vü revendegân ve cemâ‘at-ı müslimân anda tâ‘at-ı Sübhân edüp hamd-i Yezdân ederler. Sayf [u] şitâda bu harem içre aslâ şems-i âteş-tâbın tâb-ı tüvânı te’sîr etmez. Bu harem-i azîmin cânib-i erba‘ası yan soffalar ve hücreler ve soffalar üzre amûd-ı mûmiyânlar ve dahi fevkında kâse-i nilgûn-vâr kıbâb-ı ser-nigûnların her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Ve derûn-ı câmi‘ eyle müzeyyen ü musanna‘dır kim diyâr-ı Âl-i Osmân'da buna mânend bir vüzerâ câmi‘i yokdur. Meğer İslâmbol'da Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'de Zâl Paşa câmi‘i ve Silivrikapusunun iç yüzünde Süleymân Hân'ın Tavâşî İbrâhîm Paşa câmi‘i ola. Ammâ bu Burgaz câmi‘i anlardan musanna‘ ve şîrîn-kâr câmi‘-i pür-envârdır. Kubbe-i âlîsi eflâke ser çekmiş kubbe-i nüh-tâkdır. Kıble tarafında bir nîm kubbe-i eflâkdir. Kubbe-i kebîrinin etrâfında kanâdiller çerâğân edecek tabakalar ile ârâste ve mü’ezzinân mahâfili ve maksûreler ile pîrâste olmuşdur. Ve minber [ü] mihrâbının ve cânib-i erba‘asında olan revzenlerinin midhatinde meddâhân-ı Rûm âciz-mânde olmuşlardır. Ve bunda olan ibret-nümâ-yı nakş-ı bukalemun-ı ibret-nümûn câm, billûr, necef ve moran-ı gûnân derûn-ı câmi‘e ziyâ verdikde Arapça âyeti nûrun alâ nûr tilâvet olunur. Zîrâ bu câmi‘in etrâf-ı cevânibinde ibret-nümâ kelâm-ı şerîfler var kim her biri Yâkût-ı Musta‘sımî ve Abbâs-ı Mürsî ve Şeyh Bâyezîdî ve Abdullah Kırımî ve Ahmed Karahisârî ve Hasan Çelebi ve Dede Mehemmed Çelebi Kelâm-ı izzetleri var kim İslâmbol'da Sultân Ahmed câmi‘i'nde yokdur. Meğer Medîne-i Ravza-i Mutahhara'da ola. Ve hoş-âvâz hamele-i Kur’ân, e’imme-i hutebâsı ve mü’ezzinânları var kim gûyâ her biri birer yegâne-i asrdır. Bu câmi‘in bir tabaka-i mevzûn minâresi var kim sihr-i helâldir. {Süleymân Hân câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân ibn Abdülmennân binâ edüp ol} Üstâd-ı bennâ yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. Kıble kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 107b ·
metinde göster ·
… ehri içre kaldırımlar binâ olunmadadır kim aceb hayrât-ı azîmdir. Zîrâ bu şehir
sayf
[u] şitâda her hafta bâzâr-ı azîm olup niçe bin arabalar cem‘ olup âdem deryâsı …
Ve Koca Ken‘ân Paşa vâlî iken seksen yedi bin bal fıçısı çamur deryâ-yı Tuna'ya döküldüğü sicill-i şer‘de mastûr. Âhir Melek Ahmed Paşa efendimiz mâlından yigirmi kise ifrâz eyleyüp tahrîr oluna[n] hânı ve sarrâchâne ve niçe dükkânları ve bir fevkânî mükellef kahvehâneyi binâ edüp Akkapu câmi‘i önünden tâ İslâmbol Kapusu'na varınca bir vâsi‘ tarîk-i âmmı ibtidâ zemîne balvan ve ıskara fırça kazıklar kakup mâh-ı temmuzda üzerine balık sırtı gibi iki araba yan yana ubûr eder. Horâsân ile taş kaldırım yapup mezkûr sarrâchâne ve kahvehâneleri bu kaldırımlara akârât edüp ilâ mâşâallah her sene 121b ol akârâtdan Silisre şehri içre kaldırımlar binâ olunmadadır kim aceb hayrât-ı azîmdir. Zîrâ bu şehir sayf [u] şitâda her hafta bâzâr-ı azîm olup niçe bin arabalar cem‘ olup âdem deryâsı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121a–121b ·
metinde göster ·
[u] şitâda yüz çift dervîşân-ı küştegîrân hâzır olup âyîn-i Püryâr-ı Velî üzre …
