ile Bahr-i Siyâh'ın mâbeynin beyân eder: Hikmet-i Hudâ mellâhân-ı ehl-i bihâr v …
Bahr-i Sefîd ile Bahr-i Siyâh'ın mâbeynin beyân eder: Hikmet-i Hudâ mellâhân-ı ehl-i bihâr ve fellâhân-ı bahreyn-i ehl-i züvvâr kavl-i sahîhleri üzre Azak'dan İslâmbol Boğazı'na gelince Karadeniz ola. İslâmbol'dan Gelibolu Boğazı'na varınca ol mâbeyn Bahr-i Rûm ola. Kilidü'l-Bahreyn ki Ebü'l-feth Sultân Mehemmed binâsı kal‘ateyndir, ol boğazdan aşağısı Akdeniz ola. Ammâ bu hakîr-i kalîlü'l-bizâ‘a Akdeniz ile Karadeniz'in mâbeynin niçe ehl-i dil yârândan tekmîl-i fünûn ve tekmîl-i seyâhat-i ibret-nümûn etmiş, yârân-ı bâ-safâlar ile mu‘tedil hevâda temevvüc-i deryâ olmadan kayıklara süvâr olup İslâmbol'un Yedikulle Burnu'ndan Üsküdar tarafında Kadıköy nâm belîdenin Kalamış nâm burnuna dak rû-yı deryâda seyrân u cereyân ederek, temâşâ ederdik, bi-emrillâh-i Ta‘âlâ Yedikulle Burnu'ndan mezkûr Kalamış nâm burnuna varınca rû-yı deryâda bir hatt-ı ahmer-gûn çekilmişdir kim gûyâ hatt-ı yed-i kudretdir, bu hattın şimâl tarafı İslâmbol'a doğru siyâh deryâdır ki Karadeniz derler. Ve yine bu hattın cenûb tarafına aşağı Kızıl Adalar'a ve gayrı cezâyirlere doğru nîlgûndan beyâz deryâ olmak ile Akdeniz derler. Bi-emri Hudâ bu iki elvân bahreynin mabeyninde bir râdde-i hamrâ çekilmişdir kim aceb sun‘-ı Lem-yezeldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
Hikmet bir gün Mısır'ın cânib-i şimâlinde on merhale karîb Bahr-i
sefîd
sâhilinde Kudüs-i Şerîf iskelesi olan Akka kal‘asına Fransa küffârı ale'l-gafle …
Hikmet bir gün Mısır'ın cânib-i şimâlinde on merhale karîb Bahr-i sefîd sâhilinde Kudüs-i Şerîf iskelesi olan Akka kal‘asına Fransa küffârı ale'l-gafle altı yüz pâre gemi ile Akka'ya ve şehr-i Askalân'a ve şehr-i Filistîn ve şehr-i Taberistân'a istîlâ eyleyüp bu kadar mâl-ı ganâyim alup ve niçe bin ümmet-i Muhammed'i ehl [ü] iyâlleri ile esîr edüp keştîlerine leb-ber-leb eyleyüp yine Fransa diyârında karâr etdüği haberi Ma‘nisa'da Sultân Mehemmed'in mesmû‘-ı hümâyûnları olup beyne'l-ulemâ bu hâdisâtı söyleşüp Ebü'l-feth gâyet müte’ellim olup ibâdullâh-ı müslimîn içün zâr [u] giryân olup bükâlar eyledi. Hemân Akşemseddîn hazretleri cemî‘i huzzâr-ı meclis huzûrunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24b ·
metinde göster ·
Alî Ağa'ya teslîm edüp Kilar-ı hâssa önünde ağalara mahsûs odada bir hücre içre …
Ale's-sabâh bu hakîri Kilarcıbaşı Hâdım Sefîd Alî Ağa'ya teslîm edüp Kilar-ı hâssa önünde ağalara mahsûs odada bir hücre içre bir mekân ta‘yîn eyleyüp Turşucubaşı Ahmed Ağa lalamız ve Güğümbaşı Mehemmed Efendi hat üstâdımız ve ilm-i mûsıkîde Musâhib Dervîş Ömer pederimiz ve Dersiâm Kiçi Mehemmed Efendi, ilm-i nahivde Kâfiye dersinde üstâdımız ve yine Evliyâ Efendi ilm-i tecvîdde üstad-ı kadîmimiz olup mübârek-bâd dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 69a ·
metinde göster ·
Hakîkat ibtidâ askerin müfîd [ü] muhtasarı ubûr edüp giderek mankala ağalar ve mîrimîrânlar ve vüzerâlar ve şürefâlar ve ba‘dehu pâdişâhlar ubûr eder. Ammâ bu alay-ı orduda ibtidâ elzem-i levâzımından makbûl olan askerî ve ulemâ-yı monlâ-orduyî(?) ve hukemâ ve kehhâl ve habbâzîn ve mahfil-i Resûlullâh ve habbâzlara mensûb esnâf-ı keştîbân bu tertîb üzre ubûr edüp en nihâyetinde esnâf-ı muzahrafât ubûr etdiğiyçün her esnâf biri birinden mukaddem alay göstermeleriyçün gavgâ edüp pâdişâha arz edüp pâdişâh hatt-ı şerîfle mâbeynlerin ıslâh eder. Zîrâ âlât-ı silâha müstağrak kavm içre fesâd olmasın içün keştîbân-ı Bahr-i sefîd takaddüm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164b ·
metinde göster ·
… 'l-ayn içre kal‘anın der-i dîvârları ve burc [u] bârûları zâhir olur. Bir dîv-i
sefîd
eydür "Yâ Emînallah! Bu kal‘anın altındaki kayalarda bir mutalsam kenz vardır. …
