… şa, Husrev Paşa serdârlığında dahi kâ’immakâm olup Hâfız Ahmed Paşa'nın katline
sebeb olup
yerine vezîr-i a‘zam olup, Mûsâ Çelebi musâhib-i şehriyârî iken hançer üşürdüp …
Ve Receb Paşa, Husrev Paşa serdârlığında dahi kâ’immakâm olup Hâfız Ahmed Paşa'nın katline sebeb olup yerine vezîr-i a‘zam olup, Mûsâ Çelebi musâhib-i şehriyârî iken hançer üşürdüp zorbalara katl etdirdüp cesed-i Mûsâ'yı Atmeydânı'na atdılar. Cüvân-ı nâ-murâd nedîm-i Murâd Hân iken mürd olduğuna târîhidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 67a ·
metinde göster ·
Mihaloğlu Alî Beğ ile hem-ınân şu‘arâ-yı bahâdırân ammâ sâhib-i dîvân değildir. …
Sûzî: Bu dahi Piriznelidir. Mücâhidün fî sebîlillâh olup Mihaloğlu Alî Beğ ile hem-ınân şu‘arâ-yı bahâdırân ammâ sâhib-i dîvân değildir. Lâkin penc beyt ve müfredâtda lâ-nazîrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 101b ·
metinde göster ·
Ve oğul dünyâ cihetinde nasîhatim oldur ki, dâ’imâ
sebük-rûh olup
ankâ-meşreb ol kim hem celîs, hem enîs olduğun vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibâ …
Ve oğul dünyâ cihetinde nasîhatim oldur ki, dâ’imâ sebük-rûh olup ankâ-meşreb ol kim hem celîs, hem enîs olduğun vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibârlara varup her bâr cihet-i dünyâ içün bir şey ricâsında olma kim senden nefret edüp istiskâl etmeyeler. Rızâ lokmasına kanâ‘at eyle, eline giren mâlı dahi isrâf etme, kanâ‘atle geçin, "el-Kanâ‘atü kenzün lâ yüfnâ" demişler. Sağlık ve sayrılıkda {lâzım olur}, dünyâlık akçeyi lokma ve hırka içün hıfz edüp nâmerde muhtac olma. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241b ·
metinde göster ·
İşbu sene bin elli altı ve elli yedi senesinin içinde bu mezkûr vezîrler bir yerde ibtidâ Kürdistân'da Şuşik kal‘ası gazâsında bulunup feth [u] fütûhâtlar eylediler. Ve Revân derneği cem‘iyyeti ve Gürcîstân ve Mikrilistân nehb u gâretinde niçe yüzaklıkları edüp niçe şebhûnlar edüp husûsan Gönye kal‘asının istihlâsına sebeb olup Mikrilistân'ı mutî‘ [u] münkât edüp cümlesi bir yirde cem‘ olduklarında mâbeynlerinde âlem-i ağyârdan bî-haber iken etdikleri şakaları ve yâğ u bâlî evzâ‘ [u] etvârları âdem görse 334a "bunlar dîvânedir", deyü hükm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333b–334a ·
metinde göster ·
… ve Gürcî Nebî celâlînin inhizâmına sebeb-i memdûh olan Mehemmed Paşa efendimiz
sebeb olup
Gürcî Nebî'nin askeri akabince kova kıra Kayışbınarı'na ve Sarıkadı nâm ziyâret …
Zîra "El-insânu ve abîdü'l-ihsân" mazmûn-ı kelâmı mazbûtu idi. Hattâ bu hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ-yı pür-taksîr sene (---) târîhinde Paşa efendimizden me’zûn olup Beyt-i Şerîfe revâne olmak içün harc-ı râh, hakîre beş yüz altun ve iki kısrak ihsân edüp Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in hîn-ı cülûsunda, Atmeydânı cenginde, Silâhdâr Murtazâ Paşa'ya Mevlevî Vezîr Mehemmed Paşa, Şâm eyâletin ihsân edüp Murtazâ Paşa ile kat‘-ı menâzil ederek Şâm-ı cennet-meşâma dâhil olup hakîri Murtazâ Paşa ılgar ile İslâmbol'a gönderüp Mevlevî Vezîri bi-gayr-i hakkın katl edüp sene 1058 târîhinde Kara Murâd Paşa vezîria‘zam olup Üsküdar'a hakîr vardıkda ol mahalle müsâdif oldu kim asâkir-i Âl-i Osmân Üsküdar'da Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu 338a ve Akyakalıoğlu ve Çomar Bölükbaşı nâmân eşkıyâ-yı celâlî ve cemâlîler kırk yedi bin asker-i cemâpûr ile Âl-i Osmân askeri kütâ-küt ceng-i sultânîlerine hakîr râst gelüp me’âl-i kelâm Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz Âl-i Osmân askerine talî‘a-i asker olup üç bin