… r yanında gezmeğe başladı, ammâ bi-emrillah cemî‘i vücûdu eşkâli ve harekât [u]
sekenâtı
, evzâ‘ u etvârı Şeyh Bekkâr gibi idi. Lâkin Şeyh Bekkâr mükessiri'l-kelâm değil …
{Menâkıb}: Hikmet-i Hudâ, henüz tevellüd etmiş ma‘sûm harekete başlayup niçe kelimâtlar edüp beşik ve kundak ve esbâb ü eskâl kabûl etmeyüp üç yaşına girdikde fakîr çorbacı (---) Ağanın oğlu uryân olup Şeyh Bekkâr yanında gezmeğe başladı, ammâ bi-emrillah cemî‘i vücûdu eşkâli ve harekât [u] sekenâtı, evzâ‘ u etvârı Şeyh Bekkâr gibi idi. Lâkin Şeyh Bekkâr mükessiri'l-kelâm değil idi. Ammâ bu veled-i ma‘nevîsi aslâ durmaz, gözü her kime râst gelse ol âdemle kelimât eder. Âdem bulmasa hayvânât ile kelimâ[t] eder. Yâhûd hacer ü şecer makûlesi eşyâlara söz söyler. Böyle bir ma‘sûm-ı pâkdir. Himmeti hâzır ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 50b ·
metinde göster ·
başladıkda leylek baba sayd [u] şikârdan gelüp görse kim iki dâne zâğ yavrusu h …
Fehvâsınca pîçe-i zâğ-ı siyâh âşiyân-ı laklakda harekât [u] sekenâta başladıkda leylek baba sayd [u] şikârdan gelüp görse kim iki dâne zâğ yavrusu hemân leylek baba tayrân edüp feryâd [u] figân ile şehr-i Sofya'nın enderûn [u] bîrûnunda seyrân u deverân edüp laklak ile niçe bin mürg-i laklak cem‘ edüp doğru Çelebi câmi‘inin kıbâbları üzre gelüp meks edüp câmi‘in kıbâbları ve sütûhlarında leylek murglarından kurşumlu kubbe 143b görünmez oldu. Bu kerre cemî‘i murglar mezkûr leyleğin âşiyânına birer birer gelüp aşlama olan karga piçelere nazar edüp lak lak diyerek câmi‘ kubbesi üzre karâr ederlerdi. {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve ne içdiler. Lak lak feryâdından ol gün şehr-i Sofya'da aslâ safâ-yı hâtır olmayup cemî‘i halk işinden bî-kâr olup leylek temâşâsı ederlerdi. Âhir-i kâr niçe yüz leylek karga yavruların katl edüp andan leylek anaya "Sen veled-i zinâ evlâd kazanmışsın" deyü minkar üşürüp pâre pâre edüp alâ mele’i'n-nâs câmî‘ sütûhundan aşağı pârelerin bırağup bir gûne laklak sadâsı dahi ederek laklak babaya bir laklak vâlide eş verüp cümle murglar âşiyânlı âşiyânına pervâz urup gitdiler. Cümle ehl-i beled bu hâle ta‘accüp etdiler. Melek Paşa efendimiz dahi ahvâl-i pür-melâle hayrân kalup "Tiz bu yumurtaları tebdîl eden şakîyi getirsinler, hakkından gelelim," demişken, "Sabr eylen Kâdir [u] Kahhâr Allah adâlet edüp ol şakînin hakkından gelir" deyü nefes etdi. Üçüncü gün hikmet-i Hudâ: {Leylek murgı yumurtalarını tebdîl eden Uşkurta nâm sekbân huddâmı Debbâğoğlu benâm şakî nîm-mest olup bir nigâr-pâre-i ma‘hûdesinin hânesine girüp üstâd-ı cüllâh-vâr fâhişesinin kârhânesin kurup mekik atarken avretin kocası ale'l-gafle içeri girüp görse kim kârhâne meydânda don ağacıyla kurulu üstâd-ı şirinkâr durma çalışup mekik atar. Hemân hâne sâhibi herîfin gayret ve hamiyyet ile cân başına sıçrayup dal tîğ olup yerinden pertâb edüp avreti ve Uşkurta debbâğ oğlun mecrûh edüp dest ber-kafa ikisin dahi kayd-bend ile taşra çıkarup "Gör e, ümmet-i Muhammed" deyü feryâd ederek Sofya'nın mecma‘u'l-irfânı ve mesken-i yârân-ı ihvân olan bana başına