Meselâ gazâ-yı Vüddân ve Ebevâh ve Nevât ve el-Asîr ve Benî
Selîm ve
es-Sevîk ve Gatafân ve Bahrân ve Beni Kaynukâ‘ ve Hamrü'l-eşedd ve en-Nasîr ve …
Meselâ gazâ-yı Vüddân ve Ebevâh ve Nevât ve el-Asîr ve Benî Selîm ve es-Sevîk ve Gatafân ve Bahrân ve Beni Kaynukâ‘ ve Hamrü'l-eşedd ve en-Nasîr ve Zâtü'r-Rikâ‘ ve Bedrü'l-ahîr ve Havkatü'l-cedel ve Benî Lihyân ve Zîkard ve el-Hudeybe ve gazâ-yı Tebûk ve gazâ-yı el-Kazâ sefer olup bâ-sulh gazâlar bunlardır, ammâ sefer-i seriyye oldur kim Mücâhid [ü] Ensârdan biri serdâr-ı zafer-şi‘âr olup otuz tokuz kerre ve dahi ziyâde sefer olmuşdur derler. Siğer kitâblarında mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19b ·
metinde göster ·
… bir halîm, selîm, pâdişâh-ı kerîm idi. Hikmet-i Hudâ pederi Süleymân ve dedesi
Selîm ve
kendi Selîm idi. Süleymân Hân bu iki Selîm mâbeyninde vâkı‘ olup {Süleymân-ı za …
Andan İslâmbol'a gelirken Edirne tahtına uğrayup anda bir câmi‘ binâsına mübâşeret edüp İslâmbol'da müstakil pâdişâh olup etrâf-ı memâlik-i mahrûsalara serdâr-ı mu‘azzamlar salup berren ve bahren cezîre-i Kıbrıs'ı kuşadup feth edüp ve niçe kılâ‘lar feth etdüği bâlâda cümle evsâfları ile mastûrdur. Ve müddet-i devletleri serî‘ü'z-zevâl olmağile cemî‘i vüzerâ ve vükelâ ve meşâyihân ve şâ‘irân cümle pederleri zamânında olanlardır, tekrâr tahrîre ihtiyâc yokdur. Ayş [u] nûşa mâ’il Cem-cenâb [u] Cem-meşreb bir halîm, selîm, pâdişâh-ı kerîm idi. Hikmet-i Hudâ pederi Süleymân ve dedesi Selîm ve kendi Selîm idi. Süleymân Hân bu iki Selîm mâbeyninde vâkı‘ olup {Süleymân-ı zamân olmuşdu}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 103a ·
metinde göster ·
Navluncu Hacı Mustafâ ve Hacı Kaya ve Hacı Karakaş ve Gümrük Emîni Alî Ağa ve H …
Ve el-Hacı Îsâ ve el-Hacı Şeytân Selîm ve Navluncu Hacı Mustafâ ve Hacı Kaya ve Hacı Karakaş ve Gümrük Emîni Alî Ağa ve Hacı ivaz ve Almanoğlu ve Hacı İsmâ‘îl niçe bin bunun emsâli kırkar ellişer bin {kîseye mâlik} ankâ bâzergânlar vardır kim her birinin Hind [ü] Yemen'de ve Arab u Acem'de ve dib Frengistân'da ortakları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 166a ·
metinde göster ·
… alk mezmûmlardır, ammâ bu Koyun Baba fukarâları koyun, kuzu gibi meler halîm ve
selîm ve
halûk, terk-i tecrîd ve ârif-i billah ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a musallî abdul …
Koyun Baba lakabıyla mülakkab olmalarının sebeb-i künyesi: Hacı Bektâş-ı Velî ile Horâsân'dan tâ Rûm'a gelince şeb [u] rûz yigirmi dörd sâ‘atde birer kerre koyun gibi melermiş kim aslâ sâ‘at-i hareketinden tehallüf etmeyüp her melemesi evkât-ı hamseyi ayân u beyân edermiş. Bundan gayrı niçe bin menâkıbı vardır. Ve cümle Bektâşiyân beyne'l-halk mezmûmlardır, ammâ bu Koyun Baba fukarâları koyun, kuzu gibi meler halîm ve selîm ve halûk, terk-i tecrîd ve ârif-i billah ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a musallî abdullahları vardır. Hulâsa-i kelâm çok seyâhatimiz yokdur derler. Ammâ Rûm u Arab u Acem'de böyle âsitâne-i azîm yokdur. Ve cisr başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280a ·
metinde göster ·
… eber-dest tüvânâ olup tiz sakallanıp kıllı âdemleri olur. Ammâ cümlesi halîm ve
selîm ve
halûk ve zekiyyü'l-fehm şecî‘ âdemlerdir.
Evsâf-ı mahbûbe [vü] mahbûbât: On yaşından yigirmi beş yaşına varınca sıbyânları gâyet mahbûb olurlar. Andan sonra zeber-dest tüvânâ olup tiz sakallanıp kıllı âdemleri olur. Ammâ cümlesi halîm ve selîm ve halûk ve zekiyyü'l-fehm şecî‘ âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 287b ·
metinde göster ·
… rî ve kîn u kibr u buğz adâvet u hased ü nifâkdan müberrâ bir halûk ve halîm ve
selîm ve
garîb-dost ve sebük-rûh ve sâde-dil ve saf-derûn ve tevâbi‘ u levâhık-perver, a …
Hattâ cirîd meydânında hakîre latîfe yüzünden bir cirîd atup yüzüme isâbet edüp dörd aded dişlerim boğazıma dıkup Defterdârzâde efendimiz hayli müte’ellim olup dörd dişimin kısâsına karşılık bir kîse cerîme ve bir küheylân esb-i fetâh bile cerîme verüp sulh olduk. Ammâ Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi tilâvet ederken mehâric-i hurûfun savt-ı sağîr ile edâ olunur, sîn ve şın ve sâd ve zâ ve dâl misillü hurûfların kemâ hüve hakkahu edâ-yı mehâric-i hurûf edemez olduk. Ammâ dişlerim kırdığı yine Seydî Paşa'ya helâl olsun. Yedi küheylân at ve yedi Gürcî gulâm ve iki kîse ve niçe hil‘at-ı fâhire ihsânlarını görmişim, bir sahî, sâhib-i kerem ve gıll [u] gışdan berî ve kîn u kibr u buğz adâvet u hased ü nifâkdan müberrâ bir halûk ve halîm ve selîm ve garîb-dost ve sebük-rûh ve sâde-dil ve saf-derûn ve tevâbi‘ u levâhık-perver, asker-keş ve adüv-küş ve server-i hünerver ve dilâver, er kişi idi. Gerçi ilm u fazîlet u bâhire sâhibi değil idi, ammâ şehbâzlık ile kuvvet-i kâhire sâhibi bir Arab evli Hâtem-i Tây-meşreb deryâ-dil ü hoş-sohbet ve sebük-rûh [u] hoş-ışret 336a merd-i meydân, fârisü'l-hayl, pehlivân ve zekiyyü't-tab‘ [ve] hâkim-i cerrî kimesne idi. Ve cemî‘î menâhîden müberrâ, pâk-i‘tikâd müslim ve muvahhid ve muhibb-i ulemâ ve sulehâ ve muhibb-i guzât-ı müslimîn ve mücâhid-i fî-sebilillahdır. Gerçi herkes ile hüsn-i ülfet içün güler ve oynar ve sarık bozup güleş eder ve murâdı üzre satranc oynarken piyâde yerine şâhı verüp atı fil gibi oynardı. Şahı vezîr yerine verüp "ben sağ olayım" derdi. Bu dahi lâtîfe gûne bir hüsn-i hulku idi. Ammâ cümle ahlâk-ı hamîdesiyle muttasıf olduğundan memdûh şey-i garîb gurebâya at ve bisât ve ihsân u in‘âm edüp çerâğ etmesi ve bây u gedâya ni‘meti dâ’imâ mebzûl olması cümle evsâf-ı cemîlesinden memdûhdur. Hudâ cümle müşkil işlerin âsân ide.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 335b–336a ·