yiğit ile çarhacılık hizmetine me’mûr olup ol gün Üsküdar'dan Bulkurlu ve Çamlıca dağlarına varınca Katırcıoğlu'nun askeri üstüne yedi kerre hücûm edüp tarafeynden niçe yüz âdemler düşüp âhir hâh-nâ-hâh Katırcıoğlun ve Gürcî Nebî celâlînin inhizâmına sebeb-i memdûh olan Mehemmed Paşa efendimiz sebeb olup Gürcî Nebî'nin askeri akabince kova kıra Kayışbınarı'na ve Sarıkadı nâm ziyâretgâh-ı ünâs karyesine varınca münhezim celâlîden niçe kelle ve dil ile sadrıa‘zam huzûruna gelüp semmûr hil‘at-i fâhireler ve serine çelenk otâğalar sançılup kendüye (---)(---) mansıbı ihsân olundu. Ol gün bu paşa efendimizin etdüğü ceng-i azîmi bir serdâr-ı mu‘azzam etmemişdir. İnşâalah bu cengi ve sâ’ir mahallerde etdüğü cür’etleri ve şecâ‘atları mahalliyle tahrîr ederiz ve billahi't-tevfîk. Hamd-i Hudâ böyle şecî‘ [u] dilîr vezîr-i bî-nazîrler ile ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa, Dilâver Paşa gibi Rüstem-i Sâm-akrânlar ile niçe gazâlarda bulunduk. Hâzâ min fazlı Rabbî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337b–338a ·
metinde göster ·
… r binâ dörd kapulu metîn bezzâzistânı vardır. Hacı Yûsuf Ağa bu şehrin ihyâsına
sebeb olup
yetmiş aded hayrât [u] hasenât edüp bu bezzâzistân dahi anın hayrâtındandır. Ka …
Ve cümle bin aded dekâkînlerdir. Çâr-kûşe bir kârgîr binâ dörd kapulu metîn bezzâzistânı vardır. Hacı Yûsuf Ağa bu şehrin ihyâsına sebeb olup yetmiş aded hayrât [u] hasenât edüp bu bezzâzistân dahi anın hayrâtındandır. Kal‘a kapuları gibi tahta üzre demir kaplı kapulu bezzâzistândır. Ammâ bu şehrin debbâğhânesinden mükellef ve müzeyyen çârsû yokdur. Tabbağ bekârları meşhûrdur. Nehir kenarında olmağıla her gice kanâdiller ile dükkânların zeyn edüp çerâğân edüp elyeşti ve girdimân çıkarırlar. Ve boyacıları dahi gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 348b ·
metinde göster ·
… yun beri tarafına gelince bir habbe ve bir cübbeye muhtâc ve aç ve ihtiyâc olup
sebük-bâr olup
352b cânların halâs etdiklerine bî-hadd u bî-pâyân şükr-i Yezdân eylediler. H …
Ne‘ûzü billah ol geçidde çekilen âlâm-ı şedâ’idi birer birer mufassalan tahrîr etsem tasdî‘-i re’se bâ‘is olur. Hâsıl-ı merâm gark-ı âbdan halâs olan ağalar Kızılırmağ'ın karşu tarafında bây-ı muhteşem ve kerr u ferr ü dârât [u] azamet ve katar [u] mehâr sâhibi anka-yı zî-kudret âdemler iken suyun beri tarafına gelince bir habbe ve bir cübbeye muhtâc ve aç ve ihtiyâc olup sebük-bâr olup 352b cânların halâs etdiklerine bî-hadd u bî-pâyân şükr-i Yezdân eylediler. Hamd-i Hudâ bu hakîr ol Kızılırmak geçidinde bir rahne görmeyüp selâmetle ubûr etdim. Bu nehir kenarında perîşân-hâl olup yine nehr kenarında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 352a–352b ·
metinde göster ·
… imâ‘a gâyet takviyet verir. Eğer ol kemikleri çıkarmadan pişirseler balığın eti
sebz-gûn olup
balığı acı eder. Ol kemiği bir gayri diri balığa sancalar ol ân diri balığın vü …
Ve bu buhayre içre bir gûne pullu balık olur gâyet lezîzdir ammâ tepesinde iki sivri kemiği olup anı kırıp ba‘dehû balığı pişirüp yerler, gâyet mukavvîdir ve cimâ‘a gâyet takviyet verir. Eğer ol kemikleri çıkarmadan pişirseler balığın eti sebz-gûn olup balığı acı eder. Ol kemiği bir gayri diri balığa sancalar ol ân diri balığın vücûdu mahv olur. Anınçün bu buhayre balıkları bu kemik sâhibi olan balıkdan havf ederler ammâ gâyet lezîz balıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 6a ·
metinde göster ·
… âzlar ile cezîre-i Girid'e geçüp Deli Hüseyin Paşa ile şeb [u] rûz "mücâhidü fî
sebîlillah" olup
yüz aklıkları ederdi ve's-selâm.