Andan Tevârîh-i Hind, andan Tevârîh-i Hâkân-ı Çin, andan Tevârîh-i Acem, andan Tevârîh-i Arab, andan Tevârîh-i Efrenc, andan Tevârîh-i Latin, andan Tevârîh-i Rûmdır. Bu tevârîhlerin cümlesin tetebbu‘ etmiş müverrih âlimler ile ihtılât edüp Bursa'nın bânîsinden aslâ bir müverrih tahrîr edüp ayân u beyân etmemişler. Ammâ 222a Tevârîh-i Süleymânnâme'de ve Târîh-i Evveliyyât-ı Tuhfe'de tahrîr eder kim bir kerre Hazret-i Süleymân kerr u ferr u dârât ile taht-ı Süleymânîsi üzre ber-hevâ tayarân ederken Bursa hâyilinde sâbite olan ebel-i Ruhbân'ın zirve-i a‘lâsı üzre meks edüp cânib-i erba‘aya nigerân edüp esnâ-yı kelâmda Hazret-i Süleymân vezîri Âsaf-ı Berhayâ'ya der kim, "Ne olaydı şu ferah-fezâ yerde bir şehr-i azîm olaydı" buyurduklarında hemân ecinne ve dîv [ü] perîlerden ba‘zı musâhib-i mukarrebînler eyitdiler: "Yâ Emînallah! Bir kerre Tûfân-ı Nûh'dan evvel bu mahalle bir Süleymân ile leşker-keş olup geldiğimizde bu kûh-ı bülendin dâmeninde bir kal‘a-i azîm ve bir şehr-i kadîm var idi. Ol kal‘ayı cânn kavmi yapdı derler. Almada âciz olup bî-feth rücû‘ edüp gitdik. İşte Tûfân'da gark olup nâm [u] nişânı güm olmuş" dedikde tiz Hazret-i Emîn cümle ins ü cinne, vuhûş u tuyûra emr edüp derhâl taş u toprağın tathîr ederken kal‘anın burc [u] bârûları nümâyân olur, ammâ tathîrinde usret çekerler. Hemân Emîn-i Mübîn rîha emr edince bir kerre Lodos rûzgârı Âd kavmine esdiği gibi bir rîh-ı akîm esüp cümle taşı ve toprağı hevâya perrân edüp tarfetü'l-ayn içre kal‘anın der-i dîvârları ve burc [u] bârûları zâhir olur. Bir dîv-i sefîd eydür "Yâ Emînallah! Bu kal‘anın altındaki kayalarda bir mutalsam kenz vardır. Anı bulsanız dünyâ halkına inkırâzu'd-devrân kifâyet ederdi" der. Bir div dahi mu‘âraza edüp "Bulunmaz" der. Biri dahi "Eğer ol dahme bulunursa ol defîne ile Emînullah bu şehri imâr ede" der. Kimi bulunursa, kimi bulunmazsa derler. Derhâl dîvlere emr edüp ol dahmeyi bulup şehri ta‘mir [u] termîm edüp ismini Bulursa korlar. Bursa, Bulursa'dan galatdır. Ba‘dehû Süleymân-ı Emîn Bursa'nın cânib-i garbında bir merhale karîb Edincik nâm bir şehr-i azîm binâ edüp Belkîs'a taht edüp hâlâ kasr-ı âlîleri ve tâk-i kisrâları Edincik şehrinde zâhir ve bâhirdir. Ekseriyyâ Ayasofya amûdları bu Edincik şehrinden gitmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221b–222a ·
metinde göster ·
… avf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i
Sefîd
ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. …
{Der-sitâyiş-i niheng-i pîl-kûş-ı Bahr-i Haraz}: Andan kalkup yine leb-i deryâ ile giderken temevvüc-i Bahr-i Haraz ile sâhil-i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mahlûk-ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl-i Bakü ve Demirkapu ve kavm-i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir seyyâhân-ı Bahr-i Haraz eydür: "Bu Bahr-i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân-ı bihâr, bu mâhîye neheng-i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu balıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr-i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb-i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî-i kepî ve mâhî-i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘-ı mâhîdir. Ve mâhî-i lipâta ve mâhî-i sürhendâm ve mâhî-i sebz ve mâhî-i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâvül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr-i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre-i ma‘mûreler Akdeniz'e mahsûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre-i azîmlerdir. Meselâ; cezîre-i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sardilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her birinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘-ı metînler ve nehr-i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr-i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum-ı deryâ-yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâyetinde nihâyet bulur kim ıklîm-i sâbi‘in nihâyetidir. Garb tarafı diyâr-ı Moskovdur. Şark tarafı Gîlân-ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp diyâr-ı Moskov'ı nehb ü gâret edüp esîrlerin Çîn-i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr-i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu cânibde bu bahrin nihâyeti Bâbü'l-ebvâb ta‘bîr etdükleri Demirkapu'dan cânib-i kıbleye içeri bir körfezdir. Dağıstân pâdişâhı hudûdunda leb-i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i Sefîd ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde gemileri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib-i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd-i zevrâk Fireng-i pür-renge ve Âl-i Osmân-ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i Sefîd üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr-i Haraz kenarından cânib-i şarka düz sahrâlar içre yine nâhiye-i Müskir'de (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315a–315b ·