metinde göster ·
… tdiler. A‘yân-ı vilâyet gördüler kim bir vezîr-i âlîşân ve bir halûk u halîm ve
selîm ve
zî-şân, ehl-i şehr dediler kim "Sultânım! Gâfil me-bâş, sakının İslâmbol tarafı …
Bu şehre dâhil olduğum gün Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Berberbaşılıkdan çıkma kapucubaşı, kırk kapucusuyla "Diyârbekir eyâletin getirdim" deyü çav çaldırup paşaya girem zann edüp mümkün olmadı. Cümle kapu halkı sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve üç yüz iç gılmânı hâzır-baş olup "kapucubaşı gelsin" deyince kırk kapucusuyla gelüp berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp içeri girince cümle levendât paşayı ortaya alup pür-silâh durdular. Hemân Paşa "Safâ geldiniz! Ne hizmete geldiniz", "Sultanım, Diyârbekir'e giderim" dedi. Paşa eyitdi "Ya bize Diyârbekir eyâletin getirmişsin, kani emirler", "İşte emr pâdişâhındır" deyü kırk kapucu ile paşa üzerine hücûm edince paşa yerinden pertâb etmezden evvel zeber-dest iç ağaları cümle kapucuları ve kapucubaşıyı kıskıvrak bağlayup hemân paşa "İskemle ve falaka-deyenek" deyüp sekbân, sarıca cellâdları meydân-ı muhabbete girüp on-ı orada, kapucubaşıya burada, kimisi der "vasvarada" kimisi der "Sultânım durma Varvara'da deh, durma burada" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Cümle vilâyet a‘yânları zemîn bûs edüp "Sultânım! Bunlar emir kullarıdır. Bu size nasîhat olduğuna şükrânedir. Bunları afv edin. Irz-ı pâdişâhî var, cümlesin âzâd edin" deyü ricâ etdiler. Mercâları hayyiz-i kabûlde vakı‘ olup cümlesin âzâd etdiler. Ammâ cümlesin deyenek altında katl etse gerek idi. Bunlar şehr kadısına varup Mîr-i livâ Alî Beği mahkemeye da‘vet edüp nefîr-i âm emirleri ve hatt-ı şerîflerin çıkarup "guluvv-i âm ile cümle askerin şehr içre çevirelim" derler. Cümle şehir a‘yânı "Vallahi, bu iş bu şehirde olamaz. Anlar câna başa kalmış on bin âteş kılıç âdemlerdir. Biz anlara el kaldırırsak cümle şehri âteşe verüp mâl [u] menâlimiz alan u talan, evlâd [u] ıyâlimiz nâlân u giryân olup bu şiddet-i şitâda kande gidelim. Anlar böyle ısyân edüp dosdoğru Varvar'a gidecekleri muhakkakdır" deyü Kapucubaşıya bu gûne şâfî cevâblar verince tarfetü'l-ayn içre bu haber-i meserreti şehrliden biri paşaya getirüp paşa herîfe ihsânlar etdi. Paşa, kapucular bölükbaşısın mahkemeye gönderüp "Tiz kapucubaşı bu ânda atlanup geldiği izine gitsin. Yohsa yüzünü tulum yüzüp geldiği yire gönderirim" deyü mahkemeye bölükbaşılar ta‘yîn eyleyüp cümlesin şehrden sürdüler. Ertesi gün bu ahvâl-i pür-melâli yazup Varvar Alî Paşa'ya Aliş tatar ile gönderdi. Andan cümle ehl-i belede ihsân [u] in‘âmlar edüp müşâvere etdiler. A‘yân-ı vilâyet gördüler kim bir vezîr-i âlîşân ve bir halûk u halîm ve selîm ve zî-şân, ehl-i şehr dediler kim "Sultânım! Gâfil me-bâş, sakının İslâmbol tarafına gitmen. Varvar Alî Paşa'yı kollayarak mâbeyniniz bir konak ve iki konak olsun. Şimdi sa‘âdetle gerü dönüp lokmacılık ederek Tokat ve Kazova ve Turhal ovası ganîmet yerlerdir. Anda deverân ve seyerân ederek geşt [ü] güzâr etdün. İnşâallah günden güne cemerâtlar da gelüp hevânın şiddet-i şitâsı def‘ olup bu gûne hareket buyurun" deyüp bu re‘y [u] tedbîri vech-i ahsen görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350b ·
metinde göster ·
… bahâneler etdiler. İbtidâ özrleri bu oldu kim "Bizim İbrâhîm Hân'ımız halîm ve
selîm ve
sâhib-i kerem pâdişâh-ı cem-cenâb idi. Zânî pâdişâhın imâmeti câ’iz değildir de …
Evvelâ bâ‘is-i fitne ve fesâd oldur kim; ibtida Galatasarâyı'ndan çıkan gılmânlardan mâ‘adâ bî-destûr bu kadar Galatasarâyî eşkıyâları sarâydan kemendler ile harem-i hâsdan taşra çıkup hâh-nâ-hâh Koca Vezîr bunları kânûnları üzre sipâh edüp Girid'e me’mûr edüp kânûnları üzre tîrkeş bahâların alup bu kerre sefere gitmemek içün niçe gûne özr [ü] bahâneler etdiler. İbtidâ özrleri bu oldu kim "Bizim İbrâhîm Hân'ımız halîm ve selîm ve sâhib-i kerem pâdişâh-ı cem-cenâb idi. Zânî pâdişâhın imâmeti câ’iz değildir deyü üzerine küfr isbât edüp şer‘ ile hal‘ edüp ba‘dehû katl edüp namâzın kıldınız, niçün böyle nâ-şer‘î etdiniz didiğimiz içün bizi içerden birer bahâne ile bizi çıkarup nâ-murâd gözü bağlı azeblerimiz sefere gitmeyüp İbrâhîm Hân'ın kâtillerin isteriz" deyü yedi sekiz bin hevâ-yı nefsine tâbi‘ haşerâtlar Atmeydânına cem‘ olup niçe kerre bunlara ocaklarından gayrı a‘yân [u] eşrâfdan "İtmen oğullar! Cem‘iyyet memnû‘dur. Pâdişâhâ âsî olursuz. Murâd [u] maksûdunuz üzre ne dilerseniz verelim" deyü mâbeynlerin ıslâha varan âdemleri döğüp kovup kimin mecrûh ve kimin katl edüp Atmeydânı'ndan gitdikçe iştihâr bulup cem‘iyyet-i kübrâ olup on bin mikdârı haşerât oldu dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371a ·
metinde göster ·
… -eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve ulemâ-yı sulehâsı ve meşâyih-i kirâmı ve halîm ü
selîm ve
sâhib-i sülûk sâhib-i vera‘ müttakî âdemleri vardır ve şehr nâ’ibi ve kapan muh …