Sene (---) târîhinde Katırcıoğlu'yla sadrıa‘zam (---) Paşa mâbeynine (---) girüp Katırcıoğlu harâmîlikden "et-tâ’ibü mine'z-zenbi kemen lâ zenbeleh" fehvâsınca tâ’ib olup kendü (---) sancağı ihsân olunup beş yüz şehbâz eskiden eli kanlı ve gözü kanlı "benem dîğer nîst" diyen şehbâzlar ile cezîre-i Girid'e geçüp Deli Hüseyin Paşa ile şeb [u] rûz "mücâhidü fî sebîlillah" olup yüz aklıkları ederdi ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33a ·
metinde göster ·
… cümle reyhândandır. Ve cümle reyhânın yine kökleri zemînde olup cemî‘i bergleri
sebz-gûn olup
durmadadır ve dâ’imâ zemînden tarâvet bulup büyümededir. Bir hâne reyhân dîvârı …
Evvelâ cümleden meşhûr-ı âfâk olan diyâr-ı Rûm-ı Yunan'da Konya Merâmı ve Adalya'da İstanâz bâğı ve Mısır'da Feyyûm bâğı ve Şâm'da Mencik bâğı ve Darende'de Darende bâğı ve Malâtıyye'de Aspuzan bâğı; cümle bunlar meşhûr-ı âfâk olup manzûrumuz olduğu üzre evsâfları tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu Diyârbekir sâhil-i Şattu'l-Arab'da olan Reyhân bâğı ve müşebbek bostânı Rûm u Arab u Acem'de nazîri yokdur. Kaçan kim evvel-bahâr faslında Şattu'l-Arab'un tuğyânı mahalli ubûr edüp mâ’-ı zülâli ber-karâr cereyân etmeğe başladıkda Diyârbekir ahâlîsinin bây [u] gedâsı cümle ehl [ü] ıyâlleriyle sâhil-i Şatt'a rıhlet edüp kenâr-ı bahrde âbâ vü ecdâdlarından irsile intikâl etmiş hudûdlarında hayme vü hargâhlariyle meks edüp bostânlarına kavun ve karpuz ve gûnâ-gûn sebzevât ve şükûfe eküp kâr ederler. Ammâ bunda bir gûne reyhân ekerler kim herkesün hudûdu kenârında eküp bir ayda gûyâ olup mızrak kaddi oldukda ol reyhândan 208a içerisi görünmek ihtimâli yokdur. Ve Şattu'l-Arab kenârında cümle külbe-i ahzânlarının der-i dîvârları ve bâbları ve sütûhları cümle reyhândandır. Ve cümle reyhânın yine kökleri zemînde olup cemî‘i bergleri sebz-gûn olup durmadadır ve dâ’imâ zemînden tarâvet bulup büyümededir. Bir hâne reyhân dîvârından görünmek ihtimâli yokdur. Tâ bu mertebe sık reyhânlı külbe-i reyhânlardır kim şeb [u] rûz içinde sâkin olan merd [ü] zenânun dimâğları reyhân ve sâ’ir gül [ü] gülistân [ve] ergavânistân [u] sünbülistânından mu‘attar olur. Ve her bâğun harem bâğları dahi böyle reyhândan külbe-i seyrânlardır. Ve her külbede havz u şadırvânlar cümle Şat nehrindendir. Her bâğ u bostânlar mâ-beyninde Şatt'ı tur‘a tur‘a ve fırka fırka edüp müşebbek bostânlara cereyân etdirmişlerdir. Kâmil yedi ay bu Şat kenârında gece gündüz bir hây [u] hûy ve sâz [u] işret edüp Hüseyn-i Baykara zevkleri ederler. Ve yine cemî‘i ehl-i sanâyi‘ bu bostân faslında kâr [u] kisblerine meşgûl olup cemî‘i ma‘kûlât [u] meşrûbât mevcûddur. Niçe bin âdem şehre çıkup gûnâ-gûn kâr edüp yine ba‘de'l-asr gürûh-gürûh kenâr-ı Şat'da bâğlarına gelüp zevk u safâya meşgûl olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 207b–208a ·
metinde göster ·
… erref olan âdemler ricâl-ı gaybın haymeleriyle bu Ercîş zemîninde kalup imârına
sebeb olup
Erceyş'den galat Ercîş derler.