vardıkda ol mahalde} bana başında zadra yeniçerileri bu avret içün gavga ederler. Meğer evvel {ve âhir} fâhişe-i mezkûr, leylek murgının yumurtasın tebdîl eden Debbâğoğlu'nun fâhişesi imiş. Hemân Debbâğoğlu {zındık halâs olup} yeniçerilerin elinden orfanasın halâs etmeğe sa‘y ederken gavga müştedd olup hemân yeniçeriler Debbâğoğlu üzre dal kılıç hücûm edüp Debbâğoğlu'n ve fâhişesin pâre pâre edüp bana başına bırakdılar. Şehrin bir alay debbâğ bekârları maktûl Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyına getirüp bizim çelebimizi yeniçeriler pâre pâre edüp kan etdiler, işte leşi, deyü feryâd edüp tazallum eylediler. Paşa dahi sehel nâhoş olmak ile debbâğ bekârları Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyı önündeki câmî‘ saçağı altına kodular. Gör Cenâb-ı Bârî'nin takdîrin. Bu Debbâğoğlu leylek yumurtasın alup yerine zâğ beyzası koduğu içün yine karga-beçe hâsıl olup cümle murglar dişi leyleği pâre pâre edüp câmi‘ saçağından aşağı bırakdılar idi. Cenâb-ı Allah üçüncü günde mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143a–143b ·
metinde göster ·
… üsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde sâhib-i ân olup levendâne cünbüş ve harekât-ı
sekenâtlarına
âdem hayrân olur.
Hulâsa-i kelâm her cihetde ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i Edirne-i âbâdândır kim iklîm-i acîbe ve garîbedendir. Âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u nâ-resîde ciğer-köşe sıbyân-ı ebcedhân-ı tıflânları gâyetü'l-gâye tîz-fehm olup necîb ve reşîd ü zekiyyü't-tab‘ püserleri vardır kim niçe kitâb-ı müstetâbları hıfzan tekmîl etmişlerdir. Ammâ zenâneleri gâyetü'l-gâye hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde sâhib-i ân olup levendâne cünbüş ve harekât-ı sekenâtlarına âdem hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166b ·
metinde göster ·
… anınla ülfet edüp mâ fi'z-zamîrin ferâsetle anlayup cemî‘i umûruna ve harekât u
sekenâtına
vâkıf-ı esrâr olup yine andan mektûblar alup bize gel" buyurdular. Hakîr "el-Em …
Ammâ İpşir Paşa deryâ-misâl asker ile gürleyüp gelmede. Hikmet-i Hudâ bir gün Melek Ahmed Paşa ile esnâ-yı kelâmda İpşir Paşa'nın ahvâl-i pür-melâli yâd olunup efendimiz eydür "Evliyâm, hâzır ol seni mektûblar ile ba‘zı mesâlih-i umûr-ı müslimîn içün İpşir Paşa karındaşıma gönderirim. Sana Hâfız Evliyâ deyü severdi, elbette gidersin. Ve mâbeynimize münâfıkîn girüp İpşir bize rencîde-hâtır olduğu muhakkakdır. Kim her kankı mansıbı bir kimesneye tevcîh etdikse zabt etdirmedi. Sen bir kaç gün anınla ülfet edüp mâ fi'z-zamîrin ferâsetle anlayup cemî‘i umûruna ve harekât u sekenâtına vâkıf-ı esrâr olup yine andan mektûblar alup bize gel" buyurdular. Hakîr "el-Emru emruküm!" deyüp âmâde olup yetmiş kıt‘a mekâtîbleri ve ulak emirlerin alup ol sâ‘at sene (---) mâh-ı (---) de ulaklığıla,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a ·
metinde göster ·
… lerinde uşşâk-ı dil-figâr hayât bulur. Her cünbiş [ü] harekâtları ve reftâr [u]
sekenâtları
âdemi vâlih eder. Cümlesi zarîf u nüktedân püserânlardır.
Mahbûb ve matlûbü'l-kulûb püserânları vardır kim hüsn ü cemâlde ve lutf [u] i‘tidâlde hûb-manzar ve perî-peyker meh-pâre cüvânları var. Şark diyârı olmağile kelimât-ı örfiyede fesâhat u belâgat üzre tekellüm etdiklerinde uşşâk-ı dil-figâr hayât bulur. Her cünbiş [ü] harekâtları ve reftâr [u] sekenâtları âdemi vâlih eder. Cümlesi zarîf u nüktedân püserânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203a ·
metinde göster ·
… râne ve bâzûları merdâne ve kemeri ince ve tabanları vâsi‘ce ve her harekât [u]
sekenâtları
pâdişâhâne idi.
Evvelâ hân-ı âlîşân yedi yüz yetmiş fünûnda yed-i tûlâ sâhibi ferîd-i asr ve garîbü'l-heykel kimesnedir. Hilye-i eşkâli oldur kim evvelâ kasîrü'l-kâme ve gerdeni kısa ve esmerü'l-levn ve burnu sehel minkârîce ve alnı vâsi‘ gök ala gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü ve gûşları iri ve bıyıkları gür ve sakalı kırgıl, ol asır ki bin altmış târîhi idi, sinni yetmiş seneye yetmiş idi. Ammâ zinde ve kaviyyü'l-bünye idi ve savtı bülend idi ve kitifleri vâsi‘ ve şîrâne ve bâzûları merdâne ve kemeri ince ve tabanları vâsi‘ce ve her harekât [u] sekenâtları pâdişâhâne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b ·
metinde göster ·
… hikâye etdiler kim "Yeni dünyâda olan halkın kadd [ü] kâmetleri ve harekât [u]
sekenâtları
ve kelimâtları ve sûretleri ve reng-i rûyları ve birbirlerine nigerânları ve le …
Manzara-i Yenidünyâ: Hatta fetahtâ {889} târîhinde bulunan yeni dünyâda yetmiş gûne benî Âdem vardır kim "Bu eski dünyâ nüfûsuna asla müşâbehetleri yokdur", deyü Bahr-i Muhît kenârında Loncat şehri küffârları hikâye etdiler kim "Yeni dünyâda olan halkın kadd [ü] kâmetleri ve harekât [u] sekenâtları ve kelimâtları ve sûretleri ve reng-i rûyları ve birbirlerine nigerânları ve lehce-i mahsûsaları cümle bu dünyâ halkına mugâyirdir", deyü nakl etdiler. Hatta Cenâb-ı Allah bu dünyâda ne kadar bin milel halk var ise cümlesinin lisânları yigirmi dokuz aded hurûf-ı teheccâ üzre kelimât olunur, ammâ bu Yenidünyâ halkı kelimâtlarının niçesi Çerkes lisânı gibi boğazdan söylenir, kaleme gelmez elfâzları var imiş ve niçe kavmi hukemâ-yı kudemânın eşrâfiyânı gibi bî-zebân birbirlerine nazar etmeğile kelimât ederlermiş ve niçe kabîlesi bî-zebân el ele duduşmak ile söyleşirlermiş. Mâbeynlerinde asla kelâm-ı hurûf yok imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241b ·
metinde göster ·
… } Ba‘dehû derûn-ı gârda mahpus olan ejderin germiyyetiyle ve gâr içre harekât u
sekenâtıyla
ve gazabından âteşfeşânlığıyla mezkûr Alî Kayası pâre pâre olmuşdur.
Biri hicret-i nebeviyyeden sonra Erzurûm halkını tenâvül etmeğe vardıkda alemdâr-ı Resûlullah olan Hazret-i Abdurrahmân Gâzî bu ejderi görüp "Kande gidersin ya mübârek" deyüp emr-i Hudâ ol ejder lisân-ı hâl ile "Erzurûm halkın yemeğe giderim" dedikde hemân Abdurrahmân Gâzî "Kıf yâ su‘bân, bi-emrillah misle'l-hacer!" dedikde bi-izni Hudâ ol ejder kara taş olmuşdur kim Erzurûm kal‘asının cânib-i cenûbundaki Eğridağ üzre yedi yüz yetmiş 244a adım kaddi ki kara taş olduğu kal‘a-i Erzurûm evsâfında mufassaldır. Bu ejder Erzurûm'da taş olunca öbür eşi bu Sübhân dağı dâmenindeki Alî Kayası gârı içre kalır. Hemân Abdurrahmân Gâzî kerâmet kuvvetiyle "Yâ cebel-i Sübhân imsik bi-emrillah su‘bân" deyince bi-emri Fettâh Allah kayanın mağara kapusu sedd olup mezkûr ejder içinde mahbûs olup ilâ hâze'l-ân kalmışdır. {Anınçün bu kûh-ı serbülende Su‘bân dağı} Ba‘dehû derûn-ı gârda mahpus olan ejderin germiyyetiyle ve gâr içre harekât u sekenâtıyla ve gazabından âteşfeşânlığıyla mezkûr Alî Kayası pâre pâre olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243b–244a ·
metinde göster ·
… geçüp karaya çıkup dağları ve bâğları âlân u tâlân ederdi ve ba‘zı keklik gibi
seken
sekdirme gülleler deryâ içinde birbirlerine râst gelüp bir mehîb sadâ zâhir olu …
Ve bu şehirden sa‘âdetlü pâdişâh başdarda-i hümâyûna süvâr olup aşağı Boğazhisârlar henüz tamâm olmadan anların seyr [ü] temâşâsına giderken Rûmeli ve Anadolu kal‘alarından iki yüz aded balyemez ve şayka ve pranka toplar atıldı kim el-azamet[ullâh] her gülle kubbe kadar deryâ üzre keklik gibi seke seke tâ Kepez burnuna ve Piyâle Paşa Bâğçesi'ne ve Kamışlı buruna gıjgırup pâdişâhın başdardasının kayalığından ve solundan deryâyı Galata handakı gibi açarak talattum-ı deryâ ederek gülleler geçüp karaya çıkup dağları ve bâğları âlân u tâlân ederdi ve ba‘zı keklik gibi seken sekdirme gülleler deryâ içinde birbirlerine râst gelüp bir mehîb sadâ zâhir olurdu. Bu dahi bir acâ’ib ü garâ’ib temâşâ idi. Bizler dahi bu seyri Anadolu tarafında atlar üzre karada seyr [ü] temâşâ edüp cânib-i cenûba (---) sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 91a ·
metinde göster ·
… â Musavvir ve Sannâ‘-ı Lem-yezel Hallâk-ı ezeldir kim cümle mevcûdâta harekât u
sekenât
ve cünbüş ü nazar ve hande ve bükâ veren oldur, ammâ murâd [u] merâm oldur kim …
Hakkâ ki eyledir, zîrâ Musavvir ve Sannâ‘-ı Lem-yezel Hallâk-ı ezeldir kim cümle mevcûdâta harekât u sekenât ve cünbüş ü nazar ve hande ve bükâ veren oldur, ammâ murâd [u] merâm oldur kim bu deyr-i mezbûrun kubâb-ı nüh-tâk revâk-ı tâk-ı kisrâlarında olan Fireng pesend hurde nakş-ı sihr-âsârları bir diyârda görmedim. Hattâ üstâd-ı nakkaş arz-ı ma‘rifet içün bu deyr içre bir tarafa cennet-i me’vâ ve bir tarafa cehennem ve derkü'l-esfel çâh-ı gayyâ tasvîri edüp cennetde hûrî ve gılmân ve firdevs ve huld-i berîn ve ılliyyîn ve adn ve sidre-i müntehâ gösterüp bir tarafına arş u kürs ve levh [u] kalem dahi gösterüp gûnâ-gûn kasr-ı müzeyyenler içre ehl-i cennetin hûrî ve gılmân ehl-i ıyâlleriyle ayş [u] işretlerin tahrîr etmiş kim hemân gören âdem ol ân rûh teslîm edüp cennet-i me’vâya gideceği gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106a ·
metinde göster ·
… zdân etdikleri âyîne-vâr bu sekiz aded tahta somâkîlerde her âdemün harekât [u]
sekenâtları
nümâyândır. Ve dahi kubbe-i mînâsı yekpâre nuhâs-ı ahmer-gûn kubbe-i ser-nigûnd …
Ve bu câmi‘in cânib-i erba‘ası ferşinden tâ kubbe-i nîlgûnu kenârelerine varınca câmi‘in içinde rûy-ı dîvârı cümle sekiz kıt‘a yekpâre serâmed kırmızı somâkî kaplı dîvârlardır, ammâ ne kadar vâsi‘ ve arîz ve âlî biçme tahta somâkîler olmak gerek kim sekiz aded tahta somâkî taşdan bir câmi‘-i kebîrin rûy-ı dîvârı kaplı ola. Ve bu sekiz aded biçme tahta somâkîler câmi‘in rûy-ı dîvârlarında durup üstâd-ı hakkâk-i mermer-bür bu seng-i la‘l-gûnları eyle musaykal ve mücellâ etmiş kim cümle cemâ‘at-i kesîreler kıyâm [u] ku‘ûda ve rükû‘ [u] sücûda meşgûl olup tâ‘at-ı Yezdân etdikleri âyîne-vâr bu sekiz aded tahta somâkîlerde her âdemün harekât [u] sekenâtları nümâyândır. Ve dahi kubbe-i mînâsı yekpâre nuhâs-ı ahmer-gûn kubbe-i ser-nigûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 94b ·
metinde göster ·
… yiğit olurlar. Ve dahi ricâl makûlesi ol mertebe müsin olurlar kim harekât [u]
sekenât
etmeden kalup künc-i vahdetde tâ‘at u ibâdete müdâvimetde olurlar, ammâ cümle p …
Ammâ şehr-i Foça'nın âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi gâyet memdûhdur. Hattâ gılmânı yigirmi yaşına bâliğ olunca henüz kemâlin bulmuş mümtâz u müsellem cüvân yiğit olurlar. Ve dahi ricâl makûlesi ol mertebe müsin olurlar kim harekât [u] sekenât etmeden kalup künc-i vahdetde tâ‘at u ibâdete müdâvimetde olurlar, ammâ cümle pâk-i‘tikâd mü’min ü muvahhid âdemler ve sâhib-i vera‘ sulehâ kimesnelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 147b ·
metinde göster ·
… tidir kim içerisi tuçdur, ammâ taşrası yine fîl derisidir. Bunun dahi harekât u
sekenâtı
hemân siyâh fîl gibidir, ammâ bu sihr-i‘câz san‘at-ı azîmedir kim gören âdem ha …
Temâşâ-yı gayr: Yine bir köşede dahi yine bir kemer altında beyâz fîl vardır. Bu gece ile sâ‘ati çalar bir mahbûb musanna‘ fîl sûretidir kim içerisi tuçdur, ammâ taşrası yine fîl derisidir. Bunun dahi harekât u sekenâtı hemân siyâh fîl gibidir, ammâ bu sihr-i‘câz san‘at-ı azîmedir kim gören âdem hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58b ·
metinde göster ·
… ve zemmâm ü nemmâm ü dahhâldirler kim bir âdemin reviş-i cünbüş [ü] harekât [u]
sekenâtından
ne mâhiyyet ve keyfiyyetde olduğın bilüp ana göre amel ederler.
Ammâ netîce-i kelâm elçi paşalara cümleden elzem-i levâzımından olan bu diyârda sahî ve sâhib-i kerem ve halûk ve havsalalı olup ırz-ı pâdişâhı ve gayret-i dîn-i mübîni gözedir âdem gerekdir. El-ıyâzan billâh eğer elçi bir hasîs ve le’îm ü denî ve lecûc ve fâsık u sefîh âdem olursa aslâ rağbet ü izzet etmeyüp aslâ sözüne amel ü i‘tibâr etmeyüp maymûn gibi oynadırlar, zîrâ bu diyârın küffârı eyle nakkâş ve fassâl ve zemmâm ü nemmâm ü dahhâldirler kim bir âdemin reviş-i cünbüş [ü] harekât [u] sekenâtından ne mâhiyyet ve keyfiyyetde olduğın bilüp ana göre amel ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b ·
metinde göster ·
… Tavustân mahbûbelerine nazar etmeğe başladık. Ammâ bu âb-ı zülâlin harekât [u]
sekenâtları
hemân kar içinde ikendir. Taşra çıkınca hareketden kalıyor. Hemân cümle vücûdu …
İçinde tazı kadar âb-ı zülâlleri, ya‘nî cânlı kar kurdları olur. Bir nev‘i dahi âdem uyluğu kalınlıkda kara başlı ve kara gözlü buzdan cânlı kur[d]ları olur, ana hukemâ âb-ı zülâl derler. [Ta]vustân hânları Mehemmed Geray Hân'a hedâyâ getirmişlerdi. Aynı Rûm'un ev saçaklarında buzdan diş diş olup sarkmış dud yaprağı tırtıl kurdu şeklinde kol kalınlığı cânlı buzdan kurdlar idi. Başların kırup içinde pâlûze 160a gibi suyunu emüp içdik. Hakkâ ki gûyâ hayât-ı câvidân bulup recûliyyet damarlarımız harekete gelüp etrâf [u] eknâfda olan Tavustân mahbûbelerine nazar etmeğe başladık. Ammâ bu âb-ı zülâlin harekât [u] sekenâtları hemân kar içinde ikendir. Taşra çıkınca hareketden kalıyor. Hemân cümle vücûdu buzdur, ammâ içi koyuca âb-ı zülâldir. Cemî‘i zamânda suda râyiha halk olunmamışdır, ammâ bu zülâl-i acîn olmuş bâdem râyihasındadır. Ammâ dahi büyüğü olurmuş, lâkin hakîr görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 159b–160a ·
metinde göster ·
… a vird-i zebânları otursa tursa ve kalksa "Yâ Muhammed yâ Alî" deyü harekât [u]
sekenât
eder bir alay muhibb-i Hânedân cânlardır kim cümle Fârisî-hânlardır.
Ve bu Avlonya'nın hevâsı gâyet latîfdir, ammâ suyu nazîf değildir, zîrâ kuyu suyu içerler, ammâ mahbûbu ve mahbûbeleri Hudâ hakkıyçün gâyet latîflerdir. Lâkin tâze yiğitleri gâyet aşkıyâ olurlar. Ve esbâbları cümle Cezâyirli gibi kısa ve da[ra]cık esvâb geyüp baldırı çıplak ve başı fesli ve ayaklar[ı] siyâh fillar pâbuçlu arkaları beyâz ihrâmlı gâzî mücâhidîn-i fî-sebîlillâhlardır. Ekseriyyâ başları dâğlı ve sîne-i uryânları bağlı olup sîne-i pür-kîneleri çâk çâk şerha şerha olup bî-pîrehen pâ-bürehne ve ser-bürehne abdâl kalenderî-sıfat gâzîleri var kim dâ’imâ lisânlarında vird-i zebânları otursa tursa ve kalksa "Yâ Muhammed yâ Alî" deyü harekât [u] sekenât eder bir alay muhibb-i Hânedân cânlardır kim cümle Fârisî-hânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 362b ·
metinde göster ·
… Musavvir-i âlem ol Hallâku'l-bâkî'dir kim cemî‘i zî-rûha cünbüş ve harekât [u]
sekenât
ve nutuk veren ol Sâni‘-i kevneyn ve Hâlıku's-sakaleyn'dir.
mazmûnu üzre bî-rûh bir kâlıbdır. Musavvir-i âlem ol Hallâku'l-bâkî'dir kim cemî‘i zî-rûha cünbüş ve harekât [u] sekenât ve nutuk veren ol Sâni‘-i kevneyn ve Hâlıku's-sakaleyn'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y44a ·
metinde göster ·
… vet edüp gider. Bu ma‘sûm bir seneye bâlig olunca kelimâta başlayup harekât [u]
sekenâta
başlar.
Ba‘dehu hâtûndan tokuz aydan sonra bir pençe-i âfitâb oğlan vücûda geldiği sâ‘at şeyh Bekkâr gelüp ma‘sûmun üzn-i şerîfine ezân-ı Muhammedî tilâvet edüp gider. Bu ma‘sûm bir seneye bâlig olunca kelimâta başlayup harekât [u] sekenâta başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y256a ·
metinde göster ·