metinde göster ·
… r üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i
Sefîd
üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kaza …
{Der-sitâyiş-i niheng-i pîl-kûş-ı Bahr-i Haraz}: Andan kalkup yine leb-i deryâ ile giderken temevvüc-i Bahr-i Haraz ile sâhil-i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mahlûk-ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl-i Bakü ve Demirkapu ve kavm-i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir seyyâhân-ı Bahr-i Haraz eydür: "Bu Bahr-i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân-ı bihâr, bu mâhîye neheng-i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu balıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr-i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb-i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî-i kepî ve mâhî-i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘-ı mâhîdir. Ve mâhî-i lipâta ve mâhî-i sürhendâm ve mâhî-i sebz ve mâhî-i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâvül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr-i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre-i ma‘mûreler Akdeniz'e mahsûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre-i azîmlerdir. Meselâ; cezîre-i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sardilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her birinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘-ı metînler ve nehr-i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr-i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum-ı deryâ-yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâyetinde nihâyet bulur kim ıklîm-i sâbi‘in nihâyetidir. Garb tarafı diyâr-ı Moskovdur. Şark tarafı Gîlân-ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp diyâr-ı Moskov'ı nehb ü gâret edüp esîrlerin Çîn-i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr-i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu cânibde bu bahrin nihâyeti Bâbü'l-ebvâb ta‘bîr etdükleri Demirkapu'dan cânib-i kıbleye içeri bir körfezdir. Dağıstân pâdişâhı hudûdunda leb-i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i Sefîd ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde gemileri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib-i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd-i zevrâk Fireng-i pür-renge ve Âl-i Osmân-ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i Sefîd üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr-i Haraz kenarından cânib-i şarka düz sahrâlar içre yine nâhiye-i Müskir'de (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315a–315b ·
metinde göster ·
… mesîregâh [u] teferrücgâh-ı cihân-nümâ bir dırahtistân yerdir kim cemî‘i bahr-i
Sefîd
ve kara tarafında Ba‘albek'e ve Sahrâ-yı Bukâ‘ ve Rebve boğazı ve nehr-i Yezîd …
Bu Şem‘ûn-ı Safâ hattıyla tahrîr olunan İncîl'den bu âyet-i şerîfeler tahrîr olunup bu âsitânede niçe ibret nümâları temâşâ ederdik. Zîrâ cemî‘i asâkir-i İslâma mesîregâh [u] teferrücgâh-ı cihân-nümâ bir dırahtistân yerdir kim cemî‘i bahr-i Sefîd ve kara tarafında Ba‘albek'e ve Sahrâ-yı Bukâ‘ ve Rebve boğazı ve nehr-i Yezîd ve cebel-i Deyr ve kal‘a-i Zeydâniyye ve kal‘a-i Şıkıf ve kal‘a-i Sayda, Berût ve cümle Ma‘ânoğlu dağları sahîfe-i zemînde nakş-ı bukalemûn nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 40a ·
metinde göster ·
… rer kat elli arşın enli handakları var. Cümle beş kat handakdır. İçinden Bahr-i
Sefîd
cereyân eder. Ve cümle yedi bâb-ı azîmler imiş. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dokuz bi …
Eşkâl-i sitâyiş-i kal‘a-i Akye: Akdeniz kenarında bir körfez nihâyetinde bir düz kumsal ve havâlesiz yerde şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i kadîmdir. Cümle beş katdır. Her kat dîvârı yigirmişer arşın enli dîvârdır. Bir sıra horâsânî tula ve bir sıra çârkûşe seng-traş ile mebnîdir. Ve beş kat dîvârının mâbeynlerinde birer kat elli arşın enli handakları var. Cümle beş kat handakdır. İçinden Bahr-i Sefîd cereyân eder. Ve cümle yedi bâb-ı azîmler imiş. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dokuz bin adım ihâta edüp cümle der-i dîvârı harâb [u] türâb olup yerde yatar. Bu kal‘a-i kebîr içre cümle incir ve dud bâğlarıdır. Hâne-i imâristândan bir âsâr yokdur. Ammâ bu kal‘anın cenûbı tarafında leb-i deryâda sene (---) târîhinde Süleymân Hân vüzerâlarından Koca Lala Mustafâ Paşa şekl-i murabba‘ bir küçük seng binâ kulle-misâl bir kal‘a-i ra‘nâ binâ etmiş. Cümle etrâfı sekiz yüz adımdır. Cânib-i garba bir kapusu var. Dizdâr ve neferât cümle bunda sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41a ·
metinde göster ·
… eheng karnında bir enbiyâyı hıfz edemeyüp} dîvâne olup berk-i hâtif gibi Bahr-i
Sefîd
içre şinâverlik ederek Sebte Boğazı'ndan taşra çıkup bahr-i Muhît'e girer. Anda …
Hikmet-i Hudâ ol ân} bir neheng-i azîm Hazret-i Yûnus'u yudar. Hemân ol ân neheng-i okyonus {görür kim yutduğu gıdâ bir nûr-ı İlâhîdir kim cemî‘i deryâların mâhîleri gelüp karnındaki kişiyi ziyâret ederler ve neheng kendi karnı rahmet deryâsı kadar olmuş. Âhir-ı kâr fakîr neheng karnında bir enbiyâyı hıfz edemeyüp} dîvâne olup berk-i hâtif gibi Bahr-i Sefîd içre şinâverlik ederek Sebte Boğazı'ndan taşra çıkup bahr-i Muhît'e girer. Andan bahr-i Moğolyan'a varır. Andan bahr-i Fiyamenk'e ve bahr-i Yenidünyâ'ya ve bahr-i Okyonus'a ve bahr-i Girdâb'a ve bahr-i Ummân'a, andan bahr-i Hürmüz'e andan nehr-i Şatt ile balık şinâverlik ederek kırk günde bi-emrillahi Ta‘âlâ Hazret-i Yûnus'u mezkûr balık Şatt kenârında şehr-i Musul'da kayy edüp Hazret-i Yûnus şiddet-i hârda uryân kalınca bi-emrillahi Ta‘âlâ Yûnus Nebî'nin etrâfında kabak ağacı hâsıl olup Yûnus'un avret yerlerin kabak yaprakları setr edüp 375a şiddet-i hârdan ve şav-ı rûzgârdan emîn olur. Ve mezkûr balık Hazret-i Yûnus ile kırk gün enîs-i ülfet edüp yedi deryâyı geşt ü güzâr etdirdiğinden hüsn-i ülfet edüp niçe sene nehr-i Şatt içre şinâverlik edüp her bâr Hazret-i Yûnus'u ziyârete gelüp Hazret-i Yûnus bu mâhîye nafaka verirdi. Hâlâ ol mâhîlere Yûnus balığı derler. Akdeniz'de ve Karadeniz'de çok olur. Esmerü'l-levn zararsız bir gûne mefret mâhîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374b–375a ·
metinde göster ·
… âsı ve defterdâr ve Vâlide-i Mehemmed Hân kethudâsı ve kapudan paşa olup Bahr-i
Sefîd
boğazında kal‘ateyn binâ edüp andan fâtih-i Varat olup ba‘dehu bu Erdel'e serdâ …
Ba‘dehu Kapudan Hasan Paşa hidmetinde neşv [ü] nemâ bulup andan Tabanıyassı vezîre intisâb edüp andan Dervîş Mehemmed Paşa kethudâsı ve defterdâr ve Vâlide-i Mehemmed Hân kethudâsı ve kapudan paşa olup Bahr-i Sefîd boğazında kal‘ateyn binâ edüp andan fâtih-i Varat olup ba‘dehu bu Erdel'e serdâr ve Uyvar'a gidüp ba‘de'l-feth-i Uyvar Budin'de min mahabbetillâhi Ta‘âlâ merhûm oldu rahmetullâhi aleyh, ammâ bir sâhib-i kerem ve erbâb-ı ma‘ârif muhibbi, pâk suhandân ve dâ’imâ şâd [u] handân ve müverrih-i ebü'l-kelâm ve her vech ile ahvâline nizâm u intizâm vermiş bir vezîr-i hümâm müşârün bi'l-yetâm idi. Niçe bin gûne re’y [ü] tedbîri ve müşâvereleriyle diyâr-ı Erdel dâr-ı erzel olup umûmen asâkir-i mansûre izdihâm-ı kesret [ü] vefretinden diyâr-ı düyûr-ı Erdel pâymâl-i rimâl olup şeb-beledi muzlimlerde şu‘le-i yârânla gûyâ rûz-ı rûşen olurdu. Ve her gün eflâke su‘ûd eden duhânın delâleti ile kırak belîdelere gidüp gelinüp mâl-ı ganîmetler alınurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26a ·
metinde göster ·
… ek ve bu Samakov'da demir dökmek hakkâ ki kâr-ı benî Âdem değildir. Meğer dîv-i
sefîd
kârıdır. Gören âdem dem-beste ve vâlih [ü] hayrân olur.
Zîrâ İslâmbol'da top dökmek ve Karadaniska şehrinde top güllesi dökmek ve diyâr-ı Kırım'da Çüyençi köyünde (demir) demirden Tatar kazganı dökmek ve bu Samakov'da demir dökmek hakkâ ki kâr-ı benî Âdem değildir. Meğer dîv-i sefîd kârıdır. Gören âdem dem-beste ve vâlih [ü] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 40a ·
metinde göster ·
Rûy-ı arzda Hallâk-ı âlem (---) deryâ halk etmişdir: Evvelâ Bahr-i
Sefîd
ve Bahr-i Harez ve Bahr-i Alaman ve Bahr-i Bundukan ve Bahr-i Filimenk ve Bahr- …
Rûy-ı arzda Hallâk-ı âlem (---) deryâ halk etmişdir: Evvelâ Bahr-i Sefîd ve Bahr-i Harez ve Bahr-i Alaman ve Bahr-i Bundukan ve Bahr-i Filimenk ve Bahr-i Muhît ve Bahr-i Malgayan ve Bahr-i Okyunus ve Bahr-i Luccî ve Bahr-i Zulumât ve Bahr-i Girdâb ve Bahr-i Kulzüm, ya‘nî Süveys deryâsı ve Bahr-i Hürmüz ve Bahr-i Hind ve Bahr-i Sîn ve Bahr-i Lût ve Bahr-i Van ve Bahr-i Rûmiyye ve Bahr-i Fâris ve Bahr-i Gîlân ve niçe görmediğimiz ebhâr-ı sağîr ü kebîrler vardır, ammâ cümlenin başı bu Karadeniz'dir kim cümle deryâlara su bundan gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 51a ·
metinde göster ·
… olunmuşdur. Ve yine bu kadehin cânib-i edvârında mehîb ve mahûf bed-çehre dîv-i
sefîd
kellelerinden aşağı mermer havza taraf taraf mâ-i sâfîler cereyân edüp anda sâk …
Ba‘dehu bu tuçdan sümüklü böceklerin sûretleri üzre yine tuçdan bir kadeh-i azîm edüp bir san‘at ile mezkûr böcekler üzre oturdmuş kim makdûr-ı beşer değildir, zîrâ bu tuç kadehin içine otuz kırk âdem sığar belki dahi ziyâde sığâr u kibâr âdem sığar, ammâ on dâne sığır sığmaz. Tâ bu mertebe vâsi‘ tuçdan bir münakkaş-ı ibret-nümûn bir kadeh-i asfer-gûndur. Bu kadehin kenârelerinde âb-ı câriyelere münâsib lisân-ı Macarca ebyât [u] eş‘ârlar tahrîr olunmuşdur. Ve yine bu kadehin cânib-i edvârında mehîb ve mahûf bed-çehre dîv-i sefîd kellelerinden aşağı mermer havza taraf taraf mâ-i sâfîler cereyân edüp anda sâkin olanlar mâ-i zülâlinden alup nûş edüp isti‘mâl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b ·
metinde göster ·
… üç yılda feth olup hâlâ dest-i Âl-i Osmân'da bir cezîre-i Kıbrıs'dır kim Bahr-i
Sefîd
içre misli yokdur.
Ve donanma-yı hümâyûn ile yedi yüz pâre kalyon ve kadırga ve sâ’ir sef[î]neler ile asâkir-i İslâm cezîre-i Kıbrıs'a yetişüp ibtidâ Mavosa kal‘asın andan Lagosa kal‘asın, andan Baf kal‘asın, andan Tuzla kal‘asın, andan Girniye kal‘asın ve'l-hâsıl yedi yüz yetmiş mîl cezîre içre yetmiş altı pâre kal‘asıyla ve tokuz yüz pâre köğüyle ve altı kerre yüz bin aded re‘âyâsıyla cezîre-i Kıbrıs üç yılda feth olup hâlâ dest-i Âl-i Osmân'da bir cezîre-i Kıbrıs'dır kim Bahr-i Sefîd içre misli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 175b ·
metinde göster ·
… nda yine mezkûr mu‘allak sandûkanın altında melek oturduğu yerde bir koca dîv-i
sefîd
oturup ba‘zı Kalmık görünce havfinden ditreyüp ölüm haddinde mebhût olur. Bunla …
Ve andan maşrık tarafındaki demir pencereye gelüp içeri bakdıklarında yine mezkûr mu‘allak sandûkanın altında melek oturduğu yerde bir koca dîv-i sefîd oturup ba‘zı Kalmık görünce havfinden ditreyüp ölüm haddinde mebhût olur. Bunların zu‘m-ı fâsidleriyle azâb görüp günâhları ref‘ olurmuş. Niçe Kalmık havfinden ölüp anı ol yerde yere gömerlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 177b ·
metinde göster ·
… miş ammâ mürûr-ı eyyâm ile niçe yerleri rahnedâr olup sene 952 târîhinde Bahr-i
Sefîd
içre kal‘a-i Kastel ve kal‘a-i Körfös ve kal‘a-i Çuka'lara ve kal‘a-i Andirik'e …
Gerçi bu kal‘a-i kadîmi Feylekos ve niçe Batlîmûs-ı Yûnâniyânlar binâ edüp Hudâvendigâr Gâzî Murâd Hân feth edüp ta‘mîr ü termîm etmiş ammâ mürûr-ı eyyâm ile niçe yerleri rahnedâr olup sene 952 târîhinde Bahr-i Sefîd içre kal‘a-i Kastel ve kal‘a-i Körfös ve kal‘a-i Çuka'lara ve kal‘a-i Andirik'e Süleymân Hân giderken bu Selânik'de meştâ edüp kal‘ayı ihyâ edüp cânib-i selâsına dörd aded kal‘a-i metînler inşâ eyleyüp bu kal‘a-i Selânik'i gûyâ kal‘a-i Kahkahâ ve kal‘a-i Van u kaviyyü'l-bünyân eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 224b ·
metinde göster ·
… altında nümâyândır. Ve cânib-i cenûbu ve kıblesi ve garbîsi tarafı cümle Bahr-i
Sefîd
bir buhayrecik gibi râygândır, ya‘nî tâ bu mertebe bir kal‘a-i bâlâdır.
Ammâ bu mezkûr kal‘anın eğer aşağısı ve eğer yukarusunun maşrık tarafında aslâ dîvâr yokdur. Hemân yed-i kudret 267a kal‘asıdır, zîrâ ol taraflar on minâre kaddi bâlâ yalçın kanara kayalardır kim ber-hevâ tayerân eden murğ-ı zeyrekler tırnak ilişdirecek yeri yok bir mücellâ ve musaykal kayalardır kim şâhinler ve karakuşlar ve kerkesler ve devlingeçler ba‘zı rahnedâr kayalarda âşiyâneler yapup dünemişler. El-ıyâzen billâh âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. Cümle sahrâlar ve dağlar ve bâğlar cânib-i şarkda ayak altında nümâyândır. Ve cânib-i cenûbu ve kıblesi ve garbîsi tarafı cümle Bahr-i Sefîd bir buhayrecik gibi râygândır, ya‘nî tâ bu mertebe bir kal‘a-i bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266b–267a ·
metinde göster ·
olup niçesi şinâverlik ederek gemilerine varup karârları firâra mübeddel olup c …
Sebeb-i binâsı oldur kim sene (---) târîhinde Sultân Mehemmed Hân asrında bu kal‘a-i Benefşe'nin varoşu etrâfında rabât-ı ma‘mûresi olmadığı ecilden Venedik kâfiri donanma-i menhûsuyla yüz pâre keştî deryâdan ve Manya ve Malta küffârları karadan gelüp bu varoşu üç ay on gün muhâsara edüp yüz bin aded top gülleleri urup bir taş koparamayup hâ’ib ü hâsir olup kal‘a fethinden me’yûs oldukları mahalde karadan kırk bin aded güzîde asker-i İslâm imdâd yetişüp küffâr-ı bed-girdâr-ı murdârı ale'l-gafle basup küffârı kıra kıra deryâya döküp niçe bin 277b aded kefere [vü] fecereler gark-ı bahr-i Sefîd olup niçesi şinâverlik ederek gemilerine varup karârları firâra mübeddel olup cân ber-cehennem gitdiklerinde ahâlî-i vilâyet hâl-i diyer-gûnların der-i devlet-medâra arz etdiklerinde donanma-i hümâyûn ile sene (---) târîhinde Kapudan Fazlı Paşa ve on iki eyâlet askeri ve yetmiş bin re‘âyâ vü berâyâ ve ummâl ve bennâlar cem‘ olup mezkû[r] iç kal‘a kayasının nısfından üstâd-ı bennâ bölüp tâ deryâya varınca ve leb-i deryâ ile tâ iç kal‘a kayasının deryâ içindeki burnuna varınca bir hisâr-ı şekl-i müselles etmişlerdir kim henüz kal‘a-i Benefşe tâze cân bulup bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 277a–277b ·
metinde göster ·
… câ fevkânî evler ve bekârhâne odalardır. Ve cümle yedi aded câmi‘-i pür-müfîd ü
sefîd
hâk-i pâk ile mestûr minâresiz câmi‘-i ma‘mûrlar ve cümle kırk aded mesâcidler …
Kal‘anın şimâli ve garbîsi tarafında dereler ve depe içre cümlesi yetmiş yedi bin aded müfîd [ü] muhtasar tahtânî ve câ-be-câ fevkânî evler ve bekârhâne odalardır. Ve cümle yedi aded câmi‘-i pür-müfîd ü sefîd hâk-i pâk ile mestûr minâresiz câmi‘-i ma‘mûrlar ve cümle kırk aded mesâcidler ve cümle üç aded medreselerdir. Ve cümle beş aded mekteblerdir. Ve cümle iki aded tekyelerdir. Ve cümle altı aded küçücük hammâmlardır. Ve cümle yedi aded hânlardır. Ve cümle iki bin aded dükkânlardır, ammâ bu binâların cümlesi ahşâbât-ı hâr-ı hâşâk ile amâr olmuş müfîd [ü] muhtasar kârhânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 287b ·
metinde göster ·
bir kerre cûş [u] hurûşa gelüp tâ beri kara tarafında bir [zel]zele-i azîm olup …
Ve sokak sokak olup gemilerde kapular gibi delikler pençere pençereler-misâl açılup içinde olan küffârlar dâr-ı cahîme giderlerdi. Küffâr gemilerle deryâdan asâkir-i İslâm karadan kâmil ale't-tevâlî dörd sâ‘at-i nücûmî ceng [u] cidâl-i mütemâdî olup hikmet-i kudret sâhibi Allâh ihsân ilhâm edüp Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa topçubaşıyla müşâvere edüp mukaddemâ Söylemez Dervîş Alî'nin gönderdiği gülleli karakatır nâm topa Zülfikâr Kethudâ bir kerre niçe bism-i İlâh ile âteş edince cemî‘i küffâr kalyonlarının serdârı olan patur[una] nâm kapudan kalyonuna Alî Dede gönderdiği gülle isâbet edüp bi-emrillâhi te‘âlâ çak bârûd hazînesine gülle değüp el-azametullâh Deryâ-yı Sefîd bir kerre cûş [u] hurûşa gelüp tâ beri kara tarafında bir [zel]zele-i azîm olup derhâl deryâda olan dağ pâresi gibi kapudana kalyon ol isâbet eden Alî Baba güllesinden bir âteş-i sûzân zâhir olup gemi içinde olan cemî‘i küffâr tayr-ı ebâbîl gibi hevâya perrân münkalib olup doğancı pefteresi gibi ber-hevâ uçup kiminin kıçı ve başı ve kayalığı ve içinde olan iki bin aded kâmil cümle soltat mortatları ender hevâ mu‘allakast olup âteş-i Nemrûd ile büryân olup kimi karaya ve kimi deryâya düşüp mâ’idelere gıdâ-yı semek 300b oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300a–300b ·
metinde göster ·
… rûd-ı siyâh ile ebr-i kebûd siyâh-gûn olup âteş-i top-ı kûblardan gûyâ Deryâ-yı
Sefîd
tutuşup âteş-i Nemrûd içinde kalup eyle top u tüfeng şâdımânîleri oldu kim dill …
Ve donanma-i pâdişâhî keştîleri dahi "Gazânız kutlu olsun" deyü cemî‘i kadırgalar ve başdardadan bir yaylım tüfeng ve bir yaylım top şâdımânları edüp âsımân-ı nîl-gûn ra‘d-vâr güm güm gürleyüp bârûd-ı siyâh ile ebr-i kebûd siyâh-gûn olup âteş-i top-ı kûblardan gûyâ Deryâ-yı Sefîd tutuşup âteş-i Nemrûd içinde kalup eyle top u tüfeng şâdımânîleri oldu kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr ve kilk-i me’âl ile tastîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304b ·
metinde göster ·
… ve donanma gemilerinden yedi kerre biri biri akîbince şâdımânlar olup Deryâ-yı
Sefîd
ve kal‘a-i Kandiye murğ-ı semender-vâr âteş-i Siyâvuş içinde kaldı.
Bu hâl üzre kal‘adan ve donanma gemilerinden yedi kerre biri biri akîbince şâdımânlar olup Deryâ-yı Sefîd ve kal‘a-i Kandiye murğ-ı semender-vâr âteş-i Siyâvuş içinde kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304b ·
metinde göster ·
üzre rehzenlik etmeyeler. Ve min ba‘d hudûd-ı islâmiyyede olan kılâ‘ u kurâ vü …
la‘netine siper olduğun bileler. Tâ ki bu kaziyye anlara mûcib-i ibret ve merkez-i hikâyet olup bir dahi bu küffâr-ı hâksâr-ı gûl-i telbîs mahzûl tüccâr-ı âhiret kârbân sefînelerine Bahr-i Sefîd üzre rehzenlik etmeyeler. Ve min ba‘d hudûd-ı islâmiyyede olan kılâ‘ u kurâ vü kasabâtlara vaz‘-ı yed etmeyeler. Eğer ta‘annüd edüp "Rücû‘u'l-kelbi'l-adûd e‘azzü min fahhi'l-buğûd" hükmünce yine Venedik küffârlarının haklarından gelmek emr-i seheldir" deyü sadrıa‘zam elçileri ve işiçine me’mûr olan vüzerâlara bu yüzden niçe gûne tenbîh ü te’kîdler edüp fermân-ı kazâ cereyânı üzre 329a dîn [ü] devlete enseb ve evlâ ve nâmûs-ı saltanata elyak enfa‘ olan şurût [u] kuyûd üzre tarafeynden sulh [u] salâh mün‘akid ve berde ve bahrde rişte-i husûmet münkatı‘ olundukdan sonra selâtîn-i rub‘-ı meskûnda metânetli kânûnnâmeler yazılup ve havâkîn-i zîr-i çarh-ı bûkalemûnda ahidnâmeler düzülüp hasretü'l-mülûk olan Kandiye kal‘asın umûmen cümle hânesi ve cemî‘i mühimmât [u] levâzımâtlarıyla ceneral-i dâll iş bu sene 1080 mâh-ı Cemâziye'l-âhir'inin gurresinde mübârek cum‘a günü kuşluk vaktinde bi'l-küllî kal‘ayı teslîm edüp memâlik-i islâmiyye-i mahrûseden add olunup içinde vâki‘ olan ma‘bedgâh-ı kenîse-i Mesîhiyyeler telvîs-i müşrikînden tathîr olup cevâmi‘ ü mesâcidler olunup içlerinde evkât-ı hamse kılınup her bâr gülbâng-ı Muhammedî tilâvet olunup edâ-yı şerî‘at icrâ olunmuşdur. Lillâhi'l-hamd ve'l-minne bu def‘a olan gazâ ve cihâd-ı ekber sahâbe-i güzîn rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘înden sonra bir pâdişâh-ı zîşân kiti sitân ahdinde böyle savaş-ı perhâş olmayup bir pâdişâh-ı Cem-cenâb dahi böyle bir kal‘aya mâlik olmamışdır. Hak celle ve alâ hazretleri bu kal‘ayı dest-i İslâmda inkırâzu'd-devrân mü’ebbed edüp hemîşe asâkir-i İslâmı mansûr [u] muzaffer edüp pâdişâh-ı âlem-penâh Sultân Mehemmed Hân hazretlerinin ömrün efzûn edüp niçe bunun emsâli feth u nusretlerde bulunup a‘dâ-yı dîni hor ve hakîr ve müdemmer ola, âmîn yâ Mu‘în, bi-hurmeti men nataka bi's-savâb, sene 1080.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 328b–329a ·
metinde göster ·
ve Bahr-i Ummân ve Bahr-i Harez ve Bahr-i Kulzüm ve Bahr-i Hürmüz ve Bahr-i Oky …
El-hâsıl bu Santoron adası nâr-ı Hudâ ile ihrâk olup kudret topları atılup sâ‘ikaları tâ vilâyet-i Donkarkız ve vilâyet-i Danimarka ve işfet ve Korol'da ve Yenidünyâ'da ve Lonçat'da ve İngiltere'de ve Ungurus'da ve İslovin ve Macar ve Erdel'de ve Eflak ve Boğdan ve Kırım'da ve Dağıstân ve Türkistân ve Abaza ve Çerkezistân'da ve Lazistân ve Gürcistân ve Kürdistân ve Acemistân ve Hindistân ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Dâdyân'da ve Bağdâd ve Basra ve Lahsa ve Yemen ve Aden ve Habeş'de ve Tübbet(?) ve Funcistân ve bilâd-ı Sûdân ve Kırmanika ve Bağaniski ve Daco ve Rümeyletü'l-hımâl'de ve Bornu Arabları ve Berberistân ve Afno ve Fes ve Merânkûş ve Telemsân ve Tanca ve Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus ve Mısır ve Kudüs ve Şâm ve Anatolu ve Rûm'da ve Kızılelma'da ve Dib Frengistân'larda ve'l-hâsıl cemî‘i ekâlîmlerin büldân-ı azîmlerinde ve cemî‘i sâhil-i Bahr-i Sefîd ve Bahr-i Ummân ve Bahr-i Harez ve Bahr-i Kulzüm ve Bahr-i Hürmüz ve Bahr-i Okyunûs ve Bahr-i Mağaylan ve Bahr-i Zulumât kenârlarında olan şehirlerde Santoron adasının kudret topları atıldığı istimâ‘ olunup Rûm vilâyetinde kıyâmet kopuyor derlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 330a ·
metinde göster ·
… bâğçe ve bostân nakş-ı bûkalemûn nümâyândır. Cenûb cânibine nazar etsen Bahr-i
Sefîd
halîç-misâl nümâyândır. Ve mu‘tedil hevâda garb cânibine nazar etsen üç yüz mîl …
El-hâsıl otuz altı sene seyâhatimde böyle bir Kahkahâ-yı Rûm kal‘a-i ibret-nümûn görmedim. Cebehâne kullesinden şimâl cânibinde olan zemîne nazar etsen cemî‘i bâğ u bâğçe ve bostân nakş-ı bûkalemûn nümâyândır. Cenûb cânibine nazar etsen Bahr-i Sefîd halîç-misâl nümâyândır. Ve mu‘tedil hevâda garb cânibine nazar etsen üç yüz mîl ba‘îd Girid cezîresinin karlı karlı İsfakiye dağları azharun mine'ş-şems nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y123a ·
metinde göster ·
… inde Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ ki fâtih-i Kandiye'dir, anların asrında Bahr-i
Sefîd
içre cümle küffârın isyânı zâhir olup her bâr bu Avret adasında beş on küffâr b …
Altı mîl ihâta eder bir cezîredir. Ammâ hevâsı latîfdir. Ammâ sene 1068 târîhinde Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ ki fâtih-i Kandiye'dir, anların asrında Bahr-i Sefîd içre cümle küffârın isyânı zâhir olup her bâr bu Avret adasında beş on küffâr barçaları limanında lenger-endâht olup bî-pâk [ü] bî-pervâ yatırlardı. Akke ve Sayda ve Beyrût ve Şâm-ı Tarabulus'dan gelen gemilerin önüne çıkup alırdı. Ve her sene niçe bin tüccârın cânı ve başı helâk olup esîr olup küffâr-ı bedgirdâr mâl-ı ganâ’ime mâlik olurdu. Âhir-i kâr Köpürlü Mehemmed Paşa Tarabulus hâkimi iken bu ahvâle vâkıf olup sadrıa‘zam oldukda Tarabulus paşasına hatt-ı şerîf göndürüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y182b ·
metinde göster ·
… n sene 929 târîhinde Malta küffârı elinden cezîre-i Rodos'u feth etdükde Bahr-i
Sefîd
içre yedi yüz altmış pâre cezâyirler feth olunup yine Kemâl Paşazâde ve Ebussu‘ …
Ve yine Süleymân Hân sene 929 târîhinde Malta küffârı elinden cezîre-i Rodos'u feth etdükde Bahr-i Sefîd içre yedi yüz altmış pâre cezâyirler feth olunup yine Kemâl Paşazâde ve Ebussu‘ûd Efendi sultânü'l-berreyn ve hâkânü'l-bahreyn dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y27b ·
metinde göster ·
… b-ı Bârî rûy-i arzın rub‘-ı meskûnunda Bahr-i Okyûnûs ve Bahr-i Muhît ve Bahr-i
Sefîd
içre benî âdem ile müzeyyen niçe kerre yüz bin cezâyirât halk etmişdir, el-ilmü …
Seyyâhân-ı Rûm'a şöyle ma‘lûm ola kim Cenâb-ı Bârî rûy-i arzın rub‘-ı meskûnunda Bahr-i Okyûnûs ve Bahr-i Muhît ve Bahr-i Sefîd içre benî âdem ile müzeyyen niçe kerre yüz bin cezâyirât halk etmişdir, el-ilmü indallâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y29b ·
metinde göster ·