Hemân bu tâ’ife-i Ermenîler cümle parmak getirüp İslâm ile müşerref olup ricâl-ı gaybın fermânlarıyla bu İslâm ile müşerref olan âdemler ricâl-ı gaybın haymeleriyle bu Ercîş zemîninde kalup imârına sebeb olup Erceyş'den galat Ercîş derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 244b ·
metinde göster ·
Hemân bizim tarafımızdan Hakkarî hânı piyâde Celüvları meterislere kapananları görüp hân askerine bir nevbet dahi tüfenglerin sıkılayup atdırmağa amân vermeyüp meteris taşlarından tayr-ı ebâbîl gibi kayadan kayaya uçup hâh-nâ-hâh meterislere göz karardup girince kılıç urmağa başladılar. Meğer mukaddemâ Hakkarî Celüvları ile hân Rujikîsi mâbeynlerinde kan adâvetleri var imiş. Ol adâvet-i kadîmeye binâen Hakkarî'nin Celüv kavmi, "Fırsat ganîmetdir." deyü Van kuluyla yek-dil [ü] yek vücûd olup kâmil üç sâ‘at-i nücûmî meterisler 269b içre hânlıya eyle kılıçlar urdular kim hânlıdan bir cân meterislerde kalmayup kanları kayalar üzre seylâb-misâl cereyân edüp bakıyyetü's-seyf olanlar pây-beste vü şikeste vü haste olup her biri cellâd-ı bî-amânlar destinde dest ber-kafa kayd [ü] bend etdiler. Ve niçe bini hâk-i mezelletde pâymâl-i rimâl olup mecrûh-ı bî-tâb ü tüvân yetüp kimi "Âh!" ve kimi "Vâh illahlah!" ve kimi "Yâ Allah" ve kimi "Muhammedün Resûlullah" derken yine gözleri kızmış asker-i bî-amân anların "Ah illallah" dediklerine bakmayup kelleleri top-ı çevgân gibi galtân edüp kellesin alırlardı. Kimisi kelle bâr-ı sakîldir deyü kelle almağa tenezzül etmeyüp hemân kellenin burnun ve kulakların kesüp kılıç kesesine koyup sebük-bâr olup bir kelle dahi kesmeğe giderlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a–269b ·
metinde göster ·
… n Tatar atlarına bindirüp koyunları bırağup cümle sığırları sürüp birez salt ve
sebükvâr olup
tekrâr ol Şiçe deresi içre nîm sâ‘at gidüp kıble tarafına bir yalçın kayaya çık …
"Lâkin ol benim götürecek yolumdan bu arabalar gitmez, ammâ pek yakın götürürüm" dedikde yemîn edüp kulağız edüp fi'l-hâl on altı arabaların içlerinde olan mâl-ı ganâ’imleri ve kızları ve oğlanları arabaların atlarına tahmîl edüp niçesin Tatar atlarına bindirüp koyunları bırağup cümle sığırları sürüp birez salt ve sebükvâr olup tekrâr ol Şiçe deresi içre nîm sâ‘at gidüp kıble tarafına bir yalçın kayaya çıkup üstü sarp ağaçlık, ol gece nısfında gide gide bir azîm âteş gördük,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4a ·
metinde göster ·
… a‘nâ bâr-ı sakîllerimiz fürûht edüp bin üç yüz guruş kâr edüp hamd-i Hudâ sehel
sebükbâr olup
bir arabamızı ıhrâk etdik. Ve bu şehir içre cereyân eden nehr-i Saz, Seykel vil …
Ve bu şehri murâd [u] merâmımız üzre seyr [ü] temâşâ edüp bir hayli bî-ma‘nâ bâr-ı sakîllerimiz fürûht edüp bin üç yüz guruş kâr edüp hamd-i Hudâ sehel sebükbâr olup bir arabamızı ıhrâk etdik. Ve bu şehir içre cereyân eden nehr-i Saz, Seykel vilâyetinin kıble tarafındaki Nisvan dağlarından bu şehir içre gelüp nehr-i Şamos-ı Sağîr'e mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a ·
metinde göster ·