Bu Edirne tekyesinde sayf [u] şitâda yüz çift dervîşân-ı küştegîrân hâzır olup âyîn-i Püryâr-ı Velî üzre idmân ederler. Ve bu tekye gerçi kârgîr kıbâblar ile mebnî değildir ammâ ma‘mûrdur. Müte‘addid hücreleri ve matbahı ve sehel bâğçesi vardır. Ve meydânında selef pehlivânlarının demirden yayları ve hadengleri ve gürzleri ve gûnâ-gûn pesendîde kemânkeş darbları ve salıkları ve zerdeste ve matrakları ve kırkar ellişer vakıyye gelir câmûs derilerinden yağlı kısbetleri ve nice elvân âlât-ı pehlivânları meydân-ı muhabbetleri üzre maslûbdur. Ve bu dergâh-ı küştegirân Alî Paşa çârsûsu kurbunda Balıkbâzârı kapusunun iç yüzünde vâkı‘ olmuş Güleşçiler tekyesidir. Bundan sonra binâ olunan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158b ·
metinde göster ·
[u] şitâda niçe yüz doğan ve çakır ve balaban ve zağanos ve şahin ve sayağı ve …
Ve eyle sayyâddır kim tülekhânesinde sayf [u] şitâda niçe yüz doğan ve çakır ve balaban ve zağanos ve şahin ve sayağı ve sunkur ve toygun ve kırgıl ve karcığa ve kücügez ve devlengeç ve karakuş ve atmaca ve karagöz nâm tuyûrları kendüye râm edüp Bitlîs derelerinde senede bir kerre keklik göçgünü mahallinde bir günde yetmiş bin keklik alduğu sicillâtda müsbetdir, ammâ bu şikâr hânın fermânıyla yılda bir kerre cümle aşîreti Kürdleri üç gün dağları süzerek 228a Bitlîs deresi hûş u tuyûr ve gûnâ-gûn vahşî canavarlar ile dere ve depeler ile mâl-â-mâl hayvânâtlar olup lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ niçe yüz bin keklik şikâr olunup üç ay bu mahallerde şehr-i Bitlîs içre keklik fürûht olunup ol mahalde cümle ahâlî-i Bitlîs koyun ve kuzu etlerinden müstağnî olurlar. Bu şikâra beyne'l-Ekrâd helû derler. Niçe yüz bin Ekrâdın hâyuhûları ile dağlar içre velvele-nâk olur
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b–228a ·
metinde göster ·
… nda İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb
sayf
[u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün his …
Der-vasf-ı ecrâm-ı kal‘a-i âlî Van: Bu kal‘a-i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘aya urûc ederken yokuş 252a yukaru cânib-i şarka üç bin adımda gücile yedi kulle geçüp İçkal‘a kapusuna varılır kim cânib-i garba nâzır üç kat bâb-ı hadîdlerdir. Gûyâ derveze-i Şirvân diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün hisâr erleri nigehbânlık ve dîdebânlık edüp bir ma‘sûm-ı pâk ve bir hâtûn-ı nâ-pâk bu kal‘a kapusundan içeri komak ihtimâlleri yokdur. Zîrâ bir kere niçe yüz Ekrâd avret libâsıyla bu kal‘aya girüp feth etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b–252a ·
metinde göster ·
… top menzili ba‘îddir. Ve bu kal‘a deryâya ba‘îd olmağile hevâsı sevâhildir kim
sayf
u şitâda sebzevâtı eksik değildir. Vakt-i zemistânda kar yağar ammâ tiz mahv ol …
Kal‘a ile buhayre mâbeyni kâmil bir merhaledir. Ve yine kal‘anın şimâlinde şehr-i Rûmiyye bir top menzili ba‘îddir. Ve bu kal‘a deryâya ba‘îd olmağile hevâsı sevâhildir kim sayf u şitâda sebzevâtı eksik değildir. Vakt-i zemistânda kar yağar ammâ tiz mahv olur. Bu sûr-ı üstüvârın cânib-i şarkîsinde taht-ı Âzerbaycân {olan} Tebrîz-i dilâvîz beyni kâmil on altı fersahdır. Ammâ deryâdan muvâfık eyyâm ile Tebrîz'e giden bir günde varır, ammâ bu sedd-i metîn hâk-i Âzerbaycân'da başka hânlıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 294a ·
metinde göster ·
… pilavı mebzûldur. Cümleden Cihân Şâh imâreti ve Şâh Hudâbende imâreti ma‘mûr ve
sayf
[u] şitâ ni‘metleri dâ’imdir.