Lisân-ı Yunaniyân üzre Târîh-i Yanvan'da bu İznik kal‘asın ibtidâ binâ eden Sâm b. Nûh aleyhi's-selâmdır. Ba‘de't-tûfân Musul kurbunda Cûdî cebelinde gemileri karâr bulup gemiden çıkan yetmiş nefer kimesne kendülere tavattun içün bir mekân-ı latîf arayarak Hazret-i Sâm seyâhat ederek bu İznik mahalline gelüp görür kim bir buhayre kenarında âb [u] hevâsı latîf bir cây-ı nazîf olmağıla ehl [u] iyâliyle bu ferah-fezâda yetmiş sene sâkin olup imâr eder. Bi-kavli müverrihîn ibtidâ imâreti İslâmbol kal‘ası yerin Hazret-i Süleymân kasr binâ etmezden bin yedi yüz yıl makdem imâr olmuş şehr-i kadîmdir. Ba‘dehû İslâmbol'a bânîsi bânî olan Yanko b. Madyan'ın duhter-i ferhunde-ahteri olan İznike nâm krale-i muhtâre Sâm binâsı üzre müceddeden bir sûr-ı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn inşâ etmişdir kim hâlâ cemî‘-i seyyâhân-ı berr [u] bihâr lisânında ve cemî‘i müverrihân-ı Rûm kütüb-i mu‘teberelerinde husûsan Tevârîh-i Yanvan'da kal‘a-i Çîn-i Rûm-ı atîk şehr-i İznik deyü tevârîhlerde mevsûfdur. Ba‘dehû nice mülûkden mülûke değüp âhir İslâmbol Tekürü Pozatin oğlu Ali nam kralın destinde iken dest-i kahr ile sene 731 târîh ile Orhân Gâzî muhâsara edüp yedi ay döğdükten sonra küffârın beş yüz pâre gemileriyle Gemlik nâm iskeleden imdâda gelüp guzât-ı müslimîni zeyl-i hisârdan kaldırmak içün gelüp asker-i İslâm bu hâli görüp imdâda gelen küffâra bir satûr-ı Orhânî urup sâhil-i buhayrede cümle dendân-ı tîğ-i âteş-tâbdan geçüp niçe bini gark-âb-ı buhayre olup yine kal‘ayı muhâsaraya şurû‘ edüp derûn-ı kal‘adan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr bu hâli görüp cânları halâs olmadan me’yûs olup kırk gün dahi ceng-i azîm edüp âhir kal‘anın rahnedâr olan yerlerinden guzât-ı müslimîn ankebût-vâr zirve-i hisâr-ı üstüvâra urûc edüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunup derûn-ı kal‘ada küffârı cümle dendân-ı tîğdan geçirüp feth olduğuçün hâlâ Orhân Gâzî câmi‘inde hatîb minbere kılıç ile urûc eder. Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâsında ibtidâ ceng-i azîmin biri dahi budur. Ba‘dehû Gâzî Hudâvendigâr tahrîri üzre Bursa sancağı hâkinde (---) tarafından hâkimlidir ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır ve cümle (---) nâhiye kurâlardır. Bu kurâlardan senevî kadısına cümle yedi kîse-i Çînî hâsıl olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve ulemâ-yı sulehâsı ve meşâyih-i kirâmı ve halîm ü selîm ve sâhib-i sülûk sâhib-i vera‘ müttakî âdemleri vardır ve şehr nâ’ibi ve kapan muhtesibi vardır ammâ iç il olmağıla kal‘asının dizdârı ve neferâtları yokdur ammâ Celâlî ve Cemâlî havfından birkaç kulleleri ma‘mûr ve bâbları mesdûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 5a ·
metinde göster ·
… de Yogurdcular Bâzârı içinde başka bir kubbe-i azîm içre medfûndur. Süleymân ve
Selîm ve
Murâd Hân'a vezîria‘zam olup kırk sene sadrıa‘zam olup niçe kerre ma‘zûl ve niç …
Ve sol kapu mezkûr dud ağacına nâzırdır ve câmi‘ içi gâyet nûr ender nûr kubbe-i pür-nûrdur. Bunda olan müşebbek tuç revzenler üzre sadefkârî kapaklar ve câmları billûr ve necef ve moran ve hurdekâr câmlardır kim şems-i münevverin şu‘lesi pertevi urdukça câmi‘ içi nûr-ı pür-nûr olur ve bunda olan kürsî ve mü’ezzin mahfili bir câmi‘de eyle musanna‘ kürsî yokdur ve bundan olan şem‘dân ve çerâğdân ve günâgûn maslûbât âvîzeler ve ibrişim münakkaş hâliçeler bir câmi‘de yokdur. Hulâsa-i kelâm câmi‘ ve hân ve imâret ve mescîd ve medrese ve çârsû-yı bâzâr ve hammâm-ı latîfi cümle kârgîr binâ-yı ra‘nâsı serâpâ nilgûn rasâsı hâs ile mestûr bir şehr-i ma‘mûrdur kim cümle bu hayrât [u] hasenât gâzî-i sa‘îd u şehîd Sokullu Mehemmed Paşa binâsı olup ol ganîmet-i asrda temel nâzırı Sinân Ağa ahâlî-i vilâyet arzıyla yedi bin kîse masrâf gösterirler. Aslâ deftere nazar etmeyüp ihrâk bi'n-nâr eder. Tâ bu mertebe Hâtem-i Tayy ve Ca‘fer-i Bermekî bir vezîr-i akl-ı Aristo idi. Âhir sene (---) târîhinde kubbe altında dîvân-ı pâdişâhî edâ ederken serhad gâzîlerinin biri bir mahlûl ze‘âmet getirdikde vezîr, "Verilmişdir!" der. Serhadli eydür "Sultânım, beş kerre böyle mahlûl getirdim. Bir dahi getir sana vereyim, buyurdunuz. İşte at çatladup bunu getirdim" der. Yine vezîr "Verilmişdir!" deyince serhadli dal kurtıla olup divân-ı pâdişâhîde kubbe altında yedi vezîr huzûrunda vezîria‘zamın girîbânına yapışup kurtıla ile bir kaç kerre memesi üzre kurtıla[y]ı kabzasına varınca zerk edüp bir kaç kerre dahi karnına vurup kurtılayı vezîrin karnında burup bu serhadliye el kaldıranlardan bir kaçın dahi öldürüp dal satur-i serhaddî olup orta kapuda atına süvâr olup giderken akîbince dîvân askeri üşüp mecrûh Koca Vezîr-i munsıf eydür, "İncitmen, ben bana etdim. Hak ol serhadlimindir. Beş kerre mahlûl getirdi, vermedim. Allah emâneti olsun, ol garîbi kendi haline koyun" deyü vasiyyet edüp ertesi gün rûh teslîm edüp Ebâ Eyyûb-ı Ensârî cenbinde Yogurdcular Bâzârı içinde başka bir kubbe-i azîm içre medfûndur. Süleymân ve Selîm ve Murâd Hân'a vezîria‘zam olup kırk sene sadrıa‘zam olup niçe kerre ma‘zûl ve niçe kerre serdâr-ı mu‘azzam olup cemî‘i hayrât [u] hasenâtlarında üç yüz yigirmi hutbesi tilâvet olunup Rûmeli'nde Edirne râhında Burgaz kasabasındaki hayrât-ı azîmler dahi anın binâsıdır kim hâlâ cemî‘i evkâflarına neslinden İbrâhîm Hânzâdeler ol hayrât [u] hasenâtların ber-vech-i ocaklık mütevellîleridir, rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20a ·
metinde göster ·
… levn ve tendürüst ve ten-perver şahî ve sâhib-i kerem ve garîb-dost ve halîm ve
selîm ve
halûk merdüm âdemleri var.