… mi bir sene hidmet-i şerîfinde olup nazar-kerdesi idim ve bu kadar seyâhatimize
sebeb olup
bu kadar gazâlarda bulunup gazâlar da etdik, bu kadar senede hakîre bir kec naz …
Merhûmun vefâtı hakîre bir kesel vermişdi kim kıtımda bir kâse semm-i helâhil zehrâb içmek bir katre âb-ı nâb içmek kadar değil idi. Ol mahalde bu abd-i za‘îf eyle müşâhede etdim ki bir âşık ma‘şûku uğruna ölmek hayât-ı câvidân imiş, zîrâ merhûma karâbetimizden mâ‘adâ yigirmi bir sene hidmet-i şerîfinde olup nazar-kerdesi idim ve bu kadar seyâhatimize sebeb olup bu kadar gazâlarda bulunup gazâlar da etdik, bu kadar senede hakîre bir kec nazar etmeyüp bir şütûm-ı galîzasın istimâ‘ etmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46a ·
metinde göster ·
… ve cemî‘i kâfir kellelerin piyâde pandurlara verüp Sührâb Mehemmed Paşa salt ve
sebükbâr olup
esîr olan keferelerden on iki esîr kulağızlar alup kâfirin Perast kal‘asına ve …
Ba‘dehu gerüden yayan(?) olan askerlerimiz dahi gelüp yetişdiklerinde anlara cümle mâl-ı ganâ’imi ve cümle esîrleri ve cemî‘i kâfir kellelerin piyâde pandurlara verüp Sührâb Mehemmed Paşa salt ve sebükbâr olup esîr olan keferelerden on iki esîr kulağızlar alup kâfirin Perast kal‘asına ve Kotur kal‘asına firâr eden küffârları kovarak ve kırarak tâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157a ·
metinde göster ·
… çün Kotur kâfirine yol verüp bizim Risna kal‘amızdan bu kadar esîrler aldırmağa
sebeb olup
bizi bu kadar 159a yoruldup bu kadar meşakkat-i râh çekdirdiniz. Hem pâdişâha …
"Bire kâfir niçün Kotur kâfirine yol verüp bizim Risna kal‘amızdan bu kadar esîrler aldırmağa sebeb olup bizi bu kadar 159a yoruldup bu kadar meşakkat-i râh çekdirdiniz. Hem pâdişâha mutî‘ ü münkâd geçinüp hem bu kadar pes ü perdeden hıyânet edersiz" dedikde hemân elçi-yi hâzır-cevâb-ı nâ-savâb eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 158b–159a ·
metinde göster ·
kal‘a-i Ösek'den cisr-i tavîl başında kal‘a-i Darda'yı geçüp menzil-i kal‘a-i V …
Cümlemiz salt [u] sebükbâr olup kal‘a-i Ösek'den cisr-i tavîl başında kal‘a-i Darda'yı geçüp menzil-i kal‘a-i Valpova, andan kal‘a-i Maslovin, andan nehr-i Morava'yı gemilerle geçüp menzil-i kal‘a-i Kanije, andan 3 sâ‘atde ormanlar ve dağlar içre asker-i İslâma râst gelüp menzil-i kal‘a-i mahsûr Yenikal‘a altına bir alay-ı azîm ile varup Tatar Hânzâde Ahmed Giray Sultân dahi ordusundan gelüp bizimle berâber alayımızla Sadrıa‘zam huzûrundan cümle ubûr edüp eğer Tatar'a ve eğer serhadlilere kırk kadar hil‘at-i fâhireler geydirilüp herkes kollu kollarına gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187a ·
metinde göster ·
… iş kadar esîrleri cümle atlara bindirüp ve cümle arabaları ihrâk edüp bir hayli
sebükbâr olup
ol gün yine cânib-i şimâle kâh orman ve kâh câdde-i râh ile giderek,
"Vallâhi bu dağlar çârnâsâr kralımızın korusu ve atlarıdır" deyü haber verdikde gûyâ Hızır'a râst gelüp cümle atları kayd [u] bend edüp arabalar içre olan esbâbları ve sekiz yüz yetmiş kadar esîrleri cümle atlara bindirüp ve cümle arabaları ihrâk edüp bir hayli sebükbâr olup ol gün yine cânib-i şimâle kâh orman ve kâh câdde-i râh ile giderek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5a ·