Ve ayân-ı ıt‘âm-ı imârât: Cümle üç yerde dârü'z-ziyâfe imâreti var kim cümle âyende vü revendegân müsâfirîne keşik ve herîsesi ve haşek pilavı mebzûldur. Cümleden Cihân Şâh imâreti ve Şâh Hudâbende imâreti ma‘mûr ve sayf [u] şitâ ni‘metleri dâ’imdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310b ·
metinde göster ·
u şitâda cemî‘i halkı damları üzre her gice serîrler üzre yatup kisb-i tarâvet …
Ve hevâ-yı bâd-ı sabâ-yı diyâr-ı İrân: Bu Rey şehrinin hevâsı gayrı diyâr hevâsı gibi memdûh değildir, şiddet-i hâr üzredir. Ammâ sayf u şitâda cemî‘i halkı damları üzre her gice serîrler üzre yatup kisb-i tarâvet ederler, gicesi latîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 326a ·
metinde göster ·
… kaddesdendir." deyü tahkîk etmişlerdir. Hakkâ ki bir sahrâ-yı ferah-fezâdır kim
sayf
[u] şitâsında ahâlî-i Irâk zindedirler. Cemî‘i hâmûnları kurâ vü kasabât ve hal …
Ve müverrihân-ı selef bu arz-ı Kûfe ve hâk-i Medâyin ve türâb-ı Irâk içün "Arz-ı mukaddesdendir." deyü tahkîk etmişlerdir. Hakkâ ki bir sahrâ-yı ferah-fezâdır kim sayf [u] şitâsında ahâlî-i Irâk zindedirler. Cemî‘i hâmûnları kurâ vü kasabât ve halîcler ile ve tur‘a ve uyûn-ı câriyeler ile ma‘mûr u âbâdân ve her tarafı gül-i gülistân u nahlistân olup ravza-i Rıdvân misilli bâğ-ı cinânları ve müşebbek bostânları var kim hurma hıyâbânları içinde bebr ü peleng ve arslan u kaplanları vardır. Basra ve Lahsa ve Ummân ve Kûfe ve Necef-i zer-kân-ı sadef sahrâlarına varınca nahlistânı cihânı dutup bâğbân-ı semeristânların kavilleri üzre diyâr-ı Bağdâd'da yetmiş gûne hurma olur dediler. Her sene niçe yüz keştî yükü hurma Bağdâd diyârından Hindistân'a ve Sindistân'a gider ammâ cümleden hastavî hurması ve bedrâsyîsi ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 345b ·
metinde göster ·
… r. Evvelâ Paşa sarâyı önünde Buğday bâzârı ve Müşrâk bâzârı ve Seymer bâzârı ve
Sayf
bâzârı ve Haffâflar bâzârı ve Kettân bâzârı mükellefdir. Ve şehrin ortasında At …
Cümle 1.000 aded dükkân-ı bezzâzistândır. Evvelâ Paşa sarâyı önünde Buğday bâzârı ve Müşrâk bâzârı ve Seymer bâzârı ve Sayf bâzârı ve Haffâflar bâzârı ve Kettân bâzârı mükellefdir. Ve şehrin ortasında Attârlar bâzârı bezzâzistân-ı kebîr örtülü sûk-ı tavîldir. Ve Pilav bâzârı ve Kumar bâzârı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 361a ·
metinde göster ·
Cümle (---) aded hammâm-ı gâsilândır. Evvelâ Aşşâr tur‘ası cisri başında
Sayf
hammâmı ve Müşrâk hammâmı ve Kavvâflar hammâmı ve Rabât cisrinin karşu tarafınd …
Cümle (---) aded hammâm-ı gâsilândır. Evvelâ Aşşâr tur‘ası cisri başında Sayf hammâmı ve Müşrâk hammâmı ve Kavvâflar hammâmı ve Rabât cisrinin karşu tarafında yine Aşşâr üzre Beled-i Seyyâs hammâmı ve Seymer hammâmı ve Ayas Paşa hammâmı ve Çârsû hammâmı. Bu hammâmlar cümle {zift ü katran ile döşenmişdir}..
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 361a ·
metinde göster ·
… âbân [u] gül-i gülistânı ve hücreleri etrâfında bostânı vardır. Derûn-ı medrese
sayf
u şitâda üç yüz dörd yüz talebe ile memlûdur kim cemî‘i fünûn bu âsitânede kırâ …
Andan sonra kal‘a-i İmâdiyye'nin aşağı deresinde Hân bâğ-ı İremi kurbünde bâğlar kenârında medrese-i Sultân Hüseyn-i âdil, bundan gayrı binâ-yı azîmli ve evkâf-ı metînli medrese-i kebîr yokdur. Gûyâ bir kal‘adır. Altmış aded kârgîr binâ kıbâblar ile mebnî hücreleri ve dârü't-tedrîsi ve hareminde havz-ı azîmi ve selsebîl ü fevvâreleri ve hareminde hıyâbân [u] gül-i gülistânı ve hücreleri etrâfında bostânı vardır. Derûn-ı medrese sayf u şitâda üç yüz dörd yüz talebe ile memlûdur kim cemî‘i fünûn bu âsitânede kırâ’at olunur ders-i Aristo ve Hâkim Sînâtabî‘at kimesneler vardır. Ve sâhibü'l-hayrât gâyetü'l-gâye muhibb-i ulemâ olmağile bu medreseye elli aded ma‘mûr kurâlar ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 378b ·
metinde göster ·
… e kenâr-ı Araz nehrinde bir ma‘mûr köydür. Bu kurâ halkının cemî‘i hayvânâtları
sayf
u şitâda nehr-i Araz sâhilindeki mağârâlarda yatırlar. Mâh-ı Temmuz'da ol gârla …
Menzil-i Ağzıaçık Mağârâ: Hınıs sancağı hâkinde kenâr-ı Araz nehrinde bir ma‘mûr köydür. Bu kurâ halkının cemî‘i hayvânâtları sayf u şitâda nehr-i Araz sâhilindeki mağârâlarda yatırlar. Mâh-ı Temmuz'da ol gârlar sermâdır. Eyyâm-ı şitâda hummâ-misâl germâdır. Anıniçün Ağzıaçık mağârâ derler. Kûh-ı Bîsütûn'dan nişân verir gâr-ı yetîmânlardır kim her bir kehf içre onar ve on beşer bin koyun kışlar. Andan yine taraf-ı şimâle (---) sâ‘atde gerçi kar üzre gitdik ammâ havâ mu‘tedil olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 16a ·
metinde göster ·
… ıdır. Cemî‘i a‘yân-ı vilâyetin ve nısf paşazâdelerin Devne değirmenleri vardır.
Sayf
[u] şitâda âb-ı hayât suyu cârîdir. Hattâ Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım H …
Menzil-i Devne Değirmenleri: Bir dereli ve depeli yerlerde bî-hisâb değirmenlerdir kim biri birinden suları cereyân edüp âsiyâblardır. Cemî‘i Dobruca ve Deliorman halkı bu değirmenlere muhtâclardır ve her bir değirmen birer ze‘âmetden yahşıdır. Cemî‘i a‘yân-ı vilâyetin ve nısf paşazâdelerin Devne değirmenleri vardır. Sayf [u] şitâda âb-ı hayât suyu cârîdir. Hattâ Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Hân Ruscuk mukâbelesinde Yergöğü kal‘asın Eflâk hâkinde binâ ederken nehr-i Tuna'nın Demirkapusu'ndan saman ve kömür döküp bu Devne değirmenlerinden ve Yenehisâr'dan ve Çekmece göllerinden saman ve kömür çıkdığı müsbetdir. Anıniçün bu Devne değirmenlerinin suyu dâ’imdir. Bu Devne fezâsında Melek Paşa efendimizle meks edüp ale's-sabâh huzûr-ı paşada edâ-yı salât-ı fecri tamâm edüp hakîr Yâsin-i şerîfi tilâvet etdikden sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29a ·
metinde göster ·
… evr etdikde yine bir sâ‘at olup "Bir pâsbân" deyü feryâd ederler. Tâ sabâha dak
sayf
u şitâda tûl-ı nehâr kanûnları böyledir. Sâ’ir kılâ‘larda bu âyîn yokdur. Hattâ …
Ve bu tabyalar üzre bu kal‘anın cirmi kâmil bir sâ‘atde dolanılır. Hattâ her ağa bu kal‘ayı her gece bir sâ‘atde devr etdikde ol ağa neferâtlarının çavuşu "Bir pâsbân" deyü feryâd edüp anlar oturup ol ân bir gayrı ağa neferâtlarıyla kalkup kal‘ayı devr etdikde yine bir sâ‘at olup "Bir pâsbân" deyü feryâd ederler. Tâ sabâha dak sayf u şitâda tûl-ı nehâr kanûnları böyledir. Sâ’ir kılâ‘larda bu âyîn yokdur. Hattâ rûz-ı rûşende dahi dîdebânları başka ağalardır. Bu kal‘a etrâfında olan sahrâlara nazar ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118b ·
metinde göster ·
… bunda bir hıyâbân ve dırahtistân içre bir müferrih Namâzgâh-ı çemenzârı var kim
sayf
u şitâda bu musallânın zemînine aslâ güneş te’sîr etmez. Gûyâ Konya şehrinin Me …
Ve iki aded tekye-i dervîşânı ve üç aded mekteb-i sıbyân-ı ebcedhânı ve iki aded hânları ve bir aded kesîfce hammâmcığı ve yüz aded dekâkînleri ve mükellef kahvehâneleri var, ammâ meyhâne ve bozahâneleri yokdur, ammâ kış günü kar ve buzhâneleri çokdur ve hân kurbunda bir hıyâbân ve dırahtistân içre bir müferrih Namâzgâh-ı çemenzârı var kim sayf u şitâda bu musallânın zemînine aslâ güneş te’sîr etmez. Gûyâ Konya şehrinin Merâm'ıdır kim bu ma‘bedgâh-ı küşâde bir şehr-i mu‘azzamda yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127b ·
metinde göster ·
… âr-ı diyâr-ı Erdel'de bu şehr-i Kaşa ve şehr-i Praşo gûyâ mânend-i Mısır'dır ve
sayf
u şitâda âdem deryâsıdır. Ve derûn-ı hisârda dörd bin aded sarâylar ve gayri nû …
Ve ecnâs-ı kesîre mahlûkât-ı Hudâ ile pür olmuş bir bender-âbâd kal‘a-i kaviyyü'l-bünyâd şehirdir kim dâr-ı diyâr-ı Erdel'de bu şehr-i Kaşa ve şehr-i Praşo gûyâ mânend-i Mısır'dır ve sayf u şitâda âdem deryâsıdır. Ve derûn-ı hisârda dörd bin aded sarâylar ve gayri nûhüsethâneleri kat-ender-kat kârgîr binâlardır kim her biri birer gûne tarz [u] tarh üzre mebnî şâhnişîn ve kâh-ı musanna‘lar ile nakş-ı bûkalemûn nigârhâne-i çîn-misâl hânedân-ı pür-me’âller var kim cümlesinin dam u bâmları serâpâ elvân sırçalı kiremit ve sarı pirinç ve beyâz kalaylı teneke ve rusâs-ı hâs ile mestûr sarâylardır kim her birinin ta‘rîf ü tavsîfinde kilk-i cevâhir-nisârlar ile tahrîri mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 13a ·
metinde göster ·
Ve cânib-i erba‘asında yetmiş aded kavm-i düşmanları
sayf
[u] şitâda âmâde olup Budin'e nigerândadırlar. Hattâ diyâr-ı Alaman'da ve kal‘a …
Ve cânib-i erba‘asında yetmiş aded kavm-i düşmanları sayf [u] şitâda âmâde olup Budin'e nigerândadırlar. Hattâ diyâr-ı Alaman'da ve kal‘a-i Beç'de ve kal‘a-i Prak'da ve şehr-i Kallevine'de olan kâfirlerin zamân-ı kadîmde dedeleri elinde Budin içre evleri olup hâlâ ol evler dest-i İslâmda iken kefere zamânında ol evlerin sâhibleri olanların evlâdlarından bir kefere müflis olsa, "Budin'de benim evim vardır" deyü evinin hüccet temessükâtını rehin verüp kırk elli bin guruş karz alır ve "Benim Budim'de evim var, milk emlâk sâhibiyim ve Budin'de benim bâğım yâhûd bir dükkânım vardır" deyü murâd edindiği gorofun ve irşeğin ve şagların kızlarından murâd edindiği kızı alır ve tereddüd etmeyüp fülûs-i ahmer[e] muhtâc ve ac u zâc kefere ise de "Budin'deki milki yine bunundur" deyü ol kâfire kız verirler, bu muhakkak seyr [ü] temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 82b ·
metinde göster ·
… n andelîb-i beyâbânîlerin asvât-ı hazînleri âdeme cân bağışlar. Ve bu musallâya
sayf
u şitâda aslâ ve kat‘â şems-i âteş-tâbın te’sîri olmayup cemî‘i eşcârların zıll …
Ve dîvârının cânib-i erba‘ası gül [ü] gülistân ve murgzâristândır kim niçe bin andelîb-i beyâbânîlerin asvât-ı hazînleri âdeme cân bağışlar. Ve bu musallâya sayf u şitâda aslâ ve kat‘â şems-i âteş-tâbın te’sîri olmayup cemî‘i eşcârların zıll-ı himâyelerinde cümle mü’minân muvahhidân tâ‘at-ı Yezdân edüp şehrin cemî‘i a‘yân-ı kibârı ve erbâb-ı me‘ârif ve âşıkân-ı sâdıkânları bu menzilgâhda cem‘ olup mubâhase-i ilm edüp gûy gûy sohbet-i hâs ederler, bir aceb mesîregâh u teferrücgâh ve pâk ibâdetgâhdır, ammâ cânib-i vakfından dörd aded bevvâbları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 140b ·
metinde göster ·
… palaş ve malaşdan külbe-i ahzânlardır, ya‘nî kârgîr binâlı dükkânlar değildir.
Sayf
u şitâda elbette haftada bir bâzâr gün bâzâr-ı azîm olup kırk elli bin re‘âyâ v …
Mezkûr Değirmen kapusunun taşrası önünde kal‘adan bin adım ba‘îd kıble cânibinde bir düz fezâda bir azîm çârsû-yı bâzâr dükkânları ve hânları var, ana sülüş bâzârı derler, ammâ niçe dükkânları çalas ve palaş ve malaşdan külbe-i ahzânlardır, ya‘nî kârgîr binâlı dükkânlar değildir. Sayf u şitâda elbette haftada bir bâzâr gün bâzâr-ı azîm olup kırk elli bin re‘âyâ vü berâyâ cem‘ olup bâzâr-ı azîm durdukda paşa askeri ve subaşı ve cümle yeniçeri askerleri pür-silâh gelüp her hafta bâzârı günleri âmâde olup vakt-i gurûbda yine herkes târumâr olup vatanlarına giderler. Bunda bâc-ı bâzârdan mîrî mâl hâsıl olup kal‘a neferâtlarına aklâm kayd olmuşdur. Cümle dörd bin aded dükkânlardır kim vâsi‘ yolları sadranc nakşı tarh olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 87a ·
metinde göster ·
[u] şitâda nebâtât-ı sebzevâtı eksik değildir. Hattâ kılçıksız bir gûne deve di …
Der-vasf-ı hubûbât-ı mahsûlât: Sayf [u] şitâda nebâtât-ı sebzevâtı eksik değildir. Hattâ kılçıksız bir gûne deve dişi buğdayı olup andan Haleb kalkanı kadar beyâz sipov ekmek pişirirler kim gûyâ nûrdur. Üzümü ve eriği ve emrûdu ve lahana ve kavunu ve karpuz[u] eyle vefret ü kesret üzre olur kim bir araba kavun ve karpuz iki beşliğe ve bir vukıyye et bir peneze verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 87b ·
metinde göster ·
Der-rahmet-i sebzevât-ı giyâhât: Sebzevât-ı ahzariyyât kısmından her bâr
sayf
[u] şitâda salatası ve soğanı ve purasası ve teresi ve sarımsağı ve lahanası ve …
Der-rahmet-i sebzevât-ı giyâhât: Sebzevât-ı ahzariyyât kısmından her bâr sayf [u] şitâda salatası ve soğanı ve purasası ve teresi ve sarımsağı ve lahanası ve turpu ve şalgamı ve havucu vefret üzre olur. Ve vâdîlerinde gûnâ-gûn alefi ve tirfil ve yonca ve çayırı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 229a ·
metinde göster ·
Der-vasf-ı mekâlîd-i cebel-i Hortaç menba‘-ı enhârât: Bir kûh-ı serbülend-i sertâcdır kim eflâke kad-keşân olup tâ zirve-i a‘lâsında sayf [u] şitâda selc-i yeh-pâre-i billûru eksik değildir. Selânik'in taraf-ı garbîsi ve yıldız rûzgârı cânibine yakın olmağın Selânik'den nümâyândır. Ve cemî‘i uyûn-ı âb-ı hayâtları Selânik'e zîr-i zemîn içre kehrîz künkler ile gelüp şehrin cemî‘i hammâmât, cevâmi‘ ve imârâtlarına taksîm olur. Bu tell-i refî‘ üzre niçe yüz aynu'l-hayât misilli gölcügezler vardır. Şiddet-i şitâda ol gölcüklerde billûr gibi buz hâsıl olup rûz-ı nevrûz-i Temmûz'da katırlar ile buzları ve selclerin şehr-i Selânik'e Hortas re‘âyâları getirüp fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 229b ·
metinde göster ·
… eler mukarrerdir kim sâhibü'l-hayrâtlar atlar ve katırlar ile nehr-i Kösdem'den
sayf
[u] şitâda su taşıyup imâm Hüseyin şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ rûhiyçün sebîl eder …
Der-sitâyiş-i sebîlhâne-i atşân-ı cânsitân: Cümle üç yüz yerde her köşe başlarında ve her mahallâtlar içre sebîlhâneler mukarrerdir kim sâhibü'l-hayrâtlar atlar ve katırlar ile nehr-i Kösdem'den sayf [u] şitâda su taşıyup imâm Hüseyin şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ rûhiyçün sebîl ederler, zîrâ bu şehir içre aslâ çeşme olmadığından sudan gayri hayrât-ı azîm yokdur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Ammâ evlerde suları çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 236b ·
metinde göster ·
… adar yüksekdir kim gûyâ kûh-ı Bîsütûn olup altından benî âdem geçmeğe havf edüp
sayf
[u] şitâda niçe yerlerine aslâ güneş dokunmaz yerleri var.
Bir dâne-i hardal ve bir âdem ise de bu kûh-ı serbülendin zirve-i a‘lâsına böyle makara ipler ile katırlar çeküp çıkarırlar. Yohsa yerinden bu kayaya çıkmak muhâl-ender-muhâldir kim bir yerde tırnak ilişdirecek yeri yokdur, yolu yokdur, hemân cânib-i etrâfı musaykal ve mücellâ kayalar olup her tarafı uçurum çâh-ı gayyâ-misâl kayalardır. Ba‘zı yerleri ol kadar yüksekdir kim gûyâ kûh-ı Bîsütûn olup altından benî âdem geçmeğe havf edüp sayf [u] şitâda niçe yerlerine aslâ güneş dokunmaz yerleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 240b ·
metinde göster ·
… ndiye altında meterise girilüp bu âna dek kâmil otuz bir ay olup gece ve gündüz
sayf
[u] şitâda ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâller olup âhır-ı kâr sene 1080 târîhi …
Hamd-i Bâr-i Te‘âlâ sene 1077 mâh-ı Zilhiccesi'nin ikinci gün kal‘a-i Kandiye altında meterise girilüp bu âna dek kâmil otuz bir ay olup gece ve gündüz sayf [u] şitâda ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâller olup âhır-ı kâr sene 1080 târîhinin mâh-ı Rebî‘u'l-âhir'inin beşinci gün kal‘ayı vere ile verüp içerde yigirmi beş gün tekâ‘üd edüp yine sene-i mezbûrun Cemâziye'l-evveli'nin gurresinde Cum‘a gün kal‘ayı teslîm edüp seg ber-sahrâ deyüp ka‘r-ı girdâba gitdiler, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304a ·
metinde göster ·
[u] şitâda gûnâ-gûn şükûfeleri ve âbdâr meyveleri ve niçe gûne nebâtât [u] giyâ …
Ve sayf [u] şitâda gûnâ-gûn şükûfeleri ve âbdâr meyveleri ve niçe gûne nebâtât [u] giyâhât ahdariyyâtları eksik değildir, ammâ hurmâsı az mahsûl verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325b ·
metinde göster ·
… ilmez. Hikmet ol kim bu gölün içine azîm nehirler mahlût olmaz. Yine böyle iken
sayf
[u] şitâda bu gölün ayağı nehr-i Ceyhûn gibi akar. Ve garb tarafına cereyân edü …
Ve bu cisrin altındaki gölü ayağı ol mertebe akar kim göz görmez. Yaz u kış nehr-i Dirava gibi dörd koldan akar aslâ eksilmez. Hikmet ol kim bu gölün içine azîm nehirler mahlût olmaz. Yine böyle iken sayf [u] şitâda bu gölün ayağı nehr-i Ceyhûn gibi akar. Ve garb tarafına cereyân edüp kasaba-i (---) uğrar. 369a Andan (---) uğrar. Andan (---) uğrayup mezkûr Leş kal‘ası dibinde Sincivan limanında Bundukanî körfezine munsabb olur bir âb-ı hayât göldür, ammâ yaz günleri gâyet ıssıdır, ammâ sehel bardakda durup kesb-i hevâ etse buz pâresi olur. Lâkin kaçan bu göl suyu ıssı oldukda ol zamân balıklar ziyâde sayd olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 368b–369a ·
metinde göster ·
… i şast ber-kabza-i sa‘y kavsı ile çeküp atsam ol ân nişân ururdum. Bi-emri Hudâ
sayf
u şitâda ne cânibe azîmet etsem elbetde ol diyâra vasıl olurdum. Ammâ İslâmbol' …
Bu hakîr Evliyâ âlem-i şebâbda ve devr-i felek-i pür-şitâbda bu kuvâ-yı beden terakkîde iken kuvvet-i basarım ile her ne tarafa nazarım tîrini şast ber-kabza-i sa‘y kavsı ile çeküp atsam ol ân nişân ururdum. Bi-emri Hudâ sayf u şitâda ne cânibe azîmet etsem elbetde ol diyâra vasıl olurdum. Ammâ İslâmbol'da altı ay meks edüp başıma zindân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y2a ·
metinde göster ·