Der-sitâyiş-i letâfet-i âb [u] hevâ reng-i rûy-ı mahbûban: Âb [u] hevâsının letâfetinden halkı gâyet beyâzu'l-vech siyâh kaşlı ve ba‘zıları esmerü'l-levn ve tendürüst ve ten-perver şahî ve sâhib-i kerem ve garîb-dost ve halîm ve selîm ve halûk merdüm âdemleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 48b ·
metinde göster ·
Rüstem Paşa "İhtimâldir Bâyezîd der-i devlete gelüp cürmü afv olunup Süleymân H …
Şehzâde Bâyezîd'i taleb içün der-i devletden elçiler gitdiğidir: Ezîn-cânib Âsitâne-i sa‘âdet'de Süleymân Hân'ın şâh ile Şehzâde Bâyezîd'in hüsn-i ülfet ittihâdın istimâ‘ edüp serbevvâbândan Sinân Beğ nâm bir vecih-i Ebü'l-Me’âlî-misâl hoş-gûy-ı nüktedân [ü] nükte-şinâsı nâme ile şâha gönderüp Bâyezîd'i taleb etdiler. Konya'da Şehzâde Selîm dahi "Elbette benim adüvv-i cânım olan karındaşım Bâyezîd'i gönder, yohsa İrân-zemîn'de ve diyâr-ı Âzerbâycân-ı Ucân'da taşı taş üzre komam" deyü nâmesiyle mîrâhûru Turak Ağa'yı gönderdi. Şâh Tahmâs'a elçiler varup nâmeler kırâ’at olundukça mazmûnu ma‘lûmları olup bir nâme ile Tabut nâm bir ağayı Süleymân Hân'a gönderüp Bâyezîd Hân'ı ricâ eyledi. Ve Şehzâde Selîm'e Seyfeddîn Ağa'sın gönderüp afv olunmasın ricâ eyledi. İki tarafda dahi şâhın ricâsı hayyiz-i kabûlde olmayup tekrâr birer elçi-yi mübrem Sofi Alî Paşa'yı ve kapucubaşı Hasan Ağa'yı şâha gönderdiler ve yine Şehzâde Selîm tarafından Kara Mahmûd Ağa elçi gidüp bî-kıyâs tuhaf hedâyâ ile şâha 78a üç aded elçi kazâ-yı âsumânî gibi varınca şâh-ı gümrâh bildi kim fakîr Bâyezîd'in halâsı mümkin değildir, ammâ câ’iz ki Bâyezîd askeri cânı acımış kavimdir mebâdâ bir el kaldıralar ve İrân-zemînde bir bed-nâmlık edeler deyü Bâyezîd Hân'a sûret-i hakkdan görünüp sizin Rûm bahâdurlarınızdan üç bin yiğit bizim sipah-sâlârımızla Asterâbâd ülkesin urmağa gidüp mâl-i ganâ’imiyle bay olsunlar deyü ricâ etdükde sâde-dil Bâyezîd hiyel ü şeytanatdan ba‘îd cân baş üstine deyüp üç bin nâmdâr yigitleri İsterâbâd urgunculuğuna gönderüp Bâyezîd yedi yüz kadar askerle kaldı ve bir gün Bâyezîd'in nedîmlerinden Kara Mehemmed nâm bir bî-dîn şâhı tenhâ bulup eydür: "Şâhım! Sakın bu Bâyezîd bir hod-bîn ve hûn-hâr sefîhdir. Babasına ve birâder-i mihterine âsî oldu. İrân-zemîne mâlik olmağıçün birkaç nökerine mâl verüp sizi zahmdâr edüp İrân tahtına iclâs etse gerek" deyince şâhın aklı başından gidüp gayri tedârike şurû‘ etdi ve şehzâde Arab Mehemmed'in şâha gamz etdüğüne vâkıf-ı esrâr olup aslâ söyletmeden boynun urdı. Hemân Aksak Seyfeddîn-i bî-dîn ve mîr-i alay-ı Amasiyye dedikleri mestâne-i divâne şehzâdenin Kara Mehemmed'i katl etdüğün görüp bî-huzûr ve kendülere şehzâde rencûr idiklerine vâkıf-ı esrâr olup üç münâfık-ı huddâm doğru şâha varup Bâyezîd'i murâd [u] merâmları üzre geçdiler. Şâh dibelik âteşpâre olup şehzâde-i âzâdeyi alâ tarîki'z-ziyâfe sarâyına da‘vet edüp bir muzlim küncde Şehzâde Bâyezîd'i ve elli aded bahâdır-ı kafâdârlarına cellâd-ı bî-amânlar üşüp şehzâdeyi kayd-bend edüp cümle tevâbi‘ [u] levâhıkın katl ederler ve şehr-i Kazvîn'de binden mütecâviz Bâyezîdîleri şehid ederler. Kuduz Ferhâd nâm bu şecî‘ ve dilîr yetmiş aded kızılbaşa hançer ve kılıç yetiştirdiği müsbitdir. Niçe tevârîhde "Şehzâde Bâyezîd'i şâh huzûrunda sakalın tırâş edüp eynine bir kirli esvâb giydirüp işkence ve îzâ ederek katl etdiler" deyü yazmışlar, ammâ galat tahrîr etmişler. Bu Bâyezîd mâddesiçün âsitâneden altı kerre şâh-ı Acem'e elçiler gidüp cümle elçiler anda mevcûd iken kayd-bend ile Şehzâde Bâyezîd'i ve dörd nefer evlâdlarıyla cümle elçilere teslîm etdiklerin ol asırda Acem diyârında bulunan Vefâlı İsâ Ağa ve Sultân Süleymân rikâbdârı Koz Alî Ağa ve emmimiz Kara Mustafâ alaybeği Elkâs Mirzâ mâddesiyçün Tahmâs Şâh'a gidüp Bâyezîd Hân şehzâde menâkıbın anlardan istimâ‘ etdiğimiz kimesnelerden tahrîr eylemişizdir. Anların nakli üzre Şehzâde Bâyezîd evlâdlarıyla der-i devlete gelirken Şehzâde Selîm ve Rüstem Paşa "İhtimâldir Bâyezîd der-i devlete gelüp cürmü afv olunup Süleymân Hân'ın âhir ömrüdür belki Bâyezîd tâc u taht sâhibi olup bizim hakkımızdan gele" deyü Süleymân Hân'a ibrâm [u] ilhâh edüp ale'l-acele bir elçi dahi gidüp Bâyezîd'e nerede râst gelirsen anda katl eyleyüp kabrini ma‘lûm eyle deyü hatt-ı şerîfler verüp elçi ılgar ile gidüp şehr-i Sivas'da râst gelüp Sivas Paşası Temerrüd Alî Paşa huzûrunda Şehzâde Bâyezîd'i ve büyük oğlu Şehzâde Orhân ile üç oğlun ma‘nûken şehîd edüp bu şehr-i Sivas'ın Paşa kal‘ası şimâlî kapusu önünde defn etdiklerini bilir müsinn âdemler ile kelimât edüp bu hakîr şehzâdeleri dahi ziyâret edüp anınçün şehr-i Sivas ziyâretgâhında tahrîr olunup bir müfîd ü muhtasır kubbesi vardır. Şâhrâh üzre olmağ-ile ziyâretgâh-ı hâs [u] âmmdır. Her sabâh üzerlerinde eczâ-yı şerîfe tilâvet olunur. Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b–78a ·
metinde göster ·
… i müsâfirîne ri‘âyet edüp misâfirîne da‘vet edüp ikrâm-ı it‘âm ederler. Halîm ü
selîm ve
halûk u sâhib-i tab‘ yârândan âlüfte ü âşüfte erbâb-ı ma‘ârifi çokdur. İklîm-i …
Andan bu şehrin zenâneleri yassı başlı olup elvân çuka ferrâce ve beyâz Karova abası ferrâce giyerler. Gâyet sâliha ve mestûre ve mü’eddebe nisvânları var ammâ sâhib-i ısyânları azdır. Şûrîze cânları pür-nâzdır. Ve cemî‘i halkı ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at müdâvim-i namâzdır. Ganîmet şehir olduğundan cemî‘i müsâfirîne ri‘âyet edüp misâfirîne da‘vet edüp ikrâm-ı it‘âm ederler. Halîm ü selîm ve halûk u sâhib-i tab‘ yârândan âlüfte ü âşüfte erbâb-ı ma‘ârifi çokdur. İklîm-i hâmisin âharı vasatında vâkı‘ olmağıla şiddet-i şîtâsı şedîd olur. Ammâ cümle halkı tendürüstdür. Atvel-i nehârî (---)(---) ve arz-ı beledî ilm-i usturlab üzre (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 120a ·
metinde göster ·
… irâ ni‘metleri mebzûl ve sâhib-i tab‘ u sâhib-i kerem hânedân sâhibleri halûk u
selîm ve
âlüfte ü âşüfte yârândan, sebük-rûh, halûk u mütevâzı‘ ahâlisi vardır. Hudâ cüm …
Niçe bin garîbü'd-deyyâr bu şehirde terk-i dâr-ı diyâr edüp lenger-i ikâmet bırağup bir takrîb ile müte’ehhil olup hânedân sâhibleri olmuşlardır. Zîrâ cemî‘i a‘yân [u] eşrâfı muhibb-i garîbü'd-diyârdırlar. Birer gûne hüsn-i hâl ile gurebâya ri‘âyet-i firâvân edüp kayd-bend ederler. Zirâ ni‘metleri mebzûl ve sâhib-i tab‘ u sâhib-i kerem hânedân sâhibleri halûk u selîm ve âlüfte ü âşüfte yârândan, sebük-rûh, halûk u mütevâzı‘ ahâlisi vardır. Hudâ cümlesinden râzî ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166b ·
metinde göster ·
… ve bir at ve bir yorga verdi. Hudâ ol ağadan râzı ola, bir sebük-rûh ve halîm ü
selîm ve
bir refîk-i yâr-ı sâdık ve hem-râh-ı muvâfık kimesne imiş kim anlar dahi seyâha …
Evvelâ Tebrîz hânından bu hakîr bir kise guruş harcırâh ve bir kat esvâb (---) ve iki re’s bisâtıyla kara çubuk atlarından mu‘teber at ve iki re’s çapar yorğa alaca at-ı sâfinât ve bir pençe-i âfitâb Gürcî gulâm-ı mehtâb verüp şâhrâhımız üzre olan hânlara ve sultânlara kâmil yetmiş kıt‘a muhabbetnâme varaklar verdi kim hândan hâna ve sultândan sultâna mu‘azzez ve mükerrem ubûr idevüz ve elli aded kişi kendi nökerlerinden refîk verüp bizimle elli âdem kalup mâ‘adâsın Van'a hânın hedâyâlarıyla yollayup sebük-bâr kaldım. Ve Murtezâ Paşa Ağası Alî Ağa karındaşımızın dahi elli nefer âdemi kalup Tebrîz hânı ana da bir kise guruş ve bir at ve bir yorga verdi. Hudâ ol ağadan râzı ola, bir sebük-rûh ve halîm ü selîm ve bir refîk-i yâr-ı sâdık ve hem-râh-ı muvâfık kimesne imiş kim anlar dahi seyâhate tâlib ü râğıblar imiş. Diyâr-ı Acem'i tûlen ü arzen yemîn ü yesâra gezmeğe azîmet etdiğimizde aslâ tereddüd-i kelâm etmeyüp evvelâ Bismillah ile Tebrîz hânıyla vedâlaşup Tebrîz'in cânib-i şarkîsinde beş fersah ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 304a ·
metinde göster ·
… â cümlesi yârândan âlüfte vü âşüfte ve yârân-ı ehl-i dilân sebük-rûh ve halîm ü
selîm ve
halûk u merd-i meydândır kim ni‘metleri bây u gedâya ve fukarâ vü zu‘afâya mebz …
Bu kavm-i Bağdâd bir girdâbda kalmış kişi gibidir. Bu şehr-i Bağdâd'a Acem şâhı istîlâ etse ehl-i Bağdâd'a, "Ey Nu‘mân-ı A‘zamî-i Sünnî!" ve Âl-i Osmân mutasarrıf olsa bu ehl-i Bağdâd'a, "Ey Şâhseven Şî‘î vü Râfızî vü Hâricî!" derler. Bu hâl üzre ehl-i Bağdâd arada kalmışdır. Ammâ cümlesi yârândan âlüfte vü âşüfte ve yârân-ı ehl-i dilân sebük-rûh ve halîm ü selîm ve halûk u merd-i meydândır kim ni‘metleri bây u gedâya ve fukarâ vü zu‘afâya mebzûldur. Ve cümle muhibb-i garîbü'd-diyârlardır. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 345b ·
metinde göster ·
… îsinde cümle Hindî ve Özbekî ve Çağatayî ve Kumuk kavmi sâkin olmuşdur. Halîm ü
selîm ve
halkdan münzevî künc-i mihnetde sâkin âdemler vardır. Ve tekye-i,
Sitâyiş-i tekye-i erbâb-ı tarîk-ı dervîşân: Cümle (---) aded tekyegâh-ı seyyâhândır. Evvelâ mezâristân içinde tekye-i Hazret-i Muhammedü'l-Gavs tarîk-ı Hâcegân-ı Nakşıbendî'de bu Şeyh Muhammedü'l-Gavs kutbiyyete kadem basmış ulu sultândır. Kubbe-i âlîsinde cümle Hindî ve Özbekî ve Çağatayî ve Kumuk kavmi sâkin olmuşdur. Halîm ü selîm ve halkdan münzevî künc-i mihnetde sâkin âdemler vardır. Ve tekye-i,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 386a ·
metinde göster ·
… u eşrâf-ı sığâr ile hüsn-i ülfet etdiğinden eylik zâyi‘ olmayup "Bizim halîm ü
selîm ve
halûk paşa efendimiz geldi" deyü paşanın yoluna var makdûrların bezl edüp hedây …
Bir ağavâtımız tencere ve kahve kaynatmağa ihtiyâc olmadılar, zîrâ Melek Paşa efendimiz sene (---) târîhinde Erzurûm vâlîsiyken paşa efendimiz a‘yân ve kibâr u eşrâf-ı sığâr ile hüsn-i ülfet etdiğinden eylik zâyi‘ olmayup "Bizim halîm ü selîm ve halûk paşa efendimiz geldi" deyü paşanın yoluna var makdûrların bezl edüp hedâyâ-yı vâfire ve ni‘met-i hulviyyât-ı mütekâsireler getirirlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 16b ·
metinde göster ·
Nehr-i Tuna sâhilinde Belgrad tarafında çâr-kûşe bir seng-i tırâş kal‘a-i savaşdır kim cemî‘i ahcârları Ferhâd-vâr tîşe-i üstâd mi‘mârdan çıkup mücellâ ve musaykal dîvâr-ı serâmeddir. Hakkâ ki Âl-i Osmân elinde eyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn hisâr-ı kadîm ve sûr-ı azîm yokdur ve eyle bir rabât-ı müzeyyen ve şehr-i medyendir kim binâsı bir refî‘ü'l-bünyân ve halkı halîm ü selîm ve sâhibü'ş-şân âdemlerdir. Üstâd-ı selef-i mühendisîn var makdûrun sarf edüp alâ mehil bir kal‘a inşâ etmişdir kim hâlâ seyyâhân-ı berr [ü] bihâr içre memdûh olup hasretü'l-mülûk bir kal‘a-i mahbûbdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 182b ·
metinde göster ·
… ile yâd olmağiçün deryâda katre ve güneşde zerre kadar hüsn-i hâli ve halîm ve
selîm ve
dil-nüv[â]zlığın yâd ede. Eğerçi cemî‘i ahvâlâtların ta‘rîf ü tavsîf ve tahrîr …
İmdi fânîden bâkîye irtihâl eden cânlara hayr du‘â lâzımdır kim hayr du‘â Allâhu Ta‘âlâ katında makbûl-i dergâh olup bâkîdir. Ve cemî‘i mevtâ-yı ehl-i kubûr hayr du‘âya muhtâclardır. Eyle olsa rûh-ı Melek Paşa hayr ile yâd olmağiçün deryâda katre ve güneşde zerre kadar hüsn-i hâli ve halîm ve selîm ve dil-nüv[â]zlığın yâd ede. Eğerçi cemî‘i ahvâlâtların ta‘rîf ü tavsîf ve tahrîr etsek bir tomar-ı müdevven olur, ammâ bu abd-i hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr fakîr paşa-yı merhûma akrabâlığımız hasebiyle ve ihtilât-ı küllîmiz olmak niçe niçe esrârlarına vakıf olduğumuz mertebe ba‘zı menâkıb-ı hüsn-i hâllerin bu Seyâhatnâme'mize tahrîr edelim. Ümîzdir kim kırâat eden yârân-ı zevi'l-ihtirâmlar merhûm Melek Paşa rûhiyçün bir Fâtiha tilâvet edeler. Ve billâhi't-tevfîk, âh el-firâk el-firâk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46a ·
metinde göster ·
… med ü kârdân ve cezbe-i kulûba mâlik sâhib-i hânedân bir alay halûk ve halîm ve
selîm ve
oğuz gâziyân, merd-i meydân dilâver ve server ve hünerver fetâlardır. Hattâ cüm …
Hakkâ ki yarar ve nâmdâr şemşîrkâr yiğitleri var kim cümlesi hîle ve hud‘adan ârî pâk-nijâd mu‘temed ü kârdân ve cezbe-i kulûba mâlik sâhib-i hânedân bir alay halûk ve halîm ve selîm ve oğuz gâziyân, merd-i meydân dilâver ve server ve hünerver fetâlardır. Hattâ cümlesi şer‘-i şerîfe ol kadar mutî‘ u münkâdlardır kim emr-i şer‘-i Resûl-i mübînin demeden gayri bir şey demezler ve hîle yolun bilmezler. Hemân düşmana doğru varırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93a ·
metinde göster ·
… kasaba halkı ten-dürüstlerdir. Yohsa havâsı sakîldir, ammâ halkı gâyet halîm ve
selîm ve
oğuz ve garîb-dost ve sofra sâhibi âdemlerdir.
El-hâsıl derk-i esfel-vâr bir dâr-ı diyârdır. Ve havâsı dahi gâyet sakîldir. Ancak bu rabtanın şarkîsi tarafındaki kal‘a kayası dibinde niçe yüz yerden âb-ı hayât buz pâresi gibi suları cereyân edüp âsiyâb-ı mâları deverân etdirir mâ-i kevserlerdir kim mâh-ı Temmûz'da bu uyûn-ı zülâllerden üç yudum huzûr ile mük. 137a içilmez. Tâ bu mertebe sovuk suları var kim iki âdem bir toklu kuzuyu yemeğe kâdir olur, bu serî‘u'l-hazm âb-ı sâfî suları nûş etmeğile bu kasaba halkı ten-dürüstlerdir. Yohsa havâsı sakîldir, ammâ halkı gâyet halîm ve selîm ve oğuz ve garîb-dost ve sofra sâhibi âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 137b–137a ·
metinde göster ·
… kim fâtih-i Mısır'dır. Ammâ aceb vâkı‘ olmuşdur. Süleymân Hân-ı mağfûrun babası
Selîm ve
oğlu Selîm, iki Selîm mâbeyninde bir Süleymân idi.
Bu Selîm Hân-ı Sânî bir uğuru açık pâdişâh-ı cem-cenâb idi. Be-kavl-i müverrihîn bunlara Serhoş Sultân Selîm derler. Dedesine Yavuz Sultân Selîm derler kim fâtih-i Mısır'dır. Ammâ aceb vâkı‘ olmuşdur. Süleymân Hân-ı mağfûrun babası Selîm ve oğlu Selîm, iki Selîm mâbeyninde bir Süleymân idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 175b ·
metinde göster ·
… dehu 3 sene kal‘a-i Yanık dest-i İslâmda durup Yanık vâlîsi Mahmûd Paşa halîm ü
selîm ve
hümec âdem olup yeniçeri ağası olan Yahyâ Ağa şeb [ü] rûz mest-i müdâm olup cem …
Ba‘dehu 3 sene kal‘a-i Yanık dest-i İslâmda durup Yanık vâlîsi Mahmûd Paşa halîm ü selîm ve hümec âdem olup yeniçeri ağası olan Yahyâ Ağa şeb [ü] rûz mest-i müdâm olup cemî‘i asker dahi subh u mesâ mest evgâr-ı bîkâr olduklarından kal‘a gözedilmez olup ba‘dehu bu esnâda Hâdım Hasan Paşa Der-i devletde sadrıa‘zam olup birkaç günden zorbalar Hasan Paşa'yı katl e[t]dirüp Cerrâh Mehemmed Paşa sadrıa‘zam olup Devlet-i Âl-i Osmân helc [ü] melc olduğundan kal‘a-i Yanığ'a ne hazîne ve ne zahîre gönderilmediğinden Yanık'da asker az kalup bir kaht [u] galâ dahi müstevlî olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47a ·
metinde göster ·
… lkı Boşnak gâzîleridir. Ekseriyyâ ticâret ile geçinir bir alay halûk u halîm ve
selîm ve
musallî sulehâ-yı ümmetden kimesnelerdir kim niçeleri mücâhidün fî-sebîlillâh c …
Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbeleri memdûh-ı âlemdir. Cümle halkı Boşnak gâzîleridir. Ekseriyyâ ticâret ile geçinir bir alay halûk u halîm ve selîm ve musallî sulehâ-yı ümmetden kimesnelerdir kim niçeleri mücâhidün fî-sebîlillâh cânlardır. Lisânları yine Sırf ve Bulgar ve Potur ve Latin ve Macarcadır, zîrâ vilâyetleri Macar diyârıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 78a ·
metinde göster ·
… du‘â ve senâ ve gülbâng-ı Muhammedî ile kapuları küşâde ederler. Ammâ Şehzâd[e]
Selîm ve
Şehzâde Süleymân Hân bu Kefe'de hâkim iken her sabâh her kapuda birer kurbân du …
Bu mezkûr kapular ikişer kat bâb-ı hadîdlerdir kim dîdebânları ve gümrükçü kolcuları dâ’imâ nigehbânlık edüp vakt-i gurûbda sedd-i bâb edüp miftâhların her şeb yeniçeri ağasına teslîm edüp ale's-sabâh yine alup du‘â ve senâ ve gülbâng-ı Muhammedî ile kapuları küşâde ederler. Ammâ Şehzâd[e] Selîm ve Şehzâde Süleymân Hân bu Kefe'de hâkim iken her sabâh her kapuda birer kurbân du‘â ile kesilüp kapuları açarlarmış, ammâ şimdi bir tavuk bile boğazlamazlar. Bu haberi iki yüz yaşında kart Tatarlardan istimâ‘ edüp kurbân ahvâlin yazmışım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 139b ·
metinde göster ·
Andan sonra yerine Özbek Hân hân olup gâyet halîm ü
selîm ve
dîndâr müselmân hân-ı âkıl olduğundan vilâyet-i Kırım içre meyân-ı cüyûşda köy …
Andan sonra yerine Özbek Hân hân olup gâyet halîm ü selîm ve dîndâr müselmân hân-ı âkıl olduğundan vilâyet-i Kırım içre meyân-ı cüyûşda köy köy aşkıyâlar zâhir olup nefs-i Kırım içi helc [ü] melc olduğun Mâverâü'n-nehir'de Tohtamış Hân Kırım'ın bu hâline muttali‘ olup "Fursat ganîmetdir" deyüp yüz bin asker ile Kırım vilâyeti üzre gelüp hikmet-i Hudâ ol müslim ve sâlih ve mütedeyyin Özbek Hân'ı Tohtamış Hân bozup Özbek Hân dahi Kırım'dan deşt-i Kıpçağ'a andan vilâyet-i Semengân'da Timur Hân'ın yanına düşüp ilticâ eder, ammâ beri tarafda Tohtamış Hân diyâr-ı Kırım'a müstakil hân olup cümle Kırım halkı bi'z-zarûrî idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 199a ·
metinde göster ·
… n-i hurmeleri vardır. Ve cemî‘i halkında sulehâ-yı ümmetden ehl-i tarîk halîm ü
selîm ve
halûk âdemleri vardır. Hak cümlesinden râzı ola.
Bu şehrin nisâ tâ’ifeleri bu mezkûr sultân-ı merhûmların rûhâniyyetleri sebebiyle gâyetü'l-gâye sâliha-i mestûre Râbi‘a-i Adeviyye gibi mü’eddebe ve taşra çârsû-yı bâzâra çıkmaz havâtîn-i hurmeleri vardır. Ve cemî‘i halkında sulehâ-yı ümmetden ehl-i tarîk halîm ü selîm ve halûk âdemleri vardır. Hak cümlesinden râzı ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 231b ·
metinde göster ·
nedîm kelâm-ı örfîye(?) mâlik fasîhü'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân bâbâ-yı âlem gar …
Ve cemî‘i halkı halûk ve halîm ü selîm ve nedîm kelâm-ı örfîye(?) mâlik fasîhü'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân bâbâ-yı âlem garîbü'd-diyâr muhibbi a‘yân-ı kibârları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 271b ·
metinde göster ·
Bu kavmin cümle me’kûlât [u] meşrûbâtları Fâtih-i Mısır
Selîm ve
Süleymân Hân ve Murâd-ı Sâlis ve Sultân Ahmed hayrâtlarından Mısır'da Deşîşe-i …
Bu kavmin cümle me’kûlât [u] meşrûbâtları Fâtih-i Mısır Selîm ve Süleymân Hân ve Murâd-ı Sâlis ve Sultân Ahmed hayrâtlarından Mısır'da Deşîşe-i Kübrâ ve Deşîşe-i Suğrâ ve Murâdiyye ve Mehemmediyye ve Hâsekiyye i‘tibâr etdükleri evkâflardan on dörd bin kerre yüz bin erdep gılâl tahsîl olup Mısır'dan Süveys'e andan gemiler ile Yenbû‘ü'l-bahr'e andan develer ile Medîne-i münevvereye gelüp her kes elinde olan berât-ı pâdişâhîleri üzre cerâyelerin alup pâdişâha hayır du‘â ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y294b ·
metinde göster ·
Süleymân üzre dahi eğer Hasanî ve eğer Hüseynî hasîb ü nesîb sâdât-ı kirâmdan i …
Kânûn-ı kadîm-i Selîm ve Süleymân üzre dahi eğer Hasanî ve eğer Hüseynî hasîb ü nesîb sâdât-ı kirâmdan ihtiyâr kimesneler hâkim ola. Ammâ ol şart ile hâkim olalar kim Âl-i Osmân'dan me’zûn olalar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y332a ·
metinde göster ·
… în ve Sultân Barkûk ve Sultân Ferec ve Sultân Kayıtbay ve Âl-i Osmân'dan Sultân
Selîm ve
Süleymân Hân ve Sultân Murâd-ı Sâlis ve Sultân Ahmed ve Sultân Murâd-ı Râbi‘ ki …
Ve Hazret-i Risâlet'den sonra Ka‘be-i şerîfi Emîrü'l-mü’mînin Hazret-i Ebâ Bekir ve Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osmân ve Hazret-i Alî ve Hazret-i Mu‘âviye ve Hazret-i Zübeyr İbnü'l-Avâm ve Haccâc-ı Zâlim Yûsuf ve Âl-i Abbâsiyân'dan Ebû Ca‘fer Mansûr Devânıkî ve Mehdî Abbâs ve Musul halîfesi Eşref Şa‘bân ve Melik Eşref Barsbay ve Nûreddînü'ş-Şehîd ve Yûsuf Salâhaddîn ve Sultân Barkûk ve Sultân Ferec ve Sultân Kayıtbay ve Âl-i Osmân'dan Sultân Selîm ve Süleymân Hân ve Sultân Murâd-ı Sâlis ve Sultân Ahmed ve Sultân Murâd-ı Râbi‘ ki fâtih-i Bağdâd'dır ve Sultân İbrâhîm. Bu mezkûrûn halîfe-i zıllullâhın cümlesi ve niçe bin mülûk-i selef ve a‘yân-ı divel Mekke-i mükerremeyi tevsî‘ ü termîm edüp bâlâda tavsîf etdiğimiz üzre binâ olunup gûyâ cennet-i firdevs-âşiyân mekân oldu. Ve hâlâ ta‘mîr [ü] termîm olunup günden güne şehri ve Harem-i şerîfi ma‘mûr olmadadır. Ammerekallâhu ilâ inkırâzı'd-devrân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y340a ·
metinde göster ·
… erinin telâmîzlerinden olmağile bu hakîrin şerîkidir. Mısır hâkinde böyle halîm
selîm ve
sûzinâk muhrik savt-ı hazînli sebükrûh çelebi yokdur. Yevm-i cum‘ada hutbesin i …
Ve bir mahdûm-ı mükerrem hatîbi var kim Kur’ân-ı azîmi ve Furkân-ı mecîdi tilâvet etdikde istimâ‘ eden tâze cân bulur. Sulehâ-yı ümmetden çelebi âdemdir. Üstâdımız Şeyh Alî Sümürlisî hazretlerinin telâmîzlerinden olmağile bu hakîrin şerîkidir. Mısır hâkinde böyle halîm selîm ve sûzinâk muhrik savt-ı hazînli sebükrûh çelebi yokdur. Yevm-i cum‘ada hutbesin istimâ‘ etmeğe ol kadar cemâ‘at-i kesîre gelür kim câmi‘de bir sâ‘at mukaddem bir yer bulunmak ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y104b ·
metinde göster ·
… erin ferd-i âferîdeden bir kimesne bilmeyüp istimâ‘ olunmamışdır. Gâyet halîm ü
selîm ve
halûk hande-rû âdemlerdir, ve gâyet mahabbetli garîb-dost âdemlerdir. Hattâ hak …
Ve bu kavm gâyet ankâ müstakîm bâzergânlardır. Ve bir ân cenâbet gezmezler. Hind ü Sind'e, Fûncistân ve Dumbistân'a ticâret edüp geçinirler, gâyet hisâbî kavmdir. Cemî‘i zamânda bu kavmin isyân u tuğyân etdiklerin ferd-i âferîdeden bir kimesne bilmeyüp istimâ‘ olunmamışdır. Gâyet halîm ü selîm ve halûk hande-rû âdemlerdir, ve gâyet mahabbetli garîb-dost âdemlerdir. Hattâ hakîrden bin guruşluk ba‘zı metâ‘-ı sakîllerimiz sîrü'n-nâsdan ziyâdeye alup inâd u muhâlefet etmediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y438b ·
metinde göster ·
… u azîz kimesneler var. Ve cümle ahâlîsinin reng-i rûyları esmerü'l-levn halîm ü
selîm ve
halûk u mütevâzı‘ ve ehl-i sülûk kimesnelerdir. Ve kâr [u] kisbleri cümlesinin …
Ve cümle halkı fukarâ olduklarından öşr-i sultânîden gayrı tekâlîf-i örfiyyeden berîlerdir. Ve şehirleri vakfullâhdır. Ve cümle halkı Ashâb-ı güzîn ve Erbâb-ı soffa ve Muhâcirîn [ü] Ensâr evlâdlarıdır kim hîn-i fethde kalmışlardır. Ve gâyet sulehâ-yı ümmetden ulu azîz kimesneler var. Ve cümle ahâlîsinin reng-i rûyları esmerü'l-levn halîm ü selîm ve halûk u mütevâzı‘ ve ehl-i sülûk kimesnelerdir. Ve kâr [u] kisbleri cümlesinin koyunlarından hâsıl olan beyâz yünden sof ve ihrâm ve şâl destâr dokuyup kâr ederler. Hadîsde kim hadîsdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
… Kandiye bunun re’yile sulh oldu. Müdebbir ve iskemle hâkimi ve halûk u halîm ü
selîm ve
yârândan mahabbet-i ulemâ ve latîfe-gûy kimesne idi. Ol kadar semiz idi kim her …
Ve Kethudâ Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa: Mostar kurbunda Poçetel nâm kal‘ada hâsıl olmuşdur. Bir lahm [u] şahm sâhibi mücessem Boşnak âdemi idi. Kandiye bunun re’yile sulh oldu. Müdebbir ve iskemle hâkimi ve halûk u halîm ü selîm ve yârândan mahabbet-i ulemâ ve latîfe-gûy kimesne idi. Ol kadar semiz idi kim her at anı götüremez idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·