metinde göster ·
… irüp beş yüz aded arabaları yine âteşe yakup yine hamd-i Hudâ bir hayli salt ve
sebük-bâr olup
bir gece nehr-i Morava kenârında ve bir gece nehr-i Raba kenârında yatup ertesi …
Hamd-i Hudâ bu gazâ-yı zafer-me’serde üç bin yedi yüz altmış katana esîr pâ-beste ve dil-haste bend-i zencîr olup onar onar Tatar tarzı bunları tuşaklayup ve cümle atlara avretleri ve gulâmları ikişer ikişer bindirüp beş yüz aded arabaları yine âteşe yakup yine hamd-i Hudâ bir hayli salt ve sebük-bâr olup bir gece nehr-i Morava kenârında ve bir gece nehr-i Raba kenârında yatup ertesi nehr-i Raba'yı ubûr etdik, ammâ bir ta‘b 6a çekmeden bir âsân yol bulup karşu tarafda ibtidâ kulağızımız olan bir hâ’in kâfiri katl edüp birin dahi âzâd edüp öbirlerine "Siz dahi bizi selâmete çıkarın, sizi dahi âzâd ederiz" dedikde "Cân baş üzre" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5b–6a ·
metinde göster ·
… den dahi on bin guruşluk değerin değmeze mâl satup ara[ba]ları âteşe urup sehel
sebükbâr olup
cümle kırk sekiz bin yiğit cümle yigirmi beş bin guruşu pây-berâber hakîrin kıs …
Netîce-i kelâm esîrlerimizden bin altmış kadar mümtâz gılmân u bintânları serhadlilere ucuz bahâ ile verüp on beş bin guruş mâl alup mâl-ı ganâ’imden dahi on bin guruşluk değerin değmeze mâl satup ara[ba]ları âteşe urup sehel sebükbâr olup cümle kırk sekiz bin yiğit cümle yigirmi beş bin guruşu pây-berâber hakîrin kısmetiyle üleşüp herkese (---) mâl hisse değüp cümle guzât,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 6b ·
metinde göster ·
… ş gâzîler birer tarafa gidüp bizimle cümle bin beş yüz aded pür-silâh ve salt u
sebükbâr olup
Kanijeliden otuzar guruşa üç dâne yol bilir ve iş bilir niçe kerre çete ve potu …
"Ammâ ne cânibden gitsek?" deyü Kanije a‘yânıyla müşâvere edüp âhır-ı kâ[r] Kanije içre birer guruşa at yemleri almak cânımıza geçüp her birimiz birer serhad yolların dutup mâl-ı firâvân almış gâzîler birer tarafa gidüp bizimle cümle bin beş yüz aded pür-silâh ve salt u sebükbâr olup Kanijeliden otuzar guruşa üç dâne yol bilir ve iş bilir niçe kerre çete ve potura eşmiş ve yortmuş yiğitleri kulağız dutup ve terkilerimize ikişer dâne at yemlerin caklarımıza bağlayup ale's-sabâh sene 1074 mâh-ı Zilhiccesi'nin üçüncü ıyd-ı adhâ günü cemî‘i Kanije a‘yânıyla vedâ‘laşup tevekkül-i Hak olup Kanije'den cânib-i garba çıkup asâkir-i İslâm tarafına teveccüh edüp ol gün seğirdüp dağlar ve bâğlar geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7a ·
metinde göster ·
… zıll-ı himâyelerinden zemîne aslâ güneş te’sîr etmeyüp duhâvî katîfe gibi zemîn
sebiz-gûn olup
câ-be-câ âb-ı revânlarının kenârelerinde maksûre ve nişîmen ve soffalar ile ârâ …
Yekûnisi kırk yerde teferrücgâhları vardır. Evvelâ şehir içinde Köprü ovası nâm yerde bir acâ’ib ü garâ’ib çemenzâr u lâle‘ızâr vâdî-i mesîregâhdır kim niçe yüz aded gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar ile zeyn olmuş evc-i âsımâna kad keşân olmuş sâyedâr çınâr ve kavak ve bîd-i ser-nigûn ve karaağaç ve misk-bû uhlamur ağaçlarının zıll-ı himâyelerinden zemîne aslâ güneş te’sîr etmeyüp duhâvî katîfe gibi zemîn sebiz-gûn olup câ-be-câ âb-ı revânlarının kenârelerinde maksûre ve nişîmen ve soffalar ile ârâste ve matbah ve kebâb çarhlarıyla pîrâste olmuş âb-ı hayâtları cereyân edüp her dıraht-ı serâmedin şâhalarında tâze cüvân yiğitler salıncaklar kurup uşşâkları kolanlar çeküp salınırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 232b ·
metinde göster ·
… up ezân okuyup tevhîd etdiniz? Sizden sonra bu vilâyet Türk kavmi ayağı basmağa
sebeb olup
yol göstermeğe geldiniz" deyü mel‘ûn kral gazab-âlûd olup Sultân Veliyyullâh'ı …
"Siz benim ülkemde nişlersiz ve niçün bu vilâyete ayak basup ezân okuyup tevhîd etdiniz? Sizden sonra bu vilâyet Türk kavmi ayağı basmağa sebeb olup yol göstermeğe geldiniz" deyü mel‘ûn kral gazab-âlûd olup Sultân Veliyyullâh'ı bir büyük top içine koyup âteş edecek mahalde azîz i‘tikâd-ı tâm ile Kur’ân-ı azîmden sûre-i (---)(---) olan âyet-i şerîfeye müdâvemete başlayup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 244b ·
metinde göster ·
… iğine gönderüp bu hakîr bir at ve bir harar esbâb ve üç nefer gulâmlar ile salt
sebükbâr olup
Allâhu Te‘âlâ'ya sığınup Zekeriyyâ Efendi ile Abdî Paşazâde Hasan Beğ'in Karaca …
"Bire Evliyâm hoş geldin, bire seni Vezîria‘zam Kethudâsı İbrâhîm Ağa ve Defterdâr Ahmed Paşa ve gayri iş erleri seni isterler, tiz başdardaya gir, seni karşu Girid'e geçireyim" dedikde cânıma minnet olup sekiz re’s atlarımız ve üç aded memlûklarımız iki gırâr esbâb-ı bâr-ı sakîllerimiz Zekeriyyâ Efendi'nin Kuçiya nâm çiftliğine gönderüp bu hakîr bir at ve bir harar esbâb ve üç nefer gulâmlar ile salt sebükbâr olup Allâhu Te‘âlâ'ya sığınup Zekeriyyâ Efendi ile Abdî Paşazâde Hasan Beğ'in Karaca başdardasına bir atımla ve hidmetkârlarımla gemiye girüp hakîr Hasan Beğ ile kadırga kıçında zevk edüp tilâvet-i Kur’ân ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 283a ·
metinde göster ·
Ve andan aşağı Atlı tabyası dahi berbâd olup yine mezkûr Taşlı tabyadan bu Atlı tabyası temeline küffâr girüp ceng-i azîm ederlerdi, zîrâ Taşlı tabya ile Atlı tabyasının yer altından birbirlerine yolları var imiş. Bu Taşlı tabya bir sarp kayalı ve seng-i hârâlı yerde vâki‘ olmağile üç sene kâmil Âl-i Osmân'a karşu durmağa tahammül etdiğinden cânib-i erba‘asından niçe yüz lağımlar atılup yine ol meydânda bî-bâk ü bî-pervâ göğüs gerüp niçe kerre yüz bin âdemin {şehâdetine} sebeb olup âhır-ı kâr feth olmayup Kızıl tabyaya sarılmağa mübâşeret olunup andan ferâğat olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 312b ·
metinde göster ·
… Uzkurlu (---) bir çârsû-yı azîm binâ edüp bu mahallin bir varoş-ı azîm olmasına
sebeb olup
hâlâ Uzkurlu varoşu derler. Ve Kazancılar çârsûsundan şarka tâ Mutâflar başına …
Ve bu Kazancılar kapusu ndan taşra merhûm u mağfûrun-leh Uzkurlu (---) bir çârsû-yı azîm binâ edüp bu mahallin bir varoş-ı azîm olmasına sebeb olup hâlâ Uzkurlu varoşu derler. Ve Kazancılar çârsûsundan şarka tâ Mutâflar başına varınca kâmil iki bin adımdır ve iki kat şâhrâh yoldur. Ve yemîn ü yesârları serâpâ her esnâfdan pâk ü pâkîze dükkânlardır. Ekseriyyâ dekâkînler cümle Uzkurluoğlu evkâflarıdır kim cümle yedi yüz aded dükkânlardır, ammâ bezzâzistânları yokdur. Lâkin yine cümle metâ‘-ı akmişe-i nâdir[e] ve dîbâ ve şîb ü zerbâf-ı fâhireler cümle mevcûddur. Ekseriyyâ bohçacısı gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 358a ·
metinde göster ·
… i kübrânın içi serâpâ tirfil ve yonca ve ayrık ve gayri nebâtât [u] giyâhât ile
sebzezâr olup
gûyâ bir yeşil dühâvî katîfe ferş-i bûkalemûn olmuşdur kim sayf [u] şitâda bir …
Ve bu musallânın tâ vasatında üstâd-ı mermer-[bür] bir şâfi‘î havzu inşâ etmiş kim fevvâreleri pertâb edüp musallîler tecdîd-i vuzû‘ ederler. Ve sâha-i mesâha-i kübrânın içi serâpâ tirfil ve yonca ve ayrık ve gayri nebâtât [u] giyâhât ile sebzezâr olup gûyâ bir yeşil dühâvî katîfe ferş-i bûkalemûn olmuşdur kim sayf [u] şitâda bir çemenzâr [u] lâle-izâr kân-ı hezâr-ı dâ’imdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y81a ·
metinde göster ·
hakîr dahi mataramız pür edüp ve mezkûr gümüşlü hışti taşra çekdirdim. Hattâ su …
Bu mahalle Yûsuf ve Hazret-i Cibrîl nâzil olduğu hâtıra hutûr edüp kuyu içre hakîre bir bükâ ârız olup ol kadar tazarrû‘ Y 237a[u] nâlişler edüp Cenâb-ı Bârî'den sıhhat-i beden seyâhat-i tâm ve âhir nefesde îmân ricâ edüp cemî‘i atşânın delvelerin ve mataraların doldurup def‘-i atşânlarına sebeb olup hakîr dahi mataramız pür edüp ve mezkûr gümüşlü hışti taşra çekdirdim. Hattâ su kalmayup tıyn türâblı bulanık su kalup yine çember kolanlarıyla hakîr taşra çıkdım. Ba‘zı âdemler dahi enüp su bulamayup taşra çıkdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y236b–Y237a ·
metinde göster ·
… ldırup kılıcı ve tüfengleri ve kemeri anda Allâh emâneti edüp defn etdim. Andan
sebükbâr olup
bir dereye gelüp pâk âbdest alup iki rek‘at hâcet namâzı kılup cemî‘i ervâh-ı e …
Âhirü'l-emr vakt-i gurûbda cihân Y 124a başıma dar olup atı bırağup bir ormana kılıcım ve tîrkeşimle girüp yedi gün altı gece dağlar içre vahşî hûş [u] tuyûr ve canavarlar ile ülfet edüp nebâtât köklerin ve ba‘zı meyveleri ile kifâflanırdım. Ammâ piyâde yürümek ile tîrkeş kılıç ve kemerimde seksen esedî ve yüz elli altun kemerim kesüp bî-tâb [u] bî-mecâl etdi. Âhir tîrkeşden okları çıkarup yayı kabzasından kabzıma alup tîrkeşi ve iki tabancalı kol tüfeğin ve silâhın ve belimde kemeri guruşları ile yaylık içine koyup bir kaya altında iri taşları kaldırup kılıcı ve tüfengleri ve kemeri anda Allâh emâneti edüp defn etdim. Andan sebükbâr olup bir dereye gelüp pâk âbdest alup iki rek‘at hâcet namâzı kılup cemî‘i ervâh-ı enbiyâ ve evliyâdan bu Evliyâ-yı bî-riyâ-yı za‘îf ruhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp âlem-i hayretde iken Boşnak lisânı ve lehcesi ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y123b–Y124a ·
metinde